<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Türkçemiz.Net</title>
	
	<link>http://www.turkcemiz.net</link>
	<description>Türkçesiz Türkçeye Hayır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 May 2011 23:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/turkcemiz-net" /><feedburner:info uri="turkcemiz-net" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:keywords>turkce,turkcemiz,dilimiz,anadil,azerice,tatarca,kirgizca,turkmence,ataturk,oktay,sinanoglu,tdk,turk,dil,kurumu,turk,tarih,kurumu</media:keywords><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Education</media:category><itunes:owner><itunes:email>ugur@turkcemiz.net</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:keywords>turkce,turkcemiz,dilimiz,anadil,azerice,tatarca,kirgizca,turkmence,ataturk,oktay,sinanoglu,tdk,turk,dil,kurumu,turk,tarih,kurumu</itunes:keywords><itunes:subtitle>Türkçemiz.Net | Türkçesiz Türkçeye Hayır</itunes:subtitle><itunes:summary>Türk dili, dil bilgisi, lehçeler ve farklı edebi konular hakkında bilgilerin yer aldığı bir site.</itunes:summary><itunes:category text="Education" /><feedburner:emailServiceId>turkcemiz-net</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
		<title>Çanakkale’de çekilmiş 57. Alay hakkında bir görsel</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/Og1d98tRTt8/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2011 08:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[57. Alay]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1126</guid>
		<description><![CDATA[1 Şubat 1915&#8242;te kurulan, 25 Nisan 1915&#8242;te Anzak Çıkarmasını durdurmak için savaşa katılan 57. Alay, sancağını 22 Şubat 1915&#8242;te  Yarbay Mustafa Kemal&#8216;den teslim almıştır. Bigalı Köyü&#8217;nde 26 Mart 1915 &#8211; 24 Nisan 1915 tarihleri arasında Yarbay Mustafa Kemal ve alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni tarafından eğitilmiştir. Zaman zaman 5. Ordu tarafından 57. Alay&#8217;ın yerinin değiştirilmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="535" height="325" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/h_YAmX_s0AU" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="530" height="325" src="http://www.youtube.com/v/h_YAmX_s0AU"></embed></object></p>
<p style="text-align: justify;">1 Şubat 1915&#8242;te kurulan, 25 Nisan 1915&#8242;te Anzak Çıkarmasını durdurmak için savaşa katılan 57. Alay, sancağını 22 Şubat 1915&#8242;te  <strong>Yarbay Mustafa Kemal</strong>&#8216;den teslim almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bigalı Köyü&#8217;nde 26 Mart 1915 &#8211; 24 Nisan 1915 tarihleri arasında Yarbay Mustafa Kemal ve alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni tarafından eğitilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman zaman 5. Ordu tarafından 57. Alay&#8217;ın yerinin değiştirilmesi istenmiş ancak Yarbay Mustafa Kemal Bigalı Köyü&#8217;nde kalmasında ısrarcı olmuş ve 25 Nisan 1915 sabahı Yarbay Mustafa Kemal&#8217;in insiyatifi ile ilk düşman çıkartmasını karşılayan birlik olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Alay&#8217;ın tamamı şehit olmuş ancak alay sancağı hiç yere düşmemiştir. Bunun üzerine Avustralya&#8217;da sergilenen alay sancağının altına şu sözler yazılmıştır:</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><em>&#8220;Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiş, ama esir  edilmemiştir. Çünkü, Türk Ordusu&#8217;nun milli geleneklerine göre bir alayın  sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu  muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak  bulunmuştur. Kahramanlık örneği olarak karşınızda duran bu Türk alay  sancağını selamlamadan geçmeyin.&#8221;</em></strong></em></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/Og1d98tRTt8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<enclosure url="http://www.youtube.com/v/h_YAmX_s0AU" length="1069" type="application/x-shockwave-flash" /><media:content url="http://www.youtube.com/v/h_YAmX_s0AU" fileSize="1069" type="application/x-shockwave-flash" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>1 Şubat 1915&amp;#8242;te kurulan, 25 Nisan 1915&amp;#8242;te Anzak Çıkarmasını durdurmak için savaşa katılan 57. Alay, sancağını 22 Şubat 1915&amp;#8242;te  Yarbay Mustafa Kemal&amp;#8216;den teslim almıştır. Bigalı Köyü&amp;#8217;nde 26 Mart 1915 &amp;#8211; 24 Nisan 1915 tari</itunes:subtitle><itunes:summary>1 Şubat 1915&amp;#8242;te kurulan, 25 Nisan 1915&amp;#8242;te Anzak Çıkarmasını durdurmak için savaşa katılan 57. Alay, sancağını 22 Şubat 1915&amp;#8242;te  Yarbay Mustafa Kemal&amp;#8216;den teslim almıştır. Bigalı Köyü&amp;#8217;nde 26 Mart 1915 &amp;#8211; 24 Nisan 1915 tarihleri arasında Yarbay Mustafa Kemal ve alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni tarafından eğitilmiştir. Zaman zaman 5. Ordu tarafından 57. Alay&amp;#8217;ın yerinin değiştirilmesi [...]</itunes:summary><itunes:keywords>turkce,turkcemiz,dilimiz,anadil,azerice,tatarca,kirgizca,turkmence,ataturk,oktay,sinanoglu,tdk,turk,dil,kurumu,turk,tarih,kurumu</itunes:keywords><feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/canakkalede-cekilmis-57-alay-hakkinda-bir-gorsel.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Lozan Barış Antlaşması</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/vxuiGYIHoME/lozan-baris-antlasmasi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:46:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1122</guid>
		<description><![CDATA[Mudanya Mütarekesi sonucu, kesin barış antlaşması görüşmelerine gidilmiş ve tarafsız bir ülkenin şehri olarak Lozan (İsviçre) görüşmelerin yapılacağı yer olarak seçilmiştir. Lozan Barış Konferansı&#8217;nda, yalnız Yunanistan&#8217;la bir hesaplaşma ve savaşa son veren bir barış antlaşması yapma söz konusu değildi. Aynı zamanda, I. Dünya Savaşı&#8217;nın galipleri ile hesaplaşma, hukuki ve siyasi yönden uyuşmazlıkları çözümleme, yüzyıllardan beri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mudanya  Mütarekesi sonucu, kesin barış antlaşması görüşmelerine gidilmiş ve  tarafsız bir ülkenin şehri olarak Lozan (İsviçre) görüşmelerin  yapılacağı yer olarak seçilmiştir.  Lozan  Barış Konferansı&#8217;nda, yalnız Yunanistan&#8217;la bir hesaplaşma ve savaşa son  veren bir barış antlaşması yapma söz konusu değildi. Aynı zamanda, I.  Dünya Savaşı&#8217;nın galipleri ile hesaplaşma, hukuki ve siyasi yönden  uyuşmazlıkları çözümleme, yüzyıllardan beri süre gelen sorunlara çözüm  aranmaktaydı. Açıkça, &#8220;Doğu Meselesi&#8221; bütün konferansın ağırlık  merkezini oluşturuyordu.<br />
Barış  Konferansı, 20 Kasım 1922 Salı günü saat 16&#8242;da Lozan şehrinin Mont Benon  Gazinosu&#8217;nda toplandı. Tarafsız İsviçre Konfederasyonunun Başkanı  Habab&#8217;ın konuşması ile açıldı. Lord Curzon&#8217;dan sonra söz alan İsmet Paşa  (İnönü), daha ilk andan itibaren istiklal ve hakimiyet davasını önemle  belirtmiş, &#8220;Bütün medeni milletler gibi hürriyet ve istiklal istiyoruz&#8221;  diyerek sesini duyurmuştur.<br />
Konferans, 4  Şubat&#8217;da Antlaşmazlık yüzünden kesilmiş, 23 Nisan 1923&#8242;te ikinci defa  toplanarak, 24 Temmuz 1923&#8242;te Barış Antlaşması imza edilmiştir. Lozan  Barışı sekiz aylık çetin ve uzun bir müzakere devresinden sonra, Lozan  Üniversitesi&#8217;nin tören salonunda imzalanmıştır. Lozan&#8217;da imzalanan  belgeler, esas Barış Antlaşması, 16 adet sözleşme, protokol, beyanname  ile bir de nihai senetten ibarettir. Lozan&#8217;da imzalanan bu belgelerle,  sadece bir barış Antlaşması yapılmamış, aynı zamanda Türkiye ile Batı  devletlerinin siyasi, hukuki, iktisadi ve sosyal ilişkileri yeni baştan  düzenlenmiştir.<br />
Lozan Barış  Antlaşması önsözünde, devletlerin istiklal ve hakimiyetine saygı  gösterilmesi ilkesine yer vermiştir. Bu ilke, yeni Türkiye&#8217;nin 1. Dünya  Savaşı&#8217;nın galipleri ile eşit şartlar altında, Lozan&#8217;da siyasi bir  mücadeleye giriştiğini gösteren bir hükümdür. Türk istiklal ve  hakimiyetinin tanınması bakımından da önem arz eder.<br />
Esas Barış Antlaşması, bir önsöz ve 5 bölümden oluşan 143 maddedir.<br />
Lozan Barış Antlaşması&#8217;nda düzenlenen önemli konular aşağıda özetle belirtilmiştir bulunmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Sınırlar:<br />
Güney Sınırı </strong><br />
20 Ekim 1921  Ankara Antlaşması gereğince, Fransa ile anlaşılarak güney sınırı  kararlaştırılmış, Lozan&#8217;da bu sınır sadece teyit edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Irak sınırı </strong><br />
Irak sınırı  uyuşmazlığı çözülememiştir. Antlaşmada, Türk topraklarının tahliyesinden  itibaren, bu uyuşmazlığın dokuz ay zarfında dostane bir şekilde  halledileceği belirtiliyordu.<br />
Batı Sınırlarımız<br />
Yunanlılarla  batı sınırı, Misak-ı Milli&#8217;ye uygun, Mudanya Mütarekesi&#8217;nde ön görüldüğü  gibi, Meriç nehri sınır olmak üzere düzenlenmiştir. Karaağaç ve çevresi  Yunanlılardan alınarak savaş tamiratı karşılığı Türkiye&#8217;ye  bırakılmıştır. Ege Denizi&#8217;nde Bozcaada ve İmroz Türkiye&#8217;ye verilmiştir.  Ayrıca, Yunanlıların elinde bırakılan Anadolu kıyısına yakın adalar da,  askersiz hale getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Azınlıklar </strong><br />
Birinci Dünya  Savaşı&#8217;na son veren barış antlaşmalarında azınlıkların himayesine ait  hükümler mevcuttur. Lozan Barış Antlaşması&#8217;nın bu hususla ilgili  hükümleri incelendiğinde, azınlıklar bir ayrıcalığa sahip olmamışlardır.  Türk tebaasından sayılan gayri Müslimlerin kanun ve hukuk düzeni önünde  eşitliği söz konusu olmuştur. Antlaşmanın 42. maddesi ile gayrimüslim  azınlıklar yararına olarak kabul edilen şahsi haklar ile aile hakları,  Medeni Kanunumuzun yürürlüğe girmesi ile önem ve anlamını yitirmiştir.  Böylece Patrikhanelerin dünya işlerinde ve azınlıkların şahsi  muamelelerinde hiç bir yetkileri kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Kapitülasyonlar </strong><br />
Kapitülasyonlar,  adli, mali ve idari sahada yabancılara tanınan imtiyaz ve  muafiyetlerdir. Antlaşmanın 28.maddesiyle, kapitülasyonlar bütün  sonuçları ile birlikte kaldırılmış ve yeni Türkiye, yüzyıllardan beri  çekilen bir beladan sonsuza dek kurtulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Savaş Tazminatları </strong><br />
1.Dünya  Savaşı&#8217;nın galipleri, bizden 1.Dünya Savaşı sebebi ile tazminat talep  ettiler. Ayrıca buna ek olarak, işgal masraflarını, kendi tebaalarının  zarar ve ziyanlarını da eklemişlerdir. Savaş içinde Almanya&#8217;dan borç  karşılığı rehini bulunan beş milyon altın ve savaş yıllarında  İngiltere&#8217;ye sipariş edilen donanma bedeli de kendi ellerinde  bulunduğundan, bizlere verilmemiş ve tamirat karşılığı tutulmuştur.<br />
1. Dünya  Savaşı&#8217;na giren mağlup devletlere ciddi bir mali yük olan bu beladan,  geleceğe bir borç bırakılmadan, sadece fiilen elimizde bulunmayan meblağ  karşılık gösterilerek, büyük bir başarı ile sıyrılınmıştır.<br />
Türkiye,  Yunanistan&#8217;ın harbin devamından ve bunun neticelerinden doğan mali  vaziyetini dikkate alarak, tamirat hususunda her türlü taleplerinden  Karaağaç ve çevresinin Türkiye&#8217;ye bırakılması şartı ile vazgeçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>BORÇ SORUNU </strong><br />
1854&#8242;ten  itibaren Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam eden Osmanlı amme  borçları, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda yapılan istikrazlar da dahil, büyük  bir yekün teşkil ediyordu.<br />
Sene  tertipleri üzerinde borcun taksimi yerine, sermaye üzerinden borcun  taksimi ile esas borç toplamı bir hayli azaltılmıştır. Diğer taraftan bu  borçlar, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan ayrılan devletlere de gelirle  orantılı olarak bölünmüştür. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğunun Almanya,  Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan&#8217;a olan borçları bu devletlerle de  yapılan antlaşmalarla 1.Dünya Savaşı&#8217;nın galiplerine devredilmiştir.<br />
Osmanlı amme  borçlarının diğer çetin bir safhası da tediye edeceğimiz borçların hangi  para ile ödenmesi hususunda kendini göstermiştir. Karşı taraf bunu  altın veya sterlin olarak talep etmiştir. Biz, Türk parası ve Fransız  frangı olarak ödemeyi teklif ettik. Aradaki fark muazzam meblağlara  varmasına rağmen, burada da görüşümüz kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>BOĞAZLAR </strong><br />
Lozan&#8217;da imza  olunan en önemli belgelerden biri de, Türk Boğazlarının statüsü ile  ilgili sözleşmedir. Boğazlar sorunu, madde 23&#8242;de genel olarak yer almış,  Barış Antlaşması&#8217;na ek Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile ayrıca ayrıntılı  olarak düzenlenmiştir. Boğazlardan serbest geçişi, Boğazlar Komisyonunun  kurulmasını, boğazların ve civarının askersiz hale getirilmesini hedef  tutan ve Milletler Cemiyeti&#8217;nin de garantisini sağlayan hükümleri ihtiva  eden bu Sözleşme, 1936&#8242;da Montrö (Montreu<img title="İğneleyici" src="../images/smilies/rolleyes.gif" border="0" alt="" /> Boğazlar Sözleşmesi ile değiştirilmiştir. Milli hakimiyeti sınırlayıcı  hükümler kaldırılmış, milli çıkarlarımıza uygun hale getirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>Nüfus Değişimi </strong><br />
Lozan&#8217;da  çözümlenen bir diğer önemli sorun da, İstanbul&#8217;da yaşayan Rumlarla Batı  Trakya&#8217;da yaşayan Türkler hariç, Türkiye&#8217;deki bütün Rumlarla  Yunanistan&#8217;daki Türklerin değiştirileceğini öngören sözleşmenin, Barış  Antlaşması&#8217;na ek olarak konmasıdır.<br />
Lozan Barış  Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı&#8217;nın sağladığı, Türk milletinin hayati  haklarını ve emellerini gerçekleştirdiği bir eserdir. Lozan aynı  zamanda, Orta Doğunun en önemli bölgesinde, barış ve güvenliği kurmak ve  devam ettirmekle dünya barışına da hizmet etmiştir. Türkiye Lozan&#8217;da  genel olarak, Misak-ı Milli&#8217;yi gerçekleştirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>I. VE II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI&#8217;NA KATILAN TÜRK DELEGASYONU</strong><br />
Başdelege : İsmet İnönü (Dışişleri Bakanı) Delegeler : Dr. Rıza Nur (Sağlık Bakanı), Hasan Saka (Maliye Bakanı) Danışmanlar : Münir  Ertegün, A. Muhtar Çilli, Veli Saltı, Zülfü Tigrel, Zekai Apaydın,  Mahmut Celal Bayar, Şefik Başman, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker,  Mehmet Tevfik Bıyıklıoğlu, Tahir Taner, Nusret Metya, Yusuf Hikmet  Bayur, Zühtü İnhan, Fuat Ağralı, Mustafa Şeref Özkan, Şükrü Kaya, Hamit  Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey Basın Danışmanları : Ruşen Eşref Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı Genel Sekreter ve Danışman : Reşit Saffet Atabinen Yazmanlar : Ali  Türkgeldi, Mehmet Ali Balin, Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet  Şav, Süleyman Saip Kıran, Rıfat Bey, Dr. Nihat Reşat Belger, Atıf  Esenbel, Sabri Artuç<br />
Not : Yukarıdaki delegasyon 1.Dönem Lozan Konferansı&#8217;na (20 Kasım 1922-4 Şubat  1923) katılmıştır. Bu gruptan A.Muhtar Cilli, Veli Saltık, Zülfü  Tiğrel, M.Celal Bayar, Seniyettin Başak, Şevket Doğruker, Zühtü İnhan,  Şükrü Kaya, Hamit Hasancan, Cavit Bey, Hayım Naum, Baha Bey, Ruşen Eşref  Ünaydın, Yahya Kemal Beyatlı, Reşit Saffet Atabinen, Mehmet Ali Balim,  Cevat Açıkalın, Celal Hazım Arar, Saffet Şav., Süleyman Saip Kıran,  II.Dönem Lozan Konferansı&#8217;na (23 Nisan-17 Temmuz 1923) katılmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>II. DÖNEM LOZAN KONFERANSI&#8217;NA YENİDEN KATILANLAR </strong><br />
Genel Sekreter ve Danışman : Tevfik Kamil Koperler Yazmanlar : Naci Kenter, Hamit Eseniş, Ali Muhtar Bey, Aziz Topkaç, Hüsnü Özer.<br />
Not : Fransa, İsviçre ve Almanya&#8217;da görevli hariciyecilerden Ferit Tek, Cemal  Hüsnü Taray, Cevat Üstün ve TBMM Almanya-Avusturya basın temsilcisi ve  Servet-i Fünun dergisi sahibi Ahmet İhsan Tokgöz bir süre konferans  çalışmalarına katılmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>GAZETECİLER </strong><br />
I.Dönemde : Ahmet Cevdet (İkdam), Ahmet Şükrü Esmer (Vakit), Hüseyin Cahit Yalçın (Tanin). II.Dönemde : Velid  Ebuzziya (Tevhid-i Efkar), Ahmet Şükrü Esmer (Vatan), Suphi Nuri İleri  (İleri), Ali Naci Karacan (Akşam), Kerami Kurtbay (Hakimiyeti Milliye),  Mecdi Sadrettin Sayman (İkdam), Kemal Salih Sel (Yeni Gün), Asım Us  (Vakit), Hüseyin CahitYalçın (Tanin), Ahmet Hidayet Reel (Öğüt).</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/vxuiGYIHoME" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/lozan-baris-antlasmasi.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İstiklal Madalyası Kanunu</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/nHAJmw8vHJo/istiklal-madalyasi-kanunu.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:39:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1120</guid>
		<description><![CDATA[Kurtuluş Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden bazılarına ve savaş sırasında yararlılık gösterenlere istiklal madalyası verilmesi düşünüldü. Bu konuyla ilgili 66 sayılı kanun 29 Kasım 1920 günü Meclis&#8217;te kabul edilip, 4 Nisan 1921 gün Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ön yüzünde, üstte Ankara şehrinin, ortada TBMM Binası&#8217;nın resmi bulunan madalyanın arkasında zafer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kurtuluş  Savaşı&#8217;nın başarıyla sonuçlanması üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi  üyelerinden bazılarına ve savaş sırasında yararlılık gösterenlere  istiklal madalyası verilmesi düşünüldü.   Bu konuyla ilgili 66 sayılı kanun 29 Kasım 1920 günü Meclis&#8217;te kabul  edilip, 4 Nisan 1921 gün  Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girdi.  Ön yüzünde, üstte Ankara şehrinin, ortada TBMM Binası&#8217;nın resmi bulunan  madalyanın arkasında zafer ve barışa işaret eden güneş ışınları  görülmektedir. Meclis&#8217;in sağında 23 Nisan solunda ise 1336 (1920)  yazılıdır. Meclis&#8217;in altında bulunan dünya haritası bilgiyi, orak ve  tırpanlar tarıma önem verileceğini, iki taraftaki meşaleler de barışı  anlatır. En altta kağnısıyla birlikte bir köylü kadını görülmektedir.  Madalyanın öteki yüzünde ay yıldızla çevrilmiş olarak Misak-ı Milli  sınırlarını gösteren Türkiye Haritası vardır. Bu harita üzerindeki tek  yıldız Ankara şehrini işaret etmekte, yıldızdan çıkan ışınlardan birisi  Kars&#8217;a kadar uzanmaktadır. En altta madalyanın yapılış yılı olan 1  Teşrinisani 1338 (1 Kasım 1922) tarihi bulunmaktadır. Çapı 35&#215;55 mm  ağırlığı 15.55 gr olan madalya pirinçten yapılmıştır.Milletvekillerine verilen madalyanın şeridi yeşil, cephede bulunanların  kırmızı, cephe gerisinde çalışanların da beyazdır. Cephede görev almış  milletvekillerinin madalya şeritleri yarı kırmızı, yarı yeşil renklidir.  Sağ göğüs üzerinde taşınır. Medeni haklarını kaybedenlerle cinayet  suçundan hükümlü olanlar İstiklal Madalyası&#8217;nı taşıma hakkını  kullanamazlar.<br />
30 Ocak 1929 gün ve 3579 sayılı kanun gereğince; İstiklal Savaşı&#8217;nda (15  Mayıs 1919&#8242;dan, 9 Eylül 1922&#8242;ye kadar) milli ordu da göre alan alay  sancaklarına da birer İstiklal Madalyası verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<strong>İLK DEFA İSTİKLAL MADALYASI ALANLAR</strong><br />
TBMM Birinci Devre üyelerinden bazılarına İstiklal Madalyası verilmesi  için Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından yazılan tezkere, TBMM&#8217;nin 21  Kasım 1923 Çarşamba günü 65. toplantısında görüşülmüş ve yapılan oylama  sonucunda Mustafa Kemal ve 23 arkadaşına İstiklal Madalyası verilmesi  oybirliğiyle kabul edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre, TBMM Birinci Devre üyelerinden olup Batı Cephesi&#8217;nin Kuzey  Grubu&#8217;nda yararlık gösteren asker milletvekilleriyle, sivil şahıslara 66  sayılı yasanın ikinci ve beşinci maddelerine dayanılarak İstiklal  Madalyası verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda madalya verilen kişiler şunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Gazi Mustafa Kemal Paşa(Ankara)<br />
2. Fevzi  Paşa (Çakmak) (Kozan)<br />
3. İsmet Paşa (İnönü) (Edirne)<br />
4. Ali  Paşa Fuat (Cebesoy)  (Ankara)<br />
5. Kazım Paşa (Karabekir) (Karesi)<br />
6. Refet Paşa (Bele) (İzmir)<br />
7. Fahrettin Paşa (Altay) (Mersin)<br />
8. Ali  Bey (Çetinkaya) (Karahisarı Sahip)<br />
9. Avni Bey ( Zaimler) (Saruhan)<br />
10. Hüsrev (Gerede) Bey (Trabzon)<br />
11. Cavit Bey (Erdel) (Kars)<br />
12. Cafer Tayyar Eğilmez Paşa (Edirne)<br />
13. Hacı Şükrü Bey (Aydınlı) (Diyarbakır)<br />
14. Esat Efendi (İleri) (Aydın)<br />
15. Memduh Necdet Bey (Erbek) (Karahisarı Şarki)<br />
16. Ömer Lütfi Bey (Ergeşo) (Karahisarı Sahib)<br />
17. Selahattin Bey (Köseoğlu) (Mersin)<br />
18. Celal Bayar (Saruhan)<br />
19. Mustafa Necati Bey (Saruhan)<br />
20. Reşad Bey (Kayalı) (Saruhan)<br />
21. Mehmet Vehbi Bey (Bolak) (Karesi)<br />
22. Osmanzade Hamdi Bey (Aksoy) (Ertuğrul)<br />
23. Hüseyin Bey (Gökçelik) (Elazığ)<br />
24. Rıza Bey (Kotan) (Muş)</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: http://www.ataturk.net/mmuc/madalya.html</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a name="yukari"></a></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/nHAJmw8vHJo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/istiklal-madalyasi-kanunu.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Tekâlif-i Milliye (Milli Yükümlülükler) Emirleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/vzyZJNvMdhk/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:36:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1119</guid>
		<description><![CDATA[Tekâlif-i Milliye Emirleri, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın önemli savaşlarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı&#8217;na daha iyi hazırlanmak için kanunlarla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya verilen yasama yetkisidir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini kullanarak &#8220;Ulusal Yükümlülük Emirleridir&#8221; başlıklı emirleri yayınlamıştır. Yayınlanma tarihi 7 Ağustos 1921 olup toplamı on maddedir. Her ilçede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Tekâlif-i Milliye Emirleri</strong>, Kurtuluş Savaşı&#8217;nın önemli savaşlarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı&#8217;na daha iyi  hazırlanmak için kanunlarla Başkomutan Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya  verilen yasama yetkisidir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bu yetkisini kullanarak &#8220;Ulusal Yükümlülük  Emirleridir&#8221; başlıklı emirleri yayınlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yayınlanma tarihi 7 Ağustos 1921 olup toplamı on maddedir.</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Her ilçede Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacak.</li>
<li>Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.</li>
<li>Her aile bir askeri giydirecek.</li>
<li>Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40&#8242;ına daha sonra geri ödenmesi şartı ile el konacak.</li>
<li>Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40&#8242;ına karşılığı daha sonra geri ödenecek şartı ile el konacak.</li>
<li>Her türlü makineli aracın %40&#8242;ına el konacak.</li>
<li>Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20&#8242;sine el konacak.</li>
<li>Sahipsiz bütün mallar ordu emrine girecek.</li>
<li>Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde hizmet verecek.</li>
<li>Halkın elindeki araçlar aylık 100 km. askeri ulaşım yapacaklar.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">&#8220;Tekalif-i Milliye Emirleri&#8221;  çok kapsamlı olup bir taraftan aynı vergi mahiyetindeki uygulamayı  içermekte, diğer taraftan da hizmet vergisi mahiyetindeki uygulamayı  öngörmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ilçede kaymakamın başkanlığında mal müdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare  meclisi, belediye ve ticaret odalarının seçtikleri üyelerden oluşan  Tekalif-i Milliye Komisyonları (Milli Yükümlülükler Komisyonları) kurulacaktır. Bu komisyonlara o yörenin Müdafaa-i Hukuk Dernekleri  merkez kurulundan iki üye ile köylerde imamlar ve muhtarlar tabii üye  olarak katılacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tekalif-i Milliye Komisyonları derhal toplantılara başlayacak ve  hiçbir komisyon üyesine hizmetleri karşılığı ücret ödenmeyecektir.  Ayrıca her komisyon iki ay süre ile askeri hizmetleri ertelenmek üzere  altı memur çalıştıracaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tekalif-i Milliye Komisyonları, savaş ekonomisine giren ve Tekalif-i  Milliye Emirlerinde belirtilen malları toplayarak kendisine bildirilen  cepheye gönderecek, ayrıca bu emirlerin hizmet yükümlülüğüne ilişkin  hükümlerini uygulayacaktır. Komisyon üyelerinden görevinde ihmal  gösterenler, vatana ihanet suçu işlemiş sayılacak ve ona göre  cezalandırılacaktır.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/vzyZJNvMdhk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/tekalif-i-milliye-milli-yukumlulukler-emirleri.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kurtuluş Savaşı ve Ankara’nın Başken Olması</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/q01ckAqQoBY/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:26:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1117</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. 19 Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun&#8217;a çıktı. Burada Havza ve Amasya Genelgesi&#8217;ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi&#8217;ni düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mustafa  Kemal Atatürk, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Padişah  VI. Mehmet tarafından 30 Nisan 1919&#8242;da 9. Ordu Müfettişliğine atandı. 19  Mayıs 1919&#8242;da Refet Bey (Bele), Kâzım Bey (Dirik), &#8216;Ayıcı&#8217; Mehmet Arif  Bey ve Hüsrev Bey (Gerede) ile birlikte Samsun&#8217;a çıktı. Burada Havza ve  Amasya Genelgesi&#8217;ni yayınlayan ve Sivas ile Erzurum Kongresi&#8217;ni  düzenleyen Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti ile Amasya Protokolü&#8217;nü  imzalamıştır. Bu protokol üzerine Meclis-i Mebusan açılmıştır. Mustafa  Kemal, meclis çalışmalarını daha yakından izleyebilmek için 27 Aralık  1919&#8242;da Ankara&#8217;ya gelmiştir. Ankara&#8217;ya gelmesinin nedenleri arasında  buranın demiryolu ağına sahip olması, İtilaf Devletleri tarafından işgal  edilmemiş olması, merkezi bir konumda bulunması ve Batı Cephesi&#8217;ne  yakınlık gibi nedenler de etkili olmuştur. Meclis, 28 Ocak 1920&#8242;de  oybirliği ile Misakımillî&#8217;yi kabul etmiştir. Bunun üzerine İstanbul  işgal edilmiş ve meclis kapatılmıştır. Mustafa Kemal,  19 Mart 1920&#8242;de  illere ve kolordu komutanlıklarına bir genelge  göndermiş ve Ankara&#8217;da  olağanüstü bir meclisin açılacağını duyurmuştur.  Seçimlerin ardından 23  Nisan 1920&#8242;de TBMM açılmış ve hükümet kurulmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı  bu meclisten yönetilmiş, savaşın kazanılmasının ardından Lozan  Antlaşması imzalanmış ve I. TBMM seçim kararı almış ve yerini II.  TBMM&#8217;ye bırakmıştır. İnkılap Meclisi olarak da anılan bu meclis 13 Ekim  1923&#8242;te Ankara&#8217;yı başkent ilan etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Ankara&#8217;nın Başkent Olması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı&#8217;na Verilen Anayasa Değişikliği Teklifi<br />
Yüksek Başkanlığa</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Lozan   Antlaşması&#8217;nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son   bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye&#8217;nin fiilen   kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden   İstanbul&#8217;umuz, İslamiyet&#8217;in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi   içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet   edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye   Devleti&#8217;nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde karar   vermek zamanı gelmiştir.<br />
Bir devletin  merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye&#8217;nin  idare  merkezinin Anadolu&#8217;da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli   kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen   hükümler, yeni Türkiye&#8217;nin varlığının esası, memleketin kuvvet   kaynakları ve gelişmesini Anadolu&#8217;nun merkezinde tesis etmek gereği,   coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış   güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle   özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe   sayılacak durumdadır.<br />
Devletin  idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an  önce  başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun  maddesinin  kabulünü arz ve teklif ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kanun maddesi:</strong> Türkiye Devleti&#8217;nin idare merkezi Ankara şehridir. <em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>9 Ekim 1923<br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;">
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/q01ckAqQoBY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-ve-ankaranin-basken-olmasi.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kurtuluş Savaşı Yıllarında Kurulan Yararlı ve Zararlı Dernekler</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/emwcSg6Jpmo/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 22:11:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1113</guid>
		<description><![CDATA[YARARLI DERNEKLER : Genel Amaçlı Dernekler : İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti : İzmir, 1 Aralık 1918 Cemiyet, kendisine katılan &#8220;İstihlası Vatan Cemiyeti&#8221; ve kurulmasına yardımcı olduğu &#8220;İlhakı Red Cemiyeti&#8221; ile kaynaşmış olarak faaliyetine İstanbul&#8217;da devam ederken İzmir&#8217;deki faaliyetlerini de işgal dolayısıyla Denizli&#8217;ye nakletmiştir. Tarakya &#8211; Paşaeli Heyet-i Osmaniyesi : Edirne, 2 Aralık 1918 Heyet-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="post_message_3316" style="text-align: justify;">
<p><img class="alignleft" src="http://www.ataturk.net/mmuc/6k.gif" border="0" alt="" /><strong> YARARLI DERNEKLER : </strong></p>
<p><strong>Genel Amaçlı Dernekler :</strong></p>
<ol>
<li>İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti : İzmir, 1 Aralık 1918 Cemiyet, kendisine katılan &#8220;İstihlası Vatan  Cemiyeti&#8221; ve kurulmasına yardımcı olduğu &#8220;İlhakı Red Cemiyeti&#8221; ile  kaynaşmış olarak faaliyetine İstanbul&#8217;da devam ederken İzmir&#8217;deki  faaliyetlerini de işgal dolayısıyla Denizli&#8217;ye nakletmiştir.</li>
<li>Tarakya &#8211; Paşaeli Heyet-i Osmaniyesi : Edirne, 2 Aralık 1918 Heyet-i Temsiliye&#8217;nin isteği ile Trakya-Paşaeli  Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını alarak, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk  Cemiyeti&#8217;nin şubesi olmuştur.</li>
<li>İstihlası Vatan Cemiyeti : Manisa, Kasım 1918 19 Mart 1919 Kongresi ile İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti&#8217;ne katılmıştır.</li>
<li>İlhakı Red Heyet-i Milliyesi (Müdafaa-i Vatan Heyeti) : İzmir, Aralık 1919</li>
<li>Hareket-i Milliye-Redd-i İlhak ve Redd-i İşgal Heyetleri : Balıkesir  Balıkesir ve Alaşehir Kongresi ile genelleştirilmiştir. Sivas  Kongresi&#8217;nden sonra da &#8220;Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;  teşkilatına dönüşmüştür.</li>
<li>Heyet-i Milliye:
<ul>
<li>
<div id="post_message_3316">Aydın Heyet-i Milliyesi</div>
</li>
<li>
<div>Denizli Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi Denizli&#8217;de 29 Mayıs 1919&#8242;da  kurulmuştur. Asıl Heyet-i Milliye adını  taşıyan Cemiyet, 7 ağustos  1919&#8242;da, Nazilli&#8217;de aktedilen bir kongre ile  kurulmuştur. Nazilli  Kongresi bu bölgede kurulan Heyet-i Milliye  kuruluşları ile birleşmiş,  Alaşehir Kongresi ile genişleyerek Batı  Anadoluyu içine alacak şekilde  yayılmıştır. Sivas Kongresi&#8217;nden sonra da  Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i  Hukuk Cemiyeti&#8217;ne katılarak, bu cemiyetin  şubelerini oluşturmuşlardır.  Nazılli Kongresi ile Aydın, Muğla, Denizli,  Burdur, Isparta ve Antalya,  Nazilli merkezine bağlanmıştır. Bağlanan  kuruluşlar arasında, Çine  Heyet-i Milliyesi, Akhisar Redd-i İlhak, Söke  Heyet-i Milliyesi, Milas  Müdafaa-i Vatan Cemiyetlerini sayabiliriz.</div>
</li>
</ul>
</li>
<li>Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti :Trabzon,  12 Şubat 1919 Rize,Gümüşhane,Giresun ve Ordu&#8217;da şubeler açmıştır.  Cemiyet, Erzurum Kongresi&#8217;nden sonra &#8220;Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk  Cemiyeti&#8221; şubesine dönüşmüştür. Sivas Kongresi&#8217;nden sonra da &#8220;Anadolu ve  Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221; adını almıştır.
<ol></ol>
</li>
<li>Kilikyalılar Cemiyeti : Merkezi İstanbul, 21 Aralık 1918</li>
<li>Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Erzurum, 10 Temmuz 1919 2 Aralık 1918&#8242;de İstanbul&#8217;da kurulan &#8220;Vilayat-ı  Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti&#8221;nin Erzurum şubesi, daha  faal hareket etmek amacı ile &#8221; Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;ne  dönüşmüştür. Kurucuları Erzurum Kongresi üyeleridir. Cemiyet, Sivas  Kongresi kararı ile &#8221; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8221;ne  katılmıştır. Erzurum&#8217;da kuruluş ise anılan cemiyetin şubesini  oluşturmuştur. Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin İstanbul  merkez olmak üzere, ilk kuruluşunda Erzurum&#8217;dan başka Elazığ,  Diyarbakır, Sivas, Bayburt, Bayezid, Hasankale, İspir, Narman, Bitlis,  Erzincan, Şebinkarahisar, Van, Hınıs, Tercan, Tortum ve Yusufeli&#8217;de  şubeleri vardı.</li>
<li>Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : Sivas, 11 Eylül 1919 Sivas Kongresi kararı ile kurulmuştur. Müdafaa-i  Hukuk, Redd-i İlhak, Redd-i İşgal ve diğer benzeri isimler altında  kurulan cemiyet ve heyetler tek bir çatı altında birleştirilmiştir. Bu  karardan sonra bir çok il ve ilçemizde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesi  kurulmuştur.</li>
<li>Kars Milli İslam Şürası : Kars, Kasım 1918 17-18 Ocak 1919&#8242;da &#8220;Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkate-i Milliyesi&#8221; olarak adını değiştirmiştir.</li>
<li>İstanbul&#8217;da Müdafaa-i Hukuk davasını desteklemek amacı ile kurulan gizli cemiyetler :
<ul>
<li>Karakol Cemiyeti : İstanbul,  Kasım 1919 Milli Mücadele&#8217;nin  başlangıcında Anadolu&#8217;ya yardımcı olmuş,  sonraları tehlikeli ilişkileri  nedeniyle kapatılmış, yerine Müdafaa-i  Milliye Teşkilatı ve MM grubu  kurulmuştur.</li>
</ul>
<ul>
<li> MM Grupları :
<ul>
<li>Müsellah MM grubu</li>
<li>MM grubu (Müdafaa-i Milliye)</li>
</ul>
</li>
<li>İstanbul Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti : İstanbul, 1919</li>
</ul>
</li>
<li>İstanbul&#8217;da kurulan diğer cemiyetler :</li>
</ol>
<ul>
<li>
<ul>
<li>Milli Kongre : İstanbul, 1918 Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti&#8217;nin oluşturduğu bir  kuruluştur. Milli Kongre Fırkasının başkanı Esat Paşa, 1919 seçimleri  dolayısıyla Ankara ile uyuşmazlığa düşmüş, İstanbul&#8217;da Meclis-i  Mebusan&#8217;ın kapatılması sonucu, Fırkanın faaliyeti sona ermiştir.</li>
<li>Milli Ahrar Fırkası : İstanbul, 4 Mayıs 1919. Anadolu&#8217;daki hareketi desteklemiştir.</li>
<li> Milli Türk Fırkası : İstanbul, 23 Kasım 1918. Anadolu&#8217;daki harekete bağlı kalmıştır.</li>
<li> Anadolulular Cemiyeti : İstanbul, Ağustos 1921</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p><strong>Kadınların Kurdukları Cemiyetler : </strong></p>
<ol>
<li>İstihlas-ı Milli Kadınlar Cemiyeti : İstanbul, 24 Kasım 1918</li>
<li>Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti :Sivas,  10 Aralık 1919 Bu cemiyetin Konya, Niğde, Burdur, Aydın, Erzincan,  Kayseri, Kastamonu, Eskişehir, Amasya, Yozgat, Pınarhisar, Viranşehir ve  Kangal&#8217;da şubeleri kurulmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>ZARARLI DERNEKLER </strong></p>
<p><strong>Milli varlığa ve Anadolu&#8217;daki milli harekete düşman cemiyetler : </strong></p>
<ol>
<li>İngiliz Muhipler Cemiyeti :İstanbul, 20 Mayıs 1919. Manda taraftarı</li>
<li>Wilson Prensipleri Cemiyeti : İstanbul, 14 Ocak 1919. Manda taraftarı</li>
<li>Kürdistan Teali Cemiyeti :İstanbul, Mayıs 1919.</li>
<li>Teali-i İslam Cemiyeti (Eski Cemiyet-i Müderrisin) : İstanbul, 19 Şubat 1919. Hilafetçi ve ümmetçi</li>
<li>Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti : İstanbul, Ocak 1919 28 Eylül 1919&#8242;da Hürriyet ve İtilaf Fırkası&#8217;na katılmıştır.</li>
<li>Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası : İstanbul, 14 Ocak 1919 Fırka, Sulh ve Selamet Cemiyeti ile Selamet-i Osmaniye Fırkası&#8217;nın birleşmeleriyle oluşmuştur.</li>
<li>Hürriyet ve İtilaf Fırkası : İstanbul, Ocak 1919</li>
<li>Nigehban Cemiyet-i Askeriyesi : İstanbul, Ocak 1919 Hürriyet ve İtilaf&#8217;la beraber hareket etmiştir.</li>
<li>Osmanlı İla-yi Vatan Cemiyeti : İstanbul,  19 Kasım 1919 Padişah taraftarı ve Müdafaa-i Hukukun tamamen  karşısındadır. Cemiyet, gizli olarak Milli Mücadele aleyhine örgütlediği  Tarik-i Salah (veya Tarikat-ı Salahiye) Cemiyeti ile beraber  çalışmıştır. Bu dernek ve partilerin dışında, faaliyetleri sınırlı ve  etkinliği yaygın olmayan, Osmanlı Mesai Fırkası, Osmanlı Çiftçiler  Cemiyeti, Türkiye Sosyalist Fırkası, Vahdet-i Milliye Heyeti, Türkiye  İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi, Türk Teali Cemiyeti, Müsalemet  İttifakı, Amele Fırkası gibi kuruluşlar Anadolu&#8217;daki Milli Mücadele  hareketinin karşısında olmuşlardır.</li>
<li>Lazistan Selamet-i Milliye Cemiyeti : Rize, 23 Nisan 1919 Gürcülerin çıkarlarına hizmet eden para ile tutulmuş kimselerden oluşmaktadır.</li>
</ol>
<p><strong>Azınlıkların Kurdukları Zararlı Dernekler : </strong></p>
<ol>
<li>Rumların kurdukları cemiyetler :
<ul>
<li>a) Mavri Mira : Rum Patrikhanesi&#8217;nde kurulmuştur. Yunan Kızılhaç    Cemiyeti ile Resmi  Göçmenler Komisyonu da Mavri Mira&#8217;ya bağlı idiler.    Ayrıca, Rum  okullarındaki izci kuruluşları da tamamiyle Mavri Mira    tarafından  yönetilmekteydi.</li>
<li>b) Pontus Rum Cemiyeti</li>
<li>c) Trakya Cemiyeti İttihad-ı Milli ve Kordos adlı cemiyetler</li>
</ul>
</li>
<li>Ermenilerin Kurdukları Cemiyetler : Daha önceleri Ermenilerin kurmuş oldukları Taşnaksütyan ve Hınçak adlı  gizli ve yeraltı örgütleri milli mücadele döneminde de faaliyette  bulunmuşlar ve yabancı devletlerle işbirliği yapmışlardır. Ermeni  patriği Zaven Efendi de Ermenilerin örgütlenmesinde önemli rol  oynamıştır.</li>
</ol>
<p><em>Kaynak:http://www.ataturk.net/mmuc/index.html</em></p>
</div>
<hr style="text-align: justify;" size="1" />
<p style="text-align: justify;">
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/emwcSg6Jpmo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/kurtulus-savasi-yilllarinda-kurulan-yararli-ve-zararli-dernekler.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/trlFsVoXFT0/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 21:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Milli Mücadele Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1109</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ&#8217;NİN KURULMASI 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir. Bu bayram, TBMM&#8217;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922&#8242;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial Tur,Helvetica,Verdana;"><span style="font-size: small;"><strong>TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ&#8217;NİN KURULMASI </strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial Tur,Helvetica,Verdana;"><span style="font-size: x-small;"><img class="size-full wp-image-1110 aligncenter" title="ata" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/ata.jpg" alt="" width="530" height="400" /> </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#8217;nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bayram, TBMM&#8217;nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan <em>23 Nisan Millî Bayramı</em> ve 1 Kasım 1922&#8242;de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935&#8242;te 23 Nisan Millî Bayramı&#8217;yla birleştirilen <em>Hâkimiyet-i Milliye Bayramı</em> ile Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin 1927&#8242;de ilan ettiği ve ilki Atatürk&#8217;ün himayesinde düzenlenen <em>23 Nisan Çocuk Bayramı</em>&#8216;nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 1980 darbesi döneminde Milli Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak &#8220;<strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>&#8221; adını verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p class="alignleft" style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Hakimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan),  saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşunu  gerçekleştiren TBMM&#8217;nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında  yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında  sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO&#8217;nun 1979&#8242;u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği&#8217;ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. Günümüzde bayrama bir çok ülkeden çocuklar katılmakta, çeşitli  gösteriler hazırlanmakta, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler  düzenlenmektedir. Ayrıca 1933&#8242;te Atatürk&#8217;le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>TBMM&#8217;nin Açılışı </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1111" title="Atatürk (177)" src="http://www.turkcemiz.net/resimler/Atatürk-177-530x397.jpg" alt="" width="257" height="193" />23 Nisan&#8217;ın Türkiye&#8217;de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920&#8242;de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin açılmış olmasıdır. Milletvekillerinin belirlenişi ve Ankara&#8217;ya  gelişi çok kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Milletvekili seçimleri  Atatürk&#8217;ün Ankara&#8217;da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması  gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başlamış, yine Atatürk&#8217;ün 21 Nisan&#8217;daki genelgesiyle de meclisin açılacağı tarih  duyurulmuş ve milletvekillerinin Ankara&#8217;ya gelmesi istenmiştir. 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. O günkü ilk toplantıya daha önce belirlenen 337 milletvekilinden sadece 115&#8242;i katılabilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<h3 style="text-align: justify;">Bayram olması</h3>
<p style="text-align: justify;">TBMM&#8217;nin açılışından 2000&#8242;li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne ait  bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye  çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997&#8242;de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8217;nın ortaya çıkışında 3  ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak  gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı  bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Hâkimiyet-i Milliye</h4>
<p style="text-align: justify;">&#8220;23 Nisan&#8221;, 1921&#8242;de çıkarılan <em>23 Nisan&#8217;ın Milli Bayram Addine Dair Kanun</em> ile, Türkiye&#8217;nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi. Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922&#8242;de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir. Daha sonraki yıllarda, TBMM&#8217;nin açılış tarihi olan 23 Nisan &#8220;Milli  Hakimiyet Bayramı&#8221; olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım&#8217;ın uzun vadede  bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935&#8242;te  bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve &#8220;<strong>23 Nisan  Millî Bayramı</strong>&#8220;nın adı &#8220;<strong>Millî Hakimiyet Bayramı</strong>&#8221; haline getirilmiş,  böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı  birleştirilmiştir.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Çocuk Bayramı adı</h4>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan&#8217;ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM&#8217;nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu&#8217;nun) o günü &#8220;<strong>Çocuk Bayramı</strong>&#8221; olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti&#8217;nin 23 Nisan&#8217;la ilgili çalışmaları daha  önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum,  23 Nisan 1923&#8242;te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924&#8242;te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde &#8220;<em><strong>Bu gün Yavruların  Rozet Bayramıdır</strong></em>&#8221; ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926&#8242;da da yine aynı  gazetede &#8220;23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür&#8221; başlıklı bir yazı kaleme  alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak  doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar  için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Nihayet 23 Nisan 1927&#8242;de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü <em>Çocuk Bayramı</em> olarak şöyle duyurmuştur:</p>
<blockquote style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara&#8217;da ilk teşkile günü   olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir.   Bize yeni bir vatan veyeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle   fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet   alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin   şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç,   ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar   için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle   temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle   beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için   aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i   Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder.</em></strong></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve  çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın  kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet  kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan &#8220;Millî Hâkimiyet Bayramı&#8221;nın  yanı sıra &#8220;<strong>Çocuk Bayramı</strong>&#8221; olarak da kutlanacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">1927&#8242;de ilk kez kez  kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara  neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927&#8242;deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından  birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu&#8217;nun konser  vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankaradaki binalarından birine <em>Çocuk Sarayı</em> adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey&#8217;in çocukları da katılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1929&#8242;da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası &#8220;<strong>çocuk haftası</strong>&#8221; olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70&#8242;li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve  katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına  1975&#8242;te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978&#8242;de Meclis Başkanlığı&#8217;nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979&#8242;da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980&#8242;de de  bütün illerden gelen çocuklarla &#8220;Çocuk Parlamentosu&#8221; oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından  dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve  1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayramın en son şeklini alışı ise 1981&#8242;de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Milli Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne  kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama &#8220;<strong>23 Nisan Ulusal  Egemenlik ve Çocuk Bayramı</strong>&#8221; adını vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nde 23 Nisan 1921&#8242;de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kutlanışı</strong></p>
<p style="text-align: justify;">23 Nisan&#8217;ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927&#8242;de Atatürk&#8217;ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara&#8217;da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928&#8242;de Dr. Fuat (Umay) Bey&#8217;in teklifiyle daha geniş içerikli bir  program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk  alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929&#8242;daki 23 Nisan&#8217;dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası  olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl  bayram yine 23 Nisan&#8217;da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından  himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı&#8217;nın  bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır.  Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay&#8217;ın  teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i  Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan  1932&#8242;de yürürlüğe girdi.</p>
<p style="text-align: justify;">1933 23 Nisan&#8217;ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey&#8217;in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933&#8242;te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935&#8242;teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı&#8217;nın yanında  &#8220;23 Nisan Çocuk Bayramı&#8221;, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa  hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.</p>
<p style="text-align: justify;">1970&#8242;lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir  bayram halini almıştı. 1975&#8242;ten itibaren TRT de programlarıyla destek  vermiş, 1979&#8242;da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da  katılmasına karar verilmiş, 1980&#8242;de de &#8220;<strong>Çocuk Meclisi</strong>&#8221;  oluşturulmuştur. Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı&#8217;yla tamamen  aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981&#8242;de  birleştirilecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden  sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve  başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen  etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine  kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada  sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye&#8217;de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 22 Nisan günü de tatildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Vikipedia</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/trlFsVoXFT0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Orhun Abideleri 3</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/5TSFuIYpn4g/orhun-abideleri-3.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2011 11:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Dili Ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[Orhun Abideleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1107</guid>
		<description><![CDATA[1709&#8242;da Poltava muharebesinde esir düşen bu İsveçli subayı Ruslar Sibirya&#8217;ya sürmüşlerdir. Sürgünde 13 sene kalan ve Messerschmidt&#8217;e kılavuzluk ederek serbestçe gezip dolaştığı yerlerde incelemelerde bulunan Strahlenberg 1722&#8242;de vatanına döndükten sonra 1930&#8242;da araştırmalarının neticesini yayınlamış ve bu arada eserinde meçhul Yenisey kitabelerinden de bahsederek bazılarını yayımlamıştır. Bu yayın derhal ilim aleminin dikkatini çekmiş ve Orhun âbidelerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Orhun Abideleri" src="http://i54.tinypic.com/xc63x4.jpg" alt="Orhun Abideleri" width="270" height="186" />1709&#8242;da Poltava muharebesinde esir düşen bu İsveçli subayı Ruslar  Sibirya&#8217;ya sürmüşlerdir. Sürgünde 13 sene kalan ve Messerschmidt&#8217;e  kılavuzluk ederek serbestçe gezip dolaştığı yerlerde incelemelerde  bulunan Strahlenberg 1722&#8242;de vatanına döndükten sonra 1930&#8242;da  araştırmalarının neticesini yayınlamış ve bu arada eserinde meçhul  Yenisey kitabelerinden de bahsederek bazılarını yayımlamıştır. Bu yayın  derhal ilim aleminin dikkatini çekmiş ve Orhun âbidelerinden bir iki  asır öncesine âit bulunan Yenisey kitabeleri arka arkaya bulunmaya  başlamıştır. Nihayet 1899&#8242;da Rus bilgini Yadrintsev, sonradan Kül Tigin  ve Bilge Kağan âbideleri olduğu anlaşılan Orhun kitabelerini bulmuş,  bunun üzerine 1890 tarihinde He-ikel&#8217;in başkanlığında, bir Fin, 1891&#8242;de  de Radloff-&#8217;un başkanlığında bir Rus ilmî sefer heyeti mahalline  gönderilmiştir. Her iki sefer heyeti de âbideleri yakından tetkik etmiş  ve fotoğraflarını alarak dönmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Fin heyeti getirdiği mükemmel fotoğrafları Avrupa ilim merkezlerine  dağıtmış, öte yandan hem Fin heyeti, hem de Radloff getirdikleri  malzemenin fotoğraflarını büyük atlaslar halinde neşretmişlerdir. Bu  atlas yayınları ile âbidelerin okunması çalışmaları hızlanmış ve daha  başka yazıları da çözmüş bulunan Danimarkalı büyük âlim Vilhelm Thomsen,  kısa bir zaman sonra, 1893&#8242;te Orhun yazısını çözmeye muvaffak olmuştur.  Önce, âbidelerde çok geçen tengri, Türk ve Kül tigin kelimelerini çözen  Thomsen, sonra bütün âbideleri okumuş ve böylece Türk milletinin ebedî  minnettarlığına mazhar olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık bu çözümden sonra bir yandan Thomsen, bir yandan Radloff  abidelerin metni ve tercümeleri üzerinde adeta yarışa girmişler, bunu  diğer âlimler takip etmiş ve zamanımıza kadar bu büyük Türk âbideleri  elden düşmemiştir.</p>
<p class="alignleft" style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Amerika&#8217;dan Japonya&#8217;ya kadar Avrupa&#8217;da ve medeni âlemde hemen hemen her  dilde bu âbideler üzerinde araştırmalar yapılmış, 6 tanesi büyük olan  Orhun harfli yeni kitabeler ve metinler bulunmuş, neşirler birbirini  kovalamıştır. Son olarak genç Türk âlimi Talât Tekin Amerika&#8217;da Orhun  Türkçesinin mükemmel bir gramerini ve kitabelerin yeni bir neşrini  yapmıştır. Son zamanlarda Orhun sahası arkeolojik araştırmalarda da ön  plâna geçmiş ve burada yüzlerce heykel, balbal, çeşitli eserler .ve  şehir harabeleri bulunmuştur. Bu arada Çekoslovak âlimi L. Jisl Kül  Tigin heykelinin başını da bulup gün ışığına çıkarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün, Orhun kitabeleri üzerinde yapılan araştırmaların adları bile bir  kitap teşkil eder. Biz kitabın sonunda bunlardan ancak kısa bir  bibliyografya vermekle yetineceğiz. Orhun âbidelerinin manzum olduğunu  ileri sürenler vardır. Hatta Rus bilgini İya Vasilyevna Stebleva bu  hususta geniş bir deneme yapmış ve âbideleri manzum olarak  yayınlamıştır. Tabiî, bu görüş doğru değildir. Fakat âbidelerdeki dilin  ve üslûbun ahengini göstermesi bakımından dikkate değer bir husustur.</p>
<p style="text-align: justify;">Boğaziçi Yayınevi&#8217;nin ilk kitabı olarak, Orhun âbidelerinin yeni bir  neşrini yapıyoruz. Bu neşirde en büyük ve en mühim üç âbideyi, Kül  Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk âbidelerini veriyoruz. Kitabımız Ön söz,  bibliyografya, Orhun yazısı, metin, tercüme, sözlük ve vesikalar  bölümlerini içine almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Metin kısmında âbidelerin asılları ve belli başlı bütün neşirleri  karşılaştırılarak son bir neşir yapılmış ve bu arada tereddütlü noktalar  için bazı yeni tekliflerde bulunulmuştur. Kül Tigin ve Bilge Kağan  âbidelerinin benzeyen satırları şimdiye kadar umumiyetle Kül Tigin  âbidesinde çift satır halinde yayınlanmış veya farklara işaret  edilmiştir. Her iki halde de Bilge Kağan âbidesinin yalnız fazla  kısımları müstakil yayınlanmıştır. Biz hem Bilge Kağan âbidesinin  bütünlüğünü göstermek maksadiyie, hem de kolay istifadeyi temin için hem  metin, hem tercüme bölümünde âbideyi bütün olarak verdik. İki âbidenin  benzeyen kısımlarını iki nüsha gibi kullanarak birbirini tamamladık.  Türk çocukları 1250 sene evvelki Türk-çeyi&#8217;bu metin bölümünde yakından  göreceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tercüme bölümünde metnin kelime kelime çevrilmesine, aynen tercümesine  itina edilmiş, serbest tercümeden ve tefsirlerden kaçınılmıştır. Buna  mukabil sözlük bölümünde kelimelerin ikinci, üçüncü mânaları ve  tefsirleri de verilmiştir. Sözlük bölümünde bütün kelimeler verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Metinler bölümünde ise âbidelerin S. E. Malov ve H. N. Orkun  yayımlarından bazı fotoğraflar verilmiştir. Gerçekten Orhun âbidelerini,  bugün Türkiye&#8217;den binlerce kilometre uzakta eski Türk yurdunda, bugünkü  Moğolistan&#8217;da Türklüğün şehadet parmakları olarak yükselen bu mübarek  taşları kana kana okumak, her kelimesi üzerinde derin derin düşünmek,  resimlerini huşu içinde seyrederek ruhu yıkamak, her Türk için millî  ibâdettir. İşte bu kitap, bu ibâdetin hizmetine sunulmaktadır.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/5TSFuIYpn4g" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-3.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Orhun Abideleri 2</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/z-Uw3P75kHg/orhun-abideleri-2.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2011 11:12:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Orhun Abideleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1105</guid>
		<description><![CDATA[Kül Tigin âbidesi, kaplumbağa şeklindeki oyuk bir kaide taşına oturtulmuştur. Keşfedildiği zaman, bu kaidenin yanında devrilmiş bulunuyordu. Bilhassa devrik vaziyette rüzgâra maruz kalan kısımlarında tahribat ve silintiler olmuştur. Sonradan yerine dikilmiştir. Yüksekliği 3,75 metredir. İtina ile yontulmuş, bir çeşit kireç taşı veya saf olmayan mermerdendir. Yukarıya doğru biraz daralmaktadır. Dört cephelidir. Doğu ve batı cephelerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Orhun Abideleri" src="http://i54.tinypic.com/xc63x4.jpg" alt="Orhun Abideleri" width="270" height="186" />Kül Tigin âbidesi, kaplumbağa şeklindeki oyuk bir kaide taşına  oturtulmuştur. Keşfedildiği zaman, bu kaidenin yanında devrilmiş  bulunuyordu. Bilhassa devrik vaziyette rüzgâra maruz kalan kısımlarında  tahribat ve silintiler olmuştur. Sonradan yerine dikilmiştir. Yüksekliği  3,75 metredir. İtina ile yontulmuş, bir çeşit kireç taşı veya saf  olmayan mermerdendir. Yukarıya doğru biraz daralmaktadır. Dört  cephelidir. Doğu ve batı cephelerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda  122 santimdir. Güney ve Kuzey cepheleri ise aşağıda 46, yukarıda 44  santimdir. Âbidenin üstü kemer şeklinde bitmektedir ve yukarı kısımda  beş kenarlı olmaktadır. Doğu cephesinin üstünde kağanın işareti vardır.  Batı cephesi büyük bir Çince kitabe ile kaplıdır. Diğer üç cephesi  Türkçe kitabelerle doludur.</p>
<p style="text-align: justify;">Cepheler arasında kalan ve keskin olmayan kenarlarda ve Çince kitabenin  yanında da Orhun yazısı vardır. Doğu cephesinde 40, güney ve kuzey  cephelerinde 13&#8242;er satır vardır. Satırlar yukarıdan aşağıya doğru  yazılmış ve sağdan sola doğru istif edilmiştir. Satırların uzunluğu  aşağı yukarı 235 santim kadardır. Cetvelden çıkmış gibi, çok muntazam,  düzgün ve güzel harflerle yazılmıştır. Âbidenin Çince kitabesinde  Türk-Çin dostluğu, Türk imparatorluğu ve Kül Tigin methedilmekte ve  tanıtılmakta, &#8220;Gelecek hadsiz, hesapsız nesillerin dimağlarında, onların  müşterek muvaffakiyetlerinin şaşaası her gün yeniden canlansın diye,  uzakta ve yakında bulunan herkesin bunu öğrenmesi için, bilhassa  muhteşem bir kitabe yaptık&#8221; ve &#8220;Böyle adamların ebediyen payidar  olacaklarının muhakkak olmadığını kim söyleyebilir? Uğurlu haberleri  ebediyen ilân için şimdi dağ gibi yüksek bir âbide dikilmiştir.&#8221; gibi  ifadeler sıralandıktan sonra, tarih kaydedilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Abidenin civarında türbe enkazı, pek çok heykel parçalan ve âbideye  çıkan iki tarafı heykeller, taşlar dizili 4, 5 kilometrelik bir yol  bulunmuştur. Bu heykel parçaları arasında son zamanlarda Kül Tigin-&#8217;in  başı ve karısının gövdesi ve yüzünün bir kısmı da bulunmuştur. Abidenin  ve türbenin inşasında Türk ve Çin sanatkârları beraber çalışmışlardır.  Âbidedeki kitabeleri Bilge Kağan ve Kül Tigin&#8217;in yeğeni Yollug Tigin  yazmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilge Kağan âbidesi, aynı yerde Kül Tigin âbidesinin bir kilometre  uzağındadır. Şekli, tertibi ve yapısı tamamıyla birincisine  benzemektedir. Yalnız bu bir kaç santim daha yüksektir. Bu yüzden doğu  cephesinde 41 ve dar cephelerinde 15&#8242;er satır vardır. Bunun da batı  cephesinde asıl Çince kitabe vardır, Çince kitabenin üstünde ayrıca  Türkçe kitabe devam etmektedir. Çince kitabe hemen hemen tamamıyla  silinmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilge Kağan âbidesi kendisinin 734&#8242;te ölümünden sonra 735&#8242;te oğlu  tarafından dikilmiştir. Bu âbidede de Bilge Kağan konuşmaktadır. Esasen  âbidenin kuzey cephesinin ilk 8 satırı Kül Tigin âbidesinin güney  cephesinin, doğu cephesinin 2-24 satırları ise Kül Tigin âbidesinin doğu  cephesinin mukabil satırlarına benzemektedir. Bu âbidede ayrıca Kül  Tigin&#8217;in ölümünden sonraki vakaların ilâve edildiği görülür.</p>
<p class="alignleft" style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Bilge Kağan âbidesi hem devrilmiş, hem de parçalanmıştır. Onun için  tahribat ve silinti bunda çok fazladır. Bu âbideyi de yeğeni Yollug  Tigin yazmıştır. Her iki âbidede de Bilge Kağan&#8217;ın sözlerinin dışında  Yollug Tigin&#8217;in kitabe kayıtlan ve ilâveleri yer almaktadır. Bu âbidenin  etrafında da yine türbe enkazı ve daha az olmak üzere heykeller,  balballar ve taşlar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tonyukuk âbidesi, diğer iki âbidenin biraz daha doğusunda bulunmaktadır.  Devrilmemiş, dikili dört cepheli iki taş halindedir. Birinci ve daha  büyük olan taşta 35, ikinci taşta 27 satır vardır. İkinci taşta yazılar  daha itinasızdır ve aşınma da daha çoktur. Bu âbidenin yazıları Kül  Tigin ve Bilge Kağan&#8217;ınki kadar düzgün değildir. Bu âbidede de yazı  yukarıdan aşağı yazılmıştır. Fakat diğer ikisinin aksine satırlar soldan  sağa doğru istif edilmiştir. Tezyinatı da diğer kitâbelerdeki kadar  sanatkârane değildir. Tonyukuk âbidesinin yanında büyük bir türbe  kalıntısı, heykeller, balballar ve taşlar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tonyukuk âbidesini, lltiriş Kağan&#8217;ın isyanına iştirak eden ve o günden  Bilge Kağan devrine kadar devlet idaresinin baş yardımcısı olarak kalan  büyük Türk devlet adamı ve başkumandanı Tonyukuk, ihtiyarlık devrinde  bizzat diktirmiştir. Bu âbidede Tonyukuk konuşmaktadır, bu âbidenin  müellefi odur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kül Tigin ve Bilge Kağan âbideleri Baykal gölünün güneyinde Orhun nehri  vadisinde Koşo Tsay-dam gölü civarında 47,1. arz ve 101 1/2 tul  derecelerinde bulunmaktadır. Ötüken ormanının da buradaki Hangay  sıradağlarının bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Tonyukuk âbidesi ise  biraz daha doğuda 48. arz ve 107. tul dereceleri arasında Tola nehrinin  yukarı mecrasında Bayn Çokto denilen yerin yakınında bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Orhun âbidelerinin bulunuşu insanlığın en büyük keşiflerinden biridir.  Orhun harfleri ile yazılı kitabelerden daha 12. asırda tarihçi Cuveynî  Târih-i Cihanküşa&#8217;smda bahsetmişti, ayrıca Çin kaynakları da çok eskiden  bu âbidelerin dikildiğini bildirmekte idi. Fakat 18. ve 19. asırlara  kadar Orhun harfli yazılar ve âbideler ilim âleminin meçhulü olarak  kalmıştı. Önce Kırgızlara ait mezar taşlarından ibaret bulunan ve tek  tük kelimelerle isimleri ihtiva eden Yenisey kitabeleri bulunmuştur, tik  defa nebatatçı Daniel Gott-lieb Messerschmidt, kılavuzluğunu yapan  Philipp Johan von Tabbert (Strahlenberg) ile birlikte 1721 yılında  Yenisey vadisinde bu yazı ile yazılı bir taşı tesbit etmiştir. Fakat  Orhun harfli kitabelerin yolunu açan ve bu hususta ilim âleminin  dikkatini çeken Philipp Johan von Tabbert (Strahlenberg) olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yazının devamı: <a title="Orhun Abideleri 2" href="../orhun-abideleri-3.html" target="_self">Orhun Abideleri &#8211; sayfa 3<br />
</a></strong></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/z-Uw3P75kHg" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-2.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Orhun Abideleri 1</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/turkcemiz-net/~3/lnVBCT6wN5E/orhun-abideleri-1.html</link>
		<comments>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-1.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2011 11:05:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ugur@turkcemiz.net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Dili Ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[Orhun Abideleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcemiz.net/?p=1104</guid>
		<description><![CDATA[(Prof. Dr. Muharrem Ergin&#8217;in &#8220;Orhun Abideleri&#8221; adlı kitabının ön sözünden alınmıştır&#8230;) Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması. Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası. Türk askeri dehasının, Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="Orhun Abideleri" src="http://i54.tinypic.com/xc63x4.jpg" alt="Orhun Abideleri" width="270" height="186" />(Prof. Dr. Muharrem Ergin&#8217;in &#8220;Orhun Abideleri&#8221; adlı kitabının ön sözünden alınmıştır&#8230;)</p>
<p style="text-align: justify;">Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk  tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih. Türk devlet adamlarının millete  hesap vermesi, milletle hesaplaşması. Devlet ve milletin karşılıklı  vazifeleri. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek  Türk kültürünün büyük vesikası. Türk askeri dehasının, Türk askerlik  san&#8217;a-tının esasları. Türk gururun ilâhi yüksekliği. Türk feragat ve  faziletinin büyük örneği. Türk içtimai hayatının ulvi tablosu. Türk  edebiyatının ilk şaheseri. Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri.  Hükümdarâne eda ve ihtişamlı hitap tarzı. Yalın ve keskin üslûbun  şaşırtıcı numunesi. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı. Bir kavmi bir  millet yapabilecek eser. Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan  ışık. Türk dilinin mübarek kaynağı. Türk yazı dilinin ilk, fakat  harikulade işlek örneği. Türk yazı dilinin başlangıcını milâdın ilk  asırlarına çıkartan delil. Türk ordusunun kuruluşunu en az 1250 sene  öteye götüren vesika. Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser.  İnsanlık âleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar taşları.  Dünyanın bugün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene  evvelki Türk ikazı. vs. vs.</p>
<p class="alignleft" style="text-align: justify;"></p>
<p style="text-align: justify;">Orhun âbidelerini vasıflandırmak isteyince, insanın zihninde işte bu  gibi ifadeler sıralanmaktadır. Orhun âbideleri Göktürk devrinden kalma  kitabelerdir. Göktürkler, milâttan önceki asırlarda Hunlar tarafından  kurulup, değişen sülâleler ve boylar idaresinde devam edegelen Asya&#8217;daki  büyük Türk imparatorluğunun 6. asırla 8. asır arasındaki devresinde  hüküm sürmüşlerdir. 6. asrın ilk yarısında Türk devletinin başında  Avarlar bulunuyordu. 552 tarihinde Bumın Kağan Avar idaresine son  vererek Türk devletinin Göktürk hanedanı devrini açtı. O devirde büyük  kağanlığın merkezi devletin doğu kısmında idi ve batı kısmı da doğuya  bağlı tâbi bir kağanlıkla idare ediliyordu. Bumın Kağanın kardeşi İstemi  Kağan da 576&#8242;ya kadar bu batı bölümünün kağanı idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bumın Kağan, Göktürk hâkimiyetini kurduğu sene içinde Öldü ve sırasıyla  üç oğlu, büyük kağanlık yaptılar. Birincisi 553&#8242;te, ikincisi 553-572&#8242;de,  üçüncüsü de 572-581 tarihlerinde hüküm sürdüler. Bunlardan ikincisi  olan Mukan zamanında devlet Mançurya&#8217;dan İran&#8217;a kadar uzanan kuvvetli  bir imparatorluk hâline geldi. Daha sonra devlet, bir yandan kuvvetli  hakanların yokluğu ve devleti teşkil eden kavimlerin çekişmeleri, öte  yandan bilhassa Çin entrikası yüzünden bir sürü karışıklıklar geçirdi ve  nihayet 630&#8242;da devletin asıl doğu kısmı Çin hâkimiyetine geçti. Zamanla  Çin hâkimiyeti batı kısmına da sira&gt; ~; etmeğe başladı. Fakat bu Çin  esareti daha fazla devam etmedi ve Kutluğ Kağan veya ikinci adıyla  îltiriş Kağan, Çin hâkimiyetine son vererek 680-682 senesinde devleti  yeniden toparladı. İltiriş Kağan ve 691&#8242;de ölünce yerine geçen kardeşi  Kapgan Kağan idaresinde devlet yeniden eski haşmetini buldu.</p>
<p style="text-align: justify;">İltiriş Kağan&#8217;ın Bilge ve Kül Tigin adlı iki oğlu vardı. Öldüğünde  bunlar 8 ve 7 yaşlarında idiler. Kapgan Kağan 716&#8242;da ölünce idareyi onun  oğullan almak istedi. Fakat Bilge ve Kül Tigin kardeşler buna mâni  olarak ve amcazadelerini tasfiye ederek babalarının devletine el  koydular ve Bilge Kağan hükümdar oldu. İki kardeş babalarının ve  amcalarının devrinden kalmış ihtiyar vezir, Bilge Kağan&#8217;ın kayınpederi  Tonyukuk&#8217;un da yardımıyla devleti daha da kuvvetlendirdiler. Sonra  731&#8242;de Kül Tigin, 734&#8242;te de Bilge Kağan öldü. Bilge Kağan&#8217;ın ölümünden  10 sene kadar sonra da Uygurlar, devleti ele geçirerek 745&#8242;te Göktürk  hâkimiyetine son verdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu kitapta sunduğumuz Orhun âbideleri, bu Türk hanedanının Bilge  Kağan devrinin mansulleri-dir. Birincisi olan Kül Tigin âbidesini  ağabeyisi Bilge Kağan 732&#8242;de diktirmiş, ikincisi olan Bilge Kağan  âbidesini de ölümünden bir yıl sonra 735&#8242;te kendi oğlu olan kağan  diktirmiştir. Üçüncü olarak verilen Tonyukuk âbidesi ise 720-725  senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir. Orhun civarında Orhun yazısı  ile yazılı daha başka kitabeler de bulunmuştur. Belli başlıları altı  tanedir. Fakat bunların en büyükleri ve mühimleri bu üç tanesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Orhun âbidelerine Orhun kitabeleri de denir. Şüphesiz bunlar kitabedir.  Fakat hem maddî bakımdan, hem manevi bakımdan bu kitabeler söz götürmez  birer abidedirler. Muhtevaları gibi heybetli yapıları da âbide  hüviyetindedir. Onun için bunları ifade eden en iyi isim Orhun âbideleri  tâbiridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kül Tigin âbidesi, kağan olmasında ve devletin kuvvetlenmesinde birinci  derecede rol oynamış bulunan kahraman kardeşine karşı Bilge Kağan&#8217;ın  duyduğu minnet duygularının ve kendisini sanatkârane bir vecd ve  coşkunluğun içine atan müthiş teessürün ebedî bir ifadesidir. Bilge  Kağan bu ruh hâli ile âbide inşaatının başında oturup, eserin  hazırlanmasına bizzat nezaret etmiştir. Abidedeki ulvî ve mübarek hitabe  onun ağzından yazılmıştır, âbidede o konuşmaktadır, müellif odur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Yazının devamı: <a title="Orhun Abideleri 2" href="http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-2.html " target="_self">Orhun Abideleri &#8211; sayfa 2</a></strong></span></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/turkcemiz-net/~4/lnVBCT6wN5E" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.turkcemiz.net/orhun-abideleri-1.html</feedburner:origLink></item>
	<media:rating>nonadult</media:rating><media:description type="plain">Türkçemiz.Net | Türkçesiz Türkçeye Hayır</media:description></channel>
</rss>

