<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Sevgiadası</title>
	
	<link>http://www.sevgiadasi.com</link>
	<description>Eğitim -Bilim - Kültür - Sanat Portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 19:37:13 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<feedburner:feedFlare href="http://add.my.yahoo.com/rss?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FSevgiadasi" src="http://us.i1.yimg.com/us.yimg.com/i/us/my/addtomyyahoo4.gif">Subscribe with My Yahoo!</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.newsgator.com/ngs/subscriber/subext.aspx?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FSevgiadasi" src="http://www.newsgator.com/images/ngsub1.gif">Subscribe with NewsGator</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://feeds.my.aol.com/add.jsp?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FSevgiadasi" src="http://o.aolcdn.com/favorites.my.aol.com/webmaster/ffclient/webroot/locale/en-US/images/myAOLButtonSmall.gif">Subscribe with My AOL</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.bloglines.com/sub/http://feeds.feedburner.com/Sevgiadasi" src="http://www.bloglines.com/images/sub_modern11.gif">Subscribe with Bloglines</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.netvibes.com/subscribe.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FSevgiadasi" src="http://www.netvibes.com/img/add2netvibes.gif">Subscribe with Netvibes</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://fusion.google.com/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FSevgiadasi" src="http://buttons.googlesyndication.com/fusion/add.gif">Subscribe with Google</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.pageflakes.com/subscribe.aspx?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2FSevgiadasi" src="http://www.pageflakes.com/ImageFile.ashx?instanceId=Static_4&amp;fileName=ATP_blu_91x17.gif">Subscribe with Pageflakes</feedburner:feedFlare><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/Sevgiadasicom" type="application/rss+xml" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><item>
		<title>İsmail Emre Hayatı-Sözleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/F4tZzhfPka0/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/ismail-emre-hayati-sozleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 19:37:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[ismail emre]]></category>
		<category><![CDATA[ismail emre güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[ismail emre hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ismail emre kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[ismail emre vecizeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3962</guid>
		<description><![CDATA[
Hayatı
İsmail Emre beş yaşında babasını, on yaşında da annesini kaybetmiştir. On yaşında hem öksüz, hem de yetim kalan küçük İsmail, kendinden yaşça çok büyük olan amcazadesi nalbant Şükrü efendinin yanında 17 yaşına kadar kalmış ve ondan nalbantlık öğrenmiştir.
Emre I. Dünya savaşının son senelerinde gönüllü olarak asker olmuş ve talimgahta hizmet görmüştür.
1921’de Bozantı-Halep-Nusaybin ve Temdidatı Demiryolları İşletmesi hizmetine girerek Adana garı deposunda kazancı ve kaynakçı olarak uzun seneler çalışmıştır. Bu vazifesinden 1943 yılında ve istifa etmek suretiyle ayrılmış, yine Adana’da serbest çalışmaya başlamıştır.
İsmail Emre’nin ilk çocuğu olan Emine ile ondan sonraki ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1Z9LVOz6cAngH6rL1vEGu77d7OY/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1Z9LVOz6cAngH6rL1vEGu77d7OY/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1Z9LVOz6cAngH6rL1vEGu77d7OY/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1Z9LVOz6cAngH6rL1vEGu77d7OY/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><center> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0065937552853919";
/* 336x280, oluşturulma 01.03.2009 */
google_ad_slot = "3344317601";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0065937552853919";
/* 468x60, oluşturulma 01.03.2009 */
google_ad_slot = "2608448832";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 60;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-0065937552853919";
/* 468x15, oluşturulma 09.01.2009 */
google_ad_slot = "9370699793";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></center></-> <p><img src="http://www.ismailemre.net/images/emre_renkli_b.jpg" alt="" width="375" height="269" /></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000">Hayatı</span></strong></p>
<p><strong>İsmail Emre</strong> beş yaşında babasını, on yaşında da annesini kaybetmiştir. On yaşında hem öksüz, hem de yetim kalan küçük İsmail, kendinden yaşça çok büyük olan amcazadesi nalbant Şükrü efendinin yanında 17 yaşına kadar kalmış ve ondan nalbantlık öğrenmiştir.</p>
<p><strong>Emre</strong> I. Dünya savaşının son senelerinde gönüllü olarak asker olmuş ve talimgahta hizmet görmüştür.</p>
<p>1921’de Bozantı-Halep-Nusaybin ve Temdidatı Demiryolları İşletmesi hizmetine girerek Adana garı deposunda kazancı ve kaynakçı olarak uzun seneler çalışmıştır. Bu vazifesinden 1943 yılında ve istifa etmek suretiyle ayrılmış, yine Adana’da serbest çalışmaya başlamıştır.</p>
<p><strong>İsmail Emre</strong>’nin ilk çocuğu olan Emine ile ondan sonraki Halil, küçük yaşta ölmüşlerdir.<br />
<span id="more-3962"></span><br />
Hayatta <em>Hafize, Ruşen, Fuzule, Neşe</em> isimlerinde 4 kızı ve <em>Fikri</em> adında bir oğlu vardır. Hanımının adı <em>Ayşe</em>’dir.</p>
<p><strong>Emre</strong> mektep, medrese yüzü görmemiştir. Sonradan öğrendiği eski harfleri Yunus Emre, Niyazi Mısri divanlarını şöyle böyle okuyacak kadar bilmektedir.</p>
<p><strong>Emre</strong>’nin eski harfleri öğrenmesi ilginçtir. <strong>Emre</strong>, 17-18 yaşlarındayken düştüğü Allah aşkı ateşine, Yunus ve Niyazi gibi aşık şairlerin şiirlerini dinleyerek su serpmeye çalışırmış. Fakat arkadaşları, bu divanları <strong>Emre</strong>’nin her istediği zaman okuyamazlarmış. O da buna üzülürmüş. Bu teesürle işe başlayan <strong>Emre</strong>, okumayı, harf ve hece usulüyle değil, kelimelerin şekillerini, resimlerini hafızasına nakşederek öğrenmiştir.</p>
<p>İlk öğrendiği kelime, Niyazi Mısri’nin “Kasap elinde koyunum” mısrasındaki kasap kelimesi olmuştur. Bu kelimeyi o zamanki kasap dükkanlarının Arap harfleriyle yazılı tabelalarında da seyrederek iyice öğrenmiş ve düştüğü ilahi aşk ateşinde yıllarca yandıktan sonra, nihayet nefsinin ve benliğinin koyununu Ustasının bıçağı altına yatırmıştır.</p>
<p>İslam tarihine dair malumat ile diğer peygamberlere ait kıssaların çoğunu, bu hususta bilgisi olan kimselerin sözlerini can kulağı ile dinleyerek, kısmen de <em>Ahmeddiyye</em>, <em>Muhammediyye</em>, <em>Şahmaran</em>, <em>Kan Kalesi</em> gibi tasavvufi kitap veya hikayeleri okuyarak öğrenmiştir.</p>
<p>Tasavvuf nerede başlar, nerede biterse <strong>Emre</strong> de oradan başlamış ve başladığı yolu, kendisini bitirmek suretiyle tamamlayarak bir Aşk Güneşi olmuştur.</p>
<p><strong>Emre</strong> bizim anladığımız anlamda bir aşk şairi değildir. Çünkü şairler, eğer münevverseler, şiirlerini kağıt üzerine, ölçüp biçerek, düşünüp taşınarak yazarlar. Tahsili olmayan şairler ise, sazlarını özlerine akort ederek şiir söylerler; yani kağıt üzerine yazmazlar.</p>
<p><strong>Emre</strong> saz şairleri gibi şiir söyler yani kağıt üzerine yazmaz. Fakat onunla saz şairleri arasında şu fark vardır ki, <strong>Emre</strong> şiir söylerken kendinde değildir, yani ne söylediğinden kendisinin de haberi yoktur. Ağzından çıkan sözleri kulağı işitmez. O söylerken, yanında eli kalem tutan biri bulunur da, söylenen şiiri zapt ederse ne alan; aksi taktirde, söylenen şiir zayi olup gider.</p>
<p><strong>Emre</strong>&#8216;nin manevi ihata ve vukufu içine giren hadiseler vesilesiyle ve ilahi bir tazyikle söylediği bu tasavvufi şiirlerin gerek lafi, gerek fikri inşasında kendi iradesinin hiçbir rolü ve tesiri yoktur. Yani, tıpkı hamile bir kadının, çocuğunu doğurması veya doğurmaması nasıl elinde değilse, bu şiirleri söylemek veya söylememek de <strong>Emre</strong>&#8216;nin elinde değildir. Bunun içindir ki o, kendisinin olmayan bu şiirlere Doğuş adını vermektedir. Ve <strong>Emre</strong>, kendi varlığının, bu doğuşları söyleyen Kudret ile, onları dinleyenler veya okuyanlar arasında sadece bir vasıta vazifesi gördüğünü daima söylemektedir.</p>
<p><strong>Emre</strong> bir neydir, ve o Kudret zaman zaman gelip bu neyi üflemektedir.</p>
<p><strong>Emre</strong> bu doğuşların kendi iç aleminde daima ve hiç durmadan söylendiğini, ancak icap edenlerin ses ve söz halinde dışarı çıktığını söylemektedir.</p>
<p><strong>Emre</strong>, bu halin kendisine gelişini şöyle anlatmaktadır: Doğuş söylemeden evvel, bana tatlı bir ağırlık geliyor, vücudumda bir cereyan hissediyorum. Bu cereyan beni birkaç sefer elektrik çarpar gibi sarsıyor, ondan sonra ne dünya, ne ahiret, ne bilgi, ne görgü, ne işitgi ne de duygu kalıyor&#8230;</p>
<p>Doğuş bitip <strong>Emre</strong> kendisine geldikten sonra: Okuyun bakalım, biz de dinleyelim de istifade edelim diyor. Doğuş bitiminde <strong>Emre</strong>! diye mahlasını söylerken yavaş yavaş kendine geliyormuş.</p>
<p><strong>Emre</strong>, bu hali hiçbir lisan tarif edemez diyor. Akl-ı cüz&#8217;, akl-ı küll&#8217;e yaklaşır ve akl-ı küll söyler.</p>
<p>Doğuşlar görüş ve arzularımıza göre doğar. Doğuşlar aşk kelamıdır. Aşka bürünmüş sözler nazımla çıkar. Doğuşları anlayabilmek için aynı hale bürünmek lazım.</p>
<p>Aşkı ancak aşk anlar.</p>
<p><strong>Emre</strong>, kendisine soranlara, &#8220;bizim yolumuz doğuş yolu değil, ahlak ve istikamet yoludur&#8221;, diyor.</p>
<p>Bu hal, <strong>Emre</strong>&#8216;ye kırk yaşına girdiği 1940 yılında gelmiştir. <strong>Emre</strong>&#8216;nin 24-25 yıldır söylemiş olduğu doğuşlardan zapt ve tespit edilebilenler 2400 kadardır.</p>
<p><em><strong>Prof. Dr. Annemaria Schimmel</strong></em>, <strong>Emre</strong>&#8216;nin doğuş haline şahit olmuş ve <em><strong>&#8220;Tasavvuf&#8217; un Boyutları&#8221;</strong></em> adlı eserinde bu konuya değinmiştir. (Kırkambar Kitaplığı, sf. 381-382 çev. Yaşar Keçeci)</p>
<p><strong>Emre</strong>&#8216;nin tasavvufi doğuları, bir taraftan İlahi Hakikati anlatmaya çalışırken, diğer taraftan da, bize, tasavvufi ahlak merdiveninin basamaklarını işaret etmektedir. İnsanları Manevi Sevgiye götürecek tek yol bu ahlaktır.</p>
<p><strong>Emre</strong> diyor ki bu sevgi ancak ahlakımızdaki hayvani sıfatlar yok olduktan sonra doğabileceğine göre, tasavvuf, son hecesi &#8220;şer&#8221; olan &#8220;beşer&#8221;i İnsan sonra da Adem yapmak için uğraşır.</p>
<p><strong>Emre</strong>&#8216;nin dünya görüşü ve Kuran&#8217;daki tabiat-üstü olayları izah edişi tamamıyla aklın, mantığın ve müspet ilimlerin çerçevesi içindedir.</p>
<p><strong>Emre</strong>&#8216;nin getirdiği tasavvuf, 20. asrın bütün maddi terakkileriyle el ele vermiş dinamik bir tefekkür sistemidir.</p>
<p>Din anlayışının tekamülü bizi tasavvufa götürür. Dinler, büyük bir nehrin kollarına benzerler. Bu kollar birleşerek ana nehri teşkil ederler. Bu ana nehir tasavvuftur. Din dereleri birleşip tasavvuf ırmağı haline geldikten sonra Vahdet Ummanına dökülebilirler. Böyle bir tekamül takip etmeyen din anlayışı, taklitte kalmaya mahkumdur.<br />
DOĞUŞLAR 2, 1965, Doğan Basım Evi Adana, Şevket Kutkan&#8217;ın önsözünden.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000">İsmail Emre&#8217;den Vecizeler</span></strong></p>
<ul>
<li><span>Kur’an Arapça değil Rabça’dır.., Kur’anı ne Arap anlar, ne Türk; Kur’anı Kur’an anlar..,  (1952 yılı konuşmalarından)  </span><br />
         </li>
<li><span>Eğri bir tel bir delikten nasıl giremezse, eğri bir kalp de mâneviyat kapısından, yani (Gönül) den içeri giremez.., </span><br />
         </li>
<li><span>Yemin ederken Kur’ana elimizi değil kalbimizi koymalıyız.., Hele Kur’anı kalbimize koyarsak, yemine de lüzum kalmaz.., </span><br />
         </li>
<li><span>Dindar ol ama (dini dar) olma.., </span><br />
         </li>
<li><span>Maziyi unutmayan istikbâli göremez.., </span><br />
         </li>
<li><span>Hayvanın gübresi ardından, insanın gübresi ağzından çıkar: Kötü söz.., </span></li>
<li><span>ilimsiz şefkat bile bir zulümdür.., </span><br />
         </li>
<li><span>Sual – Madem Mûsa Allah’ı görememiş, peki, Tevrat Allah kelâmı olduğunu nasıl bildi? </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Bu konuştuğumuz sözler Allah kelâmı mı, şeytan kelâmı mı? </span><br />
         </li>
<li><span>Sual – Allah kelâmı.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Sen bilirsinde Mûsa bilemez mi? </span><br />
         </li>
<li><span>Atatürk’e dinsiz diyenler, onun yıktığı taassup binasının kerpiçleridir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Hacerûl’esved, bütün insanların gözleri bir araya getirilerek tevhîd edilmiş tek bir gözdür.., </span>         </li>
<li><span>Sual – şu tasavvufa aklım bir türlü yatmıyor.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – iyi ki yatmıyor.., Yatsa, mutlaka uyuyacak.., </span>         </li>
<li><span>Bir musîbeti, bir felaketi tatlı ve hoş görürsek, o musîbet ve felaket rûhun gıdası olur.., </span><br />
         </li>
<li><span>insan, insanlaştıkça insanları sever.., Hayvanların akrabası, çoluğu çocuğu olur mu? insan ağaca benzer: Dallarını ayrı görmez.., </span>         </li>
<li><span>Sual -  Herhangi bir parti ile alâkanız var mı? </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Hayır, biz, “parti” değil, “küll”üz.., </span>         </li>
<li><span>Gülmek kolay, ağlamak zordur.., iki şeker parçası kuru kuruya birbirine yapışmaz; fakat ıslatılırsa yapışabilir.., Mâneviyatta de insanları birbirine gözyaşı birleştirir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Hacca gidecek olanlar, küsmüş oldukları kimselerle barışıyorlar.., Ne güzel şey.., </span><br />
         </li>
<li><span>Biz kimseye küsmeyelim, kırılmayalım.., Kırık bir kâsede su durur mu? Kırık bir kalpte de Allah durmaz.., </span><br />
         </li>
<li><span>insanların kabahatlerini görürsek, yani onları bu kabahatlerinden dolayı kınarsak, o kabahatlere ortak olur, asıl büyük suçu biz işlemiş oluruz.., </span><br />
         </li>
<li><span>Allah’a yakın olanların fücûrattan sakınıp, takvâ yolunu tutmaları mutlak şarttır.., Uzakta bulunan bir pisliğin kokusu burnumuza gelmez: sâdece sözü kulağımıza gelir.., Halbuki yanımızda bulunan pislik, bizi, kokusuyla rahatsız eder.., </span><br />
         </li>
<li><span>Güneş bir ama, tecellisi cisme göredir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Büyüklük, seni büyük görenin karşısında küçülmektir.., Bazı kimseler, hürmet gördükçe, daha beter şişerler.., Halbuki için kan, dışın gündür.., iki dakika sonra başına ne geleceğini bilemezsin; hani, nerede kaldı büyüklük? </span><br />
         </li>
<li><span>Hiçbir kimse, tesellisiz yaşayamaz; fakat teselliyi unutmayan da (Hakikat)i anlayamaz.., </span><br />
         </li>
<li><span>Allah’la aramızda bulunduğundan bahsettikleri hicap; herkesin kendi ahlâkı, kendi tabiatları, kendi aklı, kendi bilgisi, kendi inanışıdır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Akıl, o âlemde yürüyemez.., Baksana, Hz. Muhammed’in (sav) aklı bile (Sidre-i Müntehâ)ya kadar gidip, orada duruyor.., Ondan öteye ancak (Âşk) gidebilir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Anamızın karnında hareket edebilirdik ama, yürüyemezdik.., şimdi de aklımızın karnındayız; şimdi de yürüyemiyoruz.., Zaman gelecek, doğacağız, büyüyeceğiz, yürüyeceğiz.., </span><br />
         </li>
<li><span>şu nefsin kuyruğunu bir koparsak.., </span><br />
         </li>
<li><span>Beyin denizine, ilim rüzgarını estirdikçe, orada dalgalar, yani girintiler, çıkıntılar çoğalır, kafa inkişâf eder.., </span><br />
         </li>
<li><span>Eğrilik, kötü kalplilik ateşe benzer; bulunduğu yeri mutlaka yakar.., </span><br />
         </li>
<li><span>Karagöz perdesi, kâmil bir insanın kara gözünün bir perdesidir.., Gözbebeğine de zaten (şah) diyorlar.., </span><br />
         </li>
<li><span>insan çok büyüktür ama, küçüklüğünü bilse.., </span><br />
         </li>
<li><span>En zor şey, dönen dünyanın üzerinde dönmeden durmaktır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Nasrettin hocanın sözleri, tohuma benzer: O, (Büyük Hakikat) ağacını güldürücü sözlerin tohumuna gizlemiştir.., Tohumun kabuğu ne kadar sağlam olursa, içinden çıkan ağaç o kadar çok yaşar.., Nasrettin Hoca da onun için zamanları aşıp geliyor.., </span><br />
         </li>
<li><span>Kimsenin dini inanışına karışmayacağız.., Herkes bizim gibi düşünemez.., şu yoldan, bir günde ne kadar insan geçiyor.., Bunların hepsine: (gelin, beraber geçelim) diyebilir misiniz? </span><br />
         </li>
<li><span>Vicdanı muazzep olmayan insan, ölüdür.., Bir ölüye iğne batırsan duyar mı? Başkalarının ızdırabından acı duyanlar, onlara bitişiktirler.., Bunlar büyük adamlardır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Allah! Demesini bilen bir insan deli olmaz.., Deli olanlar Allah’ta fâni olmamış sahte şeyhlerin, bizzat kendileri Allah! Demesini bilmeyen şeyhlerin delirttikleri kimselerdir.., Müritlerine mânen hakim olamadıklarından, biçareleri delirtirler.., çünkü müritleri kendilerinden daha müstaittirler; ileri gitmek isteyince rehbersiz kalır delirirler.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – şeriat= şeri at! Hakikatten, şeriat, yalnız kaideler, nizamlar topluluğu demek değil, asıl şeriat, nefisteki şerleri atabilmektir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – insan, hakkı, hakikati her gördüğü yerde tanımaz ve kabul etmezse, daima azap içinde yanar.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Her şey şerh edilir de, bizim bu halimiz şerh edilemez.., Ancak, zamanla ve muhabbet yoluyla olur bu iş.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Dayaktan korkan çocuklar ıslah olurlar.., Korkmayanlar sonra kendi kendilerini cehalet, sefalet değnekleriyle döverler; hatta uykularında bile döverler.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – (Defineler, inlemezse, yedi senede bir inler) diyorlar.., işte Rıza Murad Bey, Malatya’da inleyip, bu hâli ekip duruyor.., Bu sözü, bu hâli anlatmak için söylemişler.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – insan ağlayarak doğduğundan, her hâli şikayettir.., Sevmek de bir şikayettir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Ağlamak= Ağılamak; nefsin ağısı, zehiri, hakikatten gözyaşıdır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – ilmin nihayeti zevktir.., Kendimizi bilmek sûretiyle öğreneceğimiz ilim bizi bu zevke getirir.., Cezbe ve âşk bile kayıttır.., Hiçbir kaydımız yok; fakat hiçbir kayıttan da geçmeyiz.., Her tarikat bizim; bir adımlık bile yolumuz, tarikatımız kalmadı.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Nokta olmayan, ilimlerin nokta hâline getiremez; cümle olmayan, cümle göremez.., </span><br />
         </li>
<li><span>Dünya siyaset ile mânevi saadet bir arada yaşayamaz.., Onun için bizim kat’iyyen din, millet tefrikimiz yoktur.., Her din, her mezhep bizimdir.., Onları oldukları gibi kabul ederiz.., Değiştirmek kudretine mâlik olsak bile, değiştirmeyiz.., Ne yaparsak, Allah’ın yapmış olduğu gibi yapmaya çalışırız.., Her uzuv, yerli yerinde güzeldir.., Gözü çeneye getirsek, gene görür ama, biçim bozulur.., (Ama, mezahır âleminde siyasette lazımdır, her şey de.., Hz. Muhammed, her şeyi yerli yerinde kullanmıştır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Hâkikat hayvana değil, insana benzer.., insan çıplak gezemezse, hâkikat, yani Allah ve tasavvuf kelâmında çıplak olamaz, hep örtülü, kapalı; rumuzludur.., Bunun için (ilmi Ledün) diyorlar.., Her peygamber ona bir elbise giydirmiştir.., H3akikatin elbisesi din ve şeriattır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Allah, Hâlik daima bir hâldedir.., Ancak mahlukat her vakit oluş hâlindedir.., (Külle yevmin Hüve fi şe’n) ayetini böyle anlamak lazımdır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Yirminci asrın insanı eline tesbih alır çekerse, bu, posteki olur.., Biz onların yerine o postekiyi çok saydık.., Evvelden sadrazamlar bile postekide otururdu; şimdi koltukta oturuluyor.., Koltuğunsa, posteki gibi sayılacak kılı yok.., Bu asır, anlayış ve irfaniyet asrıdır.., Posteki tekkelerin, rahle de medreselerin altında kaldı.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Her hikmetin başı, korku olduğu gibi, her marifetinde başı korkudur.., Düşman korkusu olmasaydı füzeler müzeler icad edilemezdi.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Reisi cumhur nasıl bir yere yalnız gitmezse, Allah da bir gönüle yalnız girmez.., Onun da tevâzu, sevgi, şefkat, vicdan af gibi adamları vardır; onlarla gelir.., Onun için Allah’ı davet eden gönül dar olmamalıdır.., Geniş gönül sahipleri kimseye kızmazlar, her şeyi hoş görürler.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Herkesin yönü Allah’a dönüktür.., Herkes, kendi kanaatinin, kendi inancının adımlarıyla Allah’a doğru yürümektedir.., Herkes her şeyi söylemekte haklıdır; sövebilir, kızabilirler.., Ne tarafa doğru yürüseler, yönleri bize doğrudur; sövseler, sövme adımlarıyla, kızsalar kızma adımlarıyla bize geliyorlar.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – insanlar gençlikte hayâlle, yaşlanınca mâzi ile uğraşırlar, ne yazık.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Dünya harpsiz yaşamazmış.., Ateşsiz olmaz.., Vücut bile hareketsiz yaşayabiliyor mu? </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Tapmak, insanın kendisini unutmasıdır.., Allah için insan ateşe tapsa, boşa gitmez.., Fakat kâfi değil.., Ama yine de dünyaya, mala, paraya tapmak iyidir.., Bu hiç olmassa bir yoldur.., Para, mal ise çıkmaz sokaktır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Allah, bir kâmilden (Ben!) der ama, benliksiz, isimsiz (Ben!) der.., Onu böyle Allah’ta fâni olduğu zaman kalbimize alabilir, ona murâbıt olabilirsek kurtuluruz.., </span><br />
         </li>
<li><span>Mansur (Enelhâk!) der ama, (Ben Mansur’um!) diyemez, derse, iblisiyettir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Âşkın gömleği ilim, ahlâk, ve dindir.., Âşk bunların ötesindedir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Taassup, komünizm gibi serbest ve hâin fikirlere mâni olur.., Taassup da iki türlüdür: ilmi taassup, cehlî taassup.., Birincisi, vatanı, dini, namusu muhafaza etmek için lazım.., Cehlî taassup, ne olduğunu bilinmeden, şuursuzca saplanılan taassuptur.., Bu fenz.., Bu, halkı tembelliğe ve irticâa götürür.., Vatanı, milleti, dini de muhafaza edemez.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Gün, bir tane.., Fazla değil.., Biz bir tane olan günün içinden ömrümüz müddetince geçiyoruz.., Attığımız ömür adımlarını gün zannediyoruz.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Cebrâil, herkesin aklı değil, Hz. Muhammed (sav) ve onun gibi olanların aklıdır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Telkin, ölüye değil, imamın   arkasında cemaatta yani biz yaşayan ölüleredir.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Asıl iltifak, salat-ı dâimdir.., Yani insanın, işine gücüne alış verişine bakarken bile Allah’tan ayrılmayışıdır.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Sevginin lisanı, tebessüm ve güzel bakıştır.., Dili anlamayan kimse yoktur.., </span><br />
         </li>
<li><span>Emre – Kabahat yapanın günahı affolunur da, kabahat görenin günahı affolunmaz&#8230;</span></li>
</ul>
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/dW3f7aBSAAo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/ismail-emre-hayati-sozleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/ismail-emre-hayati-sozleri/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/dW3f7aBSAAo/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Cümlede Anlam</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/eLAmJsuIPiQ/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/cumlede-anlam/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 19:21:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[cümle çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[cümlede anlam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3960</guid>
		<description><![CDATA[Cümlede Anlam 
Yargılarına Göre Cümleler :
Eş Anlamlı (Anlamdaş) Yargılar : Anlam yönünden birbirine uyan, değişik sözcükler kullanılmasına rağmen aynı düşünceyi, aynı yargıyı aktaran cümlelere eş anlamlı cümleler denir. Eş anlamlı yargı bildiren cümleleri bulabilmek için, her cümleyi ayrı ayrı değerlendirmek ve &#8220;Bu cümle okuyucuya ne demek istiyor?&#8221; sorusuna cevap aramak gerekir.
Örnek :
Çağdaş Türk şiiri bizim yurdumuzun, bizim insanımızın sesini yansıtmadığı sürece gelişme gösteremez.
ü Duygu ve düşüncelerini birkaç sözcük ile söyleyebilmek, ancak yüksek insanlara düşer.
Şiirimizin sanatsal yönden gelişebilmesi, her şeyden önce ulusal değerlerimizi yansıtabilmesiyle mümkün olacaktır.
 Az sözle çok şey anlatabilmek ancak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/tjwKgIq_l6Vg_m4xK_kPbdluNsU/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/tjwKgIq_l6Vg_m4xK_kPbdluNsU/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/tjwKgIq_l6Vg_m4xK_kPbdluNsU/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/tjwKgIq_l6Vg_m4xK_kPbdluNsU/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><span style="color: #ff0000"><strong>Cümlede Anlam</strong> </span></p>
<p><strong>Yargılarına Göre Cümleler :</strong></p>
<p><strong>Eş Anlamlı (Anlamdaş) Yargılar :</strong> Anlam yönünden birbirine uyan, değişik sözcükler kullanılmasına rağmen aynı düşünceyi, aynı yargıyı aktaran cümlelere eş anlamlı cümleler denir. Eş anlamlı yargı bildiren cümleleri bulabilmek için, her cümleyi ayrı ayrı değerlendirmek ve &#8220;Bu cümle okuyucuya ne demek istiyor?&#8221; sorusuna cevap aramak gerekir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Çağdaş Türk şiiri bizim yurdumuzun, bizim insanımızın sesini yansıtmadığı sürece gelişme gösteremez.<br />
ü Duygu ve düşüncelerini birkaç sözcük ile söyleyebilmek, ancak yüksek insanlara düşer.</p>
<p>Şiirimizin sanatsal yönden gelişebilmesi, her şeyden önce ulusal değerlerimizi yansıtabilmesiyle mümkün olacaktır.<br />
 Az sözle çok şey anlatabilmek ancak yetenekli insanların işidir.<br />
<span id="more-3960"></span><br />
<strong>Yakın Anlamlı Yargılar :</strong> Cümlelerin ilettiği yargılar, anlamca birbirinin özdeşi olmasa da yakın anlamlılık özelliği taşıyabilir. Yakın anlamlı cümleleri belirlemek, cümleleri doğru yorumlamaya ve cümleden iletilen mesajı kavramaya bağlıdır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Aydın insan, toplumu düşünürken, toplumun peşinden gitmek zorunda olmayan biridir.<br />
ü Dalkavukluk, hiçbir zaman yüksek ruhlu kimselerde görülmez.</p>
<p>Halk için çalışmak demek, onu her zaman onaylamak demek değildir.<br />
Dalkavukluk, aşağılık ruhlu kimselere özgüdür.</p>
<p><strong>Özel ve Nesnel Yargılı Cümleler :</strong></p>
<p><strong>Öznel Yargılı Cümleler :</strong> Öznede, yani söz söyleyen kişide oluşan; nesnelerin gerçeğine değil, kişilerin duygu ve düşüncelerine bağlı olan, bu nedenle de kişiden kişiye değişebilen yargılardır. Öznel anlatımda kişi, cümleye kendi duygularını katar, bir yorum yapar. Bu tür yargılar, &#8220;bence, bana göre&#8221; anlamı taşır.</p>
<p><strong>Nesnel Yargılı Cümleler :</strong> Öznenin, yani söz söyleyen kişinin düşünce ve duygularına değil, nesnenin, varlığın kendi gerçeğine dayanan, dolayısıyla kişilere göre değişmeyen yargılardır. Bu tür yargıların, yorum ve değerlendirme içermeme, kanıtlanabilir özellikte olma, herkes için aynı anlamı taşıma, akla ve mantığa dayalı olma gibi özellikleri vardır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek Cümleler :</span></span></p>
<p>Dostluğun olmadığı yerde insanca hiçbir değerin gelişebileceğine inanmıyorum.<br />
Oyunda dört kadın, üç erkek oyuncu rol almış.</p>
<p>Dostluk, insanın ve insanlığın en büyük, ne yüce değerlerinden biridir.<br />
Öykünün yanı sıra birçok şiir yazmış, bunlardan bazıları bestelenmiştir.</p>
<p>Şairin, sesini daha geniş kitlelere duyurabilmesi için dergilerde daha sık görülmesinde yarar var.<br />
 Köyden kente yapılan göçler her yıl biraz daha artmakta, bu nedenle kentlerde konut sorunu ciddi boyutlara ulaşmaktadır.</p>
<p>En iyi yapılan tatil, ormanda yapılan tatildir.<br />
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul&#8217;u aldığında 21 yaşındaydı.</p>
<p>İyi bir romancı, şiir yazamaz; ama iyi bir şair, roman yazabilir.<br />
Türkiye Avrupa Topluluğu&#8217;na girebilmek için çeşitli girişimlerde bulundu.</p>
<p><strong>Genel ve Özel Anlamlı Cümleler :</strong> Aralarındaki ortak özelliklere göre, daha çok varlığı kapsayan, aynı kavramları topluca düşündüren sözcüklere genel; anlamları sınırlı olan, kavramları teke tek düşündüren sözcüklere özel anlamlı sözcükler denir. Buradan hareketle genel anlamlı sözcüklerin kullanıldığı cümleler, genel, özel anlamlı sözcüklerin kullanıldığı cümleler ise özel anlamlı yargı içerir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Geri kalmış ülkelerde spora hiç önem verilmez. (Genel Anlamlı)</p>
<p>Hindistan, futbola hiç önem vermeyen bir ülkedir. (Özel Anlamlı)</p>
<p>Dünyada en çok satan kitaplar, romanlardır. (Genel Anlamlı)</p>
<p>Ülkemizde en çok satan kitap türü, polisiye romanlardır. (Özel Anlamlı)</p>
<p><strong>Anlatımlarına Göre Cümleler :</strong></p>
<p><strong>Doğrudan ve Dolaylı Anlatımlı Cümleler</strong></p>
<p><strong>Doğrudan (Dolaysız) Anlatım :</strong> Söylenenleri biçimsel bir değişikliğe uğratmadan, kişilerin söylediği ya da sözün söylendiği biçimde, olduğu gibi aktaran cümlelerin anlatımına denir.</p>
<p><strong>Dolaylı Anlatım:</strong> Bir sözün kişi, zaman, anlatıcı değişiklikleriyle aktarılan biçimidir. Bu anlatım biçimiyle kurulan cümlelere daha çok roman, öykü gibi anlatımsal türlerde, olayların yazar tarafından anlatılmasında rastlanır. Örnek :</p>
<p>En iyi romanlar, bir bunalım döneminde yazılır, der Dostoyevski. (Doğrudan)</p>
<p>En iyi romanların bir bunalım döneminde yazılacağını söylüyor Dostoyevski (Dolaylı)</p>
<p>Turgut Uyar : &#8220;Nobel Ödülünü kazanan bu yazarı, en içten dileklerimle kutlarım.&#8221; Diyor. (Doğrudan)</p>
<p>Turgut Uyar, bir yazısında , Nobel Ödülü kazanan bu yazarı en içten dilekleriyle kutladığını belirtiyor. (Dolaylı)</p>
<p><strong>Yorumlama Bildiren Cümleler :</strong> Yorumlama, görülüp duyulanlardan anlatıcının kendince bir anlam çıkarması, açıklama yapmasıdır. Yorumlama, bu özelliğiyle kişisel, öznel bir değerlendirmedir. Örnek :</p>
<p>Edip Cansever&#8217;in şiirleri sürekli bir açılım ve gelişim içinde görülüyor.</p>
<p>Eğitim bir okul sorunu değildir, o insanın kendisinde taşıdığı bir eylemdir.</p>
<p>Ne zaman yüzüne baksam gözlerini kaçırıyor, sanki benden bir şeyler saklıyor.</p>
<p><strong>Değerlendirme Cümleleri :</strong> Değerlendirme özelliği taşıyan cümlelerde anlatıcı; bir yapıt , bir sanatçı, bir olayla ilgili olumlu ya da olumsuz belirlemeleri anlatır. Örnek :</p>
<p>Yazarın bu romanında çok etkileyici bir anlatım var.</p>
<p>Yazar, sürekli gerilimler yaratarak okurun ilgisini hep canlı tutuyor.</p>
<p>Son sergideki resimlerinde, yeşil tonları kırmızı tonlardan daha çok kullanmış.</p>
<p><strong>Tanım Cümleleri :</strong> Tanımlama; bir kavramı, bir durumu nitelik ve özellikleriyle belirleme, işlevini gösterme ya da onu benzerlerinden ayıran ayırıcı yönlerini göstermeye denir. Bu amaçla kurulan cümlelere de tanım cümlesi denir. Bir kavramın, bir varlığın anlatıldığı cümleye &#8220;Bu nedir?&#8221;, &#8220;Bu şey nedir?&#8221; sorusunu yönelttiğimizde yanıt alabiliyorsak bu cümle bir tanım cümlesidir. Örnek :</p>
<p>Roman, olmuş ya da olabilecek olayları anlatan uzun bir edebiyat eseridir.</p>
<p>Sanatsal yaratımın temeli, doğayı taklit etmek değil, yeniden biçimlendirmektir.</p>
<p>Cahillik ve bilgisizlik bir toplumu içten içe kemiren bir kurttur.</p>
<p><strong>Karşıtlık Bildiren Yargılar :</strong> Bazı cümlelerde birtakım olay ya da olguların karşıt özellikleri verilir. Karşıtlara yer vermek, anlatımı belirgin kılar. Örnek :</p>
<p>Dışarısı günlük güneşlik, halbuki burada paltolarımız bile bizi ısıtmaya yetmiyor.</p>
<p>Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.</p>
<p>Bir vardı, bir yok oldu; böyledir dünyanın hali.</p>
<p><strong>Anlamlarına Göre Cümleler</strong></p>
<p><strong>Olumlu Cümle :</strong> Yüklemin bildirdiği anlam, eylemin yapılması doğrultusundaysa bu tür cümlelere olumlu cümle denir. Örnek :</p>
<p> Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görürsünüz. (Olumlu eylem cümlesi)</p>
<p>Özü gerçek yaşam dayalı tiyatro yapıtları, doğrudur ve güzeldir. (Olumlu ad cümlesi)</p>
<p>Sattığınız malların dökümünü çıkarıp karı hesaplayalım. (Olumlu eylem cümlesi)</p>
<p><strong>Olumlu Cümleler İkiye Ayrılır :</strong></p>
<p><strong>Biçimce ve anlamca olumlu cümleler :</strong> Bu tür cümlelerde olumsuzluk bildiren hiçbir dil birimi kullanılmaz, yüklemin yansıttığı anlamda olumlu olur. Örnek :</p>
<p>Ne zamandır gelmenizi bekliyorduk.</p>
<p><strong>Biçimce olumsuz, anlamca olumlu cümleler : </strong>Bu tür cümlelerde cümlenin kuruluşu olumsuz, anlamıysa olumludur. Örnek :</p>
<p>Seni sürekli eleştiren ve senin kuyunu kazan bu insanı nasıl bilmezsin? (bilirsin)</p>
<p>Bu kadar çok döversen hangi çocuk yaramaz olmaz? (yaramaz olur)</p>
<p><strong>Olumsuz Cümle :</strong> Bir eylemin gerçekleşmediğini, gerçekleşmeyeceğini ya da bir şeyin yokluğunu bildiren cümlelerdir. Örnek :</p>
<p>Aradığınız kişi burada yok. (Olumsuz ad cümlesi)</p>
<p>Dünkü davranışlarınızı hiç tasvip etmedim. (Olumsuz eylem cümlesi)</p>
<p>Kimse olayın nedenini bilmiyor. (Olumsuz eylem cümlesi)</p>
<p><strong>Olumsuz Cümleler İkiye Ayrılır :<br />
</strong><br />
<strong>Biçimce ve anlamca olumsuz cümleler :</strong> Bu tür cümlelerde yüklem ya olumsuz bir eylemdir ya da yargı bildiren ad soylu bir sözcüktür. Örnek :</p>
<p>Mutluluğunu herkesle paylaşsan da yalnızlığını paylaşamazsın.</p>
<p>Başarı, zannedildiği kadar kolay elde edilen bir şey değildir.</p>
<p><strong>Biçimce olumlu, anlamca olumsuz cümleler :</strong> Bu tür cümlelerde olumsuzluk anlamı taşıyan ek ya da sözcük kullanılmadığı halde cümleler olumsuzluk bildirir. Örnek :</p>
<p>Kim demiş onu çok sevdiğimi? (sevmiyorum)</p>
<p>O kadar sinirli ki ona parayı kaybettiğini söyle söyleyebilirsen. (söyleyemezsin.)</p>
<p><strong>Soru Cümlesi :</strong> Bir işin yapılıp yapılmadığını sormak, bir şeyin nedenini öğrenmek, durumla ilgili bilgi edinmek ya da kuşkuyu gidermek&#8230; gibi amaçlarla kurulan cümlelere soru cümlesi denir. Örnek :</p>
<p>Kardeşin eve geldi mi?</p>
<p>Daha çok hangi kitapları okuyorsunuz?</p>
<p>Olanları sana kim anlattı?</p>
<p>Buraya nasıl geldin?</p>
<p>Soru öğeleri kullanılarak soru cümleleri kurulabildiği gibi, bu yolla cümleye değişik anlam özellikleri de katılabilir. Bu açıdan soru cümleleri ikiye ayrılır :</p>
<p><strong>Gerçek Soru Cümlesi :</strong> Yanıt gerektiren, soruyu soranın yanıt beklediği soru cümleleridir. Gerçek soru cümleleri şu amaçlarla kurulabilir :</p>
<p>Cümlenin öğelerinden birini ya da birkaçını öğrenmek için,</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Bu elbiseyi mi aldınız?</p>
<p>Hangi kitabı ne zaman okudunuz?</p>
<p>Eylemin yapılıp yapılmadığını sormak için, Örnek :</p>
<p>Ismarladığım kitapları alacak mısın?</p>
<p>Anlaşılmayan bir düşünceyi, bir duyguyu sormak için, (Yineletme amaçlı sorular)</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Öğretmen gelmeyecek mi dediniz?</p>
<p>Anlaşılmayan bir soruyu anlamak için, Örnek :</p>
<p>Buraya neden mi geldim?</p>
<p><strong>Sözde Soru Cümlesi :</strong> Yanıt gerektirmeyen, cümleye şaşma, küçümseme, inanmayış, beklenmezlik, özlem &#8230; vb. anlamlar katmak için kurulan soru cümleleridir. Örnek :</p>
<p>Önüne baksan kör müsün? (Azarlama)</p>
<p>Bugün öğretmen gelir mi ki? (Olasılık)</p>
<p>Bu yüksek notu almak sana mı kaldı? (Küçümseme)</p>
<p>Nerde o günler? (Özlem)</p>
<p>O zavallı kime kötülük edecek ki? (Onaylatma)</p>
<p><strong>Dilek (istek) Cümlesi :</strong> Bir dileği, bir isteği, bir arzuyu, bir temenniyi bildiren cümlelere, anlamları yönünden dilek veya istek cümlesi denir. <span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Yarın bizde toplanıp bir güzel yemek yiyelim.</p>
<p>Çocuk tek kazansın da neresi olursa olsun.</p>
<p>Umarım işleriniz yolunda gidiyordur.</p>
<p>Ah şu bahar bir gelse, çocuklar neşe içinde koşup oynasa.</p>
<p>İnşallah bütün düşlerin bir gün gerçek olur.</p>
<p>Allah sana uyuz versin de tırnak vermesin.</p>
<p>Gözün kör olsun.</p>
<p><strong>Emir (Buyruk) Cümlesi :</strong> Emir kipiyle kurulan ya da gelecek zaman kipinin emir anlamıyla kullanıldığı cümlelere, anlamları yönünden emir cümlesi denir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Sandalyeyi çek, sessizce oturup bekle.</p>
<p>Öğretmeniniz izinli, gürültü etmeden ders çalışın.</p>
<p>Herkes ödevlerini önümüzdeki hafta getirecek, not alacak.</p>
<p>Şuraya da bir halı ser, ortalığı topla.</p>
<p>Sen de çalış ve para kazan artık.</p>
<p><strong>Ünlem Cümlesi :</strong> Korku, acıma, şaşırma, sevinme, kızma gibi ansızın beliren duyguları anlatmaya yarayan cümlelere, anlamları yönünden ünlem cümlesi denir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Ah, elim yandı!</p>
<p>Kapıyı açtım ki bir de ne göreyim!</p>
<p>Oh, okul bitti, rahat bir nefes alalım!</p>
<p>O&#8230; kimler gelmiş, kimleri görüyorum!</p>
<p>Elimi cebime attım ki cüzdan yok!</p>
<p><strong>İçeriklerine Göre Cümleler</strong> Varsayım, gerçekte olup olmadığına, olmayacağına bakılmaksızın bir olay ya da durumu bir süre için var kabul etmektir. Varsayım anlamı taşıyan yargılarda genellikle &#8220;tutalım ki, diyelim ki, farz edelim, düşün ki&#8221; gibi ifadelere yer verilir.</p>
<p>Varsayım İçeren Cümleler :</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :<br />
</span></span><br />
Büyük ikramiye sana çıktı diyelim, bana ne alırsın?</p>
<p>Tut ki puanın yetmedi ve üniversiteye giremedin.</p>
<p>Şu anda kapının çalındığını ve oğlunun geldiğini farz e****m.</p>
<p>Gözlerini kapa ve sımsıcacık bir odada dışarıda yağan karı seyrederek çay içtiğimizi düşün.</p>
<p><strong>Önyargı Bildiren Cümleler :</strong> Bir eylem henüz sonuçlanmadan, o eylemin nasıl sonuçlanacağı konusunda fikir yürüten cümlelerdir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000"> Örnek :</span></span></p>
<p>Bizi görür görmez yine bağırıp çağıracak.</p>
<p>Ben zaten onun suçlu olduğunu baştan biliyordum.</p>
<p>Göreceksiniz, son şiirlerinde de ayrılık ve ölüm üzerine konuşup bizleri hayal kırıklığına uğratacak.</p>
<p>Bu çocuğun bir baltaya sap olamayacağı baştan belliydi.</p>
<p><strong>Öneri Bildiren Cümleler :</strong> Bir sorunu çözmek, herhangi bir konuda yol gösterip bilgi ve fikir vermek amacıyla, öne sürülen görüşü, düşünceyi ve teklifi içeren cümlelere öneri bildiren cümleler denir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Kitabın sonuna bir de kaynakça konsa iyi olur.</p>
<p>Konuyu iyice anlamak istiyorsan, önce tekrar et, sonra da bol bol soru çöz.</p>
<p>Oyunda günlük yaşamın derinliğine fazlaca girilmeseydi, oyun daha derli toplu olurdu.</p>
<p>Siyah eteğin üstüne mavi desenli gömleğini giyersen sana daha çok yakışır.</p>
<p><strong>Üslupla ilgili Cümleler :</strong> Bir yazar ya da bir eserin dil ve anlatım özelliklerine üslup denir. Üslubun iki boyutu vardır. Biri yazarın tekniği, kurgusuyla; diğeri dil ve anlatım özellikleriyle ilgilidir. Herhangi bir metne yönelttiğimiz &#8220;Nasıl anlatılmış?&#8221; sorusuna dil ve anlatımla ilgili bir yanıt alırız ve aldığımız bu yanıt, yazarın üslubunu ortaya koyar.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>İlk kitabında Halk edebiyatı söyleyişiyle yazdığı küçük şiirler vardı.</p>
<p> Tasvir bölümlerinde dili iyice ağırlaşmış; yazar söz oyunlarına sık sık başvurarak sıfatlı, mecazlı ve sanatlı bir anlatım kullanmıştır.</p>
<p>Kısa ve özlü bir anlatım, devrik cümleler, eserine en belirgin özelliğidir.</p>
<p><strong>Olasılık &#8211; Olabilirlilik Cümleleri :</strong> Olasılık, kesinliği olmaksızın bir olay ya da durumun ortaya çıkmasının beklenilmesidir. Bu tür yargılar kesinlik anlamı taşımaz.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Yarın işe biraz geç gelebilirim.</p>
<p>Şimdi bizim oralara da bahar gelmiştir.</p>
<p>Sınav zamanı yaklaştı, herhalde düzenli bir çalışma yapıyordur.</p>
<p>Durumu çok iyi, bu çocuğa küçük bir yardımda bulunur sanıyorum.</p>
<p><strong>Eşitliğin Söz Konusu Olup Olmadığını Bildiren Cümleler :</strong> Kimi cümleler, herhangi bir şeyin ortadan ya da eşit biçimde bölündüğü anlamı taşır. Bu tür yargılarda eşitlik söz konusudur. Ancak kimi cümlelerde herhangi bir şeyin ortadan veya eşit olarak bölünmediği anlamı vardır ya da eşitliğin olduğuna dair herhangi bir ipucu verilmemiştir. Bu tür cümleler de eşitlik söz konusu değildir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek:</span></span></p>
<p>Harçlıklarını kardeş payı yaparak birkaç gün idare ettiler. (Eşitlik Anlamı)</p>
<p>Bir elmayı yarı yarıya paylaşıp yediler. (Eşitlik Anlamı)</p>
<p>Kardeşler, mirastan paylarına düşeni alıp, sessizce ayrıldılar. (Eşitlik söz konusu değil)</p>
<p>Şirketin karını hisseleri oranında paylaştılar. (Eşitlik söz konusu değil)</p>
<p><strong>Gerçekleşmemiş Bir Beklentiyi Dile Getiren Cümleler :</strong> Beklenti, bir olgunun sonunda gerçekleşmesi beklenen sonuç, bireyin, belli şart ve durumların alacağı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüşü anlamına gelir. Bu tanımlamaya bağlı olarak kimi cümlelerde bir beklentinin gerçekleşmediği yönünde bir anlam ve yargı görülür.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Ankara&#8217;ya geldiğinde beni arar sanmıştım.</p>
<p>Bizi bu sefer daha sıcak karşılayacağını düşünmüştük.</p>
<p>Yıl boyunca çalışıp didindiğini görünce iyi bir okula gireceğini zannediyordum.</p>
<p>Bu işten daha çok para kazanacağımızı ummuştuk.</p>
<p><strong>Gerçekte Var Olmayıp Öyle Sanılma Anlamı Taşıyan Cümleler :</strong> Kimi cümleler, herhangi bir olgu gerçekte var olmadığı halde, kişinin bu olgunun var olduğunu zannetmesi anlamını taşır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Ben onun kardeşi değil, düşmanıydım sanki.</p>
<p>Adama bak, sanki para vermiş de karşılığını bekliyor.</p>
<p>Arkadaşı soruları çözdükçe, kendisi çözüyor gibi seviniyordu.</p>
<p><strong>Hayıflanma &#8211; Üzülme Anlamı Taşıyan Cümleler :</strong> Hayıflanma cümleleri bir olay, durum ve kişi karşısında üzülme ya da yerinme anlamlarını taşır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Kuşlar göç ediyor, ne yazık ki kış geliyor.</p>
<p>O güzelim kız, birkaç yılda çöküp yaşlandı.</p>
<p>Yüreğinin acısını, yılların izini taşıyordu yüzündeki derin çizgiler.</p>
<p>Zavallı adam, çocuklarını yetiştirebilmek için ne acılar çekti.</p>
<p><strong>Sitem &#8211; Kızgınlık Anlamı Taşıyan Cümleler :</strong> Sözü ya da hareketleriyle, birinin, bir kimseyi kırdığını, üzdüğünü veya gücendirdiğini öfkelenmeden dile getiren cümleler sitem anlatımlı; sözü söyleyenin bir kişiye kızdığını anlatan cümlelerse kızgınlık anlamlı cümlelerdir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Her hafta sonu toplanıp kıra gidersiniz de beni çağırmazsınız.</p>
<p>İnsan, kendisine bunca emeği geçen insanı bir kere de olsa arayıp sorar.</p>
<p>Dediklerimi yapma da göreyim seni!</p>
<p>Sen kim oluyorsun da bana karşı böyle konuşuyorsun!</p>
<p><strong>Yapıtın Konusuna Değinen Cümleler :</strong> Bir anlatımda verilmek istenen öz, düşünce ve duygu bütününe içerik adı verilirken kimi cümleler, herhangi bir yapıtın konusuna ya da özün ne olduğuna yani içeriğine değinir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000"> Örnek :</span></span></p>
<p>Cahit Sıtkı&#8217;nın şiirlerinde genel olarak ölüm ve yalnızlık teması ele alınıyor.</p>
<p>Romanda kent insanlarının bireyci yaşamları ve bunun yarattığı bunalımlar anlatılmış.</p>
<p>Ömer Seyfettin, kimi öykülerinde çocukluk ve askerlik anılarını işliyor.</p>
<p>Ziya Osman Saba, yalın ve içten bir anlatımla yoksul yaşamlara karşı duyduğu ezikliği anlatır bu şiirinde.</p>
<p><strong>Aşamalı Bir Durumu Bildiren Cümleler :</strong> Aşamalı bir anlam içeren cümlelerde, bir durumun gitgide ilerlemesi anlamı vardır. Örnek :</p>
<p>Zavallı kadın sürekli zayıflıyor, her geçen gün biraz daha küçülüyordu.</p>
<p>Uçak önce havalandı, sonra yavaş yavaş bulutların arasında kayboldu.</p>
<p>Hastamız günden güne iyiye gidiyor.</p>
<p>Kurşun sırtından girince, asker önce dizlerinin üzerine çöktü, sonra boylu boyunca yere yığıldı.</p>
<p><strong>Beğenme &#8211; Takdir Etme Anlamı İçeren Cümleler :</strong> Beğenme, takdir etme anlamı içeren cümleler, herhangi bir şeye yönelik beğeniyi, övgüyü dile getiren cümlelerdir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Aşkolsun delikanlıya, rakibinin sırtını bir hamlede yere getirdi.</p>
<p>Her türlü rezaletin yaşandığı bu çevrede dürüst ve tertemiz bir insan olarak yetişti.</p>
<p>Eserlerinde yapaylığa kaçmadan içten ve yalın bir söyleyişle dile getirir duygularını.</p>
<p>Bozkırın ortasında açılmış sapsarı bir çiçektir bu şiirler.</p>
<p><strong>Anlam İlişkilerine Göre Cümleler :</strong> Bileşik ve sıralı cümlelerde birden çok yargı, önerme bulunur. Genellikle Bu yargılar arasında ya da tek yargılı anlatımlarda değişik amaçlarla değişik anlam ilişkileri kurulabilir. Bağlaçlar, ilgeçler ya da diğer dil birimleriyle kurulan anlam ilişkilerinin başlıcaları şunlardır:</p>
<p><strong>Neden &#8211; Sonuç İlişkili Cümleler :</strong> Bir cümlede ifade edilen yargılardan birinin neden, diğerinin sonuç olabilecek biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan cümleler, neden sonuç anlamı taşır. Bir cümlede neden sonuç ilişkisi genellikle &#8220;için, ile, den dolayı, den ötürü&#8221; ilgeçleriyle kurulabileceği gibi &#8220;den / dan&#8221; eki ya da kimi bağlaç ve sözcüklerle de kurulabilir. Böyle cümlelerde &#8220;neden&#8221; bildiren kısım başta ya da sonda olabilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Yoğun kar yağışı yüzünden Ankara &#8211; İstanbul seferleri iptal edilmiş.</p>
<p>Elindeki işi bitiremediğinden bir hafta kadar yeni bir iş alamayacağını söyledi.</p>
<p>Derslere sürekli geç gelmesi ve ödevlerini zamanında yapmaması öğretmenini çok kızdırıyordu.</p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong>UYARI :</strong></span></p>
<p>&#8220;-den&#8221; ekiyle &#8220;dolayı&#8221; ve &#8220;ötürü&#8221; ilgeçlerinin birlikte kullanılması genellikle gereksiz sözcük kullanımından kaynaklanan anlatım bozukluğu yaratır. Ancak anlatım bozukluğu olmayan kullanımları da vardır. Örnek :</p>
<p>Sizi sevdiğimden dolayı böyle davranıyorum. (&#8221;dolayı&#8221; ilgeci gereksiz kullanılmış)</p>
<p>Bundan dolayı akşam size gelemeyiz. (anlatım bozukluğu yok)</p>
<p><strong>Amaç &#8211; Sonuç İlişkili Cümleler :</strong> Sonuç bildiren bir yargıyla o sonucun hangi amaçla yapıldığını anlatan bir başka yargıdan oluşan cümlelerdir. Bu ilişki &#8220;-mek / -mak için, -mek / -mak üzere&#8221; ilgeçleri ya da &#8220;-e , -a&#8221; ekiyle kurulur. <span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Biraz hava almak ve dinlenmek için arkadaşlarıyla Pazar günü pikniğe gideceklermiş.</p>
<p>Onunla bu durumu bütün ayrıntılarıyla değerlendirmek üzere tekrar bir araya geleceğiz.</p>
<p>Okula onu görmeye gittim.</p>
<p><strong>Açıklama İlişkili Cümleler :</strong> Açıklama, bilinmeyeni bilinir kılmaktır. Bir kavram, durum ya da olguyla ilgili bilgi vermek amacıyla kurulan cümleler, açıklama nitelikli cümlelerdir. Açıklama belirten cümlelerde yargılar arasındaki bağlantı bağlaçlarla kurulur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span></p>
<p>Bugün okula gitmeyeceğim; çünkü hastayım.</p>
<p>Yüzünden düşen bin parça, anlaşılan üzgünsün.</p>
<p><strong>Koşul İlişkili Cümleler :</strong> Bir durumun, yargının oluşmasını, gerçekleşmesini, bir diğer yargı ile, anlatılan koşulun olmasına bağlayan cümlelerdir. Bu ilişki genellikle &#8220;-se / -sa&#8221; dilek koşul kip ekiyle, &#8220;ise&#8221; ek-eylemi ya da bağlaçlarla sağlanır.</p>
<p> <span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :<br />
</span></span><br />
Annem sana baktıkça gençlik yıllarını anımsadığını söylüyor.</p>
<p>Sinemaya gideceksin; ancak önce ödevlerini bitir.</p>
<p>İstediğin her şeyi alırım, yeter ki sınıfını geç.</p>
<p>Git; ama saat on ikiden önce evde ol.</p>
<p>Buraya gelirse görüşebiliriz.</p>
<p><strong>Karşılaştırma Cümleleri :</strong> Karşılaştırma, birbirleriyle ilişkili iki varlık, iki kavram ya da herhangi iki şeyi, ortak olan ya da olmayan yönleriyle anlatmaktır. Karşılaştırma cümlelerinde; karşılaştırma ilişkisi &#8220;gibi, kadar, daha, en&#8230;&#8221; gibi bağlaç, ilgeç ve belirteçlerle kurulur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000"> Örnek :</span></span></p>
<p>Haber alma gereksinimini en iyi karşılayan iletişim aracı televizyondur.</p>
<p>Hiçbirimiz onun kadar duyarlı ve hoşgörülü değildik.</p>
<p>Kendi yaşıtı insanlardan daha genç ve daha diri bir görünüşü vardı.</p>
<p><strong>Cümle Tamamlama :</strong> Kimi zaman bir yargı bütünlüğünden bir sözcük yada sözcük öbeği çıkarılmış olabilir. Yargının anlamsal ve anlatımsal bütünlüğü göz önünde bulundurularak bu eksik tamamlanır.</p>
<p>Tamamlanacak ve tamamlayacak cümleler ya da sözler arasında;</p>
<p>Anlamsal ilişki doğru kurulmalıdır.</p>
<p>Zaman ve kişi yönünden uyum olmalıdır.</p>
<p>Cümleleri anlamca bağlamak için uygun bağlaçlar kullanılmalıdır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #ff0000">Örnek :</span></span> İnsanlar bilerek ya da bilmeyerek doğanın dengesini bozuyorlar, sonra aynı doğayı korumak için sempozyumlar düzenleyip, dernekler kuruyorlar; çünkü&#8230;</p>
<p>Doğanın kendileri için yaşamsal değerini biliyorlar.</p>
<p>Yanlış yaptıklarının bilincindeler.</p>
<p>Kendilerini affettirmek istiyorlar.</p>
<p>Doğayı taklit etmek istiyorlar<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/cumlede-anlam-konu-testi/" title="Cümlede Anlam Konu Testi">Cümlede Anlam Konu Testi</a></li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/F7A8v9-0lxs" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/cumlede-anlam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/cumlede-anlam/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/F7A8v9-0lxs/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Cümlede Anlam Konu Testi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/UUr9VzuXBQY/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/cumlede-anlam-konu-testi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 18:53:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[cümle çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[cümlede anlam]]></category>
		<category><![CDATA[gerekçe]]></category>
		<category><![CDATA[gerekçe cümleleri]]></category>
		<category><![CDATA[konu kavrama testi]]></category>
		<category><![CDATA[Test]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3958</guid>
		<description><![CDATA[1. Aşağıdaki dizelerin hangisinde yargı, gerekçesiyle birlikte verilmiştir?
A) Şaşacak, sende kalan bu ölmez güzelliğe
Başının üzerinden geçip giden her asır.
B) Sakın bir söz söyleme&#8230; Yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur, sana göz koya olur.
C) Önünde yorgun deniz&#8230; Karşında adalar.
Sahillerinde güller açılır, beyaz, sarı.
D) Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken
Söylenmemiş bir masal gibi Anadolu’muz.
E) Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmışım, kalmışım, yaylının şiltesine.

2. (I) Rüstem Çavuş koskocaman pos bıyıklı bir adamdı. (II) Gözlerinin içi gülen, canlı, şakacı, hayat dolu, sevgi dolu, Sivas’ın Zara ilçesinden bir kişidir. (III) On yıldır da İstanbul’da çöpçüdür. (IV) Çöpçü çavuşluğuna bundan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/U2Jl64jFSUuTNlV2g9TAIreWdH8/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/U2Jl64jFSUuTNlV2g9TAIreWdH8/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/U2Jl64jFSUuTNlV2g9TAIreWdH8/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/U2Jl64jFSUuTNlV2g9TAIreWdH8/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p>1. Aşağıdaki dizelerin hangisinde yargı, gerekçesiyle birlikte verilmiştir?<br />
A) Şaşacak, sende kalan bu ölmez güzelliğe<br />
Başının üzerinden geçip giden her asır.<br />
B) Sakın bir söz söyleme&#8230; Yüzüme bakma sakın<br />
Sesini duyan olur, sana göz koya olur.<br />
C) Önünde yorgun deniz&#8230; Karşında adalar.<br />
Sahillerinde güller açılır, beyaz, sarı.<br />
D) Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken<br />
Söylenmemiş bir masal gibi Anadolu’muz.<br />
E) Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine<br />
Uzanmışım, kalmışım, yaylının şiltesine.<br />
<span id="more-3958"></span><br />
2. (I) Rüstem Çavuş koskocaman pos bıyıklı bir adamdı. (II) Gözlerinin içi gülen, canlı, şakacı, hayat dolu, sevgi dolu, Sivas’ın Zara ilçesinden bir kişidir. (III) On yıldır da İstanbul’da çöpçüdür. (IV) Çöpçü çavuşluğuna bundan dört yıl önce terfi etmiştir. (V) Çöpçü çavuşu olduktan sonradır ki, bizim evin yanındaki arsayı aldı.<br />
Yukarıdaki cümlelerden hangisi söz, söyleyenin kişisel düşüncesini içermektedir?<br />
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.</p>
<p>3. Sanat ürününü sanat ürünü kılan, onun kendine özgü bir sese sahip olmasıdır.<br />
Bu cümle ile anlatılmak istenen kavram, aşağıdakilerden hangisidir?<br />
A) Açıklık B) Yalınlık C) Özgünlük<br />
D) Biçim E) İçerik</p>
<p>4. Sanatçılar, topluma ayna tutanlar, ışık tutanlar diye ayrılabilir.<br />
Bu cümlede anlatılmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?<br />
A) Kimi sanatçılar toplumu aydınlatır, kimi de şekillendirir.<br />
B) Kimi sanatçılar toplum gerçeklerini gösterir, kimi de toplumu aydınlatır.<br />
C) Kimi sanatçılar toplumun ilerlemesini sağlar, kimi de gelenekleri sürdürür.<br />
D) Kimi sanatçılar toplum gerçeklerini gösterir, kimi de kültürün gelişmesini sağlar.<br />
E) Kimi sanatçılar toplumu geliştirir, kimi de sorunlara çözüm arar.</p>
<p>5. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde nesnel bir anlatım söz konusudur?<br />
A) Bu emri büyük bir sevinçle kabul ettim.<br />
B) Temizliğimin müdür üzerindeki etkisi, gelecek günlerim için büyük bir önem taşıyordu.<br />
C) Müdürün ilgisizliğinden ümitsizliğe düşmeden uzunca bir süre bekledim.<br />
D) Müdür, yanında üç kişi ile birlikte beklediğim odaya girdi.<br />
E) O andaki heyecanımı sözcüklerle anlatamam.</p>
<p>6. “(I) Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. (II) Hava henüz ağarırken, Pervin’i uyandırdım. (III) Ben içimdeki zehirden azabı boşaltmak için acele ediyordum. (IV) Kardeşim ölmüştü. (V) Sofada çiftlik imamı ile Dadaruh’u ağlarken gördük.”<br />
Yukarıdaki cümlelerin hangisinde “çaresizlik” sezilmektedir?<br />
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.</p>
<p>7. Güzel sanatların her kolunda gerilediğimiz, yeni kuşakların edebiyat alanında hiçbir başarı gösteremediğini söyleyenler, yeniyi izlemek zahmetine girmemiş olanlardır.<br />
Bu cümlede asıl anlatılmak istenen, aşağıdakilerden hangisidir?<br />
A) Her sanat kolu, devamlı bir değişim içindedir.<br />
B) Gelişmesi durmuş olan insanlar, yeniyi anlayamaz.<br />
C) Gelişemeyen insanın yeni hakkındaki yargıları doğru olamaz.<br />
D) Yeniyi anlamak için insanın, sürekli gelişmeleri izlemesi gerekir.<br />
E) Kimi insanlar, kendi kuşaklarından sonra, usta sanatçı yetişmediğine inanırlar.</p>
<p>8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “kimseye duyurmadan, gizli olarak” anlamı vardır?<br />
A) Uzun yıllar uğraştı, didindi ve sonunda bütün istediklerini elde etti.<br />
B) Ayrılığa dayanamayınca el altından karısına haber göndererek barışmak istedi.<br />
C) Kumar yüzünden elde avuçta hiçbir şey kalmadı.<br />
D) Her işe el attı; ama hiçbir işte de başarılı olamadı.<br />
E) El ayak çekilince bahçede buluşurlardı.</p>
<p>9. Ahlakın ilke ve kurallarının değeri, geçerliliği; bireyin, toplumun iyiliği, mutluluğu doğrultusunda oldukça söz konusudur.<br />
Bu cümlede anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?<br />
A) Toplumun iyiliği, mutluluğu bireyinkinden önce gelir.<br />
B) İnsan bilgiyle, bilgi birikimiyle ahlaklı olabilir.<br />
C) Bireyin, toplumun yararı ve mutluluğu için var olan ahlak, değerlidir.<br />
D) Ahlakın kaynağı doğa yasalarıdır.<br />
E) Kendi iyiliğini ve mutluluğunu amaçlayan insan, başkalarıyla çatışma içine düşer.</p>
<p>10. Aşağıdaki cümlelerin hangisi nesnel bir nitelik taşımaktadır?<br />
A) Yazdığım şeyi o kadar severim ki, başından sonuna kadar, bende ve ruhumda o eser ihtiraslı bir humma olar.<br />
B) Halide Hanım; kitaplarının dolambaçlı, imalı, hep aynı seviyede bulunan üslubundan başka bir eda ile konuşuyor.<br />
C) Reşat Nuri’nin “Yaprak Dökümü” adlı eseri, toplum gerçeklerini anlattığından basma kalıplıktan uzak, gerçekçi ve başarılı bir eserdir.<br />
D) Bir mezara inecekmişim gibi soğuk bir ürperme ile açılan kapıdan içeriye girince hayretten donakaldım.<br />
E) İhtiyaçlarımızı karşılayabilmek, çevremizle iletişim kurabilmek için dilden yararlandığımızı biliyoruz.</p>
<p>11. İnanın, yazarın diğer öykülerini de aynı keyifle, aynı coşkuyla bir solukta okudum; hepsi de sıcak, abartıdan uzak, yalın.<br />
Aşağıdakilerden hangisi anlam bakımından bu cümleye en yakındır?<br />
A) Günlük konuşma dilinin ustaca kullanılması, öykülerin ilginçliğini artırıyor.<br />
B) Öykülerde olağanüstülükten uzak, sıradan olaylara yer verilmesi, okuyucunun ilgisini kamçılıyor.<br />
C) Öykülerde yaşanmış olayların anlatılması, okuyucuyu kitaba bağlıyor.<br />
D) İçten, doğal, süsten uzak bir anlatım, öykülerin keyifle, zorlanmadan, kısa sürede okunmasını sağlıyor.<br />
E) Özentisiz, basit bir dille yazılmış olan öyküler, değişik düzeydeki okurlara seslenebiliyor.</p>
<p>12. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde koşul anlam yoktur?<br />
A) Bu gerçeği söyleyemiyorsanız, onun düzelmesini bekleyemezsiniz.<br />
B) Ders çalışmak üzere, bizim eve, sıcacık odama gittik.<br />
C) Bu temel ilkeyi göz önüne almadıkça, başarılı olacağını sanmıyorum.<br />
D) Sevgiyle yaklaşmanız işe yarar; yeter ki o da aynı duyguyu hissetsin.<br />
E) Koşmamak üzere, sokağa çıkmasına izin verebilirim.</p>
<p>13. (I) Herhangi bir yolculuğa çıkarken bile hangi okur-yazar, yanına bir iki roman, şiir kitabı almayı düşünmez? (II) Yolculukta çoğu zaman çevremize bakıp dalmaktan, yanımıza aldığımız kitapları okuyamazsak bile, onları gene de elimizin altında bulundurmak isteriz. (III) Onların can yoldaşı olduğunu biliriz. (IV) Düşünüyorum da, şu dünyadan kitaplar yok oluverse, yaşamak ne kadar güçleşir, çekilmez bir ağırlık olur. (V) Romancı veya şair için yazmak nasıl dayanılmaz bir ihtiyaçsa, okuyucu için de yazıları okumak öyledir.<br />
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisi, kendinden önceki yargının nedenini belirtmektedir?<br />
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.</p>
<p>14. Aşağıdaki cümlelerden hangisi üslupla ilgili bir yargıdır?<br />
A) Kompozisyon, romanda geliştirilen durum ve eylemlerin düzenlenmesidir.<br />
B) Roman, olmuş ya da olabilecek olayları anlatan uzun edebiyat eseridir.<br />
C) Romanda kişiler, genel olarak geniş bir zaman çerçevesinde ele alınır.<br />
D) Romanın temel işlevi, insanların ve toplumların çeşitli özelliklerini sergilemektedir.<br />
E) Doğal güzelliğe en aykırı şey, herkesin bildiği beylik düşünceleri, gösterişli sözlerle aktarmaktır.</p>
<p>15. Aşağıdaki dizelerin hangisinde aynı varlığın karşıt yönleri bir arada verilmiştir?<br />
A) Bir asılı çengele benzer insanlar<br />
Elleri kocaman, yürekleri ufacık<br />
B) Dolan kara toprağa dolan<br />
Ulaş yeryüzüne ak tohum.<br />
C) Başlıyor serüvenlerin en korkuncu<br />
Gökyüzüne doğru yürüyen yeryüzü<br />
D) Ey sen ölümden çok hayatın kardeşi<br />
Hangi kıvılcımla fışkırttın hayatı ruhundan<br />
E) Dirilttin nasıl bir mucizeyle tekrar<br />
Her şeyi dostluktan düşmanlığa kadar</p>
<p>16. Üstat Picasso: “Bu resim hiç tavuk resmine benzemiyor.” diyen birine, “Ben tavuğun resmini değil, resim yapıyorum.” demiş.<br />
Aşağıdakilerden hangisi anlam bakımından bu cümleyle aynı doğrultudadır?<br />
A) Bir tablonun değerini anlamak için, resim bilgisine sahip olmak gerekir.<br />
B) Sanatı taklitten kurtarmak, sanattan anlayanların görevidir.<br />
C) Sanat doğayı taklit etmek değil, yeniden biçimlemektir.<br />
D) Gerçek sanat, büyük sanatçılar tarafından yaratılır.<br />
E) Sanat, gerçeği olduğu gibi yansıtmak zorundadır.</p>
<p>17. (I) “Defoe” soyadını 35. yaşından sonra kullanmaya başladı; bu, ailesinin özgün adıdır. (II) Papazlık eğitiminden sonra tuhafiyecilik yaptı. (III) Kral II. James’e karşı başlatılan ayaklanmaya katıldı. (IV) Robinson Crusoe romanı belki de ona ölümsüz ününü kazandırmıştı. (V) Dönemin olaylarını ve ayrıntılarını bir resim gibi yaşatırcasına yansıtabilmiştir yapıtlarında.<br />
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde kişisel düşüncelere yer verilmiştir?<br />
A) I. ve II. B) II. ve III.<br />
C) II. ve IV D) III. ve IV.<br />
E) IV. ve V.</p>
<p>18. Ben bir insanı giysisiyle karşılar, aklıyla uğurlarım.<br />
Aşağıdakilerden hangisi bu cümleye anlamca en yakındır?<br />
A) İnsanı başlangıçta dış görünümü, sonuçta düşünceleriyle değerlendiririz.<br />
B) İnsan salt akla değil, biçimselliğe de önem vermelidir.<br />
C) Kılık kıyafet ve biçimsellik insan için önemlidir.<br />
D) İnsan, görünümüyle de saygı uyandırabilir.<br />
E) Dış görünüş, şekilcilik, toplumun önemsediği durumlardır.</p>
<p>19. Aşağıdaki dizelerin hangisinde yargı gerekçesiyle birlikte verilmemiştir?<br />
A) Dünyada biricik sevdiğim sensin<br />
Güzelsin, incesin, tatlısın, şensin<br />
B) Nasıl başkasını gönlüm beğensin<br />
Güzelsin, incesin, tatlısın, şensin<br />
C) Görüp de sevmemek ne mümkün seni<br />
Güzelsin, incesin, tatlısın, şensin<br />
D) Gördüm geçiyorken yine dün seni<br />
Güzelsin, incesin, tatlısın, şensin<br />
E) Arıyor gözlerim bütün gün seni<br />
Güzelsin, incesin, tatlısın, şensin</p>
<p>20. Hiçbir yenilik damdan düşer gibi birden olmaz, o yeniliğin bir gün gerçekleştirilebilmesi için, daha önceleri nice günlerin -ve de nice gecelerin- ona ayrılması gerekir.<br />
Aşağıdakilerden hangisi bu cümleye anlamca en yakınır?<br />
A) Yenilikler birdenbire ortaya çıkar.<br />
B) Bizi rahata erdirdiği için yeniliklere ilgi duyuyoruz.<br />
C) İnsanlaşmanın en önemli koşuludur yenilik.<br />
D) Tüm insanlık yeniliklerin peşinden koşmaktadır.<br />
E) Yeniliklerin ortaya çıkması birikimle mümkündür.</p>
<p>21. Arkadaşlarımın beni eleştirmeleri pek hoşuma gitmez; ama yine de bu nedenle, onların bana değer verdikleri kanısındayım.<br />
Bu cümle aşağıdakilerden hangisiyle aynı doğrultudadır?<br />
A) Bazı arkadaşlarımın yaptığı eleştiriler bana büyük üzüntü verir.<br />
B) Bana değer verenlerin beni eleştirmesi gerekir.<br />
C) İyi arkadaş olsalar eleştirilerini herkesin içinde yapmazlar.<br />
D) İyi arkadaş, arkadaşlarını ikide bir rahatsız etmez.<br />
E) Arkadaşların birbirini eleştirmesi aynı zamanda bir değerbilirliktir.</p>
<p>23. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde karşılaştırma söz konusu değildir?<br />
A) Çankaya’da hava kirliliği Kızılay’daki gibi değildir.<br />
B) Ben onun gibi ders çalışamıyorum.<br />
C) Şu mağaza bizimki gibi, hiç çalışmıyor.<br />
D) Saat üç gibi beni evden aramıştı.<br />
E) Ablan gibi sen de bir işte çalışabilirdin.</p>
<p>24. Aşağıdakilerin hangisi bir tanım cümlesi değildir?<br />
A) Sanat, bir tür yaratmadır, özgün biçimde yaratma.<br />
B) Sanat, bir ilham işçiliğidir, hem de ince bir işçilik.<br />
C) Edebiyat, bir söz sanatıdır ki musiki ile kaynaşmıştır.<br />
D) Şiir, hem bir söz, hem de bir anlam sanatıdır.<br />
E) Beğenilen her şeyde bir güzellik vardır, bu güzellikler okunur, seyredilir.</p>
<p>25. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “pişmanlık” söz konusudur?<br />
A) Neden dediğin saatte orada olmadın?<br />
B) Daha uzun süreli kalmaya geliniz.<br />
C) Sağlığınızı neden hiç önemsemiyorsunuz.<br />
D) Yarın biraz daha erken kalk, derse geç kalıyorsun.<br />
E) Senin yardım etmeyeceğini düşünüp bu işe kalkmamalıydım.</p>
<p>CÜMLEDE ANLAM Cevap Anahtarı<br />
1. B<br />
2. B<br />
3. C<br />
4. B<br />
5. D<br />
6. D<br />
7. D<br />
8. B<br />
9. C<br />
10. E<br />
11. D<br />
12. B<br />
13. C<br />
14. E<br />
15. A<br />
16. C<br />
17. E<br />
18. A<br />
19. D<br />
20. E<br />
21. E<br />
22. D<br />
23. E<br />
24. E<br />
25. D<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/cumlede-anlam/" title="Cümlede Anlam">Cümlede Anlam</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/zihin-gocerten-uc-soru/" title="Zihin Göçerten Üç Soru">Zihin Göçerten Üç Soru</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/testkadin-erkek-beyni/" title="Test:Kadın-Erkek Beyni">Test:Kadın-Erkek Beyni</a></li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/VLeTZ92qaak" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/cumlede-anlam-konu-testi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/cumlede-anlam-konu-testi/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/VLeTZ92qaak/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Göstermeye Bağlı Edebi Metinler</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/E2oox7dsvAI/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/gostermeye-bagli-edebi-metinler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 11:47:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[absürd]]></category>
		<category><![CDATA[anlatmaya bağlı edebi metinler]]></category>
		<category><![CDATA[bale]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<category><![CDATA[dramın özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[entrika]]></category>
		<category><![CDATA[epik]]></category>
		<category><![CDATA[gelenekli türk tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[göstermeye bağlı edebi metinler]]></category>
		<category><![CDATA[karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[karagöz oyun bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[karagöz oyunu kişileri]]></category>
		<category><![CDATA[Karagöz oyununun dağarcığı]]></category>
		<category><![CDATA[klasik komedi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[klasik trajedi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[komedi]]></category>
		<category><![CDATA[komedi çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[komedi müzikal]]></category>
		<category><![CDATA[komedi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[komik]]></category>
		<category><![CDATA[köy seyirlik oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[meddah]]></category>
		<category><![CDATA[müzikli tiyatrolar]]></category>
		<category><![CDATA[öğretici metinler]]></category>
		<category><![CDATA[olay çevresinde oluşan edebi metinler]]></category>
		<category><![CDATA[opera]]></category>
		<category><![CDATA[operet]]></category>
		<category><![CDATA[orta oyun bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[Orta oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[revü]]></category>
		<category><![CDATA[skeç]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[töre komedisi]]></category>
		<category><![CDATA[trajedi]]></category>
		<category><![CDATA[trajedi özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[üç birlik kuralı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3954</guid>
		<description><![CDATA[GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBÎ METİNLER
Tiyatro: Günlük hayatta her an karşılaşabileceğimiz olayları sahnede göstermek amacıyla yazılan eserlere tiyatro denir. Drama dramatik edebiyat gibi sözler de tiyatro anlamına gelir. Dilimizde tiyatro sözcüğü sahne eseri sahne eserlerini oynama sanatı ve sahne eserlerinin oynandığı bina anlamlarında da kullanılır.
Tiyatro olayları dekorlar ve kişiler yardımıyla günlük hayatta olduğu gibi gözümüzün önünde canlandırır. Bunun için hem göze hem de kulağa hitap eden güzel sanatlardan yararlanır. Söz ve hareketler birbirini tamamlar. Oyuncu ile seyirci bütünleşir. Bu bakımdan edebî türler arasında en canlı hayata en yakın olanıdır.
Tiyatro eserinde başlıca iki ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/beAXNqlYBjO0W1zP1psBwRxRHJQ/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/beAXNqlYBjO0W1zP1psBwRxRHJQ/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/beAXNqlYBjO0W1zP1psBwRxRHJQ/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/beAXNqlYBjO0W1zP1psBwRxRHJQ/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><strong>GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBÎ METİNLER</strong><br />
<strong>Tiyatro:</strong> Günlük hayatta her an karşılaşabileceğimiz olayları sahnede göstermek amacıyla yazılan eserlere tiyatro denir. Drama dramatik edebiyat gibi sözler de tiyatro anlamına gelir. Dilimizde tiyatro sözcüğü sahne eseri sahne eserlerini oynama sanatı ve sahne eserlerinin oynandığı bina anlamlarında da kullanılır.</p>
<p>Tiyatro olayları dekorlar ve kişiler yardımıyla günlük hayatta olduğu gibi gözümüzün önünde canlandırır. Bunun için hem göze hem de kulağa hitap eden güzel sanatlardan yararlanır. Söz ve hareketler birbirini tamamlar. Oyuncu ile seyirci bütünleşir. Bu bakımdan edebî türler arasında en canlı hayata en yakın olanıdır.<br />
<span style="text-decoration: underline">Tiyatro eserinde başlıca iki öge bulunur:</span> olay ve kişiler. Olay anlatılmaz oyuncular tarafından canlandırılır. Kişiler olayları yaşayan ya da olaydan etkilenen varlıklardır. Olayları ön planda yaşayan varlığa olayın başkahramanı denir.<br />
<span id="more-3954"></span><br />
Tiyatro eserleri de hikâye ve romanda olduğu gibi üç bölümden oluşur: Serim düğüm ve çözüm. Serim (giriş) bölümünde olay ve olayla ilgili kişiler kısaca ele alınır. Düğüm (gelişme) bölümü olaydaki kişilerin çatışması ve çatışmanın merak uyandıracak bir hâl aldığı bölümdür. Çözüm (sonuç) de ise olay bir sonuca bağlanır.<br />
<strong>Tiyatro Çeşitleri:</strong> Bugünkü tiyatronun kaynağı Antik Yunan Tiyatrosudur. Antik tiyatronun iki türü olan trajedi ve komedinin kaynağı Bağ Bozumu Tanrısı Dionysos adına yapılan törenlerdir. Trajedi ve komedinin ayırıcı özelliklerini Aristoteles ilk kez Poetika adlı eserinde belirtmiştir.<br />
İlk örnekleri Antik Yunan edebiyatında görülen trajedi ve komedi daha sonra Yunan ve Lâtin edebiyatlarının örnek tutulduğu klasisizm akımı devrinde özellikle Fransa&#8217;da yeniden canlanarak 19. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür.<br />
19. yüzyılda romantizm akımına bağlı sanatçıların trajedi ve komedinin klâsik kalıplarını kırması ve bir ölçüde bunları kaynaştırmasıyla dram doğmuştur.<br />
Türk tiyatrosunda Batılı anlamda ilk eser Şinasi&#8217;nin Tanzimat döneminde yazdığı Şair Evlenmesi adlı bir perdelik komedidir. Tanzimatla birlikte Türk tiyatrosu komedi ve dram türüne yönelmiştir.<br />
Komedi türünde yazanlar özellikle Moliere (Molyer)&#8217;den etkilenmişler zaman zaman geleneksel oyunlarımızdan da yararlanmışlardır. Şinasi&#8217;nin yanı sıra Teodor Kasap Âli Bey Ahmet Vefik Paşa komedi türünde eserler vermişlerdir.<br />
Dram türünde Namık Kemal Abdülhak Hâmit Tarhan gibi yazarlar romantizmin etkisiyle aşırı duygusallığa kapılmışlar konuşma dilinden uzaklaşma olay örgüsüne ve oyun tekniğine önem vermeme yüzünden pek başarılı olamamışlardır.<br />
II. Meşrutiyet Dönemi&#8217;nde de tiyatro çalışmaları sürmüş ancak başarılı ürünler Cumhuriyet Dönemi&#8217;nde verilmiştir.<br />
Meşrutiyetten bu yana dram türünde eser veren bazı sanatçılar şunlardır: Müsahipzâde Celâl Vedat Nedim Tör Reşat Nuri Güntekin Faruk Nafiz Çamlıbel Nazım Hikmet Necip Fazıl Kısakürek Oktay Rıfat Haldun Taner Turgut Özakman Sermet Çağan Güngör Dilmen.</p>
<p><strong>1. Trajedi:</strong> Yaşamın acıklı yönlerini kendine özgü kurallarla sahnede yansıtmak; ahlâk erdem örneği göstermek için yazılmış manzum tiyatro eserine trajedi denir. Trajedi; izleyicide korku heyecan acındırma duyguları uyandırarak ders vermeyi amaçlar. Trajedilerde işlenen trajik olay iki yüksek değer arasındaki çelişkiyi yaşayan insanın durumundan doğar.<br />
<span style="text-decoration: underline">Klâsik trajedinin özellikleri şunlardır:</span><br />
Trajedilerde erdem ve ahlâka her şeyin üstünde yer verilir.<br />
Trajedi konularını tarihten ve mitolojiden alır. 17. yüzyıla kadar yazılan trajedilerde konular Yunan ve Lâtin mitolojisinden tarihinden alınırdı.<br />
Trajedilerde; çirkin sayılan vurma yaralama öldürme gibi olaylar sahnede seyircilerin gözleri önünde sergilenmez bu olaylar sahne gerisinden duyurulur.<br />
Trajediler manzum olarak yazılır.<br />
Trajedi beş perdeden oluşur.<br />
Kahramanlar olağanüstü varlıklar veya soylulardır: Tanrılar tanrıçalar yarı tanrılar; krallar kraliçeler vb.<br />
<strong><span style="color: #333399">Trajedilerde üç birlik kuralı vardır.</span></strong> Bir eserin zaman mekân (yer) olay birliği içinde verilmesine üç birlik kuralı denir:<br />
<strong>Zaman Birliği:</strong> Eserin konusunu oluşturan olay 24 saat içinde geçer. Eserin konusu olayın sonuca en yakın yerinden seçilir<br />
<strong>Yer Birliği:</strong> Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir.<br />
<strong>Olay Birliği:</strong> Piyesin tek bir ana olay çevresinde gelişmesidir.<br />
<span style="text-decoration: underline">Klâsik trajedinin önemli yazarları şunlardır:</span> Aiskhylos (M.Ö. 6. yüzyıl) Sophokles (M.Ö.5. yüzyıl) Euripides (M.Ö. 5. yüzyıl) Ennius (M.Ö. 3. yüzyıl) Corneille (M.S. 17. yüzyıl) Racine (M.S. 17. yüzyıl).</p>
<p><strong>2. Komedi:</strong> İzleyiciyi güldüren eğlendiren ve eğlendirirken düşündüren tiyatro türüne komedi denir. Aristoteles komediyi Poetika adlı eserinde şöyle tanımlar: &#8220;Komedi ortalamadan daha aşağı (kötü) olan karakterlerin taklididir. Bununla birlikte komedi her kötü olanı taklit etmez; tersine gülünç olanı taklit eder. Bu ise soylu olmayanın bir bölümüdür. Çünkü gülünç olanın özü soylu olmayışa ve kusura dayanır.&#8221;<br />
<span style="text-decoration: underline">Klasik komedinin özellikleri şunlardır:</span><br />
Komedide kişilerin ya da toplumun gülünç yanları ortaya konularak seyirciyi güldürme yoluyla düşündürme ve doğru yola yöneltme amacı güdülür.<br />
Konular günlük yaşamdan alınır.<br />
Kişiler çoğunlukla halk kesiminden kimselerdir.<br />
Acı veren olaylar (vurmak yaralamak vb.) seyircinin gözü önünde gerçekleştirilebilir.<br />
Üslûpta soyluluk aranmaz; her türlü kaba sözlere ve şakalara yer verilir.<br />
Nazımla yazılır. (17. yüzyıl klâsik edebiyatında nesirle yazılmış komediler de vardır.)<br />
Trajediler gibi komediler de birbiri arkasından sürüp giden &#8220;diyalog&#8221; ve &#8220;koro&#8221; bölümlerinden oluşur. Eser ara vermeden oynanır perde arası yoktur.<br />
Komedide de üç birlik kuralına uyulmuştur. Sonraları bu kuraldan vazgeçilmiştir. Günümüz komedi yazarları komedinin bu klâsik kuralına bağlı kalmadan eserlerini oluşturmuşlardır.<br />
<strong>Başlıca Komedi Çeşitleri:</strong><br />
<strong>Karakter Komedisi:</strong> İnsan karakterinin gülünç ve aksak yanlarını konu alan komedidir. Moliere&#8217;in Cimri Shakespeare ( Şekspir)&#8217;in Venedik Taciri adlı eserleri karakter komedisidir.<br />
<strong>Töre Komedisi:</strong> Toplumun gülünç ve aksak yanlarını konu alan komedidir. Moliere&#8217;in Gülünç Kibarlar Gogol&#8217;un Müfettiş Şinasi&#8217;nin Şair Evlenmesi adlı eserleri töre komedisidir.<br />
<strong>Entrika Komedisi:</strong> Olayların şaşırtıcı biçimde düzenlendiği çoklukla güldürmekten başka bir amaç güdülmeden yazılan komedidir. Moliere&#8217;in Scapin&#8217;in Dolapları Shakespeare&#8217;in Yanlışlıklar Komedisi adlı eserleri entrika komedisidir. Entrika komedilerine vodvil de denilmektedir.<br />
Klâsik komedinin önemli yazarları şunlardır: Aristophanes (M.Ö. 5.yüzyıl) Menandros (M.Ö. 4. yüzyıl) Terentius (M.Ö. 3. yüzyıl) Plautus (M.Ö. 3. yüzyıl) Moliere (M.S. 17. yüzyıl).</p>
<p><strong>3. Dram:</strong> Yaşamın acıklı ve gülünç yönlerini bir arada yansıtan tiyatro türüne dram denir.<br />
Komediler yalnız gülünç trajediler de acıklı olayları canlandırmak için yazılmıştır. Oysaki yaşam acıları ve sevinçleriyle bir bütündür. 19. yüzyılda Fransa&#8217;da yaşamın hem acıklı hem gülünç yönlerini birlikte işleyen dram türü ortaya çıkmıştır.<br />
Dram türünün gelişiminde Shakespeare (Şekspir)&#8217;in önemli katkıları olmuştur. Shakespeare klâsik tiyatronun zaman ve yer birliği kurallarını yıkmıştır. Ayrıca acıklı ve gülünç olayları sahnede iç içe vererek dramın ilk örneklerini vermiştir. Sanatçının şiir ile düz yazıyı iç içe kullandığı oyunları önce Alman romantiklerini sonra da Fransız romantiklerini etkilemiş böylece dramın temelleri atılmıştır.<br />
Fransız romantiklerinden Victor Hugo (Viktor Hügo) Cromwel adlı eserinin ön sözünde dramın özelliklerini şu sözlerle açıklar: &#8220;Dramın özelliği gerçektir. Gerçek yaratılışta yaşamda olduğu gibi dramda da karşılaşan iki tipin; yüce ile gülüncün birleşmesinden doğar. Doğada olan her şey sanatta da vardır.&#8221;<br />
<span style="text-decoration: underline">Dramın özellikleri şunlardır:</span><br />
Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.<br />
Hem acıklı hem de gülünç olaylar yaşamda olduğu gibi bir arada bulunabilir.<br />
Olay tarihin herhangi bir devrinden ya da günlük yaşamdan alınabilir.<br />
Kişiler halkın her kesiminden seçilebilir.<br />
Klâsik trajedi ve komedilerdeki Eski Yunan mitolojisine yönelik değerler yerine ulusal değerlere yönelme görülür.<br />
Acı veren olaylar (vurma öldürme vb.) sahnede oluş hâlinde gösterilebilir.<br />
Perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır.<br />
Hem şiirle hem düz yazıyla yazılabilir.</p>
<p>Romantik dönemden günümüze kadar her edebî dönemde dram türü gelişmiş düzeyli ciddi bir anlatım aracı olarak varlığını korumuştur.<br />
Dram türünün önemli yazarları şunlardır. Rönesans dönemi tiyatro yazarlarından William Shakespeare (16. yüzyıl) Goethe (18.yüzyıl) Schiller (18.yüzyıl) Victor Hugo (19. yüzyıl).</p>
<p><strong>4. Çağdaş Tiyatro:</strong> Teknik buluşların getirdiği yenilikler ile uygarlığın insan üzerindeki etkileri tiyatroya yeni olanak ve temalar getirdi. İnsanoğlunun yaşamındaki değişim ve gelişimler tiyatroya sayısız yenileşme öğeleri kattı ve bu sanat dalına yeni sorumluluklar yükledi. Art arda gelen iki büyük savaş birbirinin ardı sıra doğan düşünce ve sanat akımları tiyatronun iç yapısında köklü değişiklikler oluşturdu. Şiir resim heykel ve müzikteki hızlı değişimler de onlardan yararlanan tiyatroyu etkilemiştir. Günümüz oyun yazarları bu sanat dallarının kendilerine sunduğu olanakları da kullanarak değişik anlayışlarla oyunlarını yazmaktadır.<br />
Çağımız tiyatrosunda tiyatro geleneklerinin ve kurallarının değiştiğini görürüz. Tiyatro artık yaşamı olduğu gibi değil görünmeyen iç yüzüyle yansıtır. Sanat doğayı olduğu gibi taklit etmez. İnsanın çok zengin bir iç dünyası vardır. Bu iç dünya toplum ve doğa mantığına uymayabilir. Bu nedenle sahnede saçma gibi görünen sözler söylenebilir dengesiz hareketler olabilir.<br />
<strong>a) Absürd (Uyumsuz Saçma) Tiyatro:</strong> Absürd tiyatro bir bakıma geleneksel tiyatronun kurallarını ve düzenlerini hiçe saymıştır. Tiyatro her şeyi anlamaktan canlandırmaktan çok bir ses ve hareket düzeni olmalıdır. Olaylar arasında bağ kurulması her zaman şart olmayıp oyun birbirine ilgisiz görünen sesler sözler eylemler hâlinde sürüp gitmelidir. Az olay ve az sözle çok mesaj vermek gerekir. Acıklı olaylar bile alay konusu olabilir. Absürd tiyatroda perde düzenine; serim düğüm çözüm bölümlerine önem verilmez. Eser; bilinmeyenlerle sembollerle ve saçma denilebilecek kurgularla doludur. Bu tiyatro anlayışında önemli olan; bir duygu ve olayın biçimini oluşumunu göstermektir.<br />
Absürd tiyatronun önemli yazarları şunlardır: Eugene İonesco Amedee Samuel Beckett Seraphin Audiberti John Osborn.<br />
Türk tiyatrosunda Güngör Dilmen’in &#8220;Canlı Maymun Lokantası&#8221; adlı eseri bu türün bir örneğidir.<br />
<strong>b) Epik (Destansı) Tiyatro:</strong> Çağdaş tiyatronun başka bir kolu da Epik tiyatrodur. Bu tiyatro türünün önderi Alman yazar Berthold Brecht&#8217;tir.<br />
Epik tiyatro oyunun izleyiciyi büyülemesine karşıdır. Yani temsil sırasında izleyicinin oyuna kendini kaptırmasını ve büyülenmesini önlemek ister. Bunun için sahne dekordan ve olaylardan uzak tutulur. İzleyiciye de temsilde gördüklerinin gerçek değil bir oyun olduğu hatırlatılır. Epik tiyatro izleyiciyi uyanık tutmak ister. Bunu sağlamak için araya şarkılar tekerlemeler oyunu birdenbire kesen açıklamalar konur. Entrikaların iç yüzü durup dururken açıklanır.<br />
Epik tiyatronun önemli yazarları şunlardır: Arthur Adamov Max Frisch Frederich Dürrenmatt.<br />
Türk tiyatrosunda Haldun Taner &#8220;Keşanlı Ali Destanı&#8221; adlı eseriyle epik tiyatro örneği vermiştir.</p>
<p><strong>5. Müzikli Tiyatrolar:</strong> Sözleri bestelenmiş tiyatro türüdür. Tamamen bestelenen tiyatro türleri olduğu gibi yarısı beste yarısı söze dayanan tiyatro türleri de vardır.<br />
<strong>Opera:</strong> Müzik eşliğinde söylenen şarkılı oyunlara opera denir. Lirik dram olarak da bilinir. Tamamen nazım (şiir) şeklinde yazılır ve bestelenir. Eserde şiir müzik ışık kostüm raks (oyun) ve estetik zenginlik tam bir uyum içerisinde bulunur.<br />
Opera 17. yy başlarında İtalya’da doğmuş ve oradan önce Fransa&#8217;ya sonra da Avrupa ülkelerine yayılmıştır.<br />
<strong>Opera – Komik:</strong> Güldürücü bir biçimde yazılan operadır.<br />
<strong>Operet:</strong> Halka hitap eden müzikli komedidir. Halk şarkılarına dayalı sade üslupla haşf ve coşkun eğlenceli konularda yazılıp bestelenmiş sahne oyunudur. Daha çok eğlendirici yanı vardır.<br />
<strong>Komedi Müzikal:</strong> Sözlerinin arasında müzikli parçalar bulunan vodvil ya da komedilere denir. Acıklı gülünç sahnelere yer verilir. Müzikli bölümlerde halk şarkılarından yararlanılır.<br />
<strong>Bale:</strong> Konusunu müzik eşliğinde hareketlerle anlatan tiyatro türüdür. Balede konuşma yoktur. Her şey danslı hareketlerle anlatılır.<br />
<strong>Revü:</strong> Revü; tablo skeç şarkı ve monolog gibi sahnelerden kurulu daha çok gündelik olayları alaya alan ve taşlayan bir gösteri türüdür.<br />
<strong>Skeç:</strong> Genellikle bir nükteyle son bulan az kişili ve yalın şakacı bir içeriği olan kısa oyundur.</p>
<p><strong>6. Gelenekli Türk Tiyatrosu:</strong> Zamanımızdan yaklaşık dört bin yıl önce Orta Asya&#8217;da yaşayan Türk boylarının bulunduğunu biliyoruz. Türklerin sığır yuğ şölen adları verilen törenlerindeki gösteriler gelenekli Türk tiyatrosunun ilk örnekleri sayılabilir. Bu törenlerin yönetmen ve oyuncuları şaman adı verilen din adamlarıdır.<br />
Zamanla içeriği genişleyen dinsel törenler geleneksel törenler hâline gelir. Ergenokon Destanı&#8217;nda yer alan demir dövme töreni bu örneklerden birini oluşturur. Bu törene bütün boy halkı katılır büyük bir alan sahne olarak kullanılırdı. Dede Korkut Öyküleri incelendiğinde ozan ve kopuzun dram sanatının bir parçası olduğu anlaşılır. Ayrıca Şamanizm ayinleri bu bakımdan dikkati çeker.<br />
11. yüzyılda İslâmiyet&#8217;i tamamen kabul etmiş olan Türkler yeni kültürün etkisiyle tiyatrodan uzak kaldılar. Buna karşılık gölge (hayal) oyunları cansız olduğu için hoşgörüyle karşılanmıştır. Ayrıca Türkler; kültür inanış ve yaşayışlarına uygun olarak geleneğe dayalı bir canlandırma sanatı geliştirdiler. Gelenekli Türk tiyatrosu adı verilen bu tiyatro anlayışının kolları şunlardır:<br />
<strong>Köy Seyirlik Oyunları:</strong> Geleneksel Türk tiyatrosunun kaynakları içerisinde köy seyirlik oyunların özel bir önemi vardır. Halen özellikle Anadolu da ki pek çok köyde devam ettirilen köy seyirlik oyun geleneğinin tarihi binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Geçmişin tiyatrosundan geleceğin tiyatrosuna önemli bir kaynaktır bu oyunlar. Binlerce yıl önce Anadolu insanları toplayıcılık kültüründen tarım kültürüne geçtiği dönemlerden itibaren günümüze kadar mevsim dönüşümlerine ekim-dikim ve hasat zamanlarına özel bir önem vermiş bu zamanları oruç ritüel ve şenliklerle kutsamıştır. Binlerce yıl önce Anadolu insanları geçimlerini günümüzde de olduğu gibi tarımdan sağlıyorlardı. Ekim yapılmadığı kış ayları onlar için kıtlık zamanlarıydı. Yaz ayları ise tam bolluk ve bereket dönemleri idi. Kıtlık karanlıkla özdeşti kara ile simgeleniyordu. Bolluk ise beyazla özdeşti beyaz ile simgeleniyordu. Mevsimler arasındaki bu ak-kara çatışması köy seyirlik oyunların temel yapısını belirliyordu.</p>
<p>Günümüze kadar gelen köy seyirlik oyunların büyük bölümü işte bu ak-kara çatışması üzerine kuruludur.<br />
Özellikle Sivas köylerinde karşılaştığımız &#8220;saya gezme&#8221; adı verilen ritüelde yazı ve kışı simgeleyen aklar giyinmiş genç kız ile yüzü karaya boyanmışa &#8220;Arap&#8221; ve onların peşine takılan çoluk çocukla dolu bir alay köyde kapı kapı dolaşır her evden geçen hasattan kalma hububatı toplar köy meydanında bu hububat pişirilerek tüm köylülerce yenir. Hemen arkasından oynanan köy seyirlik oyunun da Arap genç kızı kaçırır. Sonra da kızın yakınlarının genç kızı yeniden bulmasıyla şenlik yapılır. Arap kovalanır böylece kış ayı kovulur yazın gelmesi coşkuyla kutlanır genç kız evlendirilerek düğünü yapılır. Az önce genç kızın kaçırılmasına üzülen yas tutan seyirciler az sonra genç kızın Arap’ın elinden kurtulmasıyla sevinir hep birlikte halay çekerek dans ederek bu olayı kutlar.<br />
Köy seyirlik oyunlar adı üzerinde seyirlik oyunlardır. Tıpkı ortaoyunumuzda olduğu gibi bu oyunlar da genellikle köyün ortasında köy meydanında oynanır. Seyirciler çepeçevre oyuncuları çevreler.<br />
Oyuncu &#8211; seyirci ayrılığı hem vardır hem yoktur. Oyuncuları oyuna seyirciler hep beraber hazırlar. Bir tas bir şapka bir baston bir deve bir sopa bir tüfek olabilir. Sırası gelen oyuncu seyirci içinden çıkarak oyuna katılır oyundaki görevi bittikten sonra yeniden seyircilerin arasına karışır.</p>
<p><strong>Meddah:</strong> Methedici (övücü) taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak halkı eğlendiren sanatçıya meddah denir. Türk halk zekâsının ve halkın olayları karikatürize etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık yüzyıllar boyu yaşamış Türk halkı arasında çok ilgi görmüştür. Meddahlık için tek adamlı tiyatro diyebiliriz. Meddah tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başndan sonuna kadar canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi sahnesi elbiseleri dekoru kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi meddah denilen o tek adamın zekâsına bilgisine söz söylemedeki başarısına bağlıdır. Meddahların çoğu klasikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar. Meddah anlatacağı öyküye geçmeden önce: &#8220;Haak dostum Haak!&#8221; diyerek çoğunlukla şu beyitle öyküye girer:<br />
&#8220;Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letafet<br />
Dinle imdi bende-i âcizden hoş bir hikâyet.&#8221;<br />
Meddah kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi hayvanların doğanın ve cansız nesnelerin seslerini de taklit eder. Meddahın iki aracı vardır; biri boynuna doladığı mendili öteki de elinde tuttuğu sopasıdır. Mendille çeşitli başlıklar yapar terini siler. Sopayı da oyunu başlatmak seyirciyi suskunluğa çağırmak kapıyı vurmak için ya da saz süpürge tüfek at yerine kullanır.<br />
Bitişte özür diler oyundan çıkan sonucu (kıssa) bildirir. Daha sonra anlatacağı öykünün adını ve öyküyü nerede anlatacağını söyler.<br />
Günümüzde meddahlıkla ilgili birkaç dağınık yazma ve taş baskısı kitap dışında fazla kaynak yoktur. İstanbul Üniversitesi Kitaplığında bulunan &#8220;Mecmûa-ı Fevâid&#8221; meddahlar üzerine yazılmış önemli bir kaynaktır.</p>
<p><strong>Orta Oyunu:</strong> Orta oyunu çevresi izleyicilerle çevrili bir alan içinde oynanan yazılı metne dayanmayan içinde müzik raks ve şarkı da bulunan doğaçlama bir oyundur. Orta oyunu adının geçtiği ilk belge 1834 tarihlidir. Daha eski kaynaklarda bu oyun; kol oyunu meydan oyunu taklit oyunu zuhuri gibi adlarla anılmıştır.<br />
Orta oyunu han ya da kahvehane gibi kapalı yerlerde de oynanmakla birlikte genel olarak açık yerlerde ortada oynanan bir oyundur. Oyunun oynandığı yuvarlak ya da oval alana palanga denir. Oyunun dekoru; yeni dünya denilen bezsiz bir paravandan ve dükkân denilen iki katlı bir kafesten oluşur. Yeni dünya ev olarak dükkân da işyeri olarak kullanılır. Dükkânda bir tezgâh birkaç hasır iskemle bulunur.<br />
Orta oyununun kişileri ve fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Oyunun en önemli iki kişisi Kavuklu ile Pişekâr&#8217;dır. Kavuklu Karagöz oyunundaki Karagöz&#8217;ün karşılığı Pişekâr da Hacivat&#8217;ın karşılığıdır. Orta oyununda da gülmece öğesi Karagöz oyunundaki gibi yanlış anlamalara nüktelere ve güldürücü hareketlere dayanır. Oyunda çeşitli mesleklerden yörelerden uluslardan insanların meslekî ve yöresel özellikleri ağızları taklit edilir. Bunlar arasında Arap Acem Kastamonulu Kayserili Kürt Frenk Laz Yahudi Ermeni vb. sayılabilir. Orta oyununda kadın rolünü oynayan kadın kılığına girmiş erkeğe Zenne denir.<br />
Kavuklu Hamdi ile Pişekâr Küçük İsmail Efendi orta oyununun önemli ustaları sayılır.<br />
<strong>Orta Oyununun Bölümleri:</strong><br />
<strong>Mukaddime (Giriş):</strong> Zurnacı Pişekâr havası çalar. Pişekâr çıkar ve izleyiciyi selâmladıktan sonra zurnacıyla konuşur. Bu konuşmada oynanacak oyunun adı bildirilir. Daha sonra zurnacı Kavuklu havasını çalar. Kavuklu ile Kavuklu arkası oyun alanına girer. Kavuklu ile Kavuklu arkası arasında kısa bir konuşma geçer. Sonra bu kişiler birden Pişekâr&#8217;ı görüp korkarlar ve korkudan birbirlerinin üstüne düşerler. Bazı oyunlarda zenne takımı ve Çelebi&#8217;nin daha önce çıkıp Pişekar&#8217;la konuştukları bir sahne de vardır.<br />
<strong>Muhavere (Söyleşme):</strong> Bu bölüm Kavuklu ile Pişekâr&#8217;ın birbirleriyle tanıdık çıktıkları tanışma konuşmasıyla başlar. Kavuklu ile Pişekâr&#8217;ın birbirinin sözlerini ters anlamaları bir gülmece oluşturur ki buna arzbâr denir. Arzbârdan sonra tekerleme başlar. Tekerlemede Kavuklu başından geçen olağan dışı bir olayı Pişekâr&#8217;a anlatır. Pişekâr da bunu gerçekmiş gibi dinler sonunda bunun düş olduğu anlaşılır.<br />
<strong>Fasıl (Oyun):</strong> Oyunun asıl bölümü belli bir olayın canlandırıldığı fasıl bölümüdür. Orta oyunu fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir. Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar. Pişekâr&#8217;ın ona iş bulmasıyla olaylar gelişir. Dükkâna gelip giden çeşitli müşterilerle ilgili oyunlar da vardır. İkinci olaylar dizisi yeni dünya denilen ev dekorunda geçer. Zenne takımının Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesi biçiminde olaylar gelişir.<br />
<strong>Bitiş:</strong> Oyunun son bölümüdür. Pişekâr izleyicilerden özür dileyerek gelecek oyunun adını ve yerini bildirir. Oyunu kapatır.<br />
Geleneksel Türk halk tiyatrosunun önemli seyirliklerinden olan orta oyununun başlıcaları şunlardır: Mahalle Baskını Terzi Oyunu Yazıcı Oyunu Büyücü Hoca Fotoğrafçı Hamam Tahir İle Zühre Kale Oyunu Pazarcılar Çeşme Gözlemeci Çifte Hamamlar Kunduracı Eskici Abdi.</p>
<p><strong>Karagöz:</strong> Karagöz bir gölge oyunudur. Bu oyun deriden kesilen ve tasvir adı verilen birtakım şekillerin (insan hayvan bitki eşya vb.) arkadan ışıklandırılmış beyaz bir perde üzerine yansıtılması temeline dayanır.<br />
Gölge oyununun önce Çin&#8217;de (M.Ö. 2. yüzyıl) veya Hint&#8217;te çıktığı söylentileri vardır. Evliya Çelebi ise Karagöz ile Hacivat&#8217;ın Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat zamanında (13. yüzyıl) yaşamış gerçek kişiler olduğunu belirtir.<br />
Halk arasındaki bir söylentiye göre ise Karagöz ile Hacivat Sultan Orhan (14. yüzyıl) zamanında Bursa&#8217;da bir cami yapımında çalışmış işçilerdir. İkisi arasındaki nükteli konuşmalar diğer işçileri oyaladığı için Sultan Orhan tarafından öldürtülmüşlerdir. Daha sonra Şeyh Küşterî Hacivat ve Karagöz&#8217;ün deriden yapılmış tasvirlerini oynatmış ve onların şakalarını tekrarlamıştır. Bu nedenle Karagöz perdesine Küşteri Meydanı da denir.<br />
İslâm dünyasında 11. yüzyılda sözü edilmeye başlanan bu oyuna hayal-i zill (gölge hayali) adı verilmiştir. Karagöz oyunu özellikle 17. yüzyıldan sonra oldukça yaygınlaşmıştır. 19. yüzyılda Karagöz kısaca hayal oyunu diye anılmış bu oyunu oynatan sanatçılara da hayalî (hayalci Karagözcü) denmiştir.<br />
Karagöz oyunu halk kültürünün ortak ürünüdür. Bu oyunlarda işlenen çeşitli konuları kimin düzenlediği belli değildir. Karagöz tuluata dayandığı için oyunun sözlerini her sanatçı oyun sırasında kendine göre düzenler. Karagöz oyunları 19. yüzyılda yazıya geçirilmeye başlanmıştır.<br />
<strong>Karagöz Oyunun Bölümleri:<br />
Mukaddime (Giriş):</strong> Oyunun başlangıç bölümüdür. Perdede görüntü verilmeden önce müzik başlar. Sonra konuya uygun olarak bir görüntü verilir. Hacivat “Of&#8230; hay Haak!” diyerek perde gazeline başlar.<br />
<strong>Muhavere (Söyleşme):</strong> Karagöz ile Hacivat arasında geçer. Muhavere İki bölüme ayrılır: Bunlar fasılla ilişkisi olan ve fasılla ilişkisi olmayan bölümlerdir. Muhaverede yalnız Hacivat ve Karagöz bir oyun oynar. Bu oyun önce olmayacak bir olayın gerçekleşmiş gibi anlatılmasıyla başlar sonra bunun düş olduğu anlaşılır.<br />
<strong>Fasıl (Oyun):</strong> Oyunun kendisidir. Hacivat ve Karagöz&#8217;den başka oyun kişileri fasılda görünürler. Karagöz oyunları genellikle adlarını bu bölümün içeriğinden alır.<br />
<strong>Bitiş:</strong> Bu bölüm çok kısadır. Karagöz oyunun bittiğini haber verir kusurlar için özür diler gelecek oyunu duyurur. Karagöz&#8217;le Hacivat arasında kısa bir söyleşme geçer. Bu söyleşmede oyundan çıkarılacak sonuç da belirtilir.<br />
Karagöz Oyununun Kişileri: Karagöz oyununun en önemli kişileri Karagöz ile Hacivat&#8217;tır. Karagöz okumamış halkı; Hacivat ise aydın ya da yarı aydın kimseleri temsil eder. Oyunda konuya göre türlü meslek yöre ve uluslardan kişiler kendi şiveleriyle taklit edilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Karagöz oyununun diğer önemli kişileri şunlardır:<br />
</span>Çelebi (Genç züppe bir mirasyedi)<br />
Kürt (Hamal bekçi)<br />
Altı Kulaç Beberuhi (Cüce ve aptal)<br />
Arnavut (Bahçıvan korucu bozacı)<br />
Tuzsuz Deli Bekir (Sarhoş zorba)<br />
Acem (Zengin tüccar)<br />
Efe (Zorba)<br />
Ak Arap (Dilenci kahve dövücüsü)<br />
Matiz (Sarhoş)<br />
Zenci Arap (Lala köle)<br />
Zenne (Kadın)<br />
Yahudi (Bezirgan)<br />
Kastamonulu (Oduncu bekçi)<br />
Ermeni (Kuyumcu)<br />
Bolulu (Aşçı)<br />
Frenk ve Rum (Doktor terzi tüccar meyhaneci)<br />
Kayserili (Pastırmacı)<br />
Laz (Kayıkçı kalaycı)<br />
Rumelili (Pehlivan arabacı)<br />
Tiryaki (Lâf ebesi)<br />
<strong>Karagöz oyununun dağarcığı:</strong> Bilinen Karagöz oyunlarının sayısı çoksa da Karagöz oyununun klâsik dağarcığı yirmi sekiz oyunda birleşmiştir. Bu oyunlardan bazıları şunlardır: Ağalık Bahçe Sefası Balıkçılar Baskın Leylâ ile Mecnun Ferhat ile Şirin Cambazlar Sahte Esirci Hain Kâhya Horozlu Düğün Karagöz&#8217;ün Yalova Sefası Cin Çarpması.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/anlatmaya-bagli-edebi-metinler/" title="Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler">Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/olay-cevresinde-olusan-edebi-metinler/" title="Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler ">Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler </a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/geleneksel-turk-tiyatrosu-orta-oyunu/" title="Geleneksel Türk Tiyatrosu &#8211; Orta oyunu">Geleneksel Türk Tiyatrosu &#8211; Orta oyunu</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/anton-cehov-visne-bahcesi/" title="Anton Çehov &#8211; Vişne Bahçesi">Anton Çehov &#8211; Vişne Bahçesi</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/tiyatronun-ogeleri-tiyatro-nedir-tiyatro-eserinin-belirleyici-ozellikleri/" title="Tiyatronun ögeleri &#8211; Tiyatro Nedir -Tiyatro eserinin belirleyici özellikleri">Tiyatronun ögeleri &#8211; Tiyatro Nedir -Tiyatro eserinin belirleyici özellikleri</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/tiyatro-turunun-ozellikleri-turk-tiyatro-tarihi/" title="Tiyatro Türünün Özellikleri &#8211; Türk Tiyatro Tarihi">Tiyatro Türünün Özellikleri &#8211; Türk Tiyatro Tarihi</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/aclik-yoksulluk-dram/" title="Açlık &#8211; Yoksulluk &#8211; Dram">Açlık &#8211; Yoksulluk &#8211; Dram</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/erkeklerin-agzindan-yemek-tarifleri/" title="Erkeklerin Ağzından Yemek Tarifleri">Erkeklerin Ağzından Yemek Tarifleri</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/ilahi-komedya-dante-alighieri/" title="İlahi Komedya &#8211; Dante Alighieri">İlahi Komedya &#8211; Dante Alighieri</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/tiyatro-nedir-tiyatro-tarihi/" title="Tiyatro nedir &#8211; Tiyatro Tarihi">Tiyatro nedir &#8211; Tiyatro Tarihi</a></li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/sYY2qUiFvj8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/gostermeye-bagli-edebi-metinler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/gostermeye-bagli-edebi-metinler/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/sYY2qUiFvj8/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Öğretici Metin ve Sanatsal Metin Arasındaki Farklar</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/7HuWCfqGSK4/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/ogretici-metin-ve-sanatsal-metin-arasindaki-farklar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 13:08:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[farklar]]></category>
		<category><![CDATA[öğretici metin]]></category>
		<category><![CDATA[özellikler]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal metin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3955</guid>
		<description><![CDATA[Öğretici Metin ve Sanatsal Metin Arasındaki Farklar :
1) Öğretici metin
- Bilgi vermek amacıyla yazılır.
- Kesinlik vardır.
- Uslüp kaygısı yoktur.
- Açıklayıcı, tamamlayıcı gibi anlatım türleri kullanılır.
- Söz sanatları kullanılmaz.
- Dil göndergesel işlevindedir.
-Gerçeklik ön plandadır.
-Kelimeler somuttur.
2)Sanatsal metin
- Estetik zevk ve duygu vermek amacıyla yazılır.
- Kesinlik yoktur.
- Öznel bir bilgidir.
- Uslüp kaygısı vardır.
- Betimleyici ve öyküleyici gibi anlatım türleri vardır.
- Söz sanatları kullanılır.
- Dil sanatsal işlevindedir.
-Kurmacalık ön plandadır.
-Kelimeler soyuttur.
Benzer Yazılar

Benzer Yazılar

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KljYFE7GATfK49ZV3K11k8WZLBo/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KljYFE7GATfK49ZV3K11k8WZLBo/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KljYFE7GATfK49ZV3K11k8WZLBo/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KljYFE7GATfK49ZV3K11k8WZLBo/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p>Öğretici Metin ve Sanatsal Metin Arasındaki Farklar :</p>
<p><strong>1) Öğretici metin</strong></p>
<p>- Bilgi vermek amacıyla yazılır.</p>
<p>- Kesinlik vardır.</p>
<p>- Uslüp kaygısı yoktur.</p>
<p>- Açıklayıcı, tamamlayıcı gibi anlatım türleri kullanılır.</p>
<p>- Söz sanatları kullanılmaz.</p>
<p>- Dil göndergesel işlevindedir.<span id="more-3955"></span></p>
<p>-Gerçeklik ön plandadır.</p>
<p>-Kelimeler somuttur.<br />
<strong>2)Sanatsal metin</strong></p>
<p>- Estetik zevk ve duygu vermek amacıyla yazılır.</p>
<p>- Kesinlik yoktur.</p>
<p>- Öznel bir bilgidir.</p>
<p>- Uslüp kaygısı vardır.</p>
<p>- Betimleyici ve öyküleyici gibi anlatım türleri vardır.</p>
<p>- Söz sanatları kullanılır.</p>
<p>- Dil sanatsal işlevindedir.</p>
<p>-Kurmacalık ön plandadır.</p>
<p>-Kelimeler soyuttur.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/nJwm4tJ7jC8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/ogretici-metin-ve-sanatsal-metin-arasindaki-farklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/ogretici-metin-ve-sanatsal-metin-arasindaki-farklar/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/nJwm4tJ7jC8/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/eW3_gt0rUyk/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/anlatmaya-bagli-edebi-metinler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 12:56:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[akımlarına göre romanlar]]></category>
		<category><![CDATA[anlatmaya bağlı edebi metinler]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[dede korkut hikaye özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dede Korkut Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[derleme]]></category>
		<category><![CDATA[destan]]></category>
		<category><![CDATA[destan çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[doğuş]]></category>
		<category><![CDATA[döşeme]]></category>
		<category><![CDATA[düğüm]]></category>
		<category><![CDATA[göktürk]]></category>
		<category><![CDATA[göstermeye bağlı edebi metinler]]></category>
		<category><![CDATA[halk hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikayede plan]]></category>
		<category><![CDATA[hun destanı]]></category>
		<category><![CDATA[ilk türk destanları]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyetin kabulundan sonra türk destanları]]></category>
		<category><![CDATA[klasik roman]]></category>
		<category><![CDATA[köktürk destanı]]></category>
		<category><![CDATA[konulara göre romanlar]]></category>
		<category><![CDATA[macera romanı]]></category>
		<category><![CDATA[manzum hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masalın özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[mesnevi çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[milli destan özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[öğretici metinler]]></category>
		<category><![CDATA[olay çevresinde oluşan edebi metinler]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[roman çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[roman ögeleri]]></category>
		<category><![CDATA[saka destanı]]></category>
		<category><![CDATA[serim]]></category>
		<category><![CDATA[tekerleme]]></category>
		<category><![CDATA[türk destanları]]></category>
		<category><![CDATA[türklerin doğal destanları]]></category>
		<category><![CDATA[uygur destanı]]></category>
		<category><![CDATA[yayılma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3953</guid>
		<description><![CDATA[Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler
Hikâye: 
Hikâyenin sözlük anlamı bir olayı sözlü veya yazılı olarak aktarmak anlatmak demektir. Edebiyatta ise insanların başlarından geçen veya geçme olasılığı bulunan olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içerisinde anlatan kısa yazılara Hikâye denir. Hikâyede mutlaka bir olay ya da durum ele alınır. Ele alınan konu yer ve zaman gösterilerek anlatılır.
Hikâyede yaşanmış olaylar anlatılabileceği gibi tamamen hayalde tasarlanan fakat yaşanabilir olaylar da anlatılabilir. Anlatılan olayın en ilgi çekici yönleri vurgulanır okuyanda bir zevk ve heyecan uyandırması beklenir.
Hikâyelerde ele alınan olay kısa olarak işlenir. Olaydaki ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/x3FnIp0b8_sufkCZcPeWG1P2VNo/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/x3FnIp0b8_sufkCZcPeWG1P2VNo/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/x3FnIp0b8_sufkCZcPeWG1P2VNo/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/x3FnIp0b8_sufkCZcPeWG1P2VNo/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><strong>Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler</strong></p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong>Hikâye: </strong></span></p>
<p>Hikâyenin sözlük anlamı bir olayı sözlü veya yazılı olarak aktarmak anlatmak demektir. Edebiyatta ise insanların başlarından geçen veya geçme olasılığı bulunan olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içerisinde anlatan kısa yazılara Hikâye denir. Hikâyede mutlaka bir olay ya da durum ele alınır. Ele alınan konu yer ve zaman gösterilerek anlatılır.</p>
<p>Hikâyede yaşanmış olaylar anlatılabileceği gibi tamamen hayalde tasarlanan fakat yaşanabilir olaylar da anlatılabilir. Anlatılan olayın en ilgi çekici yönleri vurgulanır okuyanda bir zevk ve heyecan uyandırması beklenir.<br />
Hikâyelerde ele alınan olay kısa olarak işlenir. Olaydaki kişilerin sayısı azdır. İnsan yaşamının sadece bir yönü üzerinde durulur temel olaylar anlatılır gereksiz ayrıntılara girilmez.<br />
<span id="more-3953"></span><br />
Hikâye türünün kaynağı Hint edebiyatında Binbir Gece Masalları&#8217;na kadar uzanır. 13. yüzyılda İtalyan edebiyatında Boccacio (Bokasyo)&#8217;nun &#8220;Dekameron (On Günlük)&#8221; adını taşıyan eseri bu türün ilk örneğidir.<br />
XVIII. yüzyılda Voltaire hikâye türünde ürünler verir. İnsan dışı yaratıkları ve olmayacak olayları da hikâyelere karıştırır. Gerçek hikâye devri XIX. yüzyıl sonlarında realistlerle başlar. Alphonse Daudet Guy de Maupassant gibi Fransız yazarlar hikâye örnekleri vermişlerdir.</p>
<p>Yine XIX. yüzyıl sonunda yetişen Stevenson Rudyard Kipling gibi İngiliz hikâyeciler gözlemlere serüvenlere ve bol şiirli anlatımlara başvurmuşlardır.<br />
Mizahî hikâyeleri ile Mark Twain O. Henry daha sonra John Steinbeck Anton Çehov gibi sanatçılar hikâyeleri ile ün kazanmışlardır.</p>
<p>Bizde Batılı anlamda hikâye 1870&#8242;lerden sonra görülmeye başlar. İlk hikâye denemesi Emin Nihat&#8217;ın Müsameretnâme&#8217;sidir (1873). On iki parçadan oluşan bu eser uzun kış gecelerinde eş ve dostun anlattığı hikâyeler biçimindedir. Bu yönüyle Binbir Gece Masalları ve Dekameron Hikâyeleri&#8217;ni anımsatır.<br />
Batılı anlamda ilk hikâye örneklerini Ahmet Mithat Efendi Letâif-i Rivâyât (1880–1890) adlı eseriyle vermiştir. Samipaşazade Sezai Küçük Şeyler ile Nabizade Nazım da Karabibik adlı eseriyle bu türün ilk örneklerini vermişlerdir.</p>
<p>Batı tarzı hikâyenin ilk olgun örneklerini Servet-i Fünûncular vermiştir. Halit Ziya Uşaklıgil Hüseyin Cahit Yalçın Mehmet Rauf gibi yazarlar Maupassant tarzında hikâyeler yazmışlardır.</p>
<p>Ömer Seyfettin Yakup Kadri Karaosmanoğlu Refik Halit Karay Reşat Nuri Güntekin Hüseyin Rahmi Gürpınar bu türü devam ettirmişlerdir. Ayrıca Memduh Şevket Esendal Sabahattin Ali Sait Faik Abasıyanık Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) Sevinç Çokum Orhan Kemal Bekir Yıldız Kemal Tahir Fakir Baykurt Mustafa Kutlu Necati Cumalı Adalet Ağaoğlu Tarık Buğra gibi sanatçılar hikâye türünde eserler vermişlerdir.</p>
<p><span style="color: #800080"><strong>Hikâye Çeşitleri:</strong> </span></p>
<p>Hikâyeler oluşumlarına göre olay Hikâyesi ve durum Hikâyesi olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<span style="color: #808000"><strong>1. Olay Hikâyesi:</strong></span> Olay Hikâyesi ele alınan olayların mantıksal bir gelişim içerisinde verildiği Hikâyelerdir. Bu tür Hikâyelerde olaylar; serim düğüm ve çözüm bölümlerine uygun olarak anlatılır. Olayların gelişiminde kişi yer ve zaman ögeleri göz önünde bulundurulur. Bu tür Hikâye Fransız edebiyatında Maupassant tarafından geliştirildiği için Maupassant tarzı Hikâye adı da verilir.</p>
<p><strong><span style="color: #808000">2. Durum Hikâyesi:</span></strong> Olaylardan çok sosyal olgulara duygu ve düşüncelere önem veren Hikâyelere durum Hikâyesi denir. Durum Hikâyesinde; duygu düşünce ve hayaller ön planda olduğundan Hikâyenin diğer ögeleri; zaman yer ve yaşam koşulları ikinci planda yer alır. Bunlar anlatımda okuyucuya sezdirilir. Bu tarz Hikâye Rus edebiyatında Anton Çehov tarafından başlatıldığı için Çehov tarzı Hikâye olarak da adlandırılır.<br />
Türk edebiyatında; Ömer Seyfettin ve Refik Halit Karay olay Hikâyesinin Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal da durum Hikâyesinin önemli temsilcilerindendir.</p>
<p><strong>Hikâyenin Ögeleri:</strong><br />
<span style="color: #808000"><strong>a. Kişiler:</strong></span> Hikâyede anlatılan olayları veya durumları yaşayan kişilerdir. Hikâyede kişi sayısı azdır. Sadece bir veya birkaç kişi vardır ve onun başından geçenler anlatılır. Hikâyede olayları yapanlara ya da olaydan etkilenenlere Hikâyenin kahramanları denir. Kahramanın kendine özgü ayırt edici özellik taşımasına karakter; benzerlerinin niteliklerini abartılı bir biçimde üzerinde toplanmasına tip denir. Bu bakımdan her birey bir karakterdir tip değildir. Kıskançlık cimrilik korkaklık vb. birer tiptir.</p>
<p><strong><span style="color: #808000">b. Olay:</span></strong> Hikâye kişilerinin başından geçenlere olay denir. Hikâyede tek bir olay ele alınır. Bazen bu temel olaya bağlı küçük çaplı yan olaylar da olabilir. Ele alınan olayların gelişiminde mantıksal bir sıra izlenir.<br />
Olay hikâyelerinde olay ön planda olmasına karşın durum hikâyelerinde olay ya ikinci plandadır ya da yok denecek kadar azdır.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #808000">c. Zaman:</span></strong> Hikâyede ele alınan olayın başladığı ve bittiği bir zaman dilimi mutlaka vardır. Olayların başlaması ile bitmesi arasındaki sürece zaman denir. Olaylar bu zaman dilimi içerisinde gerçekleşir. Bazı hikâyelerde olay veya durum son durumdan başa doğru gelişebilir.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #808000">ç. Yer:</span></strong> Hikâyede ele alınan olay belli bir yerde (mekânda) geçer. Bu yer okul hastane bahçe sokak olabileceği gibi insanın iç dünyası da olabilir. Hikâyede yer ya da çevre betimlemelerle tanıtılır ve kısa tutulur ayrıntılara girilmez.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #808000">d. Dil ve anlatım:</span></strong> Hikâye ya birinci tekil kişinin ağzından ya da üçüncü tekil kişinin ağzından anlatılır. Birinci tekil kişi olayın içindedir. Üçüncü kişi ise olaya gözlemci tanık olarak katılır.<br />
Hikâye anlatış tarzı yazardan yazara farklılıklar gösterir. Her yazarın kendine göre dili kullanma biçimi vardır. Buna üslup adı verilir.</p>
<p><strong>Hikâyede Plan:</strong> Hikâyede anlatılan olayın mantıksal bir gelişiminin sağlanması için iyi bir planlamanın yapılması gerekir. Planlama ile okurun ilgisi hikâye sonuna dek canlı tutulur. Hikâyede; serim düğüm ve çözüm bölümleri bulunur.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #808000">Serim bölümü:</span></strong> Olayın geçtiği ortamın ve kişilerinin tanıtıldığı yer ve zamanın belirtildiği bölümdür. Olay ve olay kişilerinin betimlemesi bu bölümde yapılır.<br />
<strong><span style="color: #808000">Düğüm bölümü:</span> </strong>Bu bölüm başlayan olayın ne şekilde gelişeceğinin belirlendiği bölümdür. Bu bölümde olaylar gelişir ve merak ögesi yoğunlaşır.<br />
<strong><span style="color: #808000">Çözüm bölümü:</span></strong> Hikâyede ele alınan olayın sonuçlandığı bölümdür. Olaylar sona erer yazarın amacı anlaşılır olaylar çözümlenir.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff">ROMAN:</span></strong></p>
<p>Romanlarda insanların başlarından geçen olaylar ayrıntılı bir şekilde işlenir. Böylece insanların duygu düşünce ve hayal dünyaları geliştirilir. Yaşam deneyimleri artırılır.<br />
Olmuş ya da olma olasılığı bulunan olayların bir büyük olayla örülerek ayrıntılı bir şekilde yer ve zaman gösterilerek anlatıldığı uzun yazılara<span style="text-decoration: underline"> roman</span> denir.<br />
Romanda ele alınan olay etrafında pek çok küçük olay anlatılır. Ele alınan olayın gerçek ya da gerçeğe uygun olması kişilerin gerçek yaşamda gördüğümüz kişilere benzemesi olayın geçtiği yer ve zamanın belli olması çevre ve kişilerin ruhsal çözümlemelerine yer verilmesi gerekir.<br />
Romanlar yazıldığı devrin sosyal ve siyasal olaylarını yansıtır. Belli bir döneme ışık tutar.</p>
<p><strong>Roman Çeşitleri:</strong> Romanlar bağlı oldukları akıma işledikleri konulara ve içyapılarına vb. göre sınışandırılır.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="color: #333399">Akımlarına göre:</span></strong><br />
<span style="color: #808000"><strong>1. Klâsik Roman:</strong></span> Biçim kusursuzluğuna akla ve sağduyuya dayanan romanlardır.<br />
<strong><span style="color: #808000">2. Romantik Roman:</span></strong> Duyguların ve hayallerin egemen olduğu romanlardır.<br />
<strong><span style="color: #808000">3. Realist Roman:</span></strong> Gerçekçi romanlardır. Yazarlar eserlerinde kişiliklerini yansıtmazlar.<br />
<strong><span style="color: #808000">4. Natüralist Roman:</span></strong> Dünyayı daha da gerçekçi bir anlayışla ele alır. Natüralist sanatçıya göre dünya bir araştırma lâboratuarı insan da denektir.</p>
<p><span style="color: #333399"><strong>İşledikleri konulara göre: </strong></span><br />
<span style="color: #808000"><strong>1. Macera Romanı: </strong></span>Okuru heyecanlandırmayı amaçlayan gerilim ve korku dolu olan çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan polisiye olaylar üzerine kurulmuş dedektif serüvenlerinin anlatıldığı ya da aşk konusunun ele alındığı romanlara Macera Romanı denir. Bu tür romanlarda &#8220;olay&#8221; her şey demektir. Olayların akışına uygun olarak çevre zengin çeşitli ve değişkendir. Kahramanlar da sürekli hareket halindedir. Macera romanları okuyucuya hoşça vakit geçirtir. Bu tür romanların kaynağını; gezi kitaplarında anlatılan serüvenlerle destanlardaki kahramanların başından geçen olaylarla ilişkilendirebiliriz.<br />
XVIII. yüzyıl macera romanı yazarları arasında İngiliz yazar Daniel Defoe Robinson Crusoe romanıyla; XIX. yüzyılda Amerikalı Femere Cooper Casus ve Çizmeli Adam romanıyla; Rudyard Kipling Çengel Kitabı ve Kim romanıyla dünya edebiyatında önemli bir yer tutar.<br />
Ahmet Mithat Efendinin Hasan Mellâh ve Dünyaya İkinci Geliş adlı romanları macera romanının bizdeki ilk örnekleri sayılır.<br />
<strong><span style="color: #808000">2. Belgesel Roman:</span> </strong>Konusunu tarihî olaylardan ve kişilerden alan gerçek olaylardan yola çıkan araştırma ve incelemeye dayalı romanlara Belgesel Roman denir. Bu tür romanlarda yazar tarihî gerçekleri kendi hayal gücü ile birleştirerek anlatır. Böylece bir gerçekler sahnesi olan tarih okuyucu için ilgi çekici bir hâle gelir.<br />
Belgesel roman türünün ilk büyük yazarı Walter Scott’tır. Romantiklerden Victor Hugo &#8220;Notre Damın Kamburu&#8221; adlı romanıyla bu türün güzel örneklerinden birini vermiştir. Namık Kemal&#8217;in yazdığı Cezmi ilk belgesel romanımızdır.<br />
<strong><span style="color: #808000">3. Çözümlemeli (Psikolojik) Roman:</span></strong> Kişilerinin iç dünyalarını yansıtan ruh çözümlemelerine önem veren romanlara Çözümlemeli Roman denir. Görünen olaylardan çok olayların kişi üzerindeki etki ve yansımalarını konu edinen romanlardır. Bu tür romanlarda ruhun derinliklerine inilir ve bilinçaltındaki gizemli istekler açığa vurulmaya çalışılır.<br />
Madame De Le Fayette La Princesse De Cieves (Prenses Dö Kiev) adlı romanıyla çözümlemeli romana ilk örneği vermiştir. Goethe Paul Bourget Dostoyevski Marcel Proust Franz Kafka Andre Gide Albert Camus tanınmış çözümlemeli roman yazarlarıdır. Mehmet Rauf&#8217;un Eylül adlı romanı Türk edebiyatının ilk çözümlemeli romanıdır. Ayrıca Halit Ziya Uşaklıgil Peyami Safa Abdülhak Şinasi Hisar bu türde eserler vermiştir.<br />
<strong><span style="color: #808000">4. Tezli (Sosyal) Roman:</span></strong> Toplumsal sorunları konu alan bu sorunlara ışık tutarak çözüm yolları üreten romanlara Tezli Roman denir.<br />
Sosyal romanın ilk örneği Victor Hugo&#8217;nun Sefiller romanıdır. Türk edebiyatında Namık Kemal&#8217;in İntibah Ahmet Mithat Efendi&#8217;nin Felatun Beyle Rakım Efendi Samipaşazade Sezai&#8217;nin Sergüzeşt Recaîzade Mahmut Ekrem&#8217;in Araba Sevdası Nabizade Nazım&#8217;ın Zehra isimli romanları sosyal içerikli romanlardır. Daha sonraki dönemlerde Hüseyin Rahmi Gürpınar Yakup Kadri Karaosmanoğlu Halide Edip Adıvar Reşat Nuri Güntekin Memduh Şevket Esendal Kemal Tahir Tarık Buğra Orhan Kemal gibi pek çok yazarımız sosyal konulan işlemiştir.</p>
<p>Türk edebiyatında modern romanın ilk örnekleri Tanzimat döneminde görülmeye başlar. Bunlar çeviri eserlerdir. İlk eser Yusuf Kâmil Paşanın Fenelon&#8217;dan yaptığı Telemague (Telemak) çevirisidir. Daha sonra Victor Hugo&#8217;nun Hikâye-i Mağdurîn (Mağdurun Hikâyesi) adıyla yayınlanan Sefilleri Daniel Defoe&#8217;nun Robenson Hikâyesi adıyla çevrilen Robinson Crusoe&#8217;dur.<br />
Edebiyatımızda ilk yerli roman Şemsettin Sami&#8217;nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat (Talat ve Fıtnat&#8217;ın Aşkı)&#8217;tır Sonra Ahmet Mithat Efendi Hasan Mellâh&#8217;ı Namık Kemal ilk edebî roman kabul edilen İntibah&#8217;ı yazmıştır.<br />
Bu öncü yazarlardan sonra Recaîzade Mahmut Ekrem Araba Sevdasını; Sami Paşazade Sezai Sergüzeşti yazmıştır.</p>
<p>Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk başarılı roman örneklerini Servet-i Fünûn sanatçısı Halit Ziya Uşaklıgil vermiştir. Aynı dönemde Mehmet Rauf ve Hüseyin Rahmi Gürpınar da roman türünde eserler vermişlerdir.<br />
II. Meşrutiyet ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Yakup Kadri Karaosmanoğlu Halide Edip Adıvar ve Reşat Nuri Güntekin Türk toplumunun sıkıntılarını memleket ülküsünü toplumda kadının yerini insan sevgisini işleyen romancılarımızdır.</p>
<p>1940&#8242;larda yurt ve köy sorunlarına yöneliş başlar. Nurullah Ataç’la dil sadeleşir. Her türlü konuda çağdaş insanın sorunlarına eğilen yazarlarımız; Ahmet Hamdi Tanpınar Refik Halit Karay Abdülhak Şinasi Hisar Memduh Şevket Esendal Peyami Safa Kemal Tahir Tarık Buğra Yaşar Kemal Orhan Kemal Halikarnas Balıkçısı Necati Cumalı Oktay Akbal vb.<br />
Köye yönelen sanatçılarımız; Fakir Baykurt Talip Apaydın Samim Kocagöz Kemal Bilbaşar Abbas Sayar vb.</p>
<p>Günümüzde ise Vedat Türkali Adalet Ağaoğlu Attilâ İlhan Oğuz Atay Pınar Kür Selim İleri Mehmet Eroğlu Erdal Öz Ferit Edgü Orhan Pamuk Sevinç Çokum Buket Uzuner Ayla Kutlu Ahmet Altan vb. sanatçılarımızı sayabiliriz.</p>
<p><strong>Romanın Ögeleri</strong><br />
<span style="color: #808000"><strong>a. Kişiler:</strong></span> Romanda anlatılan olayları gerçekleştiren kişilerdir. Kişilerin olağanüstü nitelikleri yoktur; gerçek yaşamda gördüğümüz kişilere ya tip ya da karakter olarak benzemelidir. Bunlardan belirli bir sosyal sınıfı ya da eğilimin özelliklerini üstünde taşıyan kişiye tip denir. Cimri tip içe dönük tip sevecen tip vb. Karakter ise kendine özgü tutum ve davranışları olan kişidir. Romanda betimlemelerle kişilerin iç ve<br />
dış yönleri tanıtılır çevre ile bağlantıları ortaya konur.<br />
<strong><span style="color: #808000">b. Olay:</span> </strong>Roman kişilerinin yaptığı eylemlere olay denir. Romanda ana olay çerçevesinde pek çok küçük çapta olaylar gelişir. Bu olayların her biri roman kişilerinin bir yönünü tanıtır. Romanda gereksiz olaylara yer verilmemelidir. Gereksiz olay ve ayrıntılar eserin değerini düşürür.<br />
<strong><span style="color: #808000">c. Zaman:</span></strong> Romanda işlenen olaylar belli bir zaman diliminde geçer. Olayların başlaması ile bitmesi arasında bir süreç vardır. Bu sürece zaman denir.<br />
<strong><span style="color: #808000">ç. Yer:</span></strong> Olayın veya olayların geçtiği kahramanların yaşamlarını sürdürdüğü yerdir. Romanda yer olayın kavranmasına sunulmasına yardımcı olmalıdır. Romanda çevre betimlemeleri olayla ve olayın kişileriyle ilgili önemli bilgiler verir.<br />
<strong><span style="color: #808000">d. Dil ve anlatım:</span></strong> Roman yazarının kendine özgü dili kullanma becerisi vardır. Kimi uzun cümleler kurar kimi de kısa cümleleri benimseyebilir. Kimi de devrik tümcenin ya da atasözü ve deyimlerin anlatım gücünden yararlanır. Bu anlatım biçimine üslup denir.<br />
Olaylar ya roman başkişisinin ya da üçüncü kişinin ağzından anlatılır. ilk durumda yazar olayları yaşarken ikinci durumda yazar olaylar karşısında gözlemcidir tanıktır.<br />
Yazarlar roman yazarken anılarından kişisel gözlemlerinden ve alınan küçük notlardan yararlanır.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Romanda Plan:</strong> Romanda ele alınan olayların mantıksal bir gelişimi yapılır. Temel olay çevresinde pek çok küçük olaylar işlendiğinden kişiler ile olaylar arasındaki ilişkinin kurulabilmesi iyi bir planlama ile olasıdır.<br />
Romanda da hikâyede olduğu gibi serim düğüm ve çözüm bölümleri bulunur.<br />
<strong><span style="color: #808000">Serim bölümü:</span></strong> Romana konu olan olaylar ile yer çevre ve kişilerin tanıtıldığı bölümdür. Bu bölümde olayın geçtiği zaman ile olay kişileri ve çevre betimlemesi yapılır.<br />
<strong><span style="color: #808000">Düğüm bölümü:</span></strong> Romanda olayların karmaşık bir hâl aldığı okuyucunun merakının ve heyecanının yoğunlaştığı bölümdür. Romanda birden fazla düğüm bölümü bulunabilir ve en uzun bölüm bu kısımdır.<br />
<strong><span style="color: #808000">Çözüm bölümü:</span></strong> Düğüm bölümündeki olayların çözümlendiği merak ve heyecanın giderildiği bölümdür. Bazı romanlarda sonuç okuyucunun hayal gücüne bırakılabilir.</p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong>MASAL:</strong></span></p>
<p>Olağanüstü olaylarla süslü olağanüstü kişilerin başlarından geçen olayları anlatan eserlere masal denir. Masallarda genelde olayların geçtiği yer ve zaman belli değildir. Masal bir ana olay çevresinde daha küçük çaplı olaylar ve çatışmalar ile gelişir. Anlatımda iç uyaklara (seci) yer verilir. Abartılı olaylarla süslenir.<br />
Masallar kişilerin özellikle çocukların hayal dünyalarını geliştirir güçlendirir. Kişilerinden bir kısmı; devler periler cinler ejderhalar vb. doğaüstü yaratıklardır.<br />
<span style="text-decoration: underline">Masallar üç bölümden oluşur.</span> Genelde bir varmış bir yokmuş diye başlayan bölüme <span style="text-decoration: underline">döşeme </span>adı verilir. Asıl olayın anlatıldığı bölüm de kendi arasında giriş gelişme ve sonuç olmak üzere üçe ayrılır. Masalda her şeyin güzel bir sonucu bağlandığı bölüm dilek bölümüdür. Bu bölüm genellikle &#8220;Gökten üç elma düştü.&#8221; diye bir tekerleme ile biter.<br />
Masallarda genelde iyi ile kötünün güzel ile çirkinin savaşımı işlenir ve sonuçta iyiler kazanır kötüler cezalandırılır.<br />
Masallar genelde duyulan geçmiş zamanla anlatılır. Başında ortasında ve sonunda söylenen kalıplaşmış sözlere tekerleme adı verilir.<br />
Masallarda gençliğe toplumun düşünüş tarzı zevki kuşaktan kuşağa aktarılır. Bölgeden bölgeye yayılır. Her bölgede farklı bir kimlik kazanır.<br />
<span style="text-decoration: underline">Edebiyatımızda;</span> Binbir Gece Masalları Keloğlan Masalları Kül Kedisi gibi pek çok masal örneklerine rastlanır. Türk masalları Pertev Naili Boratav Eflatun Cem Güney vb. başka yazarlarca derlenmiştir.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff">DESTAN:</span> </strong></p>
<p>İslamiyet öncesi sözlü edebiyatın en yaygın türüdür. Destanların bir kısmı evrenin Dünya’nın insanın nasıl oluştuğunu anlatır. Bir kısmı ise konularını tarihten toplumu derinden etkileyen olaylardan alır. Türk edebiyatında olduğu gibi dünya edebiyatında da ilk edebi verimler olarak destanlar karşımıza çıkar.<br />
Destanlar henüz aklın ve bilimin toplum hayatına tam anlamıyla hâkim olmadığı ilk çağlarda ortaya çıkmış sözlü edebiyat ürünleridir. Milletleri derinden etkileyen tarihî ve sosyal olayları anlatan manzum ve mensur edebî eserlere destan adı verilir. Bu tür edebî eserler tabiî afetler (deprem bulaşıcı hastalık kuraklık kıtlık yangın vb.) göçler savaşlar ve istilâlar gibi önemli olayların etkisiyle tarihin eski çağlarında meydana gelmiştir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">Destanlar üç safhada oluşur:<br />
</span>a) Doğuş safhası:</strong> Bu safhada milletin hayatında iz bırakan önemli tarihî ve sosyal olaylar bu olaylar içinde yüceltilmiş efsanevî kahramanlar görülür.<br />
<strong>b) Yayılma safhası:</strong> Bu safhada söz konusu olay ve kahramanlıklar sözlü gelenek yoluyla yayılır. Böylece bölgeden bölgeye ve nesilden nesle geçer.<br />
<strong>c) Derleme (yazıya geçirme) safhası:</strong> Bu safhada sözlü gelenekte yaşayan destanı güçlü bir şair bir bütün hâlinde derleyip manzum olarak yazıya geçirir. Çoğu zaman bu destanların kim tarafından derlendiği ve yazıya geçirildiği belli değildir.</p>
<p><strong>Destanların genel özellikleri:</strong><br />
1. Anonimdirler.<br />
2. Genellikle manzumdurlar. Az olmakla beraber nazım-nesir karışık olan destanlar da vardır. Bazıları manzum şekilleri unutularak günümüze nesir hâlinde ulaşmıştır.<br />
3. Olağan ve olağanüstü olaylar iç içedir.<br />
4. Destan kahramanları olağanüstü özelliklere sahiptir.<br />
5. Destanlar tarihî ve sosyal olaylardan doğarlar. Bu eserlerde genellikle yiğitlik aşk dostluk ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar işlenir.</p>
<p>Bir edebiyat türü olan destan zamanla asıl anlamını yitirmiş âşık edebiyatında savaşları ünlü kişileri gülünç olayları anlatan eserlere de destan denilmiştir.</p>
<p><strong>Destan çeşitleri:<br />
Destanlar oluşum biçimlerine göre ikiye ayrılır:</strong><br />
<strong>1.Doğal(Tabiî) Destan:</strong> Önce bir şair tarafından söylenen zamanla şairi unutularak anonimleşen destanlardır. Bunlar dilden dile dolaşırken büyük değişikliklere uğrar. Mesela Ergenekon Destanı doğal destandır.<br />
<strong>2.Yapma (Sunî) Destan:</strong> Doğal destandan temel farkı anonim nitelik taşımamasıdır. Bir şair tarafından doğal destanlara benzetilerek yazılır. Tasso’nun Kurtarılmış Kudüs Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Üç Şehitler Destanı adlı eserleri birer yapma destandır.</p>
<p><strong>İlk Türk Destanları</strong><br />
1.Altay-Yakut: Yaradılış Destanı<br />
2.Sakalar Dönemi: a. Alp Er Tunga Destanı b. Şu Destanı<br />
3.Hun Dönemi: a. Oğuz Kağan Destanı b. Attila destanı<br />
4.Köktürk Dönemi: a. Bozkurt Destanı b. Ergenekon Destanı<br />
5.Uygur Dönemi: a. Türeyiş Destanı b. Göç Destanı</p>
<p><strong>İslamiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları</strong><br />
1. Karahanlı Dönemi: Saltuk Buğra Han Destanı<br />
2. Kırgız Manas Destanı<br />
3. Türk-Moğol: Cengiz-name<br />
4. Tatar-Kırım: Timur ve Edige Destanları<br />
5. Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri:<br />
a. Seyyid Battal Gazi Destanı<br />
b. Danişmend Gazi Destanı<br />
c. Köroğlu Destanı</p>
<p><strong>Türklerin Doğal Destanları:<br />
Saka Destanları:</strong> Saka Türklerine ait bu destan da Şu Destanı ve Alp Er Tunga Destanı olmak üzere iki parçadan oluşur. Bunlar Şu ve Alp Er Tunga adlarındaki komutanların hayat hikâyeleri üzerine kurulmuştur.<br />
<strong>Hun Destanları:</strong> Oğuz Kağan Destanı ve Attila destanı olmak üzere iki destandan oluşur. Oğuz Kağan Destanı Hun hükümdarı Mete’nin hayatını konu alır; ancak onu olağanüstü niteliklere büründürerek anlatır. Bu destan daha sonra değişikliklere uğrayarak İslami bir nitelik kazanmıştır.<br />
<strong>Köktürk (Göktürk) Destanları:</strong> Birbirini tamamlayan Ergenekon Destanı ve Bozkurt Destanı’ndan oluşur. Bunlarda Türklerin tarih sahnesine nasıl çıktıkları ve hangi soydan geldikleri üzerine efsaneler anlatılır.<br />
<strong>Uygur Destanları:</strong> Türeyiş Destanı ve Göç Destanı olmak üzere iki destandan oluşur. İlki Uygurların var oluşunu; ikincisi yurtlarından göç etmek zorunda kalışlarını anlatır.<br />
<span style="color: #0000ff">Not:</span> Kırgız Türklerinin Manas Destanı XI.-XII. yüzyıllarda oluşmuş bir destandır. İslâmiyet öncesi Türk kültüründen izler taşımakla birlikte İslâmî unsurlar daha ağır basmaktadır.</p>
<p><strong>Milli Bir Destanın Özellikleri:</strong><br />
a. Yazarı bütün toplum yani anonimdir.<br />
b. Olaylar bir kahramanın çevresinde gelişir.<br />
c. Konu toplum hayatıyla ilgilidir.<br />
ç. Manzumdur.<br />
d. Destanlar tarihle ilgilidir fakat tarih değildir.<br />
e. Destanlarda belli bir coğrafya vardır.<br />
f. Destan kahramanları soylu insanlardan oluşur.<br />
g. Destanlarda olağanüstü olaylar görülür.<br />
ğ. Zaman bakımından uzun atlamalara rastlanır.</p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong>MESNEVİ:</strong></span></p>
<p>Türk edebiyatında anlatı türünde batı tarzı yazılmış hikâye ve roman yoktur. Ancak bu türleri karşılayan divan edebiyatında Leyla vü Mecnun Hüsrev-i Şirin Yusuf u Züleyha ile Âşık Garip Arzu ile Kanber Battal Gazi vb. tarzında dinî tasavvufî nitelikli hikâyeler vardır.<br />
Mesneviler de halkın anlatı ihtiyacını karşılamak üzere yazılmış eserlerdir.<br />
Mesnevi divan edebiyatı nazım biçimlerindendir. Beyitlerle yazılır ve her beyit kendi arasında uyaklıdır. Yani beyitler arasında gazelde olduğu gibi uyak birliği yoktur. Bu nedenle uzun konuları işleme olanağı vardır. Genellikle okuyucuyu sıkmaması için aruz ölçüsünün kısa kalıpları kullanılır.<br />
Mesnevi divan edebiyatında bulunmayan hikâye ve roman türünü karşılamaktadır. Beyit sayısı sınırlı değildir.<br />
Mesnevi İran&#8217;da kurulmuş ve oradan bize geçmiştir. Kurucusu da aslen Türk olan Genceli Nizamî&#8217;dir. Nizamî arka arkaya beş tane mesnevi yazmıştır. Divan edebiyatında beş tane mesneviye &#8220;hamse&#8221; denir. Bütün divan şairleri hamse (beş tane mesnevi) yazmak için uğraşmışlardır. Türk edebiyatında da Süleyman Çelebi Şeyhî Fuzûlî Nâbî ve Şeyh Galip gibi sanatçılar mesnevi yazmışlardır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Tam bir mesnevide şu bölümler bulunur:<br />
</span>1. Manzum ya da mensur Dibâce (Önsöz)<br />
2. Tevhid<br />
3. Münacat<br />
4. Naat<br />
5. Miraciye<br />
6. Medh-i Cihâr-i Yar-i Güzin (Dört halifeye övgü)<br />
7. Methiye<br />
8. Sebeb-i Telif (Yazılış sebebi)<br />
9. Âgâz-ı Dâsitan (Asıl konunun anlatıldığı bölüm)<br />
10. Hatime (Sonsöz)</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><strong>Mesneviler işlediği konular bakımından şu türlere ayrılır:</strong></span><br />
<strong>a. Cenk destanları mesnevisi:</strong> Savaş ve kahramanlık olaylarını şairin duygu ve düşüncesine göre işleyen mesnevilerdir. “Gazavatname” denir. İran edebiyatında Firdevsî&#8217;nin &#8220;Şehname&#8221; adlı eseri bu tür mesnevidir.<br />
<strong>b. Aşk hikâyeleri mesnevisi:</strong> İslâm dünyasının ortak ürünü olan aşk hikâyelerini konu alan mesnevilerdir. Şeyyad Hamza&#8217;nın &#8220;Yusuf u Züleyha&#8221; Fuzuli’nin &#8220;Leyla vü Mecnun&#8221; adlı mesnevileri bu tür eserlerdendir.<br />
<strong>c. Dinî ve tasavvufî konulu mesnevi:</strong> Din ve tasavvuf konularını işleyen mesnevilerdir. Mevlana&#8217;nın &#8220;Mesnevi&#8221; adlı eseri ile Süleyman Çelebi&#8217;nin &#8220;Vesiletü&#8217;n Necat (Mevlit)&#8221; adlı mesnevileri bu türe girmektedir.<br />
<strong>ç. Ahlaki ve didaktik mesnevi:</strong> Bilgi ve öğüt vermek amacıyla yazılan mesnevilerdir. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın &#8220;Kıyafetname&#8221; ile Nabi&#8217;nin &#8220;Hayriyye-i Nabi&#8221; adlı eserleri bu türe girer.<br />
<strong>d. Şehrengiz mesnevi:</strong> Padişah ya da devlet büyüklerinden birinin bir şehri ziyaretini veya şairin kendi şehrinin güzelliklerini anlatan mesnevilerdir. Lami&#8217;nin &#8220;Şehrengiz-i Bursa&#8221; ile Enderunlu Fazıl’ın “Zenanname” adlı mesnevisi bu tür bir eserdir.<br />
<strong>e. Mizahî konulu mesnevi:</strong> Toplumsal sorunları mizahî bir dille eleştiren mesnevilerdir. Şeyhî’nin “Harname” adlı mesnevisi bu türe girer.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff">Manzum Hikâye:</span> </strong></p>
<p>Nazım şeklinde yazılmış hikâyelere manzum hikâye denir. Diğer hikâyede olduğu gibi manzum hikâyede de serim düğüm ve çözüm bölümleri bulunur. Meydana gelen bir olay ve olayı yapan kişi ve olayın geçtiği yer ve zaman vardır.<br />
Türk edebiyatında Tevfik Fikret Mehmet Akif Ersoy bu türde önemli eserler vermişlerdir. Orhan Veli Kanık ve bazı başka şairler de çeşitli fabl hikâyeleri ile Nasrettin Hoca fıkralarını manzum hikâye tarzında yazmışlardır.</p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong>Halk Hikâyeleri</strong></span><br />
Destanların zaman içinde değişime uğramış biçimleri sayabileceğimiz halk hikâyeleri gerçeğe daha yakın olmaları bakımından destandan ayrılırlar. Anonimdirler.<br />
Halk hikâyelerinde şiirle düzyazı iç içedir. Halk hikâyeleri konuları yönünden iki grupta incelenebilir.<br />
Tek olay çevresinde gelişen halk hikayeleri olduğu gibi kişi ve olay sayısı çok halk hikayeleri de vardır. Bu hikayeler âşıklar ve yaşlılar tarafından anlatılır.</p>
<p><strong>Halk hikayeleri konularına göre dört çeşittir.</strong><br />
<strong>a. Aşk Hikayeleri:</strong> Leyla ile Mecnun Kerem ile Aslı Ferhat ile Şirin Yusuf ile Züleyha Ercişli Emrah ve Selvi Tahir ile Zühre Âşık Garip Hikayesi Aşık Kerem Hikayesi Elif ile Mahmut&#8230;<br />
<strong>b. Dini-Tarihi Halk Hikayeleri:</strong> Hayber Kalesi Kan Kalesi Battal Gazi Danişmend Gazi Hz. Ali ile ilgili diğer hikayeler&#8230;<br />
<strong>c. Kahramanlık Hikayeleri:</strong> Köroğlu Hikayesi<br />
<strong>d. Destanî Halk Hikâyeleri:</strong> Dede Korkut Hikayeleri<br />
<span style="color: #0000ff">NOT:</span> Halk hikayeleri destan ile roman arasındaki aşamanın ürünüdür.<br />
<span style="color: #0000ff">NOT:</span> Destan geleneğinden Halk hikâyeciliğine geçişin ilk ürünü Dede Korkut Hikayeleri’dir. Bu nedenle Dede Korkut Hikayeleri özel bir önem taşır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Dede Korkut Hikayelerinin en önemli özellikleri şunlardır:<br />
</span>1) Asıl adı “Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan” şeklindedir.<br />
2) 12 13 ve 14. yy.da Doğu Anadolu’da ve Azerbeycan’da yaşayan müslüman Oğuz boylarının geleneklerini göreneklerini iç mücadelelerini doğa üstü güçlerle yaratıklarla savaşmalarını ele alır.<br />
3) 14. ve 15. yy.da yazıya geçirilmiştir. Bu konudaki yaygın kanaat hikayelerin 14.yy.’da yazıya geçirildiği şeklindedir. Hikayelerin kimin tarafından yazıya geçirildiği bilinmemektedir.<br />
4) Toplam on iki hikayeden oluşur.<br />
5) Şiir ve düzyazı (nazım-nesir) karışık oluşturulmuştur.<br />
6) Hikayelerde az da olsa masal ve destan unsurları görülür.<br />
7) Çok temiz güzel ve zengin bir kullanılmıştır.<br />
8)Anlatım açık yalın ve durudur. Kesinlik ifade eder.<br />
9) Hikayelerde en önemli meziyet kahramanlıktır.<br />
10) Aileye çoğalmaya kadına çocuğa ve çocuk terbiyesine büyük önem verilir. Kadınların ailenin en önemli unsuru olduğu vurgulanır. Önsözünde dört ayrı tadın tipi çizilir.<br />
11) Bütün hikayelerde dini unsurlar (namaz kılma dua etme arı sudan abdest alma) görülür.<br />
12) Kahramanlar dövüşlerini Allah ve peygamber sevgisi için yapar.<br />
13) Türk milletinin karakteristik özellikleri; doğruluk adelet güzellik yüceltilir.<br />
14) Misafirperverlik ve cömertlik insanların ortak özelliğidir.<br />
15) At ağaç su yeşillik kısaca tabiat çok sevilir.<br />
16) Kahramanların en büyük yardımcısı atlardır.<br />
17) Kadınlar eşlerine karşı aşırı saygılı ve itaatkârdır. Eşler de kadınlarına önem verir iyi davranır.<br />
18) Hikâyelerde birçok öğüt vardır. Bu nedenle bu hikayeler didaktiktir.<br />
19) Hikayelerde yaşanan olayların tarihi bilgilerle ilgisi vardır.<br />
20) Hikayelerde geçen ve hikayeler adını veren Dede Korkut; yaşlı herkesin saygı gösterdiği hakanların bile akıl danıştığı çocuklara isim koyan eğlencelerde kopuz çalıp şiirler söyleyen kırgınlıkları gidermede aracılık eden kişidir.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/gostermeye-bagli-edebi-metinler/" title="Göstermeye Bağlı Edebi Metinler">Göstermeye Bağlı Edebi Metinler</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/olay-cevresinde-olusan-edebi-metinler/" title="Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler ">Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler </a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/masal-destan-mesnevi-roman-hikayenin-ortaya-cikis-donemleri/" title="Masal &#8211; Destan &#8211; Mesnevi &#8211; Roman &#8211; Hikayenin ortaya çıkış dönemleri">Masal &#8211; Destan &#8211; Mesnevi &#8211; Roman &#8211; Hikayenin ortaya çıkış dönemleri</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/roman-hikaye-masal-deneme-fikra-nedir-dil-ve-anlatim/" title="Roman &#8211; Hikaye &#8211; Masal &#8211; Deneme &#8211; Fıkra nedir &#8211; Dil Ve Anlatım">Roman &#8211; Hikaye &#8211; Masal &#8211; Deneme &#8211; Fıkra nedir &#8211; Dil Ve Anlatım</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/ornek-dede-korkut-hikayeleri/" title="Örnek Dede Korkut Hikayeleri ">Örnek Dede Korkut Hikayeleri </a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/dede-korkut-hikayeleri/" title="Dede Korkut Hikayeleri">Dede Korkut Hikayeleri</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/pamuk-prenses-ve-yedi-cuceler/" title="Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler">Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/roman-ve-hikaye-arasindaki-fark-nedir/" title="Roman ve Hikaye Arasındaki Fark Nedir?">Roman ve Hikaye Arasındaki Fark Nedir?</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/erkekler-melektir/" title="&#8220;Erkekler Melektir&#8221;">&#8220;Erkekler Melektir&#8221;</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/hayatta-anlam-arayisi/" title="Hayatta Anlam Arayışı">Hayatta Anlam Arayışı</a></li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/c0bkRvUfj9M" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/anlatmaya-bagli-edebi-metinler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/anlatmaya-bagli-edebi-metinler/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/c0bkRvUfj9M/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/R0PUaA3qK3Q/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/olay-cevresinde-olusan-edebi-metinler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 12:22:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[anlatmaya bağlı edebi metinler]]></category>
		<category><![CDATA[göstermeye bağlı edebi metinler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretici metinler]]></category>
		<category><![CDATA[olay çevresinde oluşan edebi metinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3945</guid>
		<description><![CDATA[Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler
Edebiyat alanı içerisinde yer alan metinler kesin çizgilerle olmamakla beraber sanat eserleri ve düşünce eserleri olmak üzere ikiye ayrılır.
Sanat eserleri sanatçıların duygu düşünce ve hayal dünyasından beslenen imge ve izlenimlerle zenginleşen eserlerdir. Şiir masal hikâye roman tiyatro sinema vb. bu grupta yer alan eserlerdir. Herhangi bir konuda bilgi vermek okuyucuyu aydınlatmak amacıyla yazılan makale fıkra deneme eleştiri söyleşi gibi eserlere düşünce eserleri denir.
Öte yandan anı günlük mektup gibi türlerde sanatçının anlatımındaki üslubuna göre sanat eseri ya da düşünce eseri sayılabilir.
Bunlardan sanat eserleri bir olay çevresinde gelişirse ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/C2RWJ--cD6jsgxLoBPwp6SJoMAw/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/C2RWJ--cD6jsgxLoBPwp6SJoMAw/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/C2RWJ--cD6jsgxLoBPwp6SJoMAw/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/C2RWJ--cD6jsgxLoBPwp6SJoMAw/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><strong>Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler</strong></p>
<p>Edebiyat alanı içerisinde yer alan metinler kesin çizgilerle olmamakla beraber sanat eserleri ve düşünce eserleri olmak üzere ikiye ayrılır.</p>
<p>Sanat eserleri sanatçıların duygu düşünce ve hayal dünyasından beslenen imge ve izlenimlerle zenginleşen eserlerdir. Şiir masal hikâye roman tiyatro sinema vb. bu grupta yer alan eserlerdir. Herhangi bir konuda bilgi vermek okuyucuyu aydınlatmak amacıyla yazılan makale fıkra deneme eleştiri söyleşi gibi eserlere düşünce eserleri denir.<br />
Öte yandan anı günlük mektup gibi türlerde sanatçının anlatımındaki üslubuna göre sanat eseri ya da düşünce eseri sayılabilir.</p>
<p>Bunlardan sanat eserleri bir olay çevresinde gelişirse kendi arasında anlatmaya bağlı sanat eseri ve göstermeye bağlı sanat eseri olmak üzere ikiye ayrılır. Masal destan hikâye roman halk hikâyeleri anlatmaya; komedi trajedi dram Karagöz meddah orta oyunu gibi türler de göstermeye bağlı sanat eserlerini oluşturur.</p>
<p>Anlatmaya bağlı eserler ile göstermeye bağlı eserler bazı bakımlardan benzerlikler ve farklılıklar gösterir.</p>
<p><strong>Benzerlikleri:</strong><br />
1. Her iki tür de bir olay çevresinde gelişir. Bu temel olayın etrafında daha küçük çapta gelişen olaylar yer alır.<br />
2. Her iki türde de insanların başlarından geçen ya da geçebilecek nitelikteki olaylar gösterilir.<br />
3. Olaylar belirli bir zaman diliminde geçer.<br />
4. Anlatılan olaylardan etkilenen insanlar ya da varlıklar vardır. Bunlara eserin kahramanları denir. En çok etkilenen varlığa eserin başkahramanı (başkişisi) denir.<br />
5. Olayın serim düğüm ve çözüm bölümleri bulunur. Yani olayın bir başlangıcı gelişmesi ve sonunda da çözümlenişi vardır.<br />
6. Ele alınan olayların anlaşılması için tasvirlere ya da dekorlara yer verilir.<br />
7. Metinlerin bir yazarı vardır.</p>
<p><strong>Farklılıkları:</strong><br />
1. Anlatmaya bağlı türlerde olayın mutlaka bir anlatıcısı vardır. Bu anlatıcı olayı ilahî bakış açısıyla kahramanın bakış açısıyla ya da gözlemci bakış açısıyla anlatır.<br />
2. Göstermeye bağlı eserlerde sosyal hayatta karşılaşabileceğimiz olaylar sahnede gösterilir.<br />
3. Eserdeki olaylar aktör (erkek oyuncu) aktris (bayan oyuncu) adı verilen oyuncular tarafından canlandırılır. Sosyal yaşamın ve insan karakterinin eleştirisi yapılır.<br />
4. Bu iki tür arasında kullanılan dil ve anlatım biçimi de birbirinden farklıdır. Anlatmaya bağlı eserlerde uzun ve kurallı cümleler kullanılırken göstermeye bağlı eserlerde günlük konuşma dili kullanılır. Cümleler daha açık ve kısadır. Söylenen sözün izleyici tarafından anlaşılması beklenir bunun için daha açık ve kısa cümleler kullanılır. Konuşma dilinin canlılığı sahnede yansıtılır.</p>
<p>Anlatmaya bağlı edebî metinler kurmaca ürünü olan metinlerdir. Masal hikâye roman vb. türler yazarın kurgusu sonucu oluşmuştur. Bu tür metinler anlatıcının bakış açısından ortaya konmaktadır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><span style="color: #800080"><strong>Anlatmaya bağlı edebî metinlerde genel olarak üç tür bakış açısı kullanılır.</strong></span><br />
</span><strong><span style="color: #808000">1. İlâhî Bakış Açısı:</span></strong> Edebî metinlerde kullanılan en eski yöntemdir. Bu yöntemde sınırsız bir bakış açısı vardır. Anlatıcı Hikâyede anlatılanların tamamını bilen bir varlıktır. Kahramanların gizli konuşmalarını kafalarından ve gönüllerinden geçeni anlatır. Zaman zaman kendi yorumlarını ekleyebilir açıklamalarda ve yargılarda bulunabilir. Hikâyede ne kadar kişi varsa her birinin açısından olayları ayrı ayrı görmemiz sağlanır. Hikâyeyi kimi zaman hızlandırma kimi zaman da yavaşlatma olanağı vardır.</p>
<p><span style="color: #808000"><strong>2. Kahraman Anlatıcının Bakış Açısı:</strong></span> Bu yöntemde olayı anlatan &#8220;ben&#8221; vardır. Bu ben Hikâyenin kahramanı olabileceği gibi tanık ya da gözlemcisi olabilir. Olayları anlatan kişinin bilgisi deneyimi algılama ve yorumlama yeteneğiyle sınırlıdır. Olaylar ancak anlatıcının başından geçtiği ya da gözüyle gördüğü (tanık olduğu) biçimiyle anlatıldığından inandırıcılığı yüksektir.</p>
<p><strong><span style="color: #808000">3. Gözlemci Anlatıcının Bakış Açısı:</span></strong> Bu yöntemde olaylar dışarıdan görüldüğü biçimiyle nesnel bir tarzda aktarılır. Olaylar bize anlatılmıyor da kişinin gözünün önünde oluyormuş izlenimi verilir. Kişilerin duygu ve düşünceleri eylemlerinden çıkartılır. Kişiler ve iç dünyaları ile ilgili kendi söyledikleri ve davranışlarını dikkatle izleyerek bir fikir sahibi olunabilir.<br />
Bir edebî metinde birden fazla bakış açısıyla yazılmış bölümler bulunabilir. Aynı konu farklı biçimlerde anlatılır. Aynı manzarayı izleyenler farklı noktalara dikkat ederler; farklı biçimde konu olarak ele alınır.<br />
Anlatmaya bağlı edebî metinlerde tasvirin önemli bir yeri vardır. İnsan daima dış çevrenin etkisi altındadır. Anlatmaya bağlı eserlerin kahramanları da sosyal bir çevre içerisinde yaşar. Zaman zaman bu çevreden etkilenir; zaman zaman da çevreyi etkiler. Böylece sosyal çevre ile bütünleşir. Kahramanların konuşma tarzından ileri sürdüğü fikirlerden dış çevreyi anlamak mümkündür. Yine yaşadığı odanın ve kullandığı eşyaların düzeninden iç dünyasını anlamak mümkündür. Bu nedenle anlatmaya bağlı metinlerde olayı aydınlatıcı tamamlayıcı tasvirler yapılır. Süs olsun diye yapılan tasvir eserin değerini düşürür.<br />
Edebî metinler her insanın bilgi düzeyine anlayışına ve psikolojik durumuna göre anlam kazanır. Metni okuyan herkes kendine göre yorumlar.</p>
<p>Günlük hayatta herkes sosyal bir çevre içerisinde yaşar. Ağacı çiçeği yaprağı görür. Ancak bu varlıklar kişi üzerinde farklı etkiler bırakır. İnsan birtakım olaylarla yüzleşir. Bunlar hayatın gerçekleridir. Şairler yazarlar günlük hayatta karşılaştığımız gerçek olayları eserlerinde işlerler. Ancak sanatçılar gerçek hayattaki olayları duygu düşünce ve hayal dünyasındaki zenginlikler ile izlenimlerini katarak aktarırlar. Zaman zaman tasvirlerden kişilerin iç dünyasındaki zenginliklerden yararlanır. Gerçeği süsleyerek anlatırlar. Bu bakımdan sanatçıların gerçeklikleri ile günlük hayattaki gerçeklik birbirinden farklıdır.</p>
<p>Edebî eserlerde yazarlar sözcükleri gerçek ya da mecaz anlamda kullanırlar. Yazarların kullandıkları dili bilmekte yarar vardır. Metinde onların kullandıkları sözcüklerin kavramların anlamını bilmek metnin anlaşılmasında ve yorumlanmasında büyük önem taşır.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/gostermeye-bagli-edebi-metinler/" title="Göstermeye Bağlı Edebi Metinler">Göstermeye Bağlı Edebi Metinler</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/anlatmaya-bagli-edebi-metinler/" title="Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler">Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler</a></li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/qUGCTycTAcc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/olay-cevresinde-olusan-edebi-metinler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/olay-cevresinde-olusan-edebi-metinler/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/qUGCTycTAcc/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Stanislaw Lec – Aforizmalar</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/H_30H5SupS0/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/stanislaw-lec-aforizmalar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 11:16:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sukru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Lec aforizmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Stanislaw Lec]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3951</guid>
		<description><![CDATA[
tam adı: stanislaw jerzy lec olan polonyalı şair ve yazar&#8230; ( 1909 &#8211; 1966 ) ilk aforizmalar ını 1957&#8242;de yayımlamış ve uluslarası üne kavuşmuştur. eleştirmen Karl Dedeius&#8217;a göre, aforizmalarıyla &#8220;inadın, hoşgörünü şiirin ve mantığın birleştiği en kısa ve keskin terminolojiyi yarattı&#8221; ve bilimsel kitapların yapamadığını yaparak &#8220;ikiyüzlü gökyüzünün ve süslü püslü cehennemlerin maskesini düşürdü.&#8221;
Aforizmalar-1
1-kaynagına ulaşmak için,akıntıya karşı yüzmek gerekir.
2-çıkmaz sokaktan ne yazık ki güvenli bir dönüş yoktur.
3-apaçık fikirler sevilmez.
4-dil,elden uzundur.
5-bazı düşünceler yazılamaz,sadece düşünülür.
6-başkentte,köpekler bile daha merkezi havlar.
7-özgürlük için savaşan tiranlar gördüm.&#8221;baskı özgürlügü için&#8221;
8-bazen şeytan beni tanrıya inanmam için baştan çıkarıyor.
9-ip ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/p4pXPfOs8Ff32KUT9wLZv_G65mE/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/p4pXPfOs8Ff32KUT9wLZv_G65mE/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/p4pXPfOs8Ff32KUT9wLZv_G65mE/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/p4pXPfOs8Ff32KUT9wLZv_G65mE/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><img class="alignnone size-full wp-image-3950" title="stanislaw" src="http://www.sevgiadasi.com/wp-content/stanislaw1.jpg" alt="stanislaw" width="138" height="174" /></p>
<p>tam adı: stanislaw jerzy lec olan polonyalı şair ve yazar&#8230; ( 1909 &#8211; 1966 ) ilk aforizmalar ını 1957&#8242;de yayımlamış ve uluslarası üne kavuşmuştur. eleştirmen Karl Dedeius&#8217;a göre, aforizmalarıyla &#8220;inadın, hoşgörünü şiirin ve mantığın birleştiği en kısa ve keskin terminolojiyi yarattı&#8221; ve bilimsel kitapların yapamadığını yaparak &#8220;ikiyüzlü gökyüzünün ve süslü püslü cehennemlerin maskesini düşürdü.&#8221;</p>
<p><strong>Aforizmalar-1</strong><br />
1-kaynagına ulaşmak için,akıntıya karşı yüzmek gerekir.</p>
<p>2-çıkmaz sokaktan ne yazık ki güvenli bir dönüş yoktur.</p>
<p>3-apaçık fikirler sevilmez.</p>
<p>4-dil,elden uzundur.</p>
<p>5-bazı düşünceler yazılamaz,sadece düşünülür.</p>
<p>6-başkentte,köpekler bile daha merkezi havlar.</p>
<p>7-özgürlük için savaşan tiranlar gördüm.&#8221;baskı özgürlügü için&#8221;</p>
<p>8-bazen şeytan beni tanrıya inanmam için baştan çıkarıyor.</p>
<p>9-ip cambazının korkusu;acaba kimin agına düşecegim.</p>
<p>10-gelecek çaglar için bu çagın aptallıkları,bilgelikleri kadar önemlidir.</p>
<p>11-mutluluk adalarına,yanlızca sıradanlıgın denizinden varılır.</p>
<p>12-iyimserler,bir girişimde bulunmanın gereksiz oldugunu düşünenlerdir.onlara göre her şey zamanla daha iyi olacaktır.</p>
<p>13-geç kalınmış eylemler,genellikle korkunç eksikliklere neden olur.</p>
<p>14-insanı çalışmayı sürdürmesini,başarıları kadar engelleyen başka hiçbir şey yoktur.başarılar sürekli onaylanmayı ve aşılmayı gerektirirler.</p>
<p>15-bize de batıda dogulu,doguda batılı derler.</p>
<p>16-insanın kendine benzedigi anlar enderdir.</p>
<p>17-optige dair;uzaktan herşey büyük gözükür.</p>
<p>18-başkasına inan inancından olur.</p>
<p>19-insan ne zaman kendinden kuşkulanmaya başlasa,onu coşturan aptalca bir iş gelir aklına.</p>
<p>20-agız kapansada,soru açık kalır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>1-zoraki tasarruftan ancak ucuz iyimserlik olur.</p>
<p>2-her çagda aynı sözler,başka kafalar yokedilir.</p>
<p>3-kişi kendi mutluluguna katlanabilmek için bir başkasının acısını taşıyabilmeli.</p>
<p>4-insanın tanrılaştırılması,tanrının insanlaştırılmasına yol açtı.</p>
<p>5-madem Descartes&#8217;ten söz açıldı;&#8221;nasıl düşünüyorsam öyle varım&#8221;</p>
<p>6-kazlar,tilkinin güzelligini görür mü acaba ?</p>
<p>7-en ince ayrıntısına kadar düşünmek,yaratıcı özgürlügün kısıtlanması demektir.</p>
<p>8-kolay anlaşılır eserler -tamda bu yüzden- çogunlukla yanlış anlaşılır.</p>
<p>9-sanatı tanımlamakta bir sanatttır.</p>
<p>10-kahramanlık,çogu kez basiretsizligin ürünüdür.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>
<p>1-isteyeni arttıkça özgürlügün bedeli düşer.</p>
<p>2-gerçek olan herşey dogru degildir.örnegin yalan.</p>
<p>3-ölümün ilk işareti dogumdur.</p>
<p>4-kendi başına sıfır eksi degildir henüz.</p>
<p>5-her sorunun ardından yanıtı gelmez,ama sorumlulugu her zaman gelir.</p>
<p>6-neden mi çok düşünüyorum? çogu şeyi düşünmemek için.</p>
<p>7-keşke cesur düşünce,cesur eylemden öne geçse.</p>
<p>8-susmanın konuları tükenmez.</p>
<p>9-çekim gücünü güçsüz kılan nedir? alışkanlık.</p>
<p>10-köprü yıkılsada,kıyı kalır.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>1-yokluk,herşeye zorunlu olarak tokluktur.</p>
<p>2-resmi görev dili,en iyi agız tıkacıdır.</p>
<p>3-sanatta gerçekçilerden çok,yalan söyleyenler boldur.</p>
<p>4-gölgem,duruşuma baglıdır.</p>
<p>5-öyle insanlar var ki meclislerinde aklıma hiçbir şey gelmiyor.</p>
<p>6-kitlelerde yanlızlıga düşebilir.</p>
<p>7-dünya batarken,iyimser edebiyata ne olur.</p>
<p>8-zirvenin zemini uçurumdur.</p>
<p>9-bana bir halkın neye güldügünü söyle;sana onun ne için kanını akıtmaya hazır oldugunu söyliyeyim.</p>
<p>10-gerçek bir taşlama yaralamaz,öldürür.</p>
<p>                      <strong>BÖLÜM 2</strong></p>
<p>1-başını dik tut dedi cellat ve yaglı ipi boynuna geçirdi.</p>
<p>2-kendi cahilligini okuyabilmek öyle sanıldıgı gibi kolay degildir.</p>
<p>3-her seyirci tiyatroya kendi akustigi ile gelir.</p>
<p>4-temel ilke;kekeme olan bir oyuncu kekemeyi oynamamalı.</p>
<p>5-kendine iyi bak,çünkü devletin malısın.</p>
<p>6-politik masallar hayvanları sözkonusu etmeye başladıgında,inanın zamanda hayvanidir.</p>
<p>7-dikkat;seyirciler esnerse,bilin ki diş biliyorlar.</p>
<p>8-hiçbir şey kendiliginden olmaz,hatta aptallık bile.</p>
<p>9-kolay unutan hayat sınavında daha başarılı olur.</p>
<p>10-bana kimle yattıgını söyle sana kimi düşledigini söyliyeyim.</p>
<p>11-en sıg insan bile ne yazik ki üç boyutludur.</p>
<p>12-her yaylım ateşi devrimi müjdelemez.</p>
<p>13-buna nedersin fizik? insan sürtüşmeleri sogukluk yaratır.</p>
<p>14-Fransız devriminin ögretisi;başını yitiren yitip gider.</p>
<p>15-diktatör olmadıgına ınan diktatörlerin vay haline.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p>1-kadınlar sadisttir,onlara yüklüyecegimiz acılarla bizlere eziyet ederler.</p>
<p>2-çogu şey yanlzca adını koyamadıgımızdan yapılamadı.</p>
<p>3-ulaşım araçlarının hızlanmasına ragmen hedeflerimize daha yavaş varıyoruz.</p>
<p>4-ufku en geniş olanın önünde,en çirkini açılır manzaraların.</p>
<p>5-barakaya baglı bir köpek ona gerçekten baglımıdır?</p>
<p>6-cüceler iyice egilmek zorundadır.</p>
<p>7-yaşam tehlikelidir;yaşayan ölür.</p>
<p>8-incelmiş bir duyguyu kabul ettirmek için zorba olmak gerekir.</p>
<p>9-zirvede oturanın bahanesi hazırdır;&#8221;daha ötesi yok&#8221;.</p>
<p>10-çogu suçun izleri gelecege taşınır.</p>
<p>11-insanın bildigi bir gerçegi kendisine söylemesi zordur.</p>
<p>12-ölüm ilanın sonu;o ölmedi,hayat tarzını degiştirdi.</p>
<p>13-bir düşünceye ulaşmak için çok düşünceye ihtiyaç vardır.</p>
<p>14-polis köpegi kuyrugunu salladıgında nasıl davranılır?</p>
<p>15-dikkat;iz peşindeyken,iz bırakırsın arkanda.</p>
<p> </p>
<p>                   B<strong>ölüm 3</strong></p>
<p>1-bazen sesini duyurman için susman gerekir.</p>
<p>2-gerçek düşman seni asla terketmez.</p>
<p>3-kaptan gemiyi en son terkeder;amirallerin fırtına anında huzurlu uyumaları bundandır.</p>
<p>4-beni &#8220;x&#8221; insan hakkında toplum düzenine aykırıdır diye uyardılar,onu tanıdım,çok insancıl bir insan.</p>
<p>5-dostlarımın çogu bana düşman oldu,çogu düşmanımda dostlugumu kazandı,yanlızca kayıtsızlar bana sadık kaldılar.</p>
<p>6-bir avcının deneyimi; büyük hedeflerin isabet alması,küçüklerden daha zordur.</p>
<p>7-ölümsüz bir yazar taklitçileriyle ölür.</p>
<p>8-öyle büyük boş laflar vardır ki,içinde tüm bir ulus tutsak edilebilir.</p>
<p>9-yanlış bir adım atmaya gör hemen başkalarının menziline girersin.</p>
<p>10-yolları birlikte yürümeye devam ettiler;tutuklu ve gardiyan.</p>
<p>11-tutsakların özgürlügü,zincirlerinin uzunlugu ile ölçülür.</p>
<p>12-kelepçeli eller alkış tutamaz.</p>
<p>13-kime karşı mı düşünüyorum? onu bana yasaklayanlara karşı.</p>
<p>14-zihinsel bakımdan kendine yetenler yanlız dehalar ve aptallardır.</p>
<p>15-dar kafalılık hep genişlemekte.</p>
<p>16-evet=hayır ayrım sorudadır.</p>
<p>17-insanların hapishanelerde kendilerini güvende hissetmedigi ülkelerde,insan kendisini dışarıdada güvencede hissetmez.</p>
<p>18-aydınları degil,aklı kışkırtmalı.</p>
<p>19-en güzel buluşlarımız gerçeklik tarafından çalınır.</p>
<p>20-yarı aydınla bir diyalog,çeyrek aydının monologuna eşittir.</p>
<p>21-iyimserim,kötümserligin kurtarıcı etkisine inanıyorum.</p>
<p>22-gülmenin yasaklandıgı yerde genellikle aglamakta serbest degildir.</p>
<p>23-araba temsilcileri,araba; sigorta temsilcileri sigorta satar,ya halk temsilcileri?</p>
<p>24-tenceren boşsa ateşi niye karıştırıyorsun.</p>
<p>25-bir halk umutsuzlugun sınırında yaşıyorsa,eyvahlar olsun komşularına!</p>
<p>26-sabrı ögrenmek büyük bir sabır ister.</p>
<p>27-özgürlügün şarkısını şiddetin çalgısıyla çalamayız.</p>
<p>28-gerçekler her zaman çıplaktır,son moda giyinselerde.</p>
<p>29-gerçek ne kadar yumuşaksa tavır o kadar katıdır.</p>
<p>30-hayvan da düşünür,insanın içinde.</p>
<p>            <strong>BÖLÜM 4</strong></p>
<p>1-başkalarının okur-yazar olmayışıda yazmayı zorlaştırır.</p>
<p>2-susmanın yankısını işitmemek elde mi?</p>
<p>3-insan tanrısını degiştirmeden inancını degiştirebilir.</p>
<p>4-belkide tanrının kendisi beni dinsiz yaptı.</p>
<p>5-öteki dünya bu dünyada çıkarılmış yasalarla yönetilir.</p>
<p>6-yamyamlıgın çöküşünü müjdeliyorum; artık insan insandan tiksiniyor.</p>
<p>7-yurttaş ne kadar küçükse,imparatorluk o kadar büyüktür.</p>
<p>8-yurttaşlar salt titrese bile devletin temel duvarlarında çatlaklar oluşur.</p>
<p>9-kölelerin rüyası,efendisini kendisinin satın alabilecegi bir pazardır.</p>
<p>10-tarih nasıl çarpıtıldıgını ögretir.</p>
<p>11-bir dizi sıfırdan kolayca bir zincir yapılır.</p>
<p>12-adaletin yolundan çekil; çünkü kördür o.</p>
<p>13-<a href="http://dusundurensozler.blogspot.com/">ikili mücadelede hep kötü olan yener.</a></p>
<p>14-insanların düşünmeye zorlamayan düşüncelerden hoşlandıklarını görüyorum.</p>
<p>15-düşünceler gümrüge tabi degillerdir,sınırları geçmedikçe.</p>
<p>16-düşüncelerini törpüle,bu belki kurtuluşun bir biçimidir.</p>
<p>17-cücelerle konuşmak insanın belini büker.</p>
<p>18-heykelleri yıktıgınızda kaideleri koruyun,onlar yeniden kullanılabilir.</p>
<p>19-cahillerle anlaşabilecegimiz bir alfabeyi kim bulacak?</p>
<p>20-ah,keşeke bir tanrı da &#8220;bana iman edin&#8221; degil de &#8220;bana inanın&#8221; deseydi.</p>
<p>21-dinsizliginde herhangi birinin kutsallıgı olabilecegini unutmayın,onunla alay etmeyin.</p>
<p>22-hüzünlü zamanlarda çiçek açar espiriler.</p>
<p>23-dogru hedefe de egri yollardan ulaşılır.</p>
<p>24-temiz elleri olan insanlarında kirli düşünceleri vardır.</p>
<p>25-bir yalancının iyi bir bellegi olamalı.</p>
<p>26-sözde kısa, düşüncede geniş ol.</p>
<p>27-kötü bir düşünce yüregi kirletir.</p>
<p>28-şair içindeki akıntıda avlanır.</p>
<p>29-dogada hiçbir şey yok olmaz; gerçekleşmiş umutların dışında.</p>
<p>30-acaba diyalektik ölüm içinde geçerlimidir.</p>
<p>31-düşmanlarını affet, hiçbir şey onları bu kadar öfkelendirmez.</p>
<p>32-kimbilir Colomb daha neler keşfederdi,eger Amerika karşına çıkmasaydı.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/cTkc9FnU4WY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/stanislaw-lec-aforizmalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/stanislaw-lec-aforizmalar/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/cTkc9FnU4WY/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>10 Kasım Konuşma Metinleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/HFroTGbaGjY/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/10-kasim-konusma-metinleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 15:25:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[10 kasım]]></category>
		<category><![CDATA[10 kasım konuşma metni]]></category>
		<category><![CDATA[10 kasım metinleri]]></category>
		<category><![CDATA[10 kasım örnek metin]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkü anma metni]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen için metin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3947</guid>
		<description><![CDATA[
1.Konuşma Metni
Çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir lider olan Mustafa Kemal’in aramızdan ayrılışının üzerinden tam 71 yıl geçti.Her fani gibi o da payına düşeni yaşadı O,kısacık hayatında bir ulusun kötü talihini yenmesini sağladı ve dünya tarihinde de benzeri görülmemiş izler bırakarak bu dünyadan göçtü.
O, mensubu bulunduğu ulusu için canını ortaya koymaktan hiç çekinmedi.Her türlü zorluğa katlanarak kendini ulusuna adadı.Değişik cephelerde ön saflarda savaştı.Onun :”Ben gerektiği zaman,en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.”sözü vatanını ne kadar sevdiğini gösterir.

Mustafa Kemal.ileriyi gören bir liderdi.Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra ortaya çıkan tehlikeli ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8hsbkqiLuRXwFblXj_ZqqJnQHv0/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8hsbkqiLuRXwFblXj_ZqqJnQHv0/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8hsbkqiLuRXwFblXj_ZqqJnQHv0/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8hsbkqiLuRXwFblXj_ZqqJnQHv0/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><img src="/DOCUME%7E1/ADMIN/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-6.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>1.Konuşma Metni</strong></p>
<p>Çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir lider olan Mustafa Kemal’in aramızdan ayrılışının üzerinden tam 71 yıl geçti.Her fani gibi o da payına düşeni yaşadı O,kısacık hayatında bir ulusun kötü talihini yenmesini sağladı ve dünya tarihinde de benzeri görülmemiş izler bırakarak bu dünyadan göçtü.</p>
<p>O, mensubu bulunduğu ulusu için canını ortaya koymaktan hiç çekinmedi.Her türlü zorluğa katlanarak kendini ulusuna adadı.Değişik cephelerde ön saflarda savaştı.Onun :”Ben gerektiği zaman,en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.”sözü vatanını ne kadar sevdiğini gösterir.<br />
<span id="more-3947"></span><br />
Mustafa Kemal.ileriyi gören bir liderdi.Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk o görüp milletinin dikkatini çekti.Erzurum Kongresi’nde “vatanın bölünmez bir bütün olduğunu”tüm dünyaya ilan etti.Sakarya Savaşı sırasında söylediği: “Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.” Sözü ve arıca “Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun.Kutlu olan sensin.Senin için fedaiyiz.”sözleri onun vatan sevgisini ve kararlılığını göstermektedir.</p>
<p>Mustafa Kemal, idealist bir liderdi.Onun idealizmi yüksek vasıf ve özelliklerine inandığı milletinin hürriyet ve bağımsızlık aşkından geliyordu. En büyük ideallerinden birisi de milli sınırlarımız içinde ,milli birlik ve beraberlik duygusuyla kenetlenmiş uygar bir toplum oluşturmaktı.Hür ve bağımsız ülke idealini gerçekleştirdikten sonra Türkiye’yi çağdaşlaştırmak için çağdaş medeniyet idealine yönelmiştir. Yaptığı devrimlerle de bunu gerçekleştirmeyi amaçlamıştır.</p>
<p>Atatürk,toplumun her kesimini kucaklayan bir halkadamıydı.</p>
<p>Köylümüze,askere,polise,öğretmenlere,sanatçılara, sporculara,Türk kadınına,çocuk ve gençlere…kısacası toplumun tüm kesimlerine değer vermiş ve destek olmuştur.O bir halk adamıdır;çünkü hep halkı için uğraşmış,halktan birisi gibi davranmıştır.Onun     ”Benim için en büyük makam ve ödül,Türk milletinin bir ferdi olarak yasamaktır.”sözü de bunu kanıtlar.</p>
<p>O, eğitim.bilim,fen,sanat,spor ve kültüre çok önem vermiştir.”En büyük emelim,milli irfanı(yani bilgi ve kültür düzeyini)yükseltmektir.” sözünü söyleyen Atatürk, çağdaş eğitim yöntemleriyle yetiştirilecek yeni bir nesile ihtiyaç olduğunu görmüş ve modern eğitim politikasının esaslarını belirleyip eğitim alanında büyük yenilikler yapmıştır.Çağdaş eğitimin ve dünyanın çok gerisinde kalan medreselerin,tekke ve zaviyelerin kapatılması yeni okulların açılması bunların en önemlisidir.</p>
<p>Atatürk,ömrü boyunca milleti için çalıştı,bunu bir görev saydı.O:”Millete efendilik yoktur,hadimlik(yani hizmet etmek) vardır.Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.”sözüyle millete hizmet anlayışını ve yöneticilerde bulunması gereken özellikleri vurgulamıştır.</p>
<p>O, hep milletine güvendi ve ona inandı .Tarihte büyük devletler kuran ve yüksek bir medeniyet seviyesine sahip olmuş Türk milletinin büyüklüğüne inanmış ve Türklüğü ile hep gurur duymuştur. Kahramanlık,vatan sevgisi,bilim ve fenne bağlılık,sanata değer verme gibi üstün özelliklere sahip Türk ulusunun,çağdaş dünya içinde yer alacağına inandı ve bunun için çabaladı.Kurtuluş Savaşı’nın ardından söylediği “En büyük davamız,en medeni ve müreffeh(yani gelişmiş,refah içinde)bir millet olarak varlığımızı yükseltmektir.”sözü bunu kanıtlamaktadır.</p>
<p>Savaştaki kahramanlıkları ve orduyu mükemmel yönetmesinin yanında, devlet kurup yönetmekteki ustalığı, ileri görüşlülüğü ve barışseverliği ile tarihte eşine az rastlanan yöneticilerdendir.</p>
<p>O,barışsever ve tüm dünya uluslarının mutluluğunu isteyen bir liderdi.Onun görüşüne göre,barışın bozulmasından tüm dünya ülkeleri ıstırap duymalıydı.Dünya ülkelerinin mutluluğuna çalışmak,aynı zamanda kendi ulusunu mutluluğuna çalışmaktı.</p>
<p>Atatürk çocuklara,gençlere ve kadınlara da çok değer veren bir liderdir.Çocukları hep sevmiş,onların iyi şartlarda yetişmelerine uğraşmıştır.Gençlere de hep güvenmiş,onları ülkenin aydınlık geleceği olarak görmüştür. Bursa’da kendisini karşılayan çocuklara ve gençlere söylediği :”Küçük Hanımlar! Küçük Beyler! Hepiniz geleceğin birer yıldızı,gülü,mutluluk parıltısısınız.Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizlersiniz.Kendinizin ne kadar önemli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız.”Sevgili öğrenciler,bu sözü hiç unutmayınız  ve ona göre davranınız.</p>
<p>Atatürk ilkeleri ve Atatürkçülük,Türk milletinin ihtiyaçlarından doğan,gerçekçi,milli ve yenileşmeye açık, Çağdaş bir sistem kurmayı amaçlar.Atatürk demek;özgürlük demektir,aydınlık demektir,vatanseverlik demektir.Atatürk demek ,çağdaşlık demektir. O, 71 yıl önce bugün bize kurduğu,bizim de yükseltmek zorunda olduğumuz pırıl pırıl cumhuriyeti ve ilkelerini bırakarak sonsuzluğa göçtü.Yolundan ayrılmayacağımızı vurgulayarak,onun yüce anısı önünde saygıyla eğiliyorum.</p>
<p>SAYGILARIMLA</p>
<p><strong>2.Konuşma Metni</strong></p>
<p>İki Mustafa Kemal vardır; Biri ben,fani Mustafa Kemal; diğeri milletin daima içinde yaşattığı Mustafa Kemallerdedir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa,beni bir Türk anası doğurmadı mı? Türk anaları daha Mustafa Kemaller doğurmayacaklar mı? Güç milletindir benim değildir.</p>
<p>Eşsiz bir güneş doğdu Selanik’te 1881 yılında bir güneş ki yalnız ülkemizi değil tüm dünyayı ebediyete dek aydınlatacak. Yok olmak üzere olan bir millete yeniden hayat veren,parçalanmış bir ülkeden bağımsız bir devlet kuran ve bir enkazdan çağdaş bir ulus meydana getiren deha Mustafa Kemal Atatürk.</p>
<p>Büyük adam,savaş meydanlarından meydanlara,hudut boylarından,hudutlara bir sel gibi akmış,en son halkıyla birlikte kurtuluş savaşı vererek Türkiye Cumhuriyetini yaratmıştır.</p>
<p>Küçük yaştan itibaren üstün yetenekleriyle dikkatleri üzerinde toplayan Mustafa Kemal Atatürk, ulusal kurtuluş savaşını başlatan ve yönlendiren bir meşale olmuştur. Kişisel çıkarlarını tamamen unutarak kendini milletine adayan bu değerli insan,savaş meydanlarında yenilmez bir asker,sosyal hayatta büyük bir yenilikçi,siyasette eşi bulunmaz bir devlet adamı ve liderdir. Bu özellikleriyle yalnız Türk tarihinin değil,tüm dünyanın yetiştirdiği ender kişiliklerinden biridir. Bu nedenle onun büyüklüğünü yalnız biz kabul etmiyoruz;bütün dünya kabul ediyor. Mazlum milletler onun fikirleriyle bağımsızlıklarını kazanıyor;yenilikçi yöneticiler onu örnek alıyor. Nitekim,Asya’da ve Afrika’da sömürge olarak yaşayan bir çok millet,onun düşüncelerini öğrenip,yaptıklarını gördükten sonra uyanmışlar,bağımsızlıklarına kavuşmak için onun açtığı yoldan gitmişlerdir.</p>
<p>Atatürk’ün dehalığına şu olay örnek gösterilebilir. Türk orduları 1922 tarihinde Yunan ordularını İzmir’den Akdeniz’e dökünce İngiltere Parlementosu heyecanlı bir toplantı yapmış ve üyeler sormuştu:<br />
-Nerede başvekil Loyd Corc. . . . . . . Bize ne söz verdi,netice ne oldu?<br />
Bunun üzerine Loyd Corc yavaş yavaş kürsüye geldi.<br />
-Arkadaşlar,asırlar pek nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahiyi asrımızda Türk milleti yetiştirdi. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelir? Dedi kürsüden inip başvekillikten istifa etti.</p>
<p>Hayatını milletinin mutluluğuna adayan bu değerli insan,savaşla kazanılan başarıları sosyal hayattaki yeniliklerle pekiştirmiştir. Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra Cumhuriyeti ilan etmiş,böylece halkın kendi kendisini yönetmesini istemiştir. Bunun ardından,yaptığı devrimlerle çağdaş bir ulus olmamızı sağlamıştır. Bu devrimlere kısaca değinecek olursak bunlar: 1 Kasım 1922 Saltanatın Kaldırılması,3 Mart 1924 halifeliğin kaldırılması,2 Eylül 1925 Tekke ve zaviyelerin kapatılması,25 Ağustos 1925 Kılık ve kıyafet devrimi ,10 Ocak 1926 Takvim,saat ve ölçüde yapılan yenilikler,7 Şubat 1925 Aşar ve diğer vergilerin kaldırılması,17 Şubat 1926 yeni Medeni Kanunun kabulu 3 Kasım 1928 Yeni Türk harflerinin kabulüdür.</p>
<p>Atatürk ilkeleri ise kısaca<br />
1. Halkçılık İlkesi: Din,dil,ırk,mezhep farkı gözetilmeksizin herkes eşittir.</p>
<p>2. Laiklik İlkesi: Din ve dünya işlerini birbirinden ayıran,vicdan,düşünce ve inanma özgürlüğüdür.</p>
<p>3. Cumhuriyetçilik İlkesi: Halkın vekiller aracılığıyla kendi kendini yönetmesi.</p>
<p>4. Milliyetçilik İlkesi: Türk milletini,bütün bireylerinin kaderde, sevinçte ve üzüntüde ortak bir bütün halinde milli bilinç ve ülküler etrafında toplanma inancıdır.</p>
<p>5. Devletçilik İlkesi: Devletin ekonomi politikasıdır.</p>
<p>6. Devrimcilik İlkesi: Bir toplumun eskimiş çağdışı kalmış kurumlarını çağdaş olanlarla değiştirmektir.</p>
<p>Atatürk’ün yaptıklarını anlamak ve değerlendirmek için onu iyi tanımak,düşüncelerini çok iyi bilmek gerekir. Bu nedenle onun ölüm günü olan 10 Kasım’la başlayan hafta Atatürk haftası olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>Bu haftanın amacı sadece bir ölüm yıldönümü olarak Atatürk’ü anmak değil,böyle bir lidere sahip olmanın gururuyla, onun düşüncelerini anlamak ve yaşatmaktır. Siz Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bu görevi hiçbir zaman unutmayacağınız inancıyla,ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anarken şu dizelerle yazımıza son veriyoruz.<br />
Yaşatıyor musun devrimlerimi,<br />
Götürebiliyor musun yeni çağlara.<br />
Yazıyı,kılığı,hür düşünceyi,<br />
Örnek ediyor musun uluslara.<br />
Atabiliyor musun zihinlerden,<br />
Softalık,gerilik,tüm karanlığı.<br />
Adın var mı en yeni buluşlarda,<br />
Köye sokabildin mi aydınlığı.<br />
Sevebiliyor musun düşmanını,<br />
Bolluk mu bir uçtan bir uca vatan.<br />
Derim ki yolumdan yürüyorsunuz<br />
Büyüğünden küçüğüne o zaman.</p>
<p><strong>3.Konuşma Metni</strong></p>
<p>Türk İstiklal Mücadelesinin ulu önderi, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ebediyete intikalinin 71′inci yıl dönümünde rahmetle, şükranla anıyoruz.</p>
<p>Bizler, bu yıl 10 Kasım’da, işaret ettiği muasır medeniyetleri aşma hedefine doğru daha çok mesafe almamız gerektiğini ve ülkemiz üzerine dönem oyunların farkında olmamız gerektiğini vurgulayarak konuşmama başlamak istiyorum.</p>
<p>En büyük eserim dediği Türkiye Cumhuriyeti, son yıllarda bölgesinde ve dünyada üzerine planlar yapılan, bölücü amaçlı haritalar hazırlanan bir ülke haline gelmiştir. Önemli kavşak noktasında bulunan ülkemiz halklarını bugüne kadar bölmeye çalışmışlar, kardeş kavgası içine çekmeye çalışmışlar, bundan dolayı bir çok vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Son günlerde bu kardeş kavgası tekrardan yaptırılmak isteniyor ve ülkemiz bölünmeye çalışılıyor. Bizler bu oyunlara gelmemeliyiz. Ülkemiz halkları arasındaki dayanışmayı, sevgi ve saygıyı koruyarak, bu oyunlara gelmeyeceğimizi bir daha tüm dünyaya göstermeliyiz.</p>
<p>Bizler, Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet bıraktığı demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizi bütün değer ve kurumlarıyla yaşatmak zorundayız. Geleceğimiz olan sizler, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürk ilke ve devrimlerini ilelebet yaşatacaktır.</p>
<p>Sevgili öğrenciler, değerli konuklar…<br />
Büyük devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete uğurladığımız günün bu yıl dönümünde, O’nun mücadele heyecanını yaşamanın, fikirlerini çok daha iyi anlamanın gayreti içerisinde olmalıyız. Bıkmadan, usanmadan onu yaşayarak daha iyi içimizde hissetmeliyiz.</p>
<p><strong>4.Konuşma Metni</strong><br />
Sayın müdürüm,değerli meslektaşlarım, kıymetli velilerimiz ve yarının büyükleri olan sevgili öğrenciler..</p>
<p>Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 71.yıldönümünde kendisini anmak ve onun mirasına olan minnettarlığımızı ifade etmek için burada toplanmış bulunmaktayız.</p>
<p>Doğadaki tüm canlılar gibi insanoğlunun da yaşamının bir sınırı vardır.Ancak bazı insanlar vardır ki yaşamları boyunca yaptıkları eserlerle, insanlığa yapmış oldukları hizmetlerle yaşamlarından sonra da varlıklarını sürdürürler.</p>
<p>Yaşamını milletine adayan, bir imparatorluğun küllerinden yepyeni ve güçlü bir devlet yaratan eşsiz bir lider, mümtaz bir devlet adamı, büyük bir komutan ve dâhi olan Atatürk bu ender insanlardan biri belki de en büyüğüdür.<br />
Atatürk, hem milli mücadele, hem de Cumhuriyeti inşa sürecinde daima ileriye bakmış, ileriye yürümüştür.<br />
Bugün, Büyük Atatürk’ün yolundan giden bizlere düşen görev de yüzümüzü geleceğe dönmek, ufkumuzu geniş, hedeflerimizi büyük tutmaktır.<br />
Bunun için, 10 Kasım’ları aydınlık geleceğimize yönelik atılımlarımızın esin kaynağı haline getirmeliyiz. Atatürk’e saygının gereğinin bu olduğuna, O’nun manevi huzuruna ancak bu şekilde başımız dik alnımız açık olarak çıkabileceğimiz inancında olmalıyız.<br />
Atamızın en büyük emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne her yönü ile sahip çıkacağımıza söz vererek onu bu Ölüm yıldönümünde bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor, sözlerime Atatürk’ün şu sözleriyle son veriyorum.<br />
İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal. İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir. O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur.</p>
<p>Hasan ÖNDER</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>5.Konuşma Metni</strong></p>
<p>Sayın Müdürüm,Değerli Arkadaşlarım,Sevgili Öğrenciler,</p>
<p>Atatürk’ü ölümünün 71. Yılında anıyoruz. Oysa onu anmak değil anlamak önemli.</p>
<p>Onun yalnız bir çıkış değil, varış değil, tükenmez bir koşu olduğunu kavramak önemli. Atatürk’ü kavramak onun devrimlerini anlamak ve sahip çıkmakla mümkündür.</p>
<p>Atatürk istilalar önledi.Saldırganlıklar yendi.Saltanatları dört bir yana savurdu. Yurdunun ordusu mağlup düşmüştü,galip etti.Devleti yıkılmıştı,devlet kurdu&#8230;İdaresi bozulmuştu;düzgün etti&#8230;Kurduğu devlette hakimiyet milletin oldu.Milletin adı devletin adı oldu&#8230;</p>
<p>Yurdunda eğitim çapraşıktı;öğretim şaşırtıcı!..Tek ölçüye getirdi&#8230;Ruhlar medreselerde küfleniyordu,kapılarını örttü.</p>
<p>Yurdunun erkekleri fes giyiyordu;üzerine kimi beyaz,kimi yeşil sarık doluyordu&#8230; Milliyetlerini alacalı bezlerde sanır olmuşlardı!Beğenmedi şapka giydirdi&#8230;Anlattı ki baş kılığı dünya işidir,ahiret işi değil&#8230;Medeniyette dünya işi başka iştir,iç inancı başka&#8230;Politika ile biri ötekine işleyemez.</p>
<p>Yazı sağdan sola yazılırdı;öğrenimi güçtü&#8230;Beğenmedi.Soldan sağa yazdı ve yazdırdı,her ileri millet gibi&#8230;</p>
<p>Anaların,kız kardeşlerin yüzleri siyah peçeliydi,bahtları çarşaf gibi karaydı&#8230;Çileleri çoktu,hakları az&#8230;Beğenmedi.Yüzlerini açtı,ak etti. Hakta onlara erkeklerle eşitlik sağladı, bahtlarını ak etti&#8230;</p>
<p>Milletinin dili üçüzlü gibi olmuştu&#8230;Beğenmedi.Arındırdı,bir etti.</p>
<p>Tarlaları kara saban sürüyordu;toprak gereğince işlenmiyordu&#8230;Eziyeti çoktu;vergisi çok,verimi az!Beğenmedi .Sürümü tekerlekli pulluğa,işler makineye,bol verime yöneltti&#8230;</p>
<p>Yollar uzundu,yapımları kötü,kağnılar yavaş&#8230;Beğenmedi.Yolları demir etti,gidişleri hızlı&#8230;</p>
<p>El tezgahı dokumaya,yel değirmeni öğütmeye yetmiyordu&#8230;Beğenmedi.Fabrika ve fabrika kurdu.</p>
<p>Ayrılıklar istemedi,birlikler kurdu.Eskilikler,gerilikler istemedi;yenilikler,ilerilikler kurdu&#8230;</p>
<p>Dövüş istemedi;barış kurdu.Düşmanlık istemedi;dostluk kurdu:Kuzey’le,Güney’le,</p>
<p>Doğu ile,Batı ile&#8230;</p>
<p>Düşüklüğü sevmezdi;güçlü oldu.Haksızlığı sevmezdi;hak gözetti.Hiçbir devlete haksızlık etmedi.Kendi devletini en büyük devletten asla aşağı görmedi.Kendi milletini hiçbir an dünyanın en onurlu milletinden asla geri,asla güçsüz görmedi,göstermedi.</p>
<p>Ruhlar uyardı,gözler açtı&#8230;Bahtsız milletlere baht yolu açtı.Dünyaya örnek gösterdi.İnsanlığa ders verdi.</p>
<p>Bütün bunları öğrendikten sonra diyoruz ki: Rahat uyu Atam,izindeyiz!</p>
<p>Nihan BEDİR</p>
<p>Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/dbcP5y6XspE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/10-kasim-konusma-metinleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/10-kasim-konusma-metinleri/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/dbcP5y6XspE/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Fiilde Yapı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/ryC1xcyzYAM/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/fiilde-yapi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 14:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[basit çekimli]]></category>
		<category><![CDATA[basit fiiller]]></category>
		<category><![CDATA[birleşik çekimli]]></category>
		<category><![CDATA[birleşik fiiller]]></category>
		<category><![CDATA[fiilde yapı]]></category>
		<category><![CDATA[fiilerde zaman]]></category>
		<category><![CDATA[türemiş fiiller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3944</guid>
		<description><![CDATA[FİİLDE YAPI
Bir oluşu, bir durumu veya bir kılışı kip ve kişiye bağlayarak anlatan sözcüklere fiil denir.
Pratik olarak ismi fiilden ayırmak için –me, -ma  olumsuzluk ekini ya da –mak ,-mek mastar ekini kullanırız.Eğer bir kelimenin sonuna –ma ,-me olumsuzluk ekini ya da –mak ,-mek  mastar ekini getirebiliyorsak o kelime fiil demektir.Getiremiyorsak o kelime isim soylu bir kelimedir.

*Geldi&#8212;&#8212;&#8212; gelmedi ,gelmek
*Oturmuş&#8212;&#8212; oturmamış, oturmak
*Söylüyorum&#8212;&#8212;&#8212;- söylemiyorum, söylemek
Görüldüğü gibi  yukarıdaki kelimelere –ma,-me  ve –mak,-mek  getirebilmekteyiz. Öyleyse bu kelimeler fiildir.
*Kitap&#8212;&#8212;&#8212; kitapma , kitapmak
Yukarıdaki ‘kitap’ sözcüğüne ise bu ekleri getiremiyoruz.Öyleyse bu kelime isimdir.
Fiiller, anlattıkları hareketin niteliğine göre değişik ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/13idxPuJdzWWD0I39FnAYp-5pO4/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/13idxPuJdzWWD0I39FnAYp-5pO4/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/13idxPuJdzWWD0I39FnAYp-5pO4/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/13idxPuJdzWWD0I39FnAYp-5pO4/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><h1>FİİLDE YAPI</h1>
<p>Bir oluşu, bir durumu veya bir kılışı kip ve kişiye bağlayarak anlatan sözcüklere <strong><span style="text-decoration: underline">fiil</span></strong> denir.</p>
<p>Pratik olarak ismi fiilden ayırmak için –me, -ma  olumsuzluk ekini ya da –mak ,-mek mastar ekini kullanırız.Eğer bir kelimenin sonuna –ma ,-me olumsuzluk ekini ya da –mak ,-mek  mastar ekini getirebiliyorsak o kelime fiil demektir.Getiremiyorsak o kelime isim soylu bir kelimedir.<br />
<span id="more-3944"></span><br />
*Geldi&#8212;&#8212;&#8212; gelmedi ,gelmek</p>
<p>*Oturmuş&#8212;&#8212; oturmamış, oturmak</p>
<p>*Söylüyorum&#8212;&#8212;&#8212;- söylemiyorum, söylemek</p>
<p>Görüldüğü gibi  yukarıdaki kelimelere –ma,-me  ve –mak,-mek  getirebilmekteyiz. Öyleyse bu kelimeler fiildir.</p>
<p>*Kitap&#8212;&#8212;&#8212; kitapma , kitapmak</p>
<p>Yukarıdaki ‘kitap’ sözcüğüne ise bu ekleri getiremiyoruz.Öyleyse bu kelime isimdir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Fiiller, anlattıkları hareketin niteliğine göre değişik özellikler gösterir.</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline">Bunları üç grupta inceleyebiliriz:</span></p>
<p>a)Kılış fiilleri</p>
<p>b)Durum fiilleri</p>
<p>c)Oluş fiilleri.</p>
<p>Bunları  birbirinden ayırt etmek için pratik olarak şu bilgiyi kullanabiliriz.:</p>
<p>Eğer bir fiil geçişli ise (yani ‘neyi’, ‘kimi’ sorularını sorabiliyorsak) <span style="text-decoration: underline">kılış fiilidir</span>.</p>
<p><span style="color: #ff0000">*</span>Kırmak ,atmak , dikmek, içmek, ezmek,delmek,yolmak,dizmek….</p>
<p>Görüldüğü gibi yukarıdaki fiillere ‘neyi kırmak?, neyi atmak…’sorularını yöneltebiliyoruz.</p>
<p>Öyleyse bu fiiller geçişlidir  ve geçişli olduğu için de <span style="text-decoration: underline">kılış fiilidir</span>.</p>
<p>Fiil, öznenin kendi iradesi dışında geçirdiği değişimi anlatıyorsa ve bir hareket bildirmiyorsa o fiil <span style="text-decoration: underline">oluş fiilidir. </span></p>
<p><span style="color: #ff0000">*</span>Sararmak ,Yaşlanmak,Uzamak, Paslanmak,büyümek,solmak,acıkmak…</p>
<p>Görüldüğü gibi yukarıdaki fiiller geçişli olmadığı için kılış fiili olamaz.Bir hareket olmadığı için ve eylem öznenin kendi isteği dışında gerçekleştiği için bu fiiller <span style="text-decoration: underline">oluş fiilidir</span>.</p>
<p>Fiil, öznenin kendi iradesinde yani kendi isteği ile gerçekleşiyorsa ve fiil bir hareket ifade ediyorsa o fiil <span style="text-decoration: underline">durum fiilidir</span>.</p>
<p><span style="color: #ff0000">*</span>Yürümek, oturmak, gitmek, çıkmak,ağlamak…</p>
<p>Görüldüğü gibi yukarıdaki fiiller , bir hareket bildirmektedir ve bu hareket kişinin kendi isteğiyle gerçekleşmektedir bu yüzden yukarıdaki fiiller <span style="text-decoration: underline">durum fiilleridir</span>.</p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong><span style="text-decoration: underline">Not: </span></strong></span>Durum fiilleri de oluş fiilleri de geçişsiz fiillerdir.</p>
<p><span style="color: #ff0000"><strong><span style="text-decoration: underline">FİİLDE KİP</span>:</strong></span> Kipler, haber(bildirme) ve dilek (isteme) kipleri olmak üzere ikiye ayrılır.</p>
<p><span style="color: #008000"><strong><span style="text-decoration: underline">a)Haber Kipleri</span>:</strong></span></p>
<p>Zaman eklerinin hepsine birden haber kipleri denir.Haber kipleri şunlardır:</p>
<p><strong><span style="color: #000000"><span style="text-decoration: underline">1)Öğrenilen(duyulan) (miş’li) Geçmiş Zaman</span>:</span></strong> Fiillere –miş ,-mış, -muş,-müş ekleri getirilerek sağlanır.Bu eylemler daha çok başkasından duyulma, aktarılma anlamı taşırlar.  Bazen de farkında olmadan yapılma bildirir.</p>
<p>*Evleri yanmış.(başkasından duyma)</p>
<p>*Seni sormuşlar. (başkasından duyma)</p>
<p>*Aaa ! çorabım kaçmış. (sonradan farkına varma)</p>
<p>*Mutfakta elimi kesmişim. (sonradan farkında olma)</p>
<p>*Bu solmuş elbiseleri giymemelisin.(sıfat fiil eki)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">2)Görülen (di’li) Geçmiş Zaman</span>:</strong> Eylemlere “dı,di,du,dü,tı,ti,tu,tü” ekleri getirilerek yapılır. Anlatan kişi harekete bizzat tanık olmuştur, eylemi görmüştür.</p>
<p>*Evleri yandı.</p>
<p>*Hep birlikte geziye gittik.</p>
<p>*Sınavı kazanabileceğini söyledi.</p>
<p>*Kalbim Ege’de kaldı.</p>
<p>*Beraber yürüdük bu sahillerde.</p>
<p>*Burada her zaman tanıdık insanlara rastlayabilirsiniz.(sıfat-fiil eki)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">3)Şimdiki Zaman</span>: </strong>Eyleme –yor eki getirilerek yapılır.Eylem ile anlatış aynı zamanda gerçekleşir.</p>
<p>*Ders çalışıyorum.</p>
<p>*Ne diyor?</p>
<p>*Çocuklar yine kavga ediyor.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Not</span>: -makta,-mekte eki de fiile şimdiki zaman anlamı katar.</p>
<p>*Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.</p>
<p>*Lütfen sessiz olun şu an ders çalışmaktayım.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">4)Geniş Zaman</span>:</strong> Eylemlere –r, -ar, -er ekleri getirilerek yapılır.</p>
<p>*Senden sana sığınırım.</p>
<p>*Her sabah yürürüm.</p>
<p>*Bu yolun sonu nereye çıkar?</p>
<p>*Hep böyle güler yüzlü müsün? (sıfat-fiil eki)</p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong><span style="text-decoration: underline">Not</span>:</strong></span> Geniş zamanın olumsuzu –mez, -maz’dır. Ancak 1.tekil ve 1.çoğul çekimlerde –me ,-ma</p>
<p>şeklini alır.</p>
<p>*Gelmezsiniz    ___ gelirsin           *gelmem____gelirim</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">5)Gelecek Zaman</span>:</strong> Eylemlere –ecek , -acak eki getirilerek yapılır.</p>
<p>*Sana olan aşkımı haykıracağım.</p>
<p>*Gelecek de bir gün gelecek.</p>
<p>*Mektuba yazacak sözüm kalmadı.</p>
<p>*Okuyacak da adam olacak.</p>
<p>*Açacak nerede?</p>
<p><span style="color: #008000"><strong><span style="text-decoration: underline">b)Dilek Kipleri</span>:</strong> </span>Fiilin gerçekleşmesini ya da gerçekleşmemesini dilek,istek,gereklilik veya emir kavramları içerisinde veren kiplerdir.Bunlar haber kipleri gibi belirli bir zaman  anlamı taşımazlar.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">1)Dilek-şart kipi</span>:</strong> Fiillerin kök ya da gövdelerine –se ,-sa eki getirilerek yapılır.Dilek- şart kipi cümleye bazen ‘şart(koşul)’ anlamı katarken bazen de ‘dilek’ anlamı katar.</p>
<p>*Ah şu sınavı bir kazansam!</p>
<p>*Sana olan duygularımı açıkça bir söyleyebilsem!</p>
<p>*Çalışırsan kazanırsın.</p>
<p>*Yaramazlık yaparsan bir daha seni getirmem.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">2)İstek kipi</span>:</strong>Fiil kök ya da gövdelerine –e, -a, -ayım, -eyim, -alım, -elim getirilerek yapılır.</p>
<p>*Sana duyduklarımı anlatayım</p>
<p>*Seninle yine görüşelim.                                  *Bunu böyle bilesin</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">3)Gereklilik Kipi</span>: </strong>Fiil kök ya da gövdelerine –meli,-malı getirilerek oluşturulur.</p>
<p>*Bu deneme sınavında birinci olmalıyım.</p>
<p>*Bu sorunun bir çözüm yolu olmalı.</p>
<p>*Şimdiye eve varmış olmalı. (olasılık, ihtimal)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">4)Emir Kipi</span>:</strong>Eylemin gösterdiği hareketin emir biçiminde yapılması gerektiğini ifade eder.</p>
<p>*Söyle yanıma gelsin.(3.tekil kişi emir eki)</p>
<p>*İçeri buyrunuz. (2.tekil kişi emir eki)</p>
<p>*Lütfen işlerinizi iyi yapınız. (2.çoğul kişi emir eki)</p>
<p>*Çeneni kapa. (2.tekil kişi emir eki)</p>
<p>*Beni beklesinler (3.çoğul kişi emir eki)</p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong><span style="text-decoration: underline">Not</span>:</strong></span> Emir ekleri ile şahıs eklerini birbiri ile karıştırmamak gerekir.Şahıs ekleri hiçbir zaman fiilin üzerine direkt olarak gelmez; ancak bir kip ekinden sonra gelebilir.Emir ekleri ise fiilin üzerine direkt olarak gelir.</p>
<p>*Geliyorsun ,gitmelisin (şahıs eki)</p>
<p>*Gelsin ,gitsin (emir eki)</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000"><span style="text-decoration: underline">FİİLLERDE BİRLEŞİK ZAMAN</span>:</span></strong></p>
<p>Fiillere kip eklerinden sonra –idi ,-imiş, -ise ekeylemlerinden biri getirilerek yapılır.Kısacası, iki kip ekinin üst üste gelmesi durumudur.</p>
<p>*Yüzüme bu türlü bakmayacaktın. (Gelecek zamanın hikayesi)</p>
<p>*Gözünden akan bir damla yağmur olsaydım.(Şart kipinin hikayesi)</p>
<p>*Sen de gelecekmişsin.(Gelecek zamanın rivayeti)</p>
<p>*Bunu daha önce yapmalıymışım. (Gereklilik kipinin rivayeti)</p>
<p>*Bu konuyu anlarsanız netleriniz de artar. (Geniş zamanın şartı)</p>
<p>*Gülüyorsam mutlu olduğumdan değildir. (Şimdiki zamanın şartı)</p>
<p>*Bu köyde iki genç yaşarmış.(Geniş zamanın rivayeti)</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000"><span style="text-decoration: underline">FİİLLERDE ANLAM (KİP,ZAMAN) KAYMASI</span>:</span></strong> Fiil çekimlerinde kullanılan kip ve zaman ekleri her zaman kendi anlamlarında kullanılmazlar.Bu ekler birbirlerinin yerlerine de geçebilir. İşte bir zaman kipi ya da bir dilek kipi başka bir kipin yerine kullanılmışsa burada bir zaman (anlam , kip) kayması var demektir.</p>
<p>*Derslerime her hafta düzenli olarak çalışıyorum.</p>
<p>*Arkadaşlar, bundan sonra daha yoğun bir şekilde çalışıyoruz.</p>
<p>*Fatih, o yıllarda pek çok sefer yapar.</p>
<p>*Soruları sonra çözersiniz.</p>
<p>*Mektubu yarın alır.</p>
<p>*Bütün bu soruları çözeceksin.</p>
<p>*Eser Selçuklulardan kalma olacak.</p>
<p>*Sabahları, erken kalkmayı seviyorum.</p>
<p>*Allah’ım bize yardım et.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000"><span style="text-decoration: underline">EK-FİİL (EK-EYLEM)</span>: </span></strong>Ekfiil “i” fiilidir tek başına bir anlamı yoktur.Ekfiilin iki görevi vardır:</p>
<p><span style="color: #ff0000">1)</span>İsim ve isim soylu kelimelere gelerek bu kelimelerin cümlede yüklem olmasını sağlar.<span style="text-decoration: underline">(O iyi bir öğrenciydi.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000">2)</span>Çekimlenmiş fiillere gelerek birleşik zamanlı fiiller yapar. <span style="text-decoration: underline">(Koşuyordum)</span></p>
<p>“-imek” dört basit çekimi vardır.Basit çekimli durumlarda sadece isim soylu sözcüklerde bulunur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><strong>1)Bilinen Geçmiş Zaman(idi):</strong> </span>Çalışkandım (çalışkan idim) ,çalışkandın ,çalışkandı ,çalışkandık, çalışkandınız,çalışkandılar</p>
<p>Ekfiil sadece isme değil edata ,zamire,sıfata, tamlamalara da gelebilir.</p>
<p>*İşte tüm bunları yapan oydu. (o idi) (ekfiil zamire eklenmiştir)</p>
<p>*Bu yaptıklarım senin içindi.(için idi) (ekfiil edata eklenmiştir)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">2)Öğrenilen Geçmiş Zaman (imiş): </span></strong> İşçiymişim (işçi imişim) ,işçiymişsin,işçiymiş,işçiymişiz, işçiymişsiniz, işçiymişler</p>
<p><span style="text-decoration: underline"><strong>3)Şart Kipi (ise):</strong> </span>Öğretmensem (öğretmen isem) ,öğretmensen ,öğretmense ,öğretmensek ,öğretmenseniz, öğretmenseler</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">4)Geniş Zaman</span>:</strong> Ekfiilin geniş zamanında “i” fiili bugün tamamen düşmüştür.Ekfiilin geniş zaman ekleri sadece isme gelir.Çekimi şu şekildedir:</p>
<p>*İyiyim ,iyisin ,iyi(dir),iyiyiz,iyisiniz,iyidirler</p>
<p>Ekfiilin olumsuzu “değil”dir.Ekfiili bulmak için isme “değil” ekleriz.</p>
<p>*Öğrenciyim &#8212;&#8212;&#8212;- öğrenci değilim.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff"><span style="text-decoration: underline">Önemli Uyarı</span></span>:</strong>Ekfiilin geniş zamanına şekilce benzeyen diğer eklerle ekfiilin geniş zamanı karıştırılmamalıdır:</p>
<p>*Geliyorum (şahıs eki)</p>
<p>*Hastayım (ekfiilin geniş zamanı)</p>
<p>*Babam (iyelik eki)</p>
<p>*Babayım (ekfiilin geniş zamanı)</p>
<p>*Ölüm (Fiilden isim yapım eki)</p>
<p>*Ben<span style="text-decoration: underline">im</span> kardeşim [tamlayan (ilgi) eki]</p>
<p>*Sen ne kadar güzel<span style="text-decoration: underline">sin</span>. (Ekfiilin geniş zamanı)</p>
<p>*Sen yine bana dönecek<span style="text-decoration: underline">sin. </span>(şahıs eki)</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000"><span style="text-decoration: underline">YAPILARINA GÖRE FİİLLER: </span></span></strong></p>
<p>Yapılarına göre fiiller üç grupta incelenir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">A) Basit Fiiller: </span></strong></p>
<p>Hiçbir yapım eki almamış fiillerdir. Fiil köklerine gelen çekim ekleri (zaman, şahıs) fiilin anlamını değiştirmediğinden böyle fiillere de basit fiil denir.</p>
<p>* Durmuş bir saat de günde iki kez doğruyu gösterir.</p>
<p>* Güzel söz söyleyebilmek için güzel düşünmek gerekir.</p>
<p>* Dostluk bir şemsiyeye benzer.İnsan onları ancak kötü havalarda ister.</p>
<p>* İstediğim her şeyi yaptım;çünkü yapamayacağımı düşündüğüm şeyi istedim.</p>
<p>* Büyük adam büyük olduğunu; büyüklüğün küçüklük olduğunu bilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline">B) Türemiş (Gövde) Fiiller:</span></strong></p>
<p>Yapım eki almış fiillerdir. Türkçede fiil türetmenin iki yolu vardır:</p>
<p><span style="color: #808000"><span style="text-decoration: underline">1) İsim kök ya da gövdelerinden fiil türetme:</span></span></p>
<p>* güzel-leş       *sarı-ar                *ışıl-da          *göz-le</p>
<p>*az-al              *ben-imse             *ince-l          *düz-el</p>
<p>*su- sa            * sivri-l                 *yaş-a           * kan-a</p>
<p><span style="color: #808000"><span style="text-decoration: underline">2) Fiilden fiil türetme:</span></span></p>
<p>* sev-in           *çık-ar               * kız-ış            *bak-ış</p>
<p>* öl-dür      * taşı-t        *at-ıl       *kan-dır      *koş-tur</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000">BİRLEŞİK FİİLLER:</span></strong></p>
<p>En az iki sözcüğün birleşmesiyle oluşan fiillerdir.</p>
<p>Üç grupta incelenir:</p>
<p><strong>A) Anlamca Kaynaşmış Birleşik Fiiller:</strong></p>
<p>Bir isimle bir fiilin anlam yönünden birleşip  kaynaş -masıyla oluşur.  Bu sözcüklerden biri  ya da ikisi ger -çek anlamını yitirir.Deyimlerin çoğu bu türe örnektir.</p>
<p>* Sen kimsin ki bana kafa tutuyorsun?</p>
<p>* Bu tehditlerinle gözümü korkutamazsın.</p>
<p>* Annemin yemekleri hoşuna gitti mi?</p>
<p>* Odasında kitaplarına göz atıyordu.</p>
<p>* Adama laf anlatmaktan dilimde tüy bitti.</p>
<p>* Konuşulanlara ben de kulak kabarttım.</p>
<p>* İş için yüzlerce kişi başvurmuştu.</p>
<p><strong>B) Yardımcı Fiillerle Yapılan Birleşik Fiiller:</strong></p>
<p>İsim soylu bir sözcüğün üzerine –et , -ol , -kıl , -eyle</p>
<p>gibi yardımcı eylemler getirilerek yapılır.</p>
<p>* Seven bu gönül seni asla terk etmeyecek.</p>
<p>* Hayat uykuyla uyanıklık arasında raks eder.</p>
<p>* Bu usanç duyan gözlerim bir şeyde karar kıldı.</p>
<p>* Seyreyleyelim mehtabı yıldızların altında.</p>
<p><span style="color: #0000ff"><strong>UYARI 1:</strong></span> Bu türle yapılan birleşik fiilin isim kısmında bir ünlü düşmesi ya da bir ünsüz türemesi varsa birle- şik fiil bitişik yazılır.</p>
<p>* Akşamı seyredeyim senin bakışlarında.</p>
<p>* Benliğime hakim olur bir deli rüzgar.</p>
<p>* Bir gün yeniden bana döneceğini hissediyorum.</p>
<p>* Ama dönsen de seni asla affetmeyeceğim.</p>
<p>* Sabreden derviş muradına ermiş.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff">UYARI 2 :</span> </strong>Et- , ol- yardımcı eylemleri tek başına bir anlam taşıyorsa  ve önündeki isimle kaynaşmamışsa kendi görevinde kullanılmış demektir yani asıl fiildir.</p>
<p>* Ben ettim sen etme.</p>
<p>* Köyümüzde şimdi kirazlar olmuştur.</p>
<p>* Elindeki gömlek ancak beş milyon lira eder.</p>
<p>* Boş zamanlarımda kütüphanede olurum.</p>
<p><strong>C) ÖZEL ( KURALLI ) BİRLEŞİK FİİLLER:</strong></p>
<p>İki fiilin birleşmesi yoluyla oluşur. Tamamı bitişik yazılır. Dört grupta incelenir:</p>
<p><strong><span style="color: #808000">1) Yeterlilik Fiili ( fiil + ebil-) :</span></strong></p>
<p>Cümleye gücü yetme ve olasılık anlamı katar.Fiilin üzerine ebilmek getirilerek oluşturulur.</p>
<p>* Okula geç kalırsam öğretmenim kızabilir. (o)</p>
<p>* Bu genç yaşımda ölebilirim (o)</p>
<p>*En güzel şiirlerimi söylemeden gidebilirim buralardan (o)</p>
<p>* Bir gece ansızın gelebilirim. (o)</p>
<p>* Sevinçten kapında bayılabilirim.</p>
<p>* Sınıfı geçebilirim (g.y)</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff">UYARI: </span></strong>Yeterlilik fiilinin olumsuzunda bil- fiili düşer. Fiilin üzerine –ama , -eme getirilerek yapılır.</p>
<p>* Yapabilirim à yap<span style="text-decoration: underline">ama</span>m. (yeterlilik birleşik fiilinin olumsuzu)</p>
<p>* yaparım    à   yapmam  ( geniş zamanın olumsuzu)</p>
<p>* Görebilirsin à göremezsin (yeterlilik birleşik fiilinin olumsuzu)</p>
<p>* <span style="text-decoration: underline">Atamam</span> kendimi mavi denize dünya güzel. (atabilirim: yeterlilik birleşik fiilinin olumsuzu)</p>
<p><strong><span style="color: #808000">2. Tezlik Birleşik Fiili: (Fiil+iver-):</span></strong></p>
<p>Cümleye tezlik çabukluk anlamı katar.</p>
<p>* Uzanıp <span style="text-decoration: underline">tutuver</span> elimi ne olur geri dön.</p>
<p>* Akşamın derin kızıllığında <span style="text-decoration: underline">kayboluverdim.</span></p>
<p>* <span style="text-decoration: underline">Uzanıverse</span> gövdem taşlara boydan boya.</p>
<p>* Polisler kaçan hırsızı <span style="text-decoration: underline">yakalayıverdi.</span></p>
<p>* Annesini görünce yanına <span style="text-decoration: underline">koşuverdi.</span></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff">NOT:</span></strong> Olumsuzluk eki –ma, -me asıl eylemden sonra gelirse önemsizlik, yardımcı fiil olan  ver- den sonra gelirse olumsuz tezlik bildirir.</p>
<p>* Sen de o filmi görmeyiver. (önemsizlik)</p>
<p>* Her şeye maydanoz oluverme. (olumsuz tezlik)</p>
<p><strong><span style="color: #808000">3. Süreklilik Birleşik Fiili (fiil+ edur, kal, gel):</span></strong></p>
<p>Cümleye devam etme, süreklilik anlamı katar.</p>
<p>* Bu hikaye yıllardır süregelir.</p>
<p>* Televizyonun karşısında uyuyakalmışım.</p>
<p>* Gidedursun turnalar, gurbet ellere.</p>
<p>* Listede ismimi göremeyince listeye bakakaldım.</p>
<p><strong><span style="color: #808000">4. Yaklaşma Fiili (fiil+ eyaz) :</span></strong></p>
<p>Eylemin gerçekleşmesine çok az bir zaman kaldığını ifade eder.Az kalsın olacaktı anlamı verir.</p>
<p>* Kaldırımda yürürken düşeyazdım.</p>
<p>* Onu karşımda görünce korkudan öleyazdım.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/9EWxKRwm59s" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/fiilde-yapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/fiilde-yapi/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/9EWxKRwm59s/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Fatih Sultan Mehmet-Hayatı-Başarıları-Fetihleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/iMwCAM-ym0I/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/fatih-sultan-mehmet-hayati-basarilari-fetihleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 13:37:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[2.mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[arnavutluk seferi]]></category>
		<category><![CDATA[batılı gözüyle fatih]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[bizansın yaptığı hazırlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek seferi]]></category>
		<category><![CDATA[bosnalıların müslüman oluşu]]></category>
		<category><![CDATA[büyük kuşatma]]></category>
		<category><![CDATA[eflak boğdan seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim ve kültür]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan hayatı detaylı]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet istanbulun  fethi]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet kanunnameleri]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet kılıcı]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet kişiliği]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet tahta çıkışı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulun fethi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulun fethi için yapılan hazırlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulun fethi nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulun fethi sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[kanunnameleri]]></category>
		<category><![CDATA[mora seferi]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kültürde 2.mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[sırbistan seferi]]></category>
		<category><![CDATA[truvalılar]]></category>
		<category><![CDATA[türk dünya tarihi açısından]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3942</guid>
		<description><![CDATA[
Doğum/Ölüm Tarihi
30 Mart 1432 &#8211; 3 Mayıs 1481
Doğum Yeri
Edirne
Öldüğü Yer
Gebze, Hünkar Çayırı
Ölüm Sebebi
Nikris &#8211; Şeker &#8211; Zehir

Babası
II. Murat
Annesi
Hüma Hatun
Tahta Çıktığı Tarih (İlk)
1 Aralık 1444
Tahta Çıktığında Yaşı
12 Yaş, 8 Ay
Saltanatının Sonu
Eylül 1446
Tahttan Ayrılma Sebebi
Babası Lehine Terk
Saltanat süresi
1 Yıl, 9 Ay
Tahta Çıktığı Tarih (İkinci)
18 Şubat 1451
Tahta Çıktığı Yaşı
18 Yaş, 11 Ay
Saltanatının Sonu
3 Mayıs 1481
Tahttan Ayrılma Sebebi
Ölüm
Saltanat Süresi
30 Yıl, 3 Ay
Türbesi
İstanbul Fatih Camii Mihrabı Önündeki Türbe
Mahlas ve Lakapları
Avni, Ebülfeth, Fatih, Gazi Hünkâr
Valilikleri
Amasya, Manisa
Erkek çocukları : Mustafa, İkinci Bayezid, Cem, Korkud.
Kızı : Gevherhan Sultan.
Hayatı
Fatih Sultan Mehmed 29 Mart 1432&#8242;de Edirne&#8217;de doğdu. Babası Sultan İkinci ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TYDgnvolAztY1vT4FejyaVCA3iY/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TYDgnvolAztY1vT4FejyaVCA3iY/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TYDgnvolAztY1vT4FejyaVCA3iY/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/TYDgnvolAztY1vT4FejyaVCA3iY/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><img src="http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image001.jpg" border="0" alt="" width="200" height="251" /></p>
<p><strong>Doğum/Ölüm Tarihi</strong><br />
30 Mart 1432 &#8211; 3 Mayıs 1481<br />
<strong>Doğum Yeri</strong><br />
Edirne<br />
<strong>Öldüğü Yer</strong><br />
Gebze, Hünkar Çayırı<br />
<strong>Ölüm Sebebi<br />
</strong>Nikris &#8211; Şeker &#8211; Zehir<br />
<span id="more-3942"></span><br />
<strong>Babası<br />
</strong>II. Murat<br />
<strong>Annesi</strong><br />
Hüma Hatun<br />
<strong>Tahta Çıktığı Tarih (İlk)</strong><br />
1 Aralık 1444<br />
<strong>Tahta Çıktığında Yaşı<br />
</strong>12 Yaş, 8 Ay<br />
<strong>Saltanatının Sonu<br />
</strong>Eylül 1446<br />
<strong>Tahttan Ayrılma Sebebi</strong><br />
Babası Lehine Terk<br />
<strong>Saltanat süresi</strong><br />
1 Yıl, 9 Ay<br />
<strong>Tahta Çıktığı Tarih (İkinci)</strong><br />
18 Şubat 1451<br />
<strong>Tahta Çıktığı Yaşı</strong><br />
18 Yaş, 11 Ay<br />
<strong>Saltanatının Sonu</strong><br />
3 Mayıs 1481<br />
<strong>Tahttan Ayrılma Sebebi<br />
</strong>Ölüm<br />
<strong>Saltanat Süresi</strong><br />
30 Yıl, 3 Ay<br />
<strong>Türbesi</strong><br />
İstanbul Fatih Camii Mihrabı Önündeki Türbe<br />
<strong>Mahlas ve Lakapları<br />
</strong>Avni, Ebülfeth, Fatih, Gazi Hünkâr<br />
<strong>Valilikleri</strong><br />
Amasya, Manisa</p>
<p><strong>Erkek çocukları :</strong> Mustafa, İkinci Bayezid, Cem, Korkud.<br />
<strong>Kızı :</strong> Gevherhan Sultan.</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000">Hayatı</span></strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmed 29 Mart 1432&#8242;de Edirne&#8217;de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun&#8217;dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi. Hocalığını da yapmış olan Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed&#8217;in en çok değer verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi. Fatih Sultan Mehmed okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça&#8217;ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı. Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul&#8217;a getirtirdi. Nitekim Astronomi bilgini <span style="text-decoration: underline">Ali Kuşçu</span> kendi döneminde İstanbul&#8217;a geldi. Ünlü <span style="text-decoration: underline">Ressam Bellini&#8217;yi</span> de İstanbul&#8217;a davet ederek kendi resmini yaptırdı. Şair ve açık görüşlüydü.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı. Azim ve irade sahibiydi. Temkinli ve verdiği kararları kesinlikle uygulayan bir kişiliği vardı. Devlet yönetiminde oldukça sertti. Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi.</p>
<p>20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmed, İstanbul&#8217;u fethedip 1100 yıllık Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırarak Fatih ünvanını aldı. <span style="text-decoration: underline">Hz.Muhammed&#8217;in (S.A.V)</span> hadisi şerifinde müjdelediği İstanbul&#8217;un fethini gerçekleştiren büyük komutan olmayı da başaran Fatih Sultan Mehmed, yüksek yeteneği ve dehasıyla dost ve düşmanlarına gücünü kabul ettirmiş bir Türk hükümdarıydı. Orta Çağ&#8217;ı kapatıp, Yeniçağ&#8217;ı açan Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed, Nikris hastalığından dolayı 3 Mayıs 1481 günü Maltepe&#8217;de vefat etti ve Fatih Camii&#8217;nin yanındaki Fatih Türbesi&#8217;ne defnedildi.</p>
<p><strong>Fatih Sultan Mehmet&#8217;in İlk Kez Tahta Çıkışı</strong></p>
<p>II. Murad, Balkanlar’da ve Anadolu’da çeşitli sorunların yaşandığı bir ortamda Mehmed’i Edirne’ye çağırdı ve tahtı ona bıraktı. Ağustos 1444’te, 12 yaşında deneyimsiz bir çocuğun padişah olması, Osmanlılarla çatışma halinde olan devletleri umutlandırdı. Bir Haçlı ordusu Tuna Nehri&#8217;ni aşıp Varna’yı kuşattı. Sadrazam Çandarlı Halil Paşa Anadolu&#8217;da bulunan II. Murad&#8217;ı Edirne&#8217;ye çağırdı. II. Murad, 10 Kasım 1444&#8242;te Varna Savaşı’nda Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaştan sonra da II. Mehmed’i tahtta bırakarak Manisa’ya çekildi. Ancak II. Mehmed’in padişahlığı Türk soylu Çandarlı Halil Paşa ile yeni padişahı destekleyen devşirme kökenli Zağanos Paşa ve Şihabeddin Paşa arasında şiddetli bir güç çekişmesine yol açmıştı. II. Murad’ın tahta dönmesini isteyen Çandarlı Halil Paşa, el altından bir yeniçeri ayaklanmasını destekledi ve II. Mehmed’i tahttan çekilmek zorunda bıraktı.</p>
<p><strong>Fatih Sultan Mehmet&#8217;in İkinci Kez Tahta Çıkışı</strong></p>
<p>II. Murad Edirne&#8217;ye dönerek Mayıs 1446’da yeniden tahta geçti. Mehmed sancakbeyi olarak Zağanos Paşa ve Şihabeddin Paşa’yla birlikte Manisa&#8217;ya döndü. Bu dönemde Mehmed, 1448 ve 1450&#8242;deki Arnavutluk seferlerine katıldı. Babası ölünce de 18 Şubat 1451’de Edirne&#8217;de ikinci kez tahta çıktı.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet, Varna Savaşı&#8217;ndan önce Sadrazam Çandarlı Halil Paşa&#8217;nın tahta davetini reddeden babasına <em>&#8220;Eğer padişah sen isen ordunun başına geç, eğer padişah ben isem emrediyorum ordunun başına geç&#8221;</em> sözü ile, henüz çocuk yaşta iken, düşündürücü ve zeka dolu bir paradoks sunmuştur.</p>
<h2><span style="color: #ff0000"> İstanbul&#8217;un Fethi</span></h2>
<p>II.Mehmed , tahta çıktıktan sonra Çandarlı Halil Paşa’nın sadrazamlığına dokunmadı. Onun genç yaşta padişah olmasından dolayı yeniden umutlanan Karamanoğulları, hemen harekete geçerek Seydişehir ve Akşehir&#8217;i ele geçirdiler. Bizans da papaya başvurarak yeni bir Haçlı seferi düzenlenmesini istedi ama olumlu yanıt alamadı.</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;un Fethi&#8217;nin Nedenleri</strong><br />
1. Bizans&#8217;ın, Osmanlı Devleti&#8217;nin Rumeli&#8217;deki ilerlemesine ve büyümesine engel olması<br />
2. Bizans&#8217;ın Anadolu beyliklerini Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı kışkırtarak Anadolu&#8217;daki Türk birliğini bozmaya çalışması<br />
3. Bizans&#8217;ın Osmanlı şehzadelerini kışkırtarak Osmanlı Devleti&#8217;nde taht kavgalarına neden olması<br />
4. Bizans&#8217;ın, Avrupa-Hristiyan dünyasını kışkırtıp Haçlı Seferleri&#8217;ne zemin hazırlaması<br />
5. Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki bağlantının sağlanabilmesi için İstanbul&#8217;un alınmasının gerekmesi<br />
6. İpek Yolu&#8217;nun Avrupa&#8217;ya açılan koluna hakim olmak<br />
7. Kara ve deniz ticareti bakımından İstanbul&#8217;un önemli bir konuma sahip olması<br />
8. Boğazlar yolu ile ekonomik canlılığın mevcudiyeti<br />
9. Anadolu ve Rumeli arasındaki askeri geçişin kolaylaştırılmak istenmesi<br />
10. II. Mehmed&#8217;in, Hz. Muhammed&#8217;in; <em>&#8220;<span style="text-decoration: underline">İstanbul elbet fetholunacaktır. Ne güzel kumandandır o kumandan ve ne güzeldir o askerler&#8221;</span></em> hadisine layık olabilme düşüncesi.</p>
<p><img src="http://farm1.static.flickr.com/129/355801482_f300e55061.jpg" alt="Fatih Sultan Mehmet'in Kılıcı by paşanınyeri." width="375" height="500" /></p>
<p>Fatih&#8217;in 1451-1481 yılları arasında kullandığı kılıcı,Topkapı müzesi-İstanbul.</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;un Fethi İçin Osmanlı Devleti&#8217;nin Yaptığı Hazırlıklar</strong><br />
1. II. Mehmet, önce Macarlar ve Venedikliler ile bir barış antlaşması yaparak Balkanlar’da güven ve istikrarı sağladı.<br />
2. Karamanoğulları ile anlaşarak Anadolu&#8217;daki güvenliği sağladı.<br />
3. Bizans&#8217;a Karadeniz&#8217;den gelecek yardımları engelleyebilmek için, Anadolu Hisarı(Güzelce Hisar)&#8217;nın karşısına Rumeli Hisarı(Boğazkesen Hisarı)&#8217;nı yaptırdı.<br />
4. İstanbul&#8217;un güçlü surlarında gedikler açabilmek için, Bizans&#8217;ın hapisanesinden Macar Usta Urban kaçırıldı ve Edirne&#8217;de ona, o zamana kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürtüldü.<br />
5. İstanbul surlarına rahat asker çıkarabilmek için tekerlekli kuleler yapıldı.<br />
6. Kuşatmaya yardım için bir donanma hazırlandı.<br />
<strong>İstanbul&#8217;un Fethi İçin Bizans&#8217;ın Yaptığı Hazırlıklar</strong><br />
1. Kale surlarını güçlendirdiler.<br />
2. Osmanlı Donanması&#8217;nın Haliç&#8217;e girmesine engel olmak için, Haliç&#8217;in ağzını zincirle kapattılar.<br />
3. Bizanslılar, suda yanabilen barut, neft yağı ve kükürt ile yapılan Rum Ateşi(Gregois) adlı silahı yaptılar.<br />
4. Osmanlı Devleti&#8217;nin kuşatmaya hazırlandıklarını anlayınca depolarını yiyecek, silah, mühimmat vb. şeylerle doldurdu.</p>
<p><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/7c/Benjamin-Constant-The_Entry_of_Mahomet_II_into_Constantinople-1876.jpg/210px-Benjamin-Constant-The_Entry_of_Mahomet_II_into_Constantinople-1876.jpg" border="0" alt="II. Mehmed ve askerleri İstanbul'a girerken" width="210" height="286" /></p>
<div>
<p>II. Mehmed ve askerleri İstanbul&#8217;a girerken</p></div>
<div><strong>Büyük Kuşatma</strong><br />
23 Mart 1453&#8242;te Edirne&#8217;den hareket etti ve 6 Nisan 1453’te İstanbul’u kuşattı. Kuşatma, aralıklı çatışmalarla 53 gün sürdü. II. Mehmet, Çandarlı Halil Paşa’nın İstanbul’un fethine karşı bir tutum sergilemesi üzerine, son saldırı hazırlıklarını yapması için Zağanos Paşa’yı görevlendirdi. Bizans’a yardımın gelmesini önlemek için de Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazı&#8217;nı ablukaya aldı. Hiçbir yerden destek alamayan Bizans’ın başkenti 29 Mayıs 1453 günü düştü. Bin yıllık Bizans İmparatorluğu&#8217;na son veren II. Mehmet, bu olaydan sonra &#8220;Fatih&#8221; (ülke açan, ülke alan) ünvanını aldı.</div>
<div>Fatih, bir tören alayının başında şehre girdi. İlk iş olarak Ayasofya’ya giderek burayı camiye dönüştürdü. İstanbul’u Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti yaptı. Kentin ticaret merkezi olan Galata’dan kaçmış olan Rumların ve Cenevizlilerin dönmesini sağladı. Rum Patrikliği’nin yeniden açılmasına izin verdi; ayrıca bir Yahudi hahambaşlığı ile bir Ermeni patrikhanesi kurdurdu. II. Mehmet İstanbul’u, farklı dinlerden insanların bir arada yaşadığı, ticaret ve kültür merkezi olan bir başkent yapmayı amaçladı.</div>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong>İstanbul&#8217;un Fethi&#8217;nin Türk Tarihi Açısından Sonuçları</strong><br />
1. Osmanlı Devleti&#8217;nin Kuruluş Dönemi bitti, Yükseliş Dönemi başladı.<br />
2. İstanbul&#8217;un Fethi ile Osmanlı Devleti&#8217;nin Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki Bizans&#8217;ın yarattığı tehlike ortadan kalktı.<br />
3. İstanbul&#8217;un Fethi ile Karadeniz&#8217;i Akdeniz&#8217;e bağlayan ticaret yolları ele geçirildi.<br />
4. İpek Yolu&#8217;nun Avrupa&#8217;ya giden kolu ele geçirildi.<br />
5. İstanbul, Osmanlı Devleti&#8217;nin başkenti yapıldı ve II. Mehmed ülke alan, ülke açan anlamına gelen &#8216;Fatih&#8217; ünvanını aldı.<br />
6. Osmanlı Devleti&#8217;nin İslâm Dünyası&#8217;ndaki saygınlığı arttı.<br />
7. Fener Rum PatrikhanesiOsmanlı himayesine girdi.<br />
8.Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul&#8217;un fethinden sonra tüm putları toplatıp askeri eğitim yerlerine gönderip orda üzerlerine atış talimleri yapılmasını istemiştir.</div>
<div><strong>İstanbul&#8217;un Fethi&#8217;nin Dünya Tarihi Açısından Sonuçları</strong><br />
1. İstanbul&#8217;un Fethi ile Orta Çağ kapanıp, Yeni Çağ açıldı.<br />
2. İstanbul&#8217;un Fethi sırasında kullanılan büyük topların, en güçlü surları bile yıkabileceği görüldü. Bu denli güçlü topların yapılması, Avrupa&#8217;daki &#8216;derebeylik&#8217;lerin yıkılmasına ve merkeziyetçi krallıkların güçlenmesine neden oldu.<br />
3. İstanbul&#8217;un Fethi ile İpek Yolu&#8217;nun Orta Asya&#8217;dan Avrupa&#8217;ya giden kolunun Osmanlı Devleti&#8217;nin eline geçmesi, Avrupalılar&#8217;ı yeni ticaret yolları arayışına yöneltti. Bu olay &#8216;Coğrafi Keşifler&#8217;in nedenlerinden birini oluşturdu.<br />
4. İstanbul&#8217;un Fethinden sonra İtalya&#8217;ya giden bilim adamları, orada eski Yunan ve Roma eserlerini inceleyerek, &#8216;Rönesans&#8217;ın başlamasına katkıda bulundular.</div>
<address><span style="color: #999999">Kimi iddialara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul&#8217;un fethinden sonra Truva&#8217;ya giderek Truvalı kahramanların anısına kurban kesmiştir ve &#8220;Truvalıların öcünü aldım&#8221; demiştir.</span></address>
<p><span style="color: #999999"><strong><span style="color: #ff0000">Fatih Sultan Mehmet&#8217;in Diğer Fetihleri</span></strong></span></p>
<p><strong>Sırbistan seferleri</strong><br />
İstanbul&#8217;un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği bazı kaleleri geri veren Sırplar, Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454 -1457 arasında üç kez peşpeşe Sırbistan&#8217;a sefer düzenlendi. Belgrat dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi.</p>
<p>Sırp Kralı Bronkoviç&#8217;in ölümüyle başlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar. Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti. Mahmut Paşa, 1459&#8242;da başkentleri Semendire&#8217;yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliği&#8217;ni oluşturdu. Böylece Sırbistan&#8217;da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oldu.<br />
<strong>Mora seferleri</strong><br />
İstanbul&#8217;un fethinden sonra Bizans İmparatoru XII. Konstantin&#8217;in oğulları, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora&#8217;da, Osmanlıların yardımını istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi. Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele başlamıştı. Bölge ülkelerinin Mora&#8217;yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458&#8242;de harekete geçti. Korent&#8217;i ele geçiren Fatih, Mora&#8217;nın bir kısmını merkeze bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu. Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios&#8217;a karşı Arnavutların desteğini alan Tomas&#8217;ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine 2.kez Mora&#8217;ya sefer düzenlendi. Tomas, Papa&#8217;nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleştirildi. Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı. Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı (1465).</p>
<p>Anadolu seferine çıkan Fatih Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra&#8217;yı, Candaroğulları&#8217;nın elindeki Sinop&#8217;u aldı.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed 1477&#8242;de Kırım Hanlığı&#8217;nı Osmanlı Devleti&#8217;nin egemenliği altına aldı. 1479&#8242;da bir antlaşma yaparak Venedik&#8217;le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk&#8217;taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora&#8217;daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik&#8217;le anlaşmaya varınca, İtalya&#8217;nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480&#8242;de İtalya&#8217;nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi. Otranto, Roma&#8217;ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.<br />
<strong>Bosna-Hersek seferleri ve Bosnalıların Müslüman oluşu</strong><br />
Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp&#8217;ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmut Paşa ve Turahanoğlu Ömer Bey&#8217;e Bosna&#8217;nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı. Ancak şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul&#8217;a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna&#8217;ya girdi.</p>
<p>İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı. Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir. Fatih, Bosna&#8217;yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman &#8220;Bogomil&#8221; mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortadoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı. Bu Müslüman Bosnalılara &#8220;Boşnak&#8221; denilmektedir.</p>
<p>Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna&#8217;yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan&#8217;a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın düzenlenmiştir. Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur. Güçlü donmasıyla Mora ve Ege&#8217;deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.<br />
<strong>Eflak ve Boğdan seferleri</strong><br />
Yıldırım Bayezid zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği&#8217;nin başına Fatih tarafından Vlad (Kazıklı Voyvoda) getirilmişti(1456). Osmanlılara bağlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu Vlad&#8217;ın Fatih&#8217;in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflâk&#8217;a bir sefer düzenledi. Boğdan&#8217;dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri voyvodayı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma üzerine Vlad&#8217;ı esir etmeleri ile mesele çözüldü. Fatih voyvodalığa Radul&#8217;u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi.</p>
<p>1455&#8242;ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği&#8217;nin Kefe&#8217;nin fethinden sonra izlediği düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1476&#8242;da Boğdan&#8217;a girdi. Fatih&#8217;in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oldu.<br />
<strong>Arnavutluk seferleri</strong><br />
Papalık ve Napoli krallığının desteği ve kışkırtmasıyla harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi&#8217;ni yaptırıp, içine asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa&#8217;yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban Paşa&#8217;yı şehit etti ve İlbasan kalesi&#8217;ni kuşattı. Bunun üzerine Fatih II. Arnavutluk Seferi&#8217;ne çıktı (1467). Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Jean geçmişti. Arnavutlukta başlayan kargaşa sebebiyle Fatih 3. kez Arnavutluk seferini başlattı. Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı. Nihayet 1479&#8242;da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti haline gelmiş oluyordu.</p>
<h2>Batılı Gözüyle Fatih</h2>
<p>Batılı gözüyle Fâtih: Büyük devlet ve ilim adamı olan Fâtih, en büyük düşmanlarının gözlerini kamaştıran bir pâdişahtır. Eserlerinde ondan takdirle bahsetmişlerdir. Fetih sırasında İstanbul’da bulunan İtalyan Zorzo Dolfin, bir keresinde şöyle demiştir:</p>
<p>“Sultan Mehmed, çok az gülerdi. Zekâsı, dâimî bir çalışma hâlindeydi. Çok cömertti. Her işte fevkalâde atılgan, hattâ cüretkârdı. Seçtiği hedeflere erişmek için çok ısrar ederdi. Soğuğa, sıcağa, açlığa, susuzluğa tahammüllüydü. Kesin konuşur, kimseden çekinmezdi. Zevk ve sefâdan uzaktı. Türkçe, Yunanca ve Sırpça&#8217;yı çok iyi konuşurdu. Her gün bir müddet okurdu. Roma târihi, başka devletler târihi, Laerce, Tite-Live, Herodot, Quinte-Curce, Papaların, Alman İmparatorları ile Fransa ve Lombardiya krallarının vakaları, okuduğu târihler arasındaydı. Avrupa’daki bütün devletleri tanırdı. Özellikle İtalya’nın coğrafyasını en ince noktasına kadar bilirdi ve bir Avrupa haritasını yanından ayırmazdı. Askerî ve coğrafî ilimlerle isteyerek meşgul olur, araştırmalar, incelemeler yapardı. Tabiiyeti altında bulunan ülkelerin âdet ve şartlarını, devletin ve bölgenin menfaatlerine kullanmakta mahâretliydi.”</p>
<p>Diğer bir İtalyan târihçi Langusto, İstanbul’un fethinden sonra şöyle yazmıştır:</p>
<p>“Sultan Mehmed, ince yüzlü, ortadan fazla uzun boylu, silâhlar kuşanmış, asil tavırlı, çok az gülen, devamlı öğrenmek ihtirâsı ile yanan, cömert ve iyi kalpli, gâyelerine ulaşmakta inatçı bir hükümdârdı. En çok harp sanatına meraklıydı. Her şeyi öğrenmek isteyen zekî bir araştırmacıydı. Sefâhat düşkünlüğü olmayıp, kötü âdetleri yoktu. Harem dâiresinde çok az vakit geçirirdi. Nefsine hâkim ve uyanıktı. Her şarta tahammül gösterebilirdi ve bir cihân devleti peşindeydi.”</p>
<p>Alman müsteşrik Franz Babinger, &#8220;Mehmed-II der Eroberer und seine Zeit Weltenstürmer einer Zeitenwende&#8221; adlı eserinde şöyle yazmaktadır:</p>
<p>“Türk dünyâsı için Fâtih, günümüze kadar, bütün imparatorların en büyüğü olup, beşer târihinde başka her hangi bir şahsın kendisiyle mukâyese edilmesi zordur. O, Türk milletine, bütün târihinin en harîkulâde ve en yaklaşılması gayr-i kâbil şâhsiyeti olarak takdim edilmiştir. Batı âleminin mukadderâtı, Fâtih Sultan Mehmed’in görünmesiyle sarîh bir şekilde işâretlenmiştir. Kudretli şahsiyeti, büyük Avrupa sâhalarının dış görünüşünü derinden değiştirmiştir. Ortaçağdan çıkarken, insanları ve dünyâyı görüş tarzında, Fâtih’in şahsiyeti, zekâları tesir altında bırakmıştır.”</p>
<p>Adâletten kıl kadar ayrılmayan, kendisine takdim edilen iki mısrâlık basit şiir için sâhibine bol ihsânda bulunan ve bir çiçek yetiştirene 500 altın bahşiş veren Fâtih, her bakımdan devrinin üstüne çıkmış bir hükümdâr ve insan-ı kâmildir. Bu büyük cihângir hakkında, günümüze kadar, binlerce kitap yazılmıştır.</p>
<h2>Yenilikleri ve Kanunnameleri</h2>
<p>Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti&#8217;ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçe&#8217;den başka Arapça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. &#8220;Avni&#8221; takma adıyla şiirler yazdı. Şiirleri Fatih Divanı (1944), Fatih’in Şiirleri (1946), Fatih ve Şiirleri (1959) gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa&#8217;yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu&#8217;nun İstanbul&#8217;a kalmasını sağladı. Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini&#8217;yi 1479&#8242;da İstanbul&#8217;a getirterek resimlerini yaptırdı.</p>
<p>Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı. Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu. Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500&#8242;den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul&#8217;da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane (<span>aşevi</span>), darüşşifa (hastane), hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan <span>Fatih Külliyesi</span>’dir.</p>
<p> </p>
<h2>Eğitim ve Kültür </h2>
<p>Fatih Sultan Mehmed&#8217;in tarihteki en önemli yanlarından birisi de eğitime verdiği önem olmuştur. Üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman&#8217;ı kurmuştur. Sahn-i Seman İstanbul&#8217;un ilk Türk yükseköğretim kurumudur. Sahn-ı Seman medreseleri Fatih Külliyesi içindeki en yüksek düzeyli medreseler idiler. Sahn-ı Semân&#8217;ın eğitim müfredatının hazırlayıcılarından çağın önemli bilim adamı Ali Kuşçu&#8217;dur. Medreselerde Ali Kuşçu tarafından düzenlenen bir okutma planının olduğu, hattâ bunun “Kânûnnâme” şeklinde yapıldığı bilinmekle birlikte, ama bugüne kadar incelemesi yapılan Osmanlı arşiv belgeleri arasında ele geçirilememiştir. Bu kanunnamenin aslının 1918 yılında külliyede çıkan yangınla yok olması da olasıdır. Sahn-ı Semân, Kanuni tarafından açılan Süleymaniye medresleri zamanına kadar nakli ve akli bilimlerde öğrenci yetiştirmekteydi. Kanuni devrinde bu medreseler şer&#8217;î ilimler ihtisası yapılan medreseler olmuşlar, Süleymaniye medreseleri de aklî ilimlerin ihtisas yeri olmuştur.</p>
<p> </p>
<h2>Popüler Kültürde II. Mehmet </h2>
<ul>
<li><span>Nedim Gürsel</span>&#8216;in <strong>Boğazkesen</strong> romanı İstanbul&#8217;un fethini konu almaktadır.</li>
<li>1997 yapımı <span>Kuşatma Altında Aşk</span> filmi de fethi arka planda kullanmaktadır.</li>
<li>Ahmet Almaz&#8217;ın <em>Fatih Sultan Mehmet Nasıl Öldürüldü?</em> isimli kitabında Fatih&#8217;in nasıl öldürüldüğü tamamen gözler önüne serilmektedir.</li>
<li>Recep Uslu, <strong>Fatih döneminde musiki</strong> konulu bir dizi makale yayınlamıştır.</li>
<li>Fatih&#8217;in İçsel Dünyası<br />
Nezihe Araz<br />
Dünya Yayıncılık / İnceleme &#8211; Araştırma</li>
</ul>
<p>Neden Fatih Bu kitap kendi bilgimi artırmak ve bazı sorularıma yanıt bulmak için yaptığım araştırmalardan doğdu. Başlangıç tarihi İstanbul fethinin beşyüzüncü yıldönümüydü. Ben, bir tarihçi, bir tarih yazarı değilim. Ama elimdeki birikim Osmanlı&#8217;ya, Osmanlı kültürüne, Osmanlı sanatına ait ilgi çekici şeyler söylüyor. Biz ise, Osmanlıyı gerektiği gibi bilmiyoruz. Tanımıyoruz, araştırmıyoruz. Ama onun hakkında doğru-yanlış, çok çeşitli hükümler verebiliyoruz. Bu davranışı çok yanlış buluyorum. Geçmişimizi iyi bilmeden bugünü ve geleceği yaşamak, bilmek, değerlendirmek hem yanlış, hem eksik bir yöntem oluyor. Oysa yarınlara ulaşırken geçmişin tüm olayları, yol gösterici, örnek verici olarak bize gereklidir. Fatih, Osmanlı Devletinin yüzyılları içinde sadece 50 yıl kadar bir zaman sürecini işgal etmiş. Ama bu süreç içinde yaptıkları, yaşadıkları insanı şaşırtacak bir çizgide. Özellikle bilim, sanat ve insancıllık konularında.</p>
<ul>
<li>1453 Konstantinopl Kuşatma Güncesi <br />
  Nicolo Barbaro <br />
  Büke Y. İstanbul 2001 <br />
   Çeviri Yurdakul Fincancıoğlu</li>
</ul>
<p>Elinizde tuttuğunuz kitap, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti hakkında Batı ülkelerinde yayınlanmış, kaynak niteliğindeki özgün kitapları Türkçeye kazandırma düşüncesinin meyvesidir. Kuşatma Güncesi 1453&#8242;ün yazarı, Venedik Cumhuriyeti eşrafından bir ailenin çocuğu olan gemi doktoru Nicolo Barbaro&#8217;dur. Barbaro, Sultan Mehmet Il&#8217;nin 1453&#8242;teki adıyla Konstatinopl&#8217;u kuşatma altına aldığı günlerde, kentte bulunuyordu; kent Türklerin eline geçinceye kadar da orada kalmış ve yaşananları kendi bakış açısından gün gün not etmiştir.(Arka Kapak)</p>
<p> </p>
<p> </p>
<address></address>
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/SYNK5otRb2U" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/fatih-sultan-mehmet-hayati-basarilari-fetihleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/fatih-sultan-mehmet-hayati-basarilari-fetihleri/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/SYNK5otRb2U/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İdeolojinin Serüveni-Serpil Sancar Üşür</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/XWG97E2lJfs/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/ideolojinin-seruveni-serpil-sancar-usur/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 12:55:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Funda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[chantal mouffe]]></category>
		<category><![CDATA[emesto laclau]]></category>
		<category><![CDATA[foucault]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ideolojinin serüveni]]></category>
		<category><![CDATA[Louis Althusser]]></category>
		<category><![CDATA[marx]]></category>
		<category><![CDATA[marxın kuramsal mirası]]></category>
		<category><![CDATA[serpil sancar]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal pratik ve ideoloji ilişkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3940</guid>
		<description><![CDATA[İdeolojinin serüveni(Serpil Sancar Üşür, İmge kitabevi)
İçindekiler
i. Giriş 7
II.Marx&#8217;ın Kuramsal MirasıToplumsal Pratik ve ideoloji İlişkisi11
lll. Hegemonya Kavramı ve Egemen ideoloji Kuramı          25
Antonio Gramsci ve Hegemonya Çözümlemesi      28
2. Louis Althusser: ideolojinin Yapısal
Çözümlenmesi ve Öznelerin Temsiline Dayalı
Bir Sistem Olarak ideoloji       41
3. indirgemecilik ve Belirlenme Sorunundan
Kopuş ve ideolojinin Özerkliğinin İlanı:
Emesto Laclau ve Chantal Mouffe 50
     4. ideoloji Kavramının Sonu mu?              62
LV. Toplumsalın Söylemselliği ve Anlamın Kuruluşu &#8230;69
             Toplumsal Pratik Olarak Dil ve
             Yapısal Dilbilimin Kuramsal Mirası  73
     2. Dil Çözümlemesinden Söylem Çözümlemesine:
             Yapısalcılık Sonrası Tartışmalar    88
             2.1. Söylem ve Anlamlandırıma Edimi          93
2.2. Söylem ile ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1WJHzkiLHVYKrVWVJzl2ookHGps/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1WJHzkiLHVYKrVWVJzl2ookHGps/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1WJHzkiLHVYKrVWVJzl2ookHGps/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1WJHzkiLHVYKrVWVJzl2ookHGps/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><strong>İdeolojinin serüveni(Serpil Sancar Üşür, İmge kitabevi)</strong></p>
<p><strong>İçindekiler</strong></p>
<p><strong>i. Giriş 7</strong></p>
<p>II.Marx&#8217;ın Kuramsal MirasıToplumsal Pratik ve ideoloji İlişkisi11</p>
<p>lll. Hegemonya Kavramı ve Egemen ideoloji Kuramı          25</p>
<p>Antonio Gramsci ve Hegemonya Çözümlemesi      28</p>
<p>2. Louis Althusser: ideolojinin Yapısal</p>
<p>Çözümlenmesi ve Öznelerin Temsiline Dayalı</p>
<p>Bir Sistem Olarak ideoloji       41</p>
<p>3. indirgemecilik ve Belirlenme Sorunundan</p>
<p>Kopuş ve ideolojinin Özerkliğinin İlanı:</p>
<p>Emesto Laclau ve Chantal Mouffe 50</p>
<p>     4. ideoloji Kavramının Sonu mu?              62</p>
<p>LV. Toplumsalın Söylemselliği ve Anlamın Kuruluşu &#8230;69</p>
<p>             Toplumsal Pratik Olarak Dil ve</p>
<p>             Yapısal Dilbilimin Kuramsal Mirası  73</p>
<p>     2. Dil Çözümlemesinden Söylem Çözümlemesine:</p>
<p>             Yapısalcılık Sonrası Tartışmalar    88</p>
<p>             2.1. Söylem ve Anlamlandırıma Edimi          93</p>
<p>2.2. Söylem ile İdeoloji Kavramları Arasındaki</p>
<p>İlişki ve Söyleme Dışsal Belirleyici Sorunu   104</p>
<p>2.3. Söylemde İktidar ya da İktidarın Söylemselliği           114</p>
<p>2.4. Foucault&#8217;da Söylem, İktidar ve Öznenin Oluşumu ..     119</p>
<p>2.5. Söylem ve Gerçeklik Sorunları    123</p>
<p>V. Metin, Yorum ve Yorumsama      129</p>
<p>VI. Bir Değerlendirme: Çözümleme Düzeylerini</p>
<p>             Ayrıştırma    &#8230;          ..145</p>
<p>Kaynakça       151</p>
<p><span id="more-3940"></span><br />
<strong>Giriş</strong></p>
<p>Bu çalışmanın amacı ideoloji kavramının tanımlanmasın­da son yüzyıl içinde ortaya çıkan dönüşümleri, bu dönüşümleri oluşturan kuramsal tartışmaların yoğunlaştığı bazı temel soruları ve yanıtlarını takip ederek yorumla­maya çalışmaktır. Bu bakış açısından bu çalışma, ideo­loji kavramını yeniden şekillendiren üç ayrı yaklaşımı, bu yaklaşımların önemli varsayımları ve önde gelen düşünürleri çerçevesinde ele alarak değerlendirecektir. Söz konusu yaklaşımlardan ilki ideolojiyi toplumsal gerçekli­ğin öznelerin bilincinde bir yanılsama ile oluşan bilgisi, diğer deyişle yanlış bilinç olarak tanımlar. Bu tanım çer­çevesinde ideoloji, toplumsal gerçekliğin çarpık ve bozul­muş bir bilgisi oİarak ortaya çıkar. İkinci yaklaşım ideo­loji kavramını toplumsal sistemin çatışmalı yapısını bir arada tutan ve esas olarak toplumsal sistemin kendini ye­niden üretmesini sağlayan egemen ideoloji olarak ele alır ve bu çerçevede ideoloji kavramı ile hegemonya kavramı arasında kuramsal bir ilişki kurar. Üçüncü yaklaşım ise bütün toplumsal ilişkilerin ancak dil dolayımıyla gerçek­leşen pratikler olduğu gerçeğinden hareketle, ideoloji kavramının açıklamaya çalıştığı toplumsal düşünce, de­ğer ve anlamların oluşumunu toplumsal anlamların be­lirlenmesi /sabitlenmesi olarak, söylem kavramı aracılı­ğıyla ele alır.</p>
<p>(Bu “yaklaşımın”, “ideoloji-algısını” bu denli-kolay ifadelendirmek mümkün değil, gerekçesi daha sonra açıklanacak)</p>
<p>İdeoloji-üzerine “düşünmeye” başlayınca, daha-kafadan insan-denilen şu “açmazla” karşı-karşıya kalıyor, ideoloji-denilenlerin her-birisi, belli-bir “paradigmal-yapıya”, kavramsal-çerçeveye/konsepte sahip-ise, bu durmda, “ideloji-karşısında”, “nerede-durulacaktır”, “nereden-bakılacaktır”. İnsan-denilenler, hayt-dünya şey ve olayları, “ideolojilerinin-belirlediği” bağlamlarda, bu “çer-çeveler” içinde algılıyor-ise, bu durumda, “ideolojiyi-neye göre” algılayacaklardır, ideoloji-incelemeleri için, dış-üst bir “çerçeve mi-kurulmalıdır”. Ö rneğin, bir insan “ideolojik-yaklaşımları”, “çarpık/yanılsamalı” zihin-ürünleri olarak görüyor-ise ve diğer-taraftan, “ideolojiden-kaçınılamıyorsa”, bu insan bu tanımını, “hangi-temle dayandırarak, “onaya-bilme” olanağına sahip olacaktır&#8230;</p>
<p>(&#8230;)</p>
<p><strong>II. Marx&#8217;ın Kuramsal Mirası: Toplumsal Pratik ve İdeoloji İlişikisi</strong></p>
<p>Marx&#8217;ın ideoloji kuramına katkısı, düşünce ve bilincin oluşumu üzerindeki tartışmaları insan psikolojisi üze­rindeki tartışmalardan toplumsal gelişmenin dinamikle­ri üzerine kaydırılmasıdır (Dant,1991; 57). Bilincin oluşu­munun temellerini insanın toplumsal pratiklerinde ara­ma tezi Marx&#8217;ındır ve bu tez ile yanlış bilginin doğru bil­giye dönüştürülmesi sorunu, düşüncenin kendi içinde tartışılma ile elde edilebilecek bir dönüşüm o!arak yo­rumIanmaktan kurtulmuştur. Toplumsal düşüncedeki yanılsamanın nedeni, idealist felsefenin iddia ettiği gibi, eksik ya da yanlış bilgilenmede değil, insanın toplumsal pratiği ile insanın bilinci arasındaki ilişkinin niteliğinde yalınaktadır. Toplumsal pratik ile insan bilinci arasında kurulan ilişki Marx&#8217;ın yazılarında tekil bir açıklama için­de bulunmaz. Bu nedenle Marx&#8217;ın konuya ilişkin çeşitli formülasyonları üzerinde durmak gerekir.</p>
<p>Marx&#8217;ın, toplumsal bilincin bir tarzı olarak ideoloji üzerinde yürüttüğü tartışmaların önemli bir kısmı onun idealist ve materyalist felsefi yaklaşımlar arasında çizme­ye çalıştığı sınır çabalarından kaynaklanır. Marx&#8217;ın ele alacağımız önermelerinin hemen hepsi, dönemin bu ide­alist-materyalist felsefe farklılaşması polemiklerinin izini taşır. Marx&#8217;ın üzerinde duracağımız ilk tanımlaması top­lumsal bilincin nasıl belirlendiğine ilişkin en genel sınır­ları çizmektedir:</p>
<p>Kendi tasanmlarının, kendi düşüncelerinin v.b. üre­ticisi insanlardır, ama gerçek, faaliyet kendi üretici güç­lerinin ve bunlara tekabül eden ilişkilerin, alabile­cekleri en geniş biçimleri de dahil olmak üzere, be­lirli bir gelişmesiyle koşullandırılan insanlardır (Marx ve Engels, 1974; 47).</p>
<p>Marx bu tanımlamasında insanın toplumsal bilinci­nin, hem onun üretken güçleri ve buna denk düşen üre­tim ilişkilerinin koşulladığı oluşumundan, hem de bu bilincin doğrudan insanın kendisi tarafından üretilmesin­den bahsetmektedir. Yani, bu tanım hem nesnel hem öz­nel belirlenirne atıfta bulunmaktadır. Metnin devamı ise farklı bir tartışmayı gündeme getirir:</p>
<p>Eğer her ideolojide insanlar ve onlann ilişkileri bi­ze camera obscurde&#8217; da imişcesine başaşağı görünü­yorsa, bu olay da, tıpkı nesnelerin, gözün ağtabaka­sı üzerindeki tersliğinin onun doğrudan fiziksel yaşam sürecinden ileri gelmesi gibi, onların tarihsel yaşam süreçlerinden ileri gelir (ibid).</p>
<p>Bu tanımlama ise, ideolojinin maddi gerçekliğin tersi­ne dönmüş ifadesi olduğunu söylemektedir. Camera obscura metaforu ile Marx&#8217;ın tanımlamaya çalıştığı tersine dönme ilişkisi çoğu zaman &#8216;yanlış bilinç&#8217; olarak yorum­lanmıştır. Aynı zamanda bu tür bir &#8216;tersine dönme&#8217; me­taforu açıkca Hegel&#8217;in izlerini taşımaktadır. İnsanın mad­di-nesnel gerçeklik içindeki konumunun onun zihninde kamerada tersine dönmüş görüntüye benzer biçiminde oluşumu olarak tanımlamak, doğru bilinç ve yanlış bi­linç arasında bir ayrım yapmak anlamına gelmektedir. Öyleyse ideoloji maddi koşulların yansıması değil, farklı olarak bu koşuııarın yanlış bilgisidir. Bu tanımın sonu­cu, yanlış bilginin kaynağı olan ideoloji ile doğru bilgi­nin kaynağı olan bilimin, birbirini dışlayıcı kavramlar olarak tanımlanmasıdır.&#8217; Marx&#8217;ın bu ideoloji tanımının yanlış bilinç olarak algılanması yoğun tartışmalara yol açmıtır. David McLellan&#8217;a göre Marx hiçbir metninde &#8216;yanlış bilinç&#8217; kavramını kullanmaz (McLellan, 1986; 18). Martin Seliger ise bu tanımın Marx&#8217;ın en zayıf ve eleştiri gerektiren noktası olduğunu (Seliger, 1979; 33) ileri sürer.</p>
<p>Marx&#8217;ın ideoloji kavramıyla ilgili bu tanımlamalarını devam ettirecek olursak yeni boyutların ortaya çıktığını görürüz. Marx, bir başka bağlamda gerçekliğin yansıma­sı olarak ideolojiden bahseder. ideoloji, gerçeklik hakkın­da bir yanılsama değil, onun bilinç düzeyindeki bir izi, bir görünümüdür.</p>
<p>Gerçek, etkin insandan hareket edilir, onların gerçek yaşam sürecinden hareketle bu yaşam sürecinin ideolojik yansı (reflexes) ve yankılarının (echoes) ge­liıjimini ortaya koyabiliriz. Ve hatta insan beyninin hayalleri (phantoms) bile deneyselolarak saptanabi­len ve maddi temellere dayanan, insanların maddi yaşam süreçlerinden doğan yüceltmelerdir (suıbli­mates). Bu bakımdan ahlak, din, metafizik ve ideo­lojinin tüm geri kalanı, aynı şekilde bunlara teke­bül eden bilinç şekilleri, derhal bütün özerk görünüşünü yitirirler. Bunların tarihi yoktur; tersine maddi üretimlerini ve maddi ilişkilerini geliştire­rek, kendilerine özgü olan bu gerçekle birlikte hem düşüncelerini hem de düşüncelerinin ürünlerini de­ğişikliğe uğratan insanların kendileridir. Yaşamı belirleyen bilinç değildir. bilinci&#8217; belirleyen yaşam­dır (Marx ve Engels,1974; 47).</p>
<p>İdeolojinin insanın gerçek yaşam pratiği karşısında bir refleks, eko ya da &#8216;fantom&#8217; olarak tanımlanması yanıl­samadan çok yansıma anlamını taşımaktadır: ideolojik ol­gular maddi koşulların yansıması ile oluşur. Burada</p>
<p>maddi koşullar ile ideolojik olgular arasındaki ilişki tek yönlü bir belirleme ilşkisidir. Gerçek&#8217; olan ile ideolojik olan iki ayrı düzey, hatta karşıtlık olarak ele alınır.</p>
<p>Marx&#8217;ın ideoloji tanımlamaları bağlamında ele alabi­leceğimiz üçüncü bir yaklaşım, kavramı, egemen sınıf­lar, onların nesnel çıkarları ve bu çıkarları yeniden ürete­cek düşünceler ile ilişkilendirir. Bu yaklaşıma göre, toplumsal bilincin oluşumu ideoloji ile toplumsal sınıflar arasındaki ilişkinin niteliğine bağlıdır&#8230;</p>
<p>Yöneten sınıfın düşünceleri her dönemde yöneten düşüncelerdir, yani toplumun maddi güçlerini yö­neten sınıf aynı zamanda entellektüel güçlerini de yönetir. Maddi üretim güçlerini kendi elinde tutan sınıf aynı zamanda zihinsel (mental) üretimi de de­netler, yani, bu sayede, genel olarak söylemek gere­kirse, zihinsel üretim araçlarından yoksun olanların düşünceleri de tabi hale gelir (ibid, 64).</p>
<p>Burada Marx egemen sınıfın nesnel çıkarları ile ege­men fikirler arasında doğrusal bir ilişki kurar. Çünkü maddi üretim araçİarını kontrol eden egemen sınıf aynı zamanda bu konumunun sağladığı dolayım ile ideolojik aygıtları da kontrol eder. Diğer bir deyişle, egemen sını­fın çıkarlarını temsil eden düşünceler, bu sınıfın yapısal avantajları nedeniyle toplumun egemen düşünceleri ha­line gelir.</p>
<p>Egemen sınıfın düşüncelerinin egemen düşün­celer haline gelebilmesi aynı zamanda egemen sınıfın kendi nesnel çıkarlarını bilen ve kolaylıkla ideolojik ola­rak tanımlayabilen bir sınıf olarak da kabul edildiğini göstermektedir. Fakat aynı bilinç durumunun yönetilen sınıflar için nasıl olanaksız olduğu çok açık değildir. As­lında burada Marx&#8217;ın ifadesi bize ekonomik düzeydeki sınıf konumları ile bu konumların ideolojik düzeyde tem­sili arasında, en azından egemen sınıflar açısından, her­hangi bir uyumsuzluk göstermeyecek düzeyde açık bir ilişki olarak tanımlandığını göstermektedir. Marx&#8217;ın bu tanımı çoğu zaman Marksist kuram içinde ideoloji kavra­mının maddi koşullar ve sınıfsal konumlar tarafından belirlenen bir kavram olarak ele alınmasına yol açmıştır (Therbom, 1980; 9)0 Sınıfsal konumlar ile ideolojik yapı­lanma arasında bu tür dolaysız ve zorunlu bir tekabüli­yet ilişkisinin varsayılması ideoloji kuramları bağlamın­da en çok tartışılan bir konu olmaya devam etmiştir.</p>
<p>Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adlı yapıtı­nın önsözünde ideoloji kavramını, farklı bir ifade içinde, altyapı-üstyapı metaforunu kullanarak tanımlar:</p>
<p>o.. Ekonomik temelin değişmiyle geniş, sınırsız üst­yapı da az ya da çok bir hızla dönüşüyor Böyle bir dönüşümü değerlendirirken doğa biliminin kesin­liği derecesinde belirlenebilen üretimin ekonomik koşullasrının maddi dönüşümü ile insanların çatış­maların bilincine vardıkları ve bunun savaşımını verdikleri hukuki, siyasal, dinsel, estetik ya da fel­sefi, kısacası bütün ideolojik biçimler arasında dai­ma bir ayrım yapılmalıdır. Bireyin kendi kendine düşündüklerine bağlı olarak ortaya çıkmadığını bildiğimize göre böyle bir dönüşüm sürecini de (bi­reyin) kendi bilincine dayanarak yargılayamayız; tersine, bu bilinç maddi yaşamın çelişkilerinden çı­kılarak açıklanmalıdır (Marx, 1973; 182).</p>
<p>Bu ifadede Marx ideolojiyi, üretimin ekonomik koşullarının maddi dönüşümüne paralel olarak açıklanabile­cek, insanların yaşadıkları çelişkilerin bilincine vardıkla­rı ve bu bilincin yarattığı bir &#8216;mücadele&#8217; içinde konum­landıkları alan olarak tanımlamaktadır. İdeolojinin, birey­lerin kişisel kanaatleri olarak değil, maddi yaşamın çe­lişkilerinin oluşturduğu toplumsal bilinç olarak kavran­ması söz konusudur. Bu önermelerin yarattığı tartışma­ların ilki, Marx&#8217;ın ideolojiyi açıklamakta kullandığı altya­pı-üstyapı metaforunun yarattığı sorunlar üzerinedir.</p>
<p>Bu metaforik açıklama, Marx sonrası dönemde büyük ölçü­de üstyapısal formların ekonomik yapının bir yansıması olduğunu söylemekten başka bir işe yaramadığı için ge­liştirilmekten çok yok olmeye terk edilmiş bir önerme haline dönüşmüştür. İkinci olarak, ideolojinin Marx tara­fından, bireylerin maddi yaşam koşulları içinde yaşa­dıkları çelişkilere ilişkin oluşturdukları toplumsal bilinç ve bu bilince ait bir mücadele alanı olarak tanımlanması, toplumsal çalışmaların öznel bilinçler ile ilişkisi sorunu­nu gündeme getirmektedir.</p>
<p>İdeolojinin maddi koşullar temelindeki çelişkilerin bir ürünü olarak ve bir mücadele içindeki öznenin kendi konumunun farkına varma bilinci olarak tanımı Marx&#8217; dan sonraki ideoloji kuramlarına önemli etkide bulunan bir önerme olmuştur. Özellikle Gramsci aracılığıyla, sınıf mücadelesi kavramı çerçeve­sinde yeniden açımlanarak geliştirilmiştir. Son olarak ise, Marx&#8217;ın bu ifadeleri ideoloji ile bilgi (manhksal, ras­yonel düşünme sonucu elde edilen bilgi) arasındaki ayrı­ma dikkati çekmektedir. İdeoloji ile bilgi (bilim) arasında­ki ayrıma ilişkin tarlışmalar ise esas olarak bu çalış­manın sınırları dışında tutulmuştur.<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/shakespeare-ve-marx/" title="Shakespeare ve Marx">Shakespeare ve Marx</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/marksist-dusuncenin-sosyolojik-temeli/" title="Marksist Düşüncenin Sosyolojik Temeli">Marksist Düşüncenin Sosyolojik Temeli</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/marks-freud-karsi-karsiya/" title="Marks-Freud karşı karşıya">Marks-Freud karşı karşıya</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/izmler-politik-ve-siyasi-sistemler/" title="&#8220;İzm&#8221;ler &#8211; Politik ve Siyasi Sistemler">&#8220;İzm&#8221;ler &#8211; Politik ve Siyasi Sistemler</a></li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/txMG0FQqUsE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/ideolojinin-seruveni-serpil-sancar-usur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/ideolojinin-seruveni-serpil-sancar-usur/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/txMG0FQqUsE/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kilo Alma Yöntemleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/Yv0JJSVk5fo/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/kilo-alma-yontemleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 07:41:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sukru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kilo alma]]></category>
		<category><![CDATA[kilo alma diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[kilo alma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[kilo alma yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı kilo almak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3939</guid>
		<description><![CDATA[Genel olarak kilo vermek isteyen insanların sayısı kilo almak isteyenlerden çok daha fazla olsa bile kilo almak, şişmanlamak isteyenlerin sayısı da azımsanacak gibi değildir. İki durumda da bir anormallik söz konusu olduğu için ikisini de normal karşılamak gerekir. Kilo kontrolü her insan için her yaşta sağlık için önemlidir.
 
Çeşitli kilo alma yolları :
Öncelikle kilo almak demek basitçe tüketilen kaloriden çok vücuda kalori almak demektir. Bu da sadece ve sadece yiyerek olur fakat bu çabuk kilo almak için çok yemek yemeniz gerektiği anlamına gelmez. Bu sebeple doğru zamanlarda doğru yiyecekleri yemek kilo ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zGJ7EUxufHm2pTA2pXfkzHxG8rk/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zGJ7EUxufHm2pTA2pXfkzHxG8rk/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zGJ7EUxufHm2pTA2pXfkzHxG8rk/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zGJ7EUxufHm2pTA2pXfkzHxG8rk/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p>Genel olarak kilo vermek isteyen insanların sayısı kilo almak isteyenlerden çok daha fazla olsa bile kilo almak, şişmanlamak isteyenlerin sayısı da azımsanacak gibi değildir. İki durumda da bir anormallik söz konusu olduğu için ikisini de normal karşılamak gerekir. Kilo kontrolü her insan için her yaşta sağlık için önemlidir.</p>
<p> </p>
<p>Çeşitli kilo alma yolları :</p>
<p>Öncelikle kilo almak demek basitçe tüketilen kaloriden çok vücuda kalori almak demektir. Bu da sadece ve sadece yiyerek olur fakat bu çabuk kilo almak için çok yemek yemeniz gerektiği anlamına gelmez. Bu sebeple doğru zamanlarda doğru yiyecekleri yemek kilo alma yöntemlerinden en basitidir. Kilo almanın yolları zaten genelde çok bilindik gibi görünen fakat ihmal edilen şeylerin yapılmasına dayanır.</p>
<p>1 &#8211; Günde 2-3 büyük öğün yerine 5-6 küçük öğün yapın.</p>
<p>Öğün sayısının artırılması hem toplamda alınacak besin miktarını artırır hem de depolamayı artıracağı için şişmanlamaya yardımcı olur.</p>
<p>2 &#8211; Düzenli spor yapın.</p>
<p>Spor denilince sadece kilo vermek için yapılan bir aktivite gibi düşünülse de düzenli bir spor hayatı bütün hayatı düzenlediği gibi kilo almak isteyenlerin de vücudunun dengeye ulaşması için gereklidir. Bunun için bir fitness salonuna yazılmanızı ve düzenli olarak devam etmenizi öneririz. Alınan besinlerin tamamen yağ şeklinde depolanması kiloyu dengesiz olarak almanıza sebep olacağı için ileride şu an içinde bulunduğunuz durumdan çok daha kötü durumlara düşmenize sebep olabilir. Sağlıklı kilo alma yöntemi diyorsak bu işin içinde düzenli egzersiz olmazsa olmazdır.</p>
<p>3 &#8211; Bol proteinli yiyecekler tüketin.</p>
<p>Proteinli yiyecekler doğal yollardan kilo almanızı sağlayacak en önemli unsurlardır. Sağlıklı kilo alma yöntemlerinin en başında düzenli bir kas yapısı oluşturulması gelir ve bu kas yapısının oluşturulması da bol protein tüketilmesi ve düzenli egzersiz ile olur. Yumurtanın özellikle beyazı, tavuk, hindi ya da yağsız et gibi ürünler seçilmelidir. Yağ oranı az ve bol proteinli ürünler işe yarar çünkü kas çalışırken kandaki şeker bitince proteinler kasların yapısında kullanılmaya başlar ve istediğimiz kilo alma olayı da böylece gerçekleşir.</p>
<p>4 &#8211; Egzersiz sonrası karbonhidratlı yiyecekler yiyin.</p>
<p>Antreman sırasında vücuttaki karbonhidratlar öncelikli olarak kullanıldığı için en çok tüketilmiş olan karbonhidratları geri almak önemlidir. Her antremandan sonra karbonhidrat içeren basit ürünler tüketin.</p>
<p>5 &#8211; Yemek yerken su içmeyin.</p>
<p>Yemek yerken su içilmesi tamamen kilo alma karşıtı bir davranıştır. Zayıflamak isteyenlere genelde söylenir yemeklerle beraber su içilmesi. Yemekle beraber bol su tüketimi yiyebileceğiniz miktarı azaltır.</p>
<p>6 &#8211; İştah artırıcı maddelere önem verin.</p>
<p>Örnek olarak nane, kimyon gibi baharatlar iştah açıcı özellikleriyle bilinir. Yemeklerle beraber bunların tüketilmesi işer yarar.</p>
<p> </p>
<p>alıntı<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/Y29EI4HJP34" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/kilo-alma-yontemleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/kilo-alma-yontemleri/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/Y29EI4HJP34/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Totaliter rejimlerin yadsıyıcı çirkinliği</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/9uIVReeN_dw/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/totaliter-rejimlerin-yadsiyici-cirkinligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 07:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sukru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Makale-Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Daryush Shayegan]]></category>
		<category><![CDATA[totaliter rejim]]></category>
		<category><![CDATA[totaliter rejimin çirkinliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3938</guid>
		<description><![CDATA[[İran rejiminde] İslam&#8217;ın kesin olarak mahkûm etmediği her şey mahkûm edilmektedir. Ama yine de İslam Devrimi&#8217;nin çağdaş tavrı bu açıdan başka şeyleri de açığa vurmaktadır. Güzel olan şeylerin aşağılanması, duygulara az çok hitap eden şeylerin saplantılı bir şekilde reddedilişi bence, yepyeni bir tavrı ele vermektedir. Bu tavrın yol açtığı şey, geleneksel İslamî cemaatlerin biraz katı olan sofuluğundan ziyade, totaliter rejimlerin yadsıyıcı çirkinliğidir.
Alışılmışın dışında bir iktidar isteği, hayatın hamurunu döktükleri (ve İslamî olduğu varsayılan) kalıbı kırabilecek her girişimi mat etme yolundaki azgın istek bu nevrotik reddin içinde bulunmaktadır.
Tam da bu &#8220;modern&#8221; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HlJOOg6WxS0b25M5q5CHLdLzYlU/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HlJOOg6WxS0b25M5q5CHLdLzYlU/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HlJOOg6WxS0b25M5q5CHLdLzYlU/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HlJOOg6WxS0b25M5q5CHLdLzYlU/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p align="justify"><strong>[İran rejiminde] İslam&#8217;ın kesin olarak mahkûm etmediği her şey mahkûm edilmektedir. Ama yine de İslam Devrimi&#8217;nin çağdaş tavrı bu açıdan başka şeyleri de açığa vurmaktadır. Güzel olan şeylerin aşağılanması, duygulara az çok hitap eden şeylerin saplantılı bir şekilde reddedilişi bence, yepyeni bir tavrı ele vermektedir. Bu tavrın yol açtığı şey, geleneksel İslamî cemaatlerin biraz katı olan sofuluğundan ziyade, totaliter rejimlerin yadsıyıcı çirkinliğidir.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Alışılmışın dışında bir iktidar isteği, hayatın hamurunu döktükleri (ve İslamî olduğu varsayılan) kalıbı kırabilecek her girişimi mat etme yolundaki azgın istek bu nevrotik reddin içinde bulunmaktadır.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Tam da bu &#8220;modern&#8221; ve totaliter taraf, çirkinliği başlıbaşına bir kategoriye dönüştürmektedir, öyle ki çirkinlik bu rejimde neredeyse ontolojik bir asalet kazanmaktadır.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Cornelius Castoriadis sosyalist rejimlerdeki çirkinliği incelerken şöyle der:</strong></p>
<p align="justify"><strong>&#8220;Neredeyse sınırsız zulüm ve adaletsizlik içinde yaşayan insan toplumları olduğunu önceden biliyorduk. Hiçbir güzellik üretmeyen bir insan toplumuysa henüz görülmemişti. Bürokratik Rusya sayesinde bunu da gördük.&#8221;</strong></p>
<p align="justify"><strong>Ve bu çirkinliği rejimin doğasının bütününde aramak gerekir. Özgürlük yokluğu, baskı, güdümcülük türünden açıklamalar yetersiz savlardır.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Tarihte sanatçı her zaman &#8220;sipariş üzerine&#8221; ve zorunlu bir üslupla çalışmıştır. Ama buna kendi de inanmıştır. &#8220;Resmî Rus &#8217;sanatı&#8217;nın boşluğu, sersemliği ve gösterişçiliği, aşağıdaki iki önermede bulunan karşıtlıkları en yalın haliyle ve karşı çıkılmaz bir şekilde gösterir: sanatçının kendisi de inanmaz ve yaptığına inanılması olanaksızdır.&#8221;</strong></p>
<p align="justify"><strong>Castoriadis&#8217;in Sovyet rejimi için söylediği şeyler, başka bir biçimde ve karşılaştırmanın ölçüsü kaçırılmazsa, günümüzdeki İran rejimi için de geçerlidir. İranlı yöneticiler de tıpkı Sovyetler&#8217;deki yöneticiler gibi, ama farklı bir kültürel sicilde, hayatın çıkıntılarını anonimliğin gri peçesiyle örtmekte ve varoluşu, ya ölümün kuru hıçkırıklarına ya da sıkıntının boğucu tekdüzeliğine indirgemektedirler.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Bu olgu, biraz da Milan Kundera&#8217;nın &#8220;totaliter<em> kitsch</em>&#8221; diye adlandırdığı şeyi, yani her şeyin varlığın kategorik ülküsü&#8217;ne bağlanmasını hatırlatmaktadır. Bu, siyasal olarak egemen ideoloji (İslam) olabilir veya tek parti diktatörlüğü olabilir.</strong></p>
<p align="justify"><strong> andan itibaren her yerde hüküm süren bu <em>kitsch</em>&#8216;e dokunmaya kalkışan her şey hayattan uzaklaştırılır: güzellik uzaklaştırıldığı kadar bireycilik de, şüphecilik ve eleştirel güç kadar alaycılık da. Çünkü burada her şey &#8220;güvenilir ellerde&#8221;dir: Hayat dahi askıya alınmıştır. Her türlü estetik, siyasal, insanî hareket, her türlü başkaldırı, hangi biçimiyle olursa olsun, o koyu çirkinliğin saklı yüzünü gösterebilecek her şey, derhal ölümcül bir tehlike, bir çatlama, bizzat sistemin radikal olarak sorgulanması gibi hissedilir.</strong></p>
<p align="justify"><strong>Rejim, cansızlığı kendi varolma nedeni haline getirmiştir; kutsallıkla çirkinliği birbirine öylesine karıştırmıştır ki, bu karışıklık, kendinde, muazzam bir zevksizliğin sahtekârlığı haline gelmiştir.</strong></p>
<p align="justify"> </p>
<table border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" width="696" bgcolor="#e2e2e2">
<tbody>
<tr>
<td><strong><span>Künye:</span> </strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong><span>Shayegan, Daryush. <em>Yaralı Bilinç: Geleneksel Toplumlarda Kültürel Şizofreni.</em> Çeviren: Haldun Bayrı. 4. Basım. İstanbul: Metis Yayınları, 2002.</span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/cqTczb17v6o" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/totaliter-rejimlerin-yadsiyici-cirkinligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/totaliter-rejimlerin-yadsiyici-cirkinligi/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/cqTczb17v6o/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sanal Gerçekliğin Bağımsızlık Bildirgesi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/8xk28Nt5-HE/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/sanal-gercekligin-bagimsizlik-bildirgesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 07:27:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sukru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Makale-Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[sanal dünya]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçekliğin bağımsızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçeklik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3937</guid>
		<description><![CDATA[
 
Sanal Gerçekliğin Bağımsızlık Bildirgesi” hızlı bir şekilde gelişen internet üzerinde devletin nasıl etkili veya etkisiz olabileceği üzerine yazılan önemli yazılardan biri oldu. Elektronik Hudut Vakfı’nın (Electronic Frontier Foundation) kurucusu John Perry Barlow tarafından kaleme alınan bu yazı 8 Şubat 1996 yılında İsviçre’den online olarak yayınlandı. Bu yazı esas itibariyle 1996 yılında Birleşik Devletler’de Telekomünikasyon Yasası’nın kabul edilmesine tepki olarak yazıldı.
 
Endüstriyel Dünyanın Hükümetleri, siz, et ve çeliğin bezgin devleri! Ben, Sanal Gerçeklik’ten geliyorum, Zihnin yeni yuvasından. Gelecek adına bizleri rahat bırakmanızı istiyorum. Aramızda istenmiyorsunuz. Bir araya geldiğimiz bu yerde hiçbir egemenliğiniz ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0tUAELaYggmn99Zv8jAD2o70qLA/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0tUAELaYggmn99Zv8jAD2o70qLA/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0tUAELaYggmn99Zv8jAD2o70qLA/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0tUAELaYggmn99Zv8jAD2o70qLA/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><img class="alignnone size-full wp-image-3936" title="sanal-gerceklik-kapak" src="http://www.sevgiadasi.com/wp-content/sanal-gerceklik-kapak.jpg" alt="sanal-gerceklik-kapak" width="696" height="489" /></p>
<p> </p>
<p>Sanal Gerçekliğin Bağımsızlık Bildirgesi” hızlı bir şekilde gelişen internet üzerinde devletin nasıl etkili veya etkisiz olabileceği üzerine yazılan önemli yazılardan biri oldu. Elektronik Hudut Vakfı’nın (Electronic Frontier Foundation) kurucusu John Perry Barlow tarafından kaleme alınan bu yazı 8 Şubat 1996 yılında İsviçre’den online olarak yayınlandı. Bu yazı esas itibariyle 1996 yılında Birleşik Devletler’de Telekomünikasyon Yasası’nın kabul edilmesine tepki olarak yazıldı.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Endüstriyel Dünyanın Hükümetleri, siz, et ve çeliğin bezgin devleri! Ben, Sanal Gerçeklik’ten geliyorum, Zihnin yeni yuvasından. Gelecek adına bizleri rahat bırakmanızı istiyorum. Aramızda istenmiyorsunuz. Bir araya geldiğimiz bu yerde hiçbir egemenliğiniz yok.</p>
<p align="justify">Bizim seçilmiş bir hükümetimiz yok, olsun da istemiyoruz, bu yüzden size özgürlüğün kendisinin her zaman konuştuğundan daha üstün bir otoriteyle sesleniyor değilim. Bize dayatmaya çalıştığınız zorbalıklardan doğal olarak bağımsız olmak üzere inşa ettiğimiz Küresel toplumsal gerçekliği ilân ediyorum. Bizi yönetmeye hiçbir ahlâkî hakkınız yok, ne de sahiden korkmamızı gerektirecek hiçbir yaptırım yöntemine sahipsiniz.</p>
<p align="justify">Hükümetler adil güçlerini yönetilenlerin rızasından alırlar. Siz bizim rızamızı almış değilsiniz. Biz sizi davet etmedik. Siz ne bizi ne de dünyamızı bilmiyorsunuz. Sanal Gerçeklik sizin sınırlarınız içerisinde yer almıyor. Bunu tıpkı bir kamusal inşa projesi gibi inşa edebileceğinizi sanmayın. Yapamazsınız. Bu doğanın bir edimidir ve bizim ortak eylemlerimizle kendini geliştirip büyütür.</p>
<p align="justify">Büyük ve bir araya getirici konuşmamızda iştigal etmiyorsunuz, piyasalarımızın zenginliğini yaratmış da değilsiniz. Kültürümüzü, etiğimizi ve toplumumuza dayatmalarınızın hiçbirinin sağlayamayacağı düzeni çoktan sağlamış olan yazılmamış kurallarımızı bilmiyorsunuz.</p>
<p align="justify">Aramızda, sizin çözmeniz gereken sorunlar olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu iddiayı bölgelerimizi işgal etmenin bir mazereti olarak kullanıyorsunuz. Bu sorunların bir çoğu mevcut değil. Gerçek ihtilaflar olduğunda, yanlışlıklar olduğunda onları teşhis ediyor ve onlarla kendi yöntemlerimizle ilgileniyoruz. Kendi Toplumsal Sözleşmemizi oluşturuyoruz. Bu yönetim bizim dünyamızın şartlarına göre oluşacak, sizinkine göre değil. Bizim dünyamız sizinkinden farklı.</p>
<p align="justify">Sanal Gerçeklik alış-verişlerden, ilişkilerden ve düşüncenin kendisinden oluşuyor. Bunlar iletişimlerimizin ağında durağan bir dalga gibi dizilmiş duruyorlar. Bizimkisi him her yerde hem de hiçbir yerde olan bir dünya, ama bedenlerin yaşamadığı bir dünya bu.</p>
<p align="justify">Herhangi bir ırk, ekonomik güç, askerî kuvvet veya doğum yeri ayrımı gözetilmeksizin, hiç kimseye yönelik herhangi bir ayrıcalık veya önyargı olmaksızın herkesin girebileceği bir dünya yaratıyoruz.</p>
<p align="justify">Herhangi bir kimsenin, herhangi bir yerde susmaya veya uydumculuğa zorlanma korkusu olmaksızın, her ne kadar olağandışı olursa olsun, kendi inançlarını ifade edebileceği bir dünya yaratıyoruz.</p>
<p align="justify">Sizin mülkiyet, ifade, kimlik, hareket ve bağlam gibi yasal kavramlarınız bize uymaz. Onlar maddeye dayanır. Burada ise madde yoktur.</p>
<p align="justify">Bizim kimliklerimizin vücutları yoktur, böylece, sizin tersinize, fiziksel zorlamayla düzeni sağlayamayız. Biz yönetimimizin etikten, aydınlanmış öz-çıkardan ve kamu yararından doğacağına inanıyoruz.</p>
<p align="justify">Kimliklerimiz sizin yargı yetkileriniz altında bulunabilir. Bizi oluşturan kültürlerin genellikle tanıyacağı tek yasa Altın Kural’dır. Tikel çözümlerimizi bu temel üzerinde çözebileceğimizi umuyoruz. Ama sizin dayatmaya çalıştığınız çözümleri kabul edemeyiz.</p>
<p align="justify">Birleşik Devletler’de, bugün yeni bir yasa ortaya çıkardınız, adı Telekomünikasyon Reform Yasası… Bu yasa kendi anayasanızı ayaklar altına alıyor ve Jefferson, Washington, Mill, Madison, DeToqueville ve Brandeis’in hayallerini tahkir ediyor. Onların bu hayalleri bizlerde yeniden doğmalı.</p>
<p align="justify">Kendi çocuklarınızdan korkuyorsunuz, çünkü onlar sizin hep göçmenler olarak kalacağınız bir dünyanın yerlileri. Onlardan korktuğunuz için, kendinizle korkakça yüzleşmek durumunda kalacağınız ebeveyn sorumluluklarına sahip bürokrasilerinize itimat ediyorsunuz. Bizim dünyamızda insanlığın bütün duyarlılıkları ve söylemleri, en aşağılık olandan en meleksi olana kadar, ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır, parçaların birbiriyle küresel söyleşisidir. Boğucu havayı, üzerinde kanat seslerinin duyulduğu havadan ayıramayız.</p>
<p align="justify">Çin’de, Almanya’da, Fransa’da, Rusya’da, Singapur’da, İtalya’da ve Birleşik Devletler’de, siz, Sanal Gerçekliğin hudutlarına karakollar dikerek özgürlük virüsünden korunmaya çalışıyorsunuz. Bunlar hastalığın bulaşmasını kısa bir süreliğine önleyebilir, ama bunlar <em>bit</em>-temelli kitle iletişim araçlarıyla çok geçmeden örtülecek bir dünyada işe yaramaz hale geleceklerdir.</p>
<p align="justify">Sizin gitgide köhneleşen enformasyon endüstrileriniz bütün bir dünyada konuşmaya sadece kendilerinin hakları olduğunu iddia eden yasalar önererek kendilerini idame ettirebilirler. Bu yasalar fikirlerin tıpkı pig demiri gibi herhangi bir endüstriyel ürün olduğunu beyan edeceklerdir. Bizim dünyamızda ise insan zihni her ne üretirse üretsin hiçbir ücret ödenmeksizin istendiği kadar yeniden üretilip dağıtılabilir. Düşüncenin küresel iletimi artık bunu başarmak için sizin fabrikalarınızı gerektirmiyor.</p>
<p align="justify">Bu gitgide artan düşmanca ve sömürgeci tedbirler bizi mesafeli ve bihaber güçlerin otoritelerini reddeden önceki özgürlük ve self-determinasyon sevenlerin konumuna yerleştiriyor. Bizler, her ne kadar sizin bedenlerimiz üzerindeki hükümranlığınıza rıza göstersek bile, kendi sanal kişiliklerimizin sizlerin egemenliğinden muaf olduğunu beyan etmeliyiz. Bizler, hiç kimse düşüncelerimizin önünü kesemesin diye, kendilerimizi Gezegen’in dört bir yanına yayacağız</p>
<p align="justify">Bizler Sanal Gerçeklik’te Zihnin uygarlığını yaratacağız. Bu uygarlığın sizin hükümetlerinizin yarattığı dünyadan daha insancıl ve adil olmasını umuyoruz.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">John Perry Barlow</p>
<p align="justify"><strong>Davos, İsviçre<br />
8 Şubat 1996</strong></p>
<p>alıntıdır</p>
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/P-RKbrMQmbA" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/sanal-gercekligin-bagimsizlik-bildirgesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/sanal-gercekligin-bagimsizlik-bildirgesi/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/P-RKbrMQmbA/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Hipnoterapi nedir?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/LBoQTJDpkoM/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/hipnoterapi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 18:18:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sukru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz nedir? hipnoterapinin yararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3933</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8220;Acaba hipnoterapi işe yarar mı? Verdiğim paralar boşuna gider mi?&#8221;
&#8220;Acaba hipnoterapi işe yarar mı? Verdiğim paralar boşuna gider mi?&#8221; diye aklınızdan geçiyor değil mi? Benim sistemimde verdiğiniz paralar hiç bir zaman boşuna gitmez çünkü eğer terapiler hiç bir işe yaramaz ise ödediğiniz ücretlerin tamamı iade edilir. Çünkü ben bir insana bir fayda sağlamışsam ancak o zaman onun parasını almanın doğru olduğunu düşünüyorum. Şöyle açıklayayım terapilerim esnasında danışanlara çok basit bazı ödevler veriyorum. Bu ödevleri yapmak danışanlarımın günde 30-60 dakikalarını alabiliyor. Eğer danışanlar seanslarımız esnasında bu ödevleri yaparlarsa, 5 uygulama seansı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/34b9ugXN3uDHwUtmuLMhFeYUNMs/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/34b9ugXN3uDHwUtmuLMhFeYUNMs/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/34b9ugXN3uDHwUtmuLMhFeYUNMs/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/34b9ugXN3uDHwUtmuLMhFeYUNMs/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><strong> </strong></p>
<p>&#8220;Acaba hipnoterapi işe yarar mı? Verdiğim paralar boşuna gider mi?&#8221;</p>
<p>&#8220;Acaba hipnoterapi işe yarar mı? Verdiğim paralar boşuna gider mi?&#8221; diye aklınızdan geçiyor değil mi? Benim sistemimde verdiğiniz paralar hiç bir zaman boşuna gitmez çünkü eğer terapiler hiç bir işe yaramaz ise ödediğiniz ücretlerin tamamı iade edilir. Çünkü ben bir insana bir fayda sağlamışsam ancak o zaman onun parasını almanın doğru olduğunu düşünüyorum. Şöyle açıklayayım terapilerim esnasında danışanlara çok basit bazı ödevler veriyorum. Bu ödevleri yapmak danışanlarımın günde 30-60 dakikalarını alabiliyor. Eğer danışanlar seanslarımız esnasında bu ödevleri yaparlarsa, 5 uygulama seansı sonucunda hiç bir değişiklik olmaz ise ödedikleri ücretin tamamını geri ödemeyi taahhüt ediyorum. Bu ödevler genellikle verdiğim bazı DVD&#8217;leri, belgeselleri ve filmleri seyretmek, kitapları okumak, verdiğim bazı müzikleri dinlemek, öğrettiğim bazı basit teknikleri evde uygulamak ve çok kısa bazı yazılar yazmak şeklinde olabiliyor. Bu şekilde yapıyoruz çünkü danışanlar değişim sürecine aktif katkılarda bulunurlarsa değişim inanılmaz hızlı oluyor. Bu da beni memnun ediyor. Ayrıca bu sistemde danışanlar verilen ödevleri yapma konusunda daha istekli olduklarından terapilerin faydası çok daha fazla oluyor. Yani ödevlerini ihmal etmiyorlar. Bu da başarımızı zaten garanti ediyor. </p>
<p>Ayrıca terapilerin başarısı konusunda danışanların terapistlerine güvenmesi çok önemlidir. Bu sistem her şeyden önce güveni arttırdığı için başarı oranını da çok yükseltiyor. Açıkçası bu sistemi tesadüfen keşfettim. Sosyal fobi ve performans anksiyetesi (topluluk karşısında konuşamama) sorunu olan bir danışanım daha önce bir çok tedaviye gitmiş ancak zerre kadar sonuç alamamıştı. Terapiler fayda etmeyince 20 yıldır sorunlarını çözmek için yüzlerce kitap okumuş, tanınmış medyatik isimlere gitmişti. Daha önceki bir çok işe yaramayan terapi deneyimlerinden sonra benim ona sunduğum yaklaşım konusunda da doğal olarak şüpheleri vardı. Danışanıma eğer verdiğim ödevleri yaparsa ve terapilerden hiç bir sonuç alamaz ise ödediği ücreti geri iade edeceğime söz verdim. Bu sayede danışan benim ona sunduğum rehberliğe çok güvendi. Bu güven sayesinde terapi sürecinde kendisi de emek vermiş oldu ve aktif rol aldı. Açıkçası hayatım boyunca onun kadar hızlı ve güzel iyi olan hiç kimse ile karşılaşmadım. Sonra bu sistemi herkese uygulamanın çok iyi bir fikir olacağını düşündüm. Sistemi uyguladıkça da Türkiye gibi ekonominin her zaman problem olduğu, paranın her zaman düşünülmek zorunda olduğu bir ülke için bu sistemin en iyisi olduğunu gördüm. Bir de şu var ki terapilerde terapinin başarısız olmasının sorumluluğu sadece danışanlara ait değildir. Terapist de bu sorumluluğu paylaşmalıdır. Terapist bu sorumluluğunun bilincinde olursa hem kendini daha fazla geliştirebilir hem de daha faydalı olur.</p>
<p>Son olarak hatırlatayım ki ödevler son derece zevkle ve kolaylıkla yapabileceğiniz ödevler oluyor.</p>
<p>Kesin olarak iyi olur muyum? Mutlaka fayda sağlar mı?</p>
<p>Psikolojik sorunları olan insanlar üç gruba ayrılır.</p>
<p>1-Çok hızlı gelişmeler göstererek iyi olanlar.</p>
<p>2-Kademe kademe iyiye gidenler.</p>
<p>3-İyi olmaları kolay olmayanlar.</p>
<p>Acaba hangi grupta yer alacaksınız. Bunu şimdiden bilemem. Ama şunu<br />
söyleyebilirim. Garantili terapi diye bir şey yoktur. Örneğin grip olursunuz.<br />
İyileşeceğinizin de garantisi yoktur. Size ve bize düşen elimizden geleni<br />
yapmaktır.</p>
<p>Bir çok insan örneğin &#8220;sosyal fobim var, kesin iyi olacaksam geleyim&#8221; şeklinde mail atıyor. İyi olma ihtimaliniz hakkında bir değerlendirme yapabilmem için sizi tanımam gerekir. Çünkü sonucu etkileyen bir çok faktör vardır. Örneğin: 1-Sizin kişilik yapınız, psikolojiniz. 2- Zihninizi ne şekilde kullandığınız. 3 -Terapiye olan inancınız güveniniz. 4-Sorunlarınızın nedenleri 5-Çevrenizin ve ailenizin özellikleri</p>
<p>Yukarıdaki faktörler hakkında bilgi sahibi olabilmem için randevu talep formunda yer alan sorulara yanıt vermeniz gerekir. Siz formu doldurduktan sonra seanslarımızın faydalı olma ihtimali yüksek ise ben sizi ararım.</p>
<p> </p>
<p> <br />
Hipnozun Bilinçaltı İle ilgisi Nedir?</p>
<p>Bilinçaltı kendini nasıl algılıyorsa davranışlarınızda bu algılar doğrultusunda belirlenir. Bilinçaltı algılar hipnoterapi ile değiştirildiğinde istenmeyen davranışlarda değişir. Yani bilinçaltınız ne ise davranışlarınızda o olma eğilimindedir. Yaşam olayları karşısında edindiğiniz tutumlarınızda bilinçaltı içeriği oluşturur. İnsan beynine mahsus en önemli özellik anlamlandırmak ve anlamlandığı şeyleri de ileride değiştirebilmektir. Hipnoz anlamları değiştirmede benim bildiğim en etkili ve en hızlı yoldur. Yaşadıklarımız beklentilerimizi, beklentilerimiz duygularımızı, duygularımız düşüncelerimizi, düşüncelerimizde geleceği belirleyebilir.</p>
<p>Yaşam problemleri + psikolojik çatışmalar hep bilinçaltını etkiler ve ona ağır yükler bindirir. Bilinçaltının** en temel fonksiyonu kişiyi psikolojik sorunlara karşı korumak ve gizli veya açık çözümler üretmektir. Üst üste gelen ve bilinçaltında biriken yaşam sorunları artık bilinçaltının bu koruma görevini yerine getirmesini engelleyebilir. Benim yaptığım bilinçaltını tekrar aktif hale getirme şeklindeki hipnoterapi çoğu zaman sorunları çözmede  yeterli olur. Yani ben sadece yine kişinin kendisine ait güçleri hipnoterapide kullanırım.</p>
<p>Nasıl Randevu Alabilirim ?</p>
<p>Sitede iletişim bölümündeki randevu istek formunu doldurarak randevu talebinde bulunabilirsiniz. </p>
<p>Hipnoz Tehlikeli midir ?</p>
<p>Amerikalı Prof.Dr William S.Kroger hipnozun bilinen en güvenli ve tehlikesiz psikoterapi yöntemi olduğunu söyler. Hipnoz hali hipnoterapistin rehberliğinde kendi oluşturduğunuz bir ruh hali olduğu için doğal bir tedavi yöntemi olmakla birlikte çözülemeyen bir çok insan problemi için de modern dünyada ilk akla gelen yöntemdir. Biz her ne kadar hipnozun bilen kişilerce uygulandığı sürece bir zararı olmayacağını ve korkmaya gerek olmadığını, vurgulasak da, kendinden korkan, hemen hemen hiç bir şeye güven duymayan insanın hipnozu tehlikeli olarak algılamasını engellemek zordur.</p>
<p>Amerikalı Psikolog Prof.Dr.Roberta Temes&#8217;den  bir alıntı ile bu konuyu netleştirmek mümkündür: &#8220;Hipnozun güvenli ve şahane bir araç olduğunu düşünüyorum.&#8221; (Temes, 2000 S.319)</p>
<p>Hipnoz da iken bilincimi kaybeder miyim ?</p>
<p>Hipnoz bilinç kaybı değildir. Hipnoz da iken ne yaptığınızın ne söylediğinizin mutlaka farkında olursunuz. Zaman zaman bu farkındalık her zamankinden daha yüksektir. Hipnoz sona erdikten sonrada seans sırasında konuştuklarınızın genelini hatırlarsınız. Hipnoz koma hali değildir. Hipnozda kendinizden geçmezsiniz. Sadece yaşamınıza farklı içsel bir pencereden bakmayı öğrenirsiniz.</p>
<p>Hipnozda kendinizi kaybetmezsiniz tam tersine kendinizi bulursunuz. Hipnoz kontrolünüzü başkasının eline bırakmanız da değildir. Hipnoz beden ve ruh olarak kendi dizginlerinizi kendi elinize almanızdır.</p>
<p>Hipnoz büyük bir ihtimalle tekrar yaşamak isteyeceğiniz hoş bir deneyim olduğu gibi, hipnozda kendinizi utandıracak herhangi bir şeyi yapmazsınız ve söylemezsiniz.</p>
<p>Hipnozda bilinçaltımdaki bilgiler mi ortaya çıkacak?</p>
<p>Her hipnoza girenin bilinçaltı dışarıya  foşur foşur dökülmez. Bilinçaltı sadece hipnoz halinde bizi etkilemez veya sadece hipnoz halinde açığa çıkmaz. Bilinçaltının etkisi her anımızda biz farkında olalım ya da olmayalım mevcuttur. Örneğin kızdığımız bir anımızda veya çok sevindiğinizde konuşanın siz değil de sanki içinizdeki başka bir canlı başka bir kişilik olduğu durumlarla hiç karşılaştınız mı? İşte içinizdeki o ses bilinçaltı zihninizdir. Bilinçaltı zihniniz sizi olumsuz etkileyebiliyorsa elbette olumlu olarak ta etkileyebilir. Hipnozda sadece bilinçaltı zihnimizin kapasitelerini daha iyi kullanarak terapinin amaçlarına ulaşırız. Orada bulunan (bilinçaltında) öğrenmeler ve inançlar daha kuvvetlidir. Hipnoz bu kuvvetten yararlanmanızı sağlayabilir. Bu kuvvetler olumsuz olarak kullanılmışsa rahatsızlıklar üretilmiştir. Hipnoterapi bu kuvvetleri olumlu olarak kullanmanızı öğretir.</p>
<p>Araç kullanmaya öğrenmeye başladığınız günleri hatırlıyor musunuz? &#8220;Şimdi vitesi bire al.Yavaşça gaz ver ve yavaşça ayağını debriyajdan çek&#8221; diye yaptığınız her harekete dikkat ederek  bunları yapıyordunuz. Oysa ustalaştıktan sonra artık bunlara hiç dikkat etmiyorsunuz. Çünkü artık bilinçaltı zihninize araç kullanmaya öğrettiniz ve o sizin yerinize size yardımcı oluyor. Gördünüz mü aslında bilinçaltı günlük yaşamda aslında her an çalışıyor ve öğreniyor. İşte Hipnoterapi de bu öğrenme işlemi hızlandırılabilir. Hipnozun bilinçaltı ile en önemli bağlantısı budur.</p>
<p>Özetle hipnozda olmak demek bir insanın kirli çamaşırlarını ortaya dökmesi demek değildir. Hipnozda olan bir insan pişman olacağı bir şeyi yapmaz ya da söylemez.</p>
<p>Hipnozun istenmeyen etkisi  var mıdır ?</p>
<p>Hipnozun yan etkisi insanın hayatına huzur neşe ve gevşeme getirmesidir.</p>
<p>Bir fobisi nedeniyle seans yaptığım bir danışanımı ikinci seanstan sonra telefonla aradım. Fobisinin devam edip etmediğini sordum. Danışanım &#8221; Fobim hala devam ediyor ancak artık önemsemiyorum. Çünkü hipnozdan sonra daha huzurluyum, her bakımdan daha rahatım. Bu gün kendi iş yerimde ilk defa kendime izin verebildim. Artık elemanlarımın benden daha rahat yaşadığı gerçeğini sayenizde gördüm. Elemanlarım çalışırken ben balığa gideceğim. Hipnozdan önce her şeyi düşünerek hiç bir şey yapamama modundaydım, şimdi önemsiz şeyleri düşünmemek gerektiğini öğrendim. Fobimde artık önemsiz şeyler sınıfında :)) &#8221; dedi.</p>
<p>Yukarıdaki durum hipnozun olumlu yan etkisinin ortaya çıkmasına ilginç bir örnektir. Hipnozun olumsuz bir yan etkisi yoktur. Bir çok danışanım o gün işten dolayı çok yorgun iken seansa geldiğini ancak seanstan sonra kuş gibi rahatladıklarını ve mışıl mışıl bir uyku çektiklerini söylemiştir.</p>
<p>Ancak dikkat edilmesi gereken nokta hipnozun tıp, diş hekimliği veya psikoloji eğitimi almamış kişilerce uygulandığında bir çok zararlar verebileceğidir. Hatta bu alanlardan mezun her kişide hipnoz ve hipnoterapi konusunu bilmez. </p>
<p>Kitaplardan hipnoz öğrenip kendi üzerimde yada başkalarında uygulama yapabilir miyim ?</p>
<p>Böyle bir şeye girişmemenizi öneririm. Bana ve meslektaşlarıma bu tarzda uygulamalar yaparak kendilerinde ve uyguladıkları kişide sorunlar yaşadıklarına dair yardım isteyen bir çok mail gelmekte. &#8220;Bilmediği otu yiyen keçinin karnı ağrır&#8221; derler. Lütfen  hipnoz eğitimi almış hekim yada psikolog değilseniz ne kendinizde nede başkalarında okuduğunuz kitapların etkisinde kalarak hipnozu uygulamayın ! Hipnoz bilmeyen insanların elinde çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Günümüzde bazı  NLP uygulamalarının da hipnoz diye yutturulmaya çalışıldığını hatırlatmam gerekir. Lütfen dikkat edelim.</p>
<p> </p>
<p>İlginç Bir Soruya Yanıt</p>
<p>SORU: Eşimle 8 yıllık evliyiz. Eşim beni gerçekten çok seviyordu. Bu 3 yıl boyunca benden kaynaklanan bir takım sorunlar  oldu. Fakat 6 aydır artık sorun yaşatmıyorum. Yani düzeldim. Bu sorunlardan dolayı eşim artık beni<br />
sevmediğini, beni bir eş olarak değil de yeğen vb. gibi gördüğünü, cinsel açıdan artık bana karşı bişey hissetmediğini, olanları unutamadığını söylüyor. Ve ayrılmak istediğini söylüyor. Ben karımı çok seviyorum ve ayrılmak<br />
istemiyorum. Sizce hipnozun eskiden olan şeyleri sorun yaptırmama ve eşimin eskiden olduğu gibi beni sevmesine, tutkuyla bağlanmasına etkisi olur mu? Bilinç altındaki bu sevgiyi ortaya çıkartabilir mi hipnoz? eşim hipnoz olmayı kabul etti. Başarı oranı nedir? sizin vereceğiniz cevaba göre hipnoz seansına katılıp katılmamayı düşüneceğiz.</p>
<p> </p>
<p>YANIT:</p>
<p>Ben hipnozu insanların özgür iradelerine karşı kullanmam. Bir insan evleneceğine veya boşanacağına kendi özgür iradesi ile karar vermeli ve bunun sonuçlarına katlanmalı.Tanrı bile insanın özgür iradesine karışmam diyor. Ben nasıl karışabilirim?</p>
<p> </p>
<p>Hipnoz bağımlılık yapar mı ?</p>
<p>Hipnoz asla bağımlılık yapmaz. Çünkü size dışarıdan hiç bir şey verilmemektedir. Hipnozda kendi güçlerinizi kullanarak problemlerinizi çözersiniz.</p>
<p>David Spiegel dünyanın tanınmış psikoterapist ve hipnotistlerinden biridir ve &#8221; İnsanlar ve doktorlar hipnozun riskleri olabileceğinden endişe duyabilmektedir ancak hipnoz tehlikeli değildir ve medikal tedavilerdeki gibi yan etkilere sahip değildir.&#8221; diyor.</p>
<p>Hipnoterapi ve psikoterapi arasındaki benzerlik  nedir ?</p>
<p>Ben hipnozu psikoterapiden, psikoterapiyi de hipnozdan ayrı düşünemiyorum. Benim için her hipnoz aynı zamanda bir psikoterapi olmakla birlikte, her etkili psikoterapide bir hipnoterapidir.<br />
Bilinen tüm psikoterapi yöntemleri kişi hipnoz altında iken daha rahat uygulanır. Hipnoterapi psikoterapilerin etkisini arttırır. Ayrıca ilaç tedavisine devam eden kişilerde hipnoterapi, tedaviyi ve psikoterapiyi hızlandırır. </p>
<p>Hipnoz geçmişte meydana gelen ve hatırlanması istenmeyen olayları unutmak için kullanılabilir mi?</p>
<p>Hipnoz geçmişteki bazı olayları teorik olarak unutturabilir. Hipnozda amneziler (unutma) yaratmak mümkündür. Dr.Ercison&#8217;un bu tür çalışmalar yaptığını biliyorum. Teorikte böyle bir şeyin mümkün olmasına rağmen, bunu yapabilmek için derin transa daha yakın bir düzeyde hipnozda olmak gerekir.  Bu da sizin kapasitenizle ilgili bir hadisedir.</p>
<p>Başka bir konuda  bize her acı veren şeyi unutmak tek çözüm yolu değildir. İnsan özünde güçlü bir canlıdır. Hipnoterapi insana bu gücü hissettirebilir. Özetle unutmak demek kaçış demektir. Ancak zayıflar kaçar. Ben hipnoterapiyi zayıflığı desteklemek için değil insana hiç farkında olmadığı güçleri göstermek için kullanmayı tercih ederim.</p>
<p>Hipnozdan çıkamama gibi bir durum söz konusu olabilir mi ?</p>
<p>Şu anda bulunduğunuz internet ortamından ve girdiğiniz sitemden nasıl ki çıkamamanız söz konusu değilse aynı şekilde hipnozdan da çıkamamanız söz konusu değildir. Hipnozdan çıkamama  söz konusu olamaz çünkü hipnoz size yapılan bir şey değildir, sizin kendi kendinize yapmayı hipnoterapistinizden öğrendiğiniz bir şeydir. Yani her hipnoz aslında bir oto hipnozdur. Hipnoterapist sizi transa ulaştırmada sadece rehberlik yapar.</p>
<p> </p>
<p>Hipnozdaki insana gerçekte istemediği bir şeyi yaptırmak mümkün müdür ?</p>
<p>Hastane de çalıştığım bir dönemde hastanede çalışan bayan bir personel arkadaşıma hipnoz uygulamıştım. O esnada ayağında galoşlar vardı. Hipnozdan sonra galoşlarını hiç çıkarmamasını hatta mesai bittiğinde bile galoşları çıkarmadan dolmuşa kadar yürüyeceğini telkin ettim. Ama bu arkadaşım bu telkinime uymadı. Bunun gibi bir çok deneysel çalışma yapıldı ve insanlar hipnozda olsalar da, ancak kendi özlerine ve benliklerine uygun olan telkinleri benimsedikleri anlaşıldı. Bu deneylerden açıkça çıkarılabilecek sonuçlara göre hipnozda insanlar hipnotistin söylediği her şeyi sorgulamadan kabul etmezler. Hipnoz insanları robotlaştırmak değildir. </p>
<p>Beni Kimse Uyutamaz ki !</p>
<p>Hiç bir hipnotist zaten sizin uyumanızı beklemez. Uyku başka şeydir hipnoz başka. Uyku ile hipnoz arsında belirgin farkları şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>1. Uyurken gözlerinizi kapatmak zorundasınız, hipnozda bu şart değildir.</p>
<p>2. Uykuda çevrenizde konuşulanları duyamazsınız. Hipnozda hipnotistin sesini duyarsınız.</p>
<p>3. Uykuda yatakta dönüp durabilirsiniz. Hipnozda bir çok insanın hareket etmesi kolay olmaz.</p>
<p>4. Uykuda konsantrasyon kabiliyetiniz neredeyse yok olur. Hipnozda konsantrasyon yeteneğinizi kullanırsınız. Ayrıca hipnoz için çok üstün bir konsantrasyon yeteneği de olmazsa olmaz değildir.</p>
<p>5. EEG kayıtları uykuda beynin biraz alfa dalgaları ürettiği görülür. Hipnozda alfa dalgaları uyanıklığa yakın ve yüksektir.<br />
EEG cihazı beynin elektriksel impulslarını ölçebilen cihazlardır. Uykuda ve hipnozda beynin farklı farklı dalgalar üretmesi hipnozun ve uykunun ayrı ayrı şeyler olduğunu gösterir.</p>
<p>Aynı zamanda kişi hipnozdayken kendinden geçmez ya da kontrolünü kaybetmez.  Medyada bazı şovmenlerin sizlere tanıttığı gibi hipnoz bir zihinsel zayıflık yada kolay aldanma hali hiç değildir.</p>
<p>Hipnoz kimlere uygulanmamalıdır ?</p>
<p>Hipnoz epilepsi geçmişi olanlara, psikotiklere ve şizofrenlere uygulanmamalıdır.</p>
<p>Hipnoz kimlere uygulanamaz ?</p>
<p>Hipnoz zihinsel özürlülere uygulanamaz.</p>
<p>Hipnoterapi seansları kaç saat sürer,</p>
<p>Benim uyguladığım hipnoterapi seansları normal şartlarda 2-3 saat sürer. Ancak her hipnoterapist için sabit bir süre yoktur. Bazısı 15 dakikada seansı bitirir. Benim seanslarımın temel amacı sorunlar hakkında iç görü kazanmak olduğu için uzun sürebilir.</p>
<p>Hipnoterapi ortalama olarak kaç seans sürer ?</p>
<p>Genel olarak kaç seans yapacağınız aşağıdaki 4 koşuldan etkilenir. Aşağıdaki şartlar ne kadar olumluysa seansların da o kadar kısa sürmesi beklenir.</p>
<p>1.  Çözmek istediğiniz sorun,</p>
<p>2.  Yaşadığınız çevrenin özellikleri,</p>
<p>3.  Hipnotistin kullandığı kelimeler ve terapi yaklaşımı,</p>
<p>4.  Hipnotistle kurduğunuz güvenli ve olumlu ilişkiler.</p>
<p>5.  Kişilik özellikleriniz. (Çok uygun kişi ve kişilikler bir kaç seansta rahatlıkla sorunları çözebilirken, şüpheci, mükemmeliyetçi, takıntılı ve obsesif kompulsif kişilerde bu süre uzayabilmektedir.)</p>
<p>Seans sırasında hipnozda olduğumu kendim anlayabilir miyim ?</p>
<p>İnsanların hipnozda olduklarını fark etmeleri ilk 1-2 seansta çok kolay olmayabilir. Aslında bu biraz da insanların hipnozdan beklentilerine ve hipnoz hakkındaki bilgilerinin neler olduğuna bağlıdır. Hipnoterapi seanslarım sırasında  hipnozda ki durumunu sonradan danışanlarıma gösterebilmek amacıyla  tüm seansların görüntülerinin her saniyesini mutlaka video kamera ile kaydederim. Böylece danışanlarım bu görüntüleri seyrettiklerinde hipnozda olduklarından emin olurlar.</p>
<p>Yabancı olan her şeye şüphe ile bakmak insanın doğasında vardır. Dolayısı ile hipnoz halini hiç yaşamamış birisi yaşadığım şey hipnoz muydu diyebilir. Ancak video görüntülerini görünce ve hipnozu daha yakından tanıyınca bu danışanlarımın hiç bir şüpheleri kalmaz.</p>
<p>Ayrıca danışanlarım video görüntülerini izledikçe hipnoterapide kaydedilen mesafeyi daha iyi görebilirler.</p>
<p>Hipnozda olduğunuzu anlamanın en emin yolu aldığınız sonuçlardır.</p>
<p>Seans esnasında odada bir yakınım bulunabilir mi?</p>
<p>Seans odasında gözlemci olarak bir yakınınız bulunamaz. Seansların video kaydı alınmaktadır. gerektiğinde bu videoları izleyebilirsiniz.</p>
<p>Hipnoza yatkınlık var mıdır ? Herkes Hipnozdan Yararlanabilir mi ?</p>
<p>İnsanların % 95&#8242;i ilk seansta hipnoza ulaşabilirler. Diğerleri ise hipnoz durumunu  kademeli olarak yaşayarak ve öğrenerek derin hipnozlara kendilerini ulaştırmayı öğrenirler. Bazı insanların hipnoza yatkın olması diğerlerinin hipnozu öğrenemeyeceği anlamına gelmez.</p>
<p>Ortalama bir zekaya, sağlığa, duygusal ve sosyal gelişime sahip her insan hipnozu yaşayabilir. Hipnoz meydana gelmemişse bunun nedenleri  hipnoza yatkınlık testlerinin skor tablolarında aranmamalıdır. Hipnoz meydana gelmemişse danışanın düşünce yapısı ve duygusal ihtiyaçları gözden geçirilmelidir. Danışanın duyguları skorlarından daha önemlidir. Bir örnekle açıklamam sanırım daha iyi olur. Hipnoz halini yaşayamayan bir danışanım kocasının kendisini dışarıda beklediğini aklının sürekli kocasında ve çocuğunda olduğunu çünkü kocasının çok sinirli olduğunu çocuğunun ise yaramaz olduğunu söylemişti. Böyle bir psikoloji içinde bulunan danışanların hipnozu yaşama ihtimalleri azalır.</p>
<p>Genel olarak sağ beyin fonksiyonlarını daha iyi kullanabilen entelektüel kişiler, çocuklar ve gençler hipnoza daha yatkındır. Tutkulu ve duygusal insanlar analitik ve şüpheci insanlara göre hipnoz deneyimini çok daha kolay yaşarlar. Analitik zihne sahip insanlar tek kişilik değil 3-4 kişilik düşünürler ve çok soru sorarlar. İradesi zayıf insanların kolay hipnotize edileceği düşüncesi sadece yanlış bir düşüncedir.</p>
<p>Hipnoza yatkın olduğu ispatlanan bir kişilik tipi yoktur. Bazı araştırmacılar göz kürelerinin arkaya yaslanabilme yeteneği ile hipnoza yatkınlık arasında doğru orantı olduğunu savunmaktadırlar. Bu araştırmacılar göz kürelerini göz akı hiç görünmeyecek şekilde arkaya yaslayabilen (roll-back) insanların hipnoza en yatkın gurubu oluşturduğunu savunurlar.</p>
<p>Hipnoza yatkınlığınızın ne düzeyde olduğunu anlamanın en emin yolu bir hipnoz seansına katılmanızdır. Hipnoza yatkınlığı az olan insanların biraz pratik yaparak mesafeyi kapattıkları bilinmektedir.</p>
<p>Çok deneyimi bir hipnotistin bile hipnoz uygulayamadığı insanlar nadirde olsa çıkmaktadır. Hipnoz etkili ve hızlı bir yöntemdir ancak % 100 herkese uygulanabilen bir yöntem değildir.</p>
<p>Sorunlarım Kesin Çözümlenir mi?</p>
<p>Hiç bir tıbbi ve psikolojik yöntem sorunları % 100 çözeceğine dair garanti veremez. Size % 100 sorunlarınız çözümlenir diye söyleyen biri varsa o şahıs hem tıbbı bilmiyordur hem de psikolojiyi. Günümüzün modern tıbbı en basit soğuk algınlığını tedavi edebileceğine dahi garanti verememektedir. Soğuk alan birisi ilaçlarını düzenli kullanır ve kendine de iyi bakarsa iyileşme ihtimali artar. Aynı şekilde hipnoterapiden ne oranda yararlanacağınızda size bağlıdır. Bizler elimizden gelenin en iyisini sizlere sunmakla yükümlüyüz ancak garanti veremeyiz.</p>
<p>Benim hipnoterapiden yararlanma konusunda ki gözlemim şu şekildedir. Hipnoterapiden yararlanma bakımından danışanlarımı üç temel gruba ayırırım.</p>
<p>1. 5 seans sonucunda danışanlarımın yaklaşık % 85&#8242; i sorunlarının tamamını hipnoterapi sayesinde çözümleyebilmektedir ve çok memnun ayrılmaktadırlar.</p>
<p>2. 5 seans sonunda % 20-25 gibi bir kısmı sorunlarının % 85&#8242;ini çözümleyebilmektedirler ve ayda bir seanslara devam etmektedirler.<br />
Hipnozda iken hiç hatırlamak istemediğim çok kötü anılarımı hatırlarsam ne olur ?</p>
<p>İlk seyrettiğiniz anda sizi çok korkutan bir korku filmi nasıl ki defalarca seyredince sizin için komedi filmi haline geliyorsa hipnoz da iken hatırladığınız ve sizin kötü diye nitelendirdiğiniz şeyler tedavi edici şeyler olabilir. Tabi bu her şeyi hatırlamanın sizin yararınıza olacağı anlamına gelmez. İyi bir hipnoterapist hangi bilginin açığa çıktığında yararlı olabileceğini hangi bilginin ortaya çıktığında yararlı olmayacağını bilir ve sorularını ona göre yönlendirir. Ayrıca hipnoterapist uygunsuz ve danışanın açıklamak istemediği bir soru sorduğunda danışanlar susarlar kesinlikle bir cevap vermezler. Bu türlü cevap verilmeyen konular üzerine hipnoterapist giderse hipnoz genellikle sona erer.</p>
<p>Farz edelim ki sorunlarınızın temelinde bazı korkular var. Bazen bu korkularınızı tanımak sorunlarınızdan kurtulmanızı sağlayacak anahtar olabilir. En kötü düşman tanınmayan düşman olduğu gibi en kötü korku da tanınmayan korkudur.</p>
<p>Hipnoz sırasında da karşılaşacağınız ve konuşacağınız şeyler sadece size ait şeylerdir. Nasıl ki dolabınıza korkunç bir şey koymamışsanız dolabın kapısını açarken korkmuyorsanız; yaşamınızda korkunç bir şey yapmamışsanız hipnoz esnasında korkunç şeylerle karşılaşma ihtimaliniz yoktur.</p>
<p>Bilinçaltının içeriğini yaşadığınız olaylar oluşturur. Yaşanan olayların duygusal, özsel ve içsel tarafı bilinçaltında kayıtlıdır. Yaşamadığınız ve gerçeklikle ilişkisi olmayan şeylerin bilinçaltınızda bulunması mümkün değildir. Bilinçaltında yeni, bilinmeyen bir şey yoktur. Kendi kişilik yapımızın alt katıdır onda karşılaştığımız. İnsanın kendisinden korkması nasıl garipse, aynı insanın hipnozdan korkması da aynı şekilde gariptir. Hipnozdan çekinen insanlar genellikle kendini kabullenmekte zorlanan insanlardır.</p>
<p>Bakınız Kaşgarlı Mahmut ne diyor.&#8221;Tanıdığın olursa daha iyidir şeytan, tanıyıp bilmediğin yabancı bir insandan.&#8221; Belirli belirsiz ne olduğunu tam anlayamadığımız duygular, düşünceler ve korkular insanı bilinenlere göre daha fazla rahatsız eder.</p>
<p>Ayrıca insanlar genellikle korkularını sözle ifade edemeseler de başka yollarla mecburen ifade ederler. Korkularımız içinde zorunlu istikamet her zaman mevcuttur. İnsanlar, korkularını kontrol edemedikleri davranışlarıyla, beden diliyle psikolojik sorunlarla, iletişim sorunlarıyla, sağlık sorunlarıyla zaten ifade etmek zorunda kalırlar. Özetle içimizde (bilinçaltında) bir vampir :) bulunmaz. İçinizde sadece siz varsınızdır. Hipnozdan korkuyorsanız kendinizden korkuyorsunuzdur.</p>
<p>Hipnozu istemeyen ve karşı çıkanlar hipnoz hali yaşayabilir mi?</p>
<p>Hipnoterapistler hipnozu gerçekten istemeyen kişileri hipnoza almak istemezler. Nitekim bende istemem. Zaman zaman ailesinin zoru ile hipnoterapiye getirilen ve hipnozu istiyormuş gibi görünmeye çalışan insanlarla seans yaptım. Böyle insanlar dirençler gösterseler de geçte olsa genellikle hipnoza girerler. Ancak hipnoterapinin böyle insanlara sonuçta pek yararı olmaz. Bundan dolayı insanları hipnoterapiye alma kararı vermeden önce en az bir saat ön değerlendirme yaparım. Bazen kişi sözleri ile hipnoterapiyi istediğini ifade etse de gerçekte hipnoterapiyi istemeyebilir.</p>
<p>Hangi hipnotisti seçeceğimin bir önemi var mıdır?</p>
<p>Tedavi eden şey hipnoza girmeniz değil hipnoz esnasında neler olduğu neler konuşulduğudur. Her hipnotist hipnozu yapabilmesine rağmen tedaviyi gerçekleştiremeyebilir. Bu bakımdan hipnotistin yetenekleri tedavide önemli oranda belirleyici olabilmektedir. Bir hipnotistin başarılı olamadığı bir vakada başka bir hipnotist çok hızlı başarılı sonuçlar alabilir.</p>
<p>Hipnoterapide hipnotistin ses tonunun dahi önemi vardır. Hipnoterapi yapılacak ortamda çok önemlidir.</p>
<p>Hipnoz önemli bir konu. Bu bakımdan eğitimli ve deneyimli kişileri tercih etmelisiniz. Maalesef Türkiye de eğitimi ve deneyimi yeterli olmayan bir çok uygulayıcı olduğunu söylemek zorundayım.</p>
<p>Unutmayınız ki yer yüzünde ne kadar hipnotist varsa o kadar farklı hipnoterapi vardır. Size düşen kendinize uygun olan hipnotisti seçmektir.</p>
<p>Hafif veya derin hipnozda olmak hipnoterapinin başarısını etkiler mi?</p>
<p>Bazı bilimsel araştırmalar hipnozun derinliği ile tedavinin başarısı arasında bir ilişki bulamamışlardır.<br />
Hipnozdaki kişi espri yapabilir mi ?</p>
<p>Hipnozdaki danışanlarımın espri yapamaması için bir engel yoktur. Çünkü hipnoz bilinç kaybı değildir. Ayrıca bilinçaltının kendisini ifade etmekte kullandığı yollardan biri de esprilerdir.</p>
<p>Opr.Dr.Hüsnü İsmet Öztürk&#8217;ün narkoz olmadan hipnozla gerçekleştirdiği ameliyatlarda hastalar şarkı söylemekte ve espri yapmaktaydılar.</p>
<p>Hipnoterapi ruhun kendi kendini onarması mıdır ?</p>
<p>Aslında hipnozu meydana getiren de tedavinizi yapan da yine danışanın kendisidir.</p>
<p>Irmaklarda yaşayan adı Hydra viridis olan canlının uğrayacağı yaralanmalardan sonra kendi kendini yenileme ve onarım bakımından olağanüstü bir yeteneği vardır. Bir Hydra viridis&#8217;i aldınız ve parça parça doğradınız diyelim ; parçalar büyüme gösterir, ana hayvanın biçimini kazanmak için çaba gösterir ve kazanır da. Yani ne parça parça doğan hayvan ölür, ne de parçalanan vücut bölümleri. Hatta belki hayvancağız onun üremesine yardım ettiğiniz için size teşekkür bile edebilir.</p>
<p>Birkaç milimetrelik bir canlıda böylesine harika yetenekler var da dünya&#8217;nın sahibi ve efendisi olduğunu iddia eden insanoğlunda kendi kendine yardım mekanizmasının bulunması garip midir? Öyle yetenekler vardır ki kişi bu yeteneğinden habersiz yaşadığı sürece hiç bir anlamı olmaz. Hipnoterapi ruhsal ve psikolojik yeteneklerinizi keşfetmenizi sağlayarak organizmanın kendi kendisini onarmasını sağlayabilir elbette. Bir ıstakoz gerektiğinde yeni bir pençe oluşturabilir.</p>
<p>Hipnoterapi için yaş sınırı nedir?</p>
<p>Geleneksel hipnoz yöntemlerini uygulayanlar 60 yaş civarı olarak belirtirler. Çocuklar için alt sınır ilk okula başlama çağıdır.</p>
<p>Hipnoterapinin iyileştirici etkisi kalıcı mıdır yoksa bir süre için mi ?</p>
<p>Hipnoterapinin terapi kısmı ihmal edilmeden terapistiniz tarafından yapılırsa sorunların tekrar gündeme gelme ihtimali yok denilecek kadar azdır. Hatta hipnoterapinin sorunların yeniden gündeme gelmemesi bakımından en güvenilir yol olduğu bilimsel araştırmalarca gösterilmektedir. </p>
<p>Benim danışanlarım ortalama 5-6 seans sonucunda kendi kendilerine hipnozu uygulamayı öğrenirler. Çünkü ben kendilerine gerekebilecek bilgileri veririm. Kendi kendilerine evde uyguladıkları hipnoz sayesinde hipnoterapinin etkisi bir ömre yayılır. Hipnozu karşılaştıkları bir çok yaşam sorununu çözmek için kullanırlar.</p>
<p>Hipnoza girmem ne kadar zaman alır?</p>
<p>Bazı insanlar 30 saniyede bile hipnoz girebilirken bazı insanlar hipnoz haline ancak 45 dakikada ulaşabilirler. Hipnoza ne kadar sürede gireceğiniz daha çok sizin hipnoz olma yeteneğinizle ilgilidir. Ancak hipnotistin kim olduğu ve kullandığı teknikler ve sözlerde önemlidir.</p>
<p>Hipnozda imajinasyonlar niçin kullanılır?</p>
<p>Coue&#8217; nin şu sözü hipnoterapide imajinasyonun tedavi edici gücünü çok güzel vurgulamaktadır. &#8220;İçimizdeki en önemli özellik irade değil, hayal gücüdür. İradeyle hayal gücü ne zaman birbiriyle çatışma durumuna girse, yenilgiye uğrayan hep irade, yenense hep hayal gücüdür.&#8221; Danışanlarımın iradeleri sorunları çözümlemeye yetmediğinde hipnoterapi için müracaat etmektedirler. O zaman tedavide kullanılabilecek diğer güce (hayal gücüne) sorunları çözmek görevi verilebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Telkinler neden kabul edilir ?Telkinler kabul edilmek zorunda mıdır ?</strong></p>
<p>ç güdülerimizin bize söylediği şeyleri büyük ihtimalle yerine getiririz. Örneğin bir anne kolektif bilinçaltında ki annelik içgüdüsü gereği çocuğuna bakar büyütür. Ancak içgüdüler beynimizde doğuştan bulunmaktadır. Hipnotik telkinlerden içgüdülerin farkı ise: iç güdülere doğuştan sahip olmamız telkinlerin ise sonradan verilmesidir. Her içgüdüye uymak şart olmadığı gibi her telkini de yerine getirmek şart değildir. Annelikte bir içgüdüdür ve her bayanın anne olmak istememesi nasıl ki normal ise, her telkine danışanın uyması da beklenemez.</p>
<p>Hipnoz hakkında en çok sorulan sorulardan biri de hipnoz altında iken terapist tarafından söylenilen (telkin edilen) her şey yapılır  mı sorusudur. Bu soruya şöyle pratik bir cevap vereyim. Bu sadece filmlerde olmaktadır, gerçek hayatta böyle bir şey söz konusu olamaz. Böyle bir şey söz konusu olsa idi telkin ile aşılamayan psikolojik sorun kalmazdı. Hatta insanlar rahatlıkla sigarayı bırakacağından sigara üretici firmaların çoktan iflas etmiş olması gerekirdi. (Yada bağımlılık yapacak yeni şeyler keşfederlerdi.) Hipnozda iken verilen telkinlerden kişi kendine ve özüne (bilinçaltına) uygun olan sözleri alır ve bu talimatlara da uyar. Kişi özüne uygun olmayan telkinleri rahatlıkla reddeder, ve uymaz. Bu konuda yapılmış deneysel araştırmalar da aynı sonuçları vermektedir.</p>
<p>Ayrıca benim hipnoterapi anlayışımın temelinde direkt otoriter telkinlerden mümkün olduğu kadar uzak durmak vardır. Benim için kişinin içselleşebilmesi ve anlaşılabilmesi önemlidir. Her insan beyninin, içsel ve dışsal ihtiyaçları ve en önemlisi insanın kendisi anlaşılıp bu ihtiyaçlar dengeli olarak karşılandığı zaman, hem hastalıkların oluşması engellenir hem de oluşmuş bulunan hastalıkların tedavisi hızlanır. Telkinlerle bir semptom (hastalık belirtisi) yok edilirken bilinçaltının hemen yok edilen semptomun yerine başka problemler üretmeyeceğini kimse garanti edemez. Doğada hiç bir şey yoktan var olmaz, var olan şeylerde tamamen yok edilemez. Doğada kesintisiz olan tek şey dönüşümdür. Ben hipnoterapi ile danışanın semptomlarını dönüştürmeye çalışırım. Dr.Carl Gustav Jung &#8220;Hiç bir ruhsal değer, aynı yoğunlukta başka bir değerle yer değiştirmeden yok olmaz.&#8221; demektedir. Bu bakımdan ben örneğin : sosyal fobinin en çok korkulan belirtileri olan terleme, heyecan, kalp atımında ki düzensizlikleri yok etmek için aşırı çaba harcamak yerine, bu belirtileri dönüştürerek oto hipnozu elde etmede ve hipnozu derinleştirmede kullanırım. Seans sırasında örneğin :&#8221; Bir topluluğa girmeden önce hafifçe terlediğinizi hissedebilirsiniz, bu hiç sorun olmayacak sizin için. Çünkü bu terleme sizin oto hipnozunuzu başlatacak. Eğer hafif bir heyecan hissederseniz bu heyecan transınızı çok derinleştirecek. Biliyorsunuz ki derin trans hallerinde başaramayacağınız çok az şey vardır.&#8221; Bundan dolayı artık sosyal fobili bu danışan için artık toplum içerisine girmek sorun olmaz. Çünkü istenmeyen belirtiler (terleme heyecan gibi) yeniden çerçevelenmiş ve tedavi adına kullanılabilir hale dönüştürülmüştür. Psikoterapi olmadan sadece telkinle semptom yok etmek bana hokus-pokus bir işmiş gibi gelmiştir ve mümkünse kaçınırım. Psikoterapi olmadan sadece hipnotik telkinle sorunların yok edilmesi, baş ağrısını dindirmek için kafayı kesmek gibi bir şey olur.( Bu sözlerim hipnozun psikoloji alanında kullanım için ve bazı sorunlar için geçerlidir. Hipnozun genel tıpta kullanımı için aynı şeyleri söyleyemem.)</p>
<p>Ayrıca hemen hemen her danışanımın kendilerine verebilecekleri telkinleri mutlaka vardır.(Zaten bundan dolayı hipnoterapiye geliyorlar.) Mümkünse telkini veren ben olmak istemem, danışanın kendi kendine telkinlerde bulunmasını sağlarım.Psikolojik bir sorunu bünyesinde barındırabilen beyin aynı sorunu nasıl yok edileceğini de en iyi bilendir. Bu noktada psikoterapilerin de sonuçta kişinin kendine özgü tedavi edici güçlerini harekete geçirmek olduğu unutulmamalıdır. Bence en güçlü hipnotik telkin danışana değişmesi için en iyi içsel nedenleri gösterebilmektir. Bazı içsel düşünceler nasıl ki hastalık ve sorun üretirse öyle içsel düşünceler de vardır ki sağlık ve mutluluk üretirler. Zihin  düşünebildiği  ve  hayal edebildiği  her  şeyi  üretebilir. İnsan zihni yapabilir de, yıkabilir de. İşte benim için telkin demek hipnoterapistin danışana söylediği her söz demek değildir. Benim için telkin demek sağlık ve mutluluk üretecek içsel düşünceyi danışanın kendisine hissettirmek demektir.</p>
<p>Hipnoz anında beyinde telkinlerin kabul edilmesini kolaylaştıran şey nedir ? Sol beyinde analitik zihnin red etme mekanizmasının tam olarak çalışmaması bu konuda en yaygın benimsenen görüştür.Yani hipnoz anında her şeyden şüphe etmemizi sağlayan beyin bölgeleri inhibe olduğu için telkinlerin kabul edilme ihtimali artmaktadır.</p>
<p>Hipnoz beyninize başkalarının fikirlerinin sokulması değil, zaten içinizde bulunan olumlu fikirlerin dışarı çıkarılması hayata geçirilmesidir.</p>
<p><strong> alıntıdır hipnoterapi.com</strong><br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li>Benzer Yazılar</li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/Rq2VUUkMr20" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/hipnoterapi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/hipnoterapi-nedir/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/Rq2VUUkMr20/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sevdiğimiz Sözler</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasicom/~3/6xY0AZ7fMdk/</link>
		<comments>http://www.sevgiadasi.com/sevdigimiz-sozler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 17:48:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sukru</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[aforizmalar]]></category>
		<category><![CDATA[güzel aforizmalar]]></category>
		<category><![CDATA[güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[özlü sözler]]></category>
		<category><![CDATA[sevilen aforizmalar]]></category>
		<category><![CDATA[sevilen sözler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sevgiadasi.com/?p=3932</guid>
		<description><![CDATA[Sevdiğim Sözler
&#8220;Doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlarız. Bazıları işlerini (ölmek) diğerlerinden önce yaparlar. Tek yapabileceğimiz şey hayatımızdan zevk alarak yaşamaktır.&#8221;
Dr.Milton H. Erickson
&#8220;Bilincimize çıkaramadığımız şey, hayatta karşımıza yazgı olarak çıkar.&#8221;
C.G.Jung
&#8220;Hepimizin içindeki doğal iyileştirici güçler en kuvvetli iyileştiricidirler.&#8221;
&#8211;Hippocrates
&#8220;The natural healing force within each one of us is the greatest force in getting well.&#8221;
&#8211;Hippocrates
&#8220;Gerçek seni özgür kılar&#8221;
                           Anonim　
&#8220;Başarı çoğu zaman doğru yolda atılmış yanlış bir adımla gelir.&#8221;
Einstein
&#8220;Bizden önce olup bitenler ve bizden sonra olup bitecekler, içimizde olup bitenlerle karşılaştırıldığında önemsizdir.&#8221;
R.W.Emerson
&#8220;Problemi yaratan beyinle problemi çözmek mümkün olmaz.&#8221;
Einstein
&#8221; Hayat bir kere yaşandığı için yargılanamaz. &#8221;
Milan Kundera
&#8220;Bizi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/lrZZuc4nkS05xBPLEum3FRAQQRg/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/lrZZuc4nkS05xBPLEum3FRAQQRg/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/lrZZuc4nkS05xBPLEum3FRAQQRg/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/lrZZuc4nkS05xBPLEum3FRAQQRg/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><p><strong>Sevdiğim Sözler</strong></p>
<p>&#8220;Doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlarız. Bazıları işlerini (ölmek) diğerlerinden önce yaparlar. Tek yapabileceğimiz şey hayatımızdan zevk alarak yaşamaktır.&#8221;<br />
Dr.Milton H. Erickson</p>
<p>&#8220;Bilincimize çıkaramadığımız şey, hayatta karşımıza yazgı olarak çıkar.&#8221;</p>
<p>C.G.Jung</p>
<p>&#8220;Hepimizin içindeki doğal iyileştirici güçler en kuvvetli iyileştiricidirler.&#8221;</p>
<p>&#8211;Hippocrates</p>
<p>&#8220;The natural healing force within each one of us is the greatest force in getting well.&#8221;<br />
&#8211;Hippocrates</p>
<p>&#8220;Gerçek seni özgür kılar&#8221;</p>
<p>                           Anonim　</p>
<p>&#8220;Başarı çoğu zaman doğru yolda atılmış yanlış bir adımla gelir.&#8221;<br />
Einstein</p>
<p>&#8220;Bizden önce olup bitenler ve bizden sonra olup bitecekler, içimizde olup bitenlerle karşılaştırıldığında önemsizdir.&#8221;</p>
<p>R.W.Emerson</p>
<p>&#8220;Problemi yaratan beyinle problemi çözmek mümkün olmaz.&#8221;</p>
<p>Einstein</p>
<p>&#8221; Hayat bir kere yaşandığı için yargılanamaz. &#8221;<br />
Milan Kundera</p>
<p>&#8220;Bizi öldürmeyen bizi güçlü kılar.&#8221;</p>
<p>                                                Nietzche</p>
<p>&#8220;İnsana bir uzmanlık öğretmek yetmez. Bununla insan, doğrusunu isterseniz, işe yarar bir makine olur; ama tam, eksiksiz bir kişilik kazanamaz. Elde edilmeye değer bir şeye coşkunlukla yönelmesi gerekir onun. Bir güzellik ve iyilik duygusu edinmelidir. Yoksa, insan uzmanca bilgileri ile  dengeli bir biçimde gelişmiş bir insandan çok iyi eğitilmiş bir köpeğe benzer.&#8221;              </p>
<p>                                     Albert Einstein</p>
<p>　</p>
<p>&#8221; Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir Dünya da, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı,artık hiç bitmez.! &#8220;E.E.Cummings</p>
<p>&#8221; Biz insanlar yaratılıştan anlamı olmayan bir dünyaya fırlatılma talihsizliğini yaşamış olan anlam arayan yaratıklar gibi görünüyoruz. En büyük görevlerimizden biri yaşamı destekleyecek kadar sağlam bir anlam icat etmek ve bu anlamı ortaya koymadaki kişisel katkımızı inkar etme şeklindeki hileli manevrayı gerçekleştirmektir.&#8221;<br />
IRWIN YALOM</p>
<p>&#8221; Anlamsız bir dünya&#8217;ya biz bir şeyler katmadığımızda, onunda bize verecek şeyi yoktur.&#8221;<br />
E.GENÇTAN</p>
<p>&#8220;Life isn&#8217;t about finding yourself. Life is about creating<br />
yourself. &#8221;</p>
<p>&#8220;Hayat kendini bulmakla alakalı değildir. Hayat kendini yaratmakla<br />
ilgilidir.&#8221;</p>
<p>George Bernard Shaw<br />
&#8221; Gerçek bazılarımızın onsuz yaşayamayacağı bir yanılsamadır &#8221;<br />
NIETZSCHE</p>
<p>&#8221; Ölüm daha fazla olasılığın olanaksızlığıdır &#8221;<br />
HEIDEGGER </p>
<p>&#8220;İyi veya kötü diye bir şey yoktur, ancak düşünüş iyi ve kötüyü yaratır.&#8221;<br />
SHAKESPEARE</p>
<p>&#8221; Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak&#8230; Diğeri her şey mucizeymiş gibi yaşamak.&#8221;<br />
Albert Einstein.</p>
<p>&#8221; Akıl kendi başına cenneti cehennem, cehennemi cennet yapabilir.&#8221;<br />
John MİLTON</p>
<p>&#8221; İnsanların büyük çoğunluğu tüm mutluluklarını bir başka insanın eline bilerek koymaya çalışır. Bu tür mutluluk arayışı insanın olgun olmadığını gösterir. Olgun insan mutluluğun temelinin kendi içinde olduğunu bilir.&#8221;<br />
QENTIN CRISP</p>
<p>&#8221; İnsanın özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir.&#8221;<br />
JEAN PAUL SARTRE</p>
<p>&#8220;Çoğu insanlar, bedensel, zihinsel veya ahlaksal olarak potansiyel benliklerinin çok sınırlı bir bölümünde yaşarlar.&#8221;</p>
<p>William James</p>
<p>&#8220;Sorumlu olmak, bir olayın ya da bir şeyin tek yaratıcısı olmaktır.&#8221;<br />
JEAN PAUL SARTRE</p>
<p>&#8221; Karşılaşılan önemli yaşam sorunları, o sorunları ortaya çıkaran düşünce düzeyinde çözülemez.&#8221;<br />
ALBERT EINSTEIN</p>
<p>&#8220;Yaşam yüzde yüz öldürücü bir hastalıktır.&#8221;</p>
<p>&#8221; Düşlemek bilmekten daha önemlidir.&#8221;<br />
ALBERT EINSTEIN</p>
<p>&#8221; Başkalarının bizi kızdıran tarafları kendimizi anlamamıza yol açar.&#8221;<br />
CARL JUNG</p>
<p> <br />
&#8220;En ilginç ikilem ancak kendimi olduğum gibi kabul ettikten sonra değişebilmemdir&#8221;<br />
Carl Rogers</p>
<p>&#8221; Yaşam hem anlamlı, hem anlamsız, ya da hem anlamın kendi, hem anlamsızlığın.&#8221;<br />
CARL GUSTAV JUNG</p>
<p>&#8221; Her davranışın atası bir düşüncedir.&#8221;<br />
EMERSON</p>
<p>&#8221; Kafanda kurduğun düşünceye benziyorsun. &#8221;<br />
FAUST</p>
<p>&#8221; Başarıyı hedef alın ; mükemmel olmayı değil. Yanlış yapma hakkınızdan vazgeçmeyin ; vazgeçerseniz yeni şeyler öğrenme ve gelişme olanağınızı kaybedersiniz. Unutmayın ; mükemmeliyetçiliğin arkasında korku yatar. İnsan olduğunuzu hatırlayarak korkularınızı göğüsleyin. Daha mutlu ve daha etkili bir insan olursunuz. &#8221;<br />
DAVID M.BURNS</p>
<p>&#8221; Bir şeyi yapabileceğinize inanır yada inanmazsınız fakat her iki durumda da haklısınız. &#8221;<br />
EDMUND SPENCER</p>
<p>&#8221; İnsan inandığıdır.&#8221;<br />
ANTON CHECHOV</p>
<p>&#8221; İyi yada kötü bir şey yoktur fakat biz düşüncemiz ile iyi ve kötüyü yaratıyoruz. &#8221;<br />
WILLIAM SHAKESPERE</p>
<p>&#8221; İyi ağaç kolay yetişmez;rüzgar ne kadar kuvvetli eserse, ağaçlarda o kadar sağlam olur. &#8221;<br />
J.WILLARD MARRIOT</p>
<p>&#8221; En iyi asker saldırmaz, en üstün savaşçı sessiz başarır. En büyük fatih mücadele etmeden kazanır. En başarılı yönetici emretmeden yönlendirir.&#8221;<br />
LAO TSUO &amp; TAO TEB KING</p>
<p>&#8221; Kullandığınız kelimeler nasıl yaşayacağınızı belirler.&#8221;<br />
YUNAN ATASöZÜ</p>
<p>&#8221; İnsan sahip olduklarının toplamı değil;fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır.&#8221;<br />
JEAN PAUL SARTRE</p>
<p>&#8221; Dünya gezegeninin tek bir uzay gemisi ve yazgımızın da ortak olduğunu göremediğimiz sürece onu daha fazla yürütmemiz mümkün değildir. O ya herkesin malı olacaktır ya da hiç kimsenin.&#8221;<br />
BUCKMıNSTER FULLER</p>
<p>&#8221; Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür.&#8221;<br />
Maslow</p>
<p>&#8221; Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor.&#8221;<br />
James B.Conont</p>
<p>&#8221; Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. &#8221;<br />
Eflatun</p>
<p>&#8221; Düşmanlarınızı sevin çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir. &#8221;<br />
Benjamin Franklin</p>
<p>&#8221; Silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir. &#8221;<br />
John Christian</p>
<p>&#8221; Bir insana gereğinden fazla değer verirsen ya onu kaybedersin ya da kendini.&#8221;<br />
Anonim</p>
<p>&#8220;Yaptığımız şeyler için pişmanlık zamanla geçer, ne var ki, yapmadığımız şeylere pişmanlığın çaresi yoktur.&#8221;<br />
SYDNEY J.HARRIS</p>
<p>&#8221; Başarı mı dedin ? Başarı tamamen şansa bağlıdır ! İnanmazsan başarısız insanlara sor.&#8221;<br />
EARL WıLSON</p>
<p>&#8221; Ne kadar çok kişi benimle ayni fikirdeyse, o kadar çok yanıldığımı düşünürüm.&#8221;<br />
Oscar Wilde.</p>
<p>&#8220;Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor da, hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor.&#8221;<br />
L.Tolstoy</p>
<p>&#8220;Savaş alanında bin adamı bin kere yense de, kendi kendini yenen en soylu savaşçıdır.&#8221;</p>
<p>Buda</p>
<p>&#8221; İnsan rastlantıların yarattığı bir şey değildir, rastlantılar insanın yarattığı şeylerdir.&#8221;<br />
Benjamin DISRAELI</p>
<p>&#8220;Tecrübe, insanın başına gelen şey değildir, o insanın o başına gelenle ne yaptığıdır.&#8221;<br />
Aldous HUXLEY</p>
<p>&#8220;İnsanı elbisesine göre karşılar, bilgisine göre uğurlarlar.&#8221;<br />
Rus Atasözü</p>
<p>Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.&#8221;<br />
İngiliz Atasözü</p>
<p>Doğrudur: biz hayatı severiz, ama yaşamaya değil, sevmeye alıştığımız için.<br />
F.W.Nietzsche</p>
<p>Kardeşlerim, ben size komşu sevgisini salık vermem, en uzağı sevmeyi salık veririm size!&#8230;<br />
F.W.Nietzsche</p>
<p>Rebbe Menachem Schneerson</p>
<p>Öyle bir hayat yasıyorum ki ,<br />
Cenneti de gördüm , cehennemi de<br />
Öyle bir aşk yasadım ki<br />
Tutkuyu da gördüm , pes etmeyi de.<br />
Bazıları seyrederken hayati en önden,<br />
Kendime bir sahne buldum oynadım.<br />
Öyle bir rol vermişler ki ,<br />
Okudum okudum anlamadım.<br />
Kendi kendime konuştum bazen evimde,<br />
Hem kızdım hem güldüm halime,<br />
Sonra dedim ki &#8221; söz ver kendine &#8221;<br />
Denizleri seviyorsan , dalgaları da seveceksin ,<br />
Sevilmek istiyorsan , önce sevmeyi bileceksin ,<br />
Uçmayı seviyorsan , düşmeyi de bileceksin.<br />
Korkarak yaşıyorsan , yalnızca hayati seyredersin.<br />
Öyle bir hayat yaşadım ki , son yolculukları erken tanıdım<br />
Öyle çok değerliymiş ki zaman,<br />
Hep acele etmem bundan, anladım&#8230;</p>
<p>Nietzsche<br />
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.<br />
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.<br />
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.<br />
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.<br />
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.<br />
Yaslanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.<br />
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.<br />
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.<br />
W.SHAKESPEARE</p>
<p>&#8220;Yaşam ölümü tanıyabilmek için verilen izindir.&#8221;<br />
Djuno Barnes</p>
<p>&#8221; Yaşam tüm insanları eşit tutar, ölüm seçkin olanı ortaya çıkarır.&#8221;<br />
George Bernarda Shaw</p>
<p>&#8221; İnsan, doğmuş olduğunu ve bir gün öleceğini bilen tek canlıdır ve bu gerçek onu, anlamlı yaşayıp yaşamadığı konusunda kaygılandırır. &#8221;<br />
Prof.Dr.Engin Gençtan</p>
<p>&#8220;Eğer kişinin esas (doğuştan getirdiği) özü inkar edilir ya da bastırılırsa kişi hastalanır, bazen açık bir şekilde bazen de gizli yollarla yapar bunu&#8230;Bu içteki öz, çok narin ve incedir ve alışkanlık ve kültürel baskının etkisi altında kalabilir kolayca&#8230;İnkar edilse bile, yeraltında var olmaya devam eder, gerçekleşmek için sonsuza kadar baskı yapar&#8230;özümüzden her ayrılış, doğamıza aykırı olarak işlenen her suç, kendini bilinçdışımıza kaydeder ve kendimizi küçük görmemize neden olur.&#8221;</p>
<p>Maslaw, Psychology of Being</p>
<p>&#8221; Taş devri, taşlar bittiği için değil mantıklar değiştiği için bitti.&#8221;<br />
Deniz Gökçe</p>
<p>&#8221; Ya ümitsizsiniz. Ya da ümit sizsiniz.<br />
Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz&#8221;<br />
Behçet Necatigil</p>
<p>&#8220;Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.&#8221;<br />
Andre Gide</p>
<p>&#8220;Nezaket hiçten gelir ; fakat her şeyi satın alır.&#8221;<br />
Victor Pauchet</p>
<p>&#8220;Güneşi gözden kaçırdım diye ağlarsan, yıldızları da göremezsin.&#8221;<br />
Togore</p>
<p>&#8220;İnsanların zihninden yeryüzünden kazanılandan daha fazla değerli taş ve altın çıkarılması mümkündür.&#8221;<br />
THOMAS A. EDISON</p>
<p>&#8220;Rüyamda kendimi kelebek olarak gördüm. Acaba ben, rüyasında, kendini kelebek olarak gören bir insan mıyım, yoksa insan olarak gören bir kelebek miyim?&#8221;<br />
Çin Atasözü</p>
<p>&#8220;Acı çekeceğinden korkan kişi, zaten korkusu yüzünden acı çekiyordur.&#8221;</p>
<p>Montaigne</p>
<p>ARAYIŞ</p>
<p>Gerçek bir arayış içinde olan kişi, kendisini arayan kişidir.<br />
Biri dışında tüm sorulardan vazgeç: `ben kimim?&#8217; Her şeyden sonra, emin olduğun tek gerçek senin var olduğundur.&#8217;Ben&#8217; kesindir. `Ben buyum.&#8217; ise değildir. Gerçekte ne olduğunu bulmak için uğraş. Ne olduğunu bilmek için ise önce ne olmadığını araştırıp bilmelisin. Sen olmayan her şeyi bedeni, duyguları, düşünceleri, zamanı, uzayı, şunu yada bunu, somut yada soyut olarak algılayabileceğin her şeyi keşfet. Algılama fiilinin kendisi, senin algıladığın şey olmadığını gösterir. Akli düzeyde, ancak negatif (sen olmayan) terimlerle tarif edile bilebileceğini ne denli acık ve kesin bir biçimde anlarsan, arayışında o denli çabuk sona erer ve sınırsız varlık olduğunu idrak edersin.<br />
                                                      <br />
Sri Nisargadatta Maharaj                                                   </p>
<p>&#8220;Tanrı, insana iki taraf eklemiştir. Birinin üzerine otururuz, biri ile<br />
düşünürüz. İşte insanoğlunun başarısı bunlardan hangisini daha fazla kullandığına bağlıdır. &#8221;</p>
<p>George R. Kirkpatrick</p>
<p>&#8220;Başarısızlığın formülü herkesi mutlu etmeye çalışmaktır.</p>
<p>Herbert B. Swope</p>
<p>&#8220;Kral da dilencide aynı iştahla acıkırlar.&#8221;</p>
<p>Montaigne</p>
<p>&#8216;Bizim dışımızdaki bir kimsenin bizi mutluluğa ya da mutsuzluğa eriştireceğini sanmak budalalıktır.&#8217;<br />
Buda</p>
<p>&#8220;Gelecek yalnızca düşlerinin güzelliğine inananlarındır.&#8221;</p>
<p>Elanor Roosevelt</p>
<p>&#8220;Bir memlekette ne kadar çok yasa ve nizam varsa o kadar çok hırsız ve hayduda rastlanır.</p>
<p>Lao-Tse</p>
<p>&#8220;Her tanımlama bir sınırlamadır.&#8221;<br />
(Andre Suares)</p>
<p>&#8220;Öyle horozlar var ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar&#8230;&#8221;<br />
(Ledric Dumont)</p>
<p>&#8220;Başkasını övmeyenlere, yerenlere, kimseden hoşnut olmayanlara bakın;bunlar kimsenin beğenmediği insanlardır.&#8221;<br />
(La Bruyere)</p>
<p>Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.<br />
(Mümin Sekban)</p>
<p>&#8220;Bir fikri öldürmek istiyorsan, onu gereğinden fazla kelimeyle ifade et!&#8221;<br />
(Frank A. Clarck)</p>
<p>&#8220;Büyük insan büyüklü?ünü, kendisinden küçük insanlara karşı<br />
davranışlarıyla gösterir.&#8221;<br />
(Thomas Carlyle)</p>
<p>&#8220;Belleği çok kuvvetli olan pek çok insan sırf bu nedenden ötürü orijinal bir düşünür olmaz.&#8221;<br />
(Nietzeche)</p>
<p>&#8220;Cehennemde ateş yoktur, her insan ateşini bu dünyadan götürür.&#8221;<br />
(Pir Sultan Abdal)<br />
Sahibini Bulamadığım Sözler</p>
<p>&#8220;Yaşam önce sınava sokar, sonra dersini verir&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Gerçekler yalanları desteklemek için kullanılabilir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Hiçbir gerçek yoktur ki, tam karşıtı da en az onun kadar gerçek olmasın.&#8221;</p>
<p>&#8220;Zihin düşünebildiği ve inandığı her şeyi üretebilir.&#8221;</p>
<p>&#8220;İnsan zihni çok kudretlidir. Yapabilir de, yıkabilir de.&#8221;</p>
<p>&#8220;Duygu ve inançla birleşen bütün düşünceler kendilerini derhal fiziksel eşdeğerlerine çevirmeye başlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Akıllı insanlar yeni fikirleri tartışırlar.<br />
Normal insanlar sonuçları tartışırlar.<br />
Küçük insanlarsa başka insanları tartışırlar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Eğer bir insan bir yalanı durmadan tekrar ederse sonunda yalanın gerçek olduğunu kabul edecektir , üstelik doğru olduğuna inanacaktır. Her insan zihnini işgal etmesine izin verdiği egemen düşünce yüzünden şu anda olduğu insandır.&#8221;</p>
<p>&#8221; MUTLU OLMAYI YARINA BIRAKMAK ,</p>
<p>                           KARSIYA GEÇMEK İÇİN NEHRİN<br />
                           DURMASINI BEKLEMEYE BENZER.<br />
                           NEHİR ASLA DURMAZ &#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Bilinçaltı yapıcı ve yıkıcı düşünce dürtüsü arasında ayırım yapmaz. Ona verdiğimiz malzeme ile yani düşünce dürtülerimizle çalışır. Bilinçaltı korkuyla harekete geçirilen bir düşünceyi , tıpkı inanç ya da cesaretle başlatılan bir düşünce gibi gerçeğe dönüştürecektir.&#8221;</p>
<p>&#8220;İster Köle, İster muzaffer<br />
Hep aynı şeyi söyler:<br />
Dünyadaki en büyük mutluluk<br />
Kişilik duygusudur.<br />
Her hayat yaşanmaya değer<br />
Gerçek özümüzü kaybetmedikçe<br />
Kaybedilmeyecek hiçbir şey yoktur<br />
Kendimiz kaldığımız sürece.&#8221;</p>
<p>&#8220;İnsanoğlu kendinin farkında olma, bildiğini bilme gücünü geliştirdiğinde ve sorumlu olma hissine sahip olduğunda, kaygıyla tanıştı. Bu, insanın düşüşüdür. Bu, onun kendisine şöyle sormaya ilk başladığı zamandır, &#8220;Bütün yapılması gerekenleri yaptım mı?&#8221;</p>
<p>&#8220;Kazlar suyun üzerinde uçarken,<br />
Ve suyun yüzeyinde yansılanırken,<br />
Yansımalarını oluşturmayı tasarlamazlar,<br />
Ve suyun onların imgelerini saklayacak bir zihni yoktur.&#8221;</p>
<p>&#8220;Hissettiklerim dışında, hiçbir şey berbat gitmiyor ve<br />
eğer bu hislerden nefret etmeseydim berbat olmazlardı.&#8221;</p>
<p>&#8220;Hayatın içinde ol, hayatta yanlış bir şey yoktur.<br />
Eğer bir şey yanlışsa o sizin bakış açınızdan dolayıdır.&#8221;</p>
<p>_______________________________________________________________</p>
<p>YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının<br />
beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan<br />
geleceğini öğrendim.</p>
<p>YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun<br />
bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 13 Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve<br />
öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.</p>
<p>YAŞ 15 Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha<br />
fazla işittiğini öğrendim.</p>
<p>YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık,<br />
ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer<br />
olduğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun<br />
ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne<br />
düşündükleri değil,benim kendi hakkımda ne düşündüğüm<br />
olduğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 38 Esimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma<br />
kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.</p>
<p>YAŞ 41 Bir insanin kendine olan güveninin,<br />
basarisini büyük oranda belirlediğini öğrendim.</p>
<p>YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz<br />
mutluluk duyduğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile<br />
birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.</p>
<p>YAŞ 49 Herhangi bir isi yaptığımdan daha iyi<br />
yapmaya çalıştığımda, o isin yaratıcılığa<br />
dönüştüğünü öğrendim.</p>
<p>YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde<br />
öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.</p>
<p>YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde<br />
davrandıklarını öğrendim.</p>
<p>YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise<br />
kalbimle almam gerektiğini öğrendim.</p>
<p>YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime<br />
bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.</p>
<p>YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel<br />
olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına<br />
baş ağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.</p>
<p>YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta<br />
verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.</p>
<p>YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler<br />
olduğunu öğrendim.</p>
<p>&#8220;Dün sabaha karşı kendimle konuştum.<br />
 Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.<br />
 Yokuşun başında bir düşman vardı.<br />
 Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum&#8221;</p>
<p> Özdemir Asaf<br />
_______________________________________________________________</p>
<p>Eflatun&#8217;a iki soru sormuşlar.<br />
Birincisi ; &#8220;İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir ? &#8221;<br />
Eflatun tek tek sıralamış :<br />
- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki<br />
çocukluklarını özlerler&#8230;<br />
- Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri<br />
almak için de para öderler&#8230;<br />
- Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar&#8230;<br />
- Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler&#8230;<br />
Sıra gelmiş ikinci soruya ; &#8220;Peki sen ne öneriyorsun?&#8221;<br />
Bilge yine sıralamış ;<br />
- Kimseye kendinizi &#8220;sevdirmeye&#8221; kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi &#8220;sevilmeye&#8221; bırakmaktır&#8230;<br />
- Önemli olan; hayatta &#8220;en çok şeye sahip olmak&#8221; değil, &#8220;en az şeye ihtiyaç duymaktır&#8221;&#8230;</p>
<p>Her şey sende gizli<br />
_________________</p>
<p>Yerin seni çektiği kadar ağırsın,<br />
Kanatların çırpındığı kadar hafif,<br />
Kalbinin attığı kadar canlısın,<br />
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç,<br />
Sevdiklerin kadar iyisin;<br />
Nefret ettiklerin kadar kötü..<br />
Ne renk olursa olsun kaşın gözün;<br />
Karşındakinin gördüğüdür rengin..<br />
Yaşadıklarını kar sayma:<br />
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,<br />
Sevdiğin kadardır ömrün..<br />
Gülebildiğin kadar mutlusun.<br />
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin<br />
Sakın bitti sanma her şeyi,<br />
Sevdiğin kadar sevileceksin.<br />
Güneşin doğuşundandır doğanın sana verdiği değer<br />
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.<br />
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;<br />
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.<br />
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,<br />
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.<br />
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,<br />
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.<br />
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın<br />
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.<br />
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..<br />
İşte budur hayat!<br />
İşte budur yaşamak,<br />
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın<br />
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün<br />
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun<br />
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,<br />
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,<br />
Bebek ağladığı kadar bebektir.<br />
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,</p>
<p>Bunu da öğren,</p>
<p>SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN.</p>
<p>Can Yücel</p>
<p>alıntıdır hipnoterapi.com<br />
<h3>Benzer Yazılar</h3>
<ul class="related_post">
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/gabriel-garcia-marquez%e2%80%99in-sozleri/" title="Gabriel Garcia Márquez’in Sözleri">Gabriel Garcia Márquez’in Sözleri</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/wittgensteinin-deginileri/" title="Wittgenstein&#8217;ın Değinileri">Wittgenstein&#8217;ın Değinileri</a></li>
<li><a href="http://www.sevgiadasi.com/ataturkun-kadin-haklari-ile-ilgili-sozleri/" title="Atatürk&#8217;ün kadın hakları ile ilgili sözleri">Atatürk&#8217;ün kadın hakları ile ilgili sözleri</a></li>
</ul>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/Sevgiadasi/~4/aID0LxUi3wo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sevgiadasi.com/sevdigimiz-sozler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sevgiadasi.com/sevdigimiz-sozler/</feedburner:origLink><feedburner:origLink>http://feedproxy.google.com/~r/Sevgiadasi/~3/aID0LxUi3wo/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss><!-- Dynamic page generated in 2.248 seconds. --><!-- Cached page generated by WP-Super-Cache on 2009-11-11 17:13:52 -->
