<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Zehirli Örümcek</title>
	
	<link>http://www.zehirliorumcek.net</link>
	<description>Reklam ve Medya Eleştirileri...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Nov 2009 23:49:08 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/zehirli" type="application/rss+xml" /><feedburner:emailServiceId>zehirli</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><item>
		<title>“Büyük Patlama”yasın Emi!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/zehirli/~3/aN0eZAhR6ys/</link>
		<comments>http://www.zehirliorumcek.net/2009/11/06/buyuk-patlamayasin-emi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 23:49:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur ALMIŞLAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[big bang]]></category>
		<category><![CDATA[büyük patlama]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zehirliorumcek.net/?p=1268</guid>
		<description><![CDATA[Bilim adamları, profesörler, fizikçiler, din adamları vs… Aslında hiç birisi gerçeği bilmiyor. Ben biliyorum ama söylemem! Söylemem çünkü şu an yazacağım ve yazmak söylemekten daha kolay geliyor. Hani alışmanın sevmekten daha zor geldiği gibi… Neyse. Efendim koca koca adamlar ekranlara çıkıyor ya da dergilerde, gazetelerde yazıyorlar “Evren genişliyor”. Külliyen yalan. Yok öyle bir şey. Evrenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim adamları, profesörler, fizikçiler, din adamları vs… Aslında hiç birisi gerçeği bilmiyor. Ben biliyorum ama söylemem! Söylemem çünkü şu an yazacağım ve yazmak söylemekten daha kolay geliyor. Hani alışmanın sevmekten daha zor geldiği gibi… Neyse. Efendim koca koca adamlar ekranlara çıkıyor ya da dergilerde, gazetelerde yazıyorlar “Evren genişliyor”. Külliyen yalan. Yok öyle bir şey. Evrenin genişlediği falan yok. Zaten evrenin genişlediğini iddia edenlere  “Hadi o zaman ispatla” desen “Hadi ya! Şimdi mi?” diye bahane uydurup kaçacak delik ararlar. Çünkü evreni nasıl ölçecekler ki, ellerinde evrenmetre mi var? Yok tabi. Anca sallıyorlar. Biz de zaten anlamıyoruz ya, ver gazı gitsin. Ayrıca ben evrenin sonsuz olduğuna inanıyorum. E sonu yoksa nasıl anlayacaksın genişlediğini? Sonu yok ki sınırı olsun da git ölç! Onun için severim ben “Sınır tanımayan”la başlayan sivil toplum kuruluşlarını. Severim sevmesine de, her şeyin de bir sınır var be kardeşim ayıp yahu!<span id="more-1268"></span></p>
<p>Şimdi bu evrenin genişlediğini söylüyorlar ya, aslında ben de hak veriyorum bazen bunu söyleyenlere. Ama benim kendi teorim var genişlemeyle ilgili. Hani “Evrenin her parçası tümünü içerir” sözü var ya, heh işte, benim teorim de bu sözle bağlantılı. Bilimsel açıklama yapmak için öyle koskocaman evreni düşünüp hesap yapmaya gerek yok. Sadece insan yeterli tüm teori için. İnsan en önemli varlık bu evrende ve bizzat kendisi evrenin. İnsanın oluşum sürecini incelersek evrenin genişlediğini görürüz. Yani evreni insan diye düşüneceğiz ve genişlediğini göreceğiz. İlk önce bir sperm ve bir zigot var. Sonra bu iki farklı hücrenin birleşmesinden bir hayat oluşmaya başlıyor. Ne diyor bilim adamları buna “Bing Bang” yani “Büyük Patlama”. Onlar evrenin “Bing Bang”la oluştuğunu iddia ediyorlar. Haksız da sayılmazlar ama yanlış yerde arıyorlar. O kadar gerilere gitmeye ya da İsviçre’ye gidip milyarlarca dolar harcayıp “Hadi lan yapalım şu büyük patlamayı, başarcez olum” demelerine hiç gerek yok. Yazık lan bu adamlara! Bak burada bir daha söylüyorum; sperm ve zigotun çarpışmasıdır “Bing Bang” başka şey aramayın. Spermle zigot çarpışır ve yeni bir hayat meydana gelir. Al sana “Bing Bang”…</p>
<p>O kadar para dök, araştır, saçları uzat ve beyazlat, bazen de dök, kola şişesinin dibi gibi gözlük tak, sosyal hayattan al kopar kendini, ne için tüm bunlar he ne için? İsviçre’de koskocaman alanı deney sahası yapıp, “Bing Bang”i görmek için. Abicim aç YouTube’yi izle oradan iki dakika ne olacak! Diyorum sana; spermle zigotun çarpışma anıdır büyük patlama. Budur “Bing bang” daha neyi arıyorsunuz? Bak daha neler anlatacağım dinle(aman işte oku yahu)</p>
<p>Spermle zigot çarpışınca büyük patlama meydana gelir. Sonra giriş, gelişme bölümlerine geçilir. Şişe dibi gözlüklülere göre; suyun oluşumu, bakteriler, bitkiler, ilk canlılar, dinozorlar, maymunlar, evrim ve insan falan. Ama doğrusu; 1 aylık, 2 aylık, 3 aylık, 4 aylık (…) 9 aylık ve doğum. İşte nur topu gibi insan, al sana evren… Bu da dünyanın oluşumudur. Şimdi gelelim evrenin genişlemesine. Evren bizzat insanın kendisi olduğu için genişleme de insanla ölçülür. İlk döllenmede minicik bir topken, 9 ayda 3-4 kiloluk bebek olur. Bir yumurtanın insan olması için geçen sürede, insan yani evren sürekli büyür, yani genişler. İnsan doğduktan sonra da her an, her saniye bu büyüme devam eder. Yani evren sürekli genişler. Formül yok, deney yok, hesap yok kitap yok. Ne var? Gözlem var, akıl var, fikir var. Hadi şimdi siz deneyinizin başına gidin. Fazla da zorlamayın ne olur ne olmaz…</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zehirli/~4/aN0eZAhR6ys" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zehirliorumcek.net/2009/11/06/buyuk-patlamayasin-emi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.zehirliorumcek.net/2009/11/06/buyuk-patlamayasin-emi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>OMO ve 300 Spartalı Çocuk!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/zehirli/~3/q1O9O5uJpcs/</link>
		<comments>http://www.zehirliorumcek.net/2009/11/01/omo-ve-300-spartali-cocuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 02:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur ALMIŞLAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya / Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[300 spartalı]]></category>
		<category><![CDATA[omo]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[sparta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zehirliorumcek.net/?p=1266</guid>
		<description><![CDATA[Çocukken oyun alanlarımızdan birisi de inşaatlardı. Kalabalık olduğumuz zamanlarda hırsız-polisçilik oynardık. Bir gurup hırsız olup inşaata girer ve saklanırdı. Diğer gurup ise polis olur ve inşaatta saklanan hırsızları bulmaya çalışırdı. Hem hırsızların hem de polislerin ellerinde mantar tabancaları olurdu. Mantar tabancası olmadığı zaman tahtadan yaptığımız tüfek ve tabancalara “Dışinyaa” şeklinde ses efekti verir ve birbirimizi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukken oyun alanlarımızdan birisi de inşaatlardı. Kalabalık olduğumuz zamanlarda hırsız-polisçilik oynardık. Bir gurup hırsız olup inşaata girer ve saklanırdı. Diğer gurup ise polis olur ve inşaatta saklanan hırsızları bulmaya çalışırdı. Hem hırsızların hem de polislerin ellerinde mantar tabancaları olurdu. Mantar tabancası olmadığı zaman tahtadan yaptığımız tüfek ve tabancalara “Dışinyaa” şeklinde ses efekti verir ve birbirimizi vururduk. Güzel ama tehlikeli bir oyundu. Oyunun tehlikesi “Dışinyaa”lar değil inşaatın kendisiydi. Her tarafta çiviler, tahtalar, çimento torbaları, kireç, tuğla, demir, tel vb malzemeler vardı. Ayrıca inşaatın merdivenlerinde korkuluklar, pencerelerinde camlar yoktu ve her an bir kaza yaşanabilirdi. Birisi üst katlardan düşebilir ya da altta duran birisinin kafasına demir, tuğla ya da beton düşebilirdi. En heyecanlı olanı ise, inşaatta çalışan ustalardan birisi her an gelebilir ve bizi dövebilirdi. Onun için inşaatın girişinde “İnşaata girmek tehlikeli ve yasaktır” yazardı. İnşaatlarda oynamak güzeldi ama tehlikeliydi.<span id="more-1266"></span></p>
<p>İnşaatlarda oynamaya karar vermek biraz zordu çünkü her çocuk inşaatın tehlikeli bir yer olduğunu bilirdi. Bu yüzden “İnşatta oynayalım mı?” sorusuna hiç düşünmeden “Evet hadi” şeklinde bir cevap vermezdik. Bazen ustadan korkardık, bazen inşaatın kendisinden. İnşaata girmek, inşaattan kuma atlamak çocuklar arasında cesaret göstergesiydi. Ama çocukken aynı zamanda biraz aptaldık da. Çünkü çocuklar hayatı, gerçeği ve tehlikeyi tam bilmiyor. Hiçbir anne ve baba çocuğunun inşaata oynamasını istemez. Çünkü tehlikeli yerlerdir inşaatlar. Bırakın çocukları, inşaatlar çoğu zaman büyükler için bile tehlikeli bir yer. Şimdi buraya kadar inşaat ve tehlikelerinden bahsettim, peki neden? Tüm bu yazdıklarım <a href="http://www.youtube.com/watch?v=TBj5lWXRLTc" target="_blank">Omo’nun yeni reklamıyla</a> ilgiliydi. Hani şu “<strong>Korkularını yenmek ve cesur olmayı öğrenmek her çocuğun hakkıdır</strong>” sloganlı reklam. Reklamda, sokakta top oynayan çocukların topu bir evin camından içeriye giriyor. Ev de öyle böyle bir ev değil; çocukluk zamanlarımızdaki “Perili ev”lerden. Evde kimse yaşamıyor, ev ahşaptan, ha çöktü ha çökecek, içinde kim yaşıyor belli değil, içeride tinerciler mi var yoksa sarhoşlar mı bilinmiyor. Nereden bakarsanız bakın reklamdaki ev inşaatlar kadar tehlikeli. Omo da çıkmış çocuklarımıza bu tür bir eve girin cesaretinizi ispatlayın diye yol gösteriyor. Hiç oldu mu? Hiç olur mu? Böyle bir fikri çocukların akıllarına nasıl sokarsınız? Bu reklamın senaryosu yazılırken, reklam çekilirken hiç mi düşünülmedi? Çok merak ediyorum; bu tip, çocuklarla ilgili reklamlar hazırlanırken bir sosyologdan ya da psikologdan destek alınıyor mu? Ne yapıyorsunuz siz arkadaşlar? Çocuklar neden bu şekilde cesur olmak zorundalar, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sparta#Sparta_Uygarl.C4.B1.C4.9F.C4.B1" target="_blank">Spratalı</a> mı bu çocuklar? Çocuklar korkularını dişçiyle yensinler, aşı olurken cesur olsunlar, derslerine çalışsınlar ve okulda öğretmenleri bir soru sorduğunda o soruya cevap vermek için parmak kaldırmakta cesur olsunlar. Ne işleri var küçücük çocukların tehlikeli yerlerde? Bugün o yıkık dökük ve tehlikeli eve girmeyi cesaret sanan çocuklar, yarın otoyollarda son sürat araba sürmeyi, emniyet kemeri takmamayı, vapur iskeleye gelmeden atlamayı, havaya tabanca sıkmayı cesaret sanacaklar. Hadi reklamdaki ev güvenli diyelim çünkü reklam o ama o reklamı seyreden bir çocuk çok tehlikeli bir yerde aynı durumla karşılaştığında “Cesur olmam lazım” diyerek hayatını tehlikeye atar ve hayatını kaybederse ne olacak? Bunun sorumlusu kim olacak?</p>
<p>Lütfen reklamı bir kez daha izleyin ve verdiğiniz mesajı iyi düşünün. Lütfen arkadaşlar! Çocukları ilgilendiren reklamları yaparken daha dikkatli olmamız lazım&#8230;</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zehirli/~4/q1O9O5uJpcs" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zehirliorumcek.net/2009/11/01/omo-ve-300-spartali-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.zehirliorumcek.net/2009/11/01/omo-ve-300-spartali-cocuk/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Nefes – Vatan Sağolsun</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/zehirli/~3/TQy5Gq2hyq0/</link>
		<comments>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/30/nefes-%e2%80%93-vatan-sagolsun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 15:10:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur ALMIŞLAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[levetn semerci]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[vatan sağosun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zehirliorumcek.net/?p=1264</guid>
		<description><![CDATA[Dün gece izledim bu sinema filmini. Sonbahar isimli filmden sonra son zamanlarda beni çok derinden etkileyen ikinci filmdi Nefes… Açıkçası Nefes’im tutuldu. Askerliğini yapmış hele ki askerliğini çatışmaların en yoğun olduğu günlerde yapmış olanlar için “Bilinen” ama sadece o çatışmalarda bulunanların bileceği ve geride kalanların sadece ekranlardan görebildikleri bir hikâye, o anı yaşayanlar ve bilenler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün gece izledim bu sinema filmini. Sonbahar isimli filmden sonra son zamanlarda beni çok derinden etkileyen ikinci filmdi Nefes… Açıkçası Nefes’im tutuldu. Askerliğini yapmış hele ki askerliğini çatışmaların en yoğun olduğu günlerde yapmış olanlar için “Bilinen” ama sadece o çatışmalarda bulunanların bileceği ve geride kalanların sadece ekranlardan görebildikleri bir hikâye, o anı yaşayanlar ve bilenler içinse acı bir gerçek. Nefes…</p>
<p>Ben de askerlik yaptım. Fakat ben nefesimi hep sakin alıp verdim. Çünkü ben filmdeki gibi bir bölgede yapmadığım askerliğimi. Askerlik iki bölümdür; acemi birliği ve usta birliği. Acemi birliğinde herkes sakin nefes alıp verir. Acemi birliklerinde pek sıkıntı yoktur; şimdiye kadar alışık olmadığımız bir ortamın yabancılığı, eğitimler, askeri kurallar, ilk silahla tanışma, emirler, cezalar… Askerliğini yapan herkes ilk heyecanlı nefesini bir gün verir. Çok iyi hatırlıyorum o günü, ilk nefesi ne zaman verdiğimi. Günü gelmişti, artık acemiliğimiz bitmiş ve dağıtımlarımız belli olacaktı. <span id="more-1264"></span>Kim hangi birliğe hangi bölgeye gidecek belli olacaktı. Her bölük kendi yemekhanesinde toplanmıştı. Biz de kendi bölüğümüzle yemekhanemizdeydik. Hepimiz masalara oturduk. Bölük komutanımız, astsubaylarımız, uzman çavuşlarımız ve usta askerlerden bazıları yemekhanenin yemek dağıtılan geniş bölümünde bize doğru dönmüşler, ellerinde dağıtım listeleriyle son hazırlıklarını yapıyorlardı. Ve işte yemekhanenin kapıları kapandı. Şu an o gün hissettiklerimi hala hissedebiliyorum!</p>
<p>Dağıtımlarımız okunmaya başlamadan önce komutanlarımız bize bazı uyarılarda bulundular; “Kimse dağıtım birliğini duyunca ‘Oh’ ya da ‘Tüh’ diye bağırmasın. Kimse bir başkasını tebrik ya da teselli de bulunmasın! Sessizce dinleyin!”. O anlarda karnımda bir şey hop hop ediyordu. Kollarımdaki ve ayaklarımdaki damarlarımda bir hareketlilik oluyordu. Heyecan ve korku birbirine karışmış sıcak bir nefes olarak burnumdan çıkıyordu. Neredeyse kalp atışımı duyacaktım. Emir verildi ve herkes ayağa kalktı. İsmi ve dağıtım birliği okunan yerine oturacaktı. Şimdi o sıcak nefesler tutuldu ve herkes büyük bir sessizlikle dinlemeye başladı. Dağıtımlar okunurken herkes başkasının dağıtımının neresi olduğunu duyuyor ve kendi içinden yorum yapıyordu. Aynı zamanda kendisinin nereye düştüğünü düşünüyordu. Herkes, dağıtımları iyi yere çıkanlar için “Seni şanslı…” diyor, kötü yere çıkanlar içinse “Offf! Yandı” diyordu. Dağıtımı doğuya çıkanlar yerlerine otururken, sanki filmlerdeki o ağır çekim sahnelerini canlandırıyor gibiydiler. Dağıtımı doğu bölgesine çıkan arkadaşlarımız yıkılmış, artık her şey bitmiş ve kesin öleceklermiş gibi davranıyorlardı. Dağıtımı batıya çıkanlar onların haline bakar kendilerinin ne kadar şanslı olduğunu düşünüyorlar, henüz dağıtımı belli olmayanlarsa onların haline bakıp iyice korkuyorlardı. Henüz çatışma yoktu, silah sesi yoktu, ölüm yoktu ama tüm bu olmayanların korkusu üzerimizdeydi. Çünkü bizler bu iş için yaşamamıştık. Silahı ilk kez burada görmüştük. Sivilde her şey basitti, kolaydı, filmlerde ve bilgisayar oyunlarında her şey eğlenceliydi ve bize uzaktı. İlk kez gerçeğe, korkuya ve ölüme bu kadar yaklaşmıştık. Henüz askere gelmeden önce, daha önce askere gitmiş olanların hikâyelerini dinlemiştik. Çatışmaları, silahları… O dinlediklerimizin artık bizim hikâyelerimiz olmaları çok yakındı… Bu anlar, bir yakınızın öldüğünde onu gömmeye gittiğiniz o mezarlıkta hissettiklerinize benziyor. O ana kadar aklınızın ucunda olmayan ölümü düşünüyorsunuz, yaşamayı ve yaptıklarınızı… İşte her asker ilk olarak nefesi, korkuyu, heyecanı ve ölümü o an hissediyor.</p>
<p>Nefes filmi gerçekten çok etkileyici… Filmdeki sahneler, kurgu, verilen ince mesajlar, sizi düşündürmeye ve olanları sorgulamaya zorluyor. Farklı hayatlardan gelen gencecik insanlar. Hepsinin hayali, amacı, hedefleri var. Geride bıraktıkları aileleri, sevdikleri ve yaşamları var. Ve onlar filmde de söylendiği gibi bizim için sadece 47 saniyelik görüntülerden ibaretler. Onların isimlerini ve onların ölümlerini ekranlardan duyuyor, o an üzülüyor, duygulanıyor ağlıyoruz. Ama hepsi 47 saniye. Sonra herkes kendi yaşamına devam ediyor; diziler, yarışma programları vs… Kendi kendinize soruyorsunuz “Biz ne için ölüyoruz? Bu savaş ne için? Ölmeye gönderilen bu çocuklara bu ortam mı, bu şartlar mı reva görülüyor?” Elbette terör büyük bir sorun ve büyük bir acı. Terörün çıkış nedenleri çok çeşitli… Yıllardır süren acımasız ve kanlı bir mücadele. Buna ister savaş deyin, ister terörle mücadele ama sonuçları hep aynı; ölüm ve acı. Her evde bir anne, bir baba, bir eş, bir evlat sahipsiz kalıyor. Ölümün yaşandığı yerlerden habersiz olan bizlerin duyduğu acılar, kin ve nefret dışında geriye kalan tek şey kendi acılarıyla yaşayan ve kimsenin haberi olmadığı aileler. Nefes’i izlerken düşünüyorsunuz; ne olursa olsun hiçbir insanın hayatından önemli olmamalı bu yaşananlar. Artık bitmeli, ne pahasına olursa olsun bitmeli. Filmde teröristin dediği gibi “O bayrakta bizim de kanımız var”, bu bayrakta kanı olan hiç kimsenin artık kanı akmasın. Bu bayrak altında özgürce, rahatça, kardeşçe yaşasın insanlarımız. Ya yaşanan tüm acıları yüreğimize gömüp yeni acıların olmasını engelleyeceğiz ya da acımıza acı katıp sonsuza dek bu kanla yaşayacağız. Eğer artık kan akmasın, analar ağlamasın diyeceksek de her hareketimizi bu düşünceye göre ayarlamalıyız. Acının bitmesini birbirimizi anlayarak sağlayabiliriz. Birbirimize meydan okuyarak değil. Ayrıca biz zaten biriz, kime meydan okuyoruz? Herkes çok dikkatli hareket etmeli…    </p>
<p>Paranoyak düşünceye göre; Nefes filmi hükümetin açılımına destek olması amacıyla yaptırılmış gibi düşünülebilir. Öyle bile olsa o filmde yaşananlar gerçek. O anları yaşayanlar, nefeslerini feda endeler ve nefessiz kalanlar gerçek. Ölüm gerçek… Levent Semerci’yi ve tüm ekibi yürekten kutluyorum. Sağolun arkadaşlar, hepiniz sağolun. Vatan da Sağolsun ama en önemlisi lütfen artık çocuklarımız da sağolsunlar…</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zehirli/~4/TQy5Gq2hyq0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/30/nefes-%e2%80%93-vatan-sagolsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/30/nefes-%e2%80%93-vatan-sagolsun/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Neo Olsaydı IKEA’yı Seçerdi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/zehirli/~3/mMpF4iPUxPw/</link>
		<comments>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/29/neo-olsaydi-ikea%e2%80%99yi-secerdi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Oct 2009 00:51:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur ALMIŞLAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya / Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Axe]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ikea]]></category>
		<category><![CDATA[matrix]]></category>
		<category><![CDATA[neo]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[vaat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zehirliorumcek.net/?p=1258</guid>
		<description><![CDATA[Matrix şimdiye kadar izlediğim filmler içinde en iyilerden bir tanesidir. Sık sık yazılarımda Matrix’ten örnekler veririm. Bu yazımda da Matrix’ten örnek vereceğim. Adamlara helal olsun, ne film yaptılar be; örnekleri ver ver bitmiyor… Bu yazıma vereceğim örnek Neo isimli karakterle Morpheus isimli karakterin ilk buluştuğu sahneden. Neo, kendisine makineler tarafından sunulan renkli bir dünyada uyumaktadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Matrix şimdiye kadar izlediğim filmler içinde en iyilerden bir tanesidir. Sık sık yazılarımda Matrix’ten örnekler veririm. Bu yazımda da Matrix’ten örnek vereceğim. Adamlara helal olsun, ne film yaptılar be; örnekleri ver ver bitmiyor… Bu yazıma vereceğim örnek Neo isimli karakterle Morpheus isimli karakterin ilk buluştuğu sahneden. Neo, kendisine makineler tarafından sunulan renkli bir dünyada uyumaktadır. Bir şeyler hissetmektedir fakat tam olarak ne olduğunu anlamamaktadır ve uyuduğunun farkında değildir. Neo bir arayış içerisindedir ve aradığı şey gerçektir. Neo’ya gerçeği verebilecek isim ise Morpheus’tur. Morpheus ile Neo ilk buluştuklarında Morpheus biraz felsefe yaptıktan sonra Neo’ya “<strong>Mavi hapı alırsan hikaye sona erer&#8230; Kırmızı hapı alırsan, harikalar diyarında kalırsın. Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm</strong>” diyerek iki seçenek sunar. Neo bir seçim yapmalıdır. Bu haplardan birisi Neo’yu şimdiye kadar yaşadığını sandığı o renkli ama yalan dünyasına geri gönderecektir. Diğeri ise gerçek dünyayı keşfetmesini sağlayacaktır. Morpheus iki elini açar ve hapları Neo’ya uzatır. Neo birkaç saniye düşünür ve gerçek dünyaya gitmesini sağlayacak olan hapa doğru hamle yapar. Tam o sırada Morpheus Neo’yu son kez uyarmak için konuşur “<strong>Unutma</strong> <strong>sana vaat ettiğim tek şey gerçek</strong>”…<span id="more-1258"></span></p>
<p>Markalar reklamlar sayesinde ürünlerini tüketiciye sunuyorlar. Ürünlerinin özelliklerini biraz abartarak da olsa hedef kitlesine anlatmaya çalışıyorlar. Bu abartma reklamlardan aklımda kalanlardan bir örnek vereyim. Mesela Axe firması bir reklamında ürününün özelliğini ve neden kendi ürünün seçileceğini anlatmak için <a href="http://www.youtube.com/watch?v=EL6ADmYGK2w" target="_blank">seks konusunu işliyordu</a>. Yakışıklı bir erkek aceleyle asansöre biniyordu, yakışıklı erkek parfümünü de yanına almış ve parfümü asansörde kullanıyordu. Parfümü sıkan yakışıklı erkek asansörden iniyor ve bayanların ilgisini çok zor çekecek olan başka bir erkek asansöre biniyordu. Tam o sırada asansöre çok harika bir bayan biniyordu. Bayan asansördeki parfüm kokusundan o kadar etkileniyor, o kadar tahrik oluyordu ki, asansörde bulunan tipsiz erkekle sevişmemek için kendini zor tutuyordu. En sonunda asansörü durduruyor ve isteğini gerçekleştiriyordu. Tabi bu bir reklam ve içinde abartı var. Fakat şunu düşünüyorum; şimdi bu reklamı izleyip, mesajı mecaz olarak algılayan tüm tipsiz erkekler ellerinde Axe’ın ilgili ürününü alıp asansör asansör gezmişler midir acaba? Deneyenler olmuşsa bile çantayı kafalarına yemişlerdir herhalde. Dediğim gibi bu bir reklam ve içinde de abartı var. Ne olursa olsun markaların tüketiciye en doğru ve gerçek olan mesajı vermeleri gerekir diye düşünüyorum. Abartmadan ve sadece gerçeği…</p>
<p>Bu yazımın konusu olan IKEA da geçenlerde abartı reklamlarından yapmıştı; üç farklı bölümden oluşan “<a href="http://www.bigumigu.com/haber.asp?hid=4924" target="_blank">IKEA Kataloğu</a>” reklam serisi. Mesela bu seriden birisi “Çikolata Şelalesi” olanıydı. Kapı çalıyor, kadın kapıyı açıyor ve karşısında çikolata şelalesini görüyor. O kadar çok etkileniyor ki gözü başka bir şey görmüyor. Tam o sırada kapının önünde IKEA katalogunu fark ediyor ve o andan itibaren çikolata şelalesi tüm büyüleyiciliğini kaybediyor. Kadın kataloğu alıp eve giriyor. Abartılı mı? Evet… Ne olacak yani, alırım katalogu koyarım içeriye sonra da gider çikolata şelalesinde yüzerim. Reklamlar güzel, fakat dediğim gibi abartılı (çok biliyorsam kendim yapayım reklamı). IKEA bu kataloglu seriden sonra “IKEA’dan önce, IKEA’dan sonra” sloganlı <a href="http://www.youtube.com/watch?v=8lH1pM23StQ" target="_blank">yeni bir reklam daha yaptı</a>. Reklamın hem kendi söylediği hem de benim aldığım mesajı şu “ Bazı şeyler hiç değişmeyecek ama IKEA’yla evinizde çok şey değişecek”. Bu reklam mükemmel, harika ve çok güzel… Abartı var mı? Yok… IKEA’dan bir ürün aldığımda uçma yeteneğim olmayacak, gözlerimden lazer çıkmayacak, Örümcek Adam gibi duvarlarda gezmeyeceğim, güzel hatunlarla asansörde seks yapamayacağım, kızım yemediği yemekleri yine yemeyecek, ben maç izlerken eşim yine televizyonun önünden geçecek, komşum yine yüksek sesle müzik dinleyecek… Yani hayatımızdaki bazı şeyler hiç değişmeyecek ama evimizde büyük değişiklikler olacak. Küçük bile olsa yeni bir eşya gerçekten de evin havasını çok değiştiriveriyor… IKEA’dan aldığımız eşyalar da evin görüntüsünü değiştirecek; abartma yok, yanıltma yok, kandırma yok, göz boyama yok! İşte size sade, gerçek ve güzel bir reklam… IKEA’yı ve reklamı hazırlayan tüm ekibi tebrik ediyorum.</p>
<p>Yazıya Matrix’le başladım Matrix’le bitireyim. Şimdi bu reklam Morpheus karakterini IKEA ise bize sunulan kırmızı hapı canlandırıyor. Reklam bize sadece gerçeği vaat ediyor. Yani Neo gerçekten de olsaydı ve bu reklamı görseydi kesinlikle IKEA’yı tercih ederdi.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zehirli/~4/mMpF4iPUxPw" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/29/neo-olsaydi-ikea%e2%80%99yi-secerdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/29/neo-olsaydi-ikea%e2%80%99yi-secerdi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Tweeter, Twitter ve Bizim Çocuklar</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/zehirli/~3/s-08LQ91HGg/</link>
		<comments>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/28/tweeter-twitter-ve-bizim-cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 23:49:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur ALMIŞLAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya / Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[erdal şafak]]></category>
		<category><![CDATA[kemalettin bulamacı]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[örümcekler]]></category>
		<category><![CDATA[serdar kuzuloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[tivitı]]></category>
		<category><![CDATA[tweeter]]></category>
		<category><![CDATA[Twitter]]></category>
		<category><![CDATA[yurtsan atakan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zehirliorumcek.net/?p=1254</guid>
		<description><![CDATA[Twitter (okunurken “tıvitır”), dünyanın en popüler internet sitelerinden, sosyal medyanın en gözde elemanlarından, mikro blogların en harikalarından ve son zamanlarda medyanın en gözde mekanlarından birisi. Çok fazla özeliği olmayan, basit, kısa ve öz ama oldukça kullanışlı bir sistem. Ayrıca O bir Amerikalı. O kadar çok yaygın ki, neredeyse Twitter hesabı olmayanı dövüyorlar. Keşke bu sistemi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Twitter (okunurken “tıvitır”), dünyanın en popüler internet sitelerinden, sosyal medyanın en gözde elemanlarından, mikro blogların en harikalarından ve son zamanlarda medyanın en gözde mekanlarından birisi. Çok fazla özeliği olmayan, basit, kısa ve öz ama oldukça kullanışlı bir sistem. Ayrıca O bir Amerikalı. O kadar çok yaygın ki, neredeyse Twitter hesabı olmayanı dövüyorlar. Keşke bu sistemi bizlerden birisi yapabilseydi. Olsun yine de fark etmez; elektriği de biz bulmadık, uçağı da, bilgisayarı da, önemli olan insanların kullanımına sunulmuş olması. Kullanıyor muyuz? Evet. Seviyor muyuz? Evet…</p>
<p>Şu soruyu hiç düşündünüz mü ya da aklınıza hiç şöyle bir şey geldi mi bilmiyorum ama benim aklıma bu akşam geldi; Twitter (tivitır)kelimesini ilk ne zaman duymuştuk? Evet, Twitter aslında bizim hayatımızda daha önceden de vardı. Yani internetin icat olmasından da önce…<span id="more-1254"></span>Hadi icat olması demeyelim de Türkiye’ye gelmesinden önce diyelim. Düşünün bakalım, siz Twitter kelimesini ilk ne zaman duymuştunuz? Evet, daha önce duymuştunuz, şimdi elinizle kafanızı kaşıyarak “Allah Allah!” diye şaşırmayın. Biraz daha zorlayın kendinizi. Size biraz da ipucu vereyim; ilk duyduğunuz Twitter da teknolojiyle alakalıydı ve arabalarda olurdu. Hatırladınız mı? Eğer hatırladıysanız sorun yok. Hatırlamadıysanız ben size anlatayım. Efendim, ben Twitter’ı ilk kez arabalara yapılan ses sitemlerinde duymuştum. Hani şimdilerde çok sıkça gördüğümüz “Tüplü ve Öfkeli”lerde (modifiyeli doğan ya da şahin otomobiller) bulunan muhteşem ses sistemlerinde. Hani şu ayaklı diskolarda… Halk arasında “Dım tıs” diye adlandırılan yüksek sesli hareketli parçaların çalındığı arabalardaki ses sistemlerinin ince ve tiz sesi veren küçük hoparlörlerinin ismiydi. Gerçi o küçük hoparlörün ismi Tweeter’di ama okunuşu Twitter ile aynıydı. Hatta “Hacı, yeni tivitır taktım ön tarafa, şimdi sesler çok harika çıkıyor” diye cümle içinde de geçerdi. Evet, şimdi hatırladınız. Söyleniş olarak aynı ama amaç ve yazılış olarak farklı olan iki kelime… Nereden nereye değil mi? Eskiden de tivitırla uğraşıyorduk şimdi de tivitırla uğraşıyoruz. İşin ilginci şimdiki tivitırın (Twitter) Türkçesi “cıvıltı” demek. Eski tivitır (Tweeter) neydi; ince, tiz ses çıkaran hoparlör. Yani eskidi de cıvıldıyordu yenisi de cıvıldıyor. Eski tivitırı da yabancılar yapmışlardı yeni tivitırı da.</p>
<p>Şimdi bu yazdıklarımı okuyup “Eeee?” diyeceksiniz. Ne kadar saçma ve gereksiz bir yazı yazdığımı düşüneceksiniz. Belki de çok haklısınız, belki de ben haklıyım. Ama şimdi yazacaklarımdan sonra kesinlikle siz haklı olacaksınız. Biliyor musunuz, Türkiye’deki medyada yer alan; medyada, internette ve bilişim sektöründe olan değişikliklerin, bu üç sektörün geleceğiyle ilgili öngörülerin haberleri hep dış kaynaklıdır. Mesela Serdar Kuzuloğlu Mü-Yap için bir ödeme sistemi modelini köşesinde yazmasına rağmen bu sistem, sektörün yabancı ülkelerdeki benzerleri tarafından kabul edilmedikçe ya da o ülkelerdeki bir yazar tarafından yazılmadıkça Türkiye’de dikkate alınmaz. Mesela Yurtsan Atakan, internet gazetelerinin paralı olup olmamasıyla ilgili fikirleri yabancı bir gazeteci tarafından yazılmadıkça dikkate alınmaz. Mesela Özgür Uçkan’ın internet sitelerinin engellenmesi, internet yasalarının değiştirilmesiyle ilgili makaleleri ve önerileri yabancı bir uzman tarafından yazılmadıkça dikkate alınmaz. Mesela benim yaptığım bir proje, ortaya attığım bir fikir, aynı fikri ortaya atan kişi yabancı olmadıktan sonra dikkate alınmaz. Küçük birer örnekle biraz daha açayım anlatmak istediğimi. Mesela Kemalettin Bulamacı bir yazısında “İnternet kullanıcısı hızlı ve çabuk tüketebildiği siteleri tercih ediyor” desin. Bu analiz ya da yazı medyada yer bulmaz, dikkate alınmaz, ses getirmez. Birkaç zaman sonra aynı analiz yabancı bir gazeteci tarafından kaleme alındığında aynı söylemler haber sitelerinde ve gazetelerde manşetten verilir. Köşelerde yayınlanır. Tamam, benim verdiğim örneklerdeki kişiler de zaten gazeteci ya da köşe yazarı ama önemli olan fikirlerinin ses getirmemesi ya da göz ardı edilmesi.  </p>
<p>Bak mesela, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, 20 Temmuz 2009 tarihli “<a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/safak/2009/07/20/cocuktan_al_haberi">Çocuktan al haberi</a>” başlıklı köşe yazısında şunları yazmıştı;</p>
<blockquote><p>“…<strong>M</strong><strong>organ Stanley bankasının 10 gün kadar önce yayınladığı bir rapor Batı medya patronları ve yöneticilerinin başucu kitabı haline geldi. Sadece onların değil, reklam ajansları, iletişim şirketleri yöneticilerinin de. Ve okudukça hepsinin de uykuları kaçıyor.</strong></p>
<p>Rapor bir çocuk tarafından hazırlandı.</p>
<p>Öyküsü şöyle:</p>
<p>15 yaşındaki Matthew Robson, staj için Morgan Stanley&#8217;in Londra bürosuna başvurdu. Kabul edildi. İşe başladığı bölümün şefi ondan &#8220;Genç kuşağın medyayla ilişkileri&#8221; konusunda bir rapor hazırlamasını istedi.<br />
Matthew kısa bir süre sonra kendisinin ve arkadaşlarının görüşleri, eğilimleri ve tercihlerine dayalı çalışmayı şefine teslim etti. Morgan Stanley yönetimi raporu son derece ilginç buldu ve internet sitesine koydu. Ve de kıyamet koptu!”</p></blockquote>
<p>Yazının <a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/safak/2009/07/20/cocuktan_al_haberi" target="_blank">devamında</a> “çocuk”un raporunda sunduğu maddeleri okuyabilirsiniz. Yazıyı okursanız göreceksiniz ki, internet, medya ya da bilişim sektörüyle uğraşan bizlerin her zaman söylediği, düşündüğü ve istenirse raporlayacağı maddeler var. Fakat bir tek sorun var biz yabancı değiliz! İngiliz değiliz, Alman değiliz… Bu yazıyı okuduktan sonra Erdal Şafak’a bir e-posta gönderdim. İlgili e-postamda bu raporda yazılanların bizler tarafından da yazılabileceğini, bizim çocuklara da sorsanız bunları raporlayabileceklerini belirttim. Hatırladığım kadarıyla “Bu tip raporların ya da haberlerin neden illa yabancı bir yerde yayınlanması ilgili haberi önemli yapıyor? Neden kendi ülkenizin çocuklarına şans vermiyor, onları dinlemiyorsunuz?” dedim ve ben de medyayla ilgili, medyanın geleceğiyle ilgili, internet sitelerinde yapılan yayınlarla ilgili görüşlerimi ilettim. E-postamı gönderdikten sonra “okundu “iletisi aldım. Fakat herhangi bir cevap, geri dönüş alamadım. Sonra her gün Erdal Şafak’ı takip ettim, benden  hiçbir kelime söz etmedi. Benden söz etmesi önemli değil, önemli olan şuydu; bizden söz etmedi. Belki benim gibi birçok kişi de benzer duygularla Erdal Şafak’a e-posta göndermiştir. Neyse…  </p>
<p>Son örnek benden olsun. 31 Aralık 2008 tarihinde NTV’de yayınlanan <a href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/470664.asp" target="_blank">bir haber vardı</a>. Haber de şöyle diyordu;</p>
<blockquote><p>&#8220;<strong>İSTANBUL – İngiltere Kültür bakanı Andy Burnham’ın ortaya attığı fikir, İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin birlikte çalışarak İnternet sitelerine içeriklerine (şiddet, erotizm, vs) derecelendirme sistemi getirmesini öngörüyor&#8230;&#8221;</strong></p></blockquote>
<p>Bu haberden çok önce, 3 Mayıs 2008’de <a href="http://www.zehirliorumcek.net/2008/05/03/akilli-orumcekler/" target="_blank">bu fikrimi yazdım</a>. Yazmakla da kalmadım fikrimi hayata geçirdim. Bu fikrimi, Microsoft başta olmak üzere Türkiye’deki birçok bilişim firmasına, internetle uğraşan firmalara, internet haberi yapan Webrazzi’ye ve daha birçok yere ilettim, destek istedim. Hiç kimse ne destek verdi, ne de bunu haber yaptı! Projem yaklaşık bir yıl yayında kaldı. Sonra imkansızlıktan kapattım siteyi ve projeme son verdim…</p>
<p>Şimdi Tweeter’la (tivitırla) ve Twitter’la (tivitırla) bunların ne alakası var diyorsunuz büyük ihtimalle! Evet, belki hiç alakası yok. Ne bileyim işte, aklıma geldi yazdım, sizlerle paylaştım. Fena mı oldu yani? Yoksa size de bir şey beğendirmek için illa yabancı mı olmak lazım!</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zehirli/~4/s-08LQ91HGg" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/28/tweeter-twitter-ve-bizim-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/28/tweeter-twitter-ve-bizim-cocuklar/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kendi Kendine Karşı Olan Devlet</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/zehirli/~3/ZbhCrN3JrAI/</link>
		<comments>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/27/kendi-kendine-karsi-olan-devlet/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 14:29:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur ALMIŞLAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kafama takılanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[5651]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[milli piyango]]></category>
		<category><![CDATA[sayısal loto]]></category>
		<category><![CDATA[tdk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.zehirliorumcek.net/?p=1252</guid>
		<description><![CDATA[Başlık çok tezat ve bu başlığı birçok farklı örnekle de çoğaltabiliriz; Yasadışı teröre son! Yasa dışı soyguna son! Yasa dışı cinayete son!&#8230; Doğası gereği zaten yasadışı olan bir şeyin yasalı nasıl oluyor anlayamıyorum! Bir şey ya yasadışıdır ya değildir. Bu yasa dışılığın devlet tarafından yapılınca yasallaşıyor olması çok acı! Mesela terör diye bir şey var. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başlık çok tezat ve bu başlığı birçok farklı örnekle de çoğaltabiliriz; Yasadışı teröre son! Yasa dışı soyguna son! Yasa dışı cinayete son!&#8230; Doğası gereği zaten yasadışı olan bir şeyin yasalı nasıl oluyor anlayamıyorum! Bir şey ya yasadışıdır ya değildir. Bu yasa dışılığın devlet tarafından yapılınca yasallaşıyor olması çok acı! Mesela terör diye bir şey var. Devlete karşı yaparsan teröristsin ve yaptığın şeyin adı “terör” ama devlet sana yaparsa terör değil. Mesela ağır sonuçları olan toplumsal olaylar, Güneydoğu’da yakılan köyler, köylülerin evlerine götürdükleri odunların yüklendiği eşeklerin el konulup karakola çekilmesi terör değil. Tersi olursa köylüler terörist…</p>
<p>Siz hiç sağlığa zararlı imalat yapan bir fırının, pastanenin, lokantanın ya da herhangi gıda imalatı yapan bir yerin açık kaldığını gördünüz mü? Bu tip iş yerleri çeşitli zamanlarda belediye ekiplerince yapılan baskınlarda “Sağlığa zararlı imalat” yaptıkları gerekçesiyle kapatılırlar. <span id="more-1252"></span>Ama ne hikmetse sigara paketlerinin üzerinde “Sağlığa zararlıdır” ifadesi olmasına rağmen sigara satışı hala devam eder ve devlet bu satışlardan payını alır. Zaten o pay olmasa sigara satışı da “insan sağlığına zararlı” diye yasaklanır.  </p>
<p>Mesela bizim kanunlarımıza göre kumar yasadışıdır. Türkiye’de kumar oynamak, oynatmak ve hatta kumara özendirmek bile yasak. Tabi kumar bizim ülkemizde de göreceli bir kavram; hangi oyun, kime göre kumar sayılıyor belli değil. Kumarhanelerdeki kağıt oyunları, rulet ve kollu makinelerle oynamak yasak. Kaldı ki kumarhane açmak da yasak… Ama ne ilginçtir ki Milli Piyango, İddia, Sayısal Loto ve benzerlerini oynamak yasak değil. Peki, onlar kumar değil mi? Devlete göre değişir&#8230; Dünyada da sayılı derbilerinden olan Fenerbahçe – Galatasaray maçı öncesi futbolcular sahaya çıkarken ellerinde “Yasa dışı bahise son” yazan bir pankart vardı. Bu pankartta yazanı ilk gördüğümde bir garip hissettim kendimi. Bir yanlışlık var gibi geldi bana. Hım… Yasa dışı bahis… Kumar ve bahis kelimelerinin anlamlarına bakalım. TDK’ya göre;</p>
<blockquote><p>Bahis: Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma.     </p>
<p>Kumar: Ortaya para koyarak oynanan talih oyunu</p></blockquote>
<p>Türkiye’de kumar yasak mı? Yasak. TDK’ya göre Sayısal Loto, İddia, Spor Toto, Spor Loto, Milli Piyango kumar mı? Evet kumar. Yani yasalarımıza göre “Yasa dışı” mı? Evet. Peki, yasak mı? Değil… Ayrıca “İn­ter­net Or­tamın­da Ya­pı­lan Yayın­la­rın Dü­zen­len­me­si Ve Bu Ya­yın­lar Yo­luy­la İş­le­nen Suçlar­la Mü­ca­de­le Edil­me­si” diye 5651 numaralı şaka gibi bir kanun var. Bu kanun 8. Maddesinde şöyle deniyor;</p>
<blockquote><p>“MAD­DE 8- (1) İn­ter­net or­ta­mın­da ya­pı­lan ve içe­ri­ği aşa­ğı­da­ki suç­la­rı oluş­tur­du­ğu hu­su­sun­da ye­ter­li şüp­he se­be­bi bu­lu­nan ya­yın­lar­la il­gi­li ola­rak eri­şi­min en­gel­len­me­si­ne ka­rar ve­ri­lir:</p>
<p>a) 26/9/2004 ta­rih­li ve 5237 sa­yı­lı Türk Ce­za Ka­nu­nun­da yer alan;</p>
<p>1) İn­ti­ha­ra yön­len­dir­me (mad­de 84),</p>
<p>2) Ço­cuk­la­rın cin­sel is­tis­ma­rı (mad­de 103, bi­rin­ci fık­ra),</p>
<p>3) Uyuş­tu­ru­cu ve­ya uya­rı­cı mad­de kul­la­nıl­ma­sı­nı ko­lay­laş­tır­ma (mad­de 190),</p>
<p>4) Sağ­lık için teh­li­ke­li mad­de te­mi­ni (mad­de 194),</p>
<p>5) Müs­teh­cen­lik (mad­de 226),</p>
<p>6) Fu­huş (mad­de 227),</p>
<p>7) Ku­mar oy­nan­ma­sı için yer ve im­kân sağ­la­ma (mad­de 228), suç­la­rı.”</p></blockquote>
<p>İlgili maddenin 7. Bölümü ne kadar ilginç “Ku­mar oy­nan­ma­sı için yer ve im­kân sağ­la­ma” Yani TDK’ya ve 5651 numaralı kanuna göre Sayısal Loto, İddia, Spor Toto, Spor Loto, Milli Piyango’ya ait internet siteleri suç işlemektedir ve kapatılmalıdır. Vatandaşın sitelerini kapatıp kendi yasadışı sitelerini açık tutmak hiç hoş değil! Tabi bu kapatmalar kanunlara ve devletin dediğine göre böyle, yoksa biz hiçbir internet sitesinin kapatılmasını istemiyoruz. Fakat şunu da ifade etmek istiyorum; kendi kurumlarıyla ve kendi yasalarıyla çelişen bir devlet görmek beni üzüyor açıkçası! Bu yasaların bu sistemin ve bu anlayışın acilen değişmesi gerekiyor.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zehirli/~4/ZbhCrN3JrAI" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/27/kendi-kendine-karsi-olan-devlet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.zehirliorumcek.net/2009/10/27/kendi-kendine-karsi-olan-devlet/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss>
