<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719</id><updated>2024-12-19T05:24:21.319+02:00</updated><category term="Hikaye"/><category term="O değil de"/><category term="Öylemesine"/><category term="Blog"/><category term="Deneme gibi"/><category term="Kısa Kısa"/><category term="Şiir"/><title type='text'>Şey rengi,şey ee şey... Bok rengi işte ya</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>29</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-5415423495256033502</id><published>2010-07-16T19:00:00.000+03:00</published><updated>2010-07-16T19:01:34.598+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Mavi Bardağın Terkedişi</title><content type='html'>&lt;p&gt;Beyaz köpüğü siyah kartonla kaplayarak oluşturulmuş dekora,  kırılmaması için fazla yüklenmeden yaslanmışlar, yerde oturuyorlardı.  “Ben senin arkadaşın değil miyim?” diye sordu Yeliz kısık bir sesle.  Cenk, derin bir nefes aldıktan sonra parmaklarıyla saçını tarayıp  Yeliz’e döndü. “Tabii ki” sesi tam da Hocasının istediği gibi hafif  çatallı çıkmıştı. Yeliz gözlerini kısarak birkaç saniye düşündükten  sonra konuşmaya başladı: “O zaman anlat. Mademki arkadaşınım…  Durup  durup dalıp gitmelerin, bir anda mal mal bakmaya başlamaların, duyduğun  her Sezen Aksu şarkısında ağlamaklı oluşunun sebebini anlat.  Dalıp  gitmelerin(Bu kısım textte yoktu. Bir an panikleyip Hocaya baktıktan  sonra devam etti.). Seni üzenin ne olduğunu söyle bana?” Cenk “Yapamam…”  diyerek kafasını dekora dayadı. Fakat kafasını fazla hızlı hareket  ettirdiği için dekordan çıkan ses bayağı yüksek oldu. Yeliz bir kez daha  ama bu kez sesli şekilde gülerek Hocaya baktı. Hocanın gülmediğini  görünce devam etmeye çalıştı ama başaramadı. Birkaç saniye sonra Cenk de  gülmeye başlayınca Hoca, sert bir şekilde “Cenk!” diyerek  sandalyesinden kalktı ve masanın ucuna oturdu. “Daha önce hiç yüz  kızartıcı bir suç işledin mi? Veya kimseye anlatmadığın, anlatamadığın  bir şey geçti mi başından?” Cenk rolüne konsantre olduğundan kendisine  söyleneni ilk anda duyamayıp “Efendim Hocam? Duyamadım?” diye sordu.   Hoca soruyu tekrarladıktan sonra uzun sayılabilecek bir süre gözleri  kapalı bir şekilde düşündükten sonra “Yoo…” dedi “Hayır, daha önce yüz  kızartıcı bir suç işlemedim. Kimseye anlatmadığım bir şey de geçmedi  başımdan. Neden sordunuz?” Hoca oturduğu yerden kalkıp Cenk’in sorusunu  duymamış gibi “Ben işledim,” dedi “Kimseye anlatamadığım şeyler de geçti  başımdan.” elleri arkasında oturan öğrencileri gösterecek şekilde yarım  bir daire çizdikten sonra devam etti: “Buradaki herkesin başından  geçti. Anlat bize?” Cenk, gözleri kapalı biçimde yere bakarak “Ben…”  diye mırıldandı. Gözleri açıp Hocaya baktıktan sonra, “Küçükken bir kaza  olmuştu. Babam ve kardeşim… Kız kardeşim… Ablam ölmüştü.”&lt;br /&gt;Hoca, suratında gülmekten eser kalmamış aksine suratı kaskatı kesilmiş  Yeliz’e bakıp göz kırptıktan sonra Yeliz devam etti: “Anlat bana Kaya?  Lütfen…” Cenk sulanmış gözlerle, Hocanın istediğinden bile daha çatallı  ve üzgün bir sesle “Yapamam…” dedikten sonra Hoca ellerini bir birine  çarpıp “İşte bu!” diye bağırdı. “Şimdi daha gerçekçi oldu.”&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;---&lt;br /&gt;Yeliz; elinde bir tepsi, tepside dört bardak ve yanında iki arkadaşıyla  beraber Cenk’in masasına geldi, Cenk’e selam verip oturduktan sonra  yanındakilerden birine “Neden yapamıyormuşsun canım. Gideceksin işte  yanına… ‘Merhaba’ diyeceksin; ‘ben Merve, nasıl gidiyor?’” Öyle gidip de  direk ‘N’aber? Ben senden çok hoşlandım’ demeyeceksin. Kaşarlığın âlemi  yok.” diyerek güldü. Diğeri ise tepsideki bardaklardan birini Cenk’in  önüne koyduktan sonra “Sen de arabada mıydın?” diye sordu. Cenk  anlamadığını belli eden bir ses tonuyla “Efendim?” diye karşılık verdi.  “Hani derste anlattın ya? Kaza… Sen de arabada mıydın?” kızın Cenk’i  kırmamaya çalıştığı her halinden belliydi, Cenk kantindeki hemen  herkesin duyabileceği yükseklikte gülüp, sağ kaşının üstündeki kapanmış  dikiş yarasını kaşıyarak “Ne arabası yahu? Araba falan yok. Babam  Tekirdağ’da annemle beraber yaşıyor hala. Uydurdum ben onu.” dedikten  sonra daha alçak bir sesle bir daha güldü. Yeliz bir anda Cenk’e dönüp  yüksek sesle “Ne!?” diye sordu. “Manyaksın ha! Ben de üç gündür yanında  baba muhabbeti açmamak kıçımı yırtıyorum!” Cenk bir kez alçak sesle  güldükten sonra “Koyayım nerede baba varsa. Yiyecek bir şey isteyen var  mı?” diye sorup, kimsenin yanıt vermesi beklemeden masadan kalktı.&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;Hoca sınıfa girip öğrencileri selamladıktan sonra hiçbir şey demeden  Cenk’e sahneyi gösterdi. Ne yapması gerektiğini anlayan Cenk de hiçbir  şey söylemeksizin sahneye çıktı. Oturup bağdaş kurduğu anda Hoca “Neden  buradasın?” diye sordu. Soruyu tam olarak anlayamayan Cenk gözleriyle  sahneyi gezdikten sonra “Çünkü sahneye çıkmamı istediniz Hocam?” diye  cevapladı. “Şimdiki zamanda konuşmuyorum, gerzekleşme! Neden sahne?  Neden Tiyatro? Neden bu okula kaydoldun?” Hocanın ses tonundan  hoşlanmayan Cenk ne diyeceğini bilemedi: “Bi… Bilmiyorum. Hocam…” Hoca  sesini daha da yükseltti: “Aptal mısın yavrum sen? Ne demek  ‘Bilmiyorum’? Geçerken uğradın ve seçmeler mi vardı? İnsanlar tiyatroya  neden gelirler yavrum?” Zorlukla yutkundu Cenk, “Günlük hayatın stre…”  Cenk’in cümlesini bitirmesine izin vermeyen Hoca bağırdı: “Kes!  Televizyon ağzıyla konuşma bana! İnsanlar neden tiyatroya gelirler?”  “Eğlenmek için Hocam.” diyerek bir nefeste cevapladı soruyu. “Eğlenmek  için ha? Peki, tiyatrocular da tiyatroyu eğlenmek için mi oynar?” “E…  Evet Hocam. Muhtemelen…” diyerek cevapladı tereddütle. “Güzel!” dedi  Hoca dişlerini gıcırdatarak, “sen de dedin ki ‘ben o kadar zekiyim ki,  ben o kadar iyi oyuncuyum ki seyirciyle bile hatta ve hatta  tiyatrocularla bile eğlenebilirim.’ Öyle mi?” Gerçekten de neden  bahsedildiğini anlamayan Cenk “Anlamadım Hocam?” dedi. “Beni küçük  düşürdün! Sadece beni değil buradaki herkesi küçük düşürdün. Şimdi söyle  bana sence ben aptal mıyım? Ha! Söyle ben aptal mıyım?” Yine cevabı  beklemeden kükredi “İn sahneden aşağıya! İn!” Hoca elindekileri masaya  koymak için arkasını döndüğünde Cenk arkasındaki dekoru bir tekmede  parçaladıktan sonra tek hamleden sahneden indi.&lt;br /&gt;Hocayla göz göze geldiklerinde ise bağırmaya başladı: “Sorunuza cevap  vereyim: Evet! Aptalsınız!” Hoca’nın gözleri ateş keşfedilmeden önce  cehenneme düşmüş kabile şefi şaşkınlığıyla fal taşı gibi açıldı. “Bana  sorduğunuz soruyu hatırlıyor musunuz? ‘Kimseye anlatamayacağın bir şey  yaşadın mı?’ Bu soruyu sadece aptallar sorar! Bu sorunun cevabı her  zaman hayırdır.” Hoca ağzını açıp bir şeyler söylemeye çalışıyor fakat  her seferinde ilk harften ileriye gidemiyordu. “Ama siz üstelediniz ve  bi’ anda hayatımda hiçbir zaman yapmadığım bir aptallık yaptım. Ne  yaptım biliyor musunuz?” Hoca tam tekrar konuşacaktı ki Cenk’in işaret  parmağını iki gözünün ortasında hissetti.” Size güvendim! Sınıftakilere  güvendim. Bir defa olsun anlatmak istedim. Sonra ne oldu dersiniz?” Hoca  nefes almaya çalışan balık gibi ağzını açıp kapamaktan bıkmış sakin  sakin dinlemeye başlamıştı. Cenk ise gözleri kapalı bir halde titreyen  ellerini sağa sola sallayarak sahnenin önünde volta atıyordu. “Bir  haftadır neler çekiyorum biliyor musunuz? Bana bir kez olsun selam  vermeyenler dahi gelip ‘üzgün’ olduklarını söylüyorlar. Sırf nazik  görünmek için, sırf duyguluymuş gibi görünmek için sanki çok da  siklerindeymiş gibi davranıyorlar. O her gün sigara içtikleri  ağızlarıyla, kahve içmekten sararmış dişleriyle, o her gün  sevgililerinin ağızlarına soktukları dilleriyle ‘Cenk, ablan ve baban  için çok üzüldük. Başın sağ olsun.’ diyorlar.” Bir anda gözlerini açtı,  Hoca’nın yakalarına yapışıp gözlerinin içine bakarak “Bu ne demek  biliyor musun?” Hoca’yı birkaç defa sarstıktan sonra bir daha sordu  “Nasıl bir şey bu biliyor musun? Ha!” Hoca ürkek bir ses tonuyla “Tamam  evladım, sakin ol.” dediği gibi Cenk “Sakin mi!” deyip kahkaha ve ağlama  karışımı bir ses çıkararak sahnenin perdelerini sökerken Hoca ise anlık  bir cesaretle “Cenk! Kendine gel!” diye kükredi. Bunun üzerine Cenk bir  kez daha hocanın yakalarına yapıştı. Cenk’i hocadan ayırmak için gelen  birkaç öğrenciyle birlikte hocayı da sert bir şekilde ittikten sonra  masadaki mavi bir CocaCola bardağını aldı, Hoca’ya doğru sallayıp tüm  gücüyle masaya vurdu. “Bu benim babam!” Kız öğrencilerin birinin  elindeki içi kahve dolu beyaz bir kupayı sertçe çekti. Kupanın içindeki  kahve öğrencilerin üstüne döküldü. (Neyse ki soğuktu.) “Bu da benim  ablam!” onu da masaya sertçe koyduktan sonra birkaç saniye kadar şaşkın  bakışlar arasında çevresine bakındıktan sonra çöpün önünde duran plastik  kahve bardağını alıp “Bu da benim!” diyerek diğerlerinin yanına koydu.   Tekrar Hoca’ya dönüp “Şimdi size kimseye anlatamayacağım bir şey  anlatayım mı?” diye sordu. Hoca henüz cevap veremeden konuşmaya  başlamıştı bile: “Daha 6 yaşındaydım.” Sayıyı ellerliyle herkese  gösterdi. “ Amına koyduğumun tanrısına her gün dua ediyordum. Durmadan!  Babam özel bir şirkette çalışıyordu. Durmadan çalışıyordu. İşleri hep  yoğundu.” Hoca’ya mavi bardağı göstererek “Alın size bir cevap daha;  buraya geldim çünkü özel şirketler babaları çalarlar. Anneleri çalarlar.  Çocuklarıyla ilgilenenler, gezenler sanatçılardır! Derdim ki tanrıya:”  Avuçlarını yukarıya doğru açıp gözlerini de tavana dikti. “Babamın işi  yoğun olmasın. Derdim ki: Bize para ver babam çalışmak zorunda  kalmasın.” Gözlerindeki yaşlara hâkim olamıyor; kısılmış sesi,  gırtlağından çıkmamak için direniyor gibiydi. “Doğum günüm yaklaştığında  ise her an dua etmeye başlamıştım. Sürekli yalvarıyordum. On yedi gün  sonra babama tatil olsun, senden başka bir şey istemiyorum. Dokuz gün  sonra babam işe gitmesin, söz bundan sonra bir şey istemeyeceğim. Bugün  babam işten kovulsun ki yarın doğum günümde benimle olsun.” Nefes alış  verişleri o kadar sıklaşmıştı ki aynı kelimenin için de bazen iki defa  nefes alıyordu. “Ve Allah kahretsin ki kabul etti.” Büyük bir gürültüyle  sandalyeye bıraktı kendini “ İşten kovulmasını istediğim günün akşamı  annemle mutfakta konuşurlarken duymuştum. Doğum günüm için izin almıştı  babam. Doğum günümde, sabah işinin olmadığını ablamla ikimizi  gezdireceğini işe akşam gideceğini söyleyecekti. Ben doğum günümü  hatırlatınca da unuttuklarını, annemin toplantısı olduğunu ve iptal  edilemeyeceğini, bu senelik dışarıda kutlasak da olabileceğini, annemin  yanımıza geleceğini söyleyeceklerdi. Biz gezerken annem her şeyi  hazırlayacak ve eve geldiğimde de sürpriz yapacaklardı. Sabaha kadar  uyuyamadım. Aslında bundan başka bir şey istemeyeceğimi söylemiştim ama o  tanrıydı.” ‘Tanrı’ kelimesini her söyleyişinde, tiksinç bir koku  alıyormuş gibi yüzü buruşuyordu. “sözümü yediğim için kızmaz diye  düşünerek sabaha kadar dua etmeye devam ettim. Uyuyor, uyanıyor pastamın  nasıl olması gerektiği hususunda dua ediyordum. Uyuyor, uyanıyor kola  içmeme izin vermeleri hususunda dua ediyordum. Uyuyor, uyanıyor hangi  arkadaşlarımı çağırabileceğim hususunda dua ediyordum. Bu, sabaha kadar  böyle devam etti.&lt;br /&gt;“Sabah babam kaldırıp durumu anlattığında çok sevinmişim gibi yaptım, (  İlk defa birini aslı olmayan bir şey konusunda ikna etmişti. Seçmelere  katılma cesaretini bu andan aldı. ) ama doğum günü mevzusunu açmadım. Bu  sayede daha az yalan söyleyecek ve tanrıyı daha az kızdıracaktı. Annem  toplantısını bahane ederek alelacele kahvaltımızı yaptırıp bizi  postaladıktan sonra ilk olarak lunaparka gittik ama ben hiçbir şeye  binmedim. Sadece ablamı izledim.  Atari salonunda da oyun oynamayacaktım  ama babamın şüphelenebileceğini düşünüp bir el yarıştım. Yemek yemek  istemedim fakat babam yemezsem büyüyemeyeceğimi söyledi. Bir anlık  heyecanla “Ben artık büyüdüm!” diye çıkıştım ve anında pişman oldum.  Anaokulunda altıma yaptığım zamanlarda ki gibi hissettim. Acaba babam  konuşmayı duyduğumu anlamış mıydı?” Sandalyeden yavaşça kalkıp sınıftaki  herkese tek tek baktı, gözleri kıpkırmızı olmuştu. “Acaba sorsa  mıydım?” diye sordu kendi kendine, fakat cümleyi bitirdiği anda masaya  bir yumruk geçirip bağırdı: “Nasıl soracaktım ki?” yumruğunu masadan  ayırmadan daha alçak sesle bir daha “Nasıl soracaktım ki?” diye sordu.  “Sonra arabaya bindik. Ablam ön tarafa oturdu. Sırayla oturduk ön  tarafa. Annem olmadığı zamanlar oturabilirdik sadece. Zaten iyi de  olmuştu arkaya oturmam, bu sayede babam heyecanımı göremezdi. O kadar  heyecanlıydım ki ellerimi koyabileceğim bir yer bulamıyordum. Zaman  geçmek bilmiyordu. Yoldaki elektrik direklerini sayıyordum. O zaman  sadece 30’a kadar sayabiliyordum. Daha 30’a gelememiştim ki…” Hemen  hemen normale dönmüş olan konuşması tekrar bozulmuş, sesi gırtlağına  takılıp kalmaya başlamıştı yine. “Sonra…” Başı dönmüş olacak ki bir iki  sendeleyip düşeyazdı. Elleriyle son anda masaya tutunduktan sonra sol  elini sağ kaşının üstündeki dikişlere götürdü, boşta kalan eliyle  masadaki sürahiyi alıp tüm kuvvetiyle bardaklara çarptı. Bardakların tuz  buz olmasıyla sınıfta bir çığlık koptu. Cenk olduğu yerde dizlerinin  üzerine çöktükten sonra sol elini kaşından ayırmadan hızlı adımlarla  plastik bardağın yanına seğirtti. Devrilmiş bardağı düzeltip, “Arabamız  yok olmuştu. Bir saniye içinde yok olmuştu. Yolun ortasında  yapayalnızdım. Başım çatlıyordu.” Bir anda ayağa kalkıp delirmiş gibi  bağırmaya başladı “Hayır! Hayır! Çatlamıyordu. Zaten çatlamıştı! Hayır!  Mecazi anlamda değil direkt olarak çatlamıştı.” Sol elini kaşından  çekip, kimsenin görmediği sadece onun gördüğü çok ilginç bir şeye bakar  gibi baktı eline. “Elim kırmızıydı, sıcaktı. İşte o zaman o zaman  suratımın sağ tarafımdaki sıcaklığı fark edip kendime geldim. Bir şey  olmuştu, ama ne olduğunu bilmiyordum.” Elindeki bardağı fırlatıp  bağırdı: “Allah kahretsin! Kaza kelimesini bilmiyordum. Birine ne  olduğunu sormam gerekiyordu.” Yürümeye çalışıyor fakat bir adım sonra  vazgeçip başladığı yere geri dönüyordu. “Babamı bulmalıydım. Evet  kesinlikle ona sormalıydım. Sonra da eve gitmeliydik! Ev!” Gözleri kahve  kupasının parçalarına takıldı. “Babamı bulmak için sağa sola baktığımda  onu gördüm. O şeyi… Eti. Üstüne ablamın kıyafetleri vardı.” Bir anda  hocaya bakıp devam etti: “Biliyor musun? O et yenmez! Çünkü pişmemiş et  yenmez! Hem zaten o etin kafası vardı. Yenebilen etin kafası olmaz.  Yenebilen et kasaptan alınır. Anneler onu terbiye ederler. Ama  çocuklarını terbiye ettikleri gibi etmezler. Et terbiyesi başka bir  olaydır. Belki diğer etlerin de kafası vardır. Bilmiyorum. Ama onların  ki uzaktadır. Sen görmezsin. Bu etin kafası çok yakınındaydı. O kadar  yakındı ki büyük etten fışkıran kan kafaya ulaşıyordu. Kafanın saçlarını  kıpkırmızı yapıyordu.” Düşmemek için büyük bir çaba sarf ederek masada  bıraktığı sürahiyi aldı eline. “Sonra eti bırakıp babamı aramaya devam  ettim. Bir adam gördüm o zaman, o da beni gördü. Beni görünce korktu.  Düşünsenize suratım ne hale gelmiş. Çok korkunçtum. Kamyona bindi adam. ”  Elindeki sürahiyi öğrencilerin bulunmadığı taraftaki duvara fırlatırken  “Bastı gaza gitti.”  Duvarı göstererek “İşte” dedi “İşte giderken  sürahinin çıkardığı sesi çıkardı. Bir şey kırılmıştı. Kamyon gittikten  sonra arabamızı gördüm. Koşarak arabanın yanına gittiğimde başka bir et  gördüm. Babamın kıyafetlerini giymiş bir et. Bunun kafası vardı hem de  babamın kafasıydı. Allah kahretsin! Babam ete dönüşmüştü! Hem de bir  dakika içinde! Bildiğin et! “Eğilip bardak parçalarından birini eline  aldı, “Kolu yoktu ama.” Sınıftakileri döndü ani bir şekilde, “Kolu  olmayan et yenir mi? Bilmiyordum. Acaba kolu nerdeydi? Bilmiyordum.  Başka bir derdim yokmuş gibi kolu aramaya başladım. Buldum sonra. Ama  yine bir şey eksikti. Yüzük parmağı yoktu.” bağırarak sordu  arkasındakilere “Bu ne demek?” cevap alamayınca tekrar sordu “Bu ne  demek!?”  cevap almayı beklemeden devam etti, “Yüzük parmağı yoksa,  yüzükte yoktur” elindeki bardak parçasını sıkmaya başladı. “Yüzük yoksa  ayrılmışlar demektir. Anneyle baba ayrılmış demektir.” Yumruk yaptığı  elinden kan sızmaya başlamıştı. “Babam bir dakika içinde ete dönüşmüş,  et bir dakika içinde annemi terk etmişti.” Ayak parmaklarının üzerinde  gerindi, elindeki bardak parçasını silip, parmaklarıyla saçlarını  taradı, alnı ve saçları kana bulanmıştı. “Su… Su içmem lazım. Tuvalete  gitmem lazım. Sigara verin bana!” diye gürledi. Sınıftakilerden biri bir  sigara uzattı. Sigarayı alıp duvarlara yaslanarak çıktı sınıftan.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Lavaboya yaslanıp, gözleri kapalı halde, nefes alışverişlerinin  düzelmesini bekledi. Aynaya, gözlerinde narsist bir parlamayla baktıktan  sonra sadece kendisinin duyabileceği yükseklikte “İşte bu!” dedi.  Yaktığı sigarsından derin bir nefes çekip “İşte bu! Oyunculuk bu! Bir  numara olacaksın…” Avucundan lavaboya damlayan kan, birkaç saniye içinde  pembeleşiyordu.&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/5415423495256033502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/5415423495256033502?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/5415423495256033502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/5415423495256033502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/07/mavi-bardagn-terkedisi.html' title='Mavi Bardağın Terkedişi'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-8990069054166446496</id><published>2010-03-28T21:56:00.001+03:00</published><updated>2010-03-28T21:56:57.414+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Haber</title><content type='html'>Nereden çıktı ki şimdi bu haber? Bilgisayarının başından kalkmaya çalıştı fakat o kadar uzun süredir kanepede hareketsizdi ki bacaklarındaki kasılma ve başındaki dönmeyle beraber tekrar oturdu. Böyle emri vakilerden nefret ediyorum. Ne yapacağım ben şimdi? Tekrar kalkmayı denedi. Başındaki dönme yoktu fakat bacaklarındaki kasılma devam ediyordu. Kalçasını tutarak bir adım attı. Hasiktir!! Şarj aletinin fişe girmesi gereken demirlerinden biri ayağına girmişti. Sağ ayağını gayriihtiyarî kaldırdı. Vücudunun bütün ağırlığını yüklenince sol ayağındaki kasılma daha da arttı ve yere kapaklandı. Hassiktir! Şeddeli hasiktir! Odayı toplamalıyım. Evet, evet! Odayı toplamam gerekiyor. Böyle durumlarda odayı toplamak gerekir. Öykü yazarken de böyledir: Bir sonraki sahnede ne olacağını bilmiyor musun? Bilgisayarın başından kalk, bulaşıkları yıka. Ne? Bulaşık yok mu? O zaman yemek yap! Hala aklına ilginç bir fikir gelmedi mi? No problım, yaptığın yemeyi ye. Hala gelmediyse artık bulaşık var. Onları yıka. Allah kahretsin! Ne bok yaparsan yap, ama bir şey yap işte. Mutlaka gelecektir. Ne bileyim işte, odayı topla. Evet. Odayı toplamalıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağ ayağındaki acı kasılmayı kesmişti fakat sol ayağı karıncalanıyordu. Düştüğü yerden kalkmadan halının üzerindeki ıvır zıvırları toplamaya başladı. Böyle bir haberin ardından ne yapılır? İlk olarak şarj aletini aldı eline. Hayır, oda toplanmaz. Kabloyu alete sarmaya çalıştı fakat bastığı demir yamulup diğer demire yapışmıştı. Acele karar verilir. İşaret parmağını iki demirin arasına sokup demirleri bir birinden ayırmaya çalıştı. Ama bu karar oda toplama olmaz. Kabloyu alete sarıp kanepeye doğru fırlattı. Neyse,  oda toplamak amaç değil araç zaten. “Budurumdaneyapılır”’ı bulmak için bir araç…  Boş su şişelerini aldı eline. Bu durumda ne yapılır? Ayağa kalktı. Hayır, hayır! Düşünmemeliyim. Aksayarak balkon kapısına yöneldi. “Budurumdaneyapılır”’ı düşünmemeliyim. Sadece odayı toplamalı ve kendiliğinden gelmesini beklemeliyim.  Kapıyı açıp şişeri balkona bıraktı. Hayır! O yapmadı ben yaptım. Balkondaki votka şişelerinden birine tekme attı. Ahh! Hayır, Allahın cezası o değil, ben attım tekmeyi. “Suuuuss!!” Sesi iki apartmanın arasında yankılandı. Bir üst katta çamaşırlarını asan kadın ürküp çamaşırlarını da bırakarak içeriye girdi. Siktirgit! Sikitirgit! Sus! Bağıran o değil, benim! Düşünmemeliyim. Düşünmemeliyim. Öykü yazmayı bırakmalıyım. Sürekli öykü yazmayı düşünmeye başladım. Ben kim öykü yazmak kim? Öykü yazmayı düşünmemeliyim. Öykü yazmayı bırakmalıyım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sağ ayağının üstüne basamıyordu. Kanepenin kolçağına tutunup sekerekten kanepeye oturdu. Sağ ayak serçe parmağındaki sızı dayanılmazdı. Onun değil ulan! Benim serçe parmağım! Cebindeki sigara paketini ve telefonu çıkardı. Benim cebim! Ben çıkardım ulan piç! Bir sigara çıkarıp yaktı. Düşünme, hayır, bu bir öykü fikri değil. Öykü yazmayı düşünme. Sakin ol. Önünde sigara dumanından minik bir bulut oluştu, ortalığı sigara kokusu kapladı. Koku…&lt;br /&gt;Kapıyı çalmadan bir anda odaya girdiğinde telaş yapar sigarayı kül tablası haricindeki herhangi bir yerde söndürürdüm. Suratı fare leşi görmüş gibi kırışır, burun delikleri kapanıp açılırdı. “Yine bok gibi kokutmuş odayı.” derdi. “O sigarayı ağzında söndüreceğim bir gün” diyerek çekmeceden paketimi alır bir sigara yakardı. Hiçbir şey yapmazdım gülümserdim sadece. Birkaç defa öksürüp bana yaklaşmaya başlardı.  Sigara dudaklarıma yaklaştığı zaman tutardım bileklerini ayağa kalkardım. Sonucunu ikimizin de bildiği bir güreşe başlardık. “Şuna bak hayvan gibi oldu.” derdi, bileklerini kurtarır, sigarayı söndürüp sarılırdı. “ Beni bile geçti.” Yüksek sesle gülerdim. “Ben seni geçeli çok oluyor,” derdim “ben bir doksanım sen daha bir altmış.” “İçme,” derdi “içme oğlum şu mereti. Bak ben hastalandım.” Gözleri dolardı hemen, ağlamaya başlar başını göğsüme yaslardı. “Senin hastalığının sigarayla ne alakası var ya? Hem sen iyileştin, sadece kontrole gidiyorsun.” Daha da sıkı sarılırdı; “Ha rahimde çıkmış ha akciğerde ne fark eder ki?” diye sorardı, cevap veremezdim. “Sikeyim bu dünyanın adaletini,” derdim “bence babaların hastalanması lazım. Şuna bak hemen kovuyor beni evden! Ne olmuş yani Ceyhun’la geziyorsam? Sigara içiyorsam? Sanki kendisi içmiyor it!” Başını göğsümden çekip gözlerini gözlerime diker, “Babaya öyle denmez! Al işte konuştuk, döndün.”  yanağıma bir öpücük kondurur arkasına döner çıkardı odadan. Kapıyı kapatmadan dönerdi bana doğru: “Bari pencerede iç. Yine delirmesin gelince.”&lt;br /&gt;Telefonu eline alıp birkaç numarayı tuşladı. BEN!  Telefon çalıyordu. Ben değil, evet o çalıyordu. Dıııııt…&lt;br /&gt; “Abi? Abi… Az önce babam… Babam aradı.” Karşıdaki ses ağlıyordu.&lt;br /&gt;Karşıdaki ses değil geri zekâlı kardeşim o benim. Kardeşim! Evet! Allah kahretsin evet! Ağlıyordu. O benim hastalık fikrimle dahi ağlarken ben aklıma bile getirmedim ağlamayı. Odunum ben. Allah kahretsin! Gözleri doldu, ağlamaya başladı. BEN! Ben ulan, ben! Ben ağlamaya başladım!&lt;br /&gt; “Ne? Ne diyorsun abi sen? Nerdesin? Ben yola çıktım. Beş-altı saat sonra memleketteyim. Sen nerdesin?” Arkadan burun çekme sesleri geliyordu.&lt;br /&gt; “Ben… Ben de hemen şimdi çıkıyorum Serhat. Yarına ordayım.”  Telefonu kardeşinin suratına kapattı.  Birkaç saniye avucunun içinde sıktıktan sonra duvara fırlattı telefonu. Gözleri birkaç saniye içinde kan çanağına dönmüştü. Telefonu kardeşimin suratına kapattım. Birkaç saniye avucumun içinde sıktıktan sonra duvara fırlattım telefonu. Hepsini ben yaptım! Az sonra da memlekete gideceğim. Sen sus lan! SEN SUUUSSS!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Montunu alıp dışarı fırladı.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/8990069054166446496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/8990069054166446496?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/8990069054166446496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/8990069054166446496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/haber.html' title='Haber'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-3605555743852841281</id><published>2010-03-13T19:13:00.003+02:00</published><updated>2010-03-13T19:16:31.178+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Su ya da Hava Uğruna #2</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-style: italic;font-size:130%;&quot; &gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;Toprağın Ateş&#39;le Tanışması ve Taşınma&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müstakbel ev arkadaşımla tanışmak ve uygun bir yerde uygun fiyata ev aramak için İstanbul’a gidecektim. Her ne kadar biraz zorlansam da buluşmaya yalnız gitmek için ailemi ikna etmiştim. Buluşma Beşiktaş’ta olacaktı zira okulumu görmek için gittiğimde öğrendiğim kadarıyla dahi İstanbul’da en iyi bildiğim yer Beşiktaş’tı. Otobüs İstanbul’a vardığı gibi, ilk ziyaretimden dolayı tecrübeli olduğum için zorlanmadan, direkt olarak servislerin kalktığı yere gittim. Önceki otobüsün yolcuları olsa gerek servis doluydu. Tek kişilik yer kalmıştı. Oraya da ben oturdum. Beni bekliyormuş gibi hemen hareket etti servis.  İstanbul’u neden bu kadar abarttıklarını anlamıyordum. Karadeniz Ereğli’deyken arkadaşınızın biri sizi arar ve nerde olduğunuzu sorarsa ona Zonguldak’tayım demek yerine Ereğli’deyim dersiniz. Aynı durum Beşiktaş’ta olduğundaysa İstanbul… İç içe geçmiş zilyon tane ilçeden başka hiçbir numarası yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Servis Barbaros Bulvarı’na vardığında inip Ateş’in bahsettiği kafeyi görebilmek için sağa sola baktım ama ortalıkta Nero adında bir kafe yoktu. Belki yukarıda kalmıştır diye düşünüp birkaç yüz metre yukarıya tırmandım. Ama yukarıda da yoktu. Msn’deki tarifi hatırlamaya çalışıyordum tam o anda omzumda bir el hissettim. Arkamı döndüm. Ateş’ti. En azından Ateş’in avatar’ındaki adamdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      -Evet? Dedim.&lt;br /&gt;      -Toprak değil mi? Ateş ben.&lt;br /&gt;      -Ha! Pardon. Diyip sıktım elini.&lt;br /&gt;      -Gel şöyle oturalım istersen? Dedi arkasındaki kafeyi göstererek, girdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi okula gittiğimiz, hangi okullardan mezun olduğumuz, bundan önce İstanbul’a gelip gelmediğim gibi daha önce msn’de de konuştuğumuz konuları maksat muhabbet olsun diye tekrarladık. Ateş’in dikkat çeken bir özelliği yoktu. Ne çok yakışıklı ne de çok çirkin ama bir Bulgar göçmeninden beklenmeyecek kadar esmer ve bir Türk’ten beklenmeyecek kadar sakindi. Hani şu tikilerin “cool” diye nitelendirdikleri hadise var ya, işte Ateş kesinlikle öyle biriydi. Gözlerine baktığınızda görmüş geçirmiş biriyle sohbet ettiğinizi hissediyordunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden sonra ev konusuna geldik. Ateş’e göre evi Şirinevler’den tutmalıydık. Bu sayede hem benim istediğim gibi uygun hem de onun istediği gibi okula yakın bir ev tutmuş olurduk. Benim okula gidip gelme meseleme gelince ev okuluma uzak olacaktı ama Şirinevler’de hem metrobüs hem metro durağı vardı. Metroyla Zeytinburnu’na oradan da tramvayla okulun önüne kadar gidebilirdim. Kalkıp Şirinevler’e gittik. Fazla uğraşmadan aradığımız gibi bir ev bulduk. Aslında hiç uğraşmadık. Sanki kiralık evler Ateş’i çekiyordu. “Bir de şuraya bakalım.” dediği her yerde bir kiralık ev vardı. Üçüncü ev uygundu. 70 m² 2+1 iki kişinin gayet rahat bir şekilde yaşayabileceği bir evdi. Bir süre sonra eve ailemle beraber gelip odamı düzdük. Geldiğimizde Ateş’in odası hali hazırda düzülmüş, kalorifer peteklerinden birinin üzerine bir zarf bırakılmıştı. Zarfın içinde bir miktar parayla birlikte bir not vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-family: georgia; font-style: italic;&quot;&gt;Kusura bakmayın, siz geldiğinizde büyük ihtimalle şehir dışında olacağım. Ben kendi odamı hallettim. Sen de kendi odanı hallettiğinde sadece salon kalacak. Salon ortak kullanım alanı olduğu için oraya alınacak eşyaları ortak alırız diye düşündüm. Zarftaki para umarım yeter. Eksik kalırsa bana bir miktar borç verirsen sevinirim. Okul başladığında ödeşiriz. Kolay gelsin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para fazlasıyla yetmişti. Bütün işler bittikten sonra okulun başlamasına az bir süre kaldığı için annemle babam yalnız döndüler Zonguldak’a.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık İstanbulluydum…</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/3605555743852841281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/3605555743852841281?isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/3605555743852841281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/3605555743852841281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/su-ya-da-hava-ugruna-2.html' title='Su ya da Hava Uğruna #2'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-7968275478371446966</id><published>2010-03-10T22:56:00.003+02:00</published><updated>2010-03-13T17:17:16.254+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Su ya da Hava Uğruna</title><content type='html'>İnsanlar ikiye ayrılır. İlki, tanıştıkları insanlara önce güvenip, belirli bir süre sonra ne mal olduklarını anlayan ve arkadaşlıklarına son verenler. İkincisi, tanıştıkları insanlara ilk anda&lt;br /&gt;temkinli yaklaşıp, güvenilir olup olmadıklarını anladıklarında ise duruma göre davrananlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gruptakiler aptaldır. Bense, onlardan da aptalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahın dokuzunda, bütün aile bireyleri tepenizde dikilir halde, üniversite yerleştirme sonuçlarına bakıp istediğiniz okulun istediğiniz bölümüne yerleştiğinizi gördüğünüzde içinize dolan sevinç en fazla iki gün sürer. İkinci günün sonunda ise bir telaş başlar. “Tamam, Türkiye’nin en büyük şehrinde okuyacağım ama nerede kalacağım?” sorusu dank eder kafanıza. İki seçeneğiniz vardır. Birincisi yurt ikincisi ise ev. Eğer ki şu kısacık ömrünüzde ailenizden ayrı kaldığınız süre toplamda iki ayı geçmiyorsa ikinci seçeneği aklınızdan çıkarmalısınız. Hayır, yani, siz aklınıza getirseniz dahi aileniz söküp atar onu oradan. Bu durumda elinizde tek seçenek olarak yurt kalır. Yine iki seçeneğiniz vardır. İlki devlet yurdu ikinci ise özel yurt. Ve yine, eğer ki anneniz ev hanımı ve babanız kıçı kırık bir devletin kıçı kırık bir memuruysa (Normal şartlarda sağlıklı bir bireyin kıçı kırık bir devlet için beş yıldan fazla çalıştığında kıçı kırık bir bireye dönüştüğünü belirtmeden geçemeyeceğim.) ikinci seçeneği aklınızdan çıkarmalısınız. Zira Türkiye’nin en büyük şehrinde büyük olan tek şey şehrin kendisi değildir. Elinizde tek seçenek olarak devlet yurdu kaldığından vakit kaybetmeden KYK’ ya yurt başvurusu yaparsınız ve sonuç genellikle şudur; yedeklerdesiniz ve önünüzde binlerce kişi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileniz, özel yurdun mu yoksa ev açmanın mı daha mantıklı bir fikir olduğu konusunda düşünmeye başlamıştır bile. İstanbul’daki yurtların telefon numaralarına ulaşılır. İlk yurt çok pahalıdır. İkincisi daha da pahalıdır. Üçüncüsü ikinciden ucuz ama birinciden pahalıdır. Dördüncüsü üçünden de ucuzudur ama yine de pahalıdır. Beşincisi… En ucuz yurt bile babanızın maaşının ¼’dür ve bırakın köpeği ip bağlasanız durmazdır. İstanbul’da yaşayan eş, dost, akraba, torun tombalak aranmaya başlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-style: italic; font-family: georgia;&quot;&gt;Okulun bulunduğu semtte kiralar ne kadardır bir bilgileri var mıdır? Bin, bin iki yüz civarıdır. O da en kötüleridir.  Yok canım, o kadar pahalı mıdır? Biz daha uygun bir ev arıyoruzdur. Vallaha öyledir. Zaten o semt İstanbul’un en pahalı semtlerinden biridir. Hep ünlüler, oyuncular falan yaşarlar. Oralarda daha ucuzu yoktur. Toprak  da iyi yere kapak atmıştır hani. Oranın kızları da güzeldir. Neysedir! Konumuz bu değildir. Otobüsle falan okula gidilebilecek ucuz bir yer yok mudur? Sen de yaptın amcaoğludur, memleketten bile otobüsle okula gidilirdir. Anla sen de canımdır. Böyle okula çok uzak olmayan, tek otobüsle gidilebilecek yer yok mudur? Vardır, elbet vardır. Sekiz yüz, dokuz yüze bulunur. Ohadır! O kadar para eve verilir midir?  E siz de şöyle yaparsınızdır; uzak bir semtten iki arkadaş ev tutar okula çift vesaitle gidilebilirdir. Tamam amcaoğlu sağlasındır. Bir düşünelimdir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulun yakınındaki özel yurda maaşın yarısını vermenin mi yoksa amcaoğlunun son önerisini uygulamanın mı daha mantıklı olduğu konusunda uzun fikir alışverişleri başlar evde. Birer adet yatak ve dolap ikilisine maaşın yarısını yatırmanın aptallığın daniskası olduğu konusunda ikna etmeye çalışırsınız evdekileri. Çünkü aptalsınızdır! Yurdun özgürlüğünüzü kısıtlayacağı kanısındasınızdır. Sigara ve alkol alışkanlığınız olmadığı halde bu kanıya varabilecek kadar aptalsınızdır. Sigara veya alkol kullanmayan biri için yurdun tek dezavantajının rahatça otuz bir çekememek olduğunu kavrayamayacak kadar aptalsınızdır. Ve ailelerin geneli aptal çocuklarının aptal önerilerini kabul edebilecek kadar aptaldır. Benimkiler de öyleydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev açılacaktı. İstanbul’da arkadaşım yoktu ancak bu hiç problem değildi. Yaşasın Teknoloji Çağı! İnternet üzerinden bir arkadaş bulmuştum bile. Ailem internet üzerinden bulunan bu arkadaşlara pek güvenmiyordu ama dediğim gibi onlar da en az benim kadar aptaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte benim hikayem burada başlıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-style: italic; font-weight: bold;&quot;&gt;Bölüm Sonu...&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/7968275478371446966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/7968275478371446966?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/7968275478371446966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/7968275478371446966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/su-ugruna.html' title='Su ya da Hava Uğruna'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-2227486024851016255</id><published>2010-03-09T00:31:00.001+02:00</published><updated>2010-03-13T19:31:00.998+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Mehmet Neden Terkedildi? Son Bölüm</title><content type='html'>&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;Hemen o gece arkadaş sayım elliyi geçmiş bir gün sonraysa kısa bir araştırmadan sonra adını öğrenmiştim. Bir isim bir insana bu kadar mı yakışır? Narin Burak. Arkadaş sayım yüze ulaşmadan arkadaş listeme eklemeyi düşünmüyordum fakat bazı arkadaşlar ısrarla arkadaşlık teklifi kabul etmiyordu. Sağ olsun Serhat telefonunu kullanmama izin verdi de inatçı arkadaşlarımı tek tek arayıp kabul etmeme sebeplerini sordum. Yanıt sabitti: “Ne yapayım be abi… Resmin falan yok tanıyamadım. ”Zorla da olsa kendimi tanıttığım arkadaşlarla beraber arkadaş sayım yüze ulaştığı gibi Narin’i ekledim. O da benim eklememi bekliyormuş sanki… Bir saniye sonra “Bir Yeni Bildiri”: Narin Burak arkadaşlık istediğinizi kabul etti. Kabul etti etmesine ama bir türlü muhabbete giremiyordum. Sürekli olarak mesaj kutusuna bir şeyler yazıyor sonra da siliyordum. “Slm” olmadı sil. “Slm nbr??” olmadı sil. “Slm narin mehmet bn. Nbr?” olmadı sil. “Selam Narin, ben Mehmet… Tanışabilir miyiz?” olmadı sil. Zor kısmı hallettiğimi sanıyordum ama yanılmışım, asıl zorluk tanışma faslıymış… Neyse ki Narin’den “slm… nbr… kimsn???” diye bir mesaj geldi de götümden soğuk terler akıtmaya bir son verdim. Hemen “slm mehmet ben. mahmutn arkdşı. Amcoğlnmş gliba?” yazdım. Zaten bu mesajdan sonra her şey değişti. Sürekli olarak mesajlaşmaya başladık. Bir ara resmimin olmaması ufak bir problem yaratsa da kafenin kameralarının arızalı olduğuna ikna etmeyi başardıktan sonra yine eski samimi muhabbete devam ettik. Birkaç hafta sonra ben Narin hakkında Narin de benim hakkımda her şeyi biliyordu. Düşünün yani o kadar samimiydik. Resmen iki sevgili gibiydik. Gerçi iki sevgili ne kadar samimi muhabbet ederler bilmiyordum ama bizden daha samimi olanların sevgili olmalarına gerek yoktu, evlensinlerdi onlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama her güzel şeyin bir sonu var. Tatil de bitti. Okul başlayacaktı. Bana kalsa bırakır okulu kalırdım köyde, bu kadar muhabbet etmişliğimiz varken gider isterdim babasından ama o da benim gibi köyde yaşamıyordu. Abimle beraber bindik arabaya köyden ayrılmak için. Abimin yanına oturmadım ama… Dalga geçiyordu pezevenk âşık oldum diye, anneme bile ispiyonlamıştı. İt herif… Adaşım Mehmet de vardı otobüste. Onun yanına geçtim. Başladık muhabbete. Ama muhabbete veremiyordum kendimi pek, aklımdan bir türlü çıkmıyordu Narin. Neyse ki söz almıştım, seneye de gelecekti görüşecektik bu sefer yüz yüze… Gezecektik tüm gün. Otobüs tam hareket etmeye başlamıştı ki gördüm onu. Beni uğurlamaya gelmişti demek… Melül melül aranıyordu otobüsün içine bakarak. İçimden el sallamak geliyordu ama bir türlü kaldıramıyordum elimi. Öyle bakıyordum beni görsün de ilk o sallasın el diye. Baktı… Ama görmedi beni. Mehmet de fark etti o ara aşkımı, bir de o vurdu, yol boyu dalga geçti piç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve geldiğim gibi açtım bilgisayarı, bilgisayardaki resimlerimden birini koydum hemen facebook hesabıma, sonra bekledim ki Narin online olsun da kaldığımız yerden devam edelim muhabbete. Ama ilk gün gelmedi. Olsun, o da gitmiştir belki kendi evine o yüzden girememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün sonra online oldu. Tüm yazdığım ama mesajlar cevapsız kaldı. Ne yazsam bir cevap vermiyordu. Kızlar böyleydi işte. Bir şeyi problem ediyorlardı ama anlayabilene aşk olsun söyleyemiyordu bir türlü. Duygu sömürüsü yüklü bir mail atıp sordum benden soğumasının nedenini, o kadar muhabbetimiz varken neden şimdi çekip gittiğini. Gelen cevapla yıkıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bn mehmtden hşlanıyrum. Ama mehmdin syadını blmyrdum. Şmdi anldımki sy adı gülşen değil. Hoşlndığm mhmt sen dğlsn. Ksura bkma hşça kl.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden değil Mehmet’ten hoşlanıyordu. Mehmet Gülşen’den değil, Mehmet Nacak’tan hoşlanıyordu. O kadar zaman hep Nacak’la muhabbet ettiğini sanarak muhabbet etmişti benimle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz verdim kendime, derslerime çalışacak ve bu sene takdir alacaktım ki babama mobilet aldırabileyim. Mobileti aldırabileyim ki Narin’i tekrar tavlayabileyim. Daha doğrusu kendi adıma tavlıyabileyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:&amp;quot;;&quot; &gt;&lt;em&gt;Son&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: normal; font-style: italic;&quot;&gt;Diğer bölümler&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: normal; font-style: italic;font-family:&amp;quot;;&quot; &gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;&lt;a style=&quot;font-style: italic;&quot; href=&quot;http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-1-bolum.html&quot;&gt;1. Bölüm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style=&quot;font-style: italic;&quot; href=&quot;http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-2-bolum.html&quot;&gt;2. Bölüm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:&amp;quot;;&quot; &gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:&amp;quot;;&quot; &gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;;font-family:&amp;quot;;&quot; &gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/2227486024851016255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/2227486024851016255?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/2227486024851016255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/2227486024851016255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-son-bolum.html' title='Mehmet Neden Terkedildi? Son Bölüm'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-1114360876359247883</id><published>2010-03-06T00:25:00.002+02:00</published><updated>2010-03-13T19:29:28.021+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Mehmet Neden Terkedildi? 2. Bölüm</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;O gece düğünde sevilecek özelliklere sahip kız arayıp durdum. Ama bir türlü bulamıyordum. Gerekli niteliklere sahip olan bütün kızlar kapılmıştı. Dümdüz, kapkara saçlarının altında bembeyaz bir tene, yine kapkara kaşlarının altında Ben10 yeşili bir çift göze sahip o şahane kız Mehmet’in Buse’siydi. Sarı kıvırcık saçlarının altında ne bembeyaz ne de siyah, buğday rengi tene sahip bir başka dilberse Mert’in eskisi, Semih’in yenisiydi. Serhat’a hangi kızı göstersem bunun gibi cevaplar alıyordum. Sıkılmıştım. Kendimi çok yalnız hissediyordum. Bütün elemanlar ellerinde telefonlar sürekli biriyle mesajlaşıyor, gözleri halayın her hangi bir yerine kenetlenmiş biçimde baygın baygın göz süzüyorlardı. Bense yanım da yetişkin bir ayı olma yolunda ilerleyen Serhat’la göt göte vermiş mal gibi duruyordum. Muhtemelen Serhat da ince, uzun ve tipsiz bir fasulye sırığıyla göt göte vermekten memnun değildi. Dahası artık dükkana bakmayacağına göre sinir stres yapmayacak ve dükkanda olmadığı için de abur cubur yiyemeyecek ve zayıflatacaktı. Beni de bırakacaktı. Yapayalnız kalacaktım yalnızlık ayazında. Kendime sarılıp donacaktım. Daha fazla dayanamadım. Kaçtım eve.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Tilkinin dönüp dolaşıp döneceği yer kürkçü dükkanıdır. Sonraki gün yine döndüm Serhat’a. Hala bakmıyordu dükkana. Firdevs Teyze de her akşam bırakıyordu bizi sağ olsun. Her akşam düğünlerde aynı şeyi yaşıyordum ben de. Dükkanda durduğumuz zamanları arar olmuştum yeminle. O zamanlar hiç olmazsa muhabbet vardı. Söylediğin şeyleri hiç olmazsa dinliyorlardı. Hayatım tamamen rutine bağlanmıştı. İşte yine dünkünün aynı gecelerden birinde, damadını da gelinini de tanımadığım bir düğünde, Trakya düğünlerinin vazgeçilmez şarkısı Sezen’i dinleyerekten mal mal sağa sola bakarken fark ettim onu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Palyaço burnu vardı kızda. Biraz daha dışarıda kalırsa patlıcan moruna dönüşeceği belli olan dudakları. Hesap edin, o ağustos gecesinde bile üşüyebilecek derecede narin bir kızdı. Normalde bembeyaz olan yanakları hafif allaşmış, burnu ise kızıla dönmüştü. Sanki bütün kanı burnuna hücum etmiş. Kanım kaynıyordu sanki… Normalde son ses çalan müzikten duyamadığım elemanları o anda müziksiz ortamda dahi duyamıyordum. Gözlerimi bir sapladım kızın gözlerine bir daha bırakmadım annesi onu da alıp defolup gidene kadar. Fark eder sanmıştım. Zira birkaç defa annemi uyurken izlemişim dikkatli dikkatli ne zaman aynı derece dikkatle gözleri bakmaya başlasam uyanırdı. Ben de sanırdım ki bakışlarımla uyandırdım onu. Yanılmışım. Eğer gerçekten bakışların bir numarası olsaydı o kız dönüp bakardı bana. Saatlerce hiç durmadan en ciddi tavrımla baktım. Ama yok, nafile fark etmedi. Uzaklıkla alakalı olsa gerek… Saat gece yarısına yaklaşırken aldı annesi bunu defolup gittiler. Bıraktılar beni çaresizliğimle. Kaynana zulmü görmeye daha bu yaşımda başlamıştım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tuttum Serhat’ı kolundan doğru internet kafeye gittik. Hemen bir Facebook hesabı açtım kendime. Adını öğrenememiştim daha ama olsun elbet öğrenecek ve ekleyecektim hemen. Hesabı önceden açmamın nedeni önce diğer arkadaşlarımı eklemekti. İlk olarak onu eklersem Facebook hesabımı sırf onu eklemek için açtığımı anlayıp havaya girebilirdi. Gerçi bu narinlikteki bir dilber ne kadar havaya girebilir ki?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:trebuchet ms;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bölüm Sonu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: normal;&quot;&gt;Diğer bölümler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style=&quot;font-weight: normal;&quot; href=&quot;http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-1-bolum.html&quot;&gt;1. Bölüm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style=&quot;font-weight: normal;&quot; href=&quot;http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-son-bolum.html&quot;&gt;Son bölüm&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/1114360876359247883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/1114360876359247883?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/1114360876359247883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/1114360876359247883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-2-bolum.html' title='Mehmet Neden Terkedildi? 2. Bölüm'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-8105898810374597836</id><published>2010-03-03T00:10:00.001+02:00</published><updated>2010-03-13T19:27:48.564+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Mehmet Neden Terkedildi? 1. Bölüm</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Köy yerinde yapacak hiç bok olmuyor. Can sıkıntısından patlıyorsun. Hem kafa dengi adam bulmak zor, hem de bulduğun adam serbest olacak. Mesela bizim köyde kafa dengi tek adam Serhat. Gelgelelim serbest değil. Amına koyduğumun yerinde bir bakkal açmış ana babası, ama hiç demiyorlar ki gidelim bir bakalım bizim yıllar evvel açtığımız bakkal ne durumda? Acaba Serhat ticareti kıvırabiliyor mu? Gidelim biraz da biz duralım kasada da ufaklık biraz gezsin tozsun tatilin tadını çıkarsın. Varsa yoksa Serhat dükkana sen bak. Ayı gibi oldu çocuk sinirden, stresten. Daha doğrusu ondan mı oldu bilmiyorum. Sözde gazetede okumuş yok sinir stres iştah açıyormuş da yok o abur cuburları sırf ondan yiyormuş da. Pek inanmıyorum ben. Üç yazdır takılıyorum onla bu dükkanın içinde, daha sigara haricinde bir şey almak için gelen müşteri görmedim.  Diğer malların hepsini bu yiyor. Yok o kadar da haksızlık etmeyeyim şimdi, ben de yardım ediyorum. Bir de her gün gelip giden çocuklar var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Zaten bakkal bakkal değil yol geçen hanı. Dükkanın önünden geçen her çocuk dalıyor içeri. Bedava sigara isteyeni mi sorarsın, günde üç öğün uğrayıp karnını burada doyuranı mı, hepsi mevcut. Bir de alacaklarını alıp gitmiyorlar da hemen. Kasanın arka tarafında bir boşluk var, depo gibi yer. Geçiyorlar oraya kutu kola kolilerinin, bisküvi kolilerinin üstüne oturup başlıyorlar muhabbete. Kahveye dönüyor bakkal. Köyde en revaçta olan muhabbet konularıysa karı-kız meseleleri üzerine dedikodular. Enes Fatma’yı istiyormuş ama Fatma ona yüz vermiyormuş. Zaten Fatma halihazırda üç yıldır Mehmet’in peşindeymiş ama öyle göte böyle yarakmış, zira Mehmet’in Buse’yle seviyeli bir birlikteliği varmış. Ondan duymuş olmayalımmış ama Mehmet Buse’yi parkta ellemiş. Hem de ne ellemeymiş, öyle bacaktan falan değil direkt götten. Dudaktan öptüğünü falan da söylüyormuş Mehmet ama buna pek itibar etmiyormuş bizimki. Zaten birkaç yıl önce Buse’yle o da çıkmış, tanırmış onu. Yapmazmış Buse öyle şeyler. Biri susuyor diğeri başlıyor. Bu bizim Buse’yi namuslu addedenin birkaç yıl önce mobileti var mıymış ki? Mehmet hep o mobilet sayesinde kaldırıyormuş manitaları.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Anlamıyorum ki kardeşim, bunlarla aynı köyde mi yaşıyorum ben? Şu sekiz yıllık upuzun hayatımda her yaz gelir bu köyde kalırım. Annem, yengelerim, yengelerimin kızlarından başka dişi sinek bile görmedim sayılır. Ancak düğünlerde gecenin bir köründe, uzaktan görürsün kızları. Hayır, özeniyor da insan bu pezevenkler anlattıkça.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bir gün işte bu özenmeyle gaza getirdim bizim Serhat’ı. Yeter oğlum artık dedim. Köle misin sen? Git konuş babanla, anlat her şeyi. “Ben de diğerleri gibi gezmek tozmak istiyorum. Akşamları düğünlere çıkmak, karı kız kesmek istiyorum!” De. Yok, son kısmı siktiret. Düğünlere çıkmaya izin verse yeter, dedim. O akşam bu gazla gitmiş konuşmuş babasıyla. Sonraki sabah gittim dükkana Serhat yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;               -Sami amca Serhat yok mu? Dedim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;               - Yok! Hep senin başının altından çıkıyor zaten. Diye tısladı hemen.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;               - Ne benim başımın altından çıkıyor? Diye sordum sevincimi gizlemeye çalışarak.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;               - Amına koduğumun pezevengi köle değilmiş de, gezmek istiyormuş da bilmem neymiş de. Bir de küfrediyor it! Hep sen salıyorsun başıma lan onu! Siktir git! Diye gürledi bu sefer. Gittim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Evlerine gittiğimde hala ağlamaklıydı. Başta kovdu beni. Hiç takmıyormuş gibi yapıp döndüm arkamı, yollandım. Birkaç saniye düşündü galiba. Sonra dükkana beleş mal almak için gelmeyen tek adamın ben olduğuma karar vermiş olacak koştu peşimden soktu eve. Dudağı patlamış bir gözü de kan toplamıştı. Tamam, hakkını aramak güzel şey de neden babana “Sikerim böyle aşkın ıstırabını. Gitmiyorum bir daha o dükkana!” diye çıkışırsın ki? Yine iyi kurtulmuş vallaha. Ben söylesem bunları babama, ne yapardı bilmiyorum. Bunu yine anası kurtarmış. Benimki, babam yorulunca devam ederdi. Hem de ne devam etme, sıçardı bacağıma. Akşam olunca “Gel” dedim, “İneci Hasan’ın torunu Hasan’ın düğünü varmış bu akşam. Gidelim?” Kaportayı görücüye çıkarmaktan korktuğu için başta biraz mırın kırın etti. Israr ettim.  “Babam sokağa çıkma yasağı koydu.” Dedi, “Seneye de kırık dersim olursa görürmüşüm. Kırık ders sayısı kadar kemiğimi kıracakmış.” Kaporta meselesi yüzünden yalan söylüyor diye düşündüm ama değilmiş. Neyse ki Firdevs Teyze kıyamıyor Serhat’a. Sami Amca eve gelmeden dönmek kaydıyla saldı bizi.&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style=&quot;font-family:trebuchet ms;&quot;&gt;Bölüm Sonu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: normal;&quot;&gt;Diğer bölümler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-2-bolum.html&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: normal;&quot;&gt;2. Bölüm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-son-bolum.html&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-weight: normal;&quot;&gt;Son bölüm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/8105898810374597836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/8105898810374597836?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/8105898810374597836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/8105898810374597836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/03/mehmet-neden-terkedildi-1-bolum.html' title='Mehmet Neden Terkedildi? 1. Bölüm'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-6442856957360562046</id><published>2010-02-07T12:53:00.001+02:00</published><updated>2010-02-07T12:53:43.825+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Amca</title><content type='html'>Elimde sigara aheste aheste evime gitmeye çalışırken önümü iki adam kesiyor. Birinin elinde, üzerinde büyük bir kanalın logosunu taşıyan bir mikrofon diğerinin omzundaysa devasa bir kamera var. Mikrofonlu herif selamsız sabahsız soruyor hemen;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“İsviçreli bir araştırma şirketinin yaptığı bir araştırmaya göre,” diyor “Türkiye dâhil birçok ülke Kyoto Protokolüne aykırı hareket ediyormuş. Bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir acaba?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Sırf öksürüyor ve nefes darlığı çekiyorsunuz diye” diyorum “sigarayı bırakamazsınız!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Anlamadım efendim.” Diyor gerçektende anlamadığını belli eden bir bakışla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Öncelikle!” diyorum “Ben sizin efendiniz değilim! Sonralıkla ise…” diyip birkaç saniye susuyorum. Karşımdaki adamın meraklı gözlerle “ee?” der gibi bana baktığını görüp devam ediyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Şimdi… Hayal edin,” diyorum, “Günde iki paket sigara içen ve sigarası ağzındayken öksürdüğünde sigarasının izmariti kırmızıya boyanan bir adam hayal edin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Hayal ettiğiniz bu adam konuşmasına boğazını temizlemek maksadıyla sık sık ara vermek zorunda kalan bir adam olsun.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Yine aynı adamın boğazı ve yüzü şişliklerle dolu olsun…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Bu adamın dış görünüşü öyle bir halde olsun ki onu görenler ilk anda, fasulye sırıklarıyla yapılmış bir iskeletin daha gerçekçi bir korkuluk olması adına balmumuna batırılıp çıkarıldığını düşünsünler.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Bu adam o kadar yorgun görünsün, suratı o kadar kırışık olsun ki sağır sultanın dahi duyabileceği frekansta bir hırıltıyla nefes alıp vermese onu görenlerin asla ve asla canlı olduğuna ihtimal vermeyeceğini hayal edin. ” diyip birkaç saniye daha susuyorum. Karşımdaki herif “Ne diyor lan bu düdük? Kapatsak mı kamerayı?” der gibi bakıyor yanındaki kameramana. Sonra hikâyenin devamını kendisinin de merak ettiğine karar verip bana dönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Ee… Sonra efendim?” diyor ve hemen düzeltiyor; “I-hmm yani şey… Pardon… Devam edin lütfen.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Şimdi” diyorum “Söyleyin bana bu amcaya oğulları deseler ki ‘Baba sigarayı bırak!’ bu amca sigarayı bırakır mı?” cevap vermelerini beklemeden devam ediyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Hayır! Bırakmaz. Bu amcanın sigarayı bırakması için şunlar gerekir: Bir öksürük krizine tutulur öyle bir öksürük krizi ki öksürmekten nefes alamaz ve bayılır. Oğulları bu amcayı alıp hastaneye götürürler ve amca ayıldığında bayıldığı tarihin üstünden iki gün geçmiştir. Başucundaki doktor der ki ‘Beyefendi akciğer kanserisiniz ve maalesef hastalık çok ilerlemiş. Oğullarınızdan öğrendiğimize göre aşırı sigara tüketiyormuşsunuz. Eğer sigarayı bırakmaz ve tedavi sürecine hemen başlamazsak iki yıl içinde ölmeniz işten bile değil. ’ işte amcanın sigarayı bırakması için gerekenler bunlardır. ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhabir şaşkın bir ifadeye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Bunun sorumuzla doğrudan bir alakası olduğunu sanmıyorum. ” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Yani” diyorum “Şunu söylemeye çalışıyorum; Eğer bilim adamları dünyanın iki yıl içinde yok olacağını ispatlayamazlarsa Kyoto Moyoto hiçbir ülkenin sikinde bile olmaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Efendim” diyor “Küfretmesek?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Seni ikinci defa uyarıyorum! Senin efendin falan değilim. ” diyorum “Bu arada amca sigarayı bıraktığı halde iki yıl içinde ölür. Şimdi siktirin gidin de ben de evime gideyim.” Siktir olup gidiyorlar. Gidiyorum…</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/6442856957360562046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/6442856957360562046?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/6442856957360562046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/6442856957360562046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/02/amca.html' title='Amca'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-2664776148226106933</id><published>2010-01-22T16:32:00.000+02:00</published><updated>2010-01-22T16:34:06.641+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Başlık bulamadım...</title><content type='html'>Sonsuz bir karanlığın içindeydim. Ne bir ışık ne de bir ışık belirtisi vardı. Rüzgâr da yoktu. Hava ne soğuk ne sıcak ne de ılıktı. Sanki henüz doğmamıştım. Sanki annemin o güvenli karnındaydım. Ama eğer öyle olsaydım duymam gerekirdi. Herhangi bir şey duymam gerekirdi. Çünkü bir dergiden okuduğuma göre anne karnındaki bebekler çevrelerinde konuşulanları duyarlardı. Ama ben duymuyordum. Hiçbir şey duymuyordum. Hiçbir şey görmüyordum. Hiçbir şey hissetmiyordum. Nefes alışverişimin dahi sesi yoktu. Veya nefes alırken ağzımın içinde bir ferahlık oluşmuyordu. Oksijenin dilime veya damağıma dokunduğunu da hissetmiyordum. Aynı durum burnum için de geçerliydi. Koku da almıyordu burnum. Elimi herhangi bir yere dokundurmak maksadıyla kaldırıp sağa sola oynatmayı denedim. Ama elim yoktu sanki. Elimi kaldırıp kaldırmadığımı dahi anlayamıyordum. Hızlı bir şekilde aşağıya yukarıya savurdum ellerimi. Nafile! Elimin havaya sürtüşünü hissedemiyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Lise felsefe derslerimden birinde hocanın anlattığı bir şey geldi aklıma. Tam olarak hatırlayamıyorum ama iki feylesof-Hoca böyle derdi- varlık hakkında tartışıyorlarmış. Feylesoflardan biri, varlığın algıyla alakasının olmadığını; insan algılamasa da doğadaki her şeyin yine de kendiliğinden var olduğunu savunuyormuş. Diğeri ise, varlığın temelinin algı olduğunu; doğadaki her şeyin var olduğunu çünkü insanın doğadaki her şeyi algıladığını savunuyormuş ve bir gün rakibine şu can alıcı soruyu sormuş: Farz edelim ki bir insan var. Fakat bu insanın beş duyusu da çalışmıyor. Yani bu insan doğayı ne görebiliyor ne duyabiliyor ne koklayabiliyor ne tadabiliyor ne de doğaya dokunabiliyor. Böyle bir insan için doğa var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca, ilk feylesofun verdiği cevabı bize aktarmaktansa soruyu direkt olarak bize yöneltmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sik kafalı ben şu cevabı vermiştim: VARDIR! Mesela ben şuan annemi göremiyorum, duyamıyorum, koklayamıyorum, tadamıyorum ve ona dokunamıyorum; ama bu demek değildir ki annem yok. Annem var. Hatta sabah çıkarken akşam için peynirli börek yapmasını istemiştim. Zilin çalmasına on dakika var, buradan eve gitmem on beş dakika sürüyor. O halde yirmi beş dakika sonra peynirli böreği tadacağım. Yani bırakın annemi, sabah olmayan o börek dahi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Dünyada iki çeşit insan vardır. “Şimdiki aklım olsa” ile başlayan bir cümle kurmuş olanlar ve kuracak olanlar.  Şimdiki aklım olsa o yanıtı vermezdim. Zira amlarına koyduğumun beş duyusu yoksa dünya yoktur! Götlerini siktiğimin beş duyusu yoksa sen yoksundur! Ve sen yoksan o sikik dünyanın olup olmamasının hiçbir önemi de yoktur! Çıldırmak üzereydim, lakin çıldıracak bir beynimin olup olmadığından emin değildim. Ve yemin ederim ki bu da çıldırmak için muhteşem bir sebepti! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Zamanın olmadığı bir zamanda zaman öldürmek için ne bok yiyebilirsin ki? Hiçbir bok! Hele ki yaptığın şeyi gerçekten yapıp yapmadığının farkına varamıyorsan; Hiphiçbir bok! Yalnızca düşünebiliyordum.  Ama bu durumda aklınıza mantıklı bir şey gelme olasılığı, düz zeminde havaya fırlatılan paranın dik gelme olasılığından daha düşüktür. Bir daha asla bol mayonezli tavuk döner yiyemeyeceğim geliyordu aklıma. Bir daha asla alkol parası için anneme “Anne hoca bir kitap istedi kitap elli lira yarına gönderebilir misin?” diye yalan atamayacağım. Bir daha asla buz gibi biraya limon suyu karıştıramayacağım. Bir daha asla tütün saramayacağım. Bir daha asla kasıtlı olarak üç gün bekleyip tam bağırsaklarım patlamak üzereyken sıçmanın dayanılmaz hafifliğine kapılamayacağım.  Bir daha asla Ayça’yı sikemeceğim. Geçtim seksi bir daha otuz bir dahi çekemeyeceğim geliyordu. Bir daha asla… Bir daha… Bir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu, artık yerinde olup olmadığını bilmediğim kalbimi öyle bir yakıyordu, ne âlemde olduğundan habersiz olduğum bedenime öyle bir acı veriyordu ki anlatamam. Sırf sayfaları doldurmak ve dolan sayfaları satarak para kazanmak için kitap yazan adını hatırlamadığım bir feylesofun söylediği bir şey vardı. Yanlış hatırlamıyorsam adam, minik bir acıyı mükemmel bir orgazma yeğlediğinden bahsediyordu. Çünkü bütün zevklerin kaynağı acılarmış. Siktirip gitsindi! Amına koyduğumun orospu çocuğu acaba bu acıları çekmiş miydi? Acaba hiç, saçmalıklarını satın alacak aptalların neslinin tükendiğine şahit olmuş muydu? Acaba hiç, “Bir daha asla” ile başlayıp “-amayacağım.” İle başlayan bir cümle kurmuş muydu? Alsın acısı götüne soksundu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Ağlamak üzereydim. Veya hali hazırda ağlıyordum. Bilmiyorum. Son bir umutla çığlık atmaya başlamıştım ki başımda bir dönme hissettim. Evet! Ve hemen ardından boğazımda dayanılmaz bir ağrı, ölümüne bir acı hissettim. Ölümüne bir acı hissetmenin beni bu kadar mutlu edeceğini daha önce söyleseler benden beklenmeyecek bir sakinlikle “Siktirip gider misin lütfen?” diye cevaplardım. Ama şimdi mutluluktan o kadar hafiflemiştim ki uçmak üzereydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                “...Sanıyorsun ha? Orospu mu sanıyorsun beni? Ha?! O sarışınla mı karıştırıyorsun beni?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses tanıdıktı. Ama kim olduğunu anlayamadan sol elmacık kemiğime inen bir darbeyle bir kez daha sarsıldım. Yumruk indiği anda elmacık kemiğimin şiştiğini hissedebiliyordum. Allah kahretsin hissedebiliyordum! Bir yumruk da sağ kaşıma inmişti. Hepsini hissedebiliyordum. Resmen sağlam bir dayak yiyor ve bunu hissedebiliyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hem o kaltakla aldatıyorsun, hem de ‘Ayça lütfen bir şans daha, en azından konuşmak için; lütfen?’ diye yalvarıyorsun ha?” diyordu ses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dudaklarımla burnumun arasına sağlam bir yumruk daha. Siz siz olun ölmeden önce sağlam bir dayak yemeyi unutmayın. Hissettiğinizin en şahane kanıtı! Bütün duyulardan bir şeyler var bunda. Yumruk indiğinde gözleriniz bir anda açılıyor. Karşınızdaki psikopatın kim olduğunu görebiliyorsunuz. Burnunuzun çatlarken çıkardığı çatırtıyı, dudağınızın patlarken çıkardığı patırtıyı, dişinizin kırılırken çıkardığı katırtıyı duyabiliyorsunuz. Patlayan dudağınızdan ve çatlayan burnunuzdan boşanan kanın keskin kokusunu alabiliyorsunuz. Kan dudaklarınızın arasından süzülüp ağzınıza ulaştığında o mükemmel tadı alabiliyorsunuz. Yumruğun etkisiyle savrulan kafanızın duvara çarptığını hissedebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafam duvara çarpınca gözlerim tekrar karardı. Yine başa döndüğüm için korkudan altıma yapmak üzereyken götüme yediğim bir tekmeyle kendime geldim. Beni kendime getiren götümdeki acı değil,  hem psikopat hem de bariz bir kıro olan adamın uzun burunlu iskarpinlerinin taşaklarımda bıraktığı acıydı. Ayça’ysa hala konuşuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Al sana bir şans daha! Bir daha karşıma çıkmaman için bir şans daha!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omuzlarımdan tutup sert bir şekilde kendisine doğru çekti adam beni. Sanırım iki üç defa kendi eksenim etrafımda dönmüştüm. Son dönüşümü tamamlamamıştım ki yanağıma bir yumruk daha yedim. Burnumun içinde biriken kan bir anda fırlayıverdi. Gayriihtiyarî gözüm havada süzülen kana ilişti. Kan havada birkaç saniye süzüldükten sonra duvara yapışmıştı. Hem de ne yapışma. Adam işinin ehliydi. Adeta adam dövmüyor üstadı olduğu sanatı icra ediyordu. Resmen duvarı tuval beni de kendi mürekkebini üretebilen nano-teknolojik bir fırça olarak kullanıyordu. Duvarda kanımdan öyle bir şaheser yaratmıştı ki Salvador Dali gelse “Ben de sürrealistim diye geçiniyordum amına koyayım!” der ve resmi bırakırdı. Ben resmi seyre dalmışken bu kez de bir tokat yedim, açık kaşımdan fırlayan kan kafamı duvara çarptığımda oluşan ilginç lekenin etrafına yapıştı. Tek kelimeyle muhteşemdi. İki kelimeyle harbiden muhteşemdi. Böyle bir işin parçası olmak ayriyeten muhteşemdi. Gerçi bütün duyu organlarım yer değiştirmişti ve şafi inancına göre dahi abdestimi bozacak kadar kan kaybetmiştim [Şafilerde bir çizme dolusu kan kaybetsen dahi abdestin bozulmaz.(Abdestin ne demek olduğunu bilmiyorsan üzülme, saçmalığın daniskası, zaten burada önemli olan da o değil ki!)] ama olsundu. Hissedebildiğim yetmezmiş gibi bir de bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç saniye boyunca hiçbir darbe almadım. Anladım ki beni ayakta tutan Büyük Üstat’ın darbeleriymiş. Hemen yere yığıldım. Sağ gözüm şişmiş ve kapanmış olmalıydı. Açmayı bir türlü beceremiyordum. Hoş sol gözümü de tamamen açabildiğim söylenemezdi. Açabildiğim kadarıyla Büyük Üstat’a bakıyordum. O da bana Nasyonal Coğrafya belgesellerindeki kızgın bufalolar gibi bakıyordu. Bir sanatkâr ne kadar sinirli bakabilirdi ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Sonra da Ayça’ya baktım. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Ben de aklıma gelen ilk şeyi söyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni seviyorum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Siktir git!” dedi Ayça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kes lan!!” diye gürledi yüksek sesle Büyük Üstat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sanatkâr ne kadar yüksek sesle gürleyebilirdi ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu halde bile yalan söylüyorsun ha? Bu halde bile beni sevdiğini söylüyorsun?” dedi Ayça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sikerim götünü oğlum senin!!” dedi Büyük Üstat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sanatkâr ne kadar terbiyesizleşebilirdi ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aslında… Ben özür dilerim Ayça ama... Aslında sana söylememiştim onu.” Diyecektim ama “Aslında”da da kalıp mantıklı bir şekilde düşündüm. Cinsel terciğimden dolayı erkek olan beni, yine bir erkek olan Büyük Üstat doyuramazdı. Hem son kurduğu cümleden böyle bir ilişki olsa dahi aktif tarafın o olacağı aşikârdı. Duvardaki şahesere bir kez daha baktım.  Evet, cinsel tercihimi değiştirmeme yetecek mükemmellikteydi ama pasif olmam için beş duyumu tekrar kaybetmem gerektiğini fark ettim ve…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır Ayça, yalan söylemiyorum. Seni seviyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Üstat, Ayça’nın yüzüne “ ’Öldür’ de öldüreyim!” der gibi bakıyordu ama Ayça “Ciddi misin Abdülteba?” demekle yetindi. Emin değildim ama battı balık yan giderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tabii ki eminim Ayça, seni çok seviyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Üstat titrek bir sesle “Ne?” sordu zorlukla Ayça’ya. Birkaç saniye içinde toparlanıp “Siktir git!” diye gürleyerek bir tokat attı Ayça’ya ve sanki bunu kendisine söylemiş gibi siktir olup gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayça yanağında beş adet kızarıklık elinde bir peçeteyle diz çöktü yanıma. Suratımı silmeye çalıştı ama baktı ki temizlenecek gibi değil kan manı dinlemeden sarıldı boynuma. Montunun altında incecik ve daracık bir tişörtün örttüğü belini kavradım ve yavaş yavaş yumuşak göğüslerine ilerledim. Artık emindim. Ayça’yı sevdiğime olmasa da doğru kararı verdiğime emindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O kimdi?” dedim merakla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mahalleden bir geri zekâlı, âşık bana.” Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Afarim sana.” Dedim elimi kalçasına doğru götürürken.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/2664776148226106933/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/2664776148226106933?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/2664776148226106933'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/2664776148226106933'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/01/baslk-bulamadm.html' title='Başlık bulamadım...'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-289985042071041752</id><published>2010-01-17T20:45:00.000+02:00</published><updated>2010-01-17T20:46:22.880+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Öylemesine"/><title type='text'>Mallık</title><content type='html'>Sol elinin işaret ve orta parmaklarının arasında bir sigara var. Sağ eli klavyenin üzerinde geziyor. Geziyor… Sonra elini klavyeden çekip masanın diğer ucundaki bira şişesine uzanıyor. Aylardır görüşmediği sevgilisini öpecekmiş gibi uzatıyor dudaklarını şişeye, kapatıyor gözlerini. Saniyeler boyunca âdem elması bir ileri bir geri gidip geliyor. Gırtlağından çıkan lak! Luk! Sesleri dolduruyor odayı. Şişeyi dudaklarından uzaklaştırıp sol elinde sigarayı sokuyor bu sefer ağzına. Derin bir nefes çekiyor. Bir daha Nafile duman gelmiyor. Usturuplu bir küfür savurup tabakasını arıyor elleri dağınık masada. Birkaç kitap ve kalemi masadan düşürdükten sonra ancak buluyor tabakasını. Çarşafını tütünle doldurup yavaş yavaş yuvarlıyor elinde. Kâfi geldiğine ikna olduğunda tütünü sarıp çarşafın üst kısmını yalıyor. Ufak ufak parçaları ısırıyor çarşaftan. Yalanıp ısırılan üst kısmı alt kısma yapıştırıp kibrit ateşinde ıslak kısmı kurutuyor. Aynı kibritle sigarasını yakıp derin bir nefes çekiyor. Şişede kalan son birayı büyük yudumla bitiriyor. Bir nefes daha çekip söndürüyor sigarayı. Karaladığı saçmalıkları silip kapatıyor bilgisayarı. Odanın ışığını kapatma zahmetine girmeden yatağına bırakıyor kendini. Beş dakika sonra da uyuya kalıyor zaten.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/289985042071041752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/289985042071041752?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/289985042071041752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/289985042071041752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/01/mallk.html' title='Mallık'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-3124632419470988656</id><published>2010-01-11T18:23:00.002+02:00</published><updated>2010-01-11T18:30:43.821+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Hiç Bukowski okudun mu ?</title><content type='html'>Sabahın altısında, şahane bir piliç görünce şak diye şahlanan abazan yarağı gibi uyanıyorum. Bacaklarımla vücudum arasındaki 180 derecelik açı bir saniye içinde 90’a düştü demek istedim. Aşırı içtiğim gecelerin sabahlarında genellikle böyle kalkarım; yarak gibi. Dün gece ne yaptığım konusunda hiçbir fikrim yok. Kalkış şeklimin açıklaması bu olsa gerek. Sızana kadar 31 çekmiş olmalıyım. Sikim o kadar feci ağrıyor ki anlatamam.  Elimi yüzümü yıkadıktan sonra tuvalete girip bir güzel sıçıyorum. Sonra da ellerimi, sıçmadan önce yıkadığım için kendime söve söve bir kez daha yıkıyorum ellerimi. Mutfağa geçip kendime şahane bir kahvaltı hazırlıyorum. Masada bir tek at yarağı eksik. Ha bir de balık boku. Havyar mı ne diyorlardı ya ondan.  Kahvaltımı bitirdikten sonra odama geçip pencereyi açıyorum. Hava göt kesiyor. Kalın bir şeyler giymek gerektiğini anlayıp gerektiği gibi giyiniyorum. Metro’ya ulaşana kadar on beş dakikalık bir yürüyüş yapmam gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Okula gitmek için evlerinden çıkmış 15 yaşlarındaki liseli kızları kese kese yürüyorum. Evet! Sübyancı bir piçim. Hoş ben de yirmili yaşlara henüz geldim ama bu piç olduğum gerçeğini değiştirmez değil mi? Akbilimdeki metal zamazingoyu turnikedeki yerine yerleştirip birkaç saniye bekliyorum. Dııdıt sesini duyunca zamazingoyu kaldırıp bir daha yerleştiriyorum. Sesi duyunca bir daha. Çok zevkli. Hızlanıyorum. Aynen 31 çekmek gibi. Artık makine hızıma yetişemiyor ve ses falan çıkarmıyor.  Bir anda duruyorum ve son kez sokuyorum. Az öncekinden daha yüksek bir ses çıkıyor ve amına koyduğumun ekranın yetersiz kontör gibi bir şey yazıyor. Ve Allah kahretsin ki turnikeden henüz geçmedim! Cebimdeki son iki lirayı verip bir jeton alıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Okulun bulunduğu ilçe benim oturduğum ilçeye göre daha sıcak. Mevsim normallerinin üzerinde derler ya ha işte öyle sıcak. Üstümde kalın bir mont, boynumda atkı, kafamda bere, montun altında kalın bir kazakla sik gibi kaldım. Gavur amı gibi yanıyorum. Paketteki son 3 sigaradan ilkini çıkarıp yakıyorum. Bu arada sigaraya zam yapan zihniyetin amına koyayım! İlki bitince ikincisini yakıyorum. Bu arada sigaraya zam yapan zihniyetin… İkincisi bitince üçüncüsünü yakıyorum. Bu arada sigaraya zam… Sınavımın başlamasına üç dakika kaldı. Biten paketimin içine küçük bir taş koyup yola doğru fırlatıyorum. Paket siyah bir Megane’ın sağ kapısına çarpıyor. Şoför bir anda frene asılıyor. Ve arkadan gelen beyaz Megane öndekinin duruğu göremeyip tosluyor. Ben de hemen okula, sınavın olduğu sınıfa, doğru koşuyorum. Öğrenci kimliği olmayanlar okula giremezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Sorular o kadar kazık ki üstüne oturmaya kıyamazsınız. Yine kaldım. Sınavdan çıktıktan sonra sigara istemek için bir arkadaşımın yanına gidiyorum. Bir Winston alıp yakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Han,” diyor, “Hiç Bukowski okudun mu ?”&lt;br /&gt;”Evet,” diyorum, “Ama bir sike yaramaz.”&lt;br /&gt;“Nasıl yani?” diyor&lt;br /&gt;“Basbayağı hiçbir sike yaramaz işte! Edebi değil. Adam gibi bir bok anlattığı da yok.”&lt;br /&gt;“Nasıl yani?” diyor&lt;br /&gt;“Canım benim,” diyorum, “Bak şimdi” diyorum, “eğer” diyorum “ben Bukowski olsaydım yarınki köşemde şöyle bir yazı olacaktı:” diyorum ve size anlattıklarımı ona da anlatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;em&gt; Daha doğrusu ona anlattıklarımı size de anlattım. Ben bunları anlatırken yanımızdaki gerzek yeni aldığı telefonunun ses kayıt özelliği çalışıyor mu diye bakıyormuş. O ara ben bunları anlatınca ve de ses kayıt özelliği çalışınca anlattıklarımı da kaydetmiş. Sonra o gerzek geldi ve bana dinletti kaydedilenleri. Ben de dinlediklerimi yazdım buraya, kaç aydır bir şey yazmıyorum diye.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;   &lt;/em&gt; Neyse, nerde kalmıştık?&lt;br /&gt;“İşte böyle yazıyor, bir bok anlattığı yok safi dal taşak.” diyorum, “Bir sigara daha versene.“&lt;br /&gt;“Cidden, hiçbir şeye benzemiyor” diyor, “ Ama olsun, getirse bana, ben de okuyayım?”&lt;br /&gt;“Bir sigara daha versene” diyorum, veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &lt;em&gt;O gerzek burada kapatmış ses kaydını. Bundan sonra ne yaptığımı hatırlamıyorum. Zaten yarın sınavım var neden bunu yazmakla uğraştıysam! Bu arada sigaraya zam yapan zihniyetin amına koyayım! Yakşamlar.&lt;/em&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/3124632419470988656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/3124632419470988656?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/3124632419470988656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/3124632419470988656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2010/01/hic-bukowski-okudun-mu.html' title='Hiç Bukowski okudun mu ?'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-4370368085235779071</id><published>2009-11-28T13:28:00.001+02:00</published><updated>2009-11-28T14:50:50.212+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Öylemesine"/><title type='text'>Bok Rengi</title><content type='html'>Önünüzdeki monitörü siktir edin. Gözlerinizi kapattığınızı hayal edin. Bir çeşit çayırdasınız. Alabildiğine çayır. Hani denize bakarsınız ve “Acaba denizle göğün birleştiği ufuk çizgisi kaç kilometre uzağımda ?” diye düşünürsünüz ya. Ufuğa bakın ve “Acaba çayırla göğün birleştiği ufuk çizgisi kaç kilometre uzağımda ?” diye düşünün. İşte bu kadar büyük bir çayırdanız. Ama etrafta hiç yeşil renk yok. Her yer sarı. Çayırın bazı yerlerinde çim falan yok. Humussuzluktan bok sarısına dönmüş toprak görünüyor. Sanki ezelden beri buralarda hüküm süren ilkbahar daha yazı göremeden bitmiş, yerine, ebede kadar hüküm sürecek son bahar başlamış. Derin bir nefes alın ve var gücünüzle ufuğa doğru sıçrayın. Kendi boyunuzun 350 katı yüksekliğe çıktığınızı ve birkaç saniye sonra ufuk çizgisine vardığınızı hayal edin. Devasa bir uçurumdan aşağı bakıyorsunuz. Aşağıya düşseniz, otopsi raporunuzda “Eceliyle ölmüş, daha sonra uçurumdan aşağıya atılmış.” Yazar. Derin bir nefes daha alın ve uçurumdan aşağıya atlayın. Serbest düşüşün keyfini çıkarın. Düşmekten sıkıldığınız anda gözlerinizi açın ve pireden insana dönüşün. Korkmayın! Otopsi raporu falan yok.  Arkanıza dönün. Hayır, ciddiyim, ölmediniz, burası cehennem karşınızdaki de iblis değil; Benim! Az önce üstünde bulunduğunuz o çayır benim kafamdı. O sarı, cılız çimenler; saçlarımdı. O bok rengi toprak; kafa derimdi. O ezelden beri devam eden ilkbahar, çocukluğumdu. O gelmeyen yaz, gençliğimdi. O ebede kadar devam edeceğini iddia ettiğim sonbahar orta yaşlarımdı. Ve hiçbir son bahar yoktur ki peşinden kış gelmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu yazıyı neden yazdım ? Ne bileyim amına koyayım! Saçlarım dökülüyor ondandır. Ve son olarak bu ciddi başlayan yazıyı böyle yavşakcasına  bitirdim ya, ben de benim gibilerin ta da amına koyayım!  Çok duygusal oldum lan. İçmem lazım.  Yakşamlar.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/4370368085235779071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/4370368085235779071?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/4370368085235779071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/4370368085235779071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/11/bok-rengi.html' title='Bok Rengi'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-5194188903574196349</id><published>2009-11-11T02:56:00.006+02:00</published><updated>2009-11-11T03:29:07.222+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Ben, Gün Han Selaş. Su Katılmamış bir geri zekalıyım</title><content type='html'>Hıçkırdı. &#39;Şüphesiz ki: biz hıçkırığı, insanların en ciddi olmaları gereken anlarda, onlar, moron gibi &lt;span style=&quot;color: rgb(0, 0, 0);&quot;&gt;oturdukları &lt;/span&gt;yerde zıplayıp etrafa maymun olsunlar diye yarattık. Oldular da.&#39;&#39; buyurdu. Herkes, leş bulmuş ve arkadaşlarını çağıran akbabalar gibi kahkalar atmaya başladı. Espri miydi bu ? Yoksa hepsi, sarhoş adama güleceksin felsefesiyle mi haraket ediyordu ? Neden gülüyordu bu bok böceğinden tek farkları cinsel organlarını kapatmak için don giyen hayvanlar ? Bilemiyorum...&lt;br /&gt;Fillerin henüz sifonu icat etmediklerinden habersiz sifonun çekilmesini bekleyen fil boku gibi &quot;arkadaşlarımın&quot; sızmalarını bekliyordum.&lt;br /&gt;Sızsınlar ki tek arkadaşımla yalnız kalayım; Yalnızlığım ...&lt;br /&gt;Ama nafile, midelerinin olması gereken yerde F16 yakıt deposu var sanki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bu arada, efendim, ben, Gün Han Selaş. Su katılmamış bir geri zekalıyım. Arkadaş seçmede Real Madrid&#39;in karşısındaki Tepecik spor kadar başarılıyım. Ya da yakalayamacağını bildiği halde Porsche Carrera GT&#39;nin peşinden koşan bir ev köpeğiyim. Siz seçin...&lt;br /&gt;Çok mu şey istiyorum ? Bir arkadaş. Ama yanımda oturan adama bakın hele...&lt;br /&gt;Hasan Gülşen; Kendini astronot sanan bir maymun!&lt;br /&gt;İşlemci takılacak bölmesi  olmayan bir bilgisayar kasası!&lt;br /&gt;Tanrı tarafından yanlışlıkla insan suretinde yaratılmış bir tek hücreli!&lt;br /&gt;Aslını söyelemek gerekirse tanrıya inanmıyorum. Ama bu gibi durumlarda tanrının varolduğuna ve &quot;Benim sıçtığım bok bana innamıyor ha!&quot; edasıyla beni cezanlandırdığına meylediyorum. Sonra hemen bu fiilden vazgeçiyorum. Zira intikam almak istiyen tanrı fikri , evcil bir kurt adam fikriyle eşdeğer derecede mantıklı. Peki ya yanımda ki adam ? O da mantıklı değil! Beynimin orta yerinde bir not buluyorum &quot;Yeter artık! Senin bu saçma fikirlerini çekecek halimiz kalmadı. Ne halin varsa gör. Bundan böyle biz yokuz.&quot; Notun sonunda &quot;Keçi &amp;amp; Teke&quot; ve yazmayı yeni öğrenmiş biri tarafından yazıldığı pek belli &quot;8 oğlak&quot; yazıyor.&lt;br /&gt;Kahretsin! Keçileri kaçırdım.&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;        10 Nefes al!&lt;br /&gt;         9 Nefes ver!&lt;br /&gt;         8 Nefes al!&lt;br /&gt;         7 Nefes ver!&lt;br /&gt;         6 Nefes al!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beynimde bir ses yankılanıyor; TAK! TAK! TAK! Kapıyı açıyorum. Karşımda bir  oğlak! Diyor ki; &quot;Annemgil dedi ki; eğer bizi maffedebilirsen geri dönmek istiyormuşuz ? Maffedmek değil affetmek salak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         4 Nefes al!&lt;br /&gt;         3 Nefes ver!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlak karıncalandı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         2 Nefes al!&lt;br /&gt;         1 Nefes ver!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlak yok oldu. Sanırım keçilerim geri döndüler. Ne diyorduk ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;Aklıma, geçen gün Facebook&#39;da bir arkadaşımın status&#39;ünde yazan bir şey geldi. Bunu kullanarak ortamdaki kızların verme olasılığını yukarı çekebilirdim. Yalandan yere hıçkırdım. Ve &#39;Şüphesiz ki: biz hıçkırığı, insanların en ciddi olmaları gereken anlarda onlar, moron gibi &lt;span style=&quot;color: rgb(0, 0, 0);&quot;&gt;oturdukları &lt;/span&gt;yerde zıplayıp etrafa maymun olsunlar diye yarattık. Oldular da.&#39;&#39; diye de espriyi patlattım. Herkes Cem Yılmaz&#39;ın esprisini duymuş gibi kahkahalarla gülmeye başladı. O hariç... Gün Han Selaş; Kendini zeytin sanan koyun boku!&lt;br /&gt;Ona taşağımdaki kıllara verdiğim değerden fazlasını vermiyorum. Onunla aynı ortamda bulunduğumda, kendimi darı ambarındaki tilki gibi hissediyorum. Sinirlerimi hoplatıyor pezevenk. Yaptığım hiç bir espriye gülmüyor. Ben konuşurken anlattıklarımı dinlemiyor da anlatım bozukluğu arıyor. Ve bulduğunda çarpıyor suratıma. Yarım saattir sızmasını bekliyorum ama nerde ? Midesi mide değil ki itoğlu itin, teneke!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Bu arada, efendim, ben, Hasan Gülşen. 187 cm boyunda; 72 kilogram ağrılığında; sarı, uzun, dalgalı saçlı; ela gözlü; ortalamanın üstünde bir yakışıklılığa sahip Bulgar asıllı bir Türküm . Facebook hesabım var ve mütemadiyen &#39;online&#39; haldeyim.&lt;br /&gt;    &lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;        &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;            &lt;b style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;Hasan Gülşen&lt;/b&gt; fuck the system! &lt;span style=&quot;background-color: rgb(255, 255, 255); color: rgb(153, 153, 153);&quot;&gt;1 minutes ago&lt;/span&gt; &lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt; · &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);font-size:78%;&quot; &gt;Comment &lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;· &lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;Like&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt; &lt;b style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;&lt;br /&gt;               Hasan Gülşen&lt;/b&gt; &lt;span style=&quot;color: rgb(153, 153, 153);&quot;&gt;became a fan of&lt;/span&gt; &lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;Fight Club&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;  &lt;span style=&quot;color: rgb(153, 153, 153);&quot;&gt;abaout an hour ago &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt; · &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);font-size:78%;&quot; &gt;Comment &lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;· &lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;Like&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;  &lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;· &lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;Became a Fan&lt;br /&gt;           &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;&lt;b style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;Hasan Gülşen  &lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;color: rgb(153, 153, 153);&quot;&gt;joined the group&lt;/span&gt; &lt;b style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;¿&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);font-size:78%;&quot; &gt; nısım adrikraf nine&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;kilhet&lt;/span&gt;  &lt;span style=&quot;color: rgb(153, 153, 153);&quot;&gt;3 hours ago &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt; · &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);font-size:78%;&quot; &gt;Comment &lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;· &lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;Like&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;  &lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;· &lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;Join this Group&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class=&quot;UIActionLinks UIActionLinks_bottom GenericStory_Info&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:78%;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:100%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Ortalama günlük yaşantım bundan ibaret. Bittabi özel günlerde mesaiye kalıyorum. 10 kasımda profil fotoğrafıma Mustafa Kemal&#39;i koyuyorum mesela. Dini gecelerde &#39;Allah&#39;ım sen affetmeyi seversin, beni de affet&#39; ve / ya bunun gibi gruplara katılıyorum. 1 mayıslarda  Darağacında Üç Fidan&#39;nın hayranı oluyorum.&lt;/i&gt; &lt;br /&gt;&lt;i&gt;Biliyorsun&lt;/i&gt; &lt;i&gt;ki Facebook&#39;un &#39;Chat&#39; aplicationunun fizibilitesi çok düşük. Bu nedenle Facebook&#39;un yanında MSN hesabım da var. MSN hesabımda da en az Facebook kadar aktifim. Vefakat MSN&#39;i pek sevmem. Zira MSN&#39;de baş başasındır. Yazdığın şey sadece ve sadece bir kişiye iletilir. Teknoloji çağındayız. Baş başa konuşmak artık demode. Devir yazdığın şeyin tüm dünyada aynı anda okunmasını emrediyor. İşte bundan mütevellit MSN&#39;i pek kullanmam. MSN üzerinden sadece, sınıftaki hangi kızın verip vermeyeceği üzerine tartışmalar yürütürüm. Çünkü bunu tüm dünya duyarsa, sınıftaki kız da duyar. Ve verme olasılığı sıfıra düşer. Ha bir de bazen farklı tartışmalar da yürütürüm MSN üzerinden. Mesela geçen gün bir arkadaş &quot;Lan 6 kasımda Ekim Devrimini Anma Günü varmış bilmem nerde, gidelim mi ?&quot; dedi. Bunun üzerine bu arkadaşa zaten Facebook üzerinden yoldaşlarımıza destek olduğumuzla alakalı bir nutuk attım. İkna olmadı ve başladık tartışmaya. Neyse ki on beş dakikalık bir tartışmanın ardından Facebook&#39;ta ki &lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;6 kasımda&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; &lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: rgb(11, 83, 148);&quot;&gt;bilmem nerde buluşuyoruz&lt;/span&gt; etkinliğini&lt;/i&gt; &lt;i&gt;Maybe Attending&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&#39;lemenin yeterli olacağı konusunda ikna ettim arkadaşı. Hem zaten ben eşitlik falan istemiyorum. Hayır, ne işlerine yarayacak bu eşitlik hala anlayabilmiş değilim. Düşünsenize; Eğer eşitlik olursa, ayağında &#39;Converse&#39; olan benle, ayağında pazar malı bir &#39;Conserve&quot; olan Diyabakır&#39;lı kürt eşit sayılacak. Sizce böyle bir şey mümkün mü ? Siz biliyor musunuz ki o &#39;Converse&#39;i aldırmak için ben babama kaç dakika dil döktüm ?&lt;br /&gt;Babam kırk sekiz yaşında, kıçı kırık bir devletin kıçı kırık bir memuru. Önceden babamın kıçı kırık değildi ama devletle yatmaya başladığından kelli onun da kıçı kırık. Sürekli işinin, onun özgürlüklerini kısıtladığından bu nedenle benim özgürlüğüme müdahale etmediğinden bahsediyor. Saçmalık! Özgürlük babamın anladığı şey değil. Ben, eğer &#39;Converse&#39;imin rengini seçebiliyosam, kafi. İşte mutlak özgürlük!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Murat Menteş&#39;in Korkma Ben Varım&#39;ını bir oturuşta (16 saat) yerseniz, siz de böyle ishal olursunuz. Yapmayın.&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/5194188903574196349/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/5194188903574196349?isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/5194188903574196349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/5194188903574196349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/11/ben-gun-han-selas-su-katlmams-bir-geri.html' title='Ben, Gün Han Selaş. Su Katılmamış bir geri zekalıyım'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-2570878769411601099</id><published>2009-09-01T22:44:00.001+03:00</published><updated>2009-09-01T22:52:08.551+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Blog"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Deneme gibi"/><title type='text'>Nerelerdeyim ?</title><content type='html'>28 Mayıs Perşembe saat akşamın onu, Jack London okuyorum;  Bir Alkoliğin Anıları. Kız arkadaşımdan ayrılalı tam on gün olmuş ve oturmuş küçük Jack’ın Örümcekle karşılıklı viski içişlerine şahitlik ediyorum. Aslında sıkılıyorum ama yapacak başka bir şeyim de yok hani. Tam o sırada telefonum  Jack’in ağzına tıkıyor her ne söylemeye çalışıyorsa. Arayan üç haftadır memleketinde olan sersem arkadaşım Selçuk   “Zonguldak’a dönüyorum, yarım saat sonra ordayım. Ev de boş haberin olsun!” deyip kapatıyor  telefonu. Yani  bu demek oluyor ki ; Kontörüm yok, kontör alacak param yok ve takdir edersin ki alkol alacak param da yok ama evim var. Mesajı alıyorum ve dönüyorum hemen;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-    Bende kırk lira var&lt;br /&gt;-    Bende hiç yok yavrum be, ama ev boş vallaha&lt;br /&gt;-    Yedirtme yavrunu, sevabına mı getiriyor adam seni oradan buraya ?&lt;br /&gt;-    O kadarını verdi babam abicim, yalan mı söyleyeceğim sana ?&lt;br /&gt;-    Üç haftadır memlekettesiniz ?&lt;br /&gt;-    Evet ? Ne olmuş ?&lt;br /&gt;-    Sizin evin kirası ne kadardı  ?&lt;br /&gt;-    Han çok piçsin biliyorsun di mi ?&lt;br /&gt;-    On beş dakika sonra duraktayım&lt;br /&gt;-    Koyacaz sonra yerine ama ?&lt;br /&gt;-    Görüşürüz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi dakika sonra varıyorum durağa, Selçuk bir taşın üstüne oturmuş sigara içiyor.  Öpüşme koklaşma ve yalandan yere hal hatır sorma faslından sonra  “Carrfaeur kapanmıştır bu saatte nerden alalım ?” diyor “Kümbetoğlu hala açıktır, hem meze falan da alırız oradan” diye cevaplıyorum ve yürümeye başlıyoruz.&lt;br /&gt;    Bayağıdır içmemiş Selçuk, kusana kadar içecekmiş bu gece, bu yüzden bir büyüğün yetmeyeceğini düşünüp bir büyük yanına bir küçük ve cila niyetine de ikişer efes alıyoruz. Meze olarak bir kalıp peynir, bir kangal sucuk, yarım kilo kıyma, köfte harcı, dondurulmuş patates ve üç tane de ekmek alıp çıkıyoruz marketten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Büyüğün yarısına gelene kadar alışılmış erkek muhabbeti yapıyoruz; yok Pınar Altuğ şahaneymiş yok efendim Megan Fox Pınar’dan da şahaneymiş, Simone Simons’ı vitrine koyar biblo niyetine 3 öğün izler, dokunmaya kıyamazmışız. Ancak büyüğün yarısını geçtik sonra ben babamın süper kahramını; Recep Tayyip’in ne kadar şahane bir adam olduğundan, yaptığı hiçbir şeyin boş icraat olmadığından falan bahsetmeye başlıyorum Selçuk da “Ne oldu oğlum sana  ? Manyadın mı sen ?  Tayyip’i övüyorsun lan bi’ saattir ” diye paylıyor beni. İşte o an anlıyorum ki alkol etkisini hissettirmeye başlamış artık ben değil de Jack London’ın  John Barleycorn’u konuşuyor. Beynimi o iki yüzlü pezevenkle paylaşmamak için çabalıyorum ama bir türlü başaramıyorum. Bu sefer de konu inançlara geliyor, şüphesiz ki tanrının bizi görüp, duyduğundan onun her şeyi bilen olduğundan, koca evreni 6 günde yoktan var edebilecek güçte olduğundan bahsediyorum. Selçuk aptalca ve memnun olmuş bir edayla sırıtıyor ve ekliyor  “Tayyip konusunu bilemem de abicim sen 3 hafta da yola gelmişsin vallaha.” Hala onun etkisindeyim, acilen John Barleycorn’u def etmem ve konuyu değiştirmem gerekiyor ama bir türlü ondan kurtulup düzgün bie konu bulamıyorum. Dişlerimi sıkıp sağlıklı düşünmek için zorluyorum kendimi. On altı gün sonra Öss’ye gireceğim gerçeği dank ediyor kafama ve alalacele haykırıyorum: O altı günde evreni yarattıysa ben de on altı günde Öss’yi kazanırım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar değil pek tabii. Devam edecek. Sanırım.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/2570878769411601099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/2570878769411601099?isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/2570878769411601099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/2570878769411601099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/09/nerelerdeyim.html' title='Nerelerdeyim ?'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-2983627823020027202</id><published>2009-08-06T12:16:00.002+03:00</published><updated>2009-08-07T21:30:59.127+03:00</updated><title type='text'>Askerlik yoklama kağıdım gelmiş</title><content type='html'>&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Üzerinde ash resmi olan tasoma gerizekalı arkadaşım -ki adı Emircandı- 10 taso teklif ettiği ve daha gerizakalı olan Ben&#39;in reddettiği ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Babamın, zorla  oyuncakçıya soktuğumda &quot;Akülü arba mı ? 400 milyon ağbi&quot; diyen amcayı, babamın &quot;Oha! Maaşımın ayrısı lan&quot; diye paylayıp beni apartopar dışarı çıkardığı ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İlk aşık olduğum aşifteye &quot;Benlen sevgili olur musu Yeliz ?&quot; diye soduğum ve &quot;Iyy! Ciddi misin sen yeaa ?&quot; cevabını aldığım ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Matematikten 98 aldığım için üzüntüden ağladığım ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Flütle &quot;Bak Postacı Geliyor&quot;u çalmayı başardığımda sevinçten ağladığım ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sırf annem o mavi scooter&#39;ı alsın diye ağlamanın dalının Michael Phelps&#39;iymişim gibi ağladığım ancak &quot;&lt;a href=&quot;http://seyrengi.blogspot.com/2009/02/mahmut.html&quot;&gt;Komşunun oğlu&lt;/a&gt; okumayı öğrendi sen hala sıkı tut diyorsun ha!&quot; dediği ...&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Film Gibi isimli programı izlerken annemin neden ağladığını anlaayıp &quot;Ben de ağlarsam belki anlarım&quot; diye ağmaya çalıştığım ancak bir türlü başaramadığım ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Amcamın &quot;Al bakalım ufaklık ilk sigaranı iç&quot; dediği ve benim de sazan gibi atlayıp ilk tokatımı yediğim .... (Ki neye niyet neye kısmet diye bir sözün varlığından da o an haberdar olmuştum)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Amcamın &quot;Hadi ufaklık amcana o pipini göster&quot; dediğinde nah işareti -Ki kendisi işaret parmağı ile orta parmağın arasına baş parmağın sokulması süretiyle yapılır ve mahalleden arkadaşım ibo öğretmişti- yaptığım için tam bir yıl aradan sonra aynı yerde, aynı kişiden ikinci tokatımı yediğim ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İkinci aşık olduğum -Vallaha hala aşık değilim- &quot;Benlen sevgili olur musun Füsun ?&quot; diyip &quot;Sen de hiç fena değilsin de ben üst sınıflardan Berk&#39;i seviyorum&quot; cevabı üzerine türm Berk&#39;leri ve annelerini de kapsayan fiilen ilk küfrümü ettiğim ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Babaanemin Kuran&#39;ı açık bırakmam üzerine &quot;Han! Kapat onu şeytan okur vallahi&quot; idemesiyle &quot;Şeytan ne yeaa ?&quot; sorusunu yapştırdığım ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Şeytanın ne menem bir pislik olduğunu öğrenince inadına yine kuran&#39;ı açık bırakıp babaannem yine aynı cümleyi kurunca &quot;Ya bırak okusun da imana-ki bunu da ondan öğrendim- gelsin kafir-tahmin ettiğin gibi-&quot; cevabını verdiğim ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Niçe&#39;nin Nietzche olarak yazılığını öğrenip hayatta bundan daha korkunç bir olamayacaığını düşünürken amcamın &quot;Ne okuyon lan -artık ufaklık demiyor eşek kadar  olsun diyordu ve bu eşeğin ben mi yoksa pipim mi olduğunu kestirememek beni çıldırtıyordu- kafir mi olacan başımıza ?&quot; diyerek yedi yıl sonra aynı kişiden, aynı yerde 3. toplamda ise 12832323. tokadımı yiyerek yanıldığımı anladığım ...&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Mahalledeki &lt;span style=&quot;font-style: italic;&quot;&gt;haşara&lt;/span&gt; -annem tam olarak böyle diyordu- arkadaşların babamdan çaldırdığı sigarayı ilk kez denedikten sonra &quot;Baba dünyadaki insanların %60&#39;ı sigara içiyor diyor, o halde dünyadaki insanların %60&#39;ı salakmış&quot; gibi yüzyılın en mantıklı tespiti yaptığım ... (Ve tam 13 yıl sonra bugün, henüz bu gün aldığım paketteki son sigaranın ağzımda olduğunun farkına vardım ve içimde kendi libidomla dans etme dürtsü doğuyor )&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&quot;Han o ayakkabıyı o camdan atarsan akşama babana söylerim, kötü olur&quot; demesi üzerine &quot;Söylee bi çocuğuna bakamadın diye sana kızar ki&quot; diyip &quot;Hem ozaman ben de annem değişiklik olsun diye değil kuru fasulyeyi yaktığı için yumurta pişirdi derim&quot; diyerekten hayatımda ki ilk şantajımı annemin belinde kırdığım ...&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;Zamanlar aklıma geldiğinde gözlerim doluyor, hey gidi günler diye düşünüp ekliyorum; hassiktir lan yaşlanıyorum.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/2983627823020027202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/2983627823020027202?isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/2983627823020027202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/2983627823020027202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/08/askerlik-yoklama-kagdm-gelmis.html' title='Askerlik yoklama kağıdım gelmiş'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-6019083697038949515</id><published>2009-02-18T07:13:00.004+02:00</published><updated>2009-02-18T18:29:02.803+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>10,5 Lira</title><content type='html'>Elini cebine atıp cebindeki bütün parayı çıkardı. Hayattan bezmiş bir beş lira vardı. Atatürk&#39;e baktı, gözlerinin içine, &quot;Bu paranın kendine hayrı yok be olm, kaldı ki sana ne harı dokunsun ?&quot; diyordu adeta Atatürk, aldırmadı. Sağ elinden sol eline geçirdi parayı. Tekrar sağ eline döndü dört tane bir liralık madeni parayı da sol eline aldı. Dokuz lira. Sağ elinde ise üç tane elli kuruşluk madeni para kalmıştı. Onları da sol eline atıp, &quot;Na kodumun hayatı&quot; diye düşündü, &quot;Altı gün boyunca geceli gündüzlü çalışıyoruz, ancak ufak bi&#39; kardeşi geçindirebiliyoruz. Sevdiceğimle geçirebileceğim bi&#39; pazar günü kalıyor ona da para kalmıyor. İşte ben böyle hayatın *mına korum. Nereye götüreceğim ben şimdi sebebi mevcudiyetimi ? Ha ?&quot; diye sordu kendine, cevap alamadı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;10,5 lira ile iki kişinin sağ salim çıkabileceği bir mekan düşünerek yürümeye devam etti. Bir anda &quot;Firizzii&quot; diye ses çıkartan mavi bir şey geçti burnunun ucundan. Ne olduğunu anlamadan ayaklarının arasından da &quot;Hırrovv, Hırrovv&quot; diye bir köpek geçti. Bi&#39; kaç saniye sonra, ağzında frizbi ile çıkageldi köpek. &quot;Geh olm, geh&quot; diyen dallamaya doğru çok bi&#39; bok yapmış gibi mutlu bi&#39; şekilde koşuyordu. Köpeği düşündü. &quot;Benden ne farkı var lan bunun ?&quot; diye sordu kendine. &quot;Hiç bir farkı yok, o da benim gibi, sahibi takdir etsin, ödül versin diye var gücüyle koşuyor, frizbiyi olabildiğince çabuk getiriyor sahibine. Hatta bunu yaparken mutluymuş gibi yapıyor. Peki ben ne yapıyorum, patron takdir etsin, zam yapsın diye deli gibi koşuyorum , hemencecik topluyorum boşları. Peki zam alıyor muyum ? Hayır.&quot; diye düşündü. &quot;Boşuna koşma köpekcik, bu akşam da dünkü kadar yemek koyacaklar önüne yine aç kalacaksın&quot; dedi, haddinde fazla sesli söylemiş olacak ki, yaşlı teyzenin biri &quot;Efendim evladım, bir şey mi dedin ?&quot; diye sordu, &quot;Pardon teyze, size demedim&quot; diyip devam etti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Buluşma yerine varmıştı bile. Sevdiceği sallana sallana bekliyordu. Öpüştükten sonra &quot;Ee.. Ne yapalım ?&quot; diye sordu,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Ne bileyim, sen bilirsin&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Hava güzel zaten yürüyelim istersen ?&quot; dedi. Cevap gelmedi. Bu tepkisizliği kabul olarak alıp sevdiceğinin elini tuttu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Bir süre hiç konuşmadan yürüdüler. Bir şeyler söyleyip sessizliği dağıtmak istiyordu lakin aklına hiçbir şey gelmiyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Şurada oturalım mı ?&quot; diye sordu yandaki çay bahçesini göstererek. Soğuk bir &quot;Tamam&quot; cevabı yapıştı suratına.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Bu &quot;Tamam&quot;&#39;daki &quot;Nereye oturacaksak oturalım, söyleyeceklerimi söyleyip defolup gideyim&quot; tınısını duymuştu ama bozuntuya vermedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Bir masa seçip oturdular. Garson gelip &quot;Ne alırdınız ?&quot; diye sordu, kız neskafe istedi, oğlan da küçük bi&#39; çay.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Hala tek kelam etmiyorlardı. &quot;Yine neyi taktı ki kafasına *mına koim ya&quot; diye geçirdi içinden, dışından ise &quot;Ee.. Aşkım, nasılsın bakalım ?&quot; diye sormak istedi, ama soramadı. Zira biliyordu ki bu sessizlik, fırtına öncesi sessizlik. Bu sorudan sonra bi&#39; dünya zırlama çekecekti, g*tü yemedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Nihayet siparişler gelmişti, çayından bir yudum aldı. Paketini çıkarıp son dalını yaktı. Hayatta belki de en çok zevk aldığı şey olan çay-sigara ikilisi cesaret verdi adeta.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Ee.. Aşkım nasılsın bakalım ?&quot; diye sordu tırsarak,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Nasıl olayım ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Yapma aşkım ya, biliyorsun ki hayatta en nefret ettiğim şey soruma soruyla karşılık verilmesidir, inadına mı yapıyorsun ?&quot; diye çıkıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Benim de nefret ettiğim şeyler var, ama katlanmaya çalışıyorum işte&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Nefret ettiğim şeyler derken ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Yürümüyor Salih&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Ne yürümüyor hayatım, ne yürümüyor ? Ben basit bi&#39; adamım, uzun cümlelerden hiçbir şey anlamam, lafı dolandırma da söyle&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Biz&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Bu da bitmişti, bu ilişki de. Fazla da olmamıştı daha, ama çay ocağında çalışmaya başladığından beri hiçbir ilişkisi bir aydan uzun sürmemişti zaten. Bu da başlayalı neredeyse bir ay olmuştu, yani diğer üç ilişkisi gibi doğmuş, gelişmiş ve ölecekti. Ama ölmemeliydi, zira artık ne yeni kızlarla tanışacak ne de kendini iyi tanıtmak için yalan söyleyecek, başından geçen ilginç olayları tekrar anlatacak, hoşlandıkları müziği, sevdikleri yemeği, burçlarını ezberleyecek takati kalmıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Espriyle falan kurtarırım belki lan&quot; diye düşünerek atladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Nasıl yürümüyoruz ya, sahilden buraya kadar yürüdük ya aşkım ?&quot;  diyip, &quot;Yıh yıh yıh&quot; diye güldü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Hayatım deme Salih, hayatım deme! Hele ki espri, espri hiç yapma!&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Tırsmıştı, g*tü sandalyeden hafifçe kaydı. Söyleyecek bir şeyler arıyordu ki kız devam etti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Bu ne biçim ilişki allasen? Söylesene Salih bu ne biçim ilişki ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Soru sormuştu, cevaplaması gerekiyordu. Ama gözlerinin içine öyle bir bakıyordu ki Salih&#39;de ki tırsma daha ileri seviyelere çıktı. Artık g*tüyle sandalye arasında ufacık bir bağlantı kalmıştı, dokunsalar düşecekti. &quot;Ama&quot; diye girdi cümleye, kız kesti. Bitirmesine izin vermeden kendisi devam etti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Sadece pazarları görüşüyoruz, diğer altı gün bir birimizden haberimiz yok. Hem daha ne iş yaptığını dahi bilmiyorum, belki diğer 6 günde başkalarıyla yatıp kalkıyorsun, nerden bilebilirim ki bunu ? Kusura bakma Salih buraya kadar, bundan böyle ben yokum &quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;S*kicem ahşap işçiliğini ama ha! Bi&#39; konuşturmadın ki *mına koim. Bırak da iki kelam da ben edeyim değil mi ama ?&quot; dedi içinden, dışındansa &quot;Saçmalama hayatım, ne a...&quot; Heyhat, kız, Salih sözünü bitirmeden kalkıp gitti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Arkasından bakakaldı, hiçbir şey söyleyemedi. Henüz bir yudum içilmiş buz gibi çayını alıp fondip yaptı. Neskafeye takıldı gözleri, Hiç içilmemişti. Gözleri doldu, ziyan olmaması maksadıyla onu da  fondip yapıp elini kaldırdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Buyurun efendim&quot; dedi garson.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Hesabı alacaktım&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;5 lira efendim&quot; dedi adisyona bakarak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Yuh! Adam mı s*kiyonuz ayak üstü *mına koim&quot; diye mırıldanarak bozukluklardan verdi parayı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Bir şey mi dediniz efendim ? Duyamadım da&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Hayırlı işler dedim&quot; deyip çıktı çay bahçesinden.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Yalnızlığının koluna girip hızlı adımlarla mahalleye doğru yürümeye başladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Bakkala girdi, &quot;Selam ün aleyküm Mahmut abi&quot; deyip buz dolabına yöneldi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Aleyküm selam Salih, nasıl gidiyor ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Dolapta ki en ucuz biradan iki tane alırken &quot;Moralim bozuk abi ya, iki bira içip kendime geleyim diyorum&quot; dedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Oh oh, en iyisini yapıyorsun&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Son sigarasını çay bahçesinde içtiğini hatırlayıp &quot;O değil de abi, bunların yanına bir de Muratti eklesem ? 2.75&#39;i yarın versem ?&quot; dedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Olur Salih, problem değil&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Cebinden parayı çıkardı. Atatürk&#39;e baktı, gözlerinin içine, &quot; Borçlu da çıksak bi&#39; harı dokundu, gördün mü be Atam ?&quot; diye mırıldanarak uzattı parayı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Ha Salih ? Bi&#39; şey mi dedin ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Yarın uğrarım diyorum abi, neyse hadi yakşamlar sana&quot; diyerek çıktı bakkaldan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Kapıyı açıp tek göz eve girdi. Kardeşi yer yatağını serip yatmış, televizyon karşısında uyuya kalmıştı. Televizyonu kapatıp ışığı açtı. Birasından bir yudum aldı, yeni paketinden de bir sigara çıkarıp yaktı. Ondan da bir nefes aldı. Bozuk flüoresanın çıkardığı sesten rahatsız olup kapattı, fakat &quot;Zifiri karanlıkta da içilmiyor ki ya&quot; diye düşünüp tekrar açtı. Birasından büyük bir yudum aldı. Morali bozukken hızlı içerse çok çabuk sarhoş olduğunu biliyordu fakat inadına hızlı hızlı içiyordu. Bir süre sonra flüoresandan çıkan o iğrenç sesi duymamaya başladı. Ağlıyordu artık, sadece ağlıyordu. Gözlerin sicim sicim yaşlar akıyordu. İkinci birasında ki son yudumu da çekip tuvalete gitmek için ayaklandı ama tam esnada elektrikler kesildi. Kaktığı çekyata bir kez daha oturdu. Bir kaç saniye sonra da oturduğu yerde sızıp kaldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Sabah her yeri  tutulmuş bir vaziyette uyandı. Saatine baktı, 6:30, kardeşinin okula gitmesine bir saat vardı. Mutfağa gitti. Çaydanlığa su koyup çaydanlığı da piknik tüpünün üstüne koydu. Tüpü yaktı. Buz dolabındaki son kahvaltılıkları tepsiye yerleştirirken kapı çaldı. &quot;Kim lan bu saatte&quot; diye düşünerek açtı kapıyı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Göz bebekleri büyüdü, bir anda heyecanlanmıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Aşşkımm&quot; diyerek atladı boynuna. Evet kız gelmişti, hem de sabahın yedisinde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;O da &quot;Özür dilerim aşkım&quot; diyerek sarıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Önemli değil aşkım ya, sen haklıydın&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Haklı değildim de, ya ne bileyim seni çok seviyorum işte&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Neyse hayatım boş ver, şimdi yanımdasın ya o yeter&quot; deyip ekledi salih&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;O değil de aşkım evi nasıl buldun ki sen ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Nasıl buldumsa buldum, eve almayacak mısın beni ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Ha pardon aşkım, buyur gir içeri, ben de çay demliyordum&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Çaydanlığı tüpün üzerinden alırken sordu salih &quot;Sen de içer misin hayatım ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Haorrovv&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Tırstı, hemen arkasını dönüp &quot;Ne oluyor aşkım ?&quot; diye sordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Haorrovv&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Evet, kız kükrüyordu. Tıpkı bir aslan gibi kükrüyordu, ne aslanı, ne kükremesi tıpkı bir ayı gibi böğürüyordu. Salih korkudan titremeye  başladı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Aşkım ne oluyor ? Korkutuyorsun beni&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Hala böğürüyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Hayatım kendine gel ya, şaka mı bu ?&quot; diyerek kıza doğru iki adım ileri gitti. Kız da tezgâhtan bir bıçak alıp Salih&#39;e doğru iki adım attı. Salih hiçbir şey düşünemiyordu. Sadece böğürme sesini duyuyordu. Bir kaç adım geri geldi. Korkudan elinde ki çaydanlığı düşürüp ayaklarını yaktı. Ayaklarında ki acının da verdiği cesaretle yerden tüpü alıp sertçe kızın kafasına geçirdi. Sevdiceği kanlar içinde yerde yatıyordu. Göz yaşlarını tutamadı yine ağlamaya başladı. Ama ses hala kesilmemişti, sinirleri bozulmuştu artık. Yerde yatan kızın kafasına bi&#39; daha vurdu. Ses kesilmedi, bir daha vurdu. Kesilmedi, kesilmiyordu. Hala ayı gibi böğürüyordu. Kendinden geçti Salih, gözlerini kapattı ve &quot;Sus na kodumun karısı, sus! Öl lan! Öl&quot; diye bağıra bağıra seri bir şekilde devam etti darbelere.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;Bir sarsıntı hissetti omzunda, gözlerini açtı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Abi s*kicem işini ama ha, bi&#39; uyutmadın lan!&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Aşkım ? Aşkım nerde ?&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Abi cidden s*kicem ama bi tarafını, rüyada mısın, kabusta mısın her nerdeysen çık, yat zıbar. Ha şu ışığı da kapat harıl harıl kafamı s*kti&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Işık  mı ? Hay *mına koim, elektrikler gelmiş onun sesiymiş ya lan!&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Abi yatıp zıbarır mısın bi&#39; zahmet? Işığı da unutma&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&quot;Tamam lan&quot; deyip ışığı kapattı ve tekrar yattı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/6019083697038949515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/6019083697038949515?isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/6019083697038949515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/6019083697038949515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/02/105-lira.html' title='10,5 Lira'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-7614418378101962239</id><published>2009-02-16T08:27:00.003+02:00</published><updated>2009-02-16T08:45:34.851+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="O değil de"/><title type='text'>Tatlı mı yiyelim, eğri mi oturalım ?</title><content type='html'>&quot;Eğri oturalım, doğru konuşalım&quot; diye bir atasözü var bir de &quot;Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım&quot; diye bir atasözü var. Anlamıyorum ki nasıl oluyorda bukadar tutarsız atalara sahip oluyoruz.  Şuraya bakın önermelerden biri diyor ki; &quot;Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım&quot; yani konuşma eylemi öncesinde yapılan eylemle doğru orantılı. Tatlı yersen tatlı, acı yersen acı konuşursun diyor. Ama diğeri ne diyor;&lt;br /&gt;&quot;Eğri oturalım, doğru konuşalım&quot; yani konuşma eylemi öncesinde yapılan eylemle ters orantılı. Eğri oturursan doğru, tatlı yersen acı, acı yersen tatlı konuşursun diyor. Koca koca adamlar olan atalarımız bu tutarsızlığa düşmüşler bence bundan kurtulmak gerekir ve bu görev de biz gençlere düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçelim bunlardan birini diğerine göre yamultalım. Haksız mıyım arkadaşım ? Tatlı yenip tatlı konuşulacaksa kendimizi yormayalım, adam gibi oturalım adam gibi konuşalım.  Yok eğer karı gibi oturup (Evet karı dedim. Ne diyeydim ? Uzay mekiği mi diyeydim ?), adam gibi konuşacaksak, misafirlere ikram edilen tabağın içinde iki dilim baklava olmasın. İki tane çiçek biberi olsun. Evin reisi de &quot;Acı yiyelim, tatlı konuşalım&quot; desin. Olay tatlıya bağlansın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha aklıma gelmişken, baklavada karar kılınırsa o tabağa iki dilim konulmasın arkadaşım. On dilim konulsun. İki dilim ne lan ? İki dilim ne olm ? Doymuyorum ben iki dilimle. Tadı damağımda kalıyor, &quot;Biraz daha istesem mi ?&quot;, &quot;Yok lan ayıp olur&quot; gibi düşünmekten muhabbete konsantre olamıyorum. Ne olur sanki 0n dilim koysan ? Na kodumun pintisi! Mezara mı götüreceksin baklavayı ? Koy! Koy! Şerbetinden de koy. Ohh... Miss...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Ee Gün Han fikri sen attın ortaya sen hangisi seçiyorsun bakalım?&quot; diyenler var mıdır bilemiyorum ama varsa onlara cevaben ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Yerim atasözünü. Baklava şahane olm, eğri oturup tatlı yiyiyorum ben.&quot;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/7614418378101962239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/7614418378101962239?isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/7614418378101962239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/7614418378101962239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/02/tatl-m-yiyelim-egri-mi-oturalm_16.html' title='Tatlı mı yiyelim, eğri mi oturalım ?'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-802542688793106001</id><published>2009-02-11T11:58:00.002+02:00</published><updated>2009-02-11T14:09:43.456+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Deneme gibi"/><title type='text'>Hayat ne garip şey biliyor musun  anne  ?</title><content type='html'>Bu gece saat ikiye belki de üçe kadar bilgisayar başındaydım sevgili okur. Ama ele avuca gelecek hiçbir şey yapmadım, başındaydım sadece. Sözlüğe girileren girdileri okudum, iki bilemedin üç dakikada bir sol tarafa benim de karalayabileceğim bi&#39; başlık çıkar umuduyla baktım durdum, çıkmadı. On bilemedin on beş dakikada bir de girdiğim girdilerden biri oy almıştır umuduyla kontrol panelime girdim, almadılar. &quot;Sokarım böyle işe ya&quot; diye düşünüp uyumak umuduyla yattım, ama uyuyamadım, dakikalarca tabir-i caiz ise kuyruğunu kovalayan o salak köpek gibi döndüm kendi eksenimde. Tam uyumaktan umudumu kestiğim anda uyuyakalmışım. &quot;Gün Han haydi kalk oğlum saat 8:30 olmuş. Kahvaltını yap da dershanene geç kalma&quot; dedi, hemen fırladım yataktan. Bir kaç saatlik uyku uyumuş olmama rağmen hemen fırladım zira bir söz vermiştim; bu gün dershaneden bi&#39; arkadaşa kitap getirecektim ve sözümü yemek istemiyordum. Neyse ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltı masasına oturdum. Bir bardak çay koydum, kızarmış ekmeğime tereyağı sürdüm. Yağlı ekmeğimden bir lokma ısırdım, üstüne çayımdan bir yudum aldım yetmedi onun üstüne de patates kızartması attım ağzıma. Bunların hepsini yuttuktan sonra kalktıp masadan. Çünkü çay açıktı ve ben demli çay severim, kızarmış ekmek daha çok yanmış ekmek olmuştu ve patates kızartmasının üstünde de mayonez yoktu, ben mayonezsiz patates kızartması yiyemem. &quot;Geç kalmıyayım diye acele ederken eli ayağına dolaştı herhalde&quot; diye düşünüp, dershane için gerekli her şeyi ve arkadaşım için kitabı aldım. Tam evden çıkmak üzreyken, kahvaltıyı beğenmemi umarak hazırlamış olacak ki &quot;Ne o kahvaltını bitirmemişsin beğenmedin mi yoksa?&quot; sordu annem,&lt;br /&gt;&quot;Yok ya dershaneye geç kalmıyayım diye bıraktım&quot;&lt;br /&gt;&quot;Hmm tamam, haydi iyi dersler, Allah zihin açıklığı versin, iyi dinle öğretmenlerini&quot; diyen annemi &quot;Sağol&quot; diye cevaplayıp çıktım kapıdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dershaneye varıp sınıfıma ulaşmak için merdivenleri aheste aheste çıkarkan herkes mal mal bana bakıyordu. Problem saçlarımdır diye düşündüm, zira geç kalma korkusuyla duş almamıştım ve büyük ihtimalle o uzun, bok rengi saçlarım isyan bayrağını çekmişler, bir birinden bağımsız şekilde sağa sola dağılmışlardı. Misalen bir tutamı iki kaşımın ortasına düşümüş, salak salak suratıma bakıyorlardı. Sınıfa vardığımda sınıf bomboştu, saatime baktım, dersin başlamasına bir dakika vardı, ama sınıf bomboştu. &quot;Kimse yok madem ineyim aşığıya da bi&#39; sigara içeyim&quot; diye düşünüp, elimdekileri sırama koyup indim, sigara içmek için kullandığımız işhanı girişine girdim. Bütün sigara bağımlısı arkadaşlarım oradaydı, benim bi&#39; şey dememe izin vermeden atladı biri; &quot;Elindekiler neydi lan az önce ?&quot;&lt;br /&gt;&quot;Kitap&quot;&lt;br /&gt;&quot;Defter de vardı oğlum?&quot;&lt;br /&gt;&quot;Kusura bakma da dershaneye geliyoruz, ne getireydim ? Şişme karı mı getireydim ?&quot;&lt;br /&gt;&quot;Lan gerizakalı! Sınav var bu gün, zar getirsen anlarım da defter ne oluyor ? Ondan mı bakacan ?&quot;&lt;br /&gt;&quot;Sınav mı ? Hay amümyüm&quot; deyip hemen tekrar dershaneye girdim, kitabı aldım. Bütün katlarda aradım taradım ama kitabı vereceğim arkadaşı bulamadım. Tanımadığım hocanın teki tuttu ensemden, &quot;Haydi gir sınıfına, sınav başlıyor&quot;&lt;br /&gt;&quot;Bir saniye hocam gelicem hemen&quot;  deyip kurtulduğum gibi dershanenin dışına attım kendimi. O uykusuzlukla sınava giremezdim zaten. Nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm biraz, düşüdüm, dişime göre başlık gelsin umuyorum, gelmiyor, girdime oy verilsin umuyorum, verilmiyor, uyumayı umuyorum, uyuyamıyorum, annem kahvatıyı beğenmemi umuyor, beğenmiyorum, öğretmenlerimi iyi dinlemimi umuyor hatta ben de umuyorum, ama olmuyor. Dershanede sınav var oluyor. Bu ne biçim bir hayat sayın okuyucu ? Neden hiçbir şey umduğumuz gibi olmuyor ? Neden hayat sadece Serdar&#39;ı yormuyor da herkesi yoruyor ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklarım beni herzaman takıldığım kafeye götürmüş. İçeri giriyorum. Eren Abi (Kafenin sahibi) balkona tanımadığım bir adamla muhabbet ediyor. Balkona yaklaştıkça ne dediklerini hafif hafif duyorum. &quot;Ekmek parası&quot;, &quot;İş&quot;, &quot;Güç&quot;, &quot;Aslanın ağzında hatta karnında&quot; gibi bir şeyler konuşuyorlar. Az önceki derin düşüncelerden sıyralmak istercesine dalıyorum aralarına.&lt;br /&gt;&quot;Ne o abi ? Part-time iş mi ? Gireyim hemen ?&quot;&lt;br /&gt;&quot;Hea, part-time iş, git! Gir de gör ebenin karlı dağını&quot; içeriyi giriyor seri adımlarla,&lt;br /&gt;&quot;Orada millet ölüyor sen ne diyorsun *mına koyayım ya! Allah allah&quot; diyor tanımadığım şahıs, o da hemen içeri giriyor.&lt;br /&gt;Az önce görememişim ama balkonda bir tane de ufaklık varmış. Soruyorum;&lt;br /&gt;&quot;Lan? Ufaklık, ne oluyor burda ?&quot;&lt;br /&gt;&quot;Madende göçük mü ne olmuş, iki kişi ölmüş&quot;&lt;br /&gt;&quot;Hass.ktir ya&quot;&lt;br /&gt;&quot;Öyle işte&quot; deyip o da giriyor içeri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçime garip his kaçıyor, zira Eren Abi&#39;nin kardeşi daha bir ay önce T.T.K&#39;da(Türkiye Taş Kömürü) işe girmişti, yani onu gerçekten kızdırmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağda solda ekmek parası için insanlar ölüyordu, benim kafama taktığım şeylere baktı, sözlükte aldığım oylar çok mu önemliydi ? Umduğum şeyler olmuyordu, olsa sanki bir bok mu olacaktı ? Hayat beni yoruyordu, hayatın da benim de *mına koyayımdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözüm balkondan aşığa dalmış, insanlara dikkat ettim. Bir çoğu benim bu düşündüklerimi dahi düşünmüyorlardı. Ozaman onların da *mına koyayımdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat gerçekten çok garip sevgili okur. Düşünsene şimdi, o ölen adamların ailelerini düşün. Belki hala haberleri yok. Belki o adamın küçük kızı şuan okulda &quot;Umarım, babam eve gelirken çikolata almayı unutmaz&quot; diye düşünüyor. Ama umduğu olmayacak. Belki de o adamın büyük oğlu şuan okulda kız arkadaşıyla beraber boş bir sınıfa geçmiş yiyişiyorlar. &quot;Babam iki hafta sonra yıllık izne çıkıyor aşkım, umarım yıllık izinde köye gitmeye karar verirler de biz de rahat ederiz&quot; deyip tekrar yumuluyor kızın dudaklarına belki de. Olamaz mı ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise kendini düşün sevgili okur. Şuan sana kötü bi&#39; haber gelebilir, hiç beklemediğin bi&#39; haber. Hatta bu olay olalı aylar geçmiş ama senin haberin olmamış da olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da bir dakika ya, bu kadar bencil olma, sadece kendini düşünme herkesi düşün. Hatta herşeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de herifçioğlunun teki şuanda duş alıyor ve banyoda gördüğü hamamböceğinin &quot;*mını mırzını s*ktiğim böcüğü&quot; diyerek basıyor üstüne, sonuçta o böceğinde ailesi var onlar da babası/annesi/kocası/karısı bir şey getirecek diye umuyorlar. Filistindeki çocuklar ateşkesin kalıcı olmasını, Somali&#39;li korsanların elindeki gemilerden birinde oğlu/kocası/babası olanlar oğlunun/kocasının/babasının kurtulmasını umuyolar. Ve aynı esnada İsrail ikinci harekatın planını yapıyor, Somali&#39;li korsanlar isteklerinin yerine getirilmediği her saat birini öldürüyolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misalen beni ele alalım, dikkat ettiysen yarım saattir &quot;sevgili okur&quot; diyorum zira beni okuyan birilerinin olduğunu umuyorum. Umuyorum ki, birileri yazdıklarımı okuyor, &quot;İyi demiş ama ipne&quot; diyor &quot;G.tüme benzemiş, sen kim yazı yazmak kim lan?&quot; diye geçiriyor içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak yine kendime döndü muhabbet, yine kendimi düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sence insan oğlu neden bukadar bencil sevgili okur ? Hayat ne garip şey değil mi sevgili okur ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat ne garip şey biliyor musun anne ?</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/802542688793106001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/802542688793106001?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/802542688793106001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/802542688793106001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/02/hayat-ne-garip-sey-biliyor-musun-anne.html' title='Hayat ne garip şey biliyor musun  anne  ?'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-4260818173338287948</id><published>2009-02-07T20:11:00.003+02:00</published><updated>2009-02-08T12:27:33.312+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Sonra halletsek abi ?</title><content type='html'>&lt;span style=&quot;font-size:100%;&quot;&gt;     Bu gece biraz geç yattım dostlar. Daha doğrusu biraz erken yattım, sabah &lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;color: rgb(51, 51, 51);font-family:Verdana;font-size:100%;&quot;  &gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;line-height: 14px;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot;  style=&quot;font-family:georgia;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot;&gt;7²³&#39;de. Tabi buna bağlı olarakta geç kalktım, akşam&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;color: rgb(51, 51, 51);font-family:Verdana;font-size:100%;&quot;  &gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;line-height: 14px;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot;  style=&quot;font-family:georgia;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot;&gt; 17º³&#39;de. Kalktığımda bir hayli açtım, on saattir uykudaydım en nihayetinde. Kalktığım gibi annemin yanına koştum ve &quot;Anne bi&#39; yemek hazırlasanda yesem, ha ?&quot; dedim &quot;Erken kalksaydın yerdin.&quot; dedi &quot;Anne ama ben hastayım, geceleri uyuyamıyorum anlıyorsun di mi beni ? Ha ? Açım ben aç&quot; der gibi baktım gözlerine Küçük Emrah modunda. O ne yaptı dersin ? &quot;S.ktirgit git aşağıda ye!&quot; der gibi baktı bana, ben de &quot;Tamam lan!&quot; der gibi bakıp, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;color: rgb(51, 51, 51);font-family:Verdana;font-size:100%;&quot;  &gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;line-height: 14px;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot;  style=&quot;font-family:georgia;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot;&gt; hızlıca kapıya yöneldim &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;color: rgb(51, 51, 51);font-family:Verdana;font-size:100%;&quot;  &gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;line-height: 14px;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot;  style=&quot;font-family:georgia;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot;&gt;&quot;Senin yemeklerine kalmadım anne tamam mı ? Kalmadım!&quot; der gibi çarptım kapıyı ve çıktım evden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Koşar adımlarla herzaman ki dönerciye indim, hani şu Yeni Cami&#39;nin yanındaki. Bu sefer patron yoktu, çırak vardı dönerin başında, beni görünce &quot;Buyur abi&quot; dedi salakça sırıtatak, &quot;Herzamankinden olsun&quot; dedim. &quot;Herzamankinden derken&quot; dedi ve hala sırıtıyor pezevenk, &quot; İki liralık, sadece patates mayonez olacak, tuzu da bol olsun&quot; dedim, &quot;Haa herzamankinden diyorsun sen.&quot; dedi, &quot;Tabi onu diyorum salak!&quot; der gibi baktım, &quot;Hemen abi.&quot; der gibi baktı, ama hala sırıtıyordu, hani pişmiş kelle gibi derler aha da buraya cuk oturuyor o laf, o derece yani. Neyse hazırlamaya başladı, arada bir bakıyordu bana &quot;Hehe salağa bak&quot; der gibi. Bi&#39; kaç dakika sonra uzattı poşeti, &quot;İki lira abi.&quot; dedi &quot;Bi&#39; saniye&quot; dedim elimi cebime.... Bi&#39; dakika, n&#39;oluyor lan! Cep, cep yoktu, evet cebim yerinde yoktu. Cepsiz bir kıyafer ne olabilir ? - Evet tahmin ettiğin gibi- Kafamı yavaşça aşağıya doğru eğdim ve ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pijama, hem de dede pijaması, hani şu mavi çizgili olanlardan. Dünya başıma yıkıldı. &quot;Şu parayı ödeyip gideyim, kaçayım bu şehirden&quot; diye düşündüm, ama dede pijamalı bir adamdan 2 lira çıkar mı ? Evet tahmin ettiğin gibi çıkmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Sonra hallederiz abi&quot; dedim(İki dakikada abi oldu pezevenk), &quot;Ne demek kardeşim&quot; dedi(*rospu çocuu).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen uzaklaştım ordan, koşmaya başladım. Deli gibi, dana gibi koşuyordum, sokaktaki herkes bana bakıyordu. Simalara dikkat etmeye başladım, tonton bi&#39; teyze &quot;Vah vah... Çakı gibi delikanlı sıyırmış.&quot; der gibi bakıyordu. Karşı kaldırımda arabesk tipli bir adam da &quot;Hehe, deli z.kmiş delüganlıyı.&quot; der gibi sırıtırak bakıyordu. Tam o sırada karşıdan gelen bi&#39; hatunu fark ettim, çok hoş, çok güzel, taş gibi bi hatun. Bi&#39; süre sonra o da beni fark etti, önce sıfatıma doğru &quot;Ayhh sachlara baq yha, choqh dadluu&quot; der gibi bakıtı ama sadece sıfat yetmiyor olacak ki kafasını aşağıya doğru indirmeye başladı ve indirdikçe bakışları değişti, hatun çark etti, resmen suratı ekşidi, &quot;Ayhh shuna baqq yhaa, iiğrençç qrooo!&quot; der gibi bakmaya başladı ve ilk köşeden döndü. İyice yerin dibine girmiştim, dahada hızlandım, artık kimseyi göremiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi&#39; kaç dak,ka sonra sürekli takıldığım kafenin önündeydim. Daldım hemen içeri, &quot;Selamüm aleyküm beyler&quot; dedim, herkes bana döndü ve hep bir ağızdan &quot;Aleyküm&quot; dedi ve kaldı. Evet orda kaldılar, tamamlamadılar, tamamlayamadılar. Öyle bakakaldılar. Sonsuz bir sessizlik içinde öküzün trene baktığı gibi bana bakıyorlardı, ama burda öküz olan onlar değil bendim. Ne fark var ki aramızda ? Ha sokakta dald.şak dolanan hint ineği, ha dede pijamasıyla dört nala koşan ben, bi&#39; fark var mı ? Eren abi sessizliği bozdu, &quot;Ne o lan dededin mi ? Yakışmış ama ha.&quot; dedi alaycı bi&#39; tavırla, arkadan Umut atladı, &quot;Annenin terlikler de fenaymış ama ha&quot; dedi. Bitmedi Selçuk girdi içeri, o da vurdu, &quot;Kanki çorap delik, çıkmış topuklar en bolu patetesinden, ne ayak ?&quot; dalga geçiyorlardı.&lt;br /&gt;En yakın arkadaşlarım dahi dalga geçiyorlardı. Gözlerim karardı, bi&#39; anda bağırmaya başladım, &quot;İpneler, şerefsizler!&quot; sağa sola salyalarımı iyice akıttım ve, &quot;Ulan bi&#39; de en yakın arkadaşlarım olacaksınız, g.tsünüz lan! Destek olacağınıza vuruyorsunuz, *mına koim sizin gibi arkadaşın&quot; diye devam ettim ve sustum. Onlar da sustu. Yine o sessizlik, hiç bitmeyecekmiş gibi.&lt;br /&gt;Bilahare iğrenç bi&#39; ses bozdu sükuneti, mesaj sesi, Benim telefondan geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Aşkm skkta bi dli grdm bgn aynı saa benzydu yaa sprdi vala ehuehuehu sen diildin dimi o aşkm ?&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bi&#39; darbe daha. Herkes bağırmaya başladı, her kafan bir se geliyordu, ama ben duymuyordum. Hani filmlerde herkes çığlık atar ama taş hatun duymaz bunları, baygın gözlerle bakar etrafa, işte aynen öyleydi ama o taş hatun rolünce bu kez ben vardım. Millet daha da coşuyordu ve coştukça gözümün önünden kayboluyorlardı. Çok hafif görüyordum onları, ama duymuyordum, ben daha çok &quot;Yarın sokağa nasıl çıkacam lan ben? Ebem z.kildi, bu karizma bi&#39; daha toplanmaz&quot; diye düşünüyordum. O sırda sesleri sesleri tekrar tuyar gibi oldum. tuhaf bi&#39; uğultu, ama her saniye netleşiyor, sanki Gün Han diyor, sanki bana sesleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün...&lt;br /&gt;Gün H...&lt;br /&gt;Gün Ha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses gittikçe daha bi&#39; tanıdık geliyor, arkaşlardan birinin değil, bi&#39; kadın sesi, yıllardır duyduğum bi&#39; ses bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deprem oluyor gibi sarsıldım, yerimden fırladım, yakamda bir çift el vardı ve hiç durmadan sarsıyordu beni. &quot;Kim lan bu dengesiz&quot; diye düşünüp kafamı yukarı kaldırdım ve annem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mnskym kabusmuş lan!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/4260818173338287948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/4260818173338287948?isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/4260818173338287948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/4260818173338287948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/02/sonra-halletsek-abi.html' title='Sonra halletsek abi ?'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-4134831687789159080</id><published>2009-02-07T06:52:00.004+02:00</published><updated>2009-02-07T08:16:15.714+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="O değil de"/><title type='text'>Balık beslemek</title><content type='html'>Evde balık besleyenleri anlamıyorum ben. &quot;Nesini anlamıyorsun ya ? Huzur veriyor işte ne güzel.&quot; diye içinden geçirenleriniz olabilir, olsun da zaten zira canım sıkılıyor birileri böyle desin ki alnını karışlayabileceğim birini bulayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyorum ben ya ? Konumuz bu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse işte... Anlamıyorum ben bu balık besleyenleri. Huzur veriyormuş, hadi ya! Bana da Adriana Lima huzur veriyor ama ben onu alıp kafese koymuyorum, kafesi de odamın baş ucuna koymuyorum değil mi ? Bak şimdi de &quot;Aaa... İnsan ama o.&quot; diye geçiriyorsunuz içinizden. Sorarım size Adriana Lima nefes alıyor mu ? Peki ya balık ? Eee ne oldu şimdi ? Sen o balığı salonun ortasına koyabiliyorsan ben de Adriana Lima&#39;yı koyabilmeliyim arkadaşım. Tamam bu caniliği ben yapmam da benden önce elemanın biri yapmış işte, almış o balığı akvaryuma koymuş hem de kimse dememişki &quot;Arkadaşım bu yaptığına canlik denir. Bırak hemen o balığı yerine.&quot; Bak şimdi o elamanı da merak ettim ha. Acaba hangi psikolojiyle yaptı bunu? Acaba hangi felsefi öğretiye dayanarak aldı balığı? Acaba hangi dinde yeri var bu caniliğin ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat ettiysen yeni paragrafa geçtim, burdan çıkaracağın şey yukardaki sorulara cevap bulmuş olmamdır. Evet cevabı buldum sanırım. Bence bu eleman, şu bizim herzaman duyduğumuz &quot;Komşusu açken tok yatan bizden değildir.&quot; sözüne güvenerek yaptı bu caniliği. Dur hele inançlarına falan saldırmadım arkadaşım. Bu sözde bir hata yok, eleman problemli bence. Yanlış yorumladı büyük ihtimalle bu sözü. &quot;Komşun tok uyurken sen açlıktan uyuyamıyorsan, o komşunun hayatını karartabilirsin.&quot; tarzında yorumladı sanırsam. Çok huzursuz olduğu bir gün, şöyle bir dolanayım, hava alayım maksadıyla çıktı bu evden. Sonunda geldi bir deniz kenarına oturdu kara kara başındaki dertleri düşünmeye başladı, derken denizde huzur içinde yüzen balığı gördü, &quot;Bu .mına koduğum balığı ben huzursuzken huzur içinde yüzüyorsa ben bunun hayatını z.kebilirim aslında ha.&quot; diye ampul patladı kafasında ve balığı aldığı gibi eve götürüp bi bardağın içine koydu. Ve kimse de bu elemana dur demedi, dur dememekle kalsalar iyi denizde huzur içinde yüzen balıkları da onlar aldılar ve şuanki duruma kadar geldi bu olaylar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yani diyeceğim o ki; Delinin biri, bardağa bir balık attı, asırlardır 40.000.000.000  akıllı çıkaramıyor. Daha da açık konuşmak gerekirse; Bırakın o balıkları. Denize atın onları, hatta balıklarla yetinmeyin evde beslediğin o minik hayvanların hepsini doğal hayata bırakın. Bak nasıl huzur bulacaksınız.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/4134831687789159080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/4134831687789159080?isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/4134831687789159080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/4134831687789159080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/02/balik-beslemek.html' title='Balık beslemek'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-7022478290708992514</id><published>2009-02-06T16:37:00.003+02:00</published><updated>2009-02-06T18:58:57.276+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="O değil de"/><title type='text'>Mahmut</title><content type='html'>Sevgili komşumun sevgili oğluna sevgilerle ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Başlangıç cümlem çok tuhaf oldu biliyorum, genelde mektuplara &quot;Sevgili Hasan&quot;, &quot;Canım kardeşim Enes&quot;, &quot;Değerli anneciğim&quot; hatta duruma göre &quot;Aşkım&quot; gibi şeylerle başlanır bunu da biliyorum. Ama dikkat ettiysen bütün başlangıçlarda bir sıfat veya isim var, yok eğer dikkat etmediysen ben anlatayım. Misalen ilk başlangıçta &quot;Sevgili Hasan&quot; demişim yani mektubu yolladığım şahsın adı Hasan&#39;mış, ikincisinde ise &quot;Canım kardeşim Enes&quot; demişim yani mektubu yolladığım şahsın adı Enes hatta isimle yetinmemiş bir de sıfat eklemişim kardeşim demişim, yani bu şahıs benim kardeşim hayatımda yeri var da yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Aslında bunları anlatmaktaki maksadım ne biliyor musun ? Haytımda yerin olmadığı halde hatta senin ismini dahi bilmediğim halde süreki seni hatırlamam doğrultusunda uyarılmam. Evet evet, ismini dahi bilmiyorum senin, işte başlangıç cümlemin tuhaflığı da bundan dolayıdır. Ve bütün mektubun tuhaf olmaması için de mektubun devamından senden Mahmut diye bahsedeceğim. Unutma Mahmut sensin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Sana isim de bulduğumuza göre sadete gelebiliriz. Bak Mahmut&#39;cuğum, ben Gün Han büyük ihtimalle tanımayacaksın beni. Şöyle söyleyeyim komşunuz Ayşe Teyze&#39;nin oğluğum ben. Bu mektubu yazmaktaki maksadım ise senin etrafındaki insanları umursamaz tavırların. Bunları seni kırmak veya üzmek için söylemediğimden emin olabilirsin. Bunları seni uyarmak için yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Ben şuan 18 yaşımdayım, tam 12 yıldır da okuyorum ve yine 12 yıldır da senin efsanelerini dinliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Henüz 7 yaşımda büyük turuncu kamyonumla oynarken düşüp kafamı kırdım ben. Bu olaydan sonra ne olmasını beklersin sen ? Evet aynen öyle annen yanına gelir &quot;Ah yavrum&quot; diyerek seni kucakladığı gibi ecza dolabına götürür ve kafandaki volkandan çıkan lav misali fışkıran kanları temizler kanamayı durdurur ve &quot;Canım oğlum, sakın bidaha hızlı kullanma kamyonu tamam mı annem ? ha ?&quot; diyerekten kafana tentürdiyot sürer. hatta pansuman bittikten sonra yanağına kocaman, ıslak bi öpücük kondurup, kıçına severcesine bi şaplak atıp &quot;Haydi arkadaşlarınla oynamaya devam et, ama dikkat et tamam mı oğluşum ?&quot; der. Hayır! böyle olmadı. Ben hayali arkadaşım ölmüş gibi bas bas bağırak, kanlar içinde ağlarken annem pencereden kafasın çıkardı ve &quot;Püü! Allah belanı versin! Komşunun çocuğu çizgi çizmeyi bırakmış harflere geçiyo sen burda kafanı yar, müstahakdır sana, kime çektin bilmem ki!&quot; diyip girdi içeri. Bahsi geçen &quot;Komşunun Çocuğu&quot;&#39;nu tahmin ediyorsundur herhalde ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Neyse 9 yaşımdayım o dönem atari denen bir cihaz çıkmıştı piyasaya,-sen bilmezsin tabi böyle şeyleri- okulda herkes dün gece Mario&#39;nun hatununu nasıl kurtardığından, o güzeller güzeli, seksiler seksisi hatunun gözünde nasıl kahraman olarak göründüğünden bahseder oldu o dönem. Tabi ben de insanım, ben de özeniyorum, ben de o seksi kızıl hatunu kurtarmak isiyorum. İşte bu yüzden aylarca anneme &quot;Ane litfen ane, yalvarıyrım ane, al ane&quot; gibi gururmu ayakları altına alarak yalvardım. Peki her seferinde aldığım cevap neydi biliyor musun ? söyliyeyim &quot;Komşunun oğlu harıl harıl ders çalışsın, eline geçirdiği her kitabı okusun ama bu atari denen şeytan icadını istemesin sonra sen istedin diye biz hemen alalım ha ? Yok öyle yağma! Otur derslerine çalış komşunun çocuğunu örnek al biraz.&quot; Şimdi sevgili Mahmut&#39;çuğum, canım kardeşim söyle buna hakkın var mıydı ? Ha ? Neyse kardeşim sinirlenmek istemiyorum bu yüzden de sorular en sona kalsınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Bu işkenceyi sadece çocukluk döneminde yapmadın tabii ki bana, ergenlikte de devam ettin buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   14 Yaşımdayım LGS denen b.kun olduğu dönem yani ve ergenliğe girmişim en nihayetinde &quot;Aha bak şu karşıdaki tepeyi dün akşam ben yarattım evde, sabaha karşı da gelip koydum oraya nasıl olmuş ?&quot; havalarında dolanıyorum okulda falan, dersler de umrumda değil hani. Çok da fifi olursa olur olmazsa düz liseye giderim diyorum. Karşıdaki tepeyi ben yarattım ya hani, cebimde param var ya hani, çök dememle dünya önümde diz çökecek gibi geliyor. Dershaneyi asıyorum hep, evi arayıp şikayet ettikleri zaman annem bana dönüp &quot;ALLAH BELANI VERSİN!&quot; der gibi bakarak &quot;Komşunun oğlu günde 4 saat çalışsın, sen dershaneyi as! Kazanama da göreyim seni.&quot; diyor hep. Neyse yazın başında LGS sonuçları açıklanıyor kazanamamışım, benim hala s.kimde değil ama annem öyle demiyor işte &quot;Komşunun oğlu Fen Lisesi&#39;ni kazanmış.&quot; diyor &quot;Orada okuyacakmış.&quot; diyor &quot;Sen ne biçim evlatsın.&quot; diyor &quot;Senin gibi evlat olmaz olsun.&quot; diyor &quot;Bundan sonra sana harçlık falan yok.&quot; diyor. Ve de harçlık falan verilmiyor, karşıdaki tepe yok oluyor, &quot;Çök!&quot; diyorum bütün dünya hep bir ağızdan s.ktir çekiyor, &quot;Çek demedim lan allahsız çök dedim&quot; diyorum &quot;La yörü senle mi uğraşam ?&quot; diyor. Şimdi sorarım sana buna hakkın var mıydı ? Bütün yazımı zehir etmeye hakkın var mıydı Mahmut&#39;um ha ? Hakkı hukuku koyalım bi kenara da sen nasıl insansın lan ? Sen de okula bizim gibi sabah sekizde girip öğlen dörtte çıkmadın mı ? Bu ne enerjiklik oğlum ? Hiç mi yorulmuyordun lan ? Neyse Mahmut sinirlenmemem lazım biliyorsun kırmak istemiyorum seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Ama dayanamıyorum Mahmut biraz daha konuşursam çok fena patlayacağım, o yüzden yavaş yavaş mektubu bitirmek istiyorum. Hatırlıyorsan mektubun başında bunları seni uyarmak için yazdığımı söylemiştim. Hatırlıyorsun değil mi Mahmut&#39;çuğum ? Hatırlıyorsun değil mi Simentalım ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   O uyarım şu ki ;&lt;br /&gt;Biz senin bu efsanelerini dinleyen, senin yüzünden hayatı kararan insanlar olarak toplandık ve bir istişare yaptık. &quot;Bu o rus bu çocuğundan nasıl kurtulabiliriz&quot; isim li bölüm ise bir referanduma sahne oldu. Sonuç ise şu ; Üzülerek söylüyorum ki eğer bu haraketlerine devam eder ve bizden sonraki gençlerin de hayatı karartmaya yeltenirsen istişareye katılan 30 kişi bir gece ansızın demir sopalarla seni öldüresiye dövecek. Ha bir de o 30 kişinin içinde ben yokmuşum gibi yazdım sanırım, ama sakın aldanma ona. Seni zevkle dövecek o 30 kişinin arasında ben de varım diyor ve mektubumu burda bitiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not : Anneme tam &quot;Anne al bunu o komşunun oğluna ver.&quot; diyecekken aklıma geldi. Senden sürekli oğul diye, Mahmut diye bahsettik ama senin hatun olmadığını ve adının Özge olmadığını kimse iddia edemez. Ve ben biliyorum ki dünya üzerinde ki bütün Özgeler güzeldir, iyidir, cicidir ve en önemlisi çalışkandır, zekidir. Yani diyeceğim o ki; Benim coğrafyadan falan eksiğim var Özge&#39;cim eğer bana coğrafya anlatacak zamanın varsa aşaığa mesene adresimi yazıyorum ekle, görüşelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesenem :&lt;br /&gt;asksiz_prens@hotmale.kom</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/7022478290708992514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/7022478290708992514?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/7022478290708992514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/7022478290708992514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/02/mahmut.html' title='Mahmut'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-4617453310731559147</id><published>2009-02-05T04:57:00.000+02:00</published><updated>2009-02-05T05:22:13.920+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kısa Kısa"/><title type='text'>Duman, meme , falan filan</title><content type='html'>&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Saat sabahın beşi ve benim sigaram bitti. Canı sıkıldıça sigara içen bir ademoğlunun sabahın beşinde sigarasının bitmesi nasıl bir duygudur bilir misin sen dost ?&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ademoğlu dedim de aklıma geldi; Bu kelimeyi duyunca çıldıran feminist bir arkadaşım vardı benim bi ara. Yok efendim niye ademmiş, niye havva değilmiş. Yok efendim niye oğluymuş, niye kızı değilmiş. Bu kadınlara haksızlıkmış. Burdan o arkadaşa sesleniyorum; Yalnızca bi&#39; kelime o canım benim takılma bu kadar, ha bir de senin feminist olman tıbben mümkün değil. Erkeksin olm sen!&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Konu feminizme gelince aklıma yine bi&#39; şey geldi. Bu soru bütün hatun kişilere geliyor. Canlarım ciğerlerim, Semantalarım fokslarım şu elinizdeki kitapları neden göğsünüze yaslayaraktan taşıyorsunuz bi&#39; deyiverin de öğrenelim, bilelim neden yaptığınızı bütün er kişi cemiyeti olarak merak içindeyiz, sizi bu halde görünce işi gücü bırakıp derin düşüncelere gark oluyoruz, hade bavul çantalılarım, mini etek altına kot giyenlerim aydınlatın bizi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ben açık büfe aramaya gidiyorum dostlar. Sigara alıp gelcem.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Açık büfe dedim de karnımın aç olduğu geldi aklıma neyse a.e.o k.i.b öpt by mck.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/4617453310731559147/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/4617453310731559147?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/4617453310731559147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/4617453310731559147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/02/duman-meme-falan-filan.html' title='Duman, meme , falan filan'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-497787773445837310</id><published>2009-01-26T16:57:00.002+02:00</published><updated>2009-01-27T09:01:01.905+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Doğum günü ve yalnızlık</title><content type='html'>Kimseye doğum günün kutlu olsun demedim ben. Kimsenin doğum gününü kutlamadım. Sevmem çünkü böyle şeyleri, bundan dolayı da kimse benim doğum günümü kutlamadı. Çok da umurumda değil aslında. Hem ne o öyle yok doğum günün kutlu olsunlar, yok iyi ki doğdunlar falan? Sanki ben olmasam hayatın daha anlamsız olacaktı…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tam bunları düşünürken bir gürültü kopuyor, sınıftaki herkes bir yandan alkışlarla tempo tutup bir yandan da “iyi ki doğdun Doğu.” Diye bağırıyor. Ben ise sadece alkışlıyorum. Zira o iğrenç şarkımtrak cümleyi kuramıyorum. Ne zaman “Aha şimdi ben de katılayım onlara.” Desem kursağımda kalıyor söyleyemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burada anlıyorum ki az önce düşündüğüm her şey kendimi daha iyi hissetmem için beynimin bana oynadığı bir oyun. Aslında deliler gibi doğum günüm kutlansın istiyorum, benden habersiz öğretmenle anlaşılsın, bana çaktırılmadan dersin ortasında pasta çıkarılsın, herkes hep bir ağızdan “İyi ki doğdun Gün Han” diye bağırsın, hatta yetmesin “Mutlu yıllar Gün Han” diye de devam etsinler istiyorum. Ama şimdiye kadar böyle bir şey olmadı eminim bundan sonra da olmaz. Neyse…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin suratında samimiyetsiz bir sırıtış… Bütün gözler Doğu’ya dönmüş vaziyette ve “Hadi üfle artık şu mumları.” Der gibi bakıyorlar. Doğu da çok önemli bir şey yapacakmışçasına aheste aheste yaklaşıyor pastaya. İçimden “Yapma! Daha fazla yaklaşma, üfleme o mumları.” Diye çığlık atıyorum ama beni duymuyor. Pastanın birkaç adım ötesinde bekliyor biraz, okulda yasak olmasına rağmen öğretmenlerin bir şey demediği uzun dalgalı saçlarını gözünün önünden çekiyor, bilahare o mesafeyi de kapatıp pastanın birkaç santim ötesinden üfleyerek bütün mumları söndürüyor. Ve yine o gürültü… Herkes alkışlamaya başlıyor bu da yetmiyor bir de müziği açıp dans etmeye başlıyorlar. Herkes çok mutlu … Ben “Bitsin artık bu ıstırap !” diye düşündükçe daha da abartıyorlar, ben de herkes gibi mutlu görünmeye çalışıyorum ama dışarıdan nasıl göründüğümü ben dahi tahmin edemiyorum. Tam hiç bitmeyeceğini düşünmeye başlamışken öğretmenin   “Yeter artık çocuklar tamam. Az sonra zil çalacak zaten bırakalım.” Demesiyle bu şaklabanlık bir son buluyor ben de rahat bir nefes alıyorum. Gerçekten de birkaç dakika sonra zil çalıyor, yavaş yavaş bahçede toplanıyoruz. Ben hariç bütün sınıf terli ben ise dolu gözlerle İstiklal Marşı’nı okuyup evlerimize dağılıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün gece “Acaba benimkini hatırlayan biri çıkacak mı? Pazartesi okula gittiğimde biri de gelip bana “Doğum günün kutlu olsun Hasan.” Diyecek mi ?”  diye düşünerek volta atıp durdum evin içinde. Saat gece yarısına yaklaşınca da aldım elime telefonumu yattım düşündüm ki belki birinin aklına gelir. Nasılsa bugün doğum günü moduna girmişler biri de bir mesaj atar diye düşündüm ama atan olmadı. Saatlerce yatakta bir sağa bir sola dönüp durdum, saatlerce koyunların doğum günlerini kutladım ama uyuyamadım. Neyse ki bi’ ara uyuya kalmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyumam geç saatleri buldu, saat on iki gibi ancak uyanabildim , ve uyandığım gibi telefona sarıldım. “1 yeni mesaj” yazıyordu telefonda çok sevinmiştim. Hemen açtım mesajı…&lt;br /&gt;“Sayın Gün Han Selaş doğum günününüz kutlu olsun. Birlikte nice mutlu senelere... Vodafone” Himalaya’lara tırmanan sevincim bir anda yerle bir oldu. “Bu ne la ? yllrdır vdfone kllnuyrm olm ben bu ne samimytszlik amk ibneleri!” yazıp gönder tuşuna bastım, bi’ kaç saniye sonra “DOİNG!!” diye bir ses geldi telefondan.&lt;br /&gt;Mesaj gönderilemiyor.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/497787773445837310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/497787773445837310?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/497787773445837310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/497787773445837310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/01/doum-gn-ve-yalnzlk.html' title='Doğum günü ve yalnızlık'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-8637166737895836395</id><published>2009-01-18T06:38:00.001+02:00</published><updated>2009-01-27T09:00:52.426+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Şiir"/><title type='text'>Be Kanka</title><content type='html'>Büyük üstad &lt;a href=&quot;http://www.neyzentevfik.org/&quot;&gt;Neyzen Tevfik&lt;/a&gt;&#39;i tanırmısınız bilemedim şimdi ama olsun şimdi tanımış oldunuz işte. Neyse bu üstadın bir şiiri var &lt;a href=&quot;http://www.fokurfokur.com/e/14058&quot;&gt;Eski Dostum&lt;/a&gt; adında belli bir yaştan sonra ötemeyen horozuna yazmış bu şiiri işte ben de aldım bu şiiri en deli yaşlarında olup da horozu zamansız ötenler için takla attırdım neyse lafı fazla uzatman şiire geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Be Kanka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendi bir çocuk gibi dursan da&lt;br /&gt;Biliyorum için yanıyor be kanka&lt;br /&gt;En ufak doknuşta yerinden kalksan da&lt;br /&gt;Heyecanlanma benim elim o, az sakin ol be kanka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar yavruydun&lt;br /&gt;Duvara işeyip dururdun&lt;br /&gt;Isırılmaktan çok korkuyordun&lt;br /&gt;Şimdi ne oldu sana be kanka ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık başın dik bir at gibisin&lt;br /&gt;Gökdelen binalarda 52. kat gibisin&lt;br /&gt;Otopark önündeki sensörlü kalkan gibisin&lt;br /&gt;Bende seni besleyecek kestane yok, az sakin ol be kanka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum pek isteklisin bacakları omuza almaya&lt;br /&gt;Biliyorum pek isteklisin kestanelere tükürüp kaçmaya&lt;br /&gt;Ama şimdilik mecbursun gençlik mermini boşa atmaya&lt;br /&gt;Allah için az sabret be kanka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün gelecek kestanelerin içinde gezecensin&lt;br /&gt;Hatta kestaneden bıkıp biraz da karpuz isteyeceksin&lt;br /&gt;Yeri gelecek kestaneler, karpuzlar üstünde saltanat süreceksin&lt;br /&gt;Ama o gün gelene kadar sabret be kanka, az sakin ol be kanka</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/8637166737895836395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/8637166737895836395?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/8637166737895836395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/8637166737895836395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/01/be-kanka.html' title='Be Kanka'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2997444121978391719.post-6726878501686397981</id><published>2009-01-13T14:10:00.001+02:00</published><updated>2009-01-27T09:00:44.315+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hikaye"/><title type='text'>Christina Aguilera ile mutsuz sonlu akşam yemeği yemek</title><content type='html'>Loş bir ortamdı. Etrafı az önce yemek yiyip kaltığımız masadaki üç beş mum aydınlatıyordu, yani senin alıyağacağın bildiğin romantik bi ortamdı. Hala inanamıyordum Christina Aguilera ile başbaşa akşam yemeği yemiştim, hem de onun evinde, hem de böyle bir ortamda. Hatta yemeğin ardından iki kişilik kırmızı kanepeye oturmuştuk. Resmen g.t g.te vermiş oturuyorduk. Düşünsene Christina Aguilera&#39;nın g.tü senin g.tüne dokunuyor çok süper bişey bu aslında. Neyse konuya dönelim, bi hatuna bakıyorum bi kendimi düşünüyorum &quot;Ne arıyorum lan ben burda ? Bu hatun beni neden getirdi buraya&quot; diyorum kendi kendime,hayır yani ben hatun kişisi olsam bana vermem abi, vallaha vermem hele ki onun gibi bi hatun kişisi olsam kimseye vermem yakıştaramam ya. &quot;Ne düşünüyosun sarı ?&quot; diyor. Ne diyim şimdi ben buna ? hiç birşey demiyorum öyle melül melül bakıyorum suratına. &quot;Ne o beni çekici bulmuyor musun  yoksa ?&quot; diyor &quot;Yok estağfurullah ablacım sen çok çekicisin de ben kendimi pek s.kici bulmuyorum.&quot; diye geçiriyorum içimden ama dışımdan söyliyemiyorum bunu çünkü biliyorum kovar beni evden &quot;Sensin lan abla!Top musun lan sen ? Ha? Top musun ?&quot; diyip kovar evden.Gayette haklı olur yani bunu yapması da. Dünyada 6 milyar insan var, diyelim ki 3 milyar tanesi erkek bak ben yemin ediyorum ki bu 3 milyar erkekten 2 milyarı bu hatunla akşam yemeği yemek için Şahin k ile aynı yatağa girer. Öyle bi hatun bu çünkü .Cevap bekliyor hala, ve beklediği her saniye surat ifadesi değişiyor, sertleşiyor. Fazla zamanın yok hemen cevap veriyorum; &quot;Saçmalama abl... canım ya,o ne demek öyle&quot; diyorum yine tebessüm etmeye başlıyor, &quot;Tamam ozaman problem yok&quot; diyip yanaşıyor iyice, zaten g.t g.teydik, resmen üstüme çıkıyor, boynuma ıslak bi öpücük konduruyor. Benim içime böyle tuhaf bi titreme geliyor, tuhaf ve bayağı bi şiddetli bi&#39; titreme. kolay değil tabi en hassas olduğun yerinden , en hassas olduğun kişi, en hassas olduğun şekilde öpüyor. &quot;Ne o heyecanlı mısın sen hala ?&quot; diyor &quot;Ee.. evet&quot; diyorum, &quot;Dur en iyisi bi&#39; şeyler içelim biz&quot; diyip ekliyor &quot;Ne içersin canım ?&quot; diye,&quot;Bi&#39; şarap bi de biraya hayır demem&quot; diyorum, ikisini karıştırıp içersem biraz olsun rahatlarım diye düşünerek. &quot;Şarap kırmızı mı olsun beyaz mı ?&quot;diyor. &quot;Taam taam bırak,bana kafana göre sert bişey getir.&quot; diyorum.&lt;br /&gt;Beş dakika sonra elinde estetik bir viski şişesiyle geldi. Bardakları doldurdum ve ilk kadehi fondip yaptım. Boğazlarım çok fena yandı ama hissettirmemeye çalıştım ona. &quot;Hızlı içme canım ya, gece daha uzun, sızıp kalma yarıda.&quot;dedi seksi seksi bakarak.Bir kadeh daha doldurup onu da fondip yaptım.Çok iyi geldi bu iki fondip bana resmen rahatladım, özgüvenim yerine geldi, aslında bi kaç fondip daha yapsam mı lan ? diye düşünmedim değil ama özgüvenin yerini kibrin almasından korktum, iki fondip sonra Christina&#39;a dönüp &quot;Senin kuru g.tüne mi kaldım lan sarı çıyan ? ha ?&quot; deme olasılığım çok yüksekti işte bu yüzden burda yeter dedim ve Christina&#39;a döndüm şöyle bir baktım artık eskisinden de güzel geliyordu, sonra kendimi düşündüm &quot;Tam benlik bi hatunmuş lan bu&quot; diye geçirdim içimden. Yavaşça yanaştım ve az önce beni öptüğü yerden aynı onun öptüğü şekilde ben de öptüm, çok sevindi,&quot;Oh be kendine gel canım ya.&quot; dedi o da seksi seksi bakarak yanaştı elini kaldırdı ve tavanı gösterdi, &quot;İkinci katta koridorun sonundaki ikinci odaya git beni bekle, ben rahat bişeyler giyip geleyim.&quot; dedi yavaşça ayağa kalkıp &quot;Gelmesen de olur, senle yatmaya çok da meraklı değilim hani&quot; edasıyla merdivenleri bir bir çıktım taki beni göremeyeceği merdiven olan on döndüncü merdivene kadar. Evet saydım çünkü bu kolay birşey değil bu o hatun sana rahat bişeyler giyip geleyim demiş ve sen s.kimde değil ayağına yatıp rahat rahat yürümeye çalışıyorsun. On dördüncü merdivenden sonra koşar adımlarla ve dans ede ede geldim odaya. Kocaman bi oda resmen bizim evin 3-5 katı büyüklüğünde her tarafta aynalar var. &quot;Ohho bu gece çok uzun geçecek ya. Baksana yaptığın her hareketi her açıdan görecem .mına koim.&quot; diye düşündüm. Bi süre sonra viskinin etkisiyle iyice yanmaya başladı vücudum, ilk olarak çoraplarımı çıkardım, ama hatunun gelmemesi üzerine gömlekti, pantalondu derken bi süre sonra sadece baksırımla kaldım onu çıkarmak istemedim ama bi süre sonra onu da çıkarıp anadan doğma bir vaziyette yatağın üstüne attım kendimi minik ve salak çocuklar gibi zıplamaya başladım sonra. yatak da yatak hani trambolin mübarek her zıpladığımda daha yükseğe fırlatıyordu beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küttt...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Başımda iğrenç bi ağrı vardı,yataktan düştüm lan. Tam o sırada kapı açıldı, beni yerde  postu sermiş bi vaziyette görmemesi gerekiyordu hemen ayağa fırladım, arkamı döndüm karşımda babam var.&lt;br /&gt;&quot;Ne arıyosun sen burda ya! Manyak mısın baba çık dışarı çıplağız burda. Sapık herif.&quot; diye bağırmaya başladım, ama babam umursamaz bir şekilde &quot;Ne oldu ?&quot; dedi &quot;Ne demek ne oldu ? Sanane ya çık dışarı ya çıplağız ya&quot; diye bağırmaya devam ettim onda hala bi tepki yoktu &quot;Manyak mısın sen ?&quot; dedi sakince. Şöyle bir önüme baktım üstümde eski bi tişört altımda da mavi çizgili dede pijamam vardı anladım ki rüya görmüşüm .mına koim. elimi yüzümü yıkadım, az önce christina aguilera&#39;ın g.tünün dokunduğu g.tümde ıslak ellerimi kurulayıp hiçbir şey olmamış gibi kahvaltıya oturdum.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://seyrengi.blogspot.com/feeds/6726878501686397981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/2997444121978391719/6726878501686397981?isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/6726878501686397981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2997444121978391719/posts/default/6726878501686397981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://seyrengi.blogspot.com/2009/01/christina-aguilera-ile-mutsuz-sonlu_13.html' title='Christina Aguilera ile mutsuz sonlu akşam yemeği yemek'/><author><name>Gün Han Selaş</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16380716504408038273</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='19' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhvy1wlPj6OZbMgxImYXP-ZPZd6yi44KRr2wY8NYndMMtkUnVARoxURP2PaAOk2CoaCV-DX1ub-4ARWCjEQczD5EbZzGWCOKvuoolMLUbXDHwje9m6uDz8C-HdFVtdHiJ4/s1600/532912_10151394148204200_32747526_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>