<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" gd:etag="W/&quot;CkUNQH06eSp7ImA9WhVVEk4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738</id><updated>2012-05-05T08:04:51.311-07:00</updated><category term="google+" /><category term="zeitgeist" /><category term="yürüyüş" /><category term="tasarım" /><category term="l33t" /><category term="yazılar" /><category term="virüs" /><category term="uzay" /><category term="enerji" /><category term="apple" /><category term="enerji kaynakları" /><category term="çılgın" /><category term="üniversite" /><category term="volkan" /><category term="hollywood" /><category term="programlama" /><category term="bitirme" /><category term="makaleler" /><category term="flash disk" /><category term="yavaş" /><category term="izlenim" /><category term="internet" /><category term="ben" /><category term="okul" /><category term="kişisel" /><category term="facebook" /><category term="volkan.me" /><category term="bitirmeme" /><category term="barış manço" /><category term="baş belaları" /><category term="flashforward" /><category term="sosyal ağ" /><category term="friendfeed" /><category term="sinema" /><category term="lolcode" /><category term="süper kahramanlar" /><category term="diğer şeyler" /><category term="merhaba dünya" /><category term="blog" /><category term="hakkında" /><category term="internet explorer 8" /><category term="12 angry men" /><category term="hacker" /><category term="80's" /><category term="nane" /><category term="limon" /><category term="blogger" /><category term="fuzbing" /><category term="müzik" /><category term="kültür" /><category term="dizi" /><category term="twitter" /><category term="güncel" /><category term="gaziantep" /><category term="about me" /><category term="death note" /><category term="anime" /><category term="önyargı" /><category term="google" /><title>Volkan Çınar - Blog</title><subtitle type="html">Volkan Çınar'ın yazdığı günlük yazılar.</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>26</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/volkancinar" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="volkancinar" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><link rel="license" type="text/html" href="http://creativecommons.org/licenses/by/3.0/" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">volkancinar</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><entry gd:etag="W/&quot;A08DQn8-cSp7ImA9WhRWEk4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-4454817216231883241</id><published>2011-12-30T01:44:00.000-08:00</published><updated>2011-12-30T02:11:13.159-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-12-30T02:11:13.159-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Neler Yapıyorum? - 2</title><content type="html">&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-bVjvOC9CK4Y/Tde9GyjjP5I/AAAAAAAAAGc/9JOkgGe2LSk/s1600/where_am_i.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 258px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-bVjvOC9CK4Y/Tde9GyjjP5I/AAAAAAAAAGc/9JOkgGe2LSk/s320/where_am_i.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5609159785260990354" /&gt;&lt;/a&gt;2011'in şu son günlerini geçirip 2012'ye girmeye hazırlanırken blog'da bir kaç satırla 2011 yılında ve şu sıralar neler yaptığımı paylaşmak istedim. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi 2011 yılının yarısını askerde geçirdim. Bu nedenle benim açımdan pek dolu bir yıl olduğunu söyleyemem. Benim açımdan dolu bir yıl olmamasının yanı sıra dünya açısından da iyi bir yıl olduğunu düşünmüyorum. Artan savaşlar ve getirdiği ölümleri, iktidar mücadeleleri, ekonomik krizler, insanların daha fazla yoksullaşması, rant kavgalarının altında ezilenler, hukuk ve adeletin defalarca yitip gitmesi... 2011'e dönüp baktığımda görebildiklerim, umarım tüm bunlar sadece benim karamsarlığımın çizdiği bir tablodur ve 2012'de dünya tüm varlıklar için çok daha güzel ve yaşanabilir bir yıl olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar kendime gelecek olursam; normal sivil ve artık tamamen özgür hayatıma başladıktan sonra yeniden mesleğimi icra edebileceğim bir işte çalışmaya başladım hali hazırda aynı yerde çalışmaya da devam ediyorum. Bunların yanı sıra internetle alakalı işleri neredeyse tamamen bıraktım en büyük sebebi ise yoğun iş koşuşturmalarının arasında bu uğraşa vakit kalmamasıydı. Ama yine de bir şekilde vakit yaratıp gelecekte daha ciddi olarak üzerinde kafa yoracağım bir projenin temellerini attım. Yakın zamanda hayata geçirmeyi umut ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka neler mi yapıyorum? Bol bol müzik dinliyorum, bir şeyler okuyorum, düşünüyorum ve sorguluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012'de görüşmek ümidiyle. Sevgiler, Volkan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-4454817216231883241?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/4454817216231883241/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/12/neler-yapyorum-2.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/4454817216231883241?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/4454817216231883241?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/12/neler-yapyorum-2.html" title="Neler Yapıyorum? - 2" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-bVjvOC9CK4Y/Tde9GyjjP5I/AAAAAAAAAGc/9JOkgGe2LSk/s72-c/where_am_i.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0INQ3gyeSp7ImA9WhRSF08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-6139755056271207337</id><published>2011-11-19T08:40:00.000-08:00</published><updated>2011-11-19T08:53:12.691-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-11-19T08:53:12.691-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="güncel" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Dünyayı ve Yüzde 5'ini İstiyorum</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-5RuvfacL3ak/Tsfe2Zz5GCI/AAAAAAAAAGw/u5TklYaur7k/s1600/the_future_of_capitalism.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-5RuvfacL3ak/Tsfe2Zz5GCI/AAAAAAAAAGw/u5TklYaur7k/s320/the_future_of_capitalism.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5676750881546639394" /&gt;&lt;/a&gt;Fabian yarın kalabalığa yapacağı konuşmayı bir kez daha prova ederken heyecanlıydı. Hep prestij ve güç istemişti, şimdi rüyaları gerçek oluyordu. Gümüş ve altından takı ve süs eşyası yapan bir zanaatkardı, ama hayatını kazanmak için çalışmak ona yetmemeye başladı. Heyecan, rekabet istiyordu ve sonunda planını başlatmak üzereydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesillerce takas sistemini kullandı insanlar. Bir adam ailesini, tüm ihtiyaçlarını kendisi sağlayarak besledi ya da bir ticaret dalında uzmanlaştı. Üretiminden ne arttırabiliyorsa başka insanların üretiminden artan ile takas etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşı yeri hep gürültülü ve tozluydu ama yine de insanlar o bağırıp çağırmayı bekledi ve özellikle de arkadaşlıklarını. Eskiden pek mutlu bir yerdi, şimdilerde ise çok insan ve kavga vardı. Sohbet için zaman kalmadı-yeni bir sistem gerekliydi.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde insanlar mutluydu ve emeklerinin meyvelerinden memnundular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her topluluğun basit bir devleti vardı; her bireyin özgürlük ve haklarının korunduğundan, bireyin kendi isteği dışında bir kişi ya da grupca herhangi birşey için zorlanmadığından emin olmak için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, hükümetin tek ve yegâne amacıydı ve devlet adamını seçen grup gönüllü olarak onun geçimini sağlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak çarşı yeri çözemedikleri tek sorundu. Bir bıçak kaç basket mısır ederdi, bir mi yoksa iki mi? Bir inek kaç vagon... ederdi, vesaire vesaire. Kimsenin aklına daha iyi bir sistem gelmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian duyuru yaptı: “Bizim takas sisteminin sorunlarına bir çözümüm var, herkes yarınki halk toplantısına davetlidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün şehir meydanına büyük bir kalabalık toplandı, Fabian adına “para” dediği yeni sistemle ilgili herşeyi anlattı. Kulağa hoş geliyordu. “Eee nasıl başlatacağız?” diye sordu kalabalık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Takı ve süs yaptığım altın kusursuz bir metal. Kararmaz ve paslanmaz, uzun süre dayanır. Ben altından sikke yaparım, her sikkeye Lira deriz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para değerlerin nasıl çalışacağını ve “para”nın, takas sisteminden çok daha iyi bir alış-veriş sistemi aracı olacağını açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet adamlarından biri “Birileri kazıp altın çıkarır ve kendi paralarını yapabilir.” diye sorguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian’ın cevabı hazırdı: “Bu büyük adaletsizlik olur. Sadece hükümet tarafından onaylanan paralar kullanılabilir, bunların üzerine özel işaretler konulur”. Akla uygun göründü, hem bu şekilde herkese eşit miktar verilmiş olur. Fakat mum yapan “Ben herkesten daha fazlasını hak ediyorum” dedi ve ekledi “herkes benim mumlarımı kullanıyor”. “Hayır” dedi çiftçi “Yiyecek olmazsa hayat olmaz, tabii ki biz en büyük pay bizim olmalı”. Atışmalar sürdü gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian tartışmalara bir süre ses çıkarmadı ve sonunda “Madem bir karara varamıyorsunuz, size önerim benden istediğiniz miktarı kendiniz belirleyin. Miktarda bir kısıtlama yok, sizin geri ödeyebilme kabiliyetiniz dışında. Ne kadar çok isterseniz yıl sonunda o kadar geri ödersiniz”. İnsanlar sordu “Sen ne kazanacaksın bundan?”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben size para sağlayarak bir hizmet sunuduğum için bir ücret hak ediyorum. Diyelim ki borçlu olduğunuz yılın sonunda her 100 lira için 105 geri ödersiniz. Bu 5 lira benim ücretim olacak, bu ücrete faiz diyeceğim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan başka bir yol yokmuş gibi göründü, hem de yüzde 5 oldukça ufak bir miktardı. “Gelecek cuma yine gelin başlayalım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian hiç zaman kaybetmedi. Gece gündüz para yaptı, haftanın sonunda hazırdı. İnsanlar dükkanının önünde kuyruğa girdiler, hükümet paraları denetleyip onayladı ve sistem yürürlüğe koyuldu. Bazıları sadece bir kaç tane ödünç aldı ve yeni sistemi deneye gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parayı harikulade buldular ve çok geçmeden herşeyin kıymetini altın paralarla ve liralarla belirler oldular. Kıymeti biçilen miktara “fiyat” dediler. Fiyatı, ürüne harcanan işin zorluğuna göre belirlediler. Çok iş gerektiriyorsa fiyatı yüksek, kolay üretiliyorsa ucuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasabanın birinin tek saatçisi Ali’ydi. Onun fiyatları yüksekti, çünkü müşteriler sırf onun saatlerinden birine sahip olmak için ödemeye hazırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bir başkası da saat yapmaya başladı ve satış yapmak için ucuz fiyatlar sundu. Ali hemen fiyatlarını düşürmek zorunda kaldı. İki adam da en ucuz fiyata en iyi kaliteyi vermek için çekişir oldular. Bu hakiki serbest rekabetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum inşaatçılar, ulaşım operatörleri, muhasebeciler, çiftçiler, yani her çalışma alanı için aynıydı. Müşteriler hangisi ucuzsa onu seçtiler-seçme özgürlükleri oldu. Diğer insanların işe atılmasını engelleyen ruhsat ya da gümrük gibi suni düzenlemeler yoktu. Yaşam standartı yükseldi, çok geçmeden insanlar parasız nasıl yaşadıklarını merak eder oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılın sonunda Fabian ona borcu olan herkesi ziyaret etti. Bazılarının borç aldıkları paradan daha fazla parası vardı, bu diğerlerinde daha az olması demekti, çünkü ortada belli sayıda sikke vardı. Borcundan çok sikkesi olanlar 100 artı 5 geri ödediler, fakat yine de devam etmek için borç almarı gerekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekiler, hayatlarında ilk kez borçta olduklarını farkettiler. Fabian onlara yeniden borç vermeden önce malvarlıklarının bazılarına el koydu. Herkes tekrar denemeye ve bulunması pek zor 5 lirayı kazanmaya gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse farkına bile varmadı ki, bütün liralar geri ödenmeden ülke borçtan kurtulamazdı, fakat yine de her 100’de arttırılan ve hiç borç verilmeyen şu 5 paralar vardı. Fabian’dan başka kimse göremedi ki faizin –şu hiç işleme sokulmamış paranın- ödenmesi imkansızdı, bu yüzden birileri mutlaka eksik çıkmak zorundaydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Fabian da bir kaç lira harcadı, ama toplam ekonomisinin %5’ini kendine harcaması gibi bir şey söz konusu bile değildi. İnsanlar binlerceydi, Fabian ise bir kişi. Ayrıca zaten kuyumculukla rahat bir yaşamı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian’ın dükkanının arkasında kasa odası vardı ve sikkelerinin bir kısmını orada güvencede bırakmak insanlara kolay geldi. Paranın miktarına ve ona bırakıldığı zamana göre bir ücret kesti. Para sahibine deposito karşılığında makbuz kesti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak kimse alış-verişe gittiğinde bir sürü paryı yanında taşımazdı. Almak istedikleri malın değerinde bir makbuzu dükkan sahibine verirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dükkan sahipleri makbuzların gerçekliğini ve Fabian’a götürüp eşit miktarda para toplama fikrini kabul etti. Altın sikkeler yerine makbuzlar elden ele dolaşır oldu. İnsanlar mabuzların en az sikkeler kadar iyi olduğuna inandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmeden Fabian, nadiren birilerinin altın sikkesini almaya geldiğini farketti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendine “Bütün altınları mülkiyetinde bulunduran benim ve hala çok çalışan bir zanaatkarım. Akıl alır gibi değil. Burada bekleyen ve nadiren alınan altın için bana faiz ödemeye memnun olacak bir düzine insan var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altın benim değil, doğru, fakat benim mülkiyetim içinde, bütün mesele de bu. Sikke yapmama bile gerek yok, mahzendeki sikkeleri kullanabilirim”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta çok tedbirliydi, her seferinde sadece biraz biraz ödünç veriyor ve olağanüstü teminatlar alıyordu. Ancak yavaş yavaş gözü açıldı, ödünç miktarları büyüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün yüklüce miktarda ödünç istendi. “Bütün bu parayı taşımak yerine isminize bir depozit yaparız, sonra da paraların değeri kadar makbuzlar veririm size” diye önerdi Fabian. Borcu alan razı oldu ve gitti bir sürü makbuzla. Ödünç vermesine rağmen altınlar kasa odada kaldı. Müşteri gittikten sonra Fabian gülümsedi. Hem çaba harcamayacak hem de sahip olabilecekti. Altını ödünç verebilir buna rağmen mülkiyetinde tutmaya devam edebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlar, yabancılar hatta düşmanlar bile işlerini yürütmek için sermayeye ihtiyaç duydular ve güvence verebildikleri sürece istedikleri kadar borç aldılar. Fabian makbuz yazmak suretiyle kasadaki altınların değerinin bir kaçı kadar “borç” verebilirdi, altının sahibi bile olmadan. Gerçek sahipler altınlarını almaya gelmediği ve insanları itimatı devam ettiği sürece herşey yolundaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin borçlarını ve kredilerini gösteren bir defter tuttu. Borç verme işi pek kazançlı bir iş olmuştu doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumdaki sosyal yeri de serveti kadar hızlı yükseldi. Önemli bir adam oluyordu, hürmet ediliyordu. Mali konularda her sözü sanki kutsal bir beyanâttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer kasabaların kuyumcuları onun yaptıklarını merak eder oldular ve görmeye gittiler birgün. Ne yaptığını anlattı onlara ama gizli kalması gerektiğini önemle vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planları ortaya çıkarsa entrikaları suya düşerdi, bu yüzden gizli bir ittifak kurdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herbiri kasabalarına dönüp Fabian’ın öğrettiklerini uygulamaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makbuzları altının kendisi gibi değerli kabul etti insanlar ve altınlara yapıldığı gibi, pek çok makbuz güvenlik için depozit verildi. Bir tüccar mal almak isterse tek yaptığı Fabian’a parayı kendi hesabından diğer tüccarın hesabına aktarmasını söyleyen kısa bir not yazmaktı. Bu Fabian’ın sadece bir kaç dakikasını alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntem çok tutulur oldu, bu talimat pusulalarına “çek” dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece geç saatlerde kuyumcular yeniden toplandılar, Fabian onlara yeni planını açıkladı. Ertesi gün devlet erkanıyla bir toplantı yaptılar ve Fabian başladı: “Kullandığımız makbuzlar çok tutuldu. Şüphe yok ki erkandakilerin çoğu bunları kullanıyor ve yararlı buluyor.” Hepsi kafalarıyla onayladı ve ne problem olduğunu merak ettiler. “Bazı makbuzlar kalpazanlarca kopya edildi. Bunun durdurulması gerek.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet adamları telaşa kapıldı. “Ne yapmalı şimdi?” diye sordular. Fabian “Önerim şudur: önce yeni makbuz basma işini hükümete bırakalım, özel bir kağıt üzerine ve anlaşılması güç desenlerle, sonra da her biri hükümet başkanınca imzalanır. Biz kuyumcular baskı masrafını ödemekten memnun oluruz, hem makbuz yazma işinden zaman kazanmış oluruz.” dedi. Erkan akıl yürüttü “Eee kalpazanlara karşı halkı korumak bizim işimiz ve öneri iyi bir fikir gibi görünüyor.” Böylece banknotları basmaya karar verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İkinci olarak” dedi Fabian, “bazı insanlar altın aramaya gittiler ve kendi altınlarını yapıyorlar. Bir yasa çıkarmanızı öneririm ki eline altın geçen herkes bunları size teslim etsin. Tabii ki banknotların ve paraların masrafları geri ödenecektir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikir kulağa iyi geldi ve üzerinde çok düşünmeden, büyük miktarlarda yeni banknotlar bastılar. Her birinin üzerinde değeri yazıyordu- 1 Lira, 2 Lira, 5 Lira, 10 Lira gibi. Küçük miktardaki basım masrafı da kuyumcularca ödendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banknotları taşıması kolaydı ve kısa zamanda insanlardan kabul gördü. Revaçta olmalarına rağmen hala banknot ve bozuk paraların kullanım oranı sadece %10’du. Raporlar pazarın %90’ının çek sistemini kullandığını gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Planının bir sonraki aşaması başladı. Şimdiye kadar insanlar Fabian’a paralarını koruması için para ödediler. Fabian daha fazla para çekmek için para yatıranlara, yatırdıklarının %3’ü kadar faiz ödemeyi teklif etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların çoğu, borçluların verdiği %5’i tekrar ödünç verdiğine ve kazancının aradaki %2’lik fark olduğuna inandı. Ayrıca, paraları kasada korunsun diye para ödemektense %3 almak çok daha iyi diye kimse ona soru da sormadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birikmiş paranın hacmi büyüdü ve kasadaki ilave para ile beraber, Fabian depozit edilmiş her 100 Lira’lık banknot ya da bozuk para için 200 Lira, 300 Lira, 400 Lira, hatta bazen 900 Lira’ya kadar borç verebiliyordu. Bu dokuz da bir oranını geçmemesi için dikkatli olması gerekiyordu, çünkü her 10 kişiden 1’i banknot ya da bozuk paralarını kullanmak için istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstemeye geldiklerinde yeterince para olmazsa insanlar şüphe etmeye başlardı, özellikle de depozit defterleri ne kadar paraları olduğunu gösterirken. Bununla beraber, Fabian, defter üzerinde kendi kendine çek yazarak 900 Liralık borç verdiğinde 45 liralık faiz isteyebiliyordu-900 Liranın %5’i. Hem borç hem de faiz geri ödendiğinde-945 lira- borç sütunundan 900 lirayı siliyor ama 45 liralık faize el koyuyordu. Bu yüzden kasadan bile çıkmamış her 100 liralık depozit için 3 lira ödemeye mutlu bile oluyordu. Bu şu demekti: depozit edilen her 100 Lira için, pek çok insan kar oranının %2 düşünürken %42 kâr yapmak mümkündü. Diğer kuyumcularda aynısını yaptı. Bir kalem çiziğiyle hiç yoktan para yapıp üstüne de faiz bindirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru, onlar değil hükümet bastı bozuk para ve banknotları, dağıtması için kuyumculara verdi. Fabian’ın tek harcaması ufak miktardaki basım ücretiydi. Yine de hiç yoktan kredi parası yaratıyor ve üzerine de faiz koyuyorlardı. Pek çoğu para kaynağının hükümetin bir işletmesi olduğuna inanıyordu. İnandıkları başka bir şey de borç aldıkları paranın, birilerinin Fabian’a depozit verdiği para olduğuydu, ancak ne gariptir ki borç verildiği zaman kimsenin depozit verdiği parada azalma olmadı. Herkes aynı anda paralarını depodan çekmeye kalksaydı, düzenbazlıkları ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banknot ya da bozuk parayla borç istendiğinde bir sorun görülmedi. Fabian hükümete nüfusun ve üretimin artışı yüzünden daha çok banknota ihtiyaçları olduğunu açıklayıp biraz daha banknot basılmasını istedi ve ufak miktarlardaki basım ücretini sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün akıllı bir adam Fabian’ı görmeye gitti: “Bu faiz işi yanlış” dedi. “Her 100 lira için 105 lira geri istiyorsun. Bu 5 liraların ödenmesi imkansız çünkü hiç varolmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçiler yiyecek, fabrikalar mal üretiyor, fakat sen sadece para üretiyorsun. Varsayalım ki ülkede sadece iki işadamı var ve herkesi işe aldık. Her ikimiz de 100’er lira borç alıp 90 Lira’yla maaşları ödedik, 10 Lira ise bizim masraflarımız ve kendi maaşımız. Bu şu anlama gelir: toplam alım gücü 90+10’un iki katı, yani 200 lira. Ancak senden aldığımız borcu ödememiz için ürünleri 210 Lira’ya satmamız gerek. Birimiz başarır ve ürününü 105 Lira’ya satarsa diğer işadamı sadece 95 Lira kazanmayı umar. Ayrıca ürünlerinin bir kısmı ortada para kalmadığı için satılamayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğerinin sana hala 10 Lira borcu olacak ve ancak daha çok borç alarak ödeyebilecektir. Bu sistem imkansız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam devam etti, “105 Lira basmalısın 100’ü bana 5’i sana. Bu şekilde piyasadaki para miktarı 105 olur ve borç ödenebilir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian sessizce dinledi ve sonunda “Finans ekonomisi derin bir konu oğlum, eğitimi yıllar sürer. Bu sorunlara meraklanmayı bana bırak, sen kendininkilerle ilgilen. Daha verimli olmaya bak, harcamalarını azalt ve daha iyi bir işadamı ol. Bu tür durumlarda yardımcı olmaya herzaman hazırım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam ayrıldı ama ikna olmamıştı. Fabian’ın işletmesinde bir yanlışlık vardı ve sorularının cevaplandırılmadığını hissetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, pek çok insan Fabian’ın sözüne saygı gösterdi- “O uzman, diğerlerinin bir yanlışı olmalı. Bak memleket nasıl gelişti, üretimimiz arttı, eskisinden de iyi durumdayız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Borç aldığı paranın faizini kapatmak için tüccar fiyatlarını yükseltmek zorunda kaldı. Maaşla çalışanlar aldıkları paranın çok düşük olduğundan şikayet etti. İşveren, iflas edeceklerini iddia edip maaşları arttırmayı reddetti. Çiftçiler ürünlerine adil bir fiyat alamadılar. Evkadınları yiyeceğin pek pahalı olduğundan yakındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En nihayetinde, daha önce hiç duyulmamış bir şey oldu, bazıları greve gitti. Bazıları fakirleşti, ama arkadaşları ve akrabalarını onlara yardım etmeye bütçesi yetmedi. Çoğunluk etraflarındaki gerçek serveti unuttu –verimli toprak, büyük ormanlar, madenler ve hayvanlar. Sadece para düşünüyorlardı ki o da hep kıttı. Fakat hiç sistemi sorgulamadılar. Hükümetin sistemi yürüttüğüne inandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaçı kişi fazla paralarını birleştirip “borç verme” ve “finans” şirketleri oluşturdular. Yüzde 6 ve üzerinde faiz istediler, Fabian’ın %3’ünden daha iyiydi ama onlar sahip oldukları parayı ödünç veriyorlardı-onların şu esrarengiz, defter üzerinde işaretler yazma süretiyle hiç yoktan para yaratabilme kabiliyetleri yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu finans şirketleri Fabian ve arkadaşlarını telaşlandırdı bir şekilde, bu yüzden kendi şirketlerini kurdular çabucak. Çoğunlukla, kurulmuş şirketleri büyümeden satın aldılar. Kısa zamanda, bütün finans şirketleri onlarındı ya da onlar kontrol ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonominin durumu gittikçe kötüleşti. Ücretli çalışanlar patronların haddinden fazla kar yaptığına kanaat getirdiler.  Patronlar ise çalışanların pek tembel olduğunu ve dürüst iş yapmadıklarını söyledi. Herkes bir diğerini suçladı. Hükümetten bir çözüm gelmedi ve zaten yoksulluk halledilmesi gereken ilk soruna benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal yardım projeleri başlattılar ve insanları katılmaya zorlayan yasalar koydular. Bu insanları kızdırdı-komşuya yardımın gönüllü yapıldığı o eski fikirlere inanıyorlardı onlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu yasalar hırsızlığı yasallaştırmaktan başka birşey değil. Her ne sebeple olursa olsun, kişi razı olmadan ondan birşey almak hırsızlıktan farklı değildir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak herkes kendini çaresiz hissetti ve korktular ödemeyince verilen hapis cezalarından. Bu sosyal yardım projeleri fakiri biraz rahatlattı, fakat çok geçmeden sorun geri geldi ve başetmek için daha fazla paraya ihtiyaç vardı. Bu projelerin masrafı arttıkça arttı ve devletin hacmi büyüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet adamlarının çoğu ellerinden gelenin en iyisini yapan dürüst adamlardı. Kendi insanlarından daha fazla para talep etmek istemediler, sonunda Fabian ve arkadaşlarından borç para almak dışında çareleri kalmadı. Geri nasıl ödeyeceklerine dair hiç bir fikirleri yoktu. Çoçuklarının eğitimi için öğretmenlere para veremez oldu veliler. Doktorların ücretini veremediler. Ulaşım teknisyenleri işlerini kapattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bir devlet bu işleri üstlenmek zorunda kaldı. Öğretmenler, doktorlar ve diğerleri halka memur oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek azı işinden haz aldı. Makul bir ücret alıyorlardı ama kimliklerini kaybettiler. Kocaman bir makinede küçük çark dişleri oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel teşebbüslere mahal yoktu, alın terine takdir pek azdı. Gelirleri sabitlenmişti ve ancak bir üs emekli olduğunda ya da öldüğünde terfi edilebiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaresizlik içindeki devlet adamları Fabian’ın fikrini sormaya karar verdiler. Onu akıllı ve para sorunlarını çözmesini bilen biri olarak kabul ettiler. Onlar bütün sorunları açıklarken dinledi, en sonunda cevapladı, “Pek çok insan kendi sorunlarını çözemiyor, bunu birilerinin onlar için yapmasına ihtiyaçları var. Eminim, pek çok insanın mutlu olma hakkı olduğunda ve yaşamlarının elzem ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğinde anlaşıyorsunuzdur. Önemli sözlerimizden biri “Her birey eşittir” der, öyle değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dengeyi sağlamak için tek yol zenginden fazla servetini almak ve fakire vermektir. Vergileme sistemi. Daha fazlaya sahip olan daha fazla öder. Mali durumlarına göre herkesten vergi toplayın ve herkese ihtiyacına göre verin. Okullar ve hastaneler bütçesi yetmeyene ücretsiz olmalı…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şatafatlı idealler üzerine uzun bir konuşma yaptı ve şu sözlerle bitirdi “Bu arada, bana borçlu olduğunuzu unutmayın. Bir süredir borç alıp durmaktasınız. Size yardımcı olmam için en azından faizi ödeyin. Anaparayı borç olarak bırakırız, siz bana sadece faizi ödeyin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece gittiler, ve Fabian’ın felsefesi üzerine ciddi bir şekilde düşünmeden artan oranlı gelir vergisini getirdiler -ne kadar çok kazanırsan o kadar çok vergi oranın yükselir. Hiç kimse sevmedi bunu, ama ya vergi ödediler ya da hapse gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ticaret adamı yine fiyatları yükseltmek zorunda kaldı. Ücretli çalışanlar, yüksek ücretlerin işadamlarını işlerini kapatmaya ya da çalışanlarını makinelerle değiştirmeye zorladığını iddia ettiler. Bu daha da fazla işsizliğe sebep oldu ve devletadamlarını ek sosyal yardım ve projelere zorunlu bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı iş sektörleri işlemeye devam etmesi için gümrük tarifesi ve başka koruma düzenlemeleri getirildi, sırf iş istihdamı sağlansın diye. Bir kaç kişi acaba üretimin amacı mal üretmek mi yoksa iş imkanı sağlamak mı diye merak etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşler kötüye gittikçe ücret kontrolü, fiyat kontrolü, her çeşit kontrolü denediler. Hükümet daha fazla para toplamaya çalıştı, satış vergisi, maaş vergisi ve her çeşit vergi. Birileri, buğday çiftçisinden ev hanımına gidene kadar, bir somun ekmeğin 50’den fazla vergiye tutulduğunu olduğunu hesap etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Uzman”lar zuhur etti ve bazıları hükümete seçildi. Fakat yıllık toplantıların herbirinden neredeyse hiç bir başarı sağlayamadan geldiler, “yeniden düzenlenen” vergiler haricinde. Ama toplam vergi miktarı hep arttırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian faiz ödenmelerini istemeye başladı, giderek artan miktarların toplanan vergiden alınıp ona ödenmesi gerekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken parti politikaları geldi-insanlar hangi hükümet grubunun sorunları daha iyi çözeceği üzerine tartışmaya başladılar. Kişileri, ülküleri, parti yaftalarını, her şeyi tartıştılar, asıl sorun dışında. Mecliste rahatsızlık baş gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasabanın birinde, borcun faizi bir yıl içinde vergiden toplanan parayı geçti. Memleketin her yerinde ödenmeyen faiz arttıkça arttı-ödenmeyen faizin üzerine faiz bindirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giderek ülkenin gerçek servetinin çoğunun sahibi ve denetçileri Fabian ve arkadaşları oldu, ve bununla insanlar üzerinde daha da büyük denetim de geldi. Ancak hakimiyet süreci henüz bitirilmemişti. Her bir birey denetim altına alınmadan durumun güvenli olmayacağını biliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sisteme karşı pek çok insan para baskısıyla ya da halka alay konusu olma cezasıyla susturulabilirdi. Bunu yapmak için Fabian ve arkadaşları gazete, televizyon ve radyo istasyonlarının çoğunu satın aldı ve bunları işletecek insanları özenle seçti. Bunların çoğu daha iyi bir dünya isteyen içten insanlardı, fakat hiç bir zaman nasıl kullanıldıklarını farkedemediler. Onların çözümleri hep sonuçlarla uğraşmaktaydı, sorunun sebepleriyle değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişik gazeteler vardı-bir tane sağcılar için, bir tane solcular için, bir tane çalışanlar, bir tane işverenler, ve benzeri. Hangisine inandığının çok bir önemi yoktu, problemin gerçek sebebi üzerine düşünmedikçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian’ın planı tamamlanmak üzereydi-bütün memleket borç içindeydi. Eğitim ve medya ile insanların kafalarını kontrol etmekteydi. İnsanlar o ne isterse ona inanıyor ve düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir adamın keyfi için harcayabileceğinden bile daha fazla parası olduktan sonra heyecan olarak ona ne kalır? Yönetici sınıf zihniyeti için cevap iktidar-diğer insanlar üzerinde katı bir iktidar. İdealistler hükümette ve medyada kullanılıyordu, ama Fabian’ın aradığı gerçek kontrolcüler sınıf zihniyetini yönetiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyumcuların çoğu aynı şekildeydi. Koca bir servetin nasıl hissettirdiğini biliyorlardı ama bu onları daha fazla tatmin etmiyordu. Heyecan ve rekabete ihtiyaçları vardı ve kitlelere iktidar olmak nihai oyundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğerlerinden üstün olduklarına inanıyorlardı. “Yönetmek bizim hakkımız ve görevimizdir. Kitleler kendileri için neyin iyi olduğunu bilmiyor. Düzene sokulmaya ve organize edilmeye ihtiyaçları var.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian ve arkadaşları memleketin her yerine borç veren ofisler açtılar. Doğru, onlar gizli gizli ve ayrı ayrı sahip olunmuştu. Teoride, birbirleriyle yarış halindelerdi, fakat gerçekte birbirlerine pek yakın çalışıyorlardı. Devletadamlarının bazılarını ikna ederek Para Rezerv Merkezi adında bir enstitü açtılar. Bunu kurmak için kendi paralarını bile kullanmadılar-insanların depozitolarını bir kısmına karşılık kredi yarattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu enstitü görünüşte para kaynaklarını denetliyordu, pek garip ama, devlet işletmesi olmasına rağmen hiç bir devletadamı ya da memuru Yönetim Kurulu’na müsaade edilmiyordu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet artık Fabian’dan doğrudan borç almıyordu, Para Rezerv Merkezi’nin borç senedi sistemini kullanmaya başladılar. Önerilen güvence bir sonraki yılın vergilerden elde edilen yaklaşık gelirdi. Bu Fabian’ın planına uyuyordu -şüpheleri kendi üzerinden meşru bir devlet işletmesine uzaklaştırdı. Ama yine de, perdenin arkasında yöneten oydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaylı yoldan, Fabian kontrolü öyle bir ele geçirdi ki devlet onun emirlerini yerine getirmek zorunda kaldı. “Bırakın ülkenin parasını ben kontrol edeyim, kimin yasaları yaptığı umurumda değil” diye böbürlendi. Hangi devlet grubunun seçildiğinin çok da önemi yoktu. Parayı kontrol eden Fabian’dı, ülkenin yaşam enerjisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet para kazanıyordu ama her borca faiz uygulanıyordu. Sosyal yardımlar ve dağıtılan sadakalar gitgide artıyordu, çok geçmeden devlet bırakın anaparanın kendisini, faizini bile ödemekte zorlanır oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olduğu halde, “Para insan yapımı bir sistem. Elbette, hükmetmek için değil hizmet etmek için kullanılabilir” diyen insanlar vardı hala. Ama bu insanlar azaldı ve sesleri, varolmayan bir kar oranları karmaşasında kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetimler değişti, parti sloganları değişti, ama esas plan, politika hiç değişmedi. Hangi hükümet “iktidar”da olursa olsun, Fabian nihai amacına her yıl daha da yaklaştı. İnsanların politikaları anlamsızdı. Sonuna kadar vergilendirilmişlerdi, daha fazla ödeyemezlerdi. Fabian’ın son hamlesinin zamanı gelmişti.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzde 10’luk para tedariği hala banknotlar ve sikkeler üzerindeydi. Şüphe uyandırmadan bir şekilde ortadan kaldırılması gerekiyordu. Nakit para kullanan insanlar alıp satarken seçmekte özgürdüler-kendi yaşamları üzerinde hala biraz kontrolleri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banknot ve sikke taşımak her zaman güvenli değildi. Yerel bölge sınırları dışında çekler geçerli değildi ve bu yüzden daha kullanışlı bir yol bekliyorlardı. Bir kere daha cevap yine Fabian’dan geldi. Kurumu, herkese üzerinde isimleri, resimleri ve kimlik numaraları yazılı plastik kartlardan bastı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösterildiği heryerde, mağaza sahibi merkezi bilgisayarı arayıp kredi oranını tetkik etti. Eğer temizse, belirli bir miktara kadar kişi istediğini alabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta küçük miktarlarda kredi kullanmaya müsaade edilmişti insanlar, ve bu bir ay içinde geri ödenirse, faiz uygulanmıyordu. Bu çalışanlar için iyi hoştu ama ya işadamları nereden başlasındı? Makineleri kurması, malları üretmesi, maaşları ödemesi, ve mallarını satıp parayı geri ödemesi gerekiyordu. Bir ayı geçerse, her ay borçlu olduğu miktarın %1.5’i ekleniyordu. Bu miktar bir yılda %18’in üzerindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşadamının bu %18’i satış fiyatlarına eklemek dışında yolu yoktu. Yine, bu fazladan para ya da kredi (% 18) herhangi birine borç verilebilirdi. Memleket sathında, işadamları borç aldıkları 100 Lira’nın karşılığında 118 Lira ödemek gibi imkansız bir görevi üstlenmişti-fakat bu 18 Lira yoktan varedilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Fabian ve arkadaşlarının toplumdaki mevkileri yükseldi. İtibar direkleri olarak hürmet gördüler. Onların finans ya da ekonomik resmi bildirileri neredeyse dini akideler gibi kabul edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç durmadan artan vergi yükünün altında, küçük ölçekli işletmeler çöktü. Pek çok alanda çalışmak için özel ruhsat gerekiyordu, bu yüzden iş yapmak geri kalanlar için zorlaştı. Yüzlerce yan kuruluşları olan büyük şirketlerin hepsinin sahibi ve yöneticisi Fabian’dı. Bunlar kendi aralarında yarış içindelermiş gibi gözükse de hepsini o kontrol ediyordu. Sonunda rekabetçilerin hepsi işlerini kapattılar. Muslukçular, otomobil tamircileri, elektrikçiler ve diğer küçük işletmelerin çoğu aynı kaderi paylaştılar-Fabian’ın devlet destekli devasa şirketleri tarafında yutulup gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabian bu plastik kartların, banknot ve madeni paraları ortadan kaldırmasını istiyordu. Bütün banknotlar tedavülden kaldırıldığında, sadece bu bilgisayar kart sistemini kullanan işletmeler işini yapabilecekti, planı buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarılarına göre er geç birilerinin kartları karışacak ve ta ki kimlik ispat edilene kadar alıp satamaz hale geleceklerdi. Kendisine nihai iktidarı verecek yeni bir yasanın çıkarılmasını istedi – herkese kimlik numaralarını kafalarına döğme yaptırmalarını zorunlu kılacak bir yasa. Bu numara ancak, bilgisayara bağlanmış özel bir ışık altında görülebilecekti. Her bilgisayar dev bir bilgisayara bağlanacak ve böylece Fabian herkesin herşeyini bilebilecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***************************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğunuz bu hikaye tabii ki kurgu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak hikayeyi tedirgin edici derecede gerçeğe yakın buluyor ve gerçek hayatta Fabian’ın kim olduğunu öğrenmek istiyorsanız, 16. ve 17. yüzyıllarda yaşamış kuyumcuların aktiviteleri üzerine bir araştırma iyi bir başlangıç noktası olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, İngiltere Merkez Bankası (The Bank of England) 1694’te açıldı. Kral III. William (William of Orange) Fransa ile yapılan savaşın ardında parasal sıkıntı içindeydi. Kuyumcular ona 1.2 milyon pound (o zaman için inanılmaz bir miktar) “borç” verdiler, belirli şartlar altında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faiz oranı %8 olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlanmalı ki Magna Karta’da belirtildiği üzere faiz uygulamak ve toplamanın cezası ölümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kral, kuyumculara banka için tedavüle para çıkarma hakkını bir imtiyazla bahşetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan evvel, depo ettikleri miktardan fazla miktarda makbuz basma işlemi kesinlikle yasaktı. İmtiyaz beratı bunu yasallaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;© Larry Hannigan 1971, Australia&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntı: http://www.relfe.com/&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-6139755056271207337?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/6139755056271207337/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/11/dunyay-ve-yuzde-5ini-istiyorum.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/6139755056271207337?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/6139755056271207337?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/11/dunyay-ve-yuzde-5ini-istiyorum.html" title="Dünyayı ve Yüzde 5'ini İstiyorum" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-5RuvfacL3ak/Tsfe2Zz5GCI/AAAAAAAAAGw/u5TklYaur7k/s72-c/the_future_of_capitalism.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;C04HR3c4fCp7ImA9WhdSFEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-3008601548655508125</id><published>2011-07-23T15:24:00.000-07:00</published><updated>2011-07-23T15:58:56.934-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-23T15:58:56.934-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="müzik" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kültür" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="80's" /><title>80'lerde Müzik</title><content type="html">80'lerde doğmuş olmaktan ziyade o yıllarda yaşamış olmayı isterdim hep. Sanırım müzik dünyası 80'lerde doruğa ulaşmış. Uzun uzun bir şeyler yazmaktansa 80'ler müziğine örnek çok dinlediğim 10 şarkıyı paylaşmak istedim. Başlayalım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/RqQn2ADZE1A" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Aerosmith - Janie's Got A Gun (1989)&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/lDK9QqIzhwk" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Bon Jovi - Livin' On A Prayer (1986)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/64coD-rx9sk" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Dio - Holy Diver (1983)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/1w7OgIMMRc4" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Guns N' Roses - Sweet Child O' Mine (1987)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/iyfu_mU-dmo" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Black - Wonderful Life (1988)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/EPhWR4d3FJQ" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Bruce Springsteen - Born In The U.S.A. (1984)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/OMOGaugKpzs" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;The Police - Every Breath You Take (1983)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/xtrEN-YKLBM" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Queen &amp; David Bowie - Under Pressure (1981)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/20qZtnODB0w" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Tears For Fears - Mad World (1983)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/n4RjJKxsamQ" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;Scorpions - Wind Of Change (1991)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wind of Change tam olarak 80'li yıllar içerisinde yapılmamış olsa da Scorpions'ın 80'ler ruhunu en iyi temsil eden gruplardan biri olduğunu düşünüyorum. Fark ettiyseniz daha çok Rock ağırlıklı şarkıları ekledim. 80'ler özellikle Rock ve Metal müzik açısından patlama yapmıştı bunun yanı sıra tüm zamanların en büyük Pop müzik yıldızları da bu dönemde kendilerini ispat etmişti. 80'ler deyip de isimlerini yazmazsak ayıp olacakları da hemen ekleyelim; Michael Jackson, Madonna, Prince, AC/DC, Phil Collins, Mötley Crüe, Eurythmics, Depeche Mode, R.E.M., Blondie, White Snake, Iron Maiden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum olarak da şarkı alabiliriz sanıyorum. Sevgiler, Volkan.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-3008601548655508125?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/3008601548655508125/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/07/80lerde-muzik.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/3008601548655508125?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/3008601548655508125?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/07/80lerde-muzik.html" title="80'lerde Müzik" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/RqQn2ADZE1A/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0QARXo4eSp7ImA9WhZaEkU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-5220271577426468527</id><published>2011-06-28T11:52:00.000-07:00</published><updated>2011-06-28T12:29:04.431-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-28T12:29:04.431-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="google+" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="facebook" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="internet" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="google" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="apple" /><title>Google+ ve Facebook</title><content type="html">Google bugün itibariyle yeni sosyal ağ projesini resmen &lt;a href="http://google.com/+"&gt;açıkladı&lt;/a&gt;. Bildiğiniz üzere Google'ın daha önce benzer olarak &lt;a href="http://wave.google.com"&gt;wave&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://buzz.google.com"&gt;buzz&lt;/a&gt; gibi başarısız girişimleri olmuştu ama beklenildiği gibi Google bu işten yılmayıp geliştirmelere devam etti. Neden bunu yaptığına &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Google+&lt;/span&gt; hakkında biraz bilgi verdikten sonra değineceğim. Öncelikle nedir bu Google+?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/xwnJ5Bl4kLI" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bakışta Google, Google Chrome ve Android ile entegre bir şekilde çalışan yeni nesil bir sosyal medya olarak görünüyor. Resmi Google &lt;a href="http://googleblog.blogspot.com/2011/06/introducing-google-project-real-life.html"&gt;Blog&lt;/a&gt;'unda bahsettiği üzere profil oluşturabiliyorsunuz, başka profilleri ağınıza katabiliyorsunuz, arkadaşlarınızı çeşitli çemberler içine alarak kategorilendirebiliyorsunuz, ilgi alanlarınıza göre etiketler seçebiliyor ve burada çeşitli paylaşımlar yapabiliyorsunuz. Bu özellikler zaten hali hazırda Facebook'ta bulunmaktaydı fakat Google+'ın getirdiği önemli 2 yenilik fark yaratacağa benziyor. İlki görüntülü konferans olanağı ki henüz Facebook buna cesaret edebilmiş değil. Bana sorarsanız sosyal ağların gelişmesiyle bu özelliğin gelmesi zaten kaçınılmazdı. Bir diğer özellik ise Google+'ın mobil cihazlarla entegreli çalışması. Yine hali hazırda Facebook için geliştirilen mobil uygulamalar var ama Google+ özellikle Android'e yönelik bu entegre haliyle daha pratik gibi durmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="560" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/Tku1vJeuzH4" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Google+'ın görüntülü konferans özelliği&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Google bu sefer wave ve buzz'da yaptığı karmaşık arayüz ve kullanım zorluğunu Google+'ta aşmış gibi görünüyor. Google+ tüm bu haliyle Facebook'a ciddi bir rakip olarak görünmekte. Şimdi gelelim Google'ın sosyal medyaya girme sevdasının arka planına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Google'ın üst düzey yöneticilerinden birisinin "Facebook'un satın alınamaması konusunda pişmanlık yaşıyoruz" açıklamasında olduğu gibi Google zamanında Facebook'a talip olmuş fakat &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mark Zuckerberg&lt;/span&gt; yarattığı bu şeyin aslında çok daha değerli olduğunu düşünerek Facebook'u elinde tutmuştu. Zamanla Facebook tam anlamıyla bir dünya devi haline geldi. Öyle ki artık internet 10 sene önceki halinden çok uzaklarda. İşler daha interaktif olmuş durumda ve bir çok kişi Google'da arama yapmak yerine sosyal medyayı kullanarak istediği içeriğe ulaşmakta. Bu hem google'ın elini zayıflatıyor hem de geleceğin sıra yarışında geride kalmasına yol açıyor. Doğal olarak Google'da bu yarışa katılmak için elinden geleni yapıyor, en son örneği de Google+ oldu. Bana göre bu sefer sağlam adımlarla gelmekte özellikle görüntülü konferans Facebook'un başını ağrıtabilir. Zuckerberg villasında bir gün öncesine kadar ayaklarını uzatmış keyif yapıyorken şuanda muhtemelen görüntü sohbet işini nasıl Facebook'a entegre ederiz diye düşünüyordur. Büyük olasılıkla da bir kaç aya kalmaz Facebook'ta böyle bir özellik ortaya çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google+ ile birlikte Google bir diğer rakibi olan Apple'a da darbe indirme peşinde gibi görünüyor. Android desteğini ön plana çekmesi bunun göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Google+, Google'ın bir çok yeni uygulamasında olduğu gibi beta aşamasında ve davetiye ile denenebiliyor. Henüz bir kaç saatlik bir mecra olsa da yakında davetiyeler ortalarda gezinir ve stabilliği sağlandığı an tüm kullanıcılara açılır. Elime davetiyeler geçince buralardan da gönderme ihtimalim olabilir. Bekleyip görelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler, Volkan.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-5220271577426468527?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/5220271577426468527/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/06/google-ve-facebook.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/5220271577426468527?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/5220271577426468527?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/06/google-ve-facebook.html" title="Google+ ve Facebook" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/xwnJ5Bl4kLI/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;CU8ERHY9eyp7ImA9WhZUFk4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-7225075387251456396</id><published>2011-06-09T06:59:00.000-07:00</published><updated>2011-06-09T08:36:45.863-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-09T08:36:45.863-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="güncel" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="enerji kaynakları" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="enerji" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Enerji Kaynaklarıyla İlgili Yanılgılar</title><content type="html">Bilimsel olarak net bir tanımı olmamakla birlikte enerji, iş yapabilme yeteneği olarak tasvir edilebilen bir durum fonksiyonudur. Bu iş yapabilme yeteneği bir cisimde ya da bir sistemde görülebilir. Tüm evrende var olan enerji, fizik kanunları içerisinde vardan yok, yoktan da var edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-tvR-H1kVRec/TfDoKx6fzEI/AAAAAAAAAGo/pDZeAWnvt4M/s1600/windmill_2_by_BOCA13.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 134px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-tvR-H1kVRec/TfDoKx6fzEI/AAAAAAAAAGo/pDZeAWnvt4M/s320/windmill_2_by_BOCA13.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5616244007226035266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;O zaman soru şu; madem yoktan enerji var edemiyoruz, nasıl oluyor da bilgisayarımızı, televizyonumuzu ya da kolumuzdaki saati çalıştırabilecek enerjiyi buluyoruz? Cevabı basit; var olan enerjiyi dönüştürerek. İşte enerji kaynakları dediğimiz insan yapımı sistemler evrende var olan enerjiyi bizim "kullanılabilir enerji" dediğimiz hale çevirip günlük yaşamda kullandığımız bin bir türlü gerece "hayat" vermekte. Temelde tüm enerji sistemleri ya da kaynakları hemen hemen aynı şeyi yapmakta. Basit düzeneklerle kullanılamayan ısı ya da hareket enerjisini kullanılabilir hale getirip bunu istediğimiz bir enerji türüne çevirmekte. Bu bir nükleer santral, hidroelektrik santrali ya da bir rüzgar türbini olabilir; temelde hepsi aynı işi yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu yazıda değinmek istediğim nokta ise bu enerji kaynakları ile ilgili herkesin konuştuğu ama çoğu kişinin fikir sahibi bile olmadığı spekülasyonlar ve yanılgılar.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Türkiye'de bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma çok popüler bir olgu. Enerji de insanlarımızın ağzına sakız olan konu başlıklarından biri. Mesela herkes güneş ve rüzgar enerjisinin iyi şeyler oldukları konusunda hemfikirdir fakat bunu düşünen çoğu kişi &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;bu iki enerji kaynağının Türkiye'nin tüm enerji ihtiyacını karşılayabileceğini düşünür&lt;/span&gt;. Oysa bu enerji kaynaklarının ikisinin toplamı bile Türkiye'nin enerji ihtiyacının ancak çok küçük bir yüzdesini karşılayabilmektedir. Bunda güneş enerjisinin çok pahalı bir enerji kaynağı olması ve rüzgar enerjisinden faydalanabilmek için sabit, düzenli ve kuvvetli rüzgara ihtiyaç olması önemli etkenlerdir. Ayrıca diğer enerji kaynaklarının varlığında, rüzgar, güneş ya da biyokütle gibi &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;yenilenebilir&lt;/span&gt; enerji kaynakları kullanılamaz gibi bir düşünce hakim. Oysa enerji politikalarında her zaman çeşitlilik esastır. Bu enerji kaynakları belki tüm ihtiyacı karşılayamaz ama kullanabildiğimiz kadarını kullanmak hem enerji çeşitliliğini arttırır hem de diğer enerji kaynaklarının yükünü hafifletir. Hazır biyokütle demişken sunulan bir diğer ilginç öneriye de değineyim; buna göre insan ve hayvan atıklarıyla sınırsız enerji üretilebilir. Teoride mantıklı sonuçta sürekli atık üretiyoruz bunları da enerjiye dönüştürmek mümkün fakat şöyle bir şey var gözünüzün önüne 1 bina boyutlarında bir atık kütlesi getirin, bu atık yığını ancak evinizdeki bir ampülü yakabilecek kadar enerji üretebilmekte. Hal böyle olunca da biyokütle de ancak alternatif enerji kaynağı olarak kalmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de enerji kaynaklarının seçilebilmesinde insanların algısı tamamen çevreyle alakalı. Bu nedenledir ki yenilenebilir enerji kaynaklarına termik ya da hidroelektrik santrallere göre daha sıcak bakılmakta. Türkiye'de en fazla kullanılan santraller olan &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;termik ve hidroelektrik santralleri geçmişte yapılan kötü örnekleriyle çevreyi kirleten teknolojiler olarak görülmekte&lt;/span&gt; ki bu tanı haksız sayılmaz. Fakat günümüz teknolojisinde bu iki santral tipi de gelişen teknolojilerle birlikte çevreyi daha az kirletmekte. Şunu da aklımızdan çıkarmamalıyız hangi teknoloji olursa olsun eğer enerji dönüşümü yapıyorsak bir şekilde çevreyi kirletiyoruzdur. Önemli olan bunu en az seviyeye indirmemiz. Ben de sadece rüzgar ve güneş enerjisiyle ihtiyaçlarımızı karşılamamızı yeğlerdim fakat bu mümkün görünmüyor. Bu nedenle ülkenin enerjide dışa bağımlılığını azaltan termik ve hidroelektrik santralleri ciddi şekilde düşünmeliyiz. Türkiye'de çok ciddi bir kömür stoğu var kalitesiz olsa da elimizde böyle bir kaynak mevcut ve bunu kullanmamız lazım. Bu kaynakların düzgün kullanılması halinde Türkiye'nin enerji ihtiyacı büyük ölçüde karşılanabilir. Yukarıda da dediğim gibi bunu yaparken yenilenebilir enerji kaynaklarını da ihmal etmememiz lazım onları da kullanabildiğimiz kadar kullanmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer kaynak olan fosil yakıtları ile ilgili sadece Türkiye'de değil tüm dünyada bir çok spekülasyonlar yapılmakta. Bu kaynakların günümüzde çok önemli olduğu ortada nitekim petrol için yapılan savaşlar dünyanın bir çok ülkesinde devam etmekte. Bu nedenledir ki bir çok ülke politikalarını belirlerken fosil yakıtlarını dikkate alıyor. Bu politikalar sonucu ortaya çıkan bir spekülasyona değineyim; buna göre &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;petrol ve doğalgaz kaynaklarının tüm dünyada yalnızca 30 yıl ömrünün kaldığı söylenmekte&lt;/span&gt;. İşin garibi 10 sene önce de 30 yıl ömürleri kalmıştı. Yani birileri tamamen petrol ya da doğalgazın bitebileceğini zaman zaman kamuoyuna yansıtıp bu yakıtların ücretlerini değiştirmekte. Bunu yapanların kim olduklarını bulmak zor değil, küresel ekonomide artık söz sahibi olan petrol şirketleri istedikleri gibi at koşturabiliyorlar. Bu spekülasyonu en güzel yalanlayan örnek geçtiğimiz yıllarda petrol varil fiyatının 150 dolara çıkmasıyla eline sondaj alanın petrol kuyusu bulması olmuştu. Yani petrolün bittiği yok fakat petrolü olduğu yerden çıkarmak maliyetli bir iş, çoğu zaman çıkarma maliyeti petrol kuyusunun değerinden fazla olabiliyor bu yüzden bir çok petrol yatağı olduğu yerde durmakta. Şuanda Antartika'da bulunmuş en büyük petrol yatağını sahiplenebilmek için Amerika ve Rusya yarışmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak hakkında hem Dünya'da hem de Türkiye'de en fazla konuşulan enerji kaynağı olan nükleer enerjiye değinmek istiyorum. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Baştan fikrimi açıklayacak olursam ben Türkiye'de bir nükleer enerji santralinin kurulmasına karşıyım&lt;/span&gt;. Bunu çevreci olduğum için mi söylüyorum? Ya da bazı köşe yazarları gibi Japonya'da ki felaketi gördükten sonra mı fikrimi değiştirdim? İki sorunun cevabı da kesinlikle hayır. Öncelikle bir nükleer santralle bir termik santralin teoride aynı olduğunu bilmemiz gerekir. İkisini ayıran nokta ise santrallerin kullandıkları yakıtlardır. Nükleer santral teknolojisi hali hazırda bilim dünyasının en fazla kafa patlattığı olgulardan biridir. Çevreyi kirletme açısından baktığımızda dışarıya termik santraller gibi atık bırakılmaz. Atıkları kapsüllerle depolanır ve yer altına gömülür ya da avrupa ülkelerinin yaptıkları gibi gemilere yüklenip Afrika sahillerine atılıp kaçılır. Şuanda bu kapsüllerin yeniden kullanılabilir hale getirilmesi için uğraşılmakta, eğer bu gerçekleşirse çevreyi kirletme açısından nükleer santrallerin rüzgar türbinlerinden bir farkı kalmayacaktır. Ayrıca şuanda insan yapımı en güvenli teknoloji de nükleer santrallerde mevcuttur. Peki Japonya'da ki felakete ne demeli dediğinizi duyar gibi oldum. Dediğim gibi bu santraller insan yapımıdır ve ne kadar güvenli olursa olsun risk taşımaktadırlar. Japonya'da yaşananlar ise bu riskin duhülüdür. Benim Türkiye'de karşı olmamın sebebi ise tamamen politiktir. Nitekim Türkiye'ye kurulan Kore, Rus ya da Amerikan yapımı bir nükleer santral enerji politikasında dışa bağımlılığı arttıracağından herhangi bir fayda getirmeyecektir. Böyle bir santral kurmak yerine buna harcanacak maddi kaynak nükleer enerji teknolojisi geliştirmeye harcanmalı ve Türkiye bu ülkelerle aynı seviyeye gelmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak artan insan popülasyonuyla birlikte doğru orantılı olarak enerji ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Ülkeler de enerji politikalarını geleceğe dönük olarak şekillendirmelidir. Türkiye'nin yapması gereken dışa bağımlı enerji kaynaklarından ziyade öz enerji kaynaklarını tüketirken yeni teknolojileri kendi başına üretebilecek konuma gelmektir. Malesef ihtiyacı karşılayabilecek yüzde yüz çevreci bir enerji kaynağı yoktur. Eğer çevremizi düşünüyorsak enerji kaynaklarını eleştirmek yerine enerji ihtiyaçlarımızı nasıl azaltabileceğimizi düşünmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler, Volkan.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-7225075387251456396?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/7225075387251456396/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/06/enerji-kaynaklaryla-ilgili-yanlglar.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7225075387251456396?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7225075387251456396?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/06/enerji-kaynaklaryla-ilgili-yanlglar.html" title="Enerji Kaynaklarıyla İlgili Yanılgılar" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-tvR-H1kVRec/TfDoKx6fzEI/AAAAAAAAAGo/pDZeAWnvt4M/s72-c/windmill_2_by_BOCA13.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkQBRHc9eip7ImA9WhZWGUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-191262602902632325</id><published>2011-05-21T06:05:00.000-07:00</published><updated>2011-05-21T06:25:55.962-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-21T06:25:55.962-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Neler Yapıyorum?</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-bVjvOC9CK4Y/Tde9GyjjP5I/AAAAAAAAAGc/9JOkgGe2LSk/s1600/where_am_i.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 258px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-bVjvOC9CK4Y/Tde9GyjjP5I/AAAAAAAAAGc/9JOkgGe2LSk/s320/where_am_i.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5609159785260990354" /&gt;&lt;/a&gt;Az yazmayla hiç yazmama arasındaki ince çizgiyi sanırım ziyadesiyle aştım. Hayattaki önemli değişiklikler ilgisiz yerleri de etkileyebiliyor. Buraya bir şeyler girmememin bahanesi bundan mütevellit olabilir. Her neyse neler yapıyorum sorusuna fazla kafa ağrıtmadan cevap vereyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle buraya yazmayı bıraktığım sıralar yeni işlere yelken açmıştım, daha önce iş deneyimlerime benzemediğinden internet-bilgisayar hayatım sekteye uğradı diyebilirim. Nitekim mesai saatlerim uyku ve yemek dışında başka şeylere çok az yer vermeme olanak sağlıyordu. Bu böyle bir süre gitti geldi derken kendimi askerde buldum. Aradaki 6 ayım da askeriye de geçti. Askerlikle alakalı başıma gelen daha doğrusu kafama gelen en ilginç detay alnımı yarmam oldu. 6 dikiş atıldı ve şimdi bu yarayı mütemadiyen güneş ışınlarından saklayarak günlerimi geçirmeye devam ediyorum. Her neyse askerliğimin sonuna geldiğim şu günlerde dinlenmekteyim ve iş yaşantım öncesi hayatıma geri döndüm (yani ye-iç-yat-internetegir modu). Bir kaç gün daha aylak yaşantımı sürdürüp tekrar koşuşturmaya başlayacağım zannedersem. Bu arada yazılar yazdığım çeşitli siteler ve bloglarım boş kalsa da twitter'dan arada sırada aklıma gelen 140 karakterlik cümleleri paylaşıyorum. Ölüp ölmediğimi şimdilik &lt;a href="http://twitter.com/fuzbing"&gt;buradan&lt;/a&gt; öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hevesimi yakaladığım an yeniden buralara bir şeyler ekleyeceğimden de emin olun. Sevgiler, Volkan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-191262602902632325?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/191262602902632325/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/05/neler-yapyorum.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/191262602902632325?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/191262602902632325?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2011/05/neler-yapyorum.html" title="Neler Yapıyorum?" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-bVjvOC9CK4Y/Tde9GyjjP5I/AAAAAAAAAGc/9JOkgGe2LSk/s72-c/where_am_i.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkANRHY-fyp7ImA9WxBSEko.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-6568766606228203588</id><published>2009-11-18T06:51:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T16:59:55.857-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-12-19T16:59:55.857-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kültür" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hollywood" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hacker" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Filmlerdeki Bilgisayar Korsanları</title><content type="html">80'lerle gelen bilgisayar furyası şüphesiz ki sinema sektörünü de etkilemiştir. Özellikle bilgisayar korsanları ya da bilinen isimleriyle &lt;strong&gt;hacker&lt;/strong&gt;'lar bir çok filme konu olmuştur. 1982'de &lt;em&gt;Tron&lt;/em&gt;'la başlayan bilgisayar korsanlı film furyası; &lt;em&gt;Hackers, The Net, Enemy of the State, The Matrix, Swordfish, The Italian Job, Wargames&lt;/em&gt;... gibi bir çok filme konu olmuş ya da içerisinde geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat biraz olsun bilgisayarla haşır neşir olmuş kişiler bilir ki, bu filmlerdeki hacker'lar bilgisayarları bizim kullandığımız gibi kullanmazlar. Hollywood, özellikle hacker'ları farklı bir şekilde sunma sevdasındadır ya da gerçekten hacker'ların neyi nasıl yaptıklarının farkında değiller. İşte bazı Hollywood hacker klişeleri;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Bir sürü ekranın olduğu bir bilgisayar odası bulun. Bu kadar çok ekranı ne yapacağınız bilinmez ama böyle olması lazım.&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQMIadXmvI/AAAAAAAAAEc/ntX0kh3vvAU/s1600/multidesk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQMIadXmvI/AAAAAAAAAEc/ntX0kh3vvAU/s320/multidesk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405458791432428274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Klavyeye çok hızlı ve rastgele basın, yazdıklarınızın pek önemi yok ama anlamlı şeyler çıkarsa da iyi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQM26IyA4I/AAAAAAAAAEk/osxn2FxnbF0/s1600/typing-main_Full.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQM26IyA4I/AAAAAAAAAEk/osxn2FxnbF0/s320/typing-main_Full.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405459590209995650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Asla mouse kullanmayın, nitekim buna ihtiyacınız yok. Firewall'ları aşmayı ya da bunun gibi şeyleri klavye ile yapabilirsiniz. En son adıma geldiğinizde yapmanız gereken arkanıza yaslandıktan sonra elinizi yavaşça ENTER'ın üstüne getirip...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQNbTvrlbI/AAAAAAAAAEs/UHGsfkYdwk0/s1600/enterkey.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 305px; height: 229px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQNbTvrlbI/AAAAAAAAAEs/UHGsfkYdwk0/s320/enterkey.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405460215559329202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Bundan sonra ekrandaki devasa "Yükleniyor" barına bakmalısınız. Bunun sonunda muhtemelen "Tamamlandı" ya da "Hacklendi" yazısı çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQQm-U-PJI/AAAAAAAAAE0/xDltS9uQaBc/s1600/66_nicloading.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQQm-U-PJI/AAAAAAAAAE0/xDltS9uQaBc/s320/66_nicloading.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405463714503474322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Hükümet bilgisayarlarına (FBI, NSA...) en fazla 10 dakikada girebilmelisiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQRR7TM4wI/AAAAAAAAAE8/XJOZ3I-aXeU/s1600/nsa_logo_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 290px; height: 290px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQRR7TM4wI/AAAAAAAAAE8/XJOZ3I-aXeU/s320/nsa_logo_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405464452425114370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Kolaylıkla kıramadığınız şifreler kurbanın doğum tarihi ya da kızının adıdır. Bunu 2. ya da 3. denemenizde bulmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQh660tfRI/AAAAAAAAAFE/s-ZPMQQFXZ4/s1600/password.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 231px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQh660tfRI/AAAAAAAAAFE/s-ZPMQQFXZ4/s320/password.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405482748857908498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Bir virüs yazıp kurbanın bilgisayarına yollamalısınız, böylece kurbanın bilgisayarında "VIRUS" yazısı belirip karşı tarafın panik yapması sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQibZUszzI/AAAAAAAAAFM/hQYVZV-vExc/s1600/virus1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 313px; height: 254px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQibZUszzI/AAAAAAAAAFM/hQYVZV-vExc/s320/virus1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405483306800959282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8) Hack işlemi sırasında ekranınızdan 1 ve 0'ların akması lazım. Eğer bu olmuyorsa bunun yerine rastgele HTML kodları da akabilir çünkü siz HTML kullanarak da hack yapabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQj9k1qi9I/AAAAAAAAAFc/cdjg_aszX_Y/s1600/wrapping_paper-binary.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQj9k1qi9I/AAAAAAAAAFc/cdjg_aszX_Y/s320/wrapping_paper-binary.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5405484993519193042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-6568766606228203588?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/6568766606228203588/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/11/filmlerdeki-bilgisayar-korsanlar.html#comment-form" title="7 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/6568766606228203588?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/6568766606228203588?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/11/filmlerdeki-bilgisayar-korsanlar.html" title="Filmlerdeki Bilgisayar Korsanları" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SwQMIadXmvI/AAAAAAAAAEc/ntX0kh3vvAU/s72-c/multidesk.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>7</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DU8MRns-cCp7ImA9WxNXFkg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-7154406993428266995</id><published>2009-10-04T04:38:00.000-07:00</published><updated>2009-10-04T05:04:47.558-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-10-04T05:04:47.558-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kültür" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="flashforward" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="dizi" /><title>Yeni Dizi: FlashForward</title><content type="html">Uzun zamandır 90 ve 80lerin klasik dizi ve sitcomlarını izliyordum. Takip ettiğim güncel dizilerden Prison Break bitti ve Lost'ta yine geleneksel 9 aylık aralarından birini verdi. Böyle bir zaman diliminde, yakın zamanda başlayan ve henüz 2 bölümü yayınlanmış FlashForward'ı gördüm, biraz yorumlarını okudum ve hemen izlemeye koyuldum.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SsiM_sjIQwI/AAAAAAAAAEU/sHn16tPgq8k/s1600-h/flashforward1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 325px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SsiM_sjIQwI/AAAAAAAAAEU/sHn16tPgq8k/s400/flashforward1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5388711980066947842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlk 2 bölüm itibariyle şunu söyleyebilirim ki gerçekten çok iddialı bir yapım bizleri bekliyor. Tüm dünyadaki insanlar aynı anda ve aynı sürede bayılıp o andan tam 6 ay sonraki geleceklerini görürlerse ne olur? Bayıldıkları anda kötü şeylerin olduğunu söyleyebilirim, kazalar gibi. Fakat gerçekte böyle bir şeyin olmasını sağlayan güç neydi? İşte FBI ajanlarımız ve çevresindeki insanlar bu olayın içine girip bizi heyecanlı bir kurgunun ortasına atıyorlar. İlk bakışta Lost'a bile rakip olarak görünmekte FlashForward. Bu kanıya şuradan vardım; tıpkı Lost gibi FlashForward'ta fantastik bir yapım gibi gözükmekte bunun yanı sıra kurgusu itibariyle kesişen noktaları var. Örnek olarak Lost izliyorsanız eğer biliyorsunuzdur ki Lost aslında kocaman bir bulmaca, senaristlerin söylediğine göre tüm kurgu kaba hatları ile bitmiş durumda ve her sezon bu bulmaca biraz daha çözülmekte. FlashForward'ta aynı şekilde işin içinde gelecek olduğundan çözülmeyi bekleyen bir bulmaca gibi. Bir diğer ince ve ilginç ayrıntıysa 2 dizinin pilot bölümleri ve bu bölümlerde görülen hayvanlar. Lost'ta baygın bir halden bir adanın ortasında ve bir enkazın içinde gözlerimizi açmıştık, FlashForward'ta da yine devasa bir kazanın ortasında gözlerimizi açıyoruz. Yine Lost'ta tropikal bir adada kutup ayılarıyla karşılaşmıştık, FlashForward'ta ise metropolün ortasında bir kanguru gezmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açılardan ilk 2 bölümü itibariyle heyecan veren bir yapım FlashForward. Fakat aklıma Heroes'un ilk sezonu da gelmiyor değil. Heroes'ta heyecan verici bir şekilde başlayıp hüsranla sonuçlanmıştı -daha doğrusu henüz sonuçlanmadı ama ben bırakalı uzun zaman oldu-. Umarım FlashForward izleyicilerini hayal kırıklığına uğratmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu arada dizide Lost'tan ve farklı film ve dizilerden tanıdığımız Joseph Fiennes, Dominic Monaghan, Sonya Walger gibi isimler de var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-7154406993428266995?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/7154406993428266995/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/10/yeni-dizi-flashforward.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7154406993428266995?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7154406993428266995?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/10/yeni-dizi-flashforward.html" title="Yeni Dizi: FlashForward" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SsiM_sjIQwI/AAAAAAAAAEU/sHn16tPgq8k/s72-c/flashforward1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;CE4NRno8fCp7ImA9WxJbE0s.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-6683149249834020678</id><published>2009-07-23T08:06:00.000-07:00</published><updated>2009-07-23T08:29:57.474-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-23T08:29:57.474-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="izlenim" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="gaziantep" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Gaziantep İzlenimlerim</title><content type="html">Ömrümün kısa ama önemli bir bölümünü Gaziantep'te geçirdim. Gaziantep'ten ayrıldığım şu günlerde sizlerle kısaca izlenimlerimi paylaşmak istiyorum bu sayede Gaziantep'e bir gün yolunuz düşerse, gitmeden önce kafanızda bir şeyler canlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak Gaziantep bir sanayi şehri. Organize sanayi bölgesinde ve etrafında bir çok büyük sanayi kuruluşu mevcut. Bu hem bölgeye hem de Gaziantep'e çok büyük faydalar sağlıyor. Şehir altyapı ve çevre düzenlemesi açısından oldukça iyi durumda ama yine de büyük şehirlerde rastlanan bir çok sorun mevcut. Coğrafi yapısı gereği kentleşme bana göre kötü şöyle ki bir semtten diğerine gitmek bazen işkence olabiliyor. Dolaysı ile ulaşım bana göre yetersiz, 4-5 sene önce mevcut belediye otobüslerinin daha etkin olduğunu söyleyebilirim. Şu günlerde raylı sistem çalışmaları var şehir içerisinde ama bana göre yeri itibariyle fuzuli olmuş. Bir kaç sene sonra tekrar gelirsem Gaziantep'e haklı olup olmadığımı görebilirim sanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantep halkı genellikle esnaflardan oluşmakta. İnsanlar genelde kendi halinde fakat nüfusunun her geçen gün artması Gaziantep'i karmaşık bir yapı içerisine sürüklemekte. Yine 4-5 yıl içerisinde şehirde bir çok büyük alışveriş merkezi faaliyete geçti, bu esnafı etkiliyor olsa da gelişen nüfus açısından faydalı. Tarihi mekanlar arasında &lt;strong&gt;Zeugma&lt;/strong&gt; önemli bir yer tutmakta bunun yanı sıra şehir merkezinde Gaziantep Kalesi mevcut ve artı olarak bir çok şehirde göremeyeceğiniz bir cam müzesine sahip Gaziantep. Piknik alanlarının özellikle haftasonları dolduğunu söyleyebilirim işte bu piknik alanlarının yakınında çok büyük bir hayvanat bahçesi de mevcut. Bu sene Güneydoğu'nun ilk özel üniversitesi Gaziantep'te faaliyete geçecek. Bu yeni üniversite ile birlikte öğrencilerin şehir yaşamında daha aktif rol oynamasını bekliyorum nitekim Gaziantep Üniversitesi öğrenci sayısı açısından şehirde bir ağırlığa sahip değil, bu da öğrencilerin üniversite yaşamlarını kötü yönde etkilemekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım Gaziantep hakkında baklava ve fıstığa özellikle değinmeme gerek yok. Gidip tadın, pişman olmayacaksınız. Sonuç olarak Gaziantep gelişmiş sanayisi ile bölgenin önemli şehirlerinden biri. Kültürel ve sosyal etkinliklerin artması ile gelecekte daha güzel bir yere dönüşebileceğini düşünüyorum. Umarım şehir daha da güzel bir hal aldığı zaman tekrar ziyaret fırsatı bulabilirim. O zamana kadar; hoşçakal &lt;strong&gt;Gaziantep&lt;/strong&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-6683149249834020678?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/6683149249834020678/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/07/gaziantep-izlenimlerim.html#comment-form" title="5 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/6683149249834020678?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/6683149249834020678?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/07/gaziantep-izlenimlerim.html" title="Gaziantep İzlenimlerim" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUMMQH8_eip7ImA9WxJVFk8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-3949769909914327703</id><published>2009-07-03T05:01:00.000-07:00</published><updated>2009-07-03T05:18:01.142-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-03T05:18:01.142-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sosyal ağ" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="internet" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="friendfeed" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="twitter" /><title>Twitter Türkiye'de Patlar mı?</title><content type="html">&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sk32LMhRxjI/AAAAAAAAAEE/NxO8FeXhTZM/s1600-h/twitter_bird_follow_me.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 120px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354206204213184050" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sk32LMhRxjI/AAAAAAAAAEE/NxO8FeXhTZM/s200/twitter_bird_follow_me.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Sanırım Türkiye yeni bir internet akımının eşiğinde ve önümüzdeki bir kaç ay içerisinde bu akım birden patlama yapabilir. Başlıktan da belli olduğu üzere &lt;a href="http://www.twitter.com/"&gt;Twitter&lt;/a&gt;'dan bahsediyorum. Twitter ne diyecek olursanız, şuanda tüm dünyada yayılan yeni bir internet trendi. Şöyle ki, bir Twitter sayfası alıyorsunuz ve anlık olarak ne yaptığınız, bir düşüncenizi ya da bir bağlantıyı sizi takip edenler ile paylaşabiliyorsunuz. Takip eden ve edilen sayısı arttıkça bu enteresan bir hal alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi tüm dünyada Twitter şuanda çok popülerken Türkiye'de daha yeni yeni kullanıcı sayısı artmaya başladı bu da benim aklıma 2007 sonlarındaki Facebook patlamasını getirdi. O zaman da Facebook Türkiye'de çok popüler değildi ama birden Türkiye için kullanıcı sayısı milyonlara çıktı ve şuanda en fazla Facebook kullanıcısına sahip ülkelerden biriyiz. Twitter içinse şuanda hali hazırda Türkiye'den binlerce kullanıcı var ama benim patlamadan kastım bu sayının yüzbinlere çıkması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Twitter sadece sıradan insanların kullandığı bir araç da değil, bir çok ünlü isim ya da firma kendi twitter sayfalarını kullanıyorlar aynı şekilde Türkiye'de de bu yayılmaya başladı. Biraz araştırma yapınca bir çok ünlü ismin Twitter'da yer edindiğini görebiliyoruz. Bu arada FriendFeed gibi diğer sosyal araçlar da yavaş yavaş popüler oluyor ama şuan için Türkiye'de patlama önceliği bence Twitter'da. Benim Twitter sayfam ise yan menüden görebileceğiniz üzere şurada konuşlandırılmış; &lt;a href="http://www.twitter.com/fuzbing"&gt;http://www.twitter.com/fuzbing&lt;/a&gt; .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-3949769909914327703?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/3949769909914327703/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/07/twitter-turkiyede-patlar-m.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/3949769909914327703?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/3949769909914327703?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/07/twitter-turkiyede-patlar-m.html" title="Twitter Türkiye'de Patlar mı?" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sk32LMhRxjI/AAAAAAAAAEE/NxO8FeXhTZM/s72-c/twitter_bird_follow_me.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUEDQnY6fyp7ImA9WxJVFUg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-7777119102715694276</id><published>2009-07-02T09:30:00.000-07:00</published><updated>2009-07-02T09:54:33.817-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-02T09:54:33.817-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kültür" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="death note" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="anime" /><title>Death Note</title><content type="html">&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SkzidJJ1n0I/AAAAAAAAAD8/KiMsPZbDDL4/s1600-h/deathnote-rules.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 129px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353903047337942850" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SkzidJJ1n0I/AAAAAAAAAD8/KiMsPZbDDL4/s200/deathnote-rules.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Geceleri uyumadan önce 20-30 dakikalık dizi ya da animeler izlemek hoşuma gidiyor. Yaz döneminin gelmesiyle birlikte bir çok diziye ara verildi bu nedenle ben de daha önceden izlemeyi planlayıp sürekli ertelediğim şeylere yöneldim. Bunlardan biri de &lt;strong&gt;Death Note&lt;/strong&gt; isimle anime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle uzak doğu sineması ve çoğu anime-manga yapımlarını takip etmem bunun en büyük nedeni bu yapımlardaki abartılı tepkileri ve olayları bir türlü benimseyememem. Yine de bir çok anime izlediğim söylenebilir. Geçen hafta başladığım Death Note'ta açıkçası bayağı sardı beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonca&lt;strong&gt; Shinigami&lt;/strong&gt; olarak bilinen Ölüm Meleklerinden biri (&lt;em&gt;Ryuk&lt;/em&gt;) ölüm defterini yani death note'u insanların dünyasına düşürür. Japonya'da çok başarılı bir lise öğrencisi olan Yagami Light'ta bunu tesadüfen bulur. Death Note'un ilk sayfasında yazanlar çok ilginçtir buna göre, birisi bu deftere ölmesini istediği bir kişinin adını yazarsa o kişi yazıldığı şekilde ölür. Light başta bunun mümkün olamayacağını düşünür fakat televizyonda gördüğü bir suçluda deneyip ölüm defterinin gerçek olduğunu anlar. Bunun üzerine Light tüm suçluları bu deftere yazıp kendine göre daha adil bir dünya yaratmaya karar verir ve suçluları tek tek öldürmeye başlar. Kuşkulu bir şekilde suçluların teker teker ölmesi tüm dünya da kanun sağlayıcılarını harekete geçirir. Daha önce bir çok büyük davayı çözen ve kimliğini hiç kimsenin bilmediği L rumuzlu kişide bu davaya katılır. Ve artık olay &lt;strong&gt;L&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Kira&lt;/strong&gt;'nın (halk tarafından Light'a takılan isim) savaşı haline dönüşmüştür...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz de bu tip anime'lerden hoşlanıyorsanız, mutlaka Death Note'u arşivinize ekleyin. Gerçi bu tip şeyleri takip edenler muhtemelen "sen onu daha izlemedin mi" diyecektir. Haklılar da, biraz geç kalmışım. Ama şimdiden yarıladığımı söyleyebilirim, genellikle bir oturuşta 2-3 bölüm izliyorum. Bittiğinde görüşlerimi de buraya eklerim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-7777119102715694276?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/7777119102715694276/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/07/death-note.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7777119102715694276?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7777119102715694276?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/07/death-note.html" title="Death Note" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SkzidJJ1n0I/AAAAAAAAAD8/KiMsPZbDDL4/s72-c/deathnote-rules.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEIDRHwzeCp7ImA9WxJXE0o.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-6461055231572624599</id><published>2009-06-07T05:01:00.001-07:00</published><updated>2009-06-07T05:09:35.280-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-07T05:09:35.280-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bitirmeme" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="okul" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="üniversite" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bitirme" /><title>Neler Yapıyorum?</title><content type="html">Günlüğü takip ediyorsanız tek tük yazılar girebildiğimin farkındasınızdır hatta "amaan yazı yazmıyor takip etmeyeyim" diyebilirsiniz. Ama haklı gerekçelerim var. Şöyle ki; okul bitiyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ömrümün çok büyük bir bölümü olan okul yaşantım 1 hafta sonra bitecek. Şuanda final haftasındayım ve bitirme projemle uğraşmakla meşgulüm. O da ne derseniz açıklayayım; bir üzüm suyu makinesi yapıyorum. Hemen "keh keh" diye gülmeyin öyle evde kullanmak için değil, böyle kocaman, 15-20 kg üzümün suyunu ve posasını ayırabilecek bir makine. Bitince fotoğraflarını eklerim belki buraya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse final haftasındayım demiştim, 1 tane finalim kaldı o da nispeten basit bir dersin finali bu nedenle sınavlarla alakalı stresim kalmadı tabii notları dört gözle beklemiyor da değilim. Önümüzdeki haftayı atlattıktan sonra ise hemen staja başlayacağım. Bir doğalgaz firması ile anlaştım, yaklaşık 1 ay kadar staj yapacağım. Daha sonrasında ise sonbahara kadar muhtemelen dinlenirim. Bu arada ales'e girmiştim geçtiğimiz günlerde ondan da iyi bir puan almışım, belki toefl'a da girip yüksek lisans için bir kaç üniversiteye başvururum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak önümüzdeki haftayı atlattıktan sonra rahatlıyorum ve buralar yazılarla dolabilir, dolmayadabilir. Bekleyip görelim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-6461055231572624599?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/6461055231572624599/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/06/neler-yapyorum.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/6461055231572624599?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/6461055231572624599?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/06/neler-yapyorum.html" title="Neler Yapıyorum?" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkINRnk5cCp7ImA9WxJRFE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-207308642827596074</id><published>2009-05-15T10:24:00.000-07:00</published><updated>2009-05-15T10:29:57.728-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-15T10:29:57.728-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="yürüyüş" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="uzay" /><title>Uzayda Yürümek</title><content type="html">Hep böyle bir hayalim olmuştur...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sg2l0Ic8nPI/AAAAAAAAADs/H7GSyEOdAJ0/s1600-h/nasanas5523947127543.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 400px; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336103448544582898" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sg2l0Ic8nPI/AAAAAAAAADs/H7GSyEOdAJ0/s400/nasanas5523947127543.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sg2lt2eRfTI/AAAAAAAAADk/P3meJd7UpAM/s1600-h/nasanas5524088127589.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 400px; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336103340639092018" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sg2lt2eRfTI/AAAAAAAAADk/P3meJd7UpAM/s400/nasanas5524088127589.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-207308642827596074?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/207308642827596074/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/05/uzayda-yurumek.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/207308642827596074?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/207308642827596074?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/05/uzayda-yurumek.html" title="Uzayda Yürümek" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sg2l0Ic8nPI/AAAAAAAAADs/H7GSyEOdAJ0/s72-c/nasanas5523947127543.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUQFQXw_fSp7ImA9WxJREk8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-7096854484552174162</id><published>2009-05-13T06:34:00.000-07:00</published><updated>2009-05-13T07:01:50.245-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-13T07:01:50.245-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="flash disk" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="baş belaları" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="virüs" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="internet" /><title>Flash Bellek Virüsleri</title><content type="html">Son zamanlarda flash disklerin yaygınlaşmasıyla birlikte virüslere gün doğdu. 10-15 yıl önce disket virüsleri vardı fakat cd üzerine direkt yazma işlemi yapılamayınca bu virüsler bir süreliğine kayboldu. Flash, harici disk ve benzeri taşınabilir aygıtlarla birlikte ise yeniden hortladılar. Ben de flash ya da harici disk yardımıyla bir çok kişiyle veri alışverişi yapıyorum doğal olarak sürekli virüslerle mücadele içindeyim. Dün gece nedense kendi flash diskimi bilgisayara taktım ve ta daaa... Bilgisayar virüslenmişti, o an messenger'da bulunan herkese mesajlar yollamış virüs. Bunun üzerine bir arkadaşım beni arayıp uyardı ben de hemen temizlik işlemlerine koyuldum. Zannedersem en son bu flashı okulda bir hocanın bilgisayarına projeyi vermek için kullanmıştım ve oradan bulaşmış. Bilgisayarda antivirüs ve firewall olmasına rağmen bu tip virüsler bir şekilde bulaşabiliyor. Peki sizde benim gibi sürekli flash disklerle muhattap olan biriyseniz bilgisayarınızı nasıl koruyacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bilgisayarınıza bu virüslerden biri bulaşmışsa panik yapmanıza gerek yok. Bunlardan kurtulmanın en etkili ve zahmetsiz yöntemi &lt;a href="http://www.combofix.org/"&gt;ComboFix&lt;/a&gt;. Bu küçük araç hemen hemen tüm flash virüslerini bilgisayarınızdan temizleyebiliyor. Tek yapmanız gereken bilgisayarınıza indirip varsa antivirüs yazılımlarınızı kapamak. Daha sonra ComboFix 10-15 dk içerisinde bilgisayarınızı temizleyip size bir log dosyası ile bilgilendirecektir. ComboFix sorununuzu çözmediyse daha karmaşık işlemlere gereksinim duyabilirsiniz bunun için bana direkt mesaj atın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayarınızı temizlediniz ama elinizde hala içerisinde virüslerin cirit attığı bir flash belleğiniz var. Onların kökünü kazımayı manuel olarak yapacağız. İlk olarak bilgisayarınıza flash bellek ya da harici bir disk takıldığında otomatik olarak başlatmayı kapamalısınız bu sayede olası virüsler direkt olarak bilgisayarınıza atlayamaz. Bunu &lt;strong&gt;gpedit.msc &lt;/strong&gt;(yönetim şablonları) ile yapabilirsiniz fakat bunun yerine küçük bir program ile daha pratik olarak yapmanızı öneririm. Tweak UI'yi &lt;a href="http://download.cnet.com/Tweak-UI/3000-2072_4-10002117.html"&gt;şu&lt;/a&gt; adresten indirin. Kurulumu yaptıktan sonra My Computer &gt; Autoplay &gt; Types altından, Enable Autoplay for removable drivers seçeneğini kaldırın. Bu işlemden sonra virüslü flash diskinizi bilgisayara takın, içerisine girmeden sağ tıklayın. İçerisinde virüs ya da benzeri bir şey yoksa sağ tuş menüsünde Aç, Araştır, Ara... şeklinde bir liste gelir. Virüslü flash belleklerde ise Open, Birlikte Aç... gibi şeyler çıkabilir. Bizim yapacağımız şey Ms-Dos üzerinden virüsleri tespit etmek. Öncelikle Başlat &gt; Çalıştır'a cmd yazalım ve Ms-Dos konsoluna girelim. Daha sonra flash diskimizin sürücüsü ne ise onu girelim  (örnek olarak &lt;strong&gt;G:&lt;/strong&gt;). Daha sonra flashın içerisinde ki dosyaları görebilmek için &lt;strong&gt;dir /a/w&lt;/strong&gt; komutunu girelim. Burada çıkan listede autrun.inf, io.com, xx.com gibi dosyalar genellikle bizim virüslerimizdir fakat bunlar sistem dosyası altında gizlenmiştirler. Bunu kaldırmak için attrib öznitelik komutunu kullanabiliriz şöyle ki; &lt;strong&gt;attrib -h -c -r g:/autorun.inf. &lt;/strong&gt;Artık virüslerimiz korumasız ve bizim tek yapmamız gereken del komutu ile onları tek tek silmek (del autorun.inf).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işlemleri sürekli olarak tekrar etmek yerine bunları sizin yerinize yapan bir program istiyorsanız USB Disk Security isimli program işinize yarayacaktır. Virüssüz günler dilerim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-7096854484552174162?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/7096854484552174162/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/05/flash-bellek-virusleri.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7096854484552174162?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7096854484552174162?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/05/flash-bellek-virusleri.html" title="Flash Bellek Virüsleri" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0EMSXcyeip7ImA9WxVbGUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-4333912652176559783</id><published>2009-04-05T13:53:00.001-07:00</published><updated>2009-04-05T14:08:08.992-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-05T14:08:08.992-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="internet explorer 8" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="yavaş" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="internet" /><title>IE8 Yavaşlığı ve Çözümler</title><content type="html">İnternette tanıdığım bir çok kişi takım tutarcasına spesifik web tarayıcılarını destekler. Benim öyle bir huyum yoktur. Internet Explorer (haz etmesem de), Firefox ve Opera'yı uğraşlarım gereği birlikte kullanırım. Mâlum olduğu üzere Internet Explorer bu tarayıcılardan en fazla baş ağrıtandır. Sık sık garip sorunlar üretir ve bunlardan kurtulmanın en kestirme yolu tarayıcı komple kaldırıp yeniden yüklemektir. Geçtiğimiz gün yine böyle bir sorun oluştu ben de hazır yüklemişken yeni çıkan &lt;strong&gt;Internet Explorer 8&lt;/strong&gt;'i yükleyeyim hem de denemiş olurum diye düşünüp yükledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni eklenen bir kaç özellik (inprivate, smartscreen...) gerçekten dikkat çekici ve kullanışlı. Bunun dışında eski IE'lerde mevcut olan saçma buglarda temizlenmiş. Fakat tahmin edeceğiniz üzerine yeni buglar ve garip sorunlar gelmiş. Bunlardan bu yazıda bahsedeceğim, IE8'in garip hantallığı. Özellikle ilk açılış ve sekmeler arası geçişte cidden yavaşlamış. Bunun üzerine biraz araştırma yapınca kayda değer sonuçlar elde ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan ilki özellikle vista kullanıcılarını etkiliyor, yapmanız gereken IE8 ve kabuk arasına bir vekil sunucu iliştirmek. Kısaca&lt;em&gt; başlat &gt; çalıştır&lt;/em&gt;'a &lt;em&gt;&lt;strong&gt;regsvr32 actxprxy.dll&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; girmeniz ve sisteminizi yeniden çalıştırmanız gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer hile ise Internet Explorer'ın kısıtlı ve güvenli alanlar listesi. Siz her sekme açtığınızda bu listeler kontrol ediliyor bu yüzden ciddi bir yavaşlık sorunu teşkil edebiliyor. Eğer sizin için bu alanlar önemli değilse &lt;a href="http://mvps.org/winhelp2002/DelDomains.inf"&gt;şu&lt;/a&gt; dosyayı bilgisayarınıza indirdikten sonra sağ tıklayıp &lt;em&gt;yükle&lt;/em&gt;'ye (install) tıklamalısınız bu sayede bahsettiğim alanlar temizlenmiş olacaktır. Fakat bunun güvenliğinizi düşürebileceğini unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak eğer SpywareBlaster ve Spybot S&amp;amp;D yazılımları bilgisayarınızda yüklüyse &lt;em&gt;bağışıklama&lt;/em&gt; (immunization) az da olsa tarayıcı hızına etki edecektir. Tabii ki bunların hiçbiriyle uğraşmadan stabil bir tarayıcı arıyorsanız Firefox ya da Opera'yı kullanmanızı tavsiye ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-4333912652176559783?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/4333912652176559783/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/04/ie8-yavaslg-ve-cozumler.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/4333912652176559783?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/4333912652176559783?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/04/ie8-yavaslg-ve-cozumler.html" title="IE8 Yavaşlığı ve Çözümler" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkQFR3k-fCp7ImA9WxVUEU8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-5985352143281303065</id><published>2009-03-15T05:16:00.000-07:00</published><updated>2009-03-15T05:31:56.754-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-03-15T05:31:56.754-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kültür" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="güncel" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="zeitgeist" /><title>Zeitgeist Hareketi</title><content type="html">&lt;strong&gt;Zeitgeist The Movie&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Zeitgeist Addendum&lt;/strong&gt; belgesellerini izlediyseniz Zeitgeist Hareketi hakkında fikriniz vardır. İzlemeyenler için kısaca anlatırsak bu belgeselerde günümüz dünyasının çeşitli kurumların elinde, nasıl küresel olarak yönetildiğini ve sistemin çarpıklıklarını gösteriyor. Dünyadaki savaşların ve bir çok kötü olayın da bu iktidar mücadelesinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. İşte Zeitgeist* tüm bunlara karşı çıkan bir sosyal bilinçlenme hareketi. &lt;strong&gt;15 Mart&lt;/strong&gt; ise bu yıldan başlayarak her sene düzenlenecek olan Zeitgeist ile ilgili etkinliklerin resmi günü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavsiyem ilk olarak Zeitgeist The Movie ve Zeitgeist Addendum belgesellerini izlemeniz. Bu belgeselleri &lt;a href="http://www.zeitgeistmovie.com/dloads.htm"&gt;http://www.zeitgeistmovie.com/dloads.htm&lt;/a&gt; adresinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bunları izledikten sonra sizde artık Zeitgeist hakkında düşünmeye başlayabilir ve düşünen sayısı arttıkça da dünyamız daha iyi bir yere doğru hareket edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;*Zeitgeist'in kelime anlamı; zaman ruhu.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-5985352143281303065?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/5985352143281303065/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/03/zeitgeist-hareketi.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/5985352143281303065?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/5985352143281303065?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/03/zeitgeist-hareketi.html" title="Zeitgeist Hareketi" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUEGQX4zfip7ImA9WxVWFko.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-5030587081172847904</id><published>2009-02-26T10:34:00.000-08:00</published><updated>2009-02-26T11:47:00.086-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-26T11:47:00.086-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="blogger" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan.me" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="internet" /><title>Blogger ve Volkan.me</title><content type="html">Blogger sanırım şuanda internetin en büyük ücretsiz blog servisi. Özellikle sağladığı imkanlar ve esnek yapısı ile tamamen kendinize has bir blog oluşturabiliyorsunuz hal böyle olunca Volkan.me'nin blogger destekli olması kaçınılmaz oldu. Volkan.me kullandığım bir kaç uygulama ve hile ile sanıyorum herhangi bir hosta kurulmuş bir blog'tan farksız. Bu yazıda da blogger için bir kaç ipucu vereceğim. Bu sayede sizde kendi blogunuzu oluşturabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak kendinize ait bir alanadınız (domain) yoksa blogger size adınız.blogspot.com ya da adınız.blogger.com şeklinde bir subdomain verebiliyor. Ama siz kendinize ait bir tld domaine sahipseniz ve benim yaptığım gibi blogger'da kullanmak istiyorsanız yapmanız gereken şey basit. İlk olarak kendinize bir dns bulmalısınız. Domaini aldığınız yer size bunu sağlamıyorsa ücretsiz dns veren yerleri kullanabilirsiniz (misal &lt;a href="https://www.dnspark.net/"&gt;şu&lt;/a&gt; ya da &lt;a href="http://www.everydns.net/"&gt;şu&lt;/a&gt; olabilir). Ben alanadımı Godaddy'den aldım ve bana dns yönlendirme imkanı sağlıyorlar. Bunun için &lt;em&gt;Total DNS Control and MX Records'&lt;/em&gt;ta &lt;em&gt;CNAMES&lt;/em&gt; altında şöyle bir ayar yapmanız yeterli,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SabmXZkjoMI/AAAAAAAAADE/SuU5UpBAsEM/s1600-h/cnames.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307182500578304194" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 83px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SabmXZkjoMI/AAAAAAAAADE/SuU5UpBAsEM/s400/cnames.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bu işlemden sonra ise yönetim panelinizden ayarlar &gt; yayımlanıyor bölümünden özel etki alanı'na domaininizi ekleyin. Artık kendi domaininizi blogger'da kullanabileceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogger'da çeşitli blog betiklerinde bulunan son yorumlar, son yazılar gibi bir özellik yok fakat bu bizim son yorumlar ya da son yazıları blogumuza eklememize engel değil. Bunun için ilk olarak &lt;a href="http://www.feedburner.com/"&gt;FeedBurner&lt;/a&gt;'da rss beslememizi yakmamız lazım. Feedburner'ı gelişmiş bir rss servisi olarak düşünebilirsiniz. Ziyaretçilerinizin sizi daha rahat takip etmesinin yanı sıra çeşitli hizmetlerle blogunuzu geliştirmenize yardımcı oluyor. Biz Feedburner'ın BuzzBoost özelliği ile son yorumlar ya da son yazıları oluşturacağız. Bunun için feedburner'da blogunuzun rss adresini işleme sokun daha sonra &lt;em&gt;burned&lt;/em&gt; rss'nize tıklayın buradan publicize &gt; buzzboost'a girin ve feed settings'ten istediğiniz ayarları yapın mesela "Number of items to display:" 5 seçilerek son 5 yazıyı sitede gösterebiliriz. Activate butonuna bastıktan sonra önizlemenin hemen altında bulunan "Use as a widget in"den blogger'ı seçip blogumuzun herhangi bir yerine ekleyebiliriz. Aynı işlemleri feedburner'da yorum rss'mizi yakarak son yorumlar listesini de oluşturabiliriz. Bu safhadan sonra işin içine biraz hile katalım. Feedburner ile sitemize eklediğimiz listelerin hemen altında "headlines by feedburner" tarzında bir şeyler yazar eğer bundan kurtulmak istiyorsak html düzeninde head etiketleri arasına,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;#creditfooter{display: none;}&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eklememiz yeterli olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer ipucu ise blogger'da favicon kullanımı. "Favicon da ne?" derseniz şöyle bir şey,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SabtgfxyA0I/AAAAAAAAADM/Umj8vS2RYng/s1600-h/favic.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307190353444602690" style="WIDTH: 138px; CURSOR: hand; HEIGHT: 18px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SabtgfxyA0I/AAAAAAAAADM/Umj8vS2RYng/s400/favic.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani tarayıcınızın adres satırında sitelerin yanında bulunan küçük simgeler. Normalde blogger tüm bloglara kendi favicon'ını veriyor (hani şu turuncu beyaz B harfi). Fakat bunu siz değişebilirsiniz tek yapmanız gereken kendi favicon'ınızı yükleyebileceğiniz bir host bulmak çünkü ücretsiz resim servisleri .ico uzantılı dosyaları kabul etmiyor. Kendinize ait bir hostunuzun olmadığını varsayarsak bu problemi yine google desteğiyle aşabiliriz öncelikle &lt;a href="http://sites.google.com/"&gt;http://sites.google.com/&lt;/a&gt; adresine girip kendimize bir site yaratıyoruz daha sonra hazırlamış olduğumuz favicon'ı buraya yükleyebiliriz. Yükledikten sonra aldığımız adresi yine html düzeninde head etiketleri arasına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SabwWFjOdJI/AAAAAAAAADU/BDmE8Aib6PQ/s1600-h/favic2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307193473140421778" style="WIDTH: 409px; CURSOR: hand; HEIGHT: 15px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SabwWFjOdJI/AAAAAAAAADU/BDmE8Aib6PQ/s400/favic2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kodunu ekledikten sonra artık kendimize ait bir favicon'ımız tarayıcılarda görünür hale gelmiş olur. Sonuç itibariyle tamamen google desteği ile kendi blogumuzu neredeyse ücretli bir hosta özel bir betik kurmuşcasına oluşturmuş olduk. Tabii burada değinmediğim tasarım kısmı var, eğer tasarım, css, html gibi konularda ilgisizim diyorsanız yine google.com'a girip ücretsiz blogger temaları bulabilirsiniz. Bu temaları yine kontrol panelinden html düzenine girmeniz gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma yeni hile ve ipuçları geldikçe bu yazının altına eklerim. Ayrıca bu yazıda anlatılan işlemlerde herhangi bir problemle karşılaşırsanız yardım isteyebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-5030587081172847904?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/5030587081172847904/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/blogger-ve-volkanme.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/5030587081172847904?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/5030587081172847904?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/blogger-ve-volkanme.html" title="Blogger ve Volkan.me" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SabmXZkjoMI/AAAAAAAAADE/SuU5UpBAsEM/s72-c/cnames.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0UCSXk5eip7ImA9WxVWFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-8481681667026732106</id><published>2009-02-25T12:35:00.000-08:00</published><updated>2009-02-25T12:54:28.722-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-25T12:54:28.722-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="çılgın" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="lolcode" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="l33t" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="programlama" /><title>Çılgın Programlama Dilleri</title><content type="html">Programlama ile uğraşıyor musunuz bilmem ama ben ihtiyacım olduğu kadar uğraşıyorum. Bir "&lt;em&gt;coder&lt;/em&gt;" olduğum söylenemez, yine de bir çok programlama diline ilgi duyarım. Buradaki "&lt;em&gt;bir çok&lt;/em&gt;" gerçekten çok, şöyle ki; hiç bir dilde uzmanlaşamama rağmen varolan hemen hemen tüm dillere elimi atmışımdır en azından bir &lt;em&gt;hello world&lt;/em&gt; yazdırmışımdır. Sanırım bunu bir bilgisayar ve klavyeye sahip olan hemen hemen herkes yapabilir tek yapmanız gereken biraz araştırma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu programlama dillerini araştırırken çok ilginç şeylerle karşılaşabilirsiniz. Mesela &lt;strong&gt;çılgın programlama dilleri&lt;/strong&gt;. Sonunda bir programlama dili ne kadar çılgın olabilir diye soracaksınız, o zaman size 2 örnek vereyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk programlama dilimiz &lt;strong&gt;l33t&lt;/strong&gt;. Bilgisayar geeklerinin kullandığı yazı tiplerinden biridir l33t (elite), Stephen McGreal ve Alex Mole isimli iki programcı da bunu kullanıp bir programlama dili geliştirmişler. İşte size l33t ile bir hello world;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;// "Hello World" by Stephen McGreal.&lt;br /&gt;// Note that the views expressed in this source code do not necessarily coincide with those of the author :o)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gr34t l33tN3$$?&lt;br /&gt;M3h...&lt;br /&gt;iT 41n't s0 7rIckY.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;l33t sP33k is U8er keWl 4nD eA5y wehn u 7hink 1t tHr0uGh.&lt;br /&gt;1f u w4nn4be UB3R-l33t u d3f1n1t3lY w4nt in 0n a b4d4sS h4xX0r1ng s1tE!!! ;p&lt;br /&gt;w4r3Z c0ll3cT10n2 r 7eh l3Et3r!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Qu4k3 cL4nS r 7eh bE5t tH1ng 1n teh 3nTIr3 w0rlD!!!&lt;br /&gt;g4m3s wh3r3 u g3t to 5h00t ppl r 70tAl1_y w1cK1d!!&lt;br /&gt;I'M teh fr4GM4stEr aN I'lL t0t41_1Ly wIpE teh phr34k1ng fL00r ***j3d1 5tYlE*** wItH y0uR h1dE!!!! L0L0L0L!&lt;br /&gt;t3lEphR4gG1nG l4m3rs wit mY m8tes r34lLy k1kK$ A$$&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;l33t hAxX0r$ CrE4t3 u8er- k3wL 5tUff lIkE n34t pR0gR4mm1nG lAnguidGe$...&lt;br /&gt;s0m3tIm3$ teh l4nGu4gES l00k jUst l1k3 rE41_ 0neS 7o mAkE ppl Th1nk th3y'r3 ju$t n0rMal lEE7 5pEEk but th3y're 5ecRetLy c0dE!!!!&lt;br /&gt;n080DY unDer5tAnD$ l33t SpEaK 4p4rT fr0m j3d1!!!!!&lt;br /&gt;50mE kId 0n A me$$4gEb04rD m1ghT 8E a r0xX0r1nG hAxX0r wH0 w4nT2 t0 bR34k 5tuFf, 0r mAyb3 ju5t sh0w 7eh wAy5 l33t ppl cAn 8E m0re lIkE y0d4!!! hE i5 teh u8ER!!!!&lt;br /&gt;1t m1ght 8E 5omE v1rus 0r a Pl4ySt4tI0n ch34t c0dE.&lt;br /&gt;1t 3v3n MiTe jUs7 s4y "H3LL0 W0RLD!!!" u ju5t cAn'T gu3s5.&lt;br /&gt;tH3r3's n3v3r anY p0iNt l00KiNg sC3pT1c4l c0s th4t, be1_1Ev3 iT 0r n0t, 1s whAt th1s 1s!!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5uxX0r5!!!L0L0L0L0L!!!!!!!&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla bilgi için &lt;a href="http://electrod.ifreepages.com/l33t.htm"&gt;şuradan&lt;/a&gt; devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim diğer çılgın programlama dilimize. Anlık mesajlaşmada &lt;em&gt;lol&lt;/em&gt; kullandınız mı bilmiyorum ama yabancılar çok kullanır. İşte birileri bunu kullanarak programlama dili oluşturmuş. İşte size &lt;strong&gt;lolcode&lt;/strong&gt; ile yazılmış bir hello world örneği;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;HAI   &lt;br /&gt;CAN HAS STDIO?   &lt;br /&gt;PLZ OPEN FILE "LOLCATS.TXT"?   &lt;br /&gt;AWSUM THX   &lt;br /&gt;VISIBLE FILE   &lt;br /&gt;O NOES   &lt;br /&gt;INVISIBLE "ERROR!"  &lt;br /&gt;KTHXBYE&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lolcode hakkında detaylı bilgi için &lt;a href="http://lolcode.com/"&gt;şuradan&lt;/a&gt; devam edebilirsiniz. Hatta başta da söylediğim gibi biraz araştırarak kendi çılgın programlama dilinizi bulabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-8481681667026732106?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/8481681667026732106/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/clgn-programlama-dilleri.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/8481681667026732106?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/8481681667026732106?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/clgn-programlama-dilleri.html" title="Çılgın Programlama Dilleri" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0YNQnc4fSp7ImA9WxVWFUQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-4168061312862000171</id><published>2009-02-11T06:00:00.000-08:00</published><updated>2009-02-25T12:53:13.935-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-25T12:53:13.935-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="barış manço" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="limon" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="nane" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Nane Limon</title><content type="html">Bünyem genellikle sağlamdır fakat bugünlerde şifayı kaptım. Yaklaşık 1 haftadır boğaz ağrısı ile mücadele içindeyim, başlarda 1000 mg'lık bir antibiyotik ve boğaz spreyi kullanıyordum fakat ilk 3-4 gün hiç bir faydasını göremedim bunun üzerine doğal yollara başvurdum. Evde nane olduğunu fark etmem uzun sürdü fakat geçte olsa fark ettim ve hemen biraz nane, limon dilimleri ve bir kaç dal kekiği kaynatıp içtim. Günlerdir kullandığım ilaçlardan daha faydalı olduğunu söyleyebilirim. 2-3 gündür de sürekli bu karışımı kaynatıp içiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar çok nane limon içince insanın aklına Barış Manço geliyor. Kendisinin tarifi şu şekildeydi;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Nane limon kabuğu bir güzel kaynasın aman ha ha ha ha ha içine hatmi çiçeği biraz tere otu katasın aman ha ha ha ha ha hatta biraz tarçın bir tutam zencefil aman... ha ha ha ha ha hapşu...&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Evde bu malzemelerin hepsi olmadığı için ben kendi bildiğim gibi yapıyorum ama sizinde böyle bir sıkıntınız olursa tercihen birini yapabilirsiniz. Barış abinin şarkıları müzikal olarak değerli olmanın yanı sıra bu tip bilgilerde veriyordu. Bazı enteresan şarkıları da vardı bu şarkılar genellikle ince anlamlar içeriyor. Aklıma gelenler şunlar; domates biber patlıcan, ayı, nane limon kabuğu, lahburger, cacık, acıh da bağa vir, balböceği...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-4168061312862000171?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/4168061312862000171/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/nane-limon.html#comment-form" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/4168061312862000171?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/4168061312862000171?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/nane-limon.html" title="Nane Limon" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;CE8BQH88eyp7ImA9WxVXEEw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-7819884242750518030</id><published>2009-02-07T04:45:00.000-08:00</published><updated>2009-02-07T05:20:51.173-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-07T05:20:51.173-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kültür" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sinema" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="önyargı" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="12 angry men" /><title>Önyargılar ve 12 Kızgın Adam</title><content type="html">&lt;div&gt;Geçtiğimiz hafta 1957 yapımı &lt;strong&gt;12 Angry Men&lt;/strong&gt; isimli filmi izledim. Film, babasını öldürmekle suçlanan bir çocuğun duruşmasını konu alıyor. Çoğumuzun yine filmlerden bildiği üzere Amerika mahkemelerinde jüri sistemi mevcut. Savcı ve avukatlar mevzuyu tartışırlar bunları dinleyen jüri üyeleri ise suçlu ya da suçsuz şeklinde bir karar verir, hakim ise bu suçun cezasını belirler. İşte bu filmde de 12 kişilik bir jürimiz var. Filmin hemen başında biz duruşmayı görmeden bir odaya girip karar aşamasına geliyorlar. Eğer çocuk suçlu bulunursa cezası hakim tarafından idam olarak belirleniyor ve odaya girilmeden hakim açık bir şekilde "eğer içinizde en ufak bir şüphe dahi varsa bunu dikkate almalısınız." diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Uyarı:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Yazının bundan sonrası film hakkında detaylı bilgi içerebilir, eğer filmi izlemediyseniz ve bundan rahatsız olabileceğinizi düşünüyorsanız lütfen yazının devamını okumayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SY2Kk4jahzI/AAAAAAAAAC8/4C66n5-AFmk/s1600-h/12-angry-men.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5300044702745790258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 277px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SY2Kk4jahzI/AAAAAAAAAC8/4C66n5-AFmk/s400/12-angry-men.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmin bundan sonrası tamamen 12 adamın jüri odasındaki konuşmalarıyla geçiyor. Kulağa sıkıcı gibi gelse de film boyunca hiç sıkılmıyorsunuz. Kanuna göre 12 jüri üyesinin tamamının ortak bir karara ulaşması gerekiyor eğer 1 üye bile farklı bir karar verirse, diğer üyeler o jüriyi ikna etmek zorunda ya da tersi. İlk olarak hiç tartışmadan açık bir oylama yapılıyor ve 12 üyenin 11'i &lt;strong&gt;suçlu&lt;/strong&gt; yönünde oy veriyor, 1 üye ise &lt;strong&gt;suçsuz&lt;/strong&gt; diyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Filmin sonuna kadar jüri üyelerinin isimleri söylenmiyor bu yüzden herkes karşısındakine"1 numaralı jüri", "5 numaralı jüri"... şeklinde hitap ediyor. Kararı bozan 8 numaralı jürimiz doğal olarak diğerlerinin direkt hedefi haline geliyor çünkü diğerlerine göre suç çok açık bir şekilde ortadadır ve tüm deliller çocuğun suçlu olduğunu göstermektedir. Çocuğun amiyane tabirle bir sokak çocuğu olması onun potansiyel bir suçlu olması için yeterli bir özelliktir. İşte 8 numaralı jüri bu önyargıya karşı çıkıyor ve çocuk suçlu bile olsa en azından bunu tartışmalarının gerektiğini söyleyerek aleyhte oy kullanıyor. Bundan sonra ise duruşmada anlatılanları jürilerin ağzından öğreniyoruz ve işler değişmeye başlıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film kanun sistemine getirdiği eleştiriyle, önyargıların sonuçlarını çarpıcı bir şekilde göstermesiyle, oyuncuların üstün performansları ve bir çok küçük detayla bir baş yapıt. Filmi izledikten sonra ilk aklıma gelen şey acaba bu film Türkiye'de haftada bir herkesin izleyebileceği bir saatte düzenli olarak gösterilseydi ne olurdu? Bence bir çok problemimize çözüm üretebilirdik çünkü Türkiye'de bir çok sorunun kaynağı insanların önyargısından gelmekte. Önyargılarımızı yenebildiğimiz takdirde ölüme giden bir çocuğun aslında o kadar da suçlu olmadığını görebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah beyaz filmlerden haz etmiyorsanız bile bu filmi mutlaka izleyin pişman olmayacaksınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-7819884242750518030?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/7819884242750518030/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/onyarglar-ve-12-kzgn-adam.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7819884242750518030?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7819884242750518030?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/onyarglar-ve-12-kzgn-adam.html" title="Önyargılar ve 12 Kızgın Adam" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SY2Kk4jahzI/AAAAAAAAAC8/4C66n5-AFmk/s72-c/12-angry-men.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0MDRHs9fyp7ImA9WxVQGEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-4454192524589884488</id><published>2009-02-05T08:26:00.000-08:00</published><updated>2009-02-05T09:37:55.567-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-05T09:37:55.567-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tasarım" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Yeni Tasarım</title><content type="html">Sitenin eski tasarımı 1 hafta dayanabildi, gelen bazı eleştiriler sonucunda kendim bir şeyler yapmaya karar verdim. Her ne kadar sıfırdan kendim yapmasamda basit bir şablon üzerinde 3-4 saat uğraşarak siteyi bu hale getirebildim. Biraz sade oldu ama göze batmıyor sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım bu tasarım ne kadar dayanabilecek :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-4454192524589884488?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/4454192524589884488/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/yeni-tasarm.html#comment-form" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/4454192524589884488?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/4454192524589884488?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/02/yeni-tasarm.html" title="Yeni Tasarım" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUAGQnk8fip7ImA9WxVQGEk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-8192144535920326528</id><published>2009-01-31T06:23:00.000-08:00</published><updated>2009-02-05T07:28:43.776-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-05T07:28:43.776-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="fuzbing" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="blog" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><title>Eski bir şey buldum</title><content type="html">&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SYRha9U5r_I/AAAAAAAAACU/3cuYqyXJP3A/s1600-h/fuzbing.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297466177461268466" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 143px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SYRha9U5r_I/AAAAAAAAACU/3cuYqyXJP3A/s400/fuzbing.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sanırım yeni bir blogcu sayılmam, nitekim 4 sene önce başlamıştım blog yazmaya. Tabii o zamanlar bloglar pek yaygın değildi ve ben de garip bir yöntem kullanıyordum. Şöyle ki; bir txt dosyasına yazıyordum ve o txt dosyasını sürekli siteden çekip güncelliyordum. Aslına bakarsanız o zamanlar bloglar pek yaygın olmasa da wordpress ve benzeri bir çok blog betiği hali hazırda vardı ama nedense ben böyle bir yöntem seçmiştim. Zaten pekte uzun sürmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanılmıyorsam 2006'da internet.com.tr'nin blog servisini kullanmaya başladım bir arkadaşım vasıtasıyla blog.internet.com.tr hesabından bir süre daha yazdım ve artık yazıların nadirleştiği günlerde sitede sorunlar çıkmaya başladı ve bu blog macerasıda kısa sürdü. O zamandan beri yeni bir blog'u, açtım açacam derken bugüne kadar geldik. Umarım volkan.me daha istikrarlı gider.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-8192144535920326528?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/8192144535920326528/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/01/eski-bir-sey-buldum.html#comment-form" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/8192144535920326528?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/8192144535920326528?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/01/eski-bir-sey-buldum.html" title="Eski bir şey buldum" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SYRha9U5r_I/AAAAAAAAACU/3cuYqyXJP3A/s72-c/fuzbing.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>3</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0MCQHo_eCp7ImA9WxVQGEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-7214274946910102599</id><published>2009-01-30T07:01:00.000-08:00</published><updated>2009-02-05T09:37:41.440-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-05T09:37:41.440-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="süper kahramanlar" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="diğer şeyler" /><title>Süper Kahraman Veritabanı</title><content type="html">&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SYMYshNZddI/AAAAAAAAACE/QhV40jJZLKE/s1600-h/superhero.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5297104739825710546" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 177px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SYMYshNZddI/AAAAAAAAACE/QhV40jJZLKE/s400/superhero.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Süper kahramanlar ne kadar ilginizi çekiyor bilmem ama benim hep ilgimi çekmişlerdir. Kendimi bildim bileli sürekli süper kahramanlarla ilgili çizgi romanlar okur, izleyebildiğim kadar film ve çizgi animasyonlarını izlerim. Hatta 9-10 yaşlarımda gidip Örümcek Adam ve X-men vhs kasetleri bulup izlerdim. Tahmin edeceğiniz üzere Marvel ve DC-Comics favorilerimdi fakat bunlar dışında da çeşitli çizgi romanlar dikkatimi çekerdi (Image Comics gibi). Günümüzde ise bu tip şeylere ulaşmak çok kolay. İşte şimdi bahsedeceğim websitesi de benim gibi süper kahraman tutkunları için biçilmiş kaftan. &lt;a href="http://www.superherodb.com/"&gt;Superherodb.com&lt;/a&gt; içerisinde şimdiye kadar yayınlanmış ve yayınlanmamış tüm süper kahramanları barındıran bir websitesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitede süper kahramanları; karakter ismine göre, takımına göre ya da süper güçlerine göre görebiliyoruz. Her kategorinin altında published (yayınlanmış) ve unpublished (yayınlanmamış) şeklinde 2 ana bölüm var. Bu şekilde çizgi roman, film ya da benzeri bir şekilde yayınlanmamış fakat düşünülmüş süper kahramanları da görebiliyoruz ki bunların içerisinde ilginç isimlilerde var, mesela Marvel Man.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitenin bir diğer özelliği de süper kahramanları birbiriyle kıyaslayabileceğiniz Hero vs. Hero bölümünün olması böylece süper kahramanları takip ederken kafamızda oluşan "&lt;em&gt;Spiderman'le, Batman kapışsa hangisi döver acaba?&lt;/em&gt;" şeklinde sorulara kısmende olsa yanıt bulabiliyoruz. Bu arada, tabii ki Batman döver. Tahmin edebileceğiniz üzere en güçlü süper kahramanda Superman olarak görünüyor. Nasıl olmasın ki(?) şu güçlere bakın; X-ray vision, Telescopic Vision, Strength, Stamina, Speed, Microscopic vision, Jump, Invulnerability, Intelligence, Hypnokinesis, Heat vision, Hearing, Healing Factor, Flight, Enhanced Senses, Energy Absorption, Durability, Breath... Bir kez daha görüyoruz ki 50 yıl önce yaratılan Superman efsanesi ne olursa olsun geçilemeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim favori süper kahramanlarımı soracak olursanız şöyle sıralayabilirim; &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Angel"&gt;Angel&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Batman"&gt;Batman&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Falcon"&gt;Falcon&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Galactus"&gt;Galactus&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Gambit"&gt;Gambit&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Magneto"&gt;Magneto&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Professor.X"&gt;Professor X&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Spawn"&gt;Spawn&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Storm"&gt;Storm&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Thor"&gt;Thor&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://superherodb.com/profile.php?hero=Wolverine"&gt;Wolverine&lt;/a&gt;... Bu siteye ne zaman girsem bir kaç saat çıkamıyorum, sizinde böyle takıntılarınız varsa girmeden önce iki kere düşünün... Ya da girin gitsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-7214274946910102599?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/7214274946910102599/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/01/super-kahraman-veritaban.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7214274946910102599?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7214274946910102599?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/01/super-kahraman-veritaban.html" title="Süper Kahraman Veritabanı" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/SYMYshNZddI/AAAAAAAAACE/QhV40jJZLKE/s72-c/superhero.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkYAQ3g7cCp7ImA9WxVQEUo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-7899403004309451551</id><published>2009-01-28T04:59:00.000-08:00</published><updated>2009-01-28T12:22:22.608-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-28T12:22:22.608-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="merhaba dünya" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><title>"Merhaba Dünya"</title><content type="html">Sitenin açıldığını duyurmam için sanırım &lt;em&gt;Merhaba Dünya&lt;/em&gt; demem gerekiyor. İlk olarak &lt;em&gt;merhaba dünya&lt;/em&gt;'yı nerede kullandığımı dahi hatırlamıyorum ama benim için ilk söz haline geldi, yarın bir kitap felan yazacak olursam girişine &lt;em&gt;merhaba dünya&lt;/em&gt; yazarım sanırım. Bir şekilde açılışında bulunduğum her siteye &lt;em&gt;merhaba dünya&lt;/em&gt; yazıyorum. Bir ara oturup 15-20 programlama diliyle &lt;em&gt;merhaba dünya&lt;/em&gt; yazmıştım, o dillerin çoğunda da yazabileceğim tek kod parçası &lt;em&gt;merhaba dünya&lt;/em&gt;'ydı zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse madem site açıldı hemen 150 tane yazı yazıp ortama akayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da düşündüm de önce şu kalan işlerimi halledeyim. Siz beni bekleyin sitede, gelirim... Bu arada unutmadan;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Merhaba Dünya&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-7899403004309451551?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/7899403004309451551/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/01/merhaba-dunya.html#comment-form" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7899403004309451551?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7899403004309451551?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/01/merhaba-dunya.html" title="&quot;Merhaba Dünya&quot;" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkEBSHs6eip7ImA9WhdTEE4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-6110357547729719738.post-7450585324032019021</id><published>2009-01-26T08:27:00.001-08:00</published><updated>2011-07-07T04:37:39.512-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-07T04:37:39.512-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kişisel" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="volkan" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hakkında" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ben" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="about me" /><title>Hakkımda</title><content type="html">&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Volkan Çınar - Kısa Özgeçmiş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"1985 yılında doğdum. Makine mühendisliği üzerine üniversite eğitimi aldım. Halen İstanbul'da ikamet etmekte ve makine mühendisi olarak çalışmaktayım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Mühendisliğin yanı sıra biraz web tasarımı, biraz programlama, biraz web güvenliği konularında bilgi sahibiyim. Bir dönem bilişim teknolojileriyle alakalı ulusal dergilerde editörlük ve yazarlık yaptım."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"İyi derecede İngilizce, ortaokulda gördüğüm kadarıyla Almanca bilgisine sahibim. Sigara kullanmam. Satranç ile ciddi olarak ilgilenmekteyim, bunun yanı sıra bir çok spor branşını seyirci olarak takip ederim."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;"Sinemayı çok yakından takip ederim. Popüler bilim, felsefe ve tarihle alakalı kitapları okumayı tercih ederim. Müzik konusunda bayağı seçiciyimdir."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana yan taraftaki sosyal profiller ile ya da &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;volkan [et] volkan [nokta] me&lt;/span&gt; e-posta adresinden ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler, Volkan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6110357547729719738-7450585324032019021?l=www.volkan.me' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://www.volkan.me/feeds/7450585324032019021/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/01/hakkmda.html#comment-form" title="8 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7450585324032019021?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/6110357547729719738/posts/default/7450585324032019021?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://www.volkan.me/2009/01/hakkmda.html" title="Hakkımda" /><author><name>Volkan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05727253019761256508</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="32" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_sd5DDY0vofU/Sy2E7GmYrgI/AAAAAAAAAFs/Vsl8kvVsXnk/S220/hebele.jpg" /></author><thr:total>8</thr:total></entry></feed>

