<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093</atom:id><lastBuildDate>Wed, 05 Nov 2025 20:02:49 +0000</lastBuildDate><category>zaman</category><category>arkdaşlık</category><category>ağlamak</category><category>beklenti</category><category>boşluk</category><category>kandırmak</category><category>mesafeler</category><category>uzaklık</category><category>uzanmak</category><category>yazmak</category><category>a bout de soufle</category><category>acı</category><category>ada</category><category>adem</category><category>ahiret</category><category>akdenizde ölmek</category><category>akşamı beraber geçirmek</category><category>ani baş dönmesi</category><category>anlaşma</category><category>arada kalmak</category><category>arpa şehriye</category><category>attila ilhan</category><category>ayna</category><category>ayıp şeyler</category><category>aşk</category><category>aşkın gidişi</category><category>baba</category><category>balayı</category><category>balkon</category><category>balon</category><category>balçova</category><category>barış manço</category><category>başlamak</category><category>beden</category><category>bekir</category><category>besin zinciri</category><category>bilinç kaybı</category><category>bitmeyen aşk</category><category>bitmeyen işler</category><category>boş</category><category>boş oda</category><category>boşa konuşmak</category><category>brontozorus</category><category>burçak tarlası</category><category>cacık</category><category>cafe</category><category>cam</category><category>camdaki kuş</category><category>can sıkıntısı</category><category>dizi izlemek</category><category>doğru cevap</category><category>düşünceler</category><category>düşünmek</category><category>dışarı aktarım</category><category>elde var sıfır</category><category>eski filmler</category><category>eski sevgili</category><category>eskileri atmak</category><category>eskimek</category><category>eskitmek</category><category>evlilik</category><category>eylül akşamı</category><category>eziklik</category><category>eşleşme</category><category>fare</category><category>fesatlanmak</category><category>flowers in december</category><category>gel</category><category>gelişgüzel cümleler</category><category>geçmişte kalmak</category><category>görmek</category><category>güzel</category><category>hala sevmek</category><category>haluk bilginer</category><category>havalanmak</category><category>havalar</category><category>hissetmek</category><category>iki</category><category>ikili tatminler</category><category>ilerleyememek</category><category>iletişimin kopuş noktası</category><category>inanmak</category><category>incinme</category><category>incitme</category><category>ipsiz sapsız</category><category>istemek</category><category>iyi olmak</category><category>işsiz güçsüz</category><category>jacob</category><category>john</category><category>kadınlar</category><category>kafa uçması</category><category>kalkmak</category><category>kalp</category><category>kandırılmak</category><category>karşılıklılık</category><category>kaçmak</category><category>kelimeler bağlı kalmak.</category><category>keyif almak</category><category>klişe</category><category>konuşmak</category><category>kulak</category><category>kuş</category><category>küfür</category><category>kış</category><category>lastik</category><category>le cagot</category><category>liderlik</category><category>lizz caplan</category><category>loaassst</category><category>locke</category><category>lost</category><category>masumiyet</category><category>maziler</category><category>menemen</category><category>muhabbet</category><category>mutlu son</category><category>mısır</category><category>nasa</category><category>nereye uçar turnalar</category><category>otlar</category><category>pencere</category><category>pilav</category><category>plüton</category><category>rahatlığın</category><category>richard</category><category>ruh</category><category>saat tamircisi</category><category>sabah çokluğu</category><category>sabaha selam durmak</category><category>sade</category><category>sakinleşmek</category><category>sakın</category><category>sanatsal içerikler</category><category>sanrı</category><category>saçmalık</category><category>seks</category><category>selvi boylum al yazmalım</category><category>sersemlik</category><category>sevemedim kara gözlüm</category><category>sevgi emekti</category><category>sevgi magnetizması</category><category>silüet</category><category>siplıntır usta</category><category>siren song</category><category>sivrisinek</category><category>six feet under</category><category>sokaklar</category><category>sorular</category><category>sorusu</category><category>sparring partner</category><category>sıradanlık</category><category>sıvılanmak</category><category>telefon</category><category>televizyon</category><category>televizyon izlerken uyumak</category><category>time makes two</category><category>tom ve jerry</category><category>tuzluk</category><category>tülay german</category><category>türkan şoray</category><category>uyanmak</category><category>uyku</category><category>uykunun gelmesi</category><category>uykunun sırıtması</category><category>uylusuzluk</category><category>uyumak</category><category>uyumamak</category><category>uyuyakalmak</category><category>uyuyamamak</category><category>uzun uzun</category><category>var olmak</category><category>yabancıyı öldürmek</category><category>yalnızlık</category><category>yanmak</category><category>yanında sanmak</category><category>yokuş</category><category>yudum su</category><category>yüz</category><category>yıllar sonra</category><category>zamanı kaydetmek</category><category>çay</category><category>çayır</category><category>çok içmek</category><category>öldürmek</category><category>öpücüğü</category><category>üreme</category><category>ütopya</category><category>ışık</category><category>şaşırma</category><category>şiir</category><title>Kahve Yapalım</title><description></description><link>http://siboreta.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (siboreta)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>134</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-6877679181165881707</guid><pubDate>Thu, 04 Jun 2020 19:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-06-19T23:47:01.389+03:00</atom:updated><title>Küçük</title><description>&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babaannelerin bilinen bilinmeyen bir çok mahlası var. Benim kendini “küçük babaanne” ilan eden bir babaannem oldu mesela. Kendisi gerçekten babaanne ünvanı alamayacağını tahmin ederek beni fahri torun ilan etmiştir. Ablası olan büyük babaannem varken de, kendisini “küçük” mahlası ile “küçük babaanne” ilan etmiş, ben de severek ona torunluk etmişimdir. Bayramlarda, seyranlarda ona gider zemine kadar pencere olan cadde üzerindeki evinde tatlılar yer, çaylar içer sohbet eder, ayağımın dibinde kaldırımda dolaşan insanları, yoldaki arabaları oyuncak gibi seyrederdim. Sanki bir deniz fenerindeymiş gibi her yeri görür ve kendimi korunaklı hissederdim. Bir de sesli gülüverirse salonda kuş cıvıltıları dolmuş gibi olurdu. Arada duvardaki japon harfli çerçeveye gözüm takılır kıtalararası dolaşırdım düşünce aleminde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Babaannenin küçüğü olur mu diye siz sorana dek ben bu şansı yakalayalı  yıllar olacak, hatırlarda Renkli durağında pencere dibinde oturan iki kişi olacak, sonra tek kalacak, son hep olacak.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2020/06/kucuk.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-7350272061448141325</guid><pubDate>Thu, 14 May 2020 18:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-05-14T21:04:41.691+03:00</atom:updated><title>Bir His</title><description>Düşün ki bir insan bu halde ne kadar kötü olabilir? Bu hali ne kadar kötüdür? O düşüneceğinden çok daha kötüyüm diyorum içimden. Senin de ne kadar düşünebildiğini bilmiyorum doğrusu. O yüzden anlatmaya bile gayret gösteremiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Ne kadar kötüsün?&lt;br /&gt;
-İçimdeki bir parça boşluk, elimdeki yara kadar kötüyüm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Ne kadar kötüsün?&lt;br /&gt;
-Özlemek, sonsuza değin &amp;nbsp;özlemek kadar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O güzel anları, bütün düşündüklerimi, hayallerimi anlatacak iç sesimi başlar başlamaz susturacak kadar kötüyüm. Fakat bilincimden volkan gibi çıkan her düşünce nasıl bir ızdırapla nasıl bir acıyla parlıyorsa zihnimde, hepsi duygularda, benliğimin hisseden tüm noktalarında umulmaz bir acı var işte, tam da orada.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Ne kadar kötüsün?&lt;br /&gt;
-Kötü hissetmenin tüm sancılarına bağışıklık kazanmaktan korkacak kadar kötüyüm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2020/05/bir-his.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-9131289463086316339</guid><pubDate>Mon, 28 Jan 2013 23:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2013-01-29T01:23:05.965+02:00</atom:updated><title>Değ</title><description>ve insanlar filmlerdeki gibi yaşıyorlardı. takıntıları ve birinkitileri vardı. birikintilerine takıldıkça daha da birikiyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
sakladığın güzel şeyleri yavaş bir ses tonuyla az kişiye anlatmaktı mutluluk. belki bir gecede geçecekti bütün kızgınlık. toplu ulaşım bir düşünme biçimiydi. ve hala öyle. düşündüğün onca şeyi yanından yürüdüğün kimseye anlatmadan ve çaktırmadan sıyrılmaktı o ince haz. sonra onları düşünürdün, neden öncesi ve sonrasını düşünmediklerini düşünürdün. ve neden o anda düşünüdükleri ve yaptıklarını tartardın. sevinirdin ki sürüde değildin. sürünün içinde sürüye ait olmamak ve her hamlede onları terk edermişçesine hamleler yapmak.. sonra yeni bir grup. yeni bir düşünce grubu. farklı bir kitle. tekrar balonlar, onlar seni seyreder, sen düşünürsün. ve yine kaçarsın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kötü şeyleri yönetemezsen yara yapar. çirkin olursun. binlerce kabalığın, sıradanlığın sürülüğün içinde herkes gibi kokarsın. &quot;peki ya?&quot; diyen çıkmaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
çok konuşsak da yine biz ve hiçbir şey değişmese. ve ve&#39;ler birbirini götürse hem&#39;ler gelse. üstüne koysak. hem&#39;ler gelse. hiçbir şey değişmese.değişmediğine değ&#39;ecektir zira.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2013/01/deg.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-6479110082144348918</guid><pubDate>Tue, 25 Dec 2012 00:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-12-25T02:06:53.077+02:00</atom:updated><title>Z,Y,A Harflerinin Kulağımdan Ellerinde Silahla Çıkması</title><description>klavyenin tuşlarına basmayı düşündüğümde dokunduğum her harfin uçurumdan aşağıya düşeceğini hayal ediyorum. yazmak bir kayıp olarak zihnime yerleşmiş. sanki bir sihir, bir zehir bulaşmış gibi, hiç açık vermeyen bir asalet gibi; yazışım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
belki översem üstüne daha çok düşerim. çünkü ben yazmadan kendimle konuşunca unutuyor ve düşündüğümü anlamıyorum. irdeleyişim bir su gibi akıyor zihnimden. halbuki bir kaç su düşünüyorum, kuruması zaman alır, beyin başka şeylere çok yoruluyor yazık, sabahı görmeden kuruyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
düşünceyi bir yerden bir yere taşımak benim istediğim. bir yerden çıksın, bir yere gitsin, hafif dallanıp budaklansın. yeşersin elbet, isterse solsun. yeter ki olsun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
daha önceleri yazdığım insanlığımın çemberinden çıkmış olmam, yolu tekrar bulamayacağım manasına gelmiyor. &quot;her gün yeni bir tarif&quot; gibi basit olmalı insan. yemek çünkü, yemesi de yapması da insanı değiştiriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
gel gör ki kontrolden çıkmışsın. elinde ne var bilmiyorsun. kavramların kaybolmuş, değerlerin kuru toprağa dönmüş nemi bekler, yeni fikirlerin heyecanı kelimelerin dairesinden taşınmış, kadife donlu patlıcanlar oturup kendi başına patlıcan salatası yapamamış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
zira beynimin içindeki tasarımcı insancıklar saat on ikiden sonra çalışmaya programlı. yaratılışları öyle. öyle büyüdüler yetiştiler çünkü. şimdi ise tam ergenlik çağlarında tembellikten hızla kilo alıyorlar, bütün gün beynimin içinde tv izleyip, en ufak bir küfür ya da yakınma göstermeden sürekli kilo alıyorlar, syd barret gibi bekliyorlar. evet evet, sanırım aktif diyet zamanı. antin ve kuntin kardeşler restonlarından bir şeyler yiyerek zayıfladıktan sonra eforlu üretkenliğe dönebilirler. belki bir gün, ki çok isterim; sürekli slogan üretirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ref:&amp;nbsp;http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=14871927&lt;br /&gt;
http://www.youtube.com/watch?v=BLKiMbC6s2k&lt;br /&gt;
http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=9656563</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2012/12/zya-harflerinin-kulagmdan-ellerinde.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-7374833901944593543</guid><pubDate>Sun, 10 Jun 2012 00:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-06-10T03:01:54.564+03:00</atom:updated><title>Denizin Susuzluktan Ölmesi ve Her Zamanki Rüzgarı Arkaya Alma Refleksi</title><description>olanın sebebi olanlardı. olduktan sonra olmuş gibi yaşamak gerekti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
fakat denizin durumu aynı. kıyıya vuruşu değişmedi. derinliği ve yüz ölçümü de aynı kaldı. daha fazla rüzgar alıyor belki, daha az hasta oluyor. bir de yaz geldikçe daha sıcak zamanları özlüyor. çünkü sıcak zamanlar daha çok noktaya iz bırakmayı sağlıyor. bir gün bir barda ertesi gün sahilde oluyorum. ama rüyalarda o barda dayak yiyip ya da o denizde boğulup ölüyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
her şeyi bilince, zamanın ben yere düşüp can çekişirken bile acımayacağını biliyorum o yüzden sahip olduklarımı nasıl saklayacağımı biliyorum. şeklini çizip anlatamıyorum. bir müddet sonra tasvirden uzaklaşıp çocuk resimlerindeki ev kenarında akıveren başı sonu belirsiz nehire dönüşüyor. köprü çizmeyi de ihmal etmezdim ben mesela o nehri çizerken. köprüleri severdim. o nehre düşmekten kurtarırdı beni. tasvir imkansız hale gelince o köprüleri kullandım geçmişin debisine kapılmamak için.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ben bir denizi boğdum. her gece çığlıklarıyla uyuyordum. dalgarı göz kapaklarımı yırtmaya teşebbüs ediyordu. içimde durgun bir deniz var şimdi. deniz ama hala. ama durgun. bak benzetmesi yine yok işte. bazen bazı şeyler sırf edebiyat için. bizi sevsinler diye. ya da üç kelimeyle mutlu olmak için. çok mutlu oldum ben. muhtemelen kelimeler de denizin içinde bir yerlerde geziniyordur. bak bunun da tasviri yok işte. itlik bende değil yani.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
adı da hiç düşmemiş. adada kalmış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kimse de ulaşamamış. ne zaman desem, dilim kendine fiyonk atarmış. yelkenler ki çoktan açılmış rüzgarı beklemiş. ben de o yelkenin çarşafında boğulmuş, doğulmuşum. cebimdeki taşlar da olmasa çoktan bir ölüymüşüm. nedeni nasılı beni kurt gibi yemiş bitirmiş. viskiye koyacak ikinci parti buz olmayınca da yatmış uyumuşum. ertesi sabah başka bir şehirde uyandım. kendimi tutunca da tutunmuş oldum, şimdilik de düşmedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kanadım da düşmüştü, onu da geri yerine koydum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2012/06/denizin-susuzluktan-olmesi-ve-her.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-6820326802234334565</guid><pubDate>Wed, 28 Sep 2011 01:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-28T04:25:31.304+03:00</atom:updated><title>Kalbi Büyüten Büyük Yudum ve &quot;Yutabilirsen&quot; ile Uzun Yolculuk</title><description>&lt;br /&gt;
Ben yapamıyorsam daha iyi yapan birileri var demektir. Yani hep daha iyisi vardır değil mi? Teknoloji mi bize bunu öğretti, yeni dünya düzeni mi, televizyon mu, modern görüş mü, post modern görüş mü? Kim abi? Kim ulan? İyiyi nereden biliyoruz, nereden anlıyoruz. Yani, iyiyi hangi düzleme koyuyoruz, hangi uzantıda iyi olduğunda karar kılıyoruz, &quot;tamam&quot; veya &quot;olmadı ya&quot; diyoruz. İyinin kabulleniş noktası nedir, süründürmesi ya da kötülükten bal çalması mı mesela. Olabilir. Hep iyi olmaması, diş göstermesi.. Dişlerim kötü benim ya, gösteremem. Ben anlaşılanımı kaybettim. Yanımda bir kova dolu su var. &amp;nbsp;İyi gelmek bir de mesela, gelişi var çünkü dolambaçlı gelirse yine olmuyor ya da üzerinde düşünce baloncuğu çizilecek bir anlatıya girecekse yine olmuyor. Topluluk içinde rencideye meyil ver, o zaman iyi mesela? Bugün televizyonda izlediğim yaşlı bir amcaca, 10 dakika içerisinde iki kere &quot;siktir et&quot; dedi. Kadını tutup ellerinden götürecekti, kafasında bitirmişti maçı. Kadın diğer adamı seçti. Muhtemelen seçmiştir, benim beynim alarm verdi izleyemedim daha fazla. Ama kadın kaçtı yani. She left the stüdyo with the other man. The man is very düz. No atraksiyone. Elimde bir şiir ve şarkı var. Yolu yine düşünce baloncukları ile doldurdum. Salla gitsin...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Adını bilmiyorum ve hiç öğrenmedim zira ben sonradan değil hiç öğrenenlerdenim, yaşayanlardanım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;360&quot; src=&quot;http://www.dailymotion.com/embed/video/xagi3c&quot; width=&quot;480&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dailymotion.com/video/xagi3c_djamel-benyelles-she-left-home-live_music&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;DJAMEL BENYELLES &amp;nbsp; &amp;nbsp; SHE LEFT HOME &amp;nbsp; &amp;nbsp;( LIVE )&lt;/a&gt; &lt;i&gt; &amp;nbsp;&lt;a href=&quot;http://www.dailymotion.com/djammusic&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;djammusic&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ben seninle uzun bir araf yasadim&lt;br /&gt;
ölümlere gittim geldim diyor.&lt;br /&gt;
sigmam dünya yüzünde bir yere artik.&lt;br /&gt;
nereden geçsem benim degil, kalamam bir yerde.&lt;br /&gt;
o demiyor, ben diyorum. demiyorum, yagmur diyor.&lt;br /&gt;
sana sarilmis kalmis ilk günüm ben. böyle demisim o gün&lt;br /&gt;
bugün öyle diyor.&lt;br /&gt;
o günden bir yagmur çiçegi, önümde duruyor.&lt;br /&gt;
bir davul sesi, bir davulun yillarca titresen sesi,&lt;br /&gt;
düz duvardan düsürmüs beni.&lt;br /&gt;
tutunamamakligim bundan, düsmüsüm, komadan,&lt;br /&gt;
uzun uzun uzamis kollarim. kola benzemiyor.&lt;br /&gt;
yerde yatan, komadaki, duvarda tutunmaktan düsen diyor;&lt;br /&gt;
aglama balim, degmez hiçbir sey senin gözünden akan yasa.&lt;br /&gt;
komadaki diyor;&lt;br /&gt;
ben hala sariliyim beline senin. istanbul n&#39;ey sesi olmustu o gün&lt;br /&gt;
bugün üflüyor... senin yüzün bende,&lt;br /&gt;
senin yüzün bende. hala, diyor.&lt;br /&gt;
vurmali vurmali o sesler içime degiyor.&lt;br /&gt;
bir müzik parçasi çaliyor içeride:&lt;br /&gt;
içimde bir parça; ne kopuyor ne ölüyor.&lt;br /&gt;
gitmek ölüm bana, kalmak haram.&lt;br /&gt;
adini bilmiyordum sonra ögrendim:&lt;br /&gt;
she left home.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
şiir: birhan keskin- ba&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
müzik: jane birkin, she left home&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/09/kalbi-buyuten-buyuk-yudum-ve.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-932383429754961405</guid><pubDate>Fri, 23 Sep 2011 00:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-23T03:32:16.917+03:00</atom:updated><title>Denizde Boğulan Eylül ya da Eylül&#39;ün İçindeki Deniz</title><description>&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Times, &#39;Times New Roman&#39;, serif;&quot;&gt;&quot;İçtiğim ve gördüğüm&quot; bir bağımlılık halini almış oluyor bende böylece. Bağımlı olmayı hiç sevmedim. Sevmiyorum. Sokakları severim mesela, sevdiğim sokakları da terk ettim. O çocuk elinde gelen çiçekler kayboldu mesela, çocuğu da bıraktık, dostumdu oysa. Babası ayrı bir dert.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Times, &#39;Times New Roman&#39;, serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Times, &#39;Times New Roman&#39;, serif;&quot;&gt;Sonra eylül&#39;ü bıraktım sanırım. Ve belki eylülde başlamıştım sigara içmeye. Ya da geriye valör yapıyor bizim tarihler. Ki zaten ben bilerek içimdeki tarihçileri iki yüzlü yetiştiriyorum. Kendi hayatımı tarafsız olarak hatırlayamam ben. Büyük yalan olur sonra, büyü zannederiz, halbuki bilir ve inanırız Yüce Hafıza Bükücü&#39;nün kudretine.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Times, &#39;Times New Roman&#39;, serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Times, &#39;Times New Roman&#39;, serif; line-height: 18px;&quot;&gt;Evet, daha çok deniz istedim. İçimdeki denizi bilir misiniz? Ya da kalem batırdığım kalbimi? Bazen kahve akar batırdığım yerden. Yüzü koyun yatar pıhtılaştırırım yarayı. Bazen yat deseler yatmayacak kadar yatarım. Eylül&#39;de ve bir sokağın içinde, denizin göründüğü bazen araya ağaçların girdiği ama yine hayati olarak bir şehrin göbeğini kestim. Kendi sezeryanımı yapmaktan ne&#39;yim bilmiyorum. Fakat son derece ayık&#39;ım.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Times, &#39;Times New Roman&#39;, serif; line-height: 18px;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Times, &#39;Times New Roman&#39;, serif; line-height: 18px;&quot;&gt;Yine de denize açılmıyorum. Sarhoşken severim denizi, eylül denizlerini, sokağın ucundan, pencerenin köşesinden görünen o denizleri. Zira yeterince boğuşmadık henüz, nefesin son zerresinde göz kırpacağız birbirimize, anlarsa bırakacak, belki o zaman dinlenirim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/09/denizde-bogulan-eylul-ya-da-eylulun.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-4526740659738106198</guid><pubDate>Wed, 14 Sep 2011 23:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-15T02:49:17.591+03:00</atom:updated><title>Gibi</title><description>&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;iframe allowfullscreen=&#39;allowfullscreen&#39; webkitallowfullscreen=&#39;webkitallowfullscreen&#39; mozallowfullscreen=&#39;mozallowfullscreen&#39; width=&#39;320&#39; height=&#39;266&#39; src=&#39;https://www.blogger.com/video.g?token=AD6v5dz4qn9Mj3jt9peLAke6eV4UIbWmuDuTnAPPnBrMj3PwGeH2NLxQiq4mUPQC2_YsmJGSCX0N3wbqmhFUEanR1w&#39; class=&#39;b-hbp-video b-uploaded&#39; frameborder=&#39;0&#39;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/09/gibi.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-1103569015251559470</guid><pubDate>Tue, 13 Sep 2011 02:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-09-13T05:01:47.277+03:00</atom:updated><title>Su Çatlayınca</title><description>Hayat çok boktan ve hepimiz ölücez. Yuvalarınızda mutlu bir kış olsun karıncalar!

Öngörü denilen şey bir daire parası olsaydı ve otuz yıl beni borca sokacak bir şey olsaydı, borca girmeyi sevmeyen ben hemen borca girer satın alırdım onu. Edinilen bir şey olsaydı yine edinmeye uğraşırdım fakat öyle değil. Farklı noktalarda kendimde asla değiştiremeyeceğim şeylerin olduğunu fark ediyorum. Ve aslında bu insan doğasının bir yandan ne kadar korkutucu bir yandan da ne derece güvenilebilir olduğunu gösteriyor. Yani; aslında insanlar değişmiyor. Biz insanları göremiyor ve tanıyamıyoruz. O anda görmek istediğimiz şeyleri kafamızda canlandırıyor ve yaşıyoruz. Aslında ne yazık ki, yine ve büyük bir paradoks ile tekrar; rol yapıyoruz. 

Bütün gün boyunca parmağıyla beni gösteren bir silüetle yaşadım, yarı karanlık ve serindi. Uyurken sanıldığından daha fazla üşür insan, üstünü örten olmayınca. Fakat yine de şu hayatta isyan ettiğim oluşların, yaratışların, gidişatların tam olarak ne temelli olduklarını eşek kadar adam olmuşken dahi bulamıyorsam, daha sonra bulunca ne yapacağım merak ediyorum. İnsan doğası! Seni katletmek istiyorum!</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/09/su-catlaynca.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-6985324025813161418</guid><pubDate>Wed, 27 Jul 2011 19:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-07-27T22:53:43.207+03:00</atom:updated><title>İsi at temi kalsın</title><description>istemek sanırım tamamen kayıp bir eylem. şöyle ki; ne istediğini bilmemekteki &quot;ne&quot; nesnesinden ziyade aslında sorun kişinin kendi eylemindedir. ve şimdi fark ediyorum ki mesela istemek baştan sona sorunlu halde. istemeyi hiçbir şekilde becerememekten bahsediyorum. istediğini gösterememek, ahanda şöyle olsun istiyorum, onu almanı bunu vermeni isitiyorum, şurda kalmanı burada beklemeni, şu kadar idare etmeni, daha hızlı olmak istediğimi, belli etmeyi, istekleri söyleyebilmeyi kastediyorum. İfşa propagandası başlatmak bu bakımdan faydalı olabilir. çünkü insanlardan şikayetçi değilim, sadece çok kendi kendilerineler.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/07/isi-at-temi-kalsn.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-604113189956007447</guid><pubDate>Fri, 08 Jul 2011 21:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-07-23T21:27:36.962+03:00</atom:updated><title>Getir</title><description>&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;http://4.bp.blogspot.com/_u-sk4m_BQRg/TDsrmv24Z-I/AAAAAAAAB08/HroUoVbjtgg/s1600/ucantalwaysgetwhatuwant.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 369px; height: 380px;&quot; src=&quot;http://4.bp.blogspot.com/_u-sk4m_BQRg/TDsrmv24Z-I/AAAAAAAAB08/HroUoVbjtgg/s1600/ucantalwaysgetwhatuwant.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-you don&#39;t still get it, do you?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-you can&#39;t always get what you want.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/07/getir.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_u-sk4m_BQRg/TDsrmv24Z-I/AAAAAAAAB08/HroUoVbjtgg/s72-c/ucantalwaysgetwhatuwant.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-3147809703641657178</guid><pubDate>Fri, 08 Jul 2011 00:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-07-08T04:04:24.185+03:00</atom:updated><title>Şurdan alır mısınız, üsküdar, bir kişi.</title><description>hayat çok fazla dönünce haliyle mide de bulandırıyor. aslında çözümü basit. yorulmak zorunda değil kimse. biraz bırakıvermek sinirleri, dinlenmek ve görebilmek. ısrarcılığa sert tavır almak istemem, zira yüzsüzlük etmiş olurum. zaruriyeti tekme tokat evden kovmanın neresi yüzsüzlük olur onu bir nebze tartışabilirim. ama zamana yazık olur hem kendimden bahsetmeyi çok sevmem. her ne kadar zamanın ve mekanın rahatsız ve mide bulandırıcı havasız tatminsizliğinde kendi içine burkulup felçli taklidi yapsam da yine kendi duygusal ve beceriksel zaaflarımı ortalığa dökmem istemem. ve artık git gide ketumlaşan şu gidişatta ben&#39;in üstüne koyabileceğim bir basamakta kayıp düşmeyeceğimi ummak umudumdaki tek çivi. ha çivi ellerimde de olabilir mesela dini bir mesaç kaygısı güdeceksem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ki bence her atom molekülü gibi elle tutulmayan ve avuca düşen yanılmışlıklarından oluşan insan hayatının da aktivasyon enercisinin zirve yaptığı ve yerlerde süründüğü zamanlar vardır. fakat bilinse gerek ki sevgide katalizör kullanılmaz. enerciyi düşürmek için araya saçmalıklar sokulmaz. çünkü her inkar ve görmezden gelme tavrı güzel insancığım ölü toprağının küreğini hızlandırır. zira hayatın affetmediği bazı şeyler vardır, zamanı görmezden gelmek mesela. varoluşçu teorisyen havalarında burnumu bir o yana bir bu yana döndürecek değilim, hiç de sevmem fakat anlaşılmak isterim, isterken bazen reddedilirim, sonra belki bir bira içerim geçer. evet bazen bu kadar basit. bu basitlik seni de rencide etmiyor mu? alınan reaksiyonun her bakkalda bulunması. fakat sadece insanın içinde bulunan bazı tavır almaların kimileri için büyük haksızlık olduğu gerçeği. ya da ortada gerçek yok mu. olmayan bir denizde kulaç mı sallıyor bunca insan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bence herkesin hayatı yokuş aşağı, gözlerini açınca anlıyor insan neler döndüğünü. zira bu lunapark oyunlarına benzemiyor. hayat bu abi. bedava dağıtmıyorlar.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/07/surdan-alr-msnz-uskudar-bir-kisi.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-6012738993082105943</guid><pubDate>Thu, 26 May 2011 23:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-05-27T02:18:18.014+03:00</atom:updated><title>Aramızda</title><description>Her defasında işe yarayacak bir şeyler yazmak uğruna kendime söz versem de, yine de en önemli şeylerin insan davranışları, tavırları, gidişatları, dönüşatları, yerinde sayışları ve hatta çöpe atışları olduğunu düşünüp vaz cayıyorum. Bence bir insanın ne yaptığı, hayatının ne halde olduğu, merak bakımından melahatlık etmek kadar ucuz değil. Bu veri tercihleri ve hayatın nasıl aktığını bize gösteriyor. Biz de bunu öğreniyoruz. Bütün tarih kitaplarında x padişahın herhangi bir olaya nasıl tavır aldığını, y hatununu haremde nasıl ayrıcalıklı konuma getirdiğini okumamız gibi bir şey. Neyse ya, neyse ne yani. Önemli olan birazdan paylaşacağım müzik. Mutlaka bir şeyler çıkar yani. Sanat bu en nihayetinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde yatmak üzere olan kardeşim şu şarkıyı açıversene dedi. Açtım ve çocukluğumun yıldızlar içinde dönüp gözümün önüne gelen resimlerine, şimdiki duygularım ile baka kaldım. Resmen baka kaldım giden geminin ardından. Serde erkeklik vardı elbette, ağlayamadım da. &quot;Abi sözlerini ne güzel yazmışsınız elinize sağlık&quot; diyesim geldi. O nasıl bir hüzünlü, &quot;nolur&quot; temalı bakış içeren bir müzik salınımıdır. O nasıl bir ezgidir. Hayat gerçek midir. Sen gerçek misin. Gerçek miydin. Gerçekledim mi ben seni. Mutlak var mısın. Belki mi mutlak mı, birden bire kapılınır mı o pembe hayallere. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width=&quot;480&quot; height=&quot;390&quot; src=&quot;http://www.youtube.com/embed/sOS9aOIXPEk&quot; frameborder=&quot;0&quot; allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/05/aramzda.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/sOS9aOIXPEk/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-8049810926176686097</guid><pubDate>Mon, 23 May 2011 21:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-05-24T00:09:25.807+03:00</atom:updated><title>Geliyorlar</title><description>&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjmVGfABNuWQ2JZtxzLBeE40J14bta2MVTxAl_3ZtXM3pdrU072B-Jet-KPYKh4-UYRg0eEkDSCpX1DUBhve6cqIKnlXpSkZuZZUwsRVM7DuEZk5b6OTnHfjz3rRyShL2KOBIfW1AoV5-Q/s1600/e-mamtakibiKucuk.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 200px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjmVGfABNuWQ2JZtxzLBeE40J14bta2MVTxAl_3ZtXM3pdrU072B-Jet-KPYKh4-UYRg0eEkDSCpX1DUBhve6cqIKnlXpSkZuZZUwsRVM7DuEZk5b6OTnHfjz3rRyShL2KOBIfW1AoV5-Q/s400/e-mamtakibiKucuk.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot;id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5610021558030102802&quot; /&gt;&lt;/a&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/05/geliyorlar.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjmVGfABNuWQ2JZtxzLBeE40J14bta2MVTxAl_3ZtXM3pdrU072B-Jet-KPYKh4-UYRg0eEkDSCpX1DUBhve6cqIKnlXpSkZuZZUwsRVM7DuEZk5b6OTnHfjz3rRyShL2KOBIfW1AoV5-Q/s72-c/e-mamtakibiKucuk.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-5567831895523722018</guid><pubDate>Wed, 06 Apr 2011 11:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-04-06T15:19:47.503+03:00</atom:updated><title>Mi Chima Yiğit</title><description>Hayat ayılmayı ve musluğun altında soğuk suya sokulmuş kafayı sallayıp kendine gelmeyi hak ediyor. Belki zil zurna dayak yedikten sonra, belki hiçbir şey olmamışçasına. Çoğu zaman verdiğimiz sözleri unuturuz, unuttururuz, sileriz. Ama yine de bu ana yoldan çıktığımızı göstermeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;background-color:#000000;width:520px;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;padding:4px;&quot;&gt;&lt;embed src=&quot;http://media.mtvnservices.com/mgid:arc:video:spike.com:68aaf167-22a8-4eac-a6b0-987f52d2ab87&quot; width=&quot;512&quot; height=&quot;288&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowFullScreen=&quot;true&quot; allowScriptAccess=&quot;always&quot; base=&quot;.&quot; flashVars=&quot;&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;p style=&quot;text-align:left;background-color:#FFFFFF;padding:4px;margin-top:4px;margin-bottom:0px;font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:12px;&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;a href=&quot;http://www.spike.com/video-clips/xereza/coldplay-the-scientist&quot;&gt;Coldplay - The Scientist&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br/&gt;Tags: Coldplay - The Scientist&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaseti olduğu gibi geri sarıyorum. Kaset de biraz saçmalıyor haliyle. &quot;rec&quot; tuşu basılı kalmış. Kısa bir sessizlik olmuş. Olur öyle.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/04/mi-chima-yigit.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-5418876667602932408</guid><pubDate>Sun, 13 Mar 2011 10:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-05-28T03:22:29.661+03:00</atom:updated><title>Rüya dışı</title><description>&lt;iframe title=&quot;YouTube video player&quot; src=&quot;http://www.youtube.com/embed/F32wajv-uUw&quot; allowfullscreen=&quot;&quot; frameborder=&quot;0&quot; height=&quot;349&quot; width=&quot;560&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başım düşüyor sürekli zemine doğru. dizlerim dökülüyor kimi zaman. camlarda kıpırdayan  araba farlarını izleyebiliyorum sadece. durgun bir su görüntüsünü. her şey duruyor. ben de kendi yerimde sayıyorum. her şey buzlukta gibi. coğrafyası, biyolojisi, edebiyatı, fiziği.. hepsi yerinde tek tek sayıyor.&lt;br /&gt;dilimin arkasında berlin duvarı varmış gibi hissediyorum. duvarı aşıp, dilimin yokuşunu tırmanamıyor sözcükler. yazın giyilmek için kaldırılan kışlıklar gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir şeylere kızma isteği uyanıyorsa da hesaplanan dayanma gücü yok çevrede. belki de her şey normal. her şey yolunda. pantolonun üstünden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni uyandıran otomobilin gürültüsü olmuştu belki de farların ışığı, gözlerimi açtığımda noel ağacından sallanan ışığa boğulmuş bir oyuncağa benziyordum. o sırada yüzünü görmediğim bir adamın sen çok yalnız olmalısın dediğini duydum.*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir önceki akşam olduğu gibi yine bir otobüsteydim ve yatağıma doğru gidiyordum döner tekerlek üstünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*kaybedenler klubü, radyo kayıtları.)</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/03/ruya-ds.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://img.youtube.com/vi/F32wajv-uUw/default.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-6073390134275895238</guid><pubDate>Sun, 13 Mar 2011 09:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-03-13T11:53:00.162+02:00</atom:updated><title>Kahvecilik propagandası</title><description>&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;http://www.choosingraw.com/wp-content/uploads/2010/03/coffee-poster.bmp&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 306px; height: 450px;&quot; src=&quot;http://www.choosingraw.com/wp-content/uploads/2010/03/coffee-poster.bmp&quot; alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;http://img.mobypicture.com/59b68c9efd097c35b22ce53ff33374c5_view.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 250px;&quot; src=&quot;http://img.mobypicture.com/59b68c9efd097c35b22ce53ff33374c5_view.jpg&quot; alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;http://sarahdins.files.wordpress.com/2010/06/5ybqwer.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 480px;&quot; src=&quot;http://sarahdins.files.wordpress.com/2010/06/5ybqwer.jpg&quot; alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;http://images.blippitt.com/wp-content/uploads/2010/01/coffee-addict.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 350px; height: 350px;&quot; src=&quot;http://images.blippitt.com/wp-content/uploads/2010/01/coffee-addict.jpg&quot; alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;&lt;/a&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2011/03/kahvecilik-propagandas.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-1241639772399952170</guid><pubDate>Mon, 06 Dec 2010 00:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-06T02:42:59.302+02:00</atom:updated><title>Almak gizlenmek dalmak derlemesi</title><description>Hali hazırda böyle saykopatik örgülerde ilmiklerken yüreğimizi, kanattığımız olukları hep beraber açık açık izlemekte çok zarar yok. bunun paylaşılmasında gocunulacak bir şey de yok. esas, içeride kalıp çıkmayanlar, çıkamayanlar isyan bayraklarının sivri saplarını deriye bastırıyor içeriden. belki odur bütün vücudun ağrısı. içimdeki küçük ama tamamen haklı farklı milletler, halklar, kabileler, boylar, sürüler, hayvanlar, köpekler, balinalar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daldı gizlendi, daldı gizlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width=&quot;480&quot; height=&quot;385&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/Wq_5FS9F_r0?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/Wq_5FS9F_r0?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;385&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2010/12/almak-gizlenmek-dalmak-derlemesi.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-3314381229949868552</guid><pubDate>Sun, 05 Dec 2010 21:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-05T23:17:06.032+02:00</atom:updated><title>B-e-n</title><description>&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;http://odeonblog.files.wordpress.com/2009/11/tehlikeli-oyunlar-oguz-atay-a46__16260022_0.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 201px; height: 292px;&quot; src=&quot;http://odeonblog.files.wordpress.com/2009/11/tehlikeli-oyunlar-oguz-atay-a46__16260022_0.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...ben merhamet dilencisiyim, kolumda sargılar taşımıyorum, paçavralar içinde gezmiyorum, kimsenin anlamadığı ince metodlarım var, gecekonduda oturuyorum, seviyemin altında yaşıyorum, yüz olabilirken bir oluyorum, sürümden kazanıyorum, bana bak saydam etek! bana bak güzel bacaklar! kiminle konuştuğunun farkında mısın? beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben van gogh&#39;un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız; ki benden bahsedin, çocuklarınıza beni örnek gösterin, herkes zengin olmak yerine hikmet olmak istesin, ah bir hikmetim olsaydı desin, benim ana çizgilerimi öğrenin, sonra 2000 modeli bir hikmet-çamurlukları büyük arkası şöyle büyük bir hikmet yaparsınız kendinize göre, kötülüklerimi de unutun, onları ben biliyorum ya yeter, kimseye yararı yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tehlikeli oyunlar- oğuz atay.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2010/12/b-e-n.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-7010172973823708219</guid><pubDate>Fri, 03 Dec 2010 23:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-12-04T01:16:43.726+02:00</atom:updated><title>Başka Ne Var?</title><description>önce biraz yazı. akabinde güzel şarkıyı dinlersiniz. bir nevi beyin sıkışması, çok kalabalık ve gürültülü bir sokakta gerçekten alkollü halde yürürken arada paket taşlara takılmak.. yaklaşık olarak böyle bir sahne belirdi kafamda. hangi zamanlarda aşina oldum, ne oldu bilmiyorum. bunu sürekli dinleyen bir manyak mı vardı, nasıldı, hiçbir fikrim yok. tutsam, çocukluğumdan bile bir bölüm çıkarıcam şarkı için. neredeyse. amma taktım çocukluğa ha, kolaydı o sorumsuz zamanlar demi. (küfür savurma isteği..). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gidebileceğim bir oda yok diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width=&quot;560&quot; height=&quot;340&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/KLpkXtM-VI8?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/KLpkXtM-VI8?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; width=&quot;560&quot; height=&quot;340&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2010/12/baska-ne-var.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-6245088224893320435</guid><pubDate>Tue, 30 Nov 2010 00:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-11-30T03:23:21.033+02:00</atom:updated><title>Bu da böyle bir..</title><description>yabancı bir yerde. çok kalabalık olmayan. her şeyin olmadığı fakat nedendir ki her şeyin aranmadığı bir yerde. anlamsız ve oyalayıcı bir ekran görüntüsü tv&#39;den yayılırken, loş olmaya çabalayan bir lamba da tavana doğru vurur.müzik her ne kadar aşırı elektronik olarak tınılasa da tatmin edicidir. bir şey eksik. kanepe. şöyle adam gibi çökülecek bir kanepe. uyuyup kalınacak. sarılıp kucaklayacak bir kanepe. onun yerine hep zeminin rahatsızlığını bir döşek ile tamamladım. bu kadar rahatsızlık vermeyi hak etmiyorum aslında kendime. bu da bir kandırmaca. japon muyum ben. sert zeminde, hep sırt üstü, 15cm&#39;lik yastıkta yatamam ki. herneyse. bütün materyalleri umut edilen yöne çekebiliriz aslında. tamamıyla o dertte olmasam da, hayallerde yaşamayı seviyorum. duvarlara sürünerek çıkmayacağım buradan belki ama, derime dökülecek hepsi, sindireceğim sonra. bir tek dışarı açılan biraz dünyası olması lazımdı aslında. yoktu, dışarısı bile duvara açılıyor, pencereden duvar geliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra geldiler tabi. sağlı sollu. gittiler yok oldular. şimdi ben de gidiyorum son giden olarak. son giden ilk mi güler. ha ha çok komik.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2010/11/bu-da-boyle-bir.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-1750073224941092934</guid><pubDate>Thu, 25 Nov 2010 16:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-11-25T18:31:42.714+02:00</atom:updated><title>Şarkı dinleyelim biraz</title><description>biraz kulaklarınız bayram etsin lan. bizim de müzik zevkimiz var. son günlerde üçleme yaptığım ve sonunda mutlaka bayıltan bir şarkı listesine sahibim. ilk iki diziden &quot;kavurma&quot; ve kadın bakışları ön planda.  dön baba dönelim tarzı diyebiliriz bu listeye. sürekli başa dön. sev sevme, bana ne. ben dinliyorum. ne olduğuyla siz ilgilenirsiniz.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width=&quot;560&quot; height=&quot;340&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/OEj0z0maxzM?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/OEj0z0maxzM?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; width=&quot;560&quot; height=&quot;340&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;iki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;iframe src=&quot;http://player.vimeo.com/video/5028765&quot; width=&quot;400&quot; height=&quot;327&quot; frameborder=&quot;0&quot;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://vimeo.com/5028765&quot;&gt;Mad Men - Rivers of Babylon&lt;/a&gt; from &lt;a href=&quot;http://vimeo.com/user846738&quot;&gt;kaan34&lt;/a&gt; on &lt;a href=&quot;http://vimeo.com/&quot;&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;üçç&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;object width=&quot;480&quot; height=&quot;385&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/wxAaf16xXRk?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/wxAaf16xXRk?fs=1&amp;amp;hl=en_US&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;385&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2010/11/sark-dinleyelim-biraz.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-6787549625884437157</guid><pubDate>Thu, 18 Nov 2010 22:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-11-19T01:38:14.680+02:00</atom:updated><title>Ucuz dahi olamayan edebiyat</title><description>gece, büyük bir mide bulantısı gibi pencereden sızıyor. odada yayılıp, ölüm gibi çöküyor sonra. duyulan hiçbir ses yok. gözler gelecek tek bir ışığa odaklanmış. hiçbir sesin çıkacağı yok. ağır baslar titriyor uzaklarda bir yerde. çocukluğumun sokakları akıyor boğazımdan, acı su gibi. zorla yutkunuyorum. güzel olan ya da olacak hiçbir şey gelmiyor aklıma. kapının kolunu diğer taraftan sıkıca tutan biri varmış gibi, açamıyorum. karanlık iyice iniyor odanın üstünden. sürünüp koltuğun altında bekliyorum. minderle kapatıyorum etrafı. ışık ve hava girecek kadar aralık bırakıyorum. oradan gözlüyorum dışarısını. gece ve hayat git gide küçülüyor. bir şeylerden nefret ediyorum, kızıyorum. kafamı suya sokup, masaya tekrar oturuyorum sabah olunca. bu sefer oyunu arttıracak kağıt yok elimde, izliyorum ben de. başka sesler bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyor. akşam olunca koşuyorum divana. sadece ayakları uzatmaya yarayan kocaman bir yaşam alanı. gece tekrar sızıyor pencereden. haliyle buyur ediyorum.</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2010/11/ucuz-dahi-olamayan-edebiyat.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-8726056541861777473</guid><pubDate>Mon, 15 Nov 2010 00:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-11-15T10:39:06.885+02:00</atom:updated><title>Pencereden duvar geliyor.</title><description>duvar, kar, pencere, ve açmaya çalışmaya çalışmak. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kaldırmaya çalışılan engellerin ardından soğuk rüzgarlar gelince, istemli ya da istemsiz olarak üzerine bir şeyler almak istiyor insan. izmir de olsa bu kasım ayında, neredeyse üstsüz oturmak ne hoş. özleriz belki ya. daha kasım. seneye nerede olacağımız belli değil. o derece. seneye bugün çocukluğumda olmak isterim mesela. bir sürü şey yazmak isterim karmakarışık olmayan şeylere dair. bildiğin gevrek-ayran gibi. neskuik gibi, ya da ne bileyim, basit. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama şimdi bira içiyoruz falan böyle garip oluyor. uymuyor yani. belki de bütün mesele, bu zamana karşı uyumsuzluk, dertlerin en başında oturuyor. daldan dala atlamayı severim, gizli mesajlar vermeyi değil, içeriğin içinde somut olarak beliren mesajları severim. yani cümlelerin baş harflerinin toplamının bir şey ifade etmesi gibi. arayıp bulmak, bulup çıkarmak gibi. görmek gibi, görünmek gibi. &lt;span class=&quot;Apple-tab-span&quot; style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2010/11/pencereden-duvar-geliyor.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5661918267113741093.post-7794818608074864793</guid><pubDate>Sat, 13 Nov 2010 00:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-11-13T02:18:54.552+02:00</atom:updated><title>Diş</title><description>şu dakikalar çok sıkıcı. biraz mad men kafası yaptıysam da, cesaret ve korkaklığın gergin iplerinde birbirlerine atlamaktan başka yaptığım bir şey yok. insanın içinde bir şeylerin dolması sanırım çok da iyi bir şey değil. ya da bunun bir limiti olmalı. bütün ihtiyaçlara çok uzun zaman uzak kalmamalı. yani tavsiye edilen bu. önerilen dozaj gibi. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yetmemezlik hissi kötü bir şey. tanrı herkesi bu histen korusun. eylem yetersizliği yani sonucun uzaklığı epey kötü bir vaziyet. sudoku&#39;nda başkalarının yaptığı gibi, bazı hataları, aynı rakamları görmezden gelmeyi sevmiyorum. daha doğrusu yapmıyorum. diğerine geçiyorum. bir şeyi yanlış ya da bilerek sahte yapmak hiç oturan şey değil bende. o yüzden belki, elimdekini çözerken biraz fazla zaman geçiyor. saatlerin gidişatına ayak uyduramamış bir halim olabilir. zamanın daha yavaş aktığı bir hayat düzenine alışkanlık gösterdiğimden belki. elimde olmayan sebepler. bir dişin kaybedilme durumu anında hissedilen pişmanlık hissi gibi. ne olacak bir diş? düşüncesi ile, &quot;ama onu ben kaybettim&quot; düşünceleri arasındaki aciziyet gibi. sürekli dişim ağrıyor. ama hangisinin olduğunu bilmiyorum. istediğim tek şey, geberene kadar hiç diş ağrısı çekmemek. bu kadar.&lt;/div&gt;</description><link>http://siboreta.blogspot.com/2010/11/dis.html</link><author>noreply@blogger.com (siboreta)</author><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>