<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194</atom:id><lastBuildDate>Fri, 01 Nov 2024 11:31:18 +0000</lastBuildDate><category>Fantezi Efsanevi ve Mitolojik Incelemeler</category><category>Kitap</category><category>İnceleme</category><title>Hayal Kütüphanem</title><description>Kafamdan geçenlerin, parmaklarımdan akarak kitaplaştığı ve raflara doluştuğu; düşlerimin tasarılara dönüştüğü hayali kütüphanem burası...</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Unknown)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>9</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><language>en-us</language><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-2492643871837675623</guid><pubDate>Thu, 28 Jul 2016 15:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2016-07-28T18:47:18.141+03:00</atom:updated><title>Bir anime ile depresyonun tüm aşamalarını yaşamak...</title><description>Derdimi anlatmadan önce iki satır diyeceğim bir şey var. Öncelikli olarak uzun süredir yazmadım çünkü hep yazacağım zaman iyi olmasını isterim yazımın ertelemekten yazıları bu kadar vakit geçti. Kusura bakmayın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gelelim konumuza. Elbette ki her final döneminde insanlar ve dünyalılar ders çalışırken ben de kitap, anime, dizi üçlüsünden aramaya başladım dikkatimi çekecek şeyleri. Bu dönem kitap yerine anime çıktı, sebebiyse büyük ihtimalle iki hafta Arslan Senki'yi izlerken gözüme Log Horizon'un takılmasıydı ama konumuz bu iki anime de değil.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://static.zerochan.net/Sakurasou.no.Pet.na.Kanojo.full.1480833.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://static.zerochan.net/Sakurasou.no.Pet.na.Kanojo.full.1480833.jpg" height="281" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Dün eskiden izlediğim bir animeyi tekrardan izlemeye karar verdim. &lt;b style="font-style: italic;"&gt;Sakurasou no Pet na Kanojo.&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Tekrardan izlemeyi düşündüğüm nadir animelerden birisiydi. Karakterler bir iki az sonra vereceğim küçük detay haricinde gayet hoşuma gitmişti Bu sabah da animeyi bitirdim. Peki neydi beni depresyonun aşamalarını teker teker gün içerisinde yaşamama sebep olan hadise?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anime izleyen daha doğrusu &lt;i style="font-weight: bold;"&gt;anime &lt;/i&gt;izleyenlerimizin bileceği gibi bir animeyi bitirince o anime bitmez sistemden atılana kadar insanlar devamını ister gerek bu manga gerek light novel olsun. Çünkü ne kadar kahramanın yaşadığı macera bitmiş olsa bile niye başka bir macera daha yaşamasın ki? Ya da sonunda çıkmaya başlayan sevgililerin neden günlük hayatını göremeyelim ki? Neden, neden ve gene neden? Ben de bu sorular ve hissiyat ile SnPnK'nın (güzel durdu sanki?) light novel'ini İngilizce'ye çevirdikleri umuduyla internette aramaya başladım ve bunu buldum;&amp;nbsp;&lt;span style="background-color: white; color: blue; font-family: inherit; margin-bottom: 1px; margin-right: 0.4em; outline: none; overflow: hidden; padding: 0px; text-decoration: none;"&gt;&lt;a class="title may-blank " href="https://www.reddit.com/r/anime/comments/2fcbc0/spoilers_light_novel_ending_for_sakurasou_no_pet/" rel="" style="background-color: white; margin-bottom: 1px; margin-right: 0.4em; outline: none; overflow: hidden; padding: 0px; text-decoration: none;" tabindex="1"&gt;*SPOILERS* Light novel ending for Sakurasou no Pet na Kanojo&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: blue; font-family: inherit; margin-bottom: 1px; margin-right: 0.4em; outline: none; overflow: hidden; padding: 0px; text-decoration: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: blue; font-family: inherit; margin-bottom: 1px; margin-right: 0.4em; outline: none; overflow: hidden; padding: 0px; text-decoration: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: blue; font-family: inherit; margin-bottom: 1px; margin-right: 0.4em; outline: none; overflow: hidden; padding: 0px; text-decoration: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;
&lt;br /&gt;
İngilizce'si olup animeyi izlemiş olanlar linke tıklayıp bakabilir anlatılanlara kısaca animenin aslında roman serisinin ilk 6 cildinden oluştuğunu görecekler ilk olarak. Daha sonra da sonraki ciltleri Japonca'sından okumuş birisinin açıklamasını okuyacaklar. Aslında kitapların animeden daha kötü olduğunu ve saçma sapan bitirilen bir son ile karşılaşacaklar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tabi ilk tepkim &lt;b&gt;&lt;i&gt;inkar&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://fatmatters.com/wp-content/uploads/Entering-the-state-of-Denial1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://fatmatters.com/wp-content/uploads/Entering-the-state-of-Denial1.png" height="320" width="230" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
Bu kadar iyi bir animenin sonu böyle saçma sapan olamaz değil mi? Kesinlikle birisi bizi trollüyor ya da aslında Japoncası iyi olmadığından böyle algılamıştır. Sonuç olarak olmayacak şey değil.&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
Ardından &lt;b&gt;&lt;i&gt;öfke&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;.&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://orig09.deviantart.net/b372/f/2013/340/f/c/wrath_of_d____by_lordeeas-d6wx32z.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://orig09.deviantart.net/b372/f/2013/340/f/c/wrath_of_d____by_lordeeas-d6wx32z.jpg" height="263" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
Bunu bize nasıl yapabilirlerdi? O kadar sevdirmişler ve bu serinin en sevdiğimiz seriler arasına girmesine izin vermişlerdi ama hepsi bir yalandı. Sanki camdan yapılmış bir duvar gibi en küçük çekiç darbesi ile paramparça olmaya muhtaçtı. Bu popüleriteyi, bu sevgiyi hak etmiyordu. İnsanların duygularıyla para kazanmak için oynanmış bir şeydi bu.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
Sırada ki aşama, &lt;b&gt;&lt;i&gt;pazarlık.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://elizabethgatlin.com/wp-content/uploads/2013/04/The-Godfather-Negotiation-Tactics.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://elizabethgatlin.com/wp-content/uploads/2013/04/The-Godfather-Negotiation-Tactics.jpg" height="227" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
Başka seriler de vardı. Ne kadar karakterleri çok hoşuma gitmiş olsa da ne kadar devamını okumak düzgün bir Masashi endingi görmek istesem de başka seriler de vardı. Olmalıydı sonuçta?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
&lt;b&gt;&lt;i&gt;Depresyon&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://images.agoramedia.com/EHBlogImages/therese-borchard/2015/07/Breaking-Down-the-Shame-of-Male-Depression-RM-722x406.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://images.agoramedia.com/EHBlogImages/therese-borchard/2015/07/Breaking-Down-the-Shame-of-Male-Depression-RM-722x406.jpg" height="223" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Saatlerce aramanın sonunda sisteminden hala atamanın etkisi ile varılan sonuç. Başka animeler vardı ama hiçbiri o değildi. Neden böyle bitmeliydi bu? Neden? Hiç bir zaman daha iyisin bulamayacaktım değil mi? Karakterleri bu kadar eğlenceli olabilecek miydi acaba? Sanatı bu kadar göze hoş gelebilecek miydi ki? Saatlerce ekranda Love Complex oynarken telefonda indirdiğim bir oyunda dolaşırken geçen saatlerde içimde hala serinin böyle bitmesinin acısı....&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kabullenme&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://cdn.psychologytoday.com/sites/default/files/field_blog_entry_images/acceptance-road-sign.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://cdn.psychologytoday.com/sites/default/files/field_blog_entry_images/acceptance-road-sign.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;
Belki hiçbiri bu olamayacaktı ama başkaları gerçekten vardı. Lovely complex o kadar da kötü değildi hem? İnsanlardan en iyisini beklememek lazım. Bir anime kadar iyi olsa da mangası veya noveli o kadar iyi olacak anlamına gelmemekte. Japonya'ya ilk uçakla gidip yazarın yüzüne tükürmek dışında çokta bir seçeneğim yok hem. En iyisi WoW'u bir daha indireyim belki Orgrimmar önüne at koşturmak keyfimi getirir.</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2016/07/bir-anime-ile-depresyonun-tum-asamalarn.html</link><thr:total>0</thr:total><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-3244300638711755491</guid><pubDate>Sat, 31 Oct 2015 12:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-10-31T15:33:09.715+03:00</atom:updated><title>İlginç bir Saxon Dönemi Kurgusal Tarih Serisi</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://thetelevixen.com/wp-content/uploads/lastkingdom102.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://thetelevixen.com/wp-content/uploads/lastkingdom102.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tam olarak hatırlamıyorum ama en azından bir kaç yıl önce bir kitapçıda gördüm, Azincourt. Bir iki hafta sonra liseden bir arkadaşım aynı yazarın, Bernard Cornwell'in, başka bir kitabını okuyordu. Daha çok ortaçağ İngiltere'sinde geçen kitaplar yazan bir yazar olduğunu anladım. Geçtiğimiz haftalarda bir yerde Telegraphın bu haberin anlattığı olayı duydum:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.telegraph.co.uk/culture/tvandradio/game-of-thrones/11926814/Game-of-Thrones-very-very-dull-says-Sharpe-and-Saxon-author-Bernard-Cornwell.html"&gt;http://www.telegraph.co.uk/culture/tvandradio/game-of-thrones/11926814/Game-of-Thrones-very-very-dull-says-Sharpe-and-Saxon-author-Bernard-Cornwell.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısaca söylemek gerekirse , Bernard Cornwell, Game of Thrones'ın senaryosunun çok 'dull' yani yavan olduğunu bu yüzden diziyi seksapalite vb. şeylerle reyting almak için doldurduklarını "ancak kendi serisinin böyle bir problemi" olmadığını söylüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi daha ileri gitmeden önce Game of Thrones konusuna bakalım, diziye bir miktar baktığımda bir çok kişinin de söyleyeceği gibi genel olarak kitabı gibi ancak kitabında üstün körü geçilen cinsel sahneler bolca konulurken kitapta daha detaylı anlatılan diğer olaylar ya hiç anlatılmayıp ya da üstün körü geçilen bir dizi. Bunun sebebi de başka dizilerde de görüldüğü gibi cinselliğin reyting alması olduğunu düşünmekteyim. Ancak GoT sadece bu yüzden popüler demek ise hakaret bile sayılabilir. A Song of Fire and Ice serisi yani GoT dizisinin baz alındığı kitap serisi gerçekten iyi yazılmış bir seri ki aslında Bernard Cornwell'de&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.bernardcornwell.net/readingclub/a-game-of-thrones/"&gt;http://www.bernardcornwell.net/readingclub/a-game-of-thrones/&lt;/a&gt; kendi sitesinde öyle söylemiş. Fakat dizi kitaba göre o kadar iyi değilken şu an dünyanın en popüler yayını yapan şey bence bir iki maddede anlatılabilir;&lt;br /&gt;
- Cinsellik, üstte açıklandığı gibi.&lt;br /&gt;
- Herkesin ölebileceğinin defalarca örneklerde de gösterildiği gibi sürekli anımsatılması.&lt;br /&gt;
- Kitaptan gelen derin bir kurgu ve arkaplan zenginliği, dizide az farkedilse de bu durum, bir olay olurken sanki gerçekten öyle olaylar olmuş gibi geçmişi vb. bağlantıların düşünülüp kurgulanmış olması.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şahsım adına dizisi bana kitabın yanında bir miktar yavan geldiğinden çok takip etmeyip kitaplarını tercih etmekteyim. Kitaplarına gelirsek kesinlikle iyi bir seri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olaydan fazla kopmadan Bernard Cornwell'in serisine dönelim. Önceden Saxon Stories (Sakson Hikayeleri) olarak geçen ama dizinin çıkışıyla dizinin isminin seri ismi olarak kabul edilip (dizi ismi de ilk kitabın ismi) The Last Kingdom (Son Krallık) ismini almış seri. Peki bu seri neden bahsediyor? İzleyenler bilir Vikings serisi daha ilk sezonunda Ragnar Lothbrok'un şu an İngiltere olarak bilinen topraklara yaptığı yağmayla başlayıp daha sonra yeni sezonlarla beraber Fransa'da ki savaşlarını anlatıyor-anlatacak. Bizim TLK serimiz ise bundan belki 50 yıl sonrasını anlatmakta. Ragnar'ın Fransa'yı değil İngiltere diye bildiğimiz topraklarını fethetmeyi çalışan çocuklarının döneminde geçmekte. Ana karakterimiz Uthred oğlu Uthred ki onun da büyükbabası Uthred (bu cümleyi kitabı okuyanları daha iyi anlayacaklar). Uthred'in babası Uthred bir Northumbia yani o zamanda ki İngiltere'nin dört krallığından birinin (Nortrumbia aynı zamanda Vikings'de yağmalanan krallık ki tahmin sadece ama Vikings'de ki o ünlü ilk yağmalanan manastıra yakın bir yerde geçiyor başları kitabın) Ealdorman'ı yani Lord'u. Dane'lerle yani Danimarkalılarla yapılan bir savaşta (kitapta da tekrarladığı üzere yağma yapanlara Viking deniyor fakat bu Danimarkalılar yağma için değil yerleşmek için saldırıyor) öldürülüyor ve Uthred esir düşüyor Ravn oğlu Ragnar'a. Ragnar kendi oğlu gibi bakıyor Uthred'e ve hikaye gelişmeye başlıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi az bir nefes alalım. Hikayenin devamını anlatmakta kararsızım ki sizde okuyun diye. Roman genel olarak Uthred'in yaşlanmışken anılarını anlatması şeklinde geçiyor ve çok hoş bir dili var. Sürükleyici olmasının yanında çok derin bir kurguya sahip olduğu belli. Henüz fantaziye benzer hiçbir şey çıkmadı. Diziyle karşılaştıracak olursak beni en çok şaşırtan şey dizinin adaptasyonu. Önce dizinin ilk pilot bölümünü izleyip kitabı okuduğumdan herhalde çok şaşırdım çünkü ilk bölümün sonuna kadar olan olaylar kitabın yarısında ancak oluyor. Anladığım kadarıyla kitap çocukluk hallerini temel almış ancak devamı için farklı bir senaryo yazmayı planlıyor ve bir miktar daha ilginci senaryoda yazarın kendisi Bernard Cornwell oturuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitaba geri dönersek karakterlerin birbirleriyle bağlanması çok iyi olmasının yanında B. Cornwell çok daha önemli bir noktayı yakalamış bu seride ki, "catch phrases". Yani öyle cümleler ki kitabı okuduğunuzda aklınızda kalacak şeyler, arkadaşlarınızla tartışırken şakalaşırken kullanabileceğiniz cümleler. Örneğin, GoT'te ki "Winter is coming!" veya "You know nothing, Jon Snow" etc. The Last Kingdom'da en çok hoşuma giden şey ise "Destiny is everything." ve bu cümle çok iyi işlenmiş bir tema haline gelmekte. Saxon'ların kökenine İngiltere'nin doğuşuna şahitlik etmemizi sağlayan bir seri. Devamı kitaplarını okumadım ama daha çok her biri kitabın ana hikayesi var diye tahmin ediyorum ki bu da seriyi A Song of Ice and Fire'dan ayıran en önemli şey çünkü ASOIF serisi Yüzüklerin Efendisi gibi her kitabı diğerini tamamlayıcı bir şekilde gitmeye çalışıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine de okuyacak çok güzel bir seri bulduğuma memnunum. İyi okumalar.</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2015/10/ilginc-bir-saxon-donemi-kurgusal-tarih.html</link><thr:total>0</thr:total><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-8152847736668126844</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2015 12:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-10-26T15:44:00.345+03:00</atom:updated><title>Blindspot, Boşa Geçen Beş Bölümlük Süre</title><description>Şu sıralar yeni başlayan dizi olan Blindspot'a bakıyorum. Peki bu dizi niye ilgimi çekti? Çünkü Jaimie Alexander ki Thor filmlerinde oynayan ablamız, bu filmin ana karakteri olan karşımıza çıkmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstteki cümleleri 2.bölümü yazdıktan sonra burayı da 5. yani bu yazı yazıldığı andaki son bölümü de izledikten sonra yazmış bulunmaktayım. O yüzden incelememi de öyle yapmaya karar verdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;i&gt;İlk iki bölüm&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dizi hemen hemen her film ve dizi de sözü geçen belki de New York Times Meydanında bir polis memurunun yerde bir çanta bulmasını ve üstüne bomba imha ekibini çağırmasıyla başlıyor. Bomba imha görevlisi yavaş yavaş çantaya yaklaşıyor (gariptir ki çıplak elde) ve çantaya yaklaştığında çantada bir hareket beliriyor. &amp;nbsp;İçindense tamamen dövmelerle kaplanmış çıplak bir kadın çıkıyor. İşte Jane Doe olarak geçen (İngilizce konuşan ülkelerde kimliliği belirlenememiş kişilere Jane Doe denir) J.A.'nın canlandırdığı karakterle böyle tanışıyoruz. Arkasında ismi yazıldığından dolayı dizinin ikinci ana karakteri Kurt Weller ile de ilerleyen dakikalarda karşı karşıya kalıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dizi ilginç başlamış olmasına rağmen kötü oyunculuklar, kötü senaryo, klişe aksiyon sahneleri ile dikkatimi çekmiş durumdaydı ve içimden nasıl oldu da böyle birşey yayınlandı dedim. Klişe aykırı tek şey ise normalde CIA ve NSA, FBI'ı ezerken bu sefer FBI diğer iki agency ile dalga geçmekte. Tamamen saçma ve gerçek dışı birşekilde olayları çözmeye çalışmaktalar hiç bir memurun davranacağı gibi bir senaryo da yok. FBI ajanımız kafasına göre patronuna karşı gelebiliyor etc.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;i&gt;Sonraki üç bölüm&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Açıkçası tüm yayınlanmış bölümleri izleyeyim öyle yorum yapayım diye kendimi zorladım ondan dolayıdır ki bu parça var. Dizinin genel hikaye yani asıl olayların olduğu senaryo ilginçleşmesine rağmen de o da klişe sahnelerle puan kaybetmiş durumda. Daha da ne yazacağımı bilemedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Senaryo bir miktar iyileşse de oyunculuklar ve konuşmalar vasat altı, dizinin ikinci sezonunu göreceğini zannetmiyorum açıkçası.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2015/10/blindspot-bosa-gecen-bes-bolumluk-sure.html</link><thr:total>0</thr:total><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-97627877163760820</guid><pubDate>Sun, 13 Sep 2015 15:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-09-13T18:51:36.366+03:00</atom:updated><title>Kore Hayranı Kızlara Kısa bir Not</title><description>Dün akşam Megabox'ta ki Ateşi Yakalamak filmine arkadaşlarla beraber gittik. Filmden önce reklamlar çıktı. Normalde TV izlemediğim gibi Kore'ye geldiğimden beri de TV izlemedim izlediğimdeyse de kütüphanede ki International CNN olduğundan hiç Kore reklamları görmemiştim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Film başladığında izlediğim reklamlardan dolayı midem bulanıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu cümleyi açıklayayım. Bir çoğunuzun bildiği gibi Kore kozmetik endüstrisi ile ilgili bir çok ürün üretmekte. Fakat yapılan reklamları gerek kadın güzellik malzemeleri, gerek erkek parfümleri gerek bambaşka malzemeler kozmetikle alakasız malzemelerde hep üstünde durulan tek bir tema vardı. Kadınları tavlamak diyebileceğimiz bir durum. Avrupa ve Amerikan reklamlarında da benzer şeyler gösterilse de daha çok kadınların olan ilgisini artırmak şeklindeyken Kore reklamlarında tamamen kadınları obje haline getiren. Eğer toplumun istediği ölçülere %100 uymazsanız mide bulandırıcı olduğunuzu söyleyen reklamlarla karşılaştım. Bu son söylediğime bir örnek vereyim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir adam telefonda konuşurken bir kadını görüyor. Kadın kafenin içerisinde bir menüyü okuyor bu yüzden sadece gözlerinin ve üstü hizası gözüküyor. Adam ilk görüşte aşık olduğunu düşünüyor. Ardından menüyü düşürünce kadının yüzünün olduğu yere trol bir yüz diyebileceğimiz şekilde çizilmiş karikatüristik bir erkek/kadın yüzüne benzer bir çizim geliyor ve adam kusacak gibi olup kaçıyor. Ardından eğer bu kremi kullanırsanız böyle sahneleri yaşamazsınız denilen bir anlatıcıyla beraber krem sahnesi geliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üniversitemde ki hiç bir arkadaşımda neyse ki böyle bir tutum görmedim belki de Korece konuştuklarında bu dar kafayla konuşuluyor olabilirler ama haberim yok fakat bu reklamın gösterdiği şey aslında medyanın her ne kadar dramalarda çok hoşmuş gibi gözükse de Kore toplumunda olan kadınları obje haline getirmeye çalışmalarına benzettim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benzer bir iki üç reklam daha gördüm. Şahsım adına kadınların bu kadar kolay hakaret edilebilecek, sanki hemen miden bulanacak ve gidip bir başka kadına gideceksin gibi obje olarak gösterilmeleri hoş bir durum olarak gelmedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazdıklarımda ki bazı kelimeleri sanki hakaret ediyormuşum gibi düşünebilirsiniz. Fakat "dar kafalı" vb. gibi ifadeleri direk Kore'de yıllardır yaşayan ve Kore'li birisiyle evli olan Kanadalı bir İngilizce öğretmenimden aldım. Kendisinin dediğini söylüyorum "dünyadaki en fazla ırksal, cinsiyetçi ayrımları yapan toplumlardan biri, fakat o kadar normalleşmiş ki o kadar az diğer toplumlara yansıyor ki gelip bir süre yaşamadan anlaşılması çok zor".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı son paragrafı hariç 2013, Kasım ayında yazmıştım son paragrafını ekledikten sonra yayınlama kararı aldım. Kendi şu an ki düşüncelerime gelince. Nasıl Türkiye'de hayat 7 Numara gibi değilse veya Aşk-ı Memnu gibi değilse, dramaları gerçeğe hiç benzetmeyin. Hatta uzakdoğu da peri masalı trendi döndüğünden maalesef daha da uzaklar gerçeklikten. Oraya gidince/giderseniz çok yanlışsın hiç de öyle diyebilirsiniz ama unutmayın siz bir ay veya birkaç aylığına gitmişken ki bu sizi onları hala misafir/turist gözüne sokar, bir buçuk yıl yaşayınca benim gibi veya Kanadalı hocam gibi 7-8 yıl yaşayınca aslında insanların A dediğini ama B düşündüğünü görüyorsunuz.</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2015/09/kore-hayran-kzlara-ksa-bir-not.html</link><thr:total>1</thr:total><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-3476993894951820877</guid><pubDate>Fri, 14 Aug 2015 12:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-08-14T15:22:35.491+03:00</atom:updated><title>Bir Pilotun İncelenmesi</title><description>Başlığın aslında konuya çok garip durmasının yanında geçen internete Lucifer ve Minory Report adlı başlayacak dizilerin pilot bölümlerinin düştüğünü farkettim az çok birşeyler karalayayım dedim. Ne zamandır yazmaya üşenmekten belki bunlarla kurtuluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not : Minority Report'u yazmaya da burayı düzeltmeye de üşendim. Sonra başka bir yazıyla yazarım onu da.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
Not : Bir miktar spoiler içerebilir ama ilk bölüm yayınına kadar değişme ihtimali var oyuncuların ve senaryonun yani siz bilirsiniz okuyup okumamakta.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h4&gt;
Lucifer&lt;/h4&gt;
Kendimi bildim bileli biblical mitoloji adı verilen eserler hoşuma gitmiştir. Diablo'nun hikayesi veya Mortal Instruments'in teması vb. gibi konular hoşuma gidiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://orig10.deviantart.net/c3b7/f/2015/097/c/d/lucifer_by_sandara-d8ov0cv.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://orig10.deviantart.net/c3b7/f/2015/097/c/d/lucifer_by_sandara-d8ov0cv.jpg" height="320" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Bu dizi direk original work adı verilen kategoriye girmiyor. Senaryosu bir çizgi roman serisinin uyarlanması. Çizgi roman olarak Lucifer karakteri ilk defa Sandman - Neil Gaiman tarafından yazılmış bir seri - serisinde görünür oluyor ve ilgi duyulmasının ardından kendi serisine sahip oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk bölümün başında da yazdığı gibi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;"In the beginning...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;The angel Lucifer was cast out of Heaven and condemned to rule Hell for all eternity.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Until he decided to take a vacation..."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;"Herşeyin başlangıcında...&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Melek Lucifer, Cennetten uzaklaştırılmış ve Cehennemi sonsuza dek yönetmeye mahkum edilmişti.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Ta ki tatile çıkmaya karar verene kadar..."&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;Konusu tamamen absürd bir şekilde başlayan dizi -aynı zamanda Lucifer gele gele Los Angeles yani Melekler Şehrine gelir tatile- başlangıç müziği olarakta Borderlands serisinin ilk oyununun da açılış şarkısı olan Cage The Elephant - Ain't No Rest For The Wicked kullanılmışki oyunu oynadığımdan beri favori olan şarkılarımdan biridir aynı zamanda nakaratı da resmedilen Lucifer karakterine çok iyi uymuş.&lt;br /&gt;
&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
Karakterimiz İngiliz aksanı ile oynayan uzun esmer birisi -delikanlı desem mi demesem mi diye düşünmedim değil- ismi ise defalarca tekrarlandığı gibi &lt;i&gt;Lucifer Morningstar&amp;nbsp; &lt;/i&gt;- Morningstar sabah yıldızı anlamına gelmektedir ki aynı zamanda Lucifer kelimesi latince de Işığı Getiren anlamına da gelmektedir - duyanları şaşırtmaktadır. En başından beri kim -ne- olduğunu saklamakta uğraşmayan birisi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki çizgi roman uyarlaması olur da hiç mi özel güç olmaz -ölümsüzlüğü saymadım tabi-, Lucifer'in özel gücü ise insanların en derin ve saklı arzularını ortaya çıkarabilme yetisi. İnsanlar ona arzularını söylerken farkında bile olmuyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi açık konuşalım bence diziyi izleten tek element Lucifer karakteri ve diyalogları. Araya bir miktar ikinci bir melek sokup alttan derin bir hikaye işlemeye çalışır gibi yapsalar da ne kadar iyi olacağından şüpheliyim. Fakat diziyi izlerken saklanmış detayları görmek eğlenceli olmuyor değil. Örneğin Lucifer'in soyadı veya sahip olduğu gece kulübünün ismi Lux ki bu da ışık demektir. Elinde tuttuğu madalyondaki yazılar (In God We Trust - In God We Condomned olması lazım) veya plakası "FALLEN" diye gördüm ki anlamış düşmüş olan demektir genelde Cennetten kovulan meleklere söylenir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;iframe width="320" height="266" class="YOUTUBE-iframe-video" data-thumbnail-src="https://i.ytimg.com/vi/X4bF_quwNtw/0.jpg" src="https://www.youtube.com/embed/X4bF_quwNtw?feature=player_embedded" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ek not : Callifornication yapımcısından çıkıyor seri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araya trailer atıp bitirelim.</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2015/08/bir-pilotun-incelenmesi.html</link><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/X4bF_quwNtw/default.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-7964511479671732206</guid><pubDate>Fri, 15 May 2015 13:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-05-15T16:30:01.695+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kitap</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İnceleme</category><title>Marslı - Andy Weir</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://www.carrieloves.com/wp-content/uploads/2015/03/the-martian-andy-weir.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://www.carrieloves.com/wp-content/uploads/2015/03/the-martian-andy-weir.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzun zamandır yazmamıştım bugün kitaplığımda bir iki ay önce okuduğum Marslı adlı kitabı görünce niye onu yazmayayım ki, dedim ve işte burdayım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle kitabın içine bakınca görebileceğiniz gibi yazar Andy Weir edebiyat kökenli veya normalde roman yazan birisi değil. Benim gibi programlama temelli olan Andy Weir kitabı internette yazmış ve yayınlamış çok popüler oluncada yayınevlerinden biri yayın haklarını satın almış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın konusu şu; teknoloji ilerlemiş ve sonunda aya yaşayan insan gönderip geri getirme projeleri hayata geçirilmiştir. Ares I projesi ilk Marsa insan projesi olmakla beraber hikaye Ares III'te geçmektedir (öyle hatırlıyorum). Ana karakterimiz ise talihsiz bir kaza ile Mars'ta tek başına kalmış ve onun hayatta kalmaya çalışmasını anlatıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitap zaman zamana bir miktar sıkıcı hali almakta bunun sebebi ise yazarın olan olayları olabildiğince bilimsel hesaplamalarla da anlatmaya çalışması ve şahsım adına bağzen kendimi kayıp gibi hissetmeme rağmen çok da hoşuma giden bir özelliğiydi bu kitabın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi size yukarıda bir konu verdim ve belki okurken daha fazla şey bekleyebilirsiniz amma velakin bu kadar. Konu tamamen yazdığım kadarla kalmakta ne daha fazla ne daha az. Peki bu kitap niye bu kadar başarılı? Ana karakterin eğlenceli konuşmaları ve değerlendirmeleriyle günlük gibi geçen bu kitap (selam Robinson Crusoe) ne kadar normal okuyucuları sıkabilecek bilimsel hesaplamaya sahip olsa da kendini okutuyor. Şahsım adına bir gecede sabaha kadar okuyarak bitirdim kitabı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eksileri&lt;br /&gt;
- Eğer İngilizce'den kitap okumaya alıştıysanız çeviri de bir kaç noktada garip hissedebilirsiniz çünkü karakterin kullandığı deyimlerin Türkçe karşılığı veya bizim günlük dilimizde karşılığı çok kullanılmadığından garip kaçabiliyor.&lt;br /&gt;
- Konu sabit ve hikayenin devamını bekledim bir yerden sonra ama kitap bitmişti&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Artıları&lt;br /&gt;
+ Gerçekten sürükleyici&lt;br /&gt;
+ Karakterimiz inanılmaz derecede eğlenceli bir düşünme yapısına sahip&lt;br /&gt;
+ Modern bir Robinson Crusoe ama hiç de taklit gibi hissettirmiyor&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Açıkçası eğlenceli, sürükleyici ve hoş bir kitap okumak istiyorsanız kesinlikle öneririm ama ne derinlemesine bir konu ne derin bir edebiyat ne de iyicene bir psikolojik inceleme yapan romanlardan biri olduğunu zannetmeyin.</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2015/05/marsl-andy-weir.html</link><thr:total>0</thr:total><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-3047781475218239932</guid><pubDate>Mon, 18 Mar 2013 08:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2016-11-03T10:40:25.782+03:00</atom:updated><title>Kore Notları 1</title><description>&lt;i&gt;Tamam artık bir ayı geçti Kore'ye geldiğimden beri yazıyı yazabilirim...&lt;/i&gt; Gibi bir durum yok elbette ^^. İlk hafta yazacak bir şeyim yoktu sonraki üç haftanın tüm suçu ise okuduğum üniversitenin inanılmaz yoğun programındandı. Fakat bir şeyler yazmazsak da olmaz değil mi :).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14 Şubat 2013'te İstanbul Atatürk Uluslararası Havalimanı'ndan Etihad havayollarının aktarmalı uçuşu ile Seoul'e uçtum. 15 Şubat 2013, 11:30 gibi Seoul'e vardık. Hafiften acıkmıştık. Ancak yiyeceğim şeylere dikkat etmem gerekiyordu çünkü (alkol, domuz eti vb. gibi şeyler yemem) içindekilerin ne olduklarını okuyamıyorum. Gelelim karşılaştığımız ilk probleme:&lt;br /&gt;
* Türkiye'de büyükler çok söyler "&lt;i&gt;İngilizce öğrenin dünyanın her yerinde geçer sıkıntı çekmezsiniz...&lt;/i&gt;" ... Siz öyle sanın. Kore'de İngilizce bilen sayısı çok az neyse ki elbette havalimanındakiler konuşabiliyor ama burada da İngilizce konusunda ikinci probleme geliyoruz. Telaffuzları çok kötü ve neredeyse yalnızca o telaffuzda konuşanları anlıyorlar. Yani zero dediğinizde anlamayabilirler çünkü zero onlarda ciro gibi okunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir problem daha yaşadık WC'ler konusunda ama çok bahsetmek istemiyorum. Gerçekten merak edenler Kore'ye gidenlere Türkiye'de ki ve Kore'de ki wc farkını sorabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ardından Soeul'de kalan arkadaşlarım beni buldular ve onların kaldığı yere gittik. İki gün dinlenip KTX adı verilen hızlı trenle Ulsan'a vardım.&lt;br /&gt;
KTX konusunda bir açıklama yapayım ama ondan önce bir açıklama daha yapayım. Bildiğiniz gibi 20. yy başlarında Kore, Japon işgaline uğradı. Haliyle Kore'de Japonya ve ilgili şeyler öyle çok da sevilmez. Bunu Seoul'de hissetmeniz biraz zor ama Japonya'ya yakın olan Busan ve Ulsan'a gelince anlıyorsunuz. KTX örneğiyle daha iyi açıklayabilirim. Kore hızlı treni yapacakları zaman iki seçenekleri vardı ya teknolojiyi Japonya'dan ya da Fransa'dan alacaklardı. Onlar da Fransa'yı tercih ettiler çünkü dediğim gibi Japonya'yı çok sevmezler. Öyle bir nefret değil bu çünkü en küçük çocukları bile One Piece bilir ama kendilerinin de dediği gibi olabildiğince farklı olmaya ve farklı olduklarını ifade etmeye çalışırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk hafta yatıp dinlendikten sonra ikinci hafta üniversitem 울산과학기술대학교 veya diğer yazılışla UNIST, Ulsan National Institue of Science and Technology'nin oryantasyon programı başladı. Dolu bir haftanın hemen ardından dersler başladı ve ödevler çok hızlı ve fazla olarak verildi. Okul hakkında tekrardan daha detaylı konuşacağım ama önce iki detayı açıklayayım geri kalanlar başka bir yazıya kalacak :).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Bildiğiniz gibi bizim ülkemizde İngilizce eğitimi çok da iyi değil (Kore ve Japonya'dan iyi) ancak az veya bilmeyen insanlar bile çat&amp;nbsp; pat tek tek kelimelerle konuşur yabancılarla anlaşır. İşte Kore'de bu tam tersi. Uluslararası öğrencilerle ilgilenen ofisteki abinin deyimiyle "Kore'liler bir işi yaptı mı tam yapmak istediklerinden ve İngilizce'leri de tam olmadığından konuşmak için çok utanıyorlar." peki bunun dezavantajları nelerdir bana? Kimse benimle konuşmuyor. Herkes görmezden geliyor. Afişler Kore'ce, bazı derslerde hocaları uyarmasak Kore'ce gidiyorlar ki hatırlatırım bu üniversite özellikşe %100 İngilizce sloganıyla ilerliyor. Ama duyduğuma göre diğer yabancı öğrencilerden önceden daha kötüymüş bu durum git gide iyileştiğini söylüyorlar durumun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* İkincisi ben de müzik eğitimine verilen önemden faydalanıp ilk dönemden Music and Creativity (Müzik ve Yaratıcılık) dersini alarak Piano öğrenmeye başladım :). Şu an daha G position'dayım ama elimden geldiğince öğreniyorum :).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sağlıcakla kalın :D</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2013/03/kore-notlar-1.html</link><thr:total>9</thr:total><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-5300856442484279242</guid><pubDate>Mon, 10 Sep 2012 11:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-05-08T13:53:04.395+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Fantezi Efsanevi ve Mitolojik Incelemeler</category><title>Fantezi, Efsanevi ve Mitolojik Incelemeler 1 - Evrenlerle Ilgili Kısa Bir Deginme</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiJ6ZTamwbF9QCiGGDSq4xXxsgUN8WEAGnEi6bJ5Q91a8de0CgL9X_E4yhLrn6A-t-fvTdNss9r3Jb7AwTWzsDQ8LaZhOi11zVRlbMs5rs7CgJiFIQUrWV9ihyphenhyphen7_I_pgfwxd-fSdF4kxgAV/s1600/Poseidon_sculpture_Copenhagen_2005_hand.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiJ6ZTamwbF9QCiGGDSq4xXxsgUN8WEAGnEi6bJ5Q91a8de0CgL9X_E4yhLrn6A-t-fvTdNss9r3Jb7AwTWzsDQ8LaZhOi11zVRlbMs5rs7CgJiFIQUrWV9ihyphenhyphen7_I_pgfwxd-fSdF4kxgAV/s1600/Poseidon_sculpture_Copenhagen_2005_hand.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle şunu söylemek isterim bu yazı kayıtlara geçsin ki-.... pffff sanki tarih kitaplarına geçecek bir yazıyormuşum gibi konuştum değil mi? :D Ancak gene de &lt;i&gt;'for the records'&lt;/i&gt;&amp;nbsp;:)...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dil defalarca edebiyat kitaplarında ki ünlü yazarların ya da bize sürüyle ödev veren edebiyat hocalarının da dediği gibi canlı bir şeydir. Fakat dil nasıl canlıysa onun oluştuğu şey de insana, zamana ve kültürel ögelere bağlı olduğundan canlıdır. Akımlar, teknikler, tarzlar, popüler şeyler, modalar gibi bir çok şey zamandan zamana değişir. Peki en ilginç yanlardan birine gelelim ki en sevdiğim noktalardan biridir :) ;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vampirleri ele alalım son yıllar da popüler olan Alacakaranlık serisini düşünürsek ki pek seveni yok - &lt;i&gt;burada araya gireyim ben seriyi kitap olarak fantastik değil romantik ve genç tarzı olarak çok seviyor filmini ise şiddetle kınıyorum&lt;/i&gt; - vampirler güneş ışığına çıkabilen ama çıktıklarında elmas gibi parlayan, çok hızlı, çok güçlü, taş gibi, insanüstü güzelliğe sahip, özel yetenekleri olabilen, uyuyamayan vb. bir çok şeyin de söylenebileceği insanların zehirlendikten sonra ölüp lanetlenmiş gibi yaşadıkları tür gibi haksız mıyım? İnsanlar ısırılıyor zehir akıyor kanda kalp duruyor ve dönüşüm tamamlanmış. Aslında kalp durduğuna göre teknik olarak ölüsün ama yaşıyorsun. Tamam bu Stephenie Meyer adlı yazarımızın görüşü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki Matsuri Hino adlı favori vampir evrenlerimden birini yaratan mangakamıza göre ise vampirler ayrı bir ırk, insanlardan kıtlık vb. gibi zor zamanlarda evrimleşerek oluşmuş. Vampire Knight'ın evreni yanlış mı? Orada ki vampirlere &lt;i&gt;'Ulan bunlar vampir olamaz bak güneşe çıkabiliyorlar'&lt;/i&gt;diyebilir miyiz? Elbette hayır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gelelim favori evrenlerimden birine Yunan Mitolojisine;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Afrodit&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;Zeus&lt;/i&gt;'un kızı mıdır yoksa &lt;i&gt;Uranüs&lt;/i&gt;'un organın kesilmesi ve Akdeniz'e düşmesinden çıkan kabarcıklardan mı doğmuştur? İkisi de doğrudur aynı Alacakaranlık ve Vampire Knight evrenlerinde ki vampirlerin hepsinin vampir olması gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*İnsanlar düşünür, hayal eder ve bunları bırakın yazmayı daha konuşmaya başladıkları anda sözlü edebiyat ortaya çıkar. Yazdıkları anda yazılı edebiyat çıkar. Yani ilk insanlardan beri hayal gücü olduğuna göre o zamandan beri de edebiyat vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*İnsanlar gördüklerinden yeni şeyler üretebilir hayal edebilirler. Bu evrende olmayan hiç bir şey hayal edemezler. Bundan kastım &lt;i&gt;'Lan herif vampirler var diyor manyağa bak' &lt;/i&gt;değil. Hayal gücü evrende ki şeyleri karıştırır yeni şeyler oluşturur. Fakat karıştırdığı en temel hammaddeler her zaman evrendendir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi bu iki işaretli paragrafa bakınca çıkaracağımız şeyler ilk insan beri hayali canlıların hayal edildiği ve bunların hammaddelerinin evren olduğu çıkıyor değil mi? Ee öyleyse birbirine benzeyen ya da birbirinden farklı aynı adda veya farklı adda bir sürü değişik &lt;i&gt;canavarcık &lt;/i&gt;olacak değil mi :D ?&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhPaoIm-KAFh2BUXqgeKFPJpOfkeScE1KtWi4R0XiuD7qnqW5DRju5t7rinmnMvC39b2vwOwMmIuo13UNF9lWzUQbHGHMCA0sib645_0k0qod4BfN7tzAn9LsU6-HyarkgmSK8URdiWTS77/s1600/knight1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhPaoIm-KAFh2BUXqgeKFPJpOfkeScE1KtWi4R0XiuD7qnqW5DRju5t7rinmnMvC39b2vwOwMmIuo13UNF9lWzUQbHGHMCA0sib645_0k0qod4BfN7tzAn9LsU6-HyarkgmSK8URdiWTS77/s320/knight1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Mesela &lt;i&gt;elfleri &lt;/i&gt;ele alalım;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elfleri ilk Tolkien'un yarattığı -&lt;i&gt;gerek bu yazıda gerek bu yazı dizisinde gerekse blogda ki herhangi bir yazı da yaratma kelimesini kullanıyor olabilirim kastım hayal etmektir :)&lt;/i&gt;- sanabilir insanlar ama elfler eski pagan inançlarından beri bulunuyordu. Tolkien onları insana benzetti sadece. Kanıt gerekiyorsa &lt;i&gt;Chirstmas&lt;/i&gt;&amp;nbsp;olayında ki elflere bakabilirsiniz. Noel babanın küçük &lt;i&gt;cincikleri&lt;/i&gt; :) Hatta bunların kötüleşen yeşilleri var ve galiba onlara &lt;i&gt;orc &lt;/i&gt;diyoruz bu aralar :).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tolkien onları insan suretine soktu peki Margaret Weis ve Tracy Hickman ne yaptı? Bildiğim kadarıyla onlar da ilk &lt;i&gt;Kara Elf &lt;/i&gt;tabirini kullandılar. Yani kara büyüyle uğraşmakla, yoldan sapmakla bozulmuş elfler. Hatta ileri de bu tür gerek &lt;i&gt;Warcraft&lt;/i&gt; gerek de &lt;i&gt;Forgotten Realms&lt;/i&gt; gibi büyük evrenler de başroller bile oynadı :). Gene &lt;i&gt;Warcraft&lt;/i&gt;'ta &lt;i&gt;Blood Elfler&lt;/i&gt; yok muydu? Kara büyü kullanan? Bunların hepsi yalan mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi bu cümleleri az çok fantastik edebiyatla ilgili sohbet yapmış insanlar neden kurduğumu anlar çünkü arkadaşlar arasında bile en çok tartışılan konulardan biridir bunlar. Genel de ilk okunan seriler favorilerştilir ve sadece orada ki elfler sadece orada ki vampirler doğru kabul edilir. Fakat bu dar bakış açısını yıkmak ve buna düşmemeyi çalışacağımı baştan söyleyeyim ki sonra ki yazılar da &lt;i&gt;Lan herif elflere cüce dedi lan adama bak &lt;/i&gt;demeyin :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Not: Twitter'dan dediğim gibi bugün lan günü o yüzden fazlaca kullanmış olabilirim lan :).</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2012/09/fantezi-efsanevi-ve-mitolojik.html</link><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiJ6ZTamwbF9QCiGGDSq4xXxsgUN8WEAGnEi6bJ5Q91a8de0CgL9X_E4yhLrn6A-t-fvTdNss9r3Jb7AwTWzsDQ8LaZhOi11zVRlbMs5rs7CgJiFIQUrWV9ihyphenhyphen7_I_pgfwxd-fSdF4kxgAV/s72-c/Poseidon_sculpture_Copenhagen_2005_hand.jpg" width="72"/><thr:total>3</thr:total><georss:featurename>Çamlıca Mh Bursa, Türkiye</georss:featurename><georss:point>40.200772684755883 28.984336853027344</georss:point><georss:box>40.188644684755886 28.964595853027344 40.21290068475588 29.004077853027344</georss:box><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-4980135869989210194.post-3740341679147505159</guid><pubDate>Mon, 03 Oct 2011 15:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-03T18:56:06.630+03:00</atom:updated><title>Hikaye</title><description>Bu arada aklımda hikaye yazmak var yazdıkça bölüm bölüm buraya yazacağım takipte olun ve yorumlarınızı bekliyorum :D</description><link>http://mtilhan.blogspot.com/2011/10/hikaye.html</link><thr:total>0</thr:total><author>noreply@blogger.com (M.Talha İlhan)</author></item></channel></rss>