<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850</id><updated>2024-10-06T22:12:55.551-07:00</updated><category term="1984"/><category term="George Orwell"/><category term="Geçmiş"/><category term="iktibas"/><category term="Anarşi"/><category term="Atilla Yayla"/><category term="Cunta"/><category term="Din"/><category term="Edebiyat"/><category term="Ergenekon"/><category term="Liberalizm"/><category term="Müslüman"/><category term="Müslüman Saati"/><category term="Simulacra"/><category term="Siyaset"/><category term="Yunanistan"/><category term="asker"/><category term="aşiret"/><category term="bağnazlık"/><category term="burjuva"/><category term="cumhuriyet"/><category term="ittihatçı"/><category term="kapitalizm"/><category term="karikatür"/><category term="kontrol"/><category term="kürtler"/><category term="laikçilik"/><category term="mardin katliamı"/><category term="sosyoloji"/><category term="taraf"/><category term="tarih"/><category term="terör"/><category term="Özgürlük"/><category term="İslam"/><title type='text'>Altı Çizili Satırlar</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>71</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-250224169342427527</id><published>2012-03-15T00:59:00.001-07:00</published><updated>2012-03-15T01:11:54.942-07:00</updated><title type='text'>The Last King Of Scotland – İskoçyanın Son Kralı</title><content type='html'>&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/lastkingofscotland.jpg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/lastkingofscotland.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;2006 yapımı “The Last King Of Scotland” yakın tarihin dikkat çekici diktatörü İdi Amin’in hayatını anlatan bir film.  Senaryo yetmişli yılların başında, babasının izinden giderek tıp fakültesini bitiren İskoçya’lı genç bir doktorun etrafında kurgulanmış. Meşhur altmışsekiz kuşağından olan genç adam, müesses nizama isyan hisleriyle, kendisine çevresi tarafından altın tepsi içinde sunulan bilindik, konforlu bir istikbali reddediyor. İsyanı o kadar derin ki doğduğu yerden, ailesinden, kendisine teklif edilen hayatttan kaçıp uzaklaşmak için eline bir yer küre modeli alıp çeviriyor. Tesadüfen parmağını koyduğu ilk ülkeye gitmeye karar veriyor ancak ilk olarak Kanada’nın tesadüf etmesi onu tatmin etmiyor. İkinci bir deneme yapıyor ve parmağı, filmin geçeceği Uganda’yı işaret ediveriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Birkaç Sahnede Kuruluveren Hikâye&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Sadece birkaç saniyelik sekanslarla filmin kahramanı olan doktor karakterinin seyirciye tanıtılması sinema tekniği açısından, kurgu açısından takdir edilesi. İyi seçilmiş, iyi çekilmiş ve iyi oynanmış dört kısa sahne ile seyirci hikayenin içine çekiliyor: Genç doktorun yağmurlu bir İskoçya gününde, mezuniyetini kutlamak için akadaşlarıyla birlikte çılgınca soğuk sulara atlaması, baba ve annesi karşısında derin ama yapmacık bir saygı içinde yediği akşam yemeğinde ona teklif edilen hayat, odasında gizlice sigara içerken durduk yerde kendini tutamayıp haykırması ve nihayet dünyada kendi macerasına zemin arayıp bulması.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;b&gt;Dr. Nicholas Garrigan&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/garrigan-co-the-last-king-of-scotland-24199775-500-327.jpg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/garrigan-co-the-last-king-of-scotland-24199775-500-327.jpg?w=300&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Dr. Nicholas Garrigan karakteri Giles Fodan’ın romanından uyarlanan senaryoda kurgulanmış bir karakter. Yani gerçekte böyle bir doktor yok. Ancak karakteri şekillendirirken yazarın ilham aldığı Robert Bop Astles adında gerçek bir kişi varmış.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Filmimizin kahramanı Dr. Nicholas Garrigan Uganda’ya mesleğine de en uygun kanaldan, misyonerlik kanalından ulaşıyor. Bu kanalı dînî bir gaye ile tercih ettiğini çıkarmak zor. Zira Uganda’ya daha çok bir macera, bir heyecan yaşamak, daha sonra filmde İdi Amin’in söyleyeceği gibi, “beyaz adamcılık” oynamak için gidiyor. Belki kötü niyetleri yok ama bir misyonerden beklenecek ahlaki duruşu da sergilemiyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Doktorun Uganda’ya ilk ulaştığında çılgın, misyoner, genç ve batılı bir doktorun gözünden, çok geri kalmış bir Afrika ülkesini izlemeye başlıyoruz. Tropik sıcağın tüm sarı ve kavuniçi tonlarının hakim olduğu tozlu yollarda, yemyeşil ormanlar ve derme çatma kulubeler arasından ilkel toplu taşıma vasıtalarıyla gerçekleşen bir seyahat bu. Yönetmen, yollara dökülmüş kutlamalar yapan siyah derili insanlarla ve ellerinde silahları, hâki üniformalı askerlerle bizi nihayet filmin asıl konusunu teşkil edecek olan İdi Amin’e gayet mahirâne bir şekilde ulaştırıyor. Tam kahramanımız geldiği sırada ülkede darbe olmuş ve İdi Amin isimli bir general idareye el koymuştur.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Doktorun ilk tepkisi güvende olup olmadıklarını sormak oluyor. Ulaştığı misyonda çalışan “fedakâr” misyoner doktor ve güzel eşi, darbeyi umursar görünmüyorlar. Onların gayeleri bu geri kalmış topraklara “medeniyet” getirmek. Yaşadıklarından, gördüklerinden sonra biraz da umutsuzluğa kapılmış gibiler. Köylü halkın büyük çoğunluğunun hala şaman tedavisini kendilerine yeğ tuttuğundan yakınıyor misyoner doktor ve “bazen akıntıya karşı kürek çektiklerini düşündüğünü” söylüyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/2006_the_last_king_of_scotland_010.jpg&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Yönetmen Kevin Macdonald, doktor Garrigan’ın gözünden bu yeni dünyayı tanıtırken sadece görüntülerden değil seslerden de istifade ediyor. Mesela doktor Garrigan’ın ilk şaman tedavisini gördüğü sahnede arka planda hafiften başlayıp yükselen, rahatsız edici bir yılan tıslaması işitiliyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;b&gt;Forest Whitaker’ın Oskarlık Performansı&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/2006_the_last_king_of_scotland_010.jpg&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/2006_the_last_king_of_scotland_010.jpg?w=300&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Filmdeki performansı ile en iyi erkek oyuncu Oskar’ı alan Forest Whitaker’ın canlandırdığı İdi Amin karakterini, yaptığı miting konuşması ile tanıyoruz. Whitaker, daha konuşmasını işittiğimiz ilk saniyelerden itibaren bizi vatansever, neşeli ve biraz da dengesiz bir İdi Amin karakteri ile etkiliyor. Whitaker, Amin’in dengesiz, bir anda kızan, bir anda gülüveren dengesiz tabiatını aksettirmekte hayli başarılı görünüyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
İdi Amin, halkı coşturan, neşelendiren ve onlara vaatlerde bulunan konuşmasını yaparken onu koruyan askerlerin, İdi Amin’e tezahürat yapan halkı, parmakları tetikte, düşümanca bakan kanlı gözlerle süzdüklerini görüyoruz. Bu bir saniyelik görüntü, filmin ilerleyen kısımlarında karşılaşacaklarımızın bir ipucunu veriyor aslında.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
İdi Amin bindokuzyüzyetmişli yıllar boyunca sürdürdüğü iktidarının ilk yarısında batı medyasınca dünya kamuoyuna afrikanın sevimli, vatansever, iyi yürekli diktatörü olarak lanse edilmiş.  İkinci yarısında ise Afrika kasabı, deli, zalim hatta yamyam bir diktatör olarak sunulmuş. Film de neredeyse tamamen aynı yolu takip ediyor. Yönetmen filmin ilk yarısında seyirciye İdi Amin’i neredeyse sevdirirken, ters yönde hisler uyandıracak ufak ipuçları vermeyi de ihmal etmiyor. Seyircinin de tıpkı dünya kamuoyu gibi bu diktatörün diktatör olduğunu bile bile, hatta bazı zulümlerinden haberdar olmasına rağmen sempati duygusu geliştirmesine çalışıyor. İkinci yarıda ise zalim diktatörün nihayetsiz terörüne tanıklık ediyoruz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Dr. Garrigan ile İdi Amin’in tanıştığı sahnede, az önce kürsüde halka onlardan biri olduğunu söyleyen İdi Amin’in, aracı yolda duran ineğine çarptı diye bir köylüye kötü davrandığını görüyoruz. Köylünün ineği can çekişiyor. İdi Amin’in ise sadece eli incinmiştir. Askerler tedirginlik içinde bir suikast kokusu almaya çalışıyorlar. Çarpılan hayvan acı içinde böğürüyor. İdi Amin sağa sola bağırarak talimatlar yağdırıyor. Doktor da bir yandan İdi Amin’in elini sararken bir yanda da acı çeken hayvanın acısına son verilmesi için çevresine sesleniyor. Giderek artan bir kaos, bir gürültü var. Bu sahne Dr. Garrigan’ın ineği –acı cekmemesi- için İdi Amin’in ortada duran silahı ile vurarak öldürmesi ile yeni bir boyut kazanıyor. Batılı misyoner doktor burada diktatörün dikkatini çekiyor ve aralarında bir dostluk başlıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Asıl hikâyenin başladığı sahnede çok sayıda sembol ve gönderme var. İdi Amin doktorun İskoçyalı olduğunu öğrendiğinde İskoçya’ya karşı sempatisini dile getiriyor. İngiliz ordusunda yetişen İdi Amin İskoçyalı askerle beraber savaşmış bir asker. Filmde bahsedilmiyor ama biz eksik bilgiyi tamamlayalım. İdi Amin, İngiliz ordusunda İskoçyalı askerlerle beraber 1952-1960 yılları arasında Kenya’da “Mau Mau” ismi verilen isyanı bastırmak için savaşmış. Yani Kenya’lıların İngiliz sömürgeciliğinden kurtulmak için çıkardıkları isyanı, İngiliz efendileri adına bastırmak için savaşmışlar. Bu arada orduda İngilizler tarafından aşağılanmış ve kötü işlerde çalıştırılmış. İskoçların İngilizlerle yaşadığı sıkıntılar ve İngilizler’e karşı tavırları bir şekilde İdi Amin’i cezbediyor.  Bu (s)empatisi o kadar ileri gidiyor ki doktora, “Ugandalı dışında bir şey olabilseydim İskoçyalı olurdum” diyebiliyor. Doktorun İskoçya sembolleri taşıyan ucuz tişörtünü almak için kendi giydiği, general üniformasını doktora veriyor. Filmde tişörtü oğlu Campbel’e hediye edeceğini söyleyen Amin’in gerçekte bu isimde bir oğlu yok ama onun özentisinin altını çizmek için filme böyle bir öge eklenmiş. Neticede İskoçya hayranı İdi Amin’in, anlı şanlı (!) bir Uganda generali üniformasını uydurma bir tişörte değişebilieceği anlatılıyor. Zaten gerçek hayatta da İdi Amin kendisini İskoçya’nın son kralı ilan edecek, bu da filme adını verecektir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/idi-amin-time.jpg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/idi-amin-time.jpg?w=227&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;Mankurtlaştırılmış Sömürge Diktatörleri Şablonu&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Aslında film boyunca, mankurtlaştırılmış bir sömürge diktatörünün dramı sergileniyor diyebiliriz. Bir yandan vatansever ve anti emperyalist olmaya çalıştığı halde içinde yetiştiği batı medeniyetinden başka bir medeniyet tanımayan, kızsa da, isyan da etse gideceği bir yer olmayan bir adamın dramı… Kendini iktidara taşıyan adamlardan nefret eden ama onlardan başka alternatifi bulunmayan bir adamın dramı… Bu adeta tüm ortadoğu diktatörlerine uygulanabilir bir şablon. “Batıya rağmen batıcı” gibi mânâsız sloganlarla çelişkilerini makul hale getirmeye çalışan diktatörle çevrilidir etrafımız. Bu tavır kendi medeniyetinden ya tamamen bihaber yetişmiş ya da ümidi kesmiş sömürge aydınlarında da rahatlıkla müşahede edilebilir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Bahse değer bir şablon da sömürge diktatörlerinin asla ülkede çoğunluk gruplardan birinden olmamalarıdır. İdi Amin de Uganda’nın kuzeyinde “Kakva” ismi verilen azınlıkta bir etnik gruba mensup ve Müslüman. Uganda’nın yüzde seksendördü ise Hıristiyan. Bu şekilde azınlık mensubu bir kişiyi iktidara getiren batılı güçler, devletin başına koydukları kişinin meşruiyetini asla halkına dayandıramamasını garanti etmiş oluyorlar. Filmde Amin açık açık “beni iktidara İngilizler getirdi” diyor. Sömürgeciler adına halkını baskı altında tutan diktatörlerin koltuklarını muhafaza etmelerinin yegane garantisi yine sömürgecilerin lütufları oluyor. Bu yüzden de ezdikleri halklarına mütemadiyen şüpheyle bakar hale geliyorlar. Filmde İdi Amin’in sürekli bir suikast korkusu içinde yaşadığı, kendine yönelik en küçük bir tehdit algıladığında ölçüsüz bir şiddet kullanma yoluna gittiği altı çizilerek anlatılıyor. İdi Amin korkuyor ama bir yerde doktoruna “korkusunu gösteren adam zayıftır ve bir köledir” diyerek belki de ileride daha çok farkına varacağımız devlet terörünün bahanesini de söylemiş oluyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
İdi Amin’in Uganda’dan “medeniyetin beşiği” diye bahsetmesi ve kendini “ulusun babası” diye tesmiye etmesi, diğer sömürge diktatörlerinin söylemleri ile başka ortak noktalar olarak görünüyor.  Ayrıca askerlerine İskoç kilti giydirmesi de hususen askeri sahada tüm mahut diktatörlerce paylaşılan bir aşağılık kompleksinin tezahürü olarak ortaya çıkıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Filmde kahramanımızın yanlarına gittiği misyoner ve eşinin ne amaçla anlatıldığını düşünmek gerekir. Garrigan, müesses nizamın her türlü kabulüne isyan eden, tabu yıkan genç havasında önce misyonerin eşine “asılıyor”. Ancak kadın ulvî bir gaye için orada olan kocasının ne kadar iyi bir insan olduğunu söyleyerek delikanlıyı reddediyor.  Garrigan aynı havada, İdi Amin’in eşi Kay’e yaklaştığında ise reddedilmeyecek, bu da her ikisi için bir felakete sebep verecektir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Daha sonra İdi Amin’in şahsi doktoru olmak üzere başkente davet edilen doktor, halkına “askeri yemeden yemediğini” söyleyen, fakir Uganda’nın başkanı İdi Amin’in sarayındaki “ihtişama” tanık oluyor. Başkentte batı standartlarında bir hayat sürüldüğünü ve halkın geri kalanının bu hayatla  ilgisi bulunmadığını görüyoruz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Filmde İdi Amin ile ilgili olarak bilinen hemen herşey ya bir görüntüyle, ya bir cümle ile anlatılmaya çalışılmış. Mesela eski bir boks şampiyonu olan Amin’in bir sahnede bir çocuğa boks antremanı yaptırdığını görüyoruz. Kaddafi ile görüşen, onun Afrika birliği hayallerini paylaşan Amin’in filmde Libya’dan dönüşte başında bir takke ile gezmesi, İsrail karşıtı açıklamaları, ülkesindeki Hintli nüfusu sınır dışı etmesi, ülkesine inmesine izin verdiği kaçırılan uçak, İngiltere’ye aşağılama amacıyla yardım teklif etmesi gibi detaylar filmde yerlerini bulmuş.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Filmin ilerleyen bölümlerinde Amin’in doktoruna üstü açıp, spor bir mercedes hediye ettiğini. Seyahat ederken o arabada bulunmasının makam aracına düzenlenen suikastten kurtulmasını sağladığını görüyoruz. Bu sahnede doktor İdi Amin ile beraber –biraz da can havliyle- kurulan pusudan kaçmak isterken bir adama çarpıyor. Hayat kurtarmak iddiasıyla geldiği Uganda’da, kurtarmayı bırakın bir can almış oluyor. Suikastten kurtulan Amin’in adamları suikastçileri derhal yakalayıp getiriyorlar ve işkenceli bir sorgu başlıyor. İdi Amin böylesi bir sahneye ilk kez şahit olan doktora hayatına kasteden suikastçilere acımamasını söylüyor. Bu sahnede mühim bir detayı gözden kaçırmamak gerekiyor. Hiçbir yarası olmadığı halde doktor elinin kana bulanmış olduğunu farkediyor. Bu muhtemelen sorgulanan adamlardan birinin kanı ama doktorumuzun sembolik olarak elini kana buladığının altı da böylece çizilmiş oluyor. Zaten doktora Amin’in beyaz maymunu isminin takıldığını filmde daha sonra öğreniyoruz. İngiliz diplomat takılan isimle bu vaziyeti de birleştirerek ilerde doktora “eli kanlı beyaz maymun” diyecektir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Doktorun hemen takip eden sahnede şahit olduğu şiddeti meşrulaştırmaya, rasyonalize etmeye çalıştığını görüyoruz. “Burası Afrika” diyor doktor, “şiddete şiddetle cevap vermezsen ölürsün”. Tabi bu kendisi avutma gayreti bir süre sonra boşa çıkıyor. İngilizlerle iş tuttuğundan şüphelendiği sağlık bakanı ile ilgili kuşkularını İdi Amin’e söyleyen doktor adamın idam fermanını da imzalamış oluyor. Konuşmasının doğurduğu neticeyi doktorun yüzüne vuran ülkedeki İngiliz diplomat, bakanın aslında “kitlelerin hayatını kurtaracak bir penisilin ihalesini” takip ettiğini söylüyor. Bu tabi Uganda’ya hayat kurtarmak için gelen bir doktorun vicdanını kanatacak bir söylem ama insan düşünmeden de edemiyor: Madem İngiliz’lerin gayesi bu kadar insani, fakirlikten kırılan bu insanlara neden penislin “satmaya” uğraşıyorlar? Öylece bağışlasalar ya!..&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;b&gt;İdi Amin&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
İdi Amin’in bir tabiyet sorunu var. Daha önce İskoçyalı olmak istediğini açıkça söyleyen İdi Amin doktor Garrigan’a “Sen benim öz oğlumsun” dediğinde doktor bunu reddediyor ve “Hayır ben İskoçyalıyım” diyor. Bu anda Amin’in terk etmekte tereddüt etmediği, çok da kıymetli görmediği tabiyetinin Garrigan için çok daha mühim olduğunu anlıyoruz. Aynı gayeye matuf bir sembol olarak “pasaportun” kullanıldığını da belirtmek gerekiyor. Garrigan kendi pasaportunun (ç)alınıp yerine Uganda pasaportunun koyulmasından dehşete kapılıyor. Aklımıza Tevfik Fikret’in son yıllarında Hüseyin Cahit’e bir mektubunda yazdığı, tartışma yaratan şu sözleri geliyor: “Bugün say ve irfanım tebdil-i tabiyet ediyor.”&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/idi_amin4.jpg&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
İdi Amin batılı bir hayat tarzını benimseyip sürdürmekte bir beis görmüyor. Başında bir kovboy şapkası ile at üstünde göründüğü sahne oldukça ibretlik. Kendinden “Ugandalı kovboy” diye bahsederken kemendini adamlarından birinin boynuna atıveriyor. İşte kovboyun Ugandalısı atsa atsa kendi halkına kement atar mesajı veriliyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/fileidi_amin_caricature2.jpg&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/idi_amin4.jpg&quot; style=&quot;clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/idi_amin4.jpg?w=300&quot; /&gt;&lt;/a&gt;Filmde geçmiyor ama İdi Amin’in tahtını dört beyaz işadamına taşıtırken ve bir beşinci beyazın ona yelpaze sallarken fotoğraf çektirdiği biliniyor. Bilindik bir fotoğrafın negatifini sunmaya çalışan Amin’in naif çabasından çok, kimbilir hangi maddi çıkar karşılığı bu zillete katlanmaya gönüllü olan kapitalist İngiliz iş adamlarının hali üzerinde düşünmek gerekiyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;a href=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/fileidi_amin_caricature2.jpg&quot; style=&quot;clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://salihcenap.files.wordpress.com/2012/03/fileidi_amin_caricature2.jpg?w=83&quot; /&gt;&lt;/a&gt;İdi Amin’in karikatürlere malzeme olmuş madalyaları da önemli bir sembol. Bu madalyaların çoğunun ikinci dünya savaşına katılmış askerelere verilen madalyalar olduğu söyleniyor. Burada dikkat çekici olan, bir takdir aracı olan madalyaların aslında madalya verenin lütfunun, takdirinin madalyayı alan kişi tarafından kıymetli görülmesidir. Amin sayısız çelişkisinden birini daha yaşıyor ve düşman ilan ettiği batılı emperyalist güçlerin madalyalarını göğsünde gururla taşımaya devam ediyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Filmin sonlarına doğru, İdi Amin’in eşlerinden Kay’in, Dr. Garrigan’la yaşadığı gayrimeşru münasebet neticesi hamile kalmasının bir felaket zinciri başlattığına şahit oluyoruz. Kadın yakalanıyor ve öldürülüyor. Bu yetmez gibi ibret-i alem olsun diye vahşice, kolları bacakları kesilerek birbirlerinin yerlerine dikiliyor ve bu korkunç ceset teşhir ediliyor. Bu sahnenin filmin en mide kaldıran sahnesi olduğunu da belirtmekte fayda var. Bir de başlangıçta bahsettiğimiz ses efektleri ile bu sahne iyce dehşet verici hale getirilmiş. Bu sahneyi görüp dağılan doktor, o anda kendisne daha önce İngilizlerce teklif edildiği halde kabul etmediği cinayeti işlemeye, İdi Amin’i öldürmeye karar veriyor. Tabi bu arada atlanılmaması gereken müthiş bir sahne var: Annesini batılı bir doktorun geçici şehvet hisleri yüzülünden parçalara ayrılmış halde gören küçücük bir zenci çocuğun doktora büyük bir nefret ve kin dolu gözlerle baktığı sahne… Çocuğun bakışı şu satırları yazarken bile gözümün önüne geliyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Hazırladığı zehirli ilaçlarla İdi Amin’in yanına giden doktor onu ve çevresindekileri muhtemelen uyuşturucu madde etkisinde, pornografik bir film seyrederken buluyor. Muhalifi olduğunu sandığı batının, içkisiyle, müziğiyle, pornosuyla, silahlarıyla, madalyalarıyla zehirlenmiş, beyinlerinin genetiği ile oynanmış bu çarpık fikirli ucubeler topluluğu bizde artık tiksinti uyandırıyor. Film bundan sonra birbirinin peşi sıra gelen şiddet sahneleriyle son buluyor. Dr. Garrigan hata yaptığını, asıl yerinin İskoçya ve ailesinin yanı olduğunu kabul ediyor. İdi Amin’in eski hekimi, canı pahasına da olsa olan biteni “uygar” dünyaya anlatması için Garrigan’ın kaçmasına yardım ediyor. Çünkü bir beyaz olarak onun söyleyeceklerinin batı dünyasına itibar göreceğini düşünüyor. Canını bu “vahşilerin” elinden zor kurtaran doktorun uçağın penceresinden macera için geldiği Uganda topraklarına son bir bakışıyla film bitiyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;b&gt;Bari Filmi Biz Çekseydik&lt;/b&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Filmi seyrettikten sonra şunu düşünmeden edemedim: Batılılar evlerinde kalkıp dünyanın ücra köşelerine başkalarını sömürmek için gidiyorlar. Şeytanın aklına gelmeyecek hilelerle, kukla iktidarlar kurgulayıp masum insanların iliklerini emiyorlar. Sonra onları birbirine düşürüp birbirlerini öldürtürken üstüne bir de silah ve sonrasında da ilaç satıyorlar. Gel gör ki işledikleri zulümün filmini de yine onlar çekiyorlar. Uğradığı zulmü bırakın anlatmayı, doğru dürüst anlamaktan aciz insanların dramı içimize akıp, yüreklerimizi dağlarken, bir kez daha önce gözlerimizden sonra zihnimizden silinip gidiyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Salih Cenap Baydar&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
14 Mart 2012 &amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Twitter: @salihcenap&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/250224169342427527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2012/03/2006-yapm-last-king-of-scotland-yakn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/250224169342427527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/250224169342427527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2012/03/2006-yapm-last-king-of-scotland-yakn.html' title='The Last King Of Scotland – İskoçyanın Son Kralı'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-7501014637172061239</id><published>2011-09-21T00:12:00.001-07:00</published><updated>2011-09-21T00:12:45.249-07:00</updated><title type='text'>Ahmet Hamdi Tanpınar</title><content type='html'>&lt;br /&gt;
&lt;h1 align=&quot;CENTER&quot; class=&quot;western&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Cambria, serif;&quot;&gt;Okur
Okulu Ahmet Hamdi Tanpınar Toplantısı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;
&lt;div align=&quot;CENTER&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Cambria, serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;b&gt;17 Eylül
2011&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Okur
Okulu projesi kapsamında ilk toplantımızı gerçekleştirdik. “Söz
uçar yazı kalır” demişler. Ahmet Hamdi Tanpınar&#39;ı tanımaya,
onun şahsı ve fikirleri hakkında bir kanaat oluşturmaya
çalıştığımız toplantıda çok değişik ve güzel şeyler
konuşuldu. Ben bunlardan en azından bir kısmını not etmek
istiyorum...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Toplantıya
Tanpınar&#39;ın &lt;b&gt;biyografik&lt;/b&gt; bilgileriyle başladık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Tanpınar
23 Haziran 1901&#39;de Kadı Hüseyin Fikri Efendi&#39;nin oğlu olarak
İstanbul&#39;da doğmuş. Çocukluğunun bir ksımı babasının
memuriyeti nedeniyle Kerkük&#39;te geçmiş. O yıllara dair şu
notlarını okuduk:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
“&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Kerkük&#39;e
1914 yılı temmuzunun başında. Birinci cihan harbinden hemen bir
iki gün evvel gitmiştik. Bu yüzden bu şehirle o muharebenin
hâtıraları bende birleşir. Geçmiş günlerimiz gerçekten
sararmış takvim yapraklarına benzer mi? Burasını bilmiyorum.
Fakat, Kerkük hâtıralarımı çok defa bir yığın tek sütunlu
resmi tebliğlerin arasından çekip çıkarırım. Memleket
felâketini, &quot;muhtelif cephelerde sükûnet var&quot; cümlesi
altında örtmeğe çalışan tek sütun üzerine dizilmiş bu ajans
haberleri bazen bir yığın karakol çarpışmalarının sonunda bir
şehrin düştüğünü haber verirdi. Basra&#39;nın, Bağdat&#39;ın,
Erzurum&#39;un düşüşünü böyle öğrenmiştik. Bu ajans
tebliğlerini karşı yakadaki (asıl Kerkük) matbaadan almağa
bazen ben giderdim.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Oturduğumuz
sayfiye yeri Korya ile asıl Kerkük&#39;ü birleştiren Edhem çayının
kuru yatağı üzerindeki köprüde, başımda açık renk bir
şemsiye, havadis peşinde âdeta koştuğumu hatırlıyorum. Şehre
ait hâtıralarım çok silik ve dağınık. Yalnız oturduğumuz
evleri, yeni yapılan mektebi hatırlıyorum. Evlerin üçü de Korya
tarafında idi. Birinci ev, bu sayfiye yerinin ucunda âdeta bir
berhane idi.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bu
evde bizden evvel mutasarrıf Avnullah Kâzimi Bey oturmuştu. Şair
Halide Nusret Hanım&#39;ın babası olan bu zat, Kerkük&#39;te çok iyi bir
hâtıra bırakmıştı. Onun hakkında söylenenleri şimdi
hatırladıkça, eski imparatorluğun devamını sağlayan, o
tuttuğunu koparır, çakır pençe memurlardan biri olduğunu
düşünüyorum. Şehre ve havaliye sükûnet getiren, devlet
otoritesini koruyan bu cins memurlara eskiden halkımız bir nevi
keramet, hiç değilse bir dindarlık, riyazet izafe ederdi. Avnullah
Kâzimî için de böyle olmuştu. Mektep arkadaşlarının çoğu,
onun geceleri soyunmadan bir post üzerinde yorulana kadar ibadet ve
dua ettiğini ve oracıkta kıvrılıp uyuduğunu, sonra atına binip
eşkıya takibine çıktığını anlatırlardı.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2777&quot;&gt;(Yaşadığım
Gibi, 341)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Kerkük&#39;ten
sonra Antalya&#39;da da bir süre kalan Tanpınar&#39;ın aşağıya aldığım
satırlarını, maalesef bulup da toplantı esnasında okuyamadım
ama buraya alarak bu vaziyeti telafi etmeye çalışayım:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
“&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Antalya&#39;ya
1916 sonbaharında geldim. Epeyce büyümüştüm. Tek başıma
geceleri deniz kıyısında veya kayalıklarda (Hastahanebaşı&#39;nda)
gezmek hakkım vardı. Karanlık epeyce inip de kayaların gölgesi
beni korkutana kadar orada kalırdım. Denizin iki manzarası beni
çıldırtırdı. Biri bu kayalıkların sahile bakan bir yerinde
sabah ve akşam saatlerinde durgun denizin ışıkla ve dipteki taş
ve yosunlarla aldığı manzaradır. Bu kayalarda beni mesut eden
şeylerden biri de yine sakin saatlerde kovuklara suyun dolup
boşalmasıydı. Bir de öğle saatlerinde güneş vuran suyun elmas
bir havuz gibi genişlemesi. Bunlar benim muhayyelem için büyük
mânâları olan şeylerdi.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bu
ancak büyülenme kelimesiyle anlatılabilecek bir haldir. Fakat
galiba bu da yetmez; hakikat şu ki, üzerimde bir türlü
çözemediğim bir sır, gelecek zamana ait bir ders tesiri
yapıyorlardı.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;1921
yılında tekrar Antalya&#39;ya tatil için döndüğüm zaman bir gün
yine Hastahane yolunda iki evin arasından tekrar güneşle
birleşmiş, güneşin sarayı ve havuzu olmuş bu su ile
karşılaştım. Manzara sadece muhteşemdi. Fakat bu güzellik bana
acaip bir ölüm düşüncesi arasından geldi. Hiç bir şey bu
kadar insana yakın, buna rağmen bu kadar ezici, ondan ayn olamazdı.
Bu, şiire kendimi verdiğim seneydi.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2805&quot;&gt;(Yaşadığım
Gibi, 349)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Baytar
Mektebi&#39;ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmani&#39;nin (yani
bugünkü İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi&#39;nden 1923&#39;te
mezun olmuş. Erzurum, Konya ve Ankara&#39;daki liselerde öğretmenlik
yaptıktan sonra Gazi Terbiye Enstitüsü&#39;nde (Gazi Eğitim
Enstitüsü) edebiyat dersleri vermiş. 1933&#39;ten sonra İstanbul&#39;da
Kadıköy Lisesi&#39;nde edebiyat öğretmenliği yapmış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;1923
yılında Erzurum&#39;da öğretmenlik yaptığı zamana dair bir
hatırasını bu arada paylaştık:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
“&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;1923
yıllarında Erzurum Lisesi&#39;nde hoca idim. Mektebimizde Fransızca
ders veren Abdülhakim Bey adında Mısırlı bir hoca vardı. Çok
çabuk dost olmuştuk. Fransızcayı, İngilizceyi iyi biliyor, biraz
yağlı, fazla tecvidli olmasına rağmen Türkçeyi de mükemmel
şekilde konuşuyordu. Fransız gramerini iki ayda öğretmek için
hususî bir metod bile icad etmişti. Bu cinsten icad sahiplerinin
çoğu gibi, o da garip bir adamdı. Sene sonunda imtihanlarda
çocukların hakikaten Fransız gramerini çok iyi bildiklerini
gördük. Yalnız bir şey eksikti. Fransızca bilmiyorlardı. Tek
başına metodun kâfi olmadığını ve her icadın icat
sayılamıyacağını ilk önce o imtihanda öğrendim.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1271&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;(Yaşadığım
Gibi, 57)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;1939&#39;da
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi&#39;nde yeni kurulan Türk
Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirilmiş. 1942 ara
seçimlerinde CHP&#39;den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük
Millet Meclisi&#39;ne girmiş. 1946 seçimlerinde tekrar aday
gösterilmeyince bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yapıp
1949&#39;da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü&#39;ne dönmüş. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962&#39;de
İstanbul&#39;da vefat etmiş. &lt;/span&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Bir
düzen içinde yürümek, savrulmadan, düşüncelerimizi dağıtmadan
ilerleyebilmek için tespit ettiğimiz diğer iki başlık, yazarın
&lt;b&gt;etkilendiği ve etkilediği&lt;/b&gt; kişiler şeklindeydi. Tabi tam
bir liste elde etmek için çok ciddi, akademik bir çalışma
yapılması gerekir ama biz en azından denk geldiğimiz bazı
isimleri zikrettik. Tanpınar&#39;ın etkilendiği isimlerin başında
hocası Yahya Kemal geliyordu:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
“&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Ruhunun
ateşiyle bizim genç varlıklarımızı yoğurmaya çalışan bu
inanmış adamı (Yahya Kemal&#39;i) sevmemek kabil değildi. Onu ilk
önce sadece güzel birşey tadar gibi dinledik. Sonra, irticalî ve
yüksek bir maharet, kendini tüketmekten hoşlanan bir heyecan
sandığımız şeyin altında gizlenen ana fikri farkettik.
Filhakika Yahya Kemal, bize bu sohbetlerde ve derslerde, uzun
tefekkürünün meyvası olan çok dinamik realite ile gerek aktüel,
gerek tarihî mânâlarında temas halinde bulunan bir milliyet
anlayışını getiriyordu. Bu milliyetçilik, hızını tarihten
alıyordu. Fakat bu, kitaplarda olduğu gibi satır ve kelime halinde
kalmış bir bilgi şeklinde bir tarih değildi. Belki toprağa
bağlı, onunla beraber yoğrulan ve inkişafını yapan ve böyle
olduğu için insanı hakikî buudlan ve kıymetleri ile yakalamaya
muvaffak olan bir tarihti.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bu
tarih anlayışı bütün bir san&#39;at ve edebiyat programıydı ve
milliyet mefhumunun mucizesi ve yapıcı sırrı olan devam fikrini
kendiliğinden ihtiva ediyordu. Onu dinlerken bütün Türk tarihi,
kendimizi anlamak için sırrını sorup öğrenmeye mecbur olduğumuz
bir alem gibi önümüzde canlanıyordu. Bizden evvel gelmiş,
ömürlerinin macerasıyla, iman ve aşklarıyla bize bugünkü
benliğimizi, bir ağacın meyvasını hazırlar gibi hazırlamış
olan insanları anlamak için ne yapmıştık? Etrafımızdaki
âbidelere, bu güzel şehre, Boğaziçi köylerine ve İstanbul&#39;un
ücra semtlerine, onlara dair soracağımız ne kadar çok şey
vardı; ve bütün vatan böyle değil miydi?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;İşte
bundan yirmi sene evvelin gençleri, etrafına toplandıkları, ancak
on, onbeş yaş kendilerinden ilerde ustalarını, yumuşak bakışlı
ve sabırlı işçi elli fikir atletini dinlerken böyle
düşünüyorlardı.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1970&quot;&gt;(Yaşadığım
Gibi, 180)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
“&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Klasik
zevki hiç bir kolaylığı kabule imkân vermeyen Yahya Kemal&#39;e bir
gün portakal ağacından bahsedecek oldum. O bana &quot;Dünyada
belki binlerce ağaç vardır, takat aslında ağaç üç dört
tanedir: Çınar, kestane, ceviz gibi. Yine binlerce çiçek vardır.
Ama yine dört-beş çiçek vardır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Portakal
ağacının altında oturamazsın, gölgesi yoktur. Dibinde
gezemezsin, çamurdur. Zaten boyu müsait değildir&quot; cevabını
verdi. Bir bakıma hakkı var. Klasik şiirin dışındaki şeyler,
hususi notlar, mevsimler veya zevki kökünden değiştiren iklimden
gelen şeylerdir.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;a href=&quot;file:///C:/Users/Salih%20Cenap%20Baydar/Documents/Okur%20Okulu/Klasik%20zevki%20hi%C3%A7%20bir%20kolayl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20kabule%20imk%C3%A2n%20vermeyen%20Yahya%20Kemal&#39;e%20bir%20g%C3%BCn%20portakal%20a%C4%9Fac%C4%B1ndan%20bahsedecek%20oldum.%20O%20bana%20%22D%C3%BCnyada%20belki%20binlerce%20a%C4%9Fa%C3%A7%20vard%C4%B1r,%20takat%20asl%C4%B1nda%20a%C4%9Fa%C3%A7%20%C3%BC%C3%A7%20d%C3%B6rt%20tanedir:%20%C3%87%C4%B1nar,%20kestane,%20ceviz%20gibi.%20Yine%20binlerce%20%C3%A7i%C3%A7ek%20vard%C4%B1r.%20Ama%20yine%20d%C3%B6rt-be%C5%9F%20%C3%A7i%C3%A7ek%20vard%C4%B1r.Portakal%20a%C4%9Fac%C4%B1n%C4%B1n%20alt%C4%B1nda%20oturamazs%C4%B1n,%20g%C3%B6lgesi%20yoktur.%20Dibinde%20gezemezsin,%20%C3%A7amurdur.%20Zaten%20boyu%20m%C3%BCsait%20de%C4%9Fildir%22%20cevab%C4%B1n%C4%B1%20verdi.%20Bir%20bak%C4%B1ma%20hakk%C4%B1%20var.%20Klasik%20%C5%9Fiirin%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndaki%20%C5%9Feyler,%20hususi%20notlar,%20mevsimler%20veya%20zevki%20k%C3%B6k%C3%BCnden%20de%C4%9Fi%C5%9Ftiren%20iklimden%20gelen%20%C5%9Feylerdir.&quot;&gt;(Yaşadığım
Gibi, 347)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Etkilediği
isimler arasında çok insanın adı geçiyor ama ben doğrudan kendi
keşfim saydığım bir isimden bahsettim: Nihat Boydaş. &lt;a href=&quot;http://w3.gazi.edu.tr/~nboydas/&quot;&gt;Prof.
Dr. Nihat Boydaş&lt;/a&gt; hoca 2002 yılında “&lt;a href=&quot;http://www.nadirkitap.com/turkce-bilmeyen-cennete-giremez-nihat-boydas-kitap393280.html&quot;&gt;Türkçe
Bilmeyen Cennete Giremez&lt;/a&gt;” isimli bir kitap yayınlamıştı. Bu
kitabın ismine ilham veren notları Tanpınar&#39;ın Paris notları
arasında yakalamıştım. Hoca ile bir sohbet esnasında bunu dile
getirdiğimde aşağıya aldığım satırları neredeyse eksiksiz
bir şekilde ezberden tekrar etmişti:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Daüssıla.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Cafe
Mahieux&#39;de:&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Türkçe
konuşmağa başlayınca birinin Kula&#39;lı, öbürünün Muğla&#39;lı
olduğunu öğrendiğim birkaç Rum. Biri öbürüne söylüyor:&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;-Papazın
nasihatini sen de hatırlarsın Panayot, Türkçe bilmeyen cennete
giremez.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;-O
eski darbımeseldir. Bana anam da söylerdi.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&#39;İyi
ama ben bilmiyordum.&quot;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2357&quot;&gt;(Yaşadığım
Gibi, 272)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; margin-left: 1.25cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Başlıklarımızdan
en önemlisi “&lt;b&gt;Vurgu yaptığı temel kavramlar nelerdir? Zihni
daha çok neyle meşgul olmuştur? &lt;/b&gt;” idi. Bu başlık altında
uzun uzun sohbet ettik. Alt başlıklarımız şöyle sıralandı:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Doğu
	medeniyetin batı medeniyetine geçiş- Batılılaşma&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bizi
	sadece yaptığımız işlerden değil, onların hız aldıkları
	prensiplerden de şüphe ettiren, mühim ve hayatî meselelerimiz
	yerine bir şaka denebilecek kadar hafif şeylerle uğraştıran,
	yahut bu mühim ve hayatî meselelerin mahiyetini değiştirip bir
	şaka haline getiren bu buhranın sebebi, bir medeniyetten öbürüne
	geçmemizin getirdiği ikiliktir.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1019&quot;&gt;(&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1019&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Yaşadığım
	Gibi, 34)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Yeni
	- Eski &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;-Bırak
	canım, o şüpheleriyle, inatlarıyla övünsün dursun... Hayat
	yürüyor. Bir gün kervanın dışında kalınca anlar! Bu dünyada
	yeni diye birşey var! Onu inkâr edenin vay haline! Zorla
	değiştiremeyiz ya! Sağduyusu kendine mübarek olsun! Biz canlı
	hayatın peşindeyiz!&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/3339&quot;&gt;(Saatleri
	Ayarlama Enstitüsü , 269)&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Geçmişi
	yok sayan devrime karşı kültürel bir evrim fikri&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;“Bugün
	umumî hayatımızda herhangi kökten bir ameliyeyi yapabilmek için
	lâzım gelen şartlardan âdeta mahrum gibiyiz. Bizi değiştirecek
	şeylere karşı ne bir mukavemet gösterebiliyoruz, ne de ona
	tamamiyle teslim olabiliyoruz. Sanki varlık ve tarih cevherimizi
	kaybetmişiz; bir kıymet buhranı içindeyiz. Hiç birini büyük
	mânâsında kendimize ilâve etmeden her şeyi kabul ediyor; ve her
	kabul ettiğimizi zihnimizin bir köşesinde âdeta kilit altında
	saklıyoruz.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bir
	medeniyet bir bütündür. Müesseseleri ve kıymet hükümleriyle
	beraber inkişaf eder. Onları lüzumsuz bulmaz, şüphe de etmez.
	Nasıl elimiz, ayağımız, kulağımız bulunduğunu düşünmeden
	bu uzuvlarla yaşarsak onlarla öyle yaşarız. Hakikî taazzuv da
	budur.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Umumî
	hayat değiştikçe, medeniyet de müesseseleriyle ve kıymet
	hükümleriyle değişir. Bazan bunların bir kısmını tasfiye
	eder. Fakat bütün bu değişiklikler insanla beraber olur. Küçük,
	büyük buhranlar, anlaşamamazlıklar, huzursuzluklar, sıçrayış
	devirlerinde ihtilâller, teknik terakkiler, keşif veya tabiî
	inkişaflar bu tasfiyeleri yapar. Garp&#39;ta ortaçağ insanı,
	rönesans insanı, makine sanayi&#39;i devrinin insanı, bugünün
	insanı medeniyetiyle, müesseseleriyle beraber teşekkül etmiş
	şe&#39;nî ve tarihî vakıalardır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Biz
	de eski medeniyetimiz içinde böyle idik. Selçuklular devrinde
	Anadolu kapılarını zorlayan insanlar, yeni vatanı benimseyen ilk
	kurucu nesiller, Osmanlı fâtihleri, bütün siyasî
	düzensizliklerine rağmen bize Itri&#39;nin dehasını ve Nailî&#39;nin
	dilini veren, zevkimizin o tam inkişaf ve istikrar devri onyedinci
	asır sonunun insanı elbette birbirlerinden çok farklıydılar.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Fakat
	aynı zamanda birbirlerinin devamıdırlar da. Vâni Efendi&#39;de
	Zembilli Ali Efendi, Zembilli Ali Efendi&#39;de ilk İstanbul Kadısı
	Hızır Bey, Bursalı ismail Hakkı&#39;da Aziz Mahmud HUdaî, Hüdaî&#39;de
	Üftâde, Üftâde&#39;de Hacı Bayram, onda Yunus Emre, Yunus&#39;ta
	Mevlânâ aynı ocağın ateşiyle devam ediyordu.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bütün
	bu insanlar ne kendilerinden, ne de bir evvelkilerden şüphe
	ediyorlar, hayatı, düşünceyi, kendilerini idare eden değerleri
	kudsî bir emanet gibi kabul ediyorlar, aralarında nesil farklarını
	tabiî buluyorlardı.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Onlar
	parçalanmış bir zamanı yaşamıyorlardı. Hâl ile mazi
	zihinlerinde birbirine bağlıydı. Birbirlerini zaman içinde
	tamamladıkları İçin, gelecek zamanları da, kendi düşünce ve
	hayatlarının muayyen olmayana düşen bir aksi gibi tasavvur
	ediyorlardı.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;O
	kadar ki onsekizinci asırda yaşayan Kul Hasan Dede, onbeşinci
	asırda yaşamış olan Eşrefoğlu ile, sanki aynı şehirde ve
	aynı tekkede imişler gibi kavga edebiliyorlar, duygu ve hayat
	görüşü itibariyle o kadar başka türlü olan Nedim, Fuzûlî&#39;nin
	bir mısra&#39;ıyla kendi sansüalitesini anlatıyor, birbiri
	arkasından gelen nesiller, Hallaç&#39;ın haksız yere dökülmüş
	kanını dava ediyordu. Hülâsa fikirler, imanlar büyük bir aile
	mirasının torunlarda genişlemesi gibi, aym köklerden dalbudak
	salıyordu. Hayat, bir ve bütün, insanıyla beraber sürüp
	gidiyordu.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Böyle
	olduğu için de bir yere konan taş, iki üç nesil sonra behemehal
	bir bina oluyor, insan zamanına girmekle kazandığı şahsiyetini
	etrafına kabul ettiriyordu.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;İşte
	Tanzimat&#39;tan sonraki senelerde kaybettiğimiz şey bu devam ve
	bütünlük fikridir.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1141&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 35)&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;“&lt;i&gt;Ben
	bir oluşun parçası, yarın ortaya geçecek son halkasıyım.
	Zinciri tanımazsam olur mu?”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2656&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 321)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Aşk&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;Sevdiğim
	bir muharrir &quot;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Aşk,
	ölümün gülümseyen yüzüdür&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;&quot;
	der. Bu mes&#39;ut cümleyi her hatırladıkça, onu kendim söylememiş
	olduğuma müteessir olurum. Çünkü, bu iki mefhumdan birini,
	ötekini hatırlamadan hiçbir zaman düşünmedim; hattâ onlar
	benim için eş doğmuş mefhumlar değil, birbirini tamamlayıcı
	yegâne hakikatlerdir.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1404&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 134)&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aşk
	bize münferit ve dağınık dünyayı bir bütün halinde verir;
	zekâyı ihsasların yalancı cennetinden ve dar müfredatından,
	aklın gülünç ve sıkışık hesaplarından kurtararak bir
	ebediyetin aynası yaptığı içindir ki, biz onun vasıtasıyla
	arızî olan her şeyi yeneriz.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1428&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 134)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;Aşk
	psikolojisinin en dikkate değer taraflarından biri de mevzuunu
	tanımadan başlamasıdır; onun için her aşk, devamı boyunca bir
	yığın lezzetli keşifler silsilesi olur. Gülerken, konuşurken,
	hiddet veya hüzünde bu küçücük insan vücudu daima bizim için
	yenidir ve her kımıldanışında, kâinatla her temasında yepyeni
	hayranlık imkân ve vesileleri verir.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Bugün
	onun ellerinin istisnaî güzelliğini daha yeni fark ederiz, yarın
	boynunun mustarip melek inhinasını şimdiye kadar görmediğimize
	şaşarız, bir başka zaman küçük bir yolcu arabasının
	ayaklarımızın ucuna düşen aynadan süsünde, yalnız bir
	ucundan gördüğümüz dudak ve çenesinde, bütün bir san&#39;at
	eseri güzelliğini ve uzaklığını bularak kendimizi körlükle
	itham ederiz. Bir başka vakit, gözlerinin rengi ve alnının
	biçimi, bakış tarzı bizi imkânsız ve sim meçhul hazlar içinde
	bırakır.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Hülâsa,
	bir yıldız kasırgasında ve büyülü bir terkip halinde
	tanıdığımız ve sevdiğimiz mahlûku, yavaş yavaş çok
	şaşırtıcı bir coğrafya gibi keşfederiz. Kadın ruhunun
	methedilmekten hoşlanması ve en devamlı aşklarda bile buna
	kıymet vermesi ve yokluğundan şikâyet etmesi bu küçük
	dikkatlerde aşkın mühim bir tezahürünü sezmesinden gelir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;Bu
	dikkat ve hayranlık sadece mükemmel ve güzel olan teferruatta
	duyulmaz, ahenksiz olan taraflar dahi aynı suretle taziz edilir.
	Hattâ Marcel Proust&#39;un dediği gibi bazen sevdiğimiz vücutta bizi
	en çok bağlayan noktalar, belki de bu mükemmeliyetten uzak olan
	şeylerdir Bu zaaf noktalandır ki mukabili olan şefkat ve merhamet
	duygularıyla perestiş hislerimizi takviye ederler.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1379&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 131)&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;text-decoration: none;&quot;&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nasıl
	severiz? Filozoflar ve fizyoloji âlimleri bu muammayı halletmeye
	istedikleri kadar çalışsınlar; bizim için esas olan, hilkatin
	bu mevhibesini, bu büyük ve cömert kudreti kanımızda
	taşımamızdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;İhtimal ki o alelade bir
	tesadüfün derinleşmesi, etrafa kök, budak salmasıdır; ihtimal
	ki çocukların zıpzıp oyununa benzeyen diğer tesadüflerden çok
	başka türlüdür. Ve arkasında irsiyetin, cinsin, bin türlü
	bilinmez, çetrefil muayyenleri saklıdır ve biz dinlerken
	ürperdiğimiz bir seste veya dalgın bir hayranlıkla temaşasına
	koyulduğumuz bir çehrede tanımadığımız bütün bir cedler
	silsilesinin, asırlarca süren bir irsiyet istifasının güzellik,
	hasret ve rüyasını tatmin ederiz. Bunun gibi o, şüphesiz
	tabiatta mevcut hayat ve yenileşme iradesinin gizli bir tuzağı da
	olabilir. Fakat herhangi şekilde de olsa biz, istikrarı, bütün
	bu olan ve olurken değişen ve ademin girdabına doğru giden akıcı
	selden bir an dışarıya fırlamamız imkânını, zaman denen
	sarhoş devi saçlarından yakalayıp kendimize muti kılmamız
	fırsatını hep onda buluruz; ferdiyetimizi onunla idrak eder,
	imkânlarını onunla yoklarız.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Günlerin çamurunu bir elmas
	yığını haline koyan, tenin cifesini ilâhî bi şafağın
	aydınlığında yıkayan, ademin meyvası olan ruhu, bir ezeliyet
	şarabı haline getiren odur.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;O, ruhun muayyeniyet kazanması
	için biricik nizamdır. Ve bizi ömrümüzde bir defa ve bir tek
	insan için ziyaret eder ve bir defa kodlandıktan sonra unutulmayan
	bir gül gibi bütün bir Ömrü lezzet hatırasiyla doldurur. Veyl
	o ânı kaçıranlara!..&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Onlar, arzunun cehenneminde,
	şifasız bir boşluğun kırbacı altında bütün ömürlerince
	sürüneceklerdir. Hayat onlar için mânâsız bir seyahat, ölüm
	sadece bir yokluk korkusudur.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;text-decoration: none;&quot;&gt;&lt;span&gt;Don
	Juan&#39;ın bütün eksikliği buradadır. Hayat ve ihsasların
	kadehini birbiri ardınca boşaltan ve daha birini bitirmeden
	öbürüne saldıran bu kahramanın mağrur susuzluğunu, belki de
	bir keyfiyet yokluğunun bir kemiyetle hiçbir zaman telâfi
	edilmeyeceğini anladığım için olacak, hiç kıskanmadım. O,
	bütün ömrünce, her boşalttığı kadehin dibinde aynı gül
	rengi ifritin alaycı gözleriyle karşılaşmaya mahkûmdu.
	Hakikaten, bütün kadınları, bütün içkileri ve bütün
	lezzetleri bir ömür boyunca ve birbiri ardınca tatmaktan ne
	çıkar? &quot;Bu olsa olsa, bir ormanın bütün ağaçlarını
	teker teker tanımaya benzer.&quot; Bize bu sayışın ilâve
	edeceği hiçbir şey yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Böyle bir seyahat hiçbir
	susuzluğu teskin etmez, sadece hilkatin en cibillî âfetini,
	korkunç ifrit can sıkıntısını her adımda karşımıza
	çıkarmış olur, her adımda bir mücevher diye koşup elimize
	aldığımız parıltının, omuzlarımızın üstünde esen bu
	siyah rüzgârla bir yığın toprak haline geldiğini görürüz ve
	bu acı tecrübe ile ademin kapısından geçeriz. Ölmeyiz, can
	sıkıntısı bizi yutar.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Şüphesiz ki ihsaslar ve
	mukadder akıbetin yanıbaşımızda her an bulunuşu, bizi zamandan
	istifadeye davet eder. Fakat bu davete bu tarzda icabet, bizzat
	zamanı muti kılacağı yerde, onun mahkûmu olmamız demektir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm; text-decoration: none;&quot;&gt;

	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;text-decoration: none;&quot;&gt;&lt;span&gt;Bir
	kere bunu anladık mı, o zaman hakikî varlığımıza
	ereriz.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1430&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;&lt;span&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 135)&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;

	&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Tarih&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Doğrusu
	istenirse, Tanzimat&#39;tan beri yetişenlerin çoğunda hemen her
	hareket, gürültülü ve sessiz bir istifa, bir nevi tövbekârlık,
	kendi kendini inkârla sona erer. Yahut şahsiyet tam bir dargınlık
	içinde veya kısır bir şüphede kendisini tüketir. Fikret ile
	Cenab&#39;ın akıbetleri! Bir nevi terk-i saltanata benzeyen prensip
	fedakârlıkları ise burada sayılamayacak kadar
	çoktur.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1145&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 38)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Mimari&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;Doğrusu
	istenirse Müslüman şark, hiçbir zaman, hiçbir yerde bizde
	olduğu kadar güzel, zevkli ve ölçülü olmadı. Yunan nisbetiyle
	Roma azamet ve şevketini âdeta pür rönesans bir zarafetle hiçbir
	mimarî bizimki kadar doyurmadı. Mistik felsefe ve din pek az
	yerde, hayatı çürütmeden onunla bu kadar yakından birleşmiştir.
	Mûsikîmizin ruh cünbüşü, eskilerin tabiriyle şevki de aynı
	şeydir. Taş, duvar, yaldızlı yazı, nağme ve şiirin bütün
	hayatın malı olduğu çok nâdir ve özlü medeniyetlerden birinin
	sahibiyiz.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1895&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 172)&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Yıldızlı
	saçağı, oymalı pencere pervazını taşa nakletmekle, taşla
	yapılan tezyinatı alçı veya betona nakletmek arasında fark
	yoktur Böyle bir şey yapabilmek için ilk devirlerin safiyeti,
	hatta inşa ve tezyinat usûllerinin dinî bir hüviyet sahibi
	olması lâzımdı. Taşın salâbeti ister istemez başka bir
	nizamda bir düzenleme, süs ve çalışma isteyecekti.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;İşte
	Tanzimat İstanbul&#39;a devlet eliyle bu karışık anlayışı
	getirdi. Bunların içinde Aziz devrinin cephesi greko-romen taklidi
	karakollarıyla, Taksim&#39;deki yıkılan kışlanın Endülüs usûlü
	kule ve pencereleri, Kuleli mektebinin Venedik sarayı tarzı dikkat
	edilecek noktalardır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Böylece
	iç avluya veya bahçeye açılan geniş kemerli kapı yerine, iki
	taraflı, geniş sahanlıklı merasim merdivenini almakla, sütunu
	iç revak yerine cephede kullanmakla bir zevkin hudutlarından
	öbürüne geçmiş oluyorduk. Gerçekte ise bu zevk değişikliği
	İkinci Mahmud&#39;un şahlanmış at üstünde resmini yaptırdığı
	gün başlar. Çünkü eski merasimde şahlanmış at yoktur, hatta
	hareket yoktur. Sükûn ve sükûnet vardır. Avludan divan ve
	sofaya geçilir, orada sakin, vakur baş eğilir. Saçak öpülür,
	konuşulurdu. Ferman, hutbe gibi minberden okunurdu. Şimdi ise
	hükümet konağının veya kışlanın önünde toplanılacak,
	içeriden merasim elbiseleriyle devleti temsil eden şahıs çıkacak,
	yüksekten kalabalığa hitap edecekti. Bu bastonun, merasim
	kılıcının, ayakta karşılama ve kabulün binasıydı.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1984&quot;&gt;Yaşadığım
	Gibi (s:187)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;“Yeni
	mimarînin kudretine ve faziletlerine inananlardanım. Bugüne ait
	her şey benim için bir davadır; çünkü yaşadığm zamanı
	severim. Bugünkü mimarîye gelince, ayrı malzeme ve ayrı
	imkânlarla ortaya çıktığı için oradaki ihtilâlin çok esaslı
	olduğuna kani&#39;im. Aynca mimarlarımızın çalışmalarını da
	yakından bilirim. Elbette günün bîrinde bize ait bir üslûp
	doğacaktır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Fakat
	bu tecrübeyi tarihin malı olan bir meydanda yapmayalım. Her kadın
	mücevheri sever, fakat kendi kulağını kestirip yerine elmastan
	bir kulak veya benzeri kıymetli bir süs takmasını isteyecek
	kadın yoktur.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2069&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 201)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Estetik-Sanat-Şiir-Edebiyat-Müzik&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Dede
	Korkut Hikâyeleri, iki asır evvel moda olsaydı, şüphesiz Türk
	edebiyatı değişirdi. Fakat şimdi bir nev&#39;i dert oldu. Herkes
	Korkut Ata gibi konuşmağa çalışıyor. Korkunç şey bu... 14.
	asrın diliyle konuşmak, beyaz beyaz, burcu burcu, kıvıl kıvıl,
	pırıl pırıl... Ne oluyoruz Allah aşkına... Şöyle sağlam,
	yerinde, yazanın okur yazar bir insan olduğundan bizi beyhude yere
	şüphe ettirmeyecek bir dille konuşup yazı yazmayacak
	mıyız?”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2703&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 327)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Şiir
	diye insanlığın tanıdığı, seçtiği, ayırdığı ve
	unutmadığı bir şey de var dünyada... O, duruyor, gelişiyor,
	daima kendi eşi olan soyunu yaratıyor. Ve bu şiirin de her dile
	göre kaideleri ve hususiyetleri var. Mevcut olması için onları
	arıyor ve istiyor. Şiir dilin çiçeğidir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Şu
	halde, siz kafiyeye, vezne, hattâ şekle bir zaruret gibi
	bakıyorsunuz.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Onlar
	oyunun şartlarıdır. Yani işin içinde ve esâsında mevcut
	şeyler. Hiç oyun oynayan çocukları seyretmediniz mi? Nasıl
	kaidelere riayet için kıyamet koparırlar. &quot;Kardeşim
	olmadı...&quot; diye birbirlerini yerler. Aksi takdirde kendilerini
	veremezler işe de onun için. Çünkü oyun oynadıklarını
	bilirler. Onun ciddiyetine inanmak, o zahmete katlanmak için gizli
	mukaveleye riayet ederler. San&#39;at da oyun gibi içtimaî bir
	mukaveledir.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2292&quot;&gt;Yaşadığım
	Gibi (s:316)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Asıl
	estetiğim Valery&#39;yi tanıdıktan sonra teşekkül etti. (1928- 1930
	yıllarında). Bu estetiği veya şiir anlayışını rüya kelimesi
	ve şuurlu çalışma fikirleri etrafında toplamak mümkündür.
	Yahut da musikî ve rüya. Valery&#39;nin &quot;Velev ki rüyalarını
	yazmak isteyen adam bile azami şekilde uyanık olmalıdır&quot;
	cümlesini &quot;en uyanık bir gayret ve çalışma ile dilde rüya
	halini kurmak&quot; şeklinde değiştirin, benim şiir anlayışım
	çıkar.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2813&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 351)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türk musikîsinin son zamanlardaki
	talii çok gariptir; bir bakıma göre, bu musikî cemiyetimiz
	içinde bu derecede geniş bir yayılma devrini hiç tatmamıştır.
	Tanzimat&#39;a gelinceye kadar daha ziyade hususî vasıtalarda
	inkişafını yapan bu musikî, bilhassa Abdülaziz devrinden
	itibaren kahvelere girerek yayılmış, daha sonraları gramofon ve
	radyo vasıtasiyle halk arasında mutlak bir inkişaf yapmıştır.
	Bu suretle hitap ettiği zümrenin genişlemesi ile kazandığı
	rağbete mukabil kendisini tutan zevk seviyesinin karışık olması
	ve düşüklüğü dolayısıyla mahiyetini ve asaletini gitgide
	kaybetmiştir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Kendisiyle
	meşgul olacak, sanatkârını yetiştirecek, zevk seviyesini
	muayyen bir hadde tutacak bir müesseseden ve himayeden mahrum olan
	her san&#39;at için bu akıbet tabiîdir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Şimdi.
	İstanbul bahçelerini ve bütün memleket peyzajını zaman zaman
	zevksiz ve seviyesiz bir neşe veya âdeta mihaniki bir melal ile
	dolduran ve bir kaç mevsim her zevk sahibini rahatsız ettikten
	sonra yerini kendinden daha korkuncuna terkedip kaybolan o tatsız,
	tutsuz moda şaheserleri, onları birbiri ardınca vücuda getiren
	ustaları, fazla rağbet uğruna dünyanın en asıl san&#39;at
	ananelerinden birini en değersiz bir seviyede devam ettiren muganni
	ve muganniyeleri, bestkârlanyla bu san&#39;at, ancak ârâzındaki
	şiddete hayret edilebilecek bir inkırazı göstermektedir.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Nadiren
	yetişen bazı muvaffak eserler bu umumî manzara içinde
	kendilerini gösteremeden kayboluyor, üstelik imkân verilse
	hakikaten bir yıldız olacak saz ve ses istidattan da kendilerini
	feda edilmiş görüyorlar.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Halbuki
	Türk musikîsi böyle bir akıbete hiç de lâyık değildi. O,
	büyük bir cemiyetin, çok sıhhatli bir hayat aşkının ve derin,
	huzursuz, her an ebediyetin muammasını çözmek için
	sabırsızlanan bir ruhun mahsulüydü. Onu asırlar boyunca bütün
	bir zevk, hayatı bizden başka zaviyelerle gören, fakat her
	san&#39;atın gayesi olan büyük zirveleri hedef olarak seçmiş,
	incelmiş, emsalsiz bir mücevher gibi yontulmuş, nadide bir zevk
	vücuda getirmişti. Buna rağmen böyle oldu ve bizi yapan,
	mazideki benliğimizi vücude getiren büyük isimler, büyük
	eserler ya kayboldular, veyahut da çözülmez birer bilmece haline
	geldiler.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Şimdi
	onu kendi cevherinde görmek ve tanımak istiyenler âdeta
	arkeolojik zahmetlerle üzerindeki tufeylî yığınını
	kaldırmaya, zaman ve ihmal tozunu silmeye, yani, daha doğrusu bu
	arzudan vazgeçmeye mahkûmdur.”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2823&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 361)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Her
	san&#39;atın cins tarafı birbirine benzer; Fuzulî&#39;yi, Nef&#39;î&#39;yi
	hakikaten sevip anlayan bir muasır, ondan Avrupa şiirine,
	Goethe&#39;ye, Shakespeare&#39;e çok kolay geçebilir. Behzad&#39;ı veya
	şakirtlerini tanıyan elbette ki bir Watteau&#39;ya herhangi bir resim
	terbiyesinden mahrum insandan daha çabuk ve zahmetsizce erişir.
	Dede Efendi ile beslenmiş bir ruh için ise Bach sadece bir
	kardeştir. Halbuki pes-zinde piyasa şarkısından bu köprü
	vazifesini hiçbir zaman bekleyemeyiz. Eski musikîmiz bir
	medeniyetin zinde tarafının mahsulü, bugünkü mahsulleri ise
	içinden sıyrıldığımız bir âlemin çürümüş taraflarının
	son filizleridir. Birisi öbürünün yerini elbette ki
	tutamaz.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2826&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 364)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Şehir&lt;br /&gt;“&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;Bazı
	isimler ve beyitler de yaşamış oldukları şehrin gece saatlerine
	öylece hâkimdirler. Şahsa ait sokak ve semt isimlerinin
	muhayyelemizde hakikî hüviyetini alması için gece saatlerini
	beklemek lâzımdır. Gündüzleyin bizim için sadece Vefa olan
	semt, geceleyin Şeyh Vefa Efendi olur.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1723&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 160)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;“Bir
	şehirde hatıralar ve tarih yalnız kitaplarda yaşarsa, o şehir
	kendi zamanlarını kaybetmiş demektir. Çünkü asıl canlı
	hatıralar, zamanla kutsîlik kazanmış, tılsımın usta eli
	dokunduğu için canlanmış, ruh sahibi olmuş maddenin taşıdığı
	hatıralardır.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2068&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 197)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Sis,
	ameliyesini aydınlığın üzerinde yaptığı için olsa gerek
	biraz da zihnin hallerine benzer. Onun için daima muhayyeleyi
	gıcıklar. Görüş plânlarımızı altüst eder, eşyayı
	değiştirir, aralarına acayip mesafeler koyar, onları tabiî
	halde tanımadıkları bir yalnızlıkta karşımıza çıkarır.
	Hülâsa, san&#39;atın büyüsünü, yahut nizamını günlük
	hayatımızda kurar. Onunla karşılaşınca ister istemez bir çeşit
	yaratmaya mahkûm oluruz. Hangi İstanbul&#39;lu sisli mevsim
	sabahlarında veya geceleri yatağında o acı düdük seslerini
	dinlerken az çok şâir değildir?”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2217&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 238)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Niçin Bursa&#39;yı bu kadar
	seviyoruz? Bu sevgi hayatın dışında bir oyun mudur? Kendimize
	bir güzellik dini, geçmiş zaman kokulu bir âlem, çinilerden, su
	seslerinden, kemer ve oymalardan, eski kumaşlardan ve geçmiş
	modalardan, isim ve hatıralardan bir dünya yaratıp onun içinde,
	o yapma cennette bir takım zihnî uyuşturucular veya
	coşturucularla yaşadığımız zamandan uzakta sarhoş olmak mı
	istiyoruz?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Böyle
	bir şüpheyi taşıyanlar elbette yanılırlar. Ne Bursa, ne de
	eski zevkimiz ve san&#39;atianmız bizim için bu cinsten bir afyon
	hokkası değildir. Bursa&#39;ya zamanımızın gürültüsünden
	uzaklaşmak, bir hamam kubbesi çınlayışında kendimizi kaybetmek
	için gitmiyoruz. Eskiyi zorla san&#39;atkârca bir rüya temini için
	sevenlerden değiliz.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Zaten
	şiir ve san&#39;at, hiçbir zaman bu cinsten bir oymalı lâhid uykusu,
	yahut fildişi kule rüyası olmamıştır. Onun rüyası daima en
	verimli ve devamlı hareket, daima yaratıcı ve kurtarıcı
	hamledir. Çünkü asıl hareket dışta değil, ruhtadır. Dışarda
	seyrettiğimiz, bizi çabuk, beklenmedik gelişmeleriyle, kudretiyle
	o kadar şaşırtan, hatta zaman zaman büyüklüğüne hayran eden
	şey, ya bu içerdeki itişin bir aksi, iş halinde tercümesidir,
	yahut da onun yokluğu, o şifasız ruh fakirliği yüzündenvküçük
	realiteler tarafından zaptedilmenin, onlara kapanmanın, onlar
	üzerinde küçük ve miskin hülyalar kurmanın
	kendisidir.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2123&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 215)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Dikkat&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;Zihnin
	hazmı konuşma ile oluyor. Biz düşüncelerimizi başkalarının
	dikkatinde, başkalarının kayıtsızlığında veya hiddetinde,
	hattâ zulmünde yaşarız.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2369&quot;&gt;Yaşadığım
	Gibi (s:274)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;-Sizce
	dehânın miyarı nedir?&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;-Dikkat...
	İnsan dikkatidir. Dikkati nisbetinde büyüktür, kuvvetlidir.
	Çünkü dikkat bize, eşyanın ve kendimizin kapılarını
	açar.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2650&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 319)&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
“&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Benim
	için san&#39;atta, ilimde her şeyden evvel dikkat esastır. Daha
	büyülü kelime bilmem.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2709&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 331)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Eğitim-Gençlik&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bizim
	orta okullarımız, liselerimiz bazı sergilerde boşuna işleyen
	makinalara benzer. Yani mücerrette çalışırlar. Çocuk 7 yaşında
	ilkokula başlar, 21&#39;de yahut 25&#39;de faydasızı ciddiye almak
	kabiliyetine göre üniversiteyi bitirir. Daha 1870&#39;den evvel
	Bismarck lise mezunu proleterlerinden bahsediyordu. Biz şimdi onun
	bu alayının ikinci safhasında, yani devlet memuriyetinin dışında
	içtimaî fonksiyonu olmayan işsiz kalabalığı karşısındayız.
	Bu vakıa, önüne geçemezsek, yarın Türkiye&#39;yi kökünden
	sarsacaktır. Bu o kadar gözle görülür bir hakikattir ki
	söylemekle hiçbir keramette bulunmuyorum.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2410&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 294)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Gençlerimiz
	ihtirassız, hatta heyecansız; gençlik bir takım meselelere
	açılmak, onları hararetle yaşamaktır. Boşlukta ne san&#39;at
	eseri, ne de fikir olur. En dışımızda görünen bilgi bile
	içimizde yaşayan bir azap şeklinde olmalıdır. Mektep bitirmek
	için mektep bitirilmez. Her genç enginde bir gemi gibi her an
	kendi kendisine (ben neyim) -(niçin buradayım)- (Ne yapmak
	istiyorum) sualini sormalıdır. Bunu yapmayan genç hiçbir zaman
	genç olamayacak bir ihtiyardır. Yani ölü olarak yaşamayı
	kendiliğinden kabul etmiş demektir.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/2722&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 333)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Semboller
	: Zaman – Rüya - Gece&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Kimbilir
	belki de, ölümün sırrına sahip olduğu söylenen sihirbaz ay,
	bu yeraltı güneşi, bir mucize ile geçmiş zamanın derinliğinden
	bir takım gölgeleri çekecek ve güneşle yontulmuş küçük
	mücevher muayyeniyetlerinde ideal bir tanbur kâsesi gibi
	aksisadanın uyukladığı Bebek, Kanlıca, Büyükdere koyları
	tekrar unutulmuş saz sesleriyle dolacaktır.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Niçin
	olmasın? Madem ki şâir: “Velhâsıl o rüya duruyor yerli
	yerinde” diyor, biz de rüyalarımızın kaybolmadığına
	inanabiliriz. Her yalanda bir hakikat parçası vardır, derler.
	Arkasında insan muhayyelesinin velûd mekanizması çalışan
	şiirin yalanı ise daima, hakikatin kendisi olmasa bile, mutlak ve
	bir ebediyet için mahfuz çehresi olmuştur.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1786&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 161)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece, gece, hülyalarımızın büyük ve
	ebedî mimarı! Sen ebediyetin sonsuz yüzü, ölümün munis
	kardeşisin; onun içindir ki ruhuna sahip her insan, kendisini
	ancak seninle ve sende tamamlanmış bulur.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1840&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 162)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;“Aydınlığı,
	vuzuhu herkes gibi severim; hayatı yapan şüphesiz ki onlardır.
	Fakat hakikî rüyası olan her şeyde karanlığın bir hissesi
	vardır. Gölgesini aydınlıkta bile yanısıra gezdiren
	insanoğlunun yan tarafını karanlık, esrarengiz gayrişuur yapan
	asıl hazine, bizi kâinat dediğimiz büyük manzumeye ithal eden
	bağların mecmuası karışık ve mufassal benliğimiz onda
	saklıdır. Bunun içindir ki bilhassa sanat, karanlıktan kendini
	kurtaramamış, hatta nâdir olarak elde ettiği gölgesiz
	aydınlıklar bile bizzat vuzuhun şiddetiyle hiç olmazsa
	gözlerimizi kamaştırmıştır.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1670&quot;&gt;(Yaşadığım
	Gibi, 158)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Hakikât
	- Realite - Gerçeklik Algısı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Bakın
	Hayri Bey, ben karar verdim, beraber çalışacağız bundan
	sonra... Onun için anlaşmamız lazım. Realist olmak hiç hakikati
	olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı şekilde
	münasebetimizi tayin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar?
	Kendi başına hiçbir mânâsı ve kıymeti olmayan bir yığın
	hüküm vermekten başka neye yarar? İstediğin kadar
	uzatabileceğin bir eksikler ve ihtiyaçlar listesinden başka ne
	yapabilirsin? Bir şey değiştirir mi bu? Bilakis yolundan alıkor
	seni. Kötümser olursun, apışır kalırsın, ezilirsin. Hakikati
	olduğu gibi görmek... Yani bozguncu olmak... Evet bozgunculuk
	denen şey budur, bundan doğar. Siz kelimelerle zehirlenen
	adamsınız, onun için size eskisiniz dedim. Yeni adamın realizmi
	başkadır.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/3337&quot;&gt;(Saatleri
	Ayarlama Enstitüsü, 213)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;-Aman
	beyefendi, dedim, hangi artist, hangi büyük...Arz ettim, sesi
	çirkin, sonra kabiliyetsiz... sonra cahil. Daha İsfahanla Mahuru,
	Rastla Acemaşiranı birbirinden ayıramıyor. Hayır, imkansız...
	Belki başka bilmediğim meziyetleri vardır. Belki, ne bileyim
	şahsen güzeldir, yani değildir amma, söz gelişi diyorum, güzel
	olur da ben farketmemiş olabilirim. Fakat o sesle musıkisi
	begenilsin! Buna imkan yok. Kulağı yok efendim, hiç yok. Sesleri
	ayıramıyor.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;../..&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;-Güzel
	olamaz, dedi. Güzelden anlıyorsunuz. Hayatınızı artık
	biliyorum. Siz güzel kadından anlıyorsunuz. Fakat sanattan,
	bugünün sanatından anlamıyorsunuz. Evvela bu bir kalabalık
	işidir. Kalabalık neyi sever neyi sevmez? Bunu kimse bilemez.
	Sonra bu mesele ümitsiz bir kalabalığın işidir. Siz de
	bilirsiniz ki zevk denen yüksek şeyin bizim içimizde içgüdüden
	kolaylığa kadar giden bir yığın karşılığı vardır. Zevkten
	ümit kesildi mi onlara kolayca teslim oluruz. İşler karışınca
	zevkten ümit kesilir. Musıki denince herkes, evvela &quot;Hangi
	musıki?&quot; sualini kendisine soruyor. Bu sual bir kere soruldu
	musizin zevk, üslup dediğiniz şeyler yoktur artık. Sonra kulağın
	herkeste ayarı bozuldu. Radyo devrindeyiz. Musıkiyi nadir bir şey
	gibi dinlemiyoruz. O, romatizma, nezle, para sıkıntısı, harp
	ihtimali, çok geçimsizlik gibi günlerimizin tabii arkadaşı
	oldu. Bu işe bir de kalabalığı ilave edin... Hayır, ben eminim
	ki bahsettiğiniz hanımefendi bir kaç gün içinde yepyeni bir
	şöhret olarak İstanbul&#39;u fethedebilir. Bakın! Vaziyet çok
	müşkül olurdu, şayet baldızınız hanımefendi batı musıkisine
	merak sarsaydı. Çünkü onu hakikaten yıllar boyu öğrenmek
	lazım.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Bir
	müddet yüzüme baktı. Hakikaten afallamıştım.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;-Bu
	meselelerde herkes işin alayında... Farkında olmadan alayında.
	Burasını anlamıyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;-Hangi
	alay? Çıldırıyorlar...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;-Tabii...
	Hayatlarına biraz duygu, istisnai zamanlar katmak istiyorlar.
	Herkes kendi boşluğunu bir parça duygu ile doldurmak kendini
	süslemek istiyor, fakat musıkiden o kadar anlamıyorlar ki,
	şarkıları güfteleri için seviyorlar. Zavallı Hayri Bey, siz
	garip bir adamsınız. Sizin bahsettiğiniz ölçüler geçmiş
	zamanda kaldı. Onlar, hani şu demin söylediğiniz, ustadan ustaya
	mektuplardı. Şimdi artık o klasik devirde değiliz. İsfahanla
	Acemaşiranı birbirinden ayırmak kimsenin aklından geçmez. Siz
	bana söyleyin, kimi taklit ediyor?&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;-Meşhurların
	hemen hepsini... Fakat hepsini aynı sesle, aynı makamdan, aynı
	şekilde söylüyor...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;-Demek
	son derece şahsi! Mesele halloldu. Orijinal ve yeni... Dikkat edin,
	yeni diyorum. En büyük harflerle yeni! Yeninin bulunduğu yerde
	başka meziyete lüzum yoktur. Şimdi seçilecek yol kaldı, Halk
	musıkisi mi Alaturka mı? Yoksa alafrangaya kaçan halk musıkisi
	mi, yahut hal musıkisine kaçan alafranga mı?... Amma bunu burada,
	bu masa başında pek kesip atamayız. Fakat öyle sanıyorum ki,
	sesin bahsettiğiniz meziyetlerine göre -Halit Ayarcı burada
	yüzünü buruşturdu ve parmaklarıyla çok adi bir kumaşı
	yokluyormuş gibi bir hareket yaptı- daha ziyade alafrangaya kaçan
	bazı mahalli halk türkülerinde muvaffak olacaktır... Evet öyle
	tahmin ediyorum. Meğer ki Türkçe tangoyu tercih etsin! Yahut bazı
	şarkıları...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Yüzüme
	dalgın dalgın baktı:&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;-Evet,
	bütün mesele burada. Siz teşebbüs fikrinden mahrumsunuz. Sonra
	idealistsiniz. Realiteyi görmüyorsunuz... Hulasa eski adamsınız.
	Yazık, çok yazık! Biraz realist olsanız bir parça, ufak bir
	miktarda, her şey değişirdi.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/3338&quot;&gt;(Saatleri
	Ayarlama Enstitüsü, 211)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;Amma
	bir yanlış yapabilirdim, her şey berbat olurdu.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Bir
	kahkaha savurdu.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;-
	Yapsanız ne çıkardı? Hatâ denen şey yoktur ki zaten... İyi
	anlayın! Farz ediniz ki hakikaten bir yanlış yaptınız! Oradan
	yürürüz ve doğruya çıkarız. Hata denen şey tashih etme
	budalalığında bulunanlar için mevcuttur. Bizim için değil...
	Biz onun varlığını kabul ettiğimiz andan itibaren her türlü
	hatanın üzerindeyiz. Hayır, Hayri Bey, hayır, yanlış yoktur ve
	olmaz da. Bütün mesele bir vaziyeti iyi hazırlamaktır. Ve insana
	itimattır.”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/1917&quot;&gt;(Saatleri
	Ayarlama Enstitüsü, 324)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
	&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;b&gt;Ölçü
	– Değer&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-style: normal;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;&lt;i&gt;“Hayata
	inanmak lâzım Hayri Bey. Siz hayata değil, Acemaşirana
	inanıyordunuz...”&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.alticizilisatirlar.net/index.php?q=node/4&quot;&gt;(Saatleri
	Ayarlama Enstitüsü, 216)&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;Bir
sonra ele alacağımız yazarı KEMAL TAHİR olarak tespit ettik. Onu
da tanımaya çalışırken buradakine benzer başlıklar altında
kitaplarından iktibaslar yapmayı planlıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;21
Eylül 2011 &lt;/span&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;font-style: normal; margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: Calibri, sans-serif;&quot;&gt;S.
Cenap Baydar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/7501014637172061239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2011/09/ahmet-hamdi-tanpnar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/7501014637172061239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/7501014637172061239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2011/09/ahmet-hamdi-tanpnar.html' title='Ahmet Hamdi Tanpınar'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-2953180744821112841</id><published>2010-08-24T18:51:00.001-07:00</published><updated>2010-08-24T18:51:46.560-07:00</updated><title type='text'>PAKİSTAN ZAMANI</title><content type='html'>&lt;meta content=&quot;text/html; charset=utf-8&quot; http-equiv=&quot;Content-Type&quot;&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content=&quot;Word.Document&quot; name=&quot;ProgId&quot;&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content=&quot;Microsoft Word 11&quot; name=&quot;Generator&quot;&gt;&lt;/meta&gt;&lt;meta content=&quot;Microsoft Word 11&quot; name=&quot;Originator&quot;&gt;&lt;/meta&gt;&lt;link href=&quot;file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Cmete%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml&quot; rel=&quot;File-List&quot;&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;
&lt;!--
 /* Style Definitions */
 p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal
	{mso-style-parent:&quot;&quot;;
	margin:0cm;
	margin-bottom:.0001pt;
	mso-pagination:widow-orphan;
	font-size:12.0pt;
	font-family:&quot;Times New Roman&quot;;
	mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;}
p.cssorgtable, li.cssorgtable, div.cssorgtable
	{mso-style-name:cssorgtable;
	mso-margin-top-alt:auto;
	margin-right:0cm;
	mso-margin-bottom-alt:auto;
	margin-left:0cm;
	mso-pagination:widow-orphan;
	font-size:12.0pt;
	font-family:&quot;Times New Roman&quot;;
	mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;}
p.csscabinettable, li.csscabinettable, div.csscabinettable
	{mso-style-name:csscabinettable;
	mso-margin-top-alt:auto;
	margin-right:0cm;
	mso-margin-bottom-alt:auto;
	margin-left:0cm;
	mso-pagination:widow-orphan;
	font-size:12.0pt;
	font-family:&quot;Times New Roman&quot;;
	mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;}
span.csscabinettable1
	{mso-style-name:csscabinettable1;}
p.csspmtable, li.csspmtable, div.csspmtable
	{mso-style-name:csspmtable;
	mso-margin-top-alt:auto;
	margin-right:0cm;
	mso-margin-bottom-alt:auto;
	margin-left:0cm;
	mso-pagination:widow-orphan;
	font-size:12.0pt;
	font-family:&quot;Times New Roman&quot;;
	mso-fareast-font-family:&quot;Times New Roman&quot;;}
@page Section1
	{size:595.3pt 841.9pt;
	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;
	mso-header-margin:35.4pt;
	mso-footer-margin:35.4pt;
	mso-paper-source:0;}
div.Section1
	{page:Section1;}
--&gt;
&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhyZygrAbI-0dT6Thlxrs003if-4rN1pcKPNyJ3SfA062NxKLjoKoVW53oDhKJGddo6mry6OINUfS4P6__E7AqL8ZL4lGplor_h-CO-WaekBWahXK_L1a0qQ9CGX3QkQKdVnGQfKkF4Ooc/s1600/pakistan.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhyZygrAbI-0dT6Thlxrs003if-4rN1pcKPNyJ3SfA062NxKLjoKoVW53oDhKJGddo6mry6OINUfS4P6__E7AqL8ZL4lGplor_h-CO-WaekBWahXK_L1a0qQ9CGX3QkQKdVnGQfKkF4Ooc/s320/pakistan.jpg&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;cssorgtable&quot;&gt;&lt;u&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;cssorgtable&quot;&gt;&lt;u&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;T.C. ZİRAAT BANKASI AŞAĞIAYRANCI ŞUBESİ&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;u&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;HESAP NO :&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 555 555 55&amp;nbsp;&amp;nbsp; ANA HESAP&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; - 5001&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; TL&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; - 5002&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; DOLAR&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; - 5003&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; EURO&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;SWİFT KODU:&amp;nbsp; TCZBTR2A&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
TL Hesabı ,&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; IBAN NO:&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;TR94 0001 0008 2055 5555 5550 01&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;USD Hesabı , IBAN NO:&amp;nbsp;&amp;nbsp; TR67 0001 0008 2055 5555 5550 02&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;EUR Hesabı , IBAN NO:&amp;nbsp;&amp;nbsp; TR40 0001 0008 2055 5555 5550 03&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;cssorgtable&quot;&gt;&lt;u&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;TÜRKİYE HALK BANKASI BAKANLIKLAR ŞUBESİ&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;u&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;HESAP NO :&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 05000005&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; TL&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;5300003&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; DOLAR&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 5pt;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;csscabinettable1&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;2 P 000023&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;EURO&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;SWİFT KODU:&amp;nbsp; TRHBTR2AXXX&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;TL Hesabı&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ,&amp;nbsp; IBAN NO: TR95 0001 2009 4080 0005 0000 05&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;USD Hesabı&amp;nbsp; ,&amp;nbsp;IBAN NO: TR43 0001 2009 4080 0053 0000 33&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;EUR Hesabı ,&amp;nbsp; IBAN NO: TR72 0001 2009 4080 002P 0000 23&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;margin-bottom: 10pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;cssorgtable&quot;&gt;&lt;u&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&lt;u1:p&gt;VAKIFLAR BANKASI FİNANS MARKET ŞUBESİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;HESAP NO :&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 001 580 072 856 584 94&amp;nbsp; TL&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 001 580 480 007 260 78&amp;nbsp; DOLAR&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csscabinettable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 001 580 480 006 770 43&amp;nbsp; EURO&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csspmtable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;SWİFT KODU:&amp;nbsp; TVBATR2A&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csspmtable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;TL Hesabı&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ,&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; IBAN NO: TR54 0001 5001 5800 7285 6584 94 &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csspmtable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;USD Hesabı ,&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; IBAN NO: TR39 0001 5001 5804 8000 7260 78&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;csspmtable&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 10pt;&quot;&gt;EUR Hesabı&amp;nbsp; ,&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; IBAN NO: TR31 0001 5001 5804 8000 6770 43&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/2953180744821112841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/08/pakistan-zamani.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/2953180744821112841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/2953180744821112841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/08/pakistan-zamani.html' title='PAKİSTAN ZAMANI'/><author><name>tarık ruşen</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15658562378097471782</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh5qkTmqplPqtZE7KxZlQihdViCW8kPoaTOI7ZF50CZMVW9hWQwbR1tsaSmG1J6At63rwCgcZROjEeIn-8TP5qSPQ-LTV8KuVu8hxv26JJfcTiJKWZUw1oNBm85zcohhiE/s220/708482.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhyZygrAbI-0dT6Thlxrs003if-4rN1pcKPNyJ3SfA062NxKLjoKoVW53oDhKJGddo6mry6OINUfS4P6__E7AqL8ZL4lGplor_h-CO-WaekBWahXK_L1a0qQ9CGX3QkQKdVnGQfKkF4Ooc/s72-c/pakistan.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-5936517561715736298</id><published>2010-07-12T04:00:00.000-07:00</published><updated>2010-07-12T04:00:14.883-07:00</updated><title type='text'>Kenneth O&#39;Keefe Mavi Marmara&#39;yı anlatıyor BBC HARDtalk - 1/3 - Türkçe al...</title><content type='html'>&lt;object style=&quot;background-image:url(http://i3.ytimg.com/vi/RAR4tkOvf2c/hqdefault.jpg)&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/RAR4tkOvf2c&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/RAR4tkOvf2c&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;295&quot; allowscriptaccess=&quot;never&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;transparent&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/5936517561715736298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/07/kenneth-okeefe-mavi-marmaray-anlatyor_7163.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/5936517561715736298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/5936517561715736298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/07/kenneth-okeefe-mavi-marmaray-anlatyor_7163.html' title='Kenneth O&#39;Keefe Mavi Marmara&#39;yı anlatıyor BBC HARDtalk - 1/3 - Türkçe al...'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-3589318886404573499</id><published>2010-07-12T03:59:00.001-07:00</published><updated>2010-07-12T03:59:59.809-07:00</updated><title type='text'>Kenneth O&#39;Keefe Mavi Marmara&#39;yı anlatıyor BBC HARDtalk - 2/3 - Türkçe al...</title><content type='html'>&lt;object style=&quot;background-image:url(http://i3.ytimg.com/vi/rh8IdKKqxRk/hqdefault.jpg)&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/rh8IdKKqxRk&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/rh8IdKKqxRk&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;295&quot; allowscriptaccess=&quot;never&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;transparent&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/3589318886404573499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/07/kenneth-okeefe-mavi-marmaray-anlatyor_12.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3589318886404573499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3589318886404573499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/07/kenneth-okeefe-mavi-marmaray-anlatyor_12.html' title='Kenneth O&#39;Keefe Mavi Marmara&#39;yı anlatıyor BBC HARDtalk - 2/3 - Türkçe al...'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-3155924078981060908</id><published>2010-07-12T03:59:00.000-07:00</published><updated>2010-07-12T03:59:34.975-07:00</updated><title type='text'>Kenneth O&#39;Keefe Mavi Marmara&#39;yı anlatıyor BBC HARDtalk - 3/3 - Türkçe al...</title><content type='html'>&lt;object style=&quot;background-image:url(http://i1.ytimg.com/vi/pnE7IH3iy2g/hqdefault.jpg)&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;295&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/pnE7IH3iy2g&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/pnE7IH3iy2g&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&quot; width=&quot;480&quot; height=&quot;295&quot; allowscriptaccess=&quot;never&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; wmode=&quot;transparent&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/3155924078981060908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/07/kenneth-okeefe-mavi-marmaray-anlatyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3155924078981060908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3155924078981060908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/07/kenneth-okeefe-mavi-marmaray-anlatyor.html' title='Kenneth O&#39;Keefe Mavi Marmara&#39;yı anlatıyor BBC HARDtalk - 3/3 - Türkçe al...'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-2575920563055316927</id><published>2010-04-12T13:19:00.001-07:00</published><updated>2010-04-12T13:19:59.385-07:00</updated><title type='text'>Bir utanın</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Calibri;&quot;&gt;Çok sevdiğim, çok eski bir arkadaşımın hiç  unutmadığım bir beğenme ve övme ölçüsü vardı, “utanmasını biliyor”  derdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Calibri;&quot;&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Utanmasını bilmek önemli bir şey.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Asker politikaya bulaşınca sadece disiplinini, saygısını, dürüstlüğünü  değil anlaşılıyor ki utanma duygusunu da kaybediyor.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık on bir ay önce, ordunun kendi yerleştirdiği mayınla yedi  askerimiz şehit oldu.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ordu, bunun PKK’ya ait bir mayın olduğunu açıkladı.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hemen operasyon başlattı, o operasyonda da bir başka askerimiz şehit  düştü.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu çatışmalar sırasında siyasi ortam  gerginleşti, “açılım” yaralandı.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sonra, komutanların kendi aralarındaki  telefon görüşmeleri düştü internete.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Anlaşıldı ki daha ilk dakikadan itibaren  “gerçeği” zaten biliyorlardı.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ama yalan söylediler.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hem de ne yalan, bütün siyasi ortamı  gerecek, insanca bir adımı engelleyecek, dostluğun gelişimini baltalayacak bir  yalan.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Toplumun çekeceği acılara aldırmadılar  bile.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hem kendi “suçlarını” gizlemek hem de  her zaman askerin iktidarına hizmet eden gerginliği sürdürmek için gerçekleri  hiç çekinmeden sakladılar.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Medya da gerçeğin peşine düşmedi.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Açılıma düşman” olan, bu ülkenin barışa  ve demokrasiye asla kavuşmasını istemeyen medya görevlileri “açılıma” yazılarla,  manşetlerle saldırdılar.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün, Zaman gazetesi çok esaslı bir  gazetecilik yaparak, o patlayan mayınla ilgili savcılığın “resmî raporunu” bulup  yayımladı.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Savcılık mayının orduya ait olduğunu  kesinleştiriyordu.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-family:Arial;font-size:85%;&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnsan bir utanır, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Kendi askerini öldürmüşsün, yalan söylemişsin, gerçekleri saptırıp  operasyonlar düzenlemişsin, toplumun barışını torpillemişsin ve suçüstü  yakalanmışsın.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Yoo, hiç umurlarında değil.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Dün baktım komutanlardan biri konuşuyor gene.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;“Soruşturma devam ediyormuş, bu konuda yorumlar yapmamak lazımmış, beklemek  gerekirmiş.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Yahu, baştan beri bildiğiniz gerçeğin belgesi yayımlandı, ne beklemesi, ne  soruşturması?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;On bir aydır bir soruşturmanın sonucuna varamıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;On bir ay, sizin “kendi mayınınızı” tanımanıza yetmiyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Peki.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;On bir ayda sonuçtan “emin olamıyorsunuz” da nasıl mayının patladığı günün  ertesinde “PKK mayın patlattı” diye ortaya atılıp operasyon düzenliyor, bir  askerin daha ölümüne sebep oluyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;“Kendi mayınınız olup olmadığını” anlamaya on bir ay yetmiyor da “PKK’nın  mayını” olduğunu anlamaya nasıl 24 saat yetiyor?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Madem hâlâ emin değilsiniz niye ertesi gün “PKK” diye çıktınız  ortaya?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Hâlâ ne yüzle bizi kandırmaya, susturmaya çalışıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Hiç mi utanmayacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Darbecilikle suçlanan bir generaliniz, “komutanıyla konuşurken nezaket  dışına çıkmakla” övünür, siz suçüstü yakalandıktan on bir ay sonra hâlâ “süratle  soruşturuyoruz” diye kendi halkınızı kandırırsınız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Nasıl bir ordusunuz siz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Hiç mi doğru söylemezsiniz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Dağlıca’da yalan söylediniz, Aktütün’de yalan söylediniz, yakalandınız,  sizi yakalayanları suçladınız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Belgeye “kâğıt parçası”, LAW’a “boru” dediniz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Bir utanın, bir susun, bir kere de yüzünüz kızarsın.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Utanma duygusunu hissetmeden gerçek askerliğe dönemeyeceksiniz, bunu  anlayamıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Yaptıklarınızdan utanmazsanız bunları tekrarlarsınız, tekrarladıkça  askerlikten uzaklaşırsınız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Disiplini, saygıyı, dürüstlüğü unutursunuz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;“Askerin kışlasına dönmesini”, siyasetten çıkmasını, gerçek asker olmasını  isteyenlere “ordu düşmanı” diyorsunuz, kim ordu düşmanı, bir düşünün.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Kim bu orduya, bu ordudan daha fazla zarar veriyor?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Darbe yapmadınız da “yaptınız” mı dedik, kendi geminizi batırmadınız da  “batırdınız” mı dedik, daha önceden haberdar olduğunuz baskınlara önlem aldınız  da “almadınız” mı dedik, ordunuzun içinden sayfalarca darbe planı çıkmadı da  “çıktı” mı &lt;/div&gt; &lt;div&gt;dedik, her kazılan yerde silahlar bulunmadı da “bulundu” mu dedik, kendi  mayınınızla askerleri öldürmediniz de “öldürdünüz” mü dedik?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Bütün bunları başka bir ordunun yaptığını farz edin bir an, o ordu hakkında  ne düşünürdünüz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;İşte biz de onu düşünüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Ve, “artık biraz utanın, susun ve askerliğe geri dönün”  diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Ahmet Altan - Taraf&lt;br /&gt;KUM SAATİ 11.04.2010&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.taraf.com.tr/makale/10836.htm&quot;&gt;http://www.taraf.com.tr/makale/10836.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/2575920563055316927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/04/bir-utann.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/2575920563055316927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/2575920563055316927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/04/bir-utann.html' title='Bir utanın'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-2497289832148716248</id><published>2010-02-07T12:51:00.000-08:00</published><updated>2010-02-07T12:53:04.174-08:00</updated><title type='text'>&#39;Sol-Ulusalcı&#39; faşizmin tarihsel kökenleri üzerine bir deneme</title><content type='html'>&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: &#39;Times New Roman&#39;; font-size: medium; &quot;&gt;&lt;table width=&quot;100%&quot; cellspacing=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; height=&quot;16&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;metin&quot; valign=&quot;top&quot; colspan=&quot;2&quot; style=&quot;font-weight: normal; font-size: 10pt; vertical-align: top; color: black; font-family: Verdana; padding-top: 15px; &quot;&gt;&lt;table bgcolor=&quot;#FFFFFF&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan=&quot;2&quot;&gt;&lt;table bgcolor=&quot;#FFFFFF&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;metin&quot; style=&quot;font-weight: normal; font-size: 10pt; vertical-align: top; color: black; font-family: Verdana; &quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: 16px; font-weight: bold; &quot;&gt;[Yorum - Hilmi Yavuz] &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;td align=&quot;right&quot;&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan=&quot;2&quot; class=&quot;spot-haber&quot; valign=&quot;top&quot; style=&quot;font-weight: normal; font-size: 11pt; vertical-align: top; color: black; line-height: 20px; padding-top: 5px; font-family: Arial; &quot;&gt;&lt;table align=&quot;right&quot; cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;img class=&quot;haberresim&quot; src=&quot;http://medya.zaman.com.tr/2010/02/07/yorum.jpg&quot; align=&quot;right&quot; style=&quot;border-right-color: rgb(255, 255, 240); border-right-width: thin; border-right-style: solid; border-top-color: rgb(255, 255, 240); border-top-width: thin; border-top-style: solid; margin-bottom: 15px; border-left-color: rgb(255, 255, 240); border-left-width: thin; border-left-style: solid; margin-right: 15px; border-bottom-color: rgb(255, 255, 240); border-bottom-width: thin; border-bottom-style: solid; &quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;İgnazio Silone&#39;nin o çok bilinen &#39;F o n t a m a r a&#39; romanında, hükümet temsilcisinin köy meydanında köylüleri sorguya çekmesine ilişkin anlamlı bir bölüm vardır.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td bgcolor=&quot;#FFFFFF&quot; class=&quot;metin&quot; valign=&quot;top&quot; colspan=&quot;2&quot; style=&quot;font-weight: normal; font-size: 10pt; vertical-align: top; color: black; font-family: Verdana; padding-right: 10px; &quot;&gt;&lt;p&gt;Sorgulama, köylülerin siyasal eğilimlerini saptamak amacıyla yapılmaktadır. Hükümet temsilcisinin sorusu &#39;kim yaşasın?&#39;dır. Köylülerden biri &#39;Yaşasın Meryemana!&#39; yanıtını verir; hükümet temsilcisi, kâtibine &#39;Yaz, gerici!&#39; der. Bir başka köylü, &#39;Yaşasın Kraliçe Margherita!&#39; der, hükümet temsilcisinin vardığı sonuç ise, &#39;Yaz, Meşrutiyetten yana!&#39;dır. Bir başkası, &#39;Yaşasın herkes&#39; yanıtını verince &#39;Yaz, Liberal!&#39; diye yaftalanır. &#39;Yaşasın yoksullar!&#39; diyense, &#39;Sosyalist&#39; olarak kayda geçer ve bu soruşturma böylece devam eder.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bölüm, bana hep Orhan Veli&#39;nin &#39;açlıktan bahsediyorsun/Demek ki sen komünistsin!&#39; dizelerini hatırlatmıştır. Yaftalanmak, kimliğimiz konusunda ötekinin karar vermesi demektir. Bu öteki, iktidar&#39;dır. &#39;F o n t a m a r a&#39;daki sorgulamada kimliğe ilişkin karar veren siyasal iktidarsa, Orhan Veli&#39;nin şiirinde, Foucault&#39;nun her yerde olduğunu söylediği &#39;mikro iktidarlar&#39;dan biri... Dolayısıyla &#39;yaftalanma&#39;, benim kimliğimin ne olduğuna ilişkin kararın bir Öteki, yani, bir İktidar ya da mikro iktidar (örneğin, &#39;mahalle baskısı&#39; da bir mikro iktidar semptomudur) tarafından verilmesi anlamında açık ya da örtük bir Faşizmi işaretler. Açık Faşizm, F o n t a m a r a&#39;da olduğu gibi, devlet faşizmidir; örtük faşizm ise, Orhan Veli örneğinde olduğu gibi, &#39;mahalle baskısı&#39; türünden kamusal faşizm...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye&#39;de, uzun bir süreden beri kamusal alanda örtük bir faşizm egemendir: Sol-ulusalcı mikro iktidar faşizmi! F o n t a m a r a&#39;daki faşist sorgucular gibi, birileri, insanları &#39;liboş&#39;, &#39;dönek&#39; vb. diye yaftalamakta; bu yaftaları sürekli kullanarak yaygınlaştırılmakta, dahası bunlar, Türkiye&#39;de açık faşist bir edebiyatın kanonik terimleri olarak adeta resmîleştirilmektedir. Pek iyi de, bu faşizmin kökenini nerede aramak gerekir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TEORİSİ OLMAYAN &#39;PRATİK&#39; MODEL!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor: Faşizmin, Sol-Ulusalcı model biçiminde ortaya çıkışı, Kemalizm ile Marksizm arasında bir sentezin mümkün olduğu konusundaki bir peşin hükümden kaynaklanır. Mümtaz Soysal bunu, en açık ve en veciz bir ifadeyle şöyle dilegetirmiştir: &#39;Kemalist devrimciliği Marksist düşünceye dayalı kalkınma yöntemleriyle bütünleştirip sağlam bir ulusal modele varılabilir.&#39; Mümtaz Soysal&#39;ın &#39;Cumhuriyet&#39; gazetesindeki bir yazısından (&#39;5 Ağustos 2004) bir alıntı!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mümtaz Soysal&#39;ın, Kemalist devrimciliği Marksist düşünceyle bütünleştirip bir &#39;ulusal model&#39;e varma konusundaki düşüncesinin kökeni, Kemalist Devrim&#39;in bir ideoloji&#39;si olmadığına ilişkin tespitlere dayanır. Bu tespiti ilk defa yapma ayrıcalığı da &#39;Kadro&#39;culara aittir. 1932 yılında yayımlanmaya başlanan &#39;Kadro&#39;nun amacı, &#39;cemiyetin ve inkılabların ideolojisini yapmak&#39;tır. &#39;Kadro&#39;nun inşa etmek istediği bu &#39;ideoloji&#39;, son kertede, Soysal&#39;ın önerdiği formülasyonla, yani, &#39;Kemalist devrimciliği Marksist düşünceye dayalı&#39; yöntemlerle bütünleştirip bir &#39;ulusal model&#39;e varmaktan öte bir şey değildi. Prof. Dr. Naci Bostancı&#39;nın, &#39;Kadrocular&#39; üzerine yaptığı o değerli çalışmada belirttiği gibi, &#39;Kadrocuların Devlet yorumu, Marksist yorumla birçok noktada paralellik gösterir.&#39; Çok ama çok önemli, canalıcı bir nokta: &#39;Kadrocular&#39;ın Demokrasi konusundaki görüşleriyle, Nasyonal Sosyalizm (evet! Nasyonal Sosyalizm!) arasında da paralellikler kurulabildiğini, yine Prof. Bostancı&#39;dan öğreniyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada &#39;Devlet&#39; konusuna vurgu yapılması, boşuna değil! Zira, Kemalist Devrim&#39;in &#39;Devletçi&#39; özelliğini öneçıkaran &#39;Kadrocular&#39;a, derginin 22. sayısına &#39;Fırkamızın Devletçilik Vasfı&#39; yazısıyla, bizzat Başvekil İsmet Paşa&#39;nın destek verdiğini biliyoruz. &#39;Kadro&#39;, Devletçiliğin Türk tarihi açısından bir geleneği olduğunu da önesürüyor ve &#39;Kadro&#39;nun ideologu Şevket Süreyya Aydemir&#39;in deyişiyle, Devletçiliğin, geçmişteki &#39;ordulaşmış bütün tarihi rejiminin bir devamı olacağını&#39; bildiriyordu. Naci Bostancı&#39;nın özetlemesiyle Aydemir, dikkat edilsin, şunları söylemekteydi: &#39;Türk milleti bütün tarihi boyunca hatta daha önceki esatirî (mitolojik H.Y.) devirlerde bile ordu-millet şeklinde yaşamıştı. En büyük eserlerini bu yapıda ortaya koymuştu. &#39;Millî hayat tarzı olan&#39; bu şeklin dışına çıktığında ise sürekli dağılmış, kargaşa dönemlerinin içine girmiştir.&#39;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&#39;Kadro&#39;nun elitist (seçkinci) bir entelektüel tavır olarak, Devletçiliği, Ordu ile bütünleştirmesi, Türkiye&#39;de daha sonraki yıllarda bu istikametteki ideolojik arayışların da çıkış noktası olduğunu unutmamak gerekir. Bizzat Mümtaz Soysal&#39;ın &#39;beyin takımı&#39; içinde yer aldığı &#39;Yön&#39; hareketi de, aslında, Kemalist Devrim&#39;e, &#39;Kadro&#39;nun gerçekleştiremediği, &#39;Marksist düşünceye dayalı&#39; ideolojik bir temel hazırlama girişiminden öte bir şey değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dahası, 1960 yılının son aylarında bir bildiri ile kamuoyu önüne çıkan &#39;Yön&#39; dergisi, &#39;Kadro&#39;nun bir devamıdır. Korkut Boratav, &#39;Türkiye&#39;de Devletçilik&#39;te Yön&#39;ü &#39;Yeni Kadrocu&#39; bir küçük burjuva radikalizmi olarak yorumlar. Haldun Gülalp, &#39;Yön&#39; hareketinin öncüsü Doğan Avcıoğlu&#39;nun çalışmalarıyla &#39;Kadrocu tezlerin 1960&#39;larda yeniden canlandırılmasın&#39;dan sözeder. &#39;Yön Hareketi&#39; üzerine yaptığı o değerli çalışmada Hikmet Özdemir, (&#39;Birkaç Söz&#39; başlıklı yazısıyla, bu çalışmayı takdim eden, bizzat Mümtaz Soysal&#39;dır), &#39;Kadro&#39;cularla &#39;Yön&#39;cüler arasında farklar olduğunu, &#39;birincilerin (Kadro&#39;cuların H.Y.) Marksizm&#39;i, geliştirmek istedikleri Kemalizm için; ikincilerin de (Yön&#39;cülerin H.Y.), Kemalizm&#39;i, yorumlamak istedikleri Marksizm için kullan[dıklarını] öne sürer. Aziz Nesin de bu istikamette görüşler önesürmüş ve &#39;Sol Kemalistlerin Marksist olmadıkları kanısına katılm[adığını]&#39; yazmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğrusu, iki hareket arasında Özdemir ya da Nesin&#39;in öngördüğü türden farklılıklar olduğu kanısında değilim. Görüldüğü gibi, Türkiye&#39;de Kemalizm&#39;i, Marksizm&#39;le bağdaştırma konusundaki çabalar yeni değil. Aradaki farklar ne olursa olsun, ne &#39;Kadro&#39;nun ne de &#39;Yön&#39;ün, bu istikametteki girişimlerimden teorik bir sonuç alınamadığı ortadadır. Ama pardon, bir sonuç var elbet: Teoride gerçekleştirilemeyen bu &#39;sol-ulusal model&#39;, pratikte bir siyaset aracı olarak darbecilik ve faşizm biçiminde karşımıza çıkıyor. Öyleyse, Mümtaz Soysal, ne diye, Kemalist Devrimi Marksist düşünceye dayalı kalkınma yöntemleriyle bütünleştirip bir &#39;ulusal model&#39; inşasından sözediyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sakın bu &#39;ulusal model&#39;, Şevket Süreyya&#39;nın sözünü ettiği &#39;millî hayat tarzı&#39; olmasın?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href=&quot;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=948891&amp;amp;title=yorum-hilmi-yavuz-solulusalci-fasizmin-tarihsel-kokenleri-uzerine-bir-deneme&quot;&gt;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=948891&amp;amp;title=yorum-hilmi-yavuz-solulusalci-fasizmin-tarihsel-kokenleri-uzerine-bir-deneme&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/2497289832148716248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/02/sol-ulusalc-fasizmin-tarihsel-kokenleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/2497289832148716248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/2497289832148716248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2010/02/sol-ulusalc-fasizmin-tarihsel-kokenleri.html' title='&#39;Sol-Ulusalcı&#39; faşizmin tarihsel kökenleri üzerine bir deneme'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-8493766893613836268</id><published>2009-09-03T04:55:00.001-07:00</published><updated>2009-09-03T09:04:02.710-07:00</updated><title type='text'>Put Your Lights On</title><content type='html'>&lt;object classid=&quot;clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000&quot; codebase=&quot;http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; width=&quot;400px&quot; height=&quot;325px&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.linkedtube.com/static/flash/player.swf?sum=Alt%C4%B1%20%C3%87izili%20Sat%C4%B1rlar%20Sitesine%20Gitmek%20%C4%B0%C3%A7in%20T%C4%B1klay%C4%B1n&amp;btn=Alt%C4%B1%20%C3%87izili%20Sat%C4%B1rlar&amp;txt=Alt%C4%B1%20%C3%87izili%20Sat%C4%B1rlar%20&amp;vis=always&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.alticizilisatirlar.net&amp;vid=ZO0J2q6FxT8&quot;/&gt;&lt;br /&gt;&lt;param name=&quot;quality&quot; value=&quot;high&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;param name=&quot;menu&quot; value=&quot;false&quot; /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.linkedtube.com/static/flash/player.swf?sum=Alt%C4%B1%20%C3%87izili%20Sat%C4%B1rlar%20Sitesine%20Gitmek%20%C4%B0%C3%A7in%20T%C4%B1klay%C4%B1n&amp;btn=Alt%C4%B1%20%C3%87izili%20Sat%C4%B1rlar&amp;txt=Alt%C4%B1%20%C3%87izili%20Sat%C4%B1rlar%20&amp;vis=always&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.alticizilisatirlar.net&amp;vid=ZO0J2q6FxT8&quot; width=&quot;400px&quot; height=&quot;325px&quot; quality=&quot;high&quot; menu=&quot;false&quot; pluginspage=&quot;http://www.macromedia.com/go/getflashplayer&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot;&gt;&lt;noembed&gt;&lt;a href=&quot;http://www.linkedtube.com/ZO0J2q6FxT804dee21b141efc201bb8c12222da64bd.htm&quot;&gt;LinkedTube&lt;/a&gt;&lt;/noembed&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;/object&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/8493766893613836268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/09/put-your-lights-on.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/8493766893613836268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/8493766893613836268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/09/put-your-lights-on.html' title='Put Your Lights On'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-5915029155691658304</id><published>2009-07-25T15:00:00.000-07:00</published><updated>2009-07-25T15:02:46.810-07:00</updated><title type='text'>Yasaklanan Şarkı</title><content type='html'>Dr. Nâzım, İzmir suikastına karıştığı iddiasıyla İstiklâl Mahkemesi tarafından idama mahkum edildikten sonra, mutad olduğu üzere, son arzusu sorulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü ittihatçı der ki: “Gidin paşa’ya söyleyin, ‘bu ruzigâr–i bî–mededin inkilâbı var.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani &quot;Medetsiz bırakan bu devrin (yahut rüzgârın) de tersine döneceği var...&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, söz konusu uşşak şarkının dördüncü mısraıdır. Dr. Nâzım’la ilgili idam kararı, Atatürk’e Marmara Köşkü’nde imzalatılır, bir balo sırasında. Refik Koraltan’ın Yavaşca’ya anlattığına göre, rengi sararan Atatürk kalemi elinden atar. İsmet Paşa’nın“paşam zaaf göstermeyin!” ihtarı üzerine kararı istemeyerek imzalarken Dr. Nâzım’ın son arzusunun ne olduğunu sorar. Söylediklerini aynen naklederler. Bunun üzerine, üzüntülü bir sesle “kaldırın bu şarkıyı!” deyiverir ve şarkı repertuvardan çıkarılıp yasaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uşşak şarkının güftesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Bu imtidâd-ı cevre kim bahtın şitâbı var&lt;br /&gt;Mihnet-medâr olan feleğe intisâbı var&lt;br /&gt;Eyler nesîm-i subhu bize gird-bâd-ı gam&lt;br /&gt;Bu rûzgâr-ı bî-mededin inkılâbı var &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Bu zulmün uzamasına karşı bahtın sabırsızlığı var.&lt;br /&gt;Cefa çektiren feleğe karşı durması var.&lt;br /&gt;Sabah meltemi bizi gam rüzgârına sevk eder.&lt;br /&gt;Medetsiz bırakan bu devrin de tersine dönmesi var.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan da dinleyebilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width=&quot;425&quot; height=&quot;344&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.youtube.com/v/it_EW7WRKbQ&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowscriptaccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.youtube.com/v/it_EW7WRKbQ&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; width=&quot;425&quot; height=&quot;344&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: -webkit-monospace; font-size: 13px; white-space: pre-wrap; &quot;&gt;http://www.youtube.com/watch?v=it_EW7WRKbQ &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/5915029155691658304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/07/yasaklanan-sark.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/5915029155691658304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/5915029155691658304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/07/yasaklanan-sark.html' title='Yasaklanan Şarkı'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-2578238928613197948</id><published>2009-07-22T01:39:00.000-07:00</published><updated>2009-07-22T01:40:48.147-07:00</updated><title type='text'>Cemil Meriç kime oy vereceğini eşine sorardı</title><content type='html'>&lt;img src=&quot;http://91.93.103.35/haber/090712-103227-200342-C.jpg&quot; alt=&quot;Cemil Meriç kime oy vereceğini eşine sorardı&quot; /&gt; &lt;strong&gt;Ünlü sosyolog - yazar Ümit Meriç’le Çengelköy’deki evinde buluştuk. Türkiye’nin başörtülü iki profesöründen biri olan Ümit Meriç kediler, Mardin, babası Cemil Meriç, yüzme, mahalle baskısı, haşema ve sinema hakkında çarpıcı ve derinlikli açıklamalarda bulundu&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde 30 kişilik bir entelektüel grupla Mardin’de ‘Mardin Geleceğini Konuşuyor’ adlı toplantıya katıldınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilge Köyü’ndeki o meşum katliamın olduğu eve de gittik. Sosyolog Nilüfer Narlı’ya ‘Burası ilmin tıkandığı yer’ dedim. 44 kişinin çoluk çocuk, namazda öldürülmesini, bildiğim hiçbir kavram açıklamaya yetmiyor. O ‘Belki artık sosyolojide kuantuma başvurmak gerekecek’ dedi. Yani en ufak etkilerin en büyük sonuçları doğurabileceğini düşünmemiz gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Biri siyah, diğeri gri iki yavru kedi etrafımızda) Kedileri seviyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çoook. Siyah olanı Hurma, gri ise Handan. Anneleri, Kadife, bir sokak kedisi; babaları da, Jojo, British Scottish! Her zaman kedilerim olmuştur. Ataköy’de 9’uncu katta oturduğum için kedi besleyemedim, hayvanlara ayıp olur diye. Kadınlara tavsiyem, evde depresif bir vaziyette oturacaklarına kedi alsınlar. Hurma Türkmenistan’a gidecek, orada siyah kedi yokmuş. Türünü temsil edecek. (Gülüyor.) Evvela, hilkatin bir şaheseri olan insana ve tabii hayvanlara ve bitkilere hayranım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;NEFERLER DEĞİL KURMAYLAR&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Babanız Cemil Meriç, Türkiye’nin en önemli düşünürlerinden biri. Onun sizce en önemli özelliği neydi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Cemil Meriç, yerel bir düşünürdür fakat ufukları bütün dünyanın kültürünü tarar. Ülkemize Hint Edebiyatı’nı getirmiştir. Saint Simon’u kaleme almıştır. Türkiye’ye Marx’tan başka önemli sosyalist düşünürler olduğunu anlatmıştır. Saint Simon’cular, bugünün dünyasını şekillendiren insanlardır. Panama Kanalı, Süveyş Kanalı’nın açılması, dünyanın demir ağlarla örülmesi onların öncülüğünde gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vefatından önce, yazmayı düşündüğü fakat yazamadığı kitaplar var mıydı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;‘Eserlerimin kültür ciltleri tamamlandı, sıra irfan ciltlerinde’ dedi ve 70’inde öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cemil Meriç’in kitaplarının yeni baskıları ne zaman tamamlanacak?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kültürden İrfana çıkmak üzere, çevirileri de İletişim Yayınları arasında çıkacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Babanız hakkında kitap yazdınız, çok şey de anlattınız fakat onunla ilgili özel bir sahne var mı zihninizde?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Babamın kütüphanesinde 11 bin cilt kitap vardı. Bunların yarısı ağabeyime, yarısı bana kaldı. Şimdi benim de 10 bin cilt kitabım var. Babam gözlerini kaybettiğinde, geceleyin kalkıp kitaplara dokunarak ağlıyordu, bir daha okuyamayacağı için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yaşasaydı, sizce bugün ne yapardı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Babam, anneme hangi partiye oy vereceğini sorardı, o hangi partiye oy verirse babam da o partiye oy verirdi. Erbakan’a epeyce oy vermiştir. (Gülüyor) Bugün yaşasaydı AK Parti’ye oy vereceğine eminim. Çünkü hakkında yapılan en güzel konuşmalardan birini geçen yıl kıymetli Başbakanımız Tayyip Erdoğan yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cemil Meriç’in yeterince okunmadığı söyleniyor. Sizce de öyle mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle hayır. Cemil Meriç, neferleri değil, kurmayları yetiştirir. Hayattayken onu takip edenler, bugünün kurmayları konumundadır. Cumhurbaşkanımız, başbakanımız, dışişleri bakanımız, kültür bakanımız... Hepsi Cemil Meriç’i okumuştur. Babamın eserleri gayet iyi okunmuştur ve mesajı da gayet iyi anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hakkında yazılan kitapları nasıl buluyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Dücane (Cündioğlu) Bey’in kitaplarının onun doğru anlaşılmasına büyük bir katkı sağladığı fikrindeyim. Onun yazdığı üç kitabın, babamın eserlerinin bir devamı niteliği taşıdığını düşünüyorum. Cemil Meriç hakkındaki diğer kitapların da gayet ilgiye değer olduğu muhakkak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İLİMPEREST DÖNEMİ GEÇTİM&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dücane Beyin Cemil Meriç Belgeseli hakkında ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Babamı yaşarken tanımış 70 kişiyle birebir görüşülerek, tanıklıklarla hazırlanmış bir belgeseldir. Hilmi Yavuz hiç beğenmemiş. Fakat çoğunlukla beğenildi. Belgeselin amacına ulaştığı fikrindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dünden Yarına Sosyoloji ile Sosyolojik Düşünce Atlası adlı iki kitap yazacaktınız.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dünden Yarına Sosyoloji’de yazmaya niyetlendiğim düşünceleri, İçimdeki Cennete Yolculuk kitabımda kısmen yazdım. Dolayısıyla onun yazılmama ihtimali, yazılma ihtimalinden daha yüksek. Fakat Konfüçyüs’ten başlayıp günümüze kadar gelen bir sosyoloji atlası hazırlamayı düşünüyorum. Bütün kıtaları ve bütün zamanları kucaklamaya yönelen iddialı bir çalışma. Global dünyaya sosyolojik düşünceyle ilgili bir fikir verecek. Türkiye’nin de böyle bir kitapla mücehhez olmasını istiyorum. Fakat bu benim yaşama sebebim değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nedir peki, yaşama sebebiniz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İlimperest olduğum bir dönem yaşamıştım. Onu terk ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başka projeleriniz var mı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Seyahatnamelerde İstanbul adlı bir kitap hazırlıyorum. İstanbul’a Doğu Roma zamanında gelmiş ilk seyyahtan, 20’inci yüzyıl yazarı Juan Goytisolo’ya kadar birçok seyyahtan alıntılar yer alıyor. İstanbullulara nasıl bir şehirde yaşadıklarını duyumsatmak istiyorum. Ayrıca, İstanbul’la ilgili yazılarımı bir kitap haline getireceğim. Asırların Harman Yeri Anadolu adlı bir kitap çalışmam daha var. Bir de Hayatımdan Hayvan Hikayeleri diye, hayvanlarla ilgili bir kitap yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Kuantum tasavvufun çömezi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tasavvufun son dönemde popülerleşmesini nasıl yorumluyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kuantum da popülerleşiyor... Tasavvuf ayağa düşürülecek bir konu değil fakat ben yine de beşeriyetin idrakinde bir açılım olması itibariyle yararlı buluyorum. Bence tasavvuf, her şeyin birbiriyle bağlı olduğu hakikatini gösterir. Hiçbir şey tesadüf değildir. Bizim idrakimizi aşan bir irtibatlar dünyasında yaşıyoruz. Bu da ‘mana’nın her şeye raptedilmiş olduğu hakikatini işaret eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kuantum fiziği felsefesi ile tasavvuf arasında bir benzerlik var mı sizce?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kuantum benim için tasavvufun çömezidir. Bizim irfan ve hikmet geleneğimiz ordinaryüs profesörse, kuantum ortaokulu bitirmiş bir çocuk konumundadır. Kuantumun geleceği de tasavvuftur. Batı dünyası tasavvufu bilmediği için yeni bir şey keşfettiklerini sanıyorlar. Rahman ve Rahim olan bir Rabbin kulları olduğumuz için şefkate çok önem veriyorum. Şefkatin tayin edici bir etkisi olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;62 yaşındayım, Boğaz’ı yüzerek geçeceğim&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mahalle baskısı hakkında ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mahalle baskısı kavramını ortaya atan Şerif (Mardin) Bey bile bunun yanlış yorumları yol açtığını söyledi. Bu kadar büyütülecek bir kavram ya da olay değil. Sadece mahalle baskısı yok. Evvela kendi kendimize uyguladığımız bir baskı, otosansür var. Bence mahalle baskısından ziyade ilçe baskısı var. Çünkü İstanbul’un birçok ilçesi ayrı ülkeler gibi. Ben başörtümle Caddebostan’da yürürken, karşıdan yaklaşan bir bayan tarafından göz hapsine alınıyorum ve geçip gidene kadar o göz hapsinden kurtulamıyorum. Sahil baskısı da var. Sahilde insanlar gözleriyle beni eleştiriyorlar. (Gülümsüyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oturduğunuz sitenin havuzunu kullanıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Ben bu siteye geldiğimde haşemayla havuza giren kimse yoktu. Dedim ki ‘Ben hacıyım ama aynı zamanda sportmenim de. Dolayısıyla havuza haşemayla gireceğim.’ Buraya yeni taşınan bir başörtülü bayan benim haşema giymeme çok sevindi. Çünkü daha önce oturduğu sitede haşemalıların havuza girmesi yasakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Haşema rahat mı peki?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çok rahat. Tavsiye ederim. Gerçek bir mayo. Su zaten üstünden akıp gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İyi bir yüzücü müsünüz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Elbette. 19 Temmuz’daki Boğaz’ı geçme yarışına katılmaya niyetindeydim. Başvuru tarihini kaçırmışım. Önümüzdeki sene inşallah Asya’dan Avrupa’ya yüzerek geçeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başörtülü olmanın temel anlamı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Başörtülü olmak bir iddiadır, imanın taçlanmasıdır. Başörtülülerin, bu iddiayı canlı tutması lazım. Başkalarına karşı değil, kendilerine karşı. Ben imanın başkalarıyla bir hesaplaşma konusu haline gelmesine karşıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sizden başka Türkiye’de bir başörtülü profesör daha var: Lütfiye Müslümanoğlu. Kendisiyle tanışıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet. Lütfiye Hanım tıp doktoru. O da istifa etmişti. Okyanus diye bir spor merkezinde kendisiyle karşılaşıyoruz; o da yüzüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vay canına!..&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Televizyon, otomobil ve bilgisayar, vücudumuzu kullanmaktan uzaklaştırdı bizi. Boğaz’ı yüzerek geçtiğimde, 63 yaşında, torunlarıma örnek olacağım. Bir de Hz. Peygamber’in tavsiyesidir yüzme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: http://www.stargazete.com/roportaj/yazar/murat-mentes/cemil-meric-kime-oy-verecegini-esine-sorardi-haber-200342.htm</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/2578238928613197948/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/07/cemil-meric-kime-oy-verecegini-esine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/2578238928613197948'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/2578238928613197948'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/07/cemil-meric-kime-oy-verecegini-esine.html' title='Cemil Meriç kime oy vereceğini eşine sorardı'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-3941844393936098967</id><published>2009-07-22T01:33:00.000-07:00</published><updated>2009-07-22T01:34:48.630-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="burjuva"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kapitalizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müslüman"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İslam"/><title type='text'>Türkiye’nin gerçek burjuva sınıfı biziz!</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;em&gt;Türkiye’de çevrenin merkeze yürüdüğü tespitleri artık eskidi, mevcut durumu anlatmakta yetersiz kalıyor. Çevre artık merkezde, statü, güç ve para sahibi, giderek daha mobilize, haliyle daha çok görünüyor, hatta ‘göze batıyor’. ‘Milenyum’da yaygınlaşıp derinleşen değişimin ilk virajı 90’larda alınmıştı. 9 yıl önce kurulan MÜSİAD, Anadolu’daki küçük ve orta ölçekli sanayiyi çatısı altında toplayarak dünyaya açtı, ‘Anadolu Kaplanları’yla birlikte nur topu gibi bir de ‘burjuva sınıfı’mız oldu. Eleştirileri haklı çıkaran mide bulandırıcı durumlar olmakla birlikte, yekpare bir bütün olarak algılanıp gösteriş merakıyla, rüküşlükle, dinin kibirlenme uyarısına kulak tıkamakla itham edildiler. Kim bunlar, nereden geldiler soruları zamanla yerini ne yer ne içerler, ne giyer nereye giderler merakına bıraktı. Bu ilgi ve didiklemenin ardında üstenci bir bakış, bir hor görü ve burun kıvırma yok demek imkánsız. Artık yok sayılmıyorlar ama kabul gördükleri de söylenemez. Olup biteni, değişim sürecinin tetikleyicisi MÜSİAD’ın fikir babası, kurucu başkanı Erol Yarar ile konuştuk.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;MÜSİAD’IN KURUCU BAŞKANI EROL YARAR:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src=&quot;http://www.stargazete.com/dosya/icerik/090720-015427-p07k1.jpg&quot; class=&quot;rsm rsm-sol&quot; alt=&quot;Dosya:/dosya/icerik/090720-015427-p07k1.jpg&quot; /&gt;‘Bunlar cephelerde nesillerini tüketmiş ailelerin çocukları’ diyen Yarar, iddialı konuşuyor: Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler ama artık asli unsur olması gerektiği yerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de iyice açığa çıkan bir kavga var. Neyin kavgası sizce? &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkiye’de sosyal siyasi bir değişim var. Bir ergenin yüzünde nasıl sivilceler çıkar, vücudunda değişiklikler olursa Türkiye de benzer bir dönem yaşıyor, akılla beden çatışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;div class=&quot;icr&quot;&gt;&lt;li&gt;Beden ve akıldan kastınız ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikriyatla statüko. Siyasi-iktisadi konumunu korumak isteyenler direniyor, değişim isteyenler güçlendikçe sesi gürleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Değişim karşıtlarını anlayışla mı karşılıyorsunuz, şımarık mı buluyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmediği için korkanları anlıyor bildiği halde direnenleri&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;küstah ve kibirli buluyorum. Ülke gerçeğini görmek istemiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Tepkinin bu kadar rijitleşme nedeni, çevrenin artık merkezde olması mıdır? Başörtülü çaycıyı sorun etmeyip doktor olduğunda rahatsız olmak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilgilidir. Bazıları Türkiye’deki inançları bir hayvanat bahçesine sokmak istediler. Orada en vahşi hayvan bile para kazandıran bir metadır, çeşitlilik iyidir. Ama şimdi Amazon’da yırtıcı hayvanlar arasında kalmış gibi hissediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KOYUNUN OLMADIĞI YERDE &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bu değişim beklenmeyen bir şey mi?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hiç beklemiyorlardı, hayvanat bahçesindeki kadar kontrol mekanizmaları vardı. Türkiye’de din hep kontrol altında tutuldu, bir nehrin barajla tutulup istendiği miktarda bırakılması gibi bir durum var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Muhafazakárlık arttı deniyor ama?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bir ağacın kökü çok kuvvetliyse ne yaparsanız yapın bir yerden filiz verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;90’lar virajından sonra yeni bir burjuva sınıfı, yeni bir orta sınıf doğdu.&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ben buna yeni değil asli diyorum. Diğerlerinin sundukları ve Türkiye’nin değeri diye tanıtmak istedikleri hiçbir değerin kültürün kökü, aslı bu toprakta değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkiye’de sermaye devlet eliyle oluşturuldu. Anadolu sermayesi ise Batı’daki gibi kendi doğal sürecinde gelişti; bu yüzden en azından kavramsal olarak Türkiye’nin gerçek burjuvazisi bu yeni sermayedarlardır diyebilir miyiz?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kesinlikle. Çünkü bunlar cephelerde nesillerini tüketmiş ailelerin çocukları. Ne zaman Yeniçeri teşkilatı kaldırıldı; Türkiye’nin askeri Türk milletinden temin edilmeye başlandı ticari hakimiyet azınlıklara geçti. 19. yüzyıl zaten savaşlar yüzyılıydı, Osmanlı 35 yıl fiilen savaştı. Arkasından Balkan ve Cihan savaşı, neslimiz Çanakkale’de bitti. Ticaret yapacak adam kalmadı. Yetimler önce mecburen çiftçi, nüfus artınca 50’lerde işçi oldular, 80’lerde Özal bunları biraz ticarete soktu. 90’ larda ise MÜSİAD bu nosyonu dünyaya açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;‘Asli unsur’un yokluğunda mı devlet eliyle semirtildi Cumhuriyet burjuvası?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler. Ama asli unsur artık olması gerektiği yerde. Devlet eliyle semirtilmediler, çalıştılar, yokluk çektiler. Öyle işadamları tanırım ki lastik ayakkabıyla gelmiş İstanbul’a, araba yıkamış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yine de nasıl bir beceri ki bu, her lastik ayakkabılı da işadamı olmuyor.&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Çalıştılar şükrettiler, azken verdiler, Allah da daha çok verdi çünkü daha cömert.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;1990’da MÜSİAD’ı kurarak Anadolu’daki potansiyeli harekete geçirdiniz.&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Potansiyel vardı ama işin şifrelerine sahip değillerdi, biz sahiptik, Allah lütfetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;TÜSİAD’a girmek varken ne diye kurdunuz MÜSİAD’ı?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kapitalist sistemin dünya iktisadına, insanına getirdiği çarpık bir model var. Değişmesi lazım. Bizim kültürümüzde inancımızda da bunu değiştirecek dinamikler var. Bir fikriyatın ancak kurumsal yapıyla büyüyebileceği fikriyle kuruldu MÜSİAD.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sinir uçlarının açık olduğu alanlarda bulundunuz. Nelere tanıklık ettiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu çevrenin içindeydim. Babam TÜSİAD’ın kurucusu, annem Robert Kolej’den Ecevit’lerin sınıf arkadaşıydı. Işık Lisesi mezunuyum ben de ama ailemde din ve dünyanın bir araya getirilebileceğini görmüştüm. Oysa toplumda iki taraf da birbirini tanımıyordu. Öyle ki MÜSİAD’ın ilk kongresini 5 yıldızlı bir otelde yaptık diye arkadaşlarımız ‘ne işimiz var burada’ diyorlardı! Asli olduklarını unutmuş, marjinalliği kabullenmişlerdi, Türkiye’nin zencileri gibi hissediyorlardı kendilerini. Ötekileri tanımadıkları için de çok fazla su-i zanda bulunuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sizin duruma ‘uyanışınız’ nasıl oldu?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ben din nedeniyle husumet görmedim. O sonradan çıktı zaten, birileri pompaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ne zamana tekabül ediyor bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurumlaşmadan sonra. Sizi ferdi gördüklerinde sorun olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;90’larda nasıldı Anadolulu iş adamı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu yurt dışına gitmemiş. Avrupa’ya, Amerika’ya, Rusya’ya düşman. Bir lokma bir hırkaya inanan, helal olsun az olsun, oğlum okusun işin başına geçsin, kızım okumasa da olur, diyen bir yanlış anlayış. Bunu değiştirmek için aksiyonlar yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ASIL DEVRİM MESCİTTE! &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yeni iş adamı ortaya çıktığında, ‘diğerleri’ nasıl bir tavır gösterdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direkt tavır değil tabi ama bana kızdılar. ‘Eski köye yeni adet getiriyorsun, ne gereği vardı, güzel güzel yiyor içiyor eğleniyorduk, bunlar da nerden çıktı’ vs. Çok şey dendiğini biliyorum ama İstanbul kültürü, vakarı ve ‘hak bildiğin yolda yalnız gideceksin’ prensibiyle sığ tartışmalara girmedik. Ainesi iştir kişinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bu tepkilere rağmen sebat nedeniniz?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu bir dini milli misyondu. Türkiye üç beş ailenin eline bırakılamayacak kadar önemli bir ekonomik potansiyele sahipti ve bunun tabana inmesi gerekiyordu. Ülkenin kültürüyle barışılması gerekiyordu, ülkeye ancak barışık insanlar önemli değerler getirebilirdi. Ben buna inandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ama hala üstenci bir bakış, bir hor görü var. Hissettirilen duygu bu mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlara daha çok hissettiriliyor, erkekler o kadar etkilenmiyor. Geçen gün büyük bir alış veriş merkezinde mescide girdim. Baktım ayakkabıların hepsi marka! Arkadaşların yanına döndüğümde ‘Türkiye’de devrim oluyor, haberiniz yok’ dedim. Nerede, dediler; mescitte, dedim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Camiden ayakkabı çalanlar alışveriş merkezlerine yönelecek demek ki!&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Oo, süper ayakkabılar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜSİAD gibi devletten nemalanmıyoruz &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;MÜSİAD, müstakil işadamları derneği. Ama o ‘m’ hep ‘Müslüman’ olarak okundu. Bu yanlış bir okuma mı yoksa hesabınız zaten bu muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış okudular, güzel yorumladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Müstakilden kastınız ne?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hürriyet. Paranın esiri olmamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;TÜİSAD’dan farkınız ne?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Devletten nemalanmamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Alemin kralı TÜSİAD mı MÜSİAD mı,?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayısal çoğunluk MÜSİAD’da, parasal çoğunluk TÜSİAD’da. Onlarda 40 yıllık sermaye birikimi var ama aradaki fark çok azaldı. TÜSİAD geçmiş MÜSİAD gelecek demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Her yükselişin bir düşüşü var. Yükselen sınıf bu döngünün neresinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun çok başında, adapte olmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Para Müslümanı bozuyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bizim imtihanımız işte. Peygamberimiz diyor ki: ‘Benim ümmetimin afeti maldır’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Paranın satın alamadığı ne var dünyada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Para makam iktidar çevre alabilir ama kültür satın alamaz. Hanzoysan hanzosundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İslami burjuvazi estetik değerleri oluşmamış olmakla eleştiriliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz aristokratlar gibi tavana kadar kütüphane yaptırıp hiç kitap okumayan da var ama olumlu örnek de çok. Artık seyahat biçimi değişti. Batıya batıyı görmeye gidiyorlar artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Batıda burjuva sınıfı, aristokratlarca dışlandıkça sanatçılara sponsor olarak kabul imkanı yarattı kendine. Koç’lar Sabancı’lar da burjuva olmanın Batı’daki bu görüngülerine önem veriyor. İslami kesimde de belli bir sermaye birikimi oldu, bunun vakti gelmedi mi?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kültürel değerlerine uygun olanlara, musiki konseri, hat sergisi.. sponsor oluyorlar aslında. Kendi kültürleri haricinde gördüklerine sponsorluk yapmıyorlar, beklemek de yanlış olur. Zaman alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ahmet Hakan kendine baksın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Mehmet Şevket Eygi’nin eleştirileri mi çok üzüyor, Ahmet Hakan’ınkiler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eygi içerden eleştiriyor, o yüzden tutarlı. Ahmet ise o kimlikten değilim ama onları tanırım ha, diye yaptığı için pek sevilmiyor. Bazı yazılarına katılsam da, Nişantaşı’nda cafede oturup entel görünmeye çalışıyor, atıp tutuyor. Bunları yazdırtmak fikriyatı amacı açısından Hürriyet’in bir başarısı. Ahmet açısından ne demektir, buna da kendisi baksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Cem Karaca’nın şarkısı: ‘İşçisin sen işçi kal’. Herkes olduğu gibi mi kalmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların geldikleri yere değil, geldikleri yeri reddedip reddetmediklerine bakarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Müslüman erkekler türbanlılarla evlenmiyor tartışması var malum. Herkes kendi kümesinden biriyle mi evlenmeli sizce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sevgi işidir, mekanik değil. Bir erkek çevre faktörüyle başörtülü bir kızı almalıyım diyorsa kınarım. Bir erkek bilinçli olarak tam tersini yaparsa da kınarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Abdurrahman Dilipak konuyla ilgili sorulan soruya cevaben ‘bu bir Hindu’nun inek eti yemesi gibidir’ dedi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdurrahman’dır söyler, normal. Biri böyle söylemiş deseydiniz de Abdurrahman Dilipak’tır derdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yiğit ondur dokuzu dondur &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Para sizin için ne demek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Kimseye muhtaç olmamak 2) Aileme iyi bir hayat sağlamak 3) Çevreme, akrabalarıma fakirlere yetime sahip çıkmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Parasızlık çok mu mutsuz eder sizi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabrederim. Parasızlık da imtihandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kaç çocuğunuz var?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Beş. Şimdilik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Nasıl bir insansınız?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Analitik düşünürüm. Dinsel önceliğim çoktur. Mescitleri, evliya ziyaretlerini çok severim. Düzenli spor yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Dış görünüşle çok mu ilgilisiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl göründüğümle ilgiliyim. Yiğit ondur, dokuzu dondur sözüne inanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Entelektüel misinizdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşkünlük seviyesinde tarih sosyoloji okurum. Bir de çok Kuran okurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Siyasi görüşünüz ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin kültürüne İslami kimliğe ö-nem verenlerin siyasette başarılı olmasına çalışırım. Türkiye’nin geleceği burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir lokma bir hırkaya inanmam&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Müslüman erkekler 28 Şubat’tan sonra giyim kuşamlarını, gittikleri mekánları değiştirdi, sakalı bıyığı kesti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şekil olsun diye değil sünnet olduğu için bıraktığımdan kesmedim. Her dönüşümün güzellikleri, çirkinlikleri var tabi. Nesiller alması gereken değişim bir nesilde yaşanınca tuhaflıklar oluyor. Farklı değilim, sizin gibi giyiniyorum, beni de kale alın gibisinden, markayı gösterme arzusu var, absürd ama temiz şekilde, maddi imkanları değiştiği için yapan da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Her üretim-tüketim ilişkisi kendi toplumunu, insanını yaratır. Yaşanan süreç de bir insan tipi çıkardı ama bunlar aynı zamanda kanaat et, infak et, kibirlenme, gösteriş yapma diyen bir dinin mensubu olduğunu ilan ettikleri için de oksimoron bir durum çıkmadı mı ortaya?&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bazı aşırılıkları gözlüyorum ama bir lokma bir hırka felsefesine de inanmam. Bu bize yutturulmuş bir zokadır! Allah verdiği nimetleri kullarının üzerinde görmek ister. Osmanlı padişahının giyimi Karacaoğlan gibi değil. Ölçü minumum giyinmekse İmamı Azam’ın giyimini nasıl izah edeceğiz? Evi Bağdat’ın en güzel eviydi. Zekatımı veriyorsam İslam’da kimse niye böyle yapıyorsun deme hakkına sahip olmuyor. Malının tümünü infak etmeyi Allah’ın Resulü de izin vermiyor. Zannediyoruz ki adam zenginleştiği halde fakir hayatı yaşayacak. Öyle bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ölçü ne olmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanın kibirli yürümemek kaydıyla zengin olduğu anlaşılmalı sokakta. Fakir anlasın da gelip derdini anlatsın diye. Mao gibi gri kıyafetlerin giyildiği bir düzene inanmıyoruz ki. Okuduğum ayet ve hadislerde herkesin harcamasının Allah’ın ona verdiği kadarıyla olduğunu biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;‘Müslüman müslümandan sorumludur’: Ölçü kaçarsa iç denetim işler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denetime de karşıyım. Hata varsa isim vermeden ortaya konuşarak ikaza inanırım. Herkes hesabını Allah’a verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Mahalle baskısı yok yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olamaz da. Alemlerin Rabbi bizi kendisini tanıyıp tanımama konusunda özgür bırakmış. Kim kime baskı yapacak, Allah’tan büyük güç mü var?&lt;/li&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: http://www.stargazete.com/roportaj/yazar/fadime-ozkan/turkiye-nin-gercek-burjuva-sinifi-biziz-haber-202247.htm</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/3941844393936098967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/07/turkiyenin-gercek-burjuva-snf-biziz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3941844393936098967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3941844393936098967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/07/turkiyenin-gercek-burjuva-snf-biziz.html' title='Türkiye’nin gerçek burjuva sınıfı biziz!'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-5755527532212321335</id><published>2009-07-16T13:27:00.001-07:00</published><updated>2009-07-16T13:29:35.366-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="karikatür"/><title type='text'>Caf Caf Dergisinden</title><content type='html'>&lt;img src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhqkoHHWAUjZyD9wmbUN4g_SoepRgSTbuqQj2hg_mx9rl30hKexeshxO4NzUHOMMi5Va1xoHIKO1BMvCBR5_i10lcKIWvFKg53hCLM0Tg4Ri8utjW2eO80JMc6s5NjCREvWD6QltwfgCg4/s400/cafcaf01.jpg&quot; style=&quot;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 353px;&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5359157478997005874&quot; /&gt;&lt;a onblur=&quot;try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}&quot; href=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjS2_m6FS1qSBjJys8SZLt4SUDnUuabcGjasUNKWYFk-F3u_PF1WrjvZqAi_VYmYC_Hf-RjHKfcW6cWNey6XKI2xLf7pBKNQylzWGKbqEbLmKUHrpVtCQpTPJX0dq39QGjMLXbNKgVtJbs/s1600-h/cafcaf02.jpg&quot;&gt;&lt;img style=&quot;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 315px;&quot; src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjS2_m6FS1qSBjJys8SZLt4SUDnUuabcGjasUNKWYFk-F3u_PF1WrjvZqAi_VYmYC_Hf-RjHKfcW6cWNey6XKI2xLf7pBKNQylzWGKbqEbLmKUHrpVtCQpTPJX0dq39QGjMLXbNKgVtJbs/s400/cafcaf02.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5359157569152795090&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;img src=&quot;https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjptaNH5JH2Tfz1N5cxLCt2LOM8o7hQpSFID5GGRJiroQc6K6rbZH6stjywePcKBE5EgkRjFsH8XmPQdon-aDFRBiWyJA8ayKbtvUVbrHzE-8kQq_L-pFsNquQY0WBZyneENtKWC5suxgo/s400/cafcaf03.jpg&quot; style=&quot;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 323px;&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;&quot; id=&quot;BLOGGER_PHOTO_ID_5359157652328487650&quot; /&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/5755527532212321335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/07/caf-caf-dergisinden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/5755527532212321335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/5755527532212321335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/07/caf-caf-dergisinden.html' title='Caf Caf Dergisinden'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhqkoHHWAUjZyD9wmbUN4g_SoepRgSTbuqQj2hg_mx9rl30hKexeshxO4NzUHOMMi5Va1xoHIKO1BMvCBR5_i10lcKIWvFKg53hCLM0Tg4Ri8utjW2eO80JMc6s5NjCREvWD6QltwfgCg4/s72-c/cafcaf01.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-310088475709662629</id><published>2009-06-13T23:09:00.000-07:00</published><updated>2009-06-13T23:10:19.186-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bağnazlık"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="laikçilik"/><title type='text'>Okumuşların Bağnazlığı</title><content type='html'>&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: &#39;Times New Roman&#39;; &quot;&gt;&lt;div style=&quot;border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 3px; padding-right: 3px; padding-bottom: 3px; padding-left: 3px; width: auto; font: normal normal normal 100%/normal Georgia, serif; text-align: left; &quot;&gt;&lt;blockquote&gt;“The illiterate of the 21st century will not be those who cannot read and write, but those who cannot learn, unlearn, and relearn.” (21. yüzyılın cahilleri, okuyup yazamayanlar değil, öğrenemeyen, öğrendiklerini değiştiremeyen ve her şeyi baştan öğrenemeyenler olacaktır)...&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Alvin Toffler&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyu araştırmalarına bakınca bu aralar içim biraz &quot;cız&quot; ediyor. Konusu ne olursa olsun, araştırmada sorulan soruların sonuçlarını değerlendirirken, eğitim düzeyi önemli kriterlerden biri olarak değerlendirmeye alınır. Yani kişilerin verdikleri yanıtlar eğitim düzeylerine göre gruplanır ki, diğer faktörlerin yanında eğitim düzeyinin görüşleri nasıl etkilediğine dair bir fikir elde edilebilsin. Bu yaklaşım gayet bilimsel ve gereklidir de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı konulardaki düşüncelerin katılımcıların eğitim düzeylerine göre dağılımı çoğu zaman ilginç bir tablo çıkarıyor ortaya. Sözgelimi, yakın zamandaki anketlerden birine göre, &quot;Ergenekon örgütü&quot;nün varlığına inanıp-inanmama parametresi eğitim düzeyi arttıkça düşüyormuş. Yani şu kazıldıkça bombaların çıktığı, binlerce sayfalık iddianamelerle ve delillerle insanların ciddi cürümlerle suçlandığı Türkiye tarihinin en büyük soruşturması, &quot;eğitimliler&quot; tarafından pek fazla kaale alınmıyormuş. Sonra, o meşhur &quot;mahalle baskısı&quot; araştırmaları var. Bu tip araştırmalarda ise genellikle eğitim düzeyi yüksek insanlar gittikçe artan oranlarda &quot;tehlike&quot; vehmine kapılmış gözüküyorlar. Örneğin, insanların dini inançlarını yansıtan kıyafetlerle her türlü yaşam alanında bulunmasını tehlike olarak addedenler, eğitimliler arasında enişe verici boyutlarda yüksek miktarlarda çıkıyor. Birilerinin başlarına örttüğü örtü, &quot;sıradan insanlar&quot; için çok da mühim bir ayrıntı değilken, eğitimli kesimin büyük bölümü bunu en büyük tehlike olarak görüyor. Yine eğitimli kesimin bir bölümünün değişmeyen virdlerinden birisi &quot;rejim tehlikede!&quot; cümlesi. Hemen her sorgulamada rejimin şu veya bu şekilde tehlikeli olduğunu ifade eden veriler çıkıyor karşımıza. Halkın yarısının oylarını alarak iktidarı elde etmiş bir parti için &quot;tehlike&quot; nitelemesi de yine genellikle eğitimli kesimden geliyor. Yani araziye bomba ve lav silahı saklayanlar değil, demokratik teamüller içinde haklarını isteyenler biraz daha tehlikeli görülüyor sanki, eğitimli kesimler tarafından...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba bunları eğitimli kesimlerin parametreleri daha iyi okumasına, daha geniş bir bakış açısıyla ileriyi daha sağlıklı olarak tahmine debildiğine yoramaz mıyız? Evet, ben de öyle olmasını çok isterdim; fakat gördüğüm ve bildiğim bazı örnekler, bu fikri ciddi olarak sorgulamamı gerektiriyor.&lt;br /&gt;Şimdi kamuoyu araştırmalarını bir kenara bırakıp, gerçek hayatta bizzat yaşadığım bir kaç örnek üzerinde durayım (bahsi geçen kişilerin isimleri bende saklıdır):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 1. Tıp fakültesinde doçent olan bir arkadaşımla sağlık sisteminde yapılan değişiklikleri tartışıyoruz. Kendisi, hükümetin tüm yaptıklarını rezillik ve hainlik olarak sıralarken, ben -israrla konu hakkında yeterli bilgim olmadığını belirtmeyi ihmal etmeden- bildiğim kadarıyla bazı faydalı yönlerini anlatmaya gayet ediyorum. Konuşmamızın ilerleyen bölümlerinde arkadaşım israrında devam edince &quot;kanıt&quot; istiyorum ve az sonra acı gerçek ortaya çıkıyor: Arkadaşımın kendisi de aslında konu hakkında &quot;sıfır&quot; düzeyinde bilgiye sahip; kendisi yeni yasa ve yönetmeliklerden hiç haberdar olmadığını teslim ediyor ve sonucu şöyle bağlıyor: &quot;Ben bu adamların memleket hayrına bir şey yapacaklarına inanmıyorum!&quot;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 2. Bir profesörle, tarihimizin tartışmalı isimlerinden bir tanesi üzerine konuşuyoruz. Üzerinde konuştuğumuz kişinin ciltlerce kitapları var ve konuştuğum profesör benim de kısmen okudumuş bulunduğum kitaplar hakkında, benim bildiklerime tamamen ters, oldukça suçlayıcı bazı değerlendirmeler sıralıyor. Çok uzun bir sohbetin bir yerinde sözkonusu kişinin eserlerinden hangisini okuduğunu sorduğumda gayet pişkin bir edayla bana verdiği yanıt &quot;öyle boş işlerle harcayacak zamanım yok neyse ki; bir delinin hezeyanlarını araştırmaktan daha önemli işlerim var!&quot; oluyor. Tabii konuyu değiştirmek en hayırlısı oluyor o andan sonra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 3. Yine bir üniversite hocası, verdiği bir tarih dersi sırasında, ders konusunun dışında olmasına rağmen &quot;Türklerin aslında on bin yıldan fazla bir zamandır Anadolu&#39;da olduğunu&quot; söylüyor. Öğrencilerden bir tanesi söz isteyerek bunun kanıtının olup olmadığını; on bin yıllık tarihsel süreçten kalan bir yapıt-belge vs olup olmadığını soruyor. Hocamız, öğrenciyi yanıtlamak yerine öğrenciyi aşağılamayı ve bir daha ona ders sırasında söz vermemeyi seçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 4. Ünlü bir akademisyen bir panelde &quot;Nutuk dışında okunması gereken kitap yoktur&quot; dediği için neredeyse yarım dakika boyunca, tamamı akademisyen olan konuklarca alkışlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 5. Bir başka akademisyen, yine bir panelde, Türkiye&#39;de oy oranı ne olursa olsun, mevcut iktidarla &quot;tüm silahları kullanarak&quot; savaşmanın bir vatanseverlik gereği olduğunu söylediğinde yine dakikalarca alkış alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 6. Son sınıf bir üniversite öğrencisi, bir törene davetli olarak çağrıldığı için salona giren zamanın meclis başkanını görünce &quot;ay tiksiniyorum bu heriften&quot; diyerek yanındaki arkadaşlarıyla duygularını paylaşıyor. Arkadaşlarından birisi &quot;nooldu kızım, bir mevzu mu var aranızda?&quot; dediğinde cevabı ilginç: &quot;Ne mevzusu olacak be, insan mı bunlar?&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 7. Sınav tarihi yakın olmasına rağmen güncel konulardan biri üzerine yazdığım bir yazı üzerine beni çalışma odamda ziyaret eden bir öğrencim, konuşmamızın sonlarına doğru aramızdaki 20 yıla yakın yaş farkına rağmen beni cahillik, bağnazlık ve tehlikeleri bilerek görmezden gelmek konusunda (önce kibarca, sonra alenen) suçlamaya başlıyor. Benim (hem yazımda hem de mezkur konuşmada) savunmaya gayret ettiğim şey ise, inançların ifade edilmesinin tehlike değil, çağdaş bir gereklilik olduğu. İşte bu nokta, öğrencimin gözünde beni insanlık suçu işleyen birisi konumuna getirebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 8. Bir üniversite hocası, sıradan bir sohbet sırasında, aynı yerde çalışan bir öğretim elemanının &quot;liberal görüşlü&quot; olduğunu belirtmesinin ardından, yanlarında bulunan diğer kişilerin de şahitliğinde şu soruyu hiç duraksamadan yöneltebiliyor: &quot;Sen de mi o vatan hainlerindensin?&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek 9. Yine bir üniversite hocası, karşılıklı konuşmamız esnasında, ordu dediğimiz kurumun gerektiğinde darbe yapabilmesi gerektiğini savunuyor ve demokratik sisteme silahlı müdahaleyi, askerin &quot;asli görevlerinden&quot; birisi olarak uzun uzun savunabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnekleri sayfalarca çoğaltabilirim. Ama gerek yok. Olayın vehametini anlamak/tekrar hatırlamak isteyenler için bu kadarı sanırım yeterlidir. Dikkatinizi özellikle çekmek sitediğim husus, verdiğim örneklerin “hayattaki en hakiki yol gösterici bilimdir-fendir” deyişini benimsemiş görünen ve rasyonel (akılcı) değerlendirmeyi her şeyden üstün tutuyormuş izlenimi veren insan gruplarına ait oluşudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malumu bir kez daha ilan edelim: Eğitim sistemimiz sadece ezberletiyor ve yıllardır bir takım hazır, değişmez addedilen doğruları belletiyor. Bu eğitim sürecinde yukarılara çıktıkça, maruz kalınan beyin yıkamanın dozu da artıyor elbette. Toplumumuzda aile eğitimi de önemli oranda yaralı olduğu için, eğitim sürecindeki gençlerin bu eğitim-örnek ikilemi karşısında orijinal ve çağdaş düşünceyi önceleyebilmeleri, akılcı kalabilmeleri çoğu zaman mümkün olmuyor. Ve sonuçta maalesef en şiddetli bağnazlık örnekleri, &quot;eğitimli kesim&quot; dediğimiz kesimde ortaya çıkıyor. Kürşat Bümin&#39;in ifadeleriyle, “bu ülkede kendine solcu diyenlerin ve eğitimlilerin çok büyük bir kesimi antidemokratik düşünceli ve darbe yanlısı; sadece bunu doğrudan söyleyebilme cesaretini bulabilenler azınlıkta”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haliyle, eğitimde verilen bilgilerin buralarda sürekli kınanan totaliter molla rejimlerindeki, yahut köktenci akımların benimsediği eğitim yönteminden temelde bir farkı yok. Totaliter rejimler insanların kıyafetlerine, kafalarının içine, ilgilerine, beğenilerine, dünyaya bakışlarına, farklı olan her şeylerine karışırlar. Maalesef Türkiye&#39;de akademisyenlerin büyük çoğunluğu çok sert ve totaliter bir zihin yapısına sahip. Bunda, liyakatten ziyade taraftarlığa bağlı olarak dönem dönem ulufe misali dağıtılan akademik kadro ve pozisyonların etkisi elbette çok büyük... Kaçınılmaz bir şekilde bu kişiler, kendilerine lütfedilen pozisyonları sayesinde, kendilerine bu nimeti bahşeden zihniyetin fanatikleri haline dönüşüyorlar. Öğrencilerin bir kısmı da bu kısır döngüyü örnek alarak benimseyebiliyorlar. Tarihin belli bir noktasına takılıp kalan, fakat ne o noktayı; ne de o &quot;takılmışlık&quot;tan ötürü bu günü bir türlü doğru-dürüst okuyamayan; buna mukabil ellerindeki –aslında sadece- yerel etki gücü yüksek boş sloganlar ve “titr”ler ile kendilerini dinletip örnek olmaya devam eden garip insanların -kimileri için- geçer akçe olduğu bir yer burası. Toplumsal şizofreni (kişilik bölünmesi) ise burada en bariz biçimde ortaya çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti halkının büyük çoğunluğu için bu totaliter zihniyetin muhtevası tamamen anlamsız ve yabancı. Bu ülkenin &quot;sıradan&quot; vatandaşları ve &quot;sıradan&quot; akademik insanları, bu tip bağnazlıklara takılmadan, her koşulda barış içinde yaşayıp gidebiliyorlar. Fakat bilgi sahibi olmadan de fikir sahibi olabilme &quot;ruhsat&quot;ını bizzat sistemden ve eğitimlerinden (şartlandırmalarından) elde edip, bunu sonuna kadar kullanan bazı &quot;okumuşlarımız&quot;ın taraf olduğu bu kavga, uzunca bir süre sükuta erecek gibi durmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı görüşlerde de olsalar, bu gün Türk milleti büyük oranda bu okumuş bağnazlar arasındaki tartışmaları izliyor, onlarla oyalanıyor, onlar sanki gerçekten düşünülmüş şeylermiş gibi üzerinde çene yoruyorlar. Genellikle &quot;eğitimli&quot; kesimimizdeki yaygın kanı, bilim dışı öğretilerin insanın hür düşüncesine baskı kurduğu yönündedir. Fakat bizzat bu düşünceyi sloganlaştıranların düşünce, düşünceyi ifade ve diğer temel hak ve özgürlükler sergileyebilecekleri tutuculuk, bazen tahayyül sınırlarının ötesine geçebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani birileri sırf ağızlarıyla &quot;özgür düşünce&quot; yahut “akıl” dediğinde, düşünce özgürleşmiyor, akıl başa gelmiyor; bunu artık birilerinin anlaması lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinan Canan&lt;br /&gt;(Haber Ajanda Dergisi Mart 2009 sayısında yayınlanmıştır)&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/310088475709662629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/06/okumuslarn-bagnazlg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/310088475709662629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/310088475709662629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/06/okumuslarn-bagnazlg.html' title='Okumuşların Bağnazlığı'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-4389393489245784336</id><published>2009-05-31T07:53:00.001-07:00</published><updated>2009-05-31T07:53:29.117-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müslüman Saati"/><title type='text'>Müslüman Saati</title><content type='html'>&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: &#39;Times New Roman&#39;; &quot;&gt;&lt;div style=&quot;border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 3px; padding-right: 3px; padding-bottom: 3px; padding-left: 3px; width: auto; font: normal normal normal 100%/normal Georgia, serif; text-align: left; &quot;&gt;(Ahmet Haşim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;İstanbul&#39;u yenileştiren ve yerlilerini şaşırtan istilâların en gizlisi ve te&#39;sirlisi, yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Saat&quot;dan kasdımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre dinden, ırktan ve an&#39;aneden hayat alan bir zevkımız olduğu gibi, bu hayat üslûbuna göre de &quot;saatlerimiz ve &quot;gün&quot;lerimiz vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman gününün başlangıcını, şafağın parıltıları ve sonunu akşamın ışıkları tayin ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madenden eski kapaklar altında saklı tutulan eski mâsum saatlerin yelkovanları, yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki hareketiyle az çok ilgili bir hesaba uyarak, minenin rakamları üzerinde yürürler ve sahiplerini zamandan, aşağı yukarı bir doğrulukla haberdar ederlerdi. Zaman sonsuz bahçe ve saatler, orada açan, kâh sağa, kâh sola meyleden, güneşten rengârenk çiçeklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı saat alışkanlığından evvel, bu iklimde, iki ucu gecelerin karanlığıyla simsiyah olan ve sırtı, vakitlerin kırmızı, sarı ve lâcivert ateşleriyle yol yol boyalı, büyük bir canavar hâlinde, bir gece yarısından diğer bir gece yarısına kadar uzanan yirmi dört saatlik &quot;gün&quot; tanınmazdı. Işıkta başlayıp ışıkta biten, oniki saatlik kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanın mes&#39;ud olduğu günler, işte bu günlerdi. Şerefli günlerin vak&#39;alarını bu saatlerle ölçtüler. Gerçi astronomi hesaplarına göre bu saat iptidaî ve hatâlı bir saatti. Fakat bu saat, hâtıraların kudsî saatiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alafranga saatin âdetlerimiz ve işlerimizde kabûlü ve alaturka saatin geri safa düşüp camilere, türbelere ve muvakkıthanelere bırakılmış battal bir &quot;eski saat&quot; hâline gelişi, hayata bakış tarzımız üzerinde korkunç bir te&#39;sire sâhip olmamış değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giden saatler babalarımızın öldüğü, annelerimizin evlendiği, bizim doğduğumuz, kervanların hareket ettiği ve orduların düşman şehirlerine girdiği saatlerdi. Bunlar, hayatı etrafımızda serbest bırakan, geniş, kayıdsız dostlardır. Gelen yabancılar ise, hayatımızı bozup, onu meçhul bir düstûra göre yeniden tanzim ettiler. Ve ruhlarımız için çok tanınmaz bir hâle getirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni &quot;ölçü&quot; bir zelzele gibi, zaman manzaralarını etrafımızda altüst ederek, eski &quot;gün&quot;ün bütün sedlerini harap etti ve geceyi gündüze katarak saadeti az, meşakkati çok, uzun, bulanık renkte bir yeni &quot;gün&quot; meydana getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, Müslümanın eski mes&#39;ud günü değil, sarhoşları, evsizleri, hırsızları ve kâtilleri çok ve yeraltında mümkün olduğu kadar fazla çalıştırılacak köleleri sayısız olan büyük medeniyetlerin acı ve sonu gelmez günüydü. Unutulan eski saatler içinde eksikliği en çok hasretle hatırlanan saat, akşamın onikisidir. Artık &quot;on iki&quot; solgun yeşil sema altında, ilk yıldıza karşı müezzinin Müslümanlara hitap ettiği, sokakların lâcivert bir sisle kapandığı, ışıkların yandığı, sinilerin kurulduğu ve yarasaların mahzenlerinden çıkıp uçuştuğu o te&#39;sirli ve titrek saat değildir. Akşam telâkkisinden koparak, kâh öğlenin sıcağında ve kâh gece yarılarının karanlığında mevcud olmayan bir zaman bildiren bu saat, şimdi hayatımızda renksiz ve şaşkın bir noktadır.&lt;br /&gt;Yeni saat, Müslüman akşamının hüzünlü ve şa&#39;şaalı dakikasını dağıttığı gibi, yirmi dört saatlik yabancı &quot;gün&quot;ün getirdiği geçim şekli de bizi fecir âleminden uzak bıraktı. Başka memleketlerde fecri yalnız kırdan şehre sebze ve meyve getirenlerin ahmak gözleriyle, ızdırap çekenlerin şişkin kapaklar içinde bakan kırmızı ve perişan gözleri tanır. Bu zavallılar için fecrin pırıltıları, yeniden boyuna geçirilecek olan hayat ipinin kanlı ilmiğini aydınlatan bir ışıktır. Halbuki fecrin saati, Müslüman için, rü&#39;yâsız bir uykunun sonu ve yıkanma, ibâdet, neş&#39;e ve ümîdin başlangıcıdır.&lt;br /&gt;Müslüman yüzü, kuş sesleri ve çiçek kokuları gibi fecrin en güzel tecellîlerindendir. Kubbe ve minareleri o alaca saatta görmemiş olan gözler, taşa en İlâhî mânâyı veren o akılları hayrette bırakan mimarîyi anlamış değillerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esmer camiler, fecirden itibaren semavî bir altın ve semavî bir çini ile kaplanır ve İslâm ustalarının tamamlanmamış eserleri o saatte tamamlanır. Bütün mâbedler içinde, güneşten ilk ışık alan camidir. Bakır oklu minareler, güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir.&lt;br /&gt;Şimdi heyhat! Eski &quot;saat&quot;le beraber akşam da, fecir de bitti. Birçoklarımız için fecir artık gecedir. Ve bir çoklarımızı güneş, yeni ve acaip bir uykunun ateşlerinden, eller kilitli, ağız çarpılmış, bacaklar bozuk çarşaflara dolaşmış, kıvranırken buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık geç uyanıyoruz. Çünkü hayatımıza sokulan yeni ve fena günün eşiğinde çömelmiş, kin, arzu, hırs ve hased sürülerinin bizi ateş saçan gözlerle beklediğini biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık fecri yalnız kümeslerimizdeki dargın ve mağrur horozlara bıraktık. Şimdi Müslüman evindeki saat, başka bir âlemin vakitlerini gösterir gibi, bizim için gece olan saatleri gündüz, gündüz olan saatleri gece renginde gösteriyor. Çölde yolunu şaşıranlar gibi, biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kimseleriz.&quot;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/4389393489245784336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/05/musluman-saati.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/4389393489245784336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/4389393489245784336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/05/musluman-saati.html' title='Müslüman Saati'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-9024228837641925688</id><published>2009-05-15T22:51:00.000-07:00</published><updated>2009-05-15T22:52:16.442-07:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="aşiret"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="cumhuriyet"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kürtler"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="mardin katliamı"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sosyoloji"/><title type='text'>Mazhar Bağlı: ‘Katliamcı katillere söz mü verildi’</title><content type='html'>&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: &#39;Times New Roman&#39;; &quot;&gt;&lt;div style=&quot;border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 3px; padding-right: 3px; padding-bottom: 3px; padding-left: 3px; width: auto; font: normal normal normal 100%/normal Georgia, serif; text-align: left; &quot;&gt;Neşe Düzel - 11.05.2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-style: italic; &quot;&gt;“Beşir Atalay’ın içişleri bakanı olması, Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından daha önemli. Başkası içişleri bakanı olsaydı Mardin olayı PKK’nın üstüne yıkılırdı.”&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-style: italic; &quot;&gt;&lt;blockquote&gt;“Bu iş çok planlı ve karanlık! Bu katliam, mülkiyet sorunuyla, koruculukla, töreyle açıklanamaz. Büyük ihtimalle, katillere işin örtbas edileceği vaadinde bulunuldu.”&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-style: italic; &quot;&gt;&lt;blockquote&gt;“Bir ağayla, bir savcı arasında ne fark var ki? Aşiret sisteminin de cumhuriyetinde insana bakışı aynıdır. Cumhuriyet ne üretti? O da kendine kullar üretmek istedi.”&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;* * * &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDEN: MAZHAR BAĞLI &lt;br /&gt;Mardin’de bütün ülkeyi sarsan bir katliam yaşandı. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere kırk dört kişi öldürüldü. Bu yeni ‘terör’ biçimi herkesi sadece dehşete düşürmekle kalmadı, çok da şaşırttı. Çünkü bir örneği daha bugüne dek görülmemişti. Cinayet zanlıları olarak, maktullerin yakın akrabası olan korucular tutuklandı. Cinayet nedeni olarak da ‘aile içi husumet’, ‘rant kavgası’, ‘mülkiyet sorunu’, ‘kız meselesi’, ‘töre’ gibi nedenler sıralandı ama bu açıklamaların hiçbiri insanları tatmin etmedi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın da, daha katliam olur olmaz, bunun PKK’nın ‘işi’ olmadığını söylemesi herkesi doğrusu düşündürdü. Bu katliam neydi, niye böyle bir vahşet yaşanmıştı, bu cinayetler töreye, kan davasına, arazi kavgasına uygun muydu? Bütün bunları, kendisi de, bir dönem kan davası yaşamış Urfalı geniş bir aşiret ailesinin mensubu olan ve sosyolog olarak yıllardır bölgede töreden, namus cinayetlerine, siyasi eğilimlerden Batman intiharlarına kadar çeşitli konularda saha araştırmaları yapan, Dicle Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mazhar Bağlı’yla konuştuk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * * &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEŞE DÜZEL: Mardin’de, eşine tarihimiz boyunca rastlanmamış bir katliam yaşandı. Bununla ilgili birçok yorum, açıklama yayınlandı ama hiçbiri insanları tatmin etmeye yetmedi. Siz, bir grup insanın, gidip bir gece bir köydeki kırk dört kişiyi öldürmesini nasıl açıklıyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MAZHAR BAĞLI: Sosyolojinin bittiği bir noktadayız. Sosyoloji bilimi, Mardin’deki katliamı açıklamaya yetmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojiyle bu katliamı anlayamayız. Çünkü klasik sosyoloji, toplumun belli parametrelerinin ve temel dinamiklerinin olduğunu, bu parametrelerden ve dinamiklerden hareketle bir toplumu okuyabileceğimizi varsayar. Ama Mardin’deki katliamda temel alabileceğimiz bir parametre yok. Ayrıca bir olguyu kıyaslamak ve anlamak için, aklımızda başka bir olgudan kalma bir referansın bulunması gerekiyor. Sonuçta sosyoloji, geçmiş toplumsal tecrübelerin ortaya çıkardığı bir yaklaşımdır. Bu katliamın ise geçmişte hiç örneği yok. Çok yeni bir olay bu. Toplum böyle bir şeyi daha önce hiç yaşamadığı için şoke oldu zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katliam için ‘kız alıp verme, toprak anlaşmazlığı, husumet’ gibi nedenler ileri sürüldü. Sizce böyle bir vahşet için bunlar yeterli açıklamalar mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar önemli unsurlar ama gene de bu katliamı açıklamak için yeterli değiller. Tabii ki mülkiyet, Doğu ve Güneydoğu’da çok önemli ve problemli bir mesele. Mesela olay olduktan sonra Urfa Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü’nden araştırdım. Katliamın yaşandığı Bilge köyü için, “Bizim, Mardin’de tapulaştırma işlemlerini yapmak isteyip de yapamadığımız dört köyden biri bu köy” dediler. Kan davası nedeniyle tapu dağıtamamışlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet kan davası olan bir köye giremiyor mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giremiyor. Girip orada iş yapamıyor. Oysa köylü için tapu çıkarmak çok önemli. Çünkü devlet sadece tapulu araziye ürün ve gelir desteği veriyor. Devletin verdiği bu sübvansiyon, köylünün o araziden sağladığı gelirden çok daha büyük bir para getiriyor. Ayrıca bölgede toprak mülkiyeti sınıfsal hiyerarşi yaratıyor. Toprak sahibi olanla olmayan arasında büyük bir sınıf farkı bulunuyor. Zaten kan davalarının altında da çoğu zaman mülkiyet sorunu, arazi ve tapu anlaşmazlıkları yatıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tapu Kadastro’yu kim sokmamış o köye? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tapu Kadastro’nun bir yere gidip tapulaştırmayı yapabilmesi için, orada yerleşik olan üç kişinin bilirkişi olması ve ‘bu arazi şunundur, şu arazi bunundur’ demeleri gerekiyor. Bu köyde, ‘bu toprak göç eden köylülerin arazisidir’ diyecek üç kişiyi bulamıyorlar. Bulamayınca da bu köyün tapulaştırma işlemini yapamıyorlar. Bu katliama neden olarak gösterilen kız alıp verme meselesine gelince... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte toprak, kız alıp verme, töre ve namus gibi nedenler yüzünden yaşanan çatışmalarda kaç kişinin öldürüldüğünü biliyoruz. Mesela arazi anlaşmazlığında evin erkeği öldürülür. Ailenin en prestijli kişisi öldürülür ki, karşı taraf size karşı güç kaybetsin. Toprak meselesinde kadın, çocuk herkes öldürülmez. Hatta kan davalarında da şöyle bir gelenek vardır. Eğer kadınlar başörtülerini çıkarıp kavganın orta yerine bırakırlarsa, çatışma biter. Çünkü araya ‘kadın’ girmiş olur. Kısacası ne kız alıp vermede ne de arazi kavgalarında kadınlara dokunulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadına hangi anlaşmazlıkta dokunulur peki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece namus ihlalinde dokunulur. Çocuklara ise hiç dokunulmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayın töre cinayeti olduğu da söylendi. Bir töre cinayetine benziyor mu bu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzemiyor. Bakın... Bölgede kız alıp vermenin birkaç parametresi var. Bir kere, amca çocukları evlendirilir. Amcakızına evlenilmesi gereken biri olarak bakılır. Kürtlerde amcakızı klasik bir aşk figürüdür. Bütün türkülerde ve hikâyelerde geçer amcakızı. Bu konuda çok sayıda ağıt vardır. Kızı istemeye biri geldiğinde, kız babası erkek kardeşine “Eğer sen oğluna alacaksan onu sana vereyim. Almayacaksan bunlara vereyim” diye sorar. Mesela ben Urfalı bir aşiret ailesindenim. Benim annemle babam da amca çocuklarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mardin katliamında öldürenler ve öldürülenler amca çocukları mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Amca, hala ve teyze çocukları bunlar... Ortada bir amca kızı hikâyesi bulunmakla birlikte bu katliam töre cinayetine benzemiyor. Çünkü amcakızı verilmedi diye cinayet işlemezsin. Bölgede bu kadar araştırma yaptım böyle bir olaya hiç rastlamadım. Amcakızı verilmediğinde aileler arasına soğukluk girer ve küserler. Çünkü amcakızının verilmemesi toplumsal bir nezaketsizliktir. Sadece bu nedenle bazen aşk cinayeti işlenir, o kadar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katillerin maskeleri olduğu da iddia edildi. Daha önce akraba kavgasında ya da töre cinayetinde ya da kan davasında maskeli saldırılara çok sık rastlanmış mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç rastlanmaz. Biz bu konuda bir araştırmayı daha iki hafta önce bitirdik. Töre ve namus cinayeti işlemiş olan 200 kadar mahkûmla cezaevinde görüştük. Bu tür cinayetlerde kimlik, isim gizlenmez. Kan davası da, töre cinayetleri de topluma açıklanan cinayetlerdir. Çünkü adam zaten cinayet işlediğini topluma duyurmak istiyor. Çünkü bu cinayeti toplum baskısı yüzünden işliyor ve namusunu kazandığını topluma duyurmak için öldürüyor. Herkese açıklamak istediği bir şeyi niye gizli saklı yapsın? Cinayeti açıkça, herkesin içinde işliyor zaten. Mardin’deki katliam ise karanlıkta çok profesyonelce işlenmiş. Silahlı erkeklerin köyde bulunmadığı bir sırada katliam yapılmış. Arkada hiçbir delil bırakılmamış. Herkes öldürülmüş. Takip edemesinler diye arabaların lastiklerine bile kurşun sıkılmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayda öldürenler de öldürülenler de korucu değil mi? Bunca yıl savaştıktan sonra korucular da profesyonel askerler oldular. Onların profesyonelce cinayet işlemelerine sizce şaşırmalı mıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay, mülkiyet sorunuyla, töreyle, kız meselesiyle, kan davasıyla açıklanamaz. Katliamın hangi niyetle, amaçla yapıldığı karanlık! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katliamın nedeni intikam diyorlar ama katillerin asıl intikam alacakları erkekler köy dışında. Niye erkeklere pusu kurmuyorlar da köydekileri vuruyorlar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köyün silahlı erkekleri o sırada karakolda toplantıdalar. Namazda olup da öldürülenler ise yaşlılar ve çocuklar. Bu olayın nedeni sadece intikam değil. Ben bu bölgenin insanıyım ve sosyolog olarak yıllardır sadece bu bölge üzerinde çalıştım, kan davalarından töre cinayetlerine kadar çeşitli araştırmalar yaptım, kadın üzerinden intikam alındığını ilk defa duyuyorum. Çatışma sırasında arada kadın da vurulabilir ama gidilip bizzat kadın öldürülmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay için rant kavgası da deniyor ama orada da anlaşılmaz bir durum var. Toprakların sahipleri o kadınlar değil. Erkekler... Ama kadınlar öldürülüyor. Sizce bu bir rant kavgası mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu köyde bir alabalık tesisi var ve onun kullanımıyla ilgili bir takım sıkıntılar var. Öldürenler bu tesisten yararlanamıyorlar. Geçmiş örneklere baktığımızda bu tür husumetler çok büyük çatışmalara, çok sayıda cinayete neden olmuyor. Ama Doğu ve Güneydoğu’da bir rant kavgasının olduğu da bir gerçek tabii. Ekonomik imkânların bazı insanlara kazandırdığı zenginlik ve güç, diğerlerini haddinden fazla kıskandırıyor. Çünkü adam o zenginliği kendi çalışarak elde etmiyor. Devletin sağladığı fırsatlarla, ihalelerle, gayrı meşru işlerle, silah, eroin, sınır kaçakçılığıyla, tapuda dönen rüşvetlerle, siyasi ilişkilerle zenginleşiyorlar. Dolayısıyla devletle ilişkiden ötürü zengin olanlarla olamayanlar arasında bir kavga başlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katliamı Kürt törelerine bağlamak isteyenler çıktı. Kürtlerin töresinde böyle toplu katliamlar var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli sorunları belli etnik kökenlere mal etmek ahlaki değil. Türkiye’de töre ve namus cinayetleri sadece Kürtlere mi özgü? Karadeniz’de, Çanakkale’de yok mu töre cinayetleri? Var. Sadece bizim bölgede daha yaygın, çünkü Kürtler daha az bireyselleşmişler. Geleneksel değerlerini daha çok koruyorlar ve daha kabile anlayışına sahipler. Daha sıkı akrabalık ilişkileri var. Mesela kan davaları yabancılar arasında yaşanmaz. Yakın akrabalar arasında yaşanır. Kürtler arasındaki bu yakınlık ve sıkılık, çok kolay çatışmaya dönüşebiliyor, adam, çok yakın ve sıkı ilişkide olduğu kişiyi yok edebiliyor. Bölgede yaşanan bir çelişkidir bu. Ama ben Kürtlerin töresinde hiç böyle toplu katliam duymadım. 1600’lerde Danimarka’da böyle bir katliam, soykırım yaşanmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse ortaçağdan bir örnek vereceksiniz. Aslında Türkiye’nin içinde birkaç tane Türkiye var. İstanbul’un gelişmiş semtlerinde 21. yüzyıl yaşanıyor. Bazı bölgelerinde 20. yüzyıl sürüyor. Sosyolog olarak baktığınızda Güneydoğu size göre hangi çağda yaşıyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaçağ bile değil bu. Ortaçağ’da katliamlar olurdu ama bütün geleneksel dönemlerde şöyle de bir durum vardı. Aileler arasındaki çatışmalara itibarlı bir kişi el koyardı. Adil davranacağına ve sorunu çözeceğine inanılan bu kişi sorunu çözerdi ve insanlar bu çözüme ses çıkaramazdı. Mesela Diyarbakır’da kan davalarında barışı sağlayan bir kasaptır. Kan davası olduğunda aileleri o barıştırıyor. İşin acıklı yanı, bölgede bugün barış elçisi olarak sadece o var. Eskiden böyle yüzlerce barış elçisi vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu, sayıları neden azaldı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış elçilerini devlet ve PKK azalttı. Onlara gösterilen itibar kayboldu. Artık hayatın içinde toplumun dengesini elinde tutabilecek böyle önemli kanaat önderleri kalmadı. Aşiret düzeninin barış elçileriydi bunlar. PKK ise aşiretlere karşıdır. Çünkü insanlara kendi ideolojisini yerleştirmek istiyor ve aşiret düzeninin insanlarına , ‘bunlar öz bilince sahip değiller’ diye kızıyor. PKK’nın insanlara kendi ideolojisini yerleştirmek istemesi aydınlanmacı bir yaklaşımdır. Cumhuriyet’in yaklaşımı da aydınlanmacıydı. Bu konuda ikisi paraleller. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamadım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de, toplumun kendi dinamikleriyle aydınlanmasını istemiyor. Toplumun kendi istekleri doğrultusunda aydınlanmasını istiyorlar. Dolayısıyla insanların birey olmasını değil, kendilerine itaat eden kalabalıklar olmasını istiyorlar. Aşiretlere kızıyorlar ama onlar da insanları sopayla hizaya getirmek istiyorlar. Aslında onların kurmak istediği sistem de bir tür aşiret sistemidir. Bir ağayla, bir savcı arasında ne fark var? Mantık olarak paraleller. İkisi de kendi isteği ve fikri doğrultusunda, insanlara dayatmacı davranıyorlar. Aşiret sisteminin ve cumhuriyet sisteminin insana bakışı aynıdır. Aşiret sisteminde insanların kul olduğu söyleniyor. Cumhuriyet ne üretti ki? O da kul üretmek istedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin töresinde böyle toplu katliamlar olmadığını söylediniz. Çocukları niye öldürüyorlar? Böyle toplu kadın öldürmeye hiç rastlanıyor mu peki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Sadece bir, iki kişi öldürürler, o kadar. Bunlar çocukları da öldürüyor. Bir soykırım bu. Kökünü kurutuyor. Başka izahı yok bu katliamın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katliam, bir dehşet, panik ve terör yaratmayı amaçlıyor gibi gözüküyor. Katiller kimi dehşete düşürmeye çalışıyorlar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileler arasındaki husumette bir birikmişlik var burada. Koruculuk sistemi toplumun ayarını bozdu. Bu toplumun geleneksel dönemlerden kalma iyi, kötü bir dengesi vardı. Çok sağlıklı değildi ama aşiret sisteminin bir dengesi vardı. Devlet sürekli müdahale etmeseydi, bu sistem kendiliğinden tasfiye olacaktı. Devlet müdahale ettiği için aşiret sistemi bir türlü yok olmadı. Koruculuk sistemi yoluyla aşiretler, paralı asker haline getirildiler ve devletle birlikte hareket ettikleri için de bütün bölgede güç kazandılar. İllegal işlerden zenginleştiler. Mesela köyde bir anlaşmazlık olduğunda ilk başvuracağınız devlet kurumu neresidir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresidir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jandarma karakoludur. Adam korucu olduğu zaman karakolla daha senli benli oluyor. Bir anlaşmazlık çıktığında ya da devletle bir işi olduğunda korunuyor, kollanıyor. Devletle birlikte hareket ederek, devletin gücünü yanına alıyor ve dokunulmaz hale geliyor ve her türlü imkândan yararlanıyor. Dolayısıyla koruculuk yüzünden köylüler arasında bir kıskançlık yaşanıyor. Devletin gücünü yedeğine alan silahlı güçlerin, askerin, polisin neler yaptığını biliyoruz. Devletten maaş alan ve 24 saat devletin verdiği silahla dolaşan koruculuk bölgenin dengesini çok bozdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk dört kişiyi öldürenler korucu. Korucu olmanın kendilerini kurtaracağını sanmış olabilirler mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mümkün... Bu işi kovuşturacak olanlardan, güvenlik birimlerinden bile söz almış olmaları mümkün... Kendilerine yandaş bulmak ve ilerde başka türlü işler yapmak üzere, bu olayın çok fazla soruşturulmayacağı yönünde bir sözün verilmiş olması ihtimali var bunlara. Ergenekon soruşturmasında görüyorsunuz. Tahmin edemeyeceğimiz ilişkiler ortaya çıkıyor. Bunlara kim, ne söz verdi bilemiyoruz ama böyle bir söz verilmesi ihtimali çok yüksek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katliamı yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınanların cinayetleri işlediklerini itiraf etmedikleri ortaya çıktı. “Biz öldürmedik” demelerini nasıl açıklıyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu iş planlıysa ve kendilerine soruşturulmayacakları sözü verilmişse, cinayetleri işlediklerini reddetmeleri zaten çok doğaldır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korucular bugüne kadar 12 bin suça karışmışlar. Korucular niye bu kadar çok suç işliyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinayet işlerken korunacaklarını düşünüyorlar. Ben bölgedeki hukuku da takip etmeye çalışıyorum. Davalarda ilk tutanaklar ve ifadeler çok önemlidir. Çünkü kişiler çok fazla mizansen kurmadan veriyorlar ilk ifadelerini. Korucular, Jandarma tarafından alınan ilk ifadelerinde korunuyorlar. Bu doğal, çünkü PKK’ya karşı birlikte savaşıyorlar. 12 bin korucu suç işlediklerinde ilk tutanaklar onların lehine olacak şekilde tutulduğundan, çok ağır bir cezayla karşı karşıya kalmıyorlar. Dolayısıyla suç işlemeye devam ediyorlar. Korucuların ölüm makinesine dönüştükleri söyleniyor. Yıllardır çatıştıkları için bunlar için adam öldürmek artık normal bir şey olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler bu katliam hakkında ne hissettiler? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, yeni bir şiddet türü. Kürtlerin bildiği bir şiddet değil. Bu yüzden insanlar çok ürktüler. Çünkü şiddet bulaşıcıdır ve yayılır. Bu, bölgedeki ilk ve son katliam olmayabilir. Birileri bu yeni şiddet modelini deneyebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katliamı PKK’nın üstüne atmak için işlemiş olabilirler mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu ben de duydum. Bu uzak bir ihtimal değil. Zaten hükümet de, bu olay olur olmaz hemen bir açıklama yaptı, “Bu, PKK’nın işi değil” dedi. Hükümet, anında açıklamasıyla, oynanmak istenen oyunu bozmuş olabilir. Bence, Beşir Atalay’ın içişleri bakanı olarak görevde kalmasında, onun, bölgede bu tür kirli ilişkilere bulaşmamış olması çok etkili oldu. Beşir Hoca’yı Kırıkkale Üniversitesi’nden tanıyorum. Ağır hareket eden biridir ama temiz bir adamdır. Kirli işlerle ilişkisi yoktur. Bu yüzden de büyük bir rahatlıkla katliamdan sonra hemen açıklamayı yaptı. “PKK değil” dedi. Onun bu dönemde içişleri bakanı olması bir şanstır. Beşir Atalay’ın içişleri bakanı olması, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından çok daha önemlidir. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başkası içişleri bakanı olsaydı neler olabilirdi sizce? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük ihtimalle bu olay PKK’nın üstüne yıkılırdı. Tam Kürt Konferansı öncesinde böyle bir şey olabilirdi. Böylece PKK’yı silahsızlandırma ve DTP’yi legal alanda tutma çabaları boşa gidecekti. Ortam sertleşecekti ve bu, Ergenekon sürecini de etkileyecekti. ‘Katliam yapıyorlar, DTP’yi kapatalım’ denilecekti. Ama şimdi ortaya tam tersi bir durum çıktı. Koruculuk sistemi tartışmaya açıldı. Beşir Atalay’ın, anında açıklama yaparak, bu süreci böyle tersine döndürmede çok büyük etkisinin olduğunu düşünüyorum. Bu katliamı, ne koruculukla, ne savaşın yarattığı şiddet ortamıyla ne de töreyle açıklayabiliyoruz. Bu katliamın karanlıkta kalan yönleri var. Bu çok planlı bir şey! Büyük bir ihtimalle bunlara, bu işin örtbas edileceğine dair bir vaatte bulunuldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koruculuk sistemi tartışmaya açıldı ama Genelkurmay koruculuk sisteminin tasfiye edilmeyeceğini açıkladı. Genelkurmay’ın kaldırılmasına karşı çıktığı koruculuk, bölgenin hukuksal ve sosyal yapısını nasıl etkiliyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koruculuk sivilleşmeyi engelliyor. Bölgede insanlar ya PKK’lı ya da korucu olup, silahlı bir gücün parçası haline geliyorlar. Oysa demokrasi ve hukuk için sivil alan lazım. Bölgenin sivilleşmesi lazım. Ayrıca koruculuk halk arasında onur kırıcı bir konum. Devlet katında itibarlı olmak halk katında itibarlı olmak anlamına gelmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katliam koruculuk sisteminin sonu olur mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım olur. Bu insanları işten çıkarmayalım. Maaşlarını ödemeye devam edelim. Bunların maaşlarının kesilmesi tehlikeli. Kesilirse, toplumun içinde birer ölüm makinesi olarak dolaşmaya devam ederler. Sadece silahlarını ellerinden alalım ve ormancılık gibi alanlarda istihdam edelim bunları.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak: &lt;a href=&quot;http://www.taraf.com.tr/makale/5458.htm&quot;&gt;http://www.taraf.com.tr/makale/5458.htm&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/9024228837641925688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/05/mazhar-bagl-katliamc-katillere-soz-mu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/9024228837641925688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/9024228837641925688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/05/mazhar-bagl-katliamc-katillere-soz-mu.html' title='Mazhar Bağlı: ‘Katliamcı katillere söz mü verildi’'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-6899927253055674603</id><published>2009-05-09T01:24:00.000-07:00</published><updated>2009-05-09T01:25:50.282-07:00</updated><title type='text'>Liberaller, Kemalistler ve faşizm</title><content type='html'>[Yorum - Atilla Yayla]  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisans öğrencisi olarak Ankara SBF&#39;de okurken siyasal ideolojilerle ilgili görüşlerimizi etkileyen hocaların çoğu, derslerinde sosyalist perspektifi kullanır ve sosyalist tezleri kesinleşmiş bilimsel gerçeklermiş gibi bize aktarırdı. Faşizmle ilgili anlatım da bu çerçevede yapılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna göre faşizm ile liberalizm bir paranın iki yüzü gibiydi. Büyük iş çevreleri gelişen sosyalist hareketler karşısında sıkışınca çareyi faşizme başvurmakta bulurdu. Sosyalist hocaların faşizm anlatımının ikinci parçası, faşizmin irrasyonel, kan bağını öne çıkartan, reaksiyoner bir hareket olduğu ve sağlam bir teorisinin bulunmadığıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre bu faşizm fikrini kafamda taşıdım. Daha sonraları karşıma çıkan iki önemli yazar görüşlerimin sarsılmasına yol açtı. O kadar ki, çok geçmeden onları tamamen terk ettim. Bu yazarlardan ilki ünlü özgürlükçü filozof Hayek&#39;ti. Hayek, faşizm ile liberalizmin değil aslında faşizm ile Marksist sosyalizmin bir paranın iki yüzü gibi olduğunu, bu iki akımın felsefi öncüllerinde nispi bir farklılık olsa dahi yarattıkları siyasi ve iktisadi yapıların aynı olduğunu ileri sürmekteydi. Bu tezleri en etkili tarzda Kölelik Yolu (Liberte Yayınları) adlı ölümsüz eserinde dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yazar A James Gregor&#39;du. Gregor neredeyse akademik hayatının tamamını faşizmi incelemeye tahsis etmişti. En önemli katkısı piyasada tedavülde olan yukarıda birkaç cümleyle özetlediğim- ana faşizm yorumunun sosyalist bir yorum olduğunu göstermesiydi. Zamanla anonim &quot;bilgi&quot; haline gelen bu yorum sosyalist yazar Franz Neumann&#39;a (Behemoth: The Structure and Practice of National Socialism (1942)) aitti. Gregor, eserlerinde sosyalist teorinin tarihi boyunca yaklaşık on tür faşizm yorumu yaptığını ve bu yorumların genellikle Sovyet Rusya&#39;nın siyasi durumuna ve diğer ülkelerle ilişkilerine bağlı olarak değiştiğini gösterdi. Faşizmin sadece bir reaksiyoner yaklaşım olduğu, ciddi bir teorisinin bulunmadığı yolundaki tezleri de çürüttü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gregor&#39;a göre İtalya&#39;da en akıllı Marksist düşünürler dünya ölçeğinde sosyalizmin imkânsız olduğunu gördükleri için daha realist, bir başka deyişle lokal ve ulusal totaliterizme yönelmiş ve kuvvetli bir teori geliştirmiştir. Yani, bazılarının sandığının aksine, faşizmin güçlü bir entelektüel geleneği vardır. Faşizm aynen Marksist sosyalizm gibi bir ideal birey ve toplum tiplemesi yapan ve onları yaratmak için siyasi otoriteyi kullanmayı öngören devrimci, devletçi, baskıcı, totaliter bir yaklaşımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faşizmle ilgili olarak ele alınması gereken bir diğer nokta genel bir etiket olarak faşizmin nasyonal sosyalizmi de kapsayacak biçimde kullanılmasının doğru olup olmayacağıdır. Popüler siyasi dilde faşizm, hem İtalyan faşizmini hem de Alman Nazizmi&#39;ni kapsayacak şekilde kullanılmaktadır. Bunda bir yanlışlık ve bir yanıltıcılık vardır. Nazizm nasyonal sosyalizmin kısa adıdır ve Nazizm&#39;in sosyalist karakteri ve kökleri çok belirgindir. Hayek bu yüzden Kölelik Yolu&#39;nda &quot;Nazizm&#39;in sosyalist kökleri&quot; üzerine bir bölüm yazmıştır. Faşizm terimi nasyonal sosyalizmi de kapsayacak şekilde kullanılınca nasyonal sosyalizmin özünde sosyalist bir model olduğu gözden kaçırılmaktadır. Bu yüzden, İtalyan faşizmi ile Alman nasyonal sosyalizmini bir torbaya tıkıp aynı adla adlandırmaktansa faşizm ve nasyonal sosyalizm etiketlerini ayrı ayrı kullanmak daha doğru olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faşizm, nasyonal sosyalizm ve Marksist sosyalizm, aralarında kimi farklılıklar olsa bile, insan ve toplum, birey devlet ilişkisi, devletin fonksiyonları, ekonomik hayatın düzenlenme biçimi hakkında pek çok ortak görüşe sahiptir. Buna rağmen 20. yüzyılın en vahşi despotizmini yaratmış olan Marksist sosyalizm aklanıp yüceltilmekte ve sadece faşizm (nasyonal sosyalizm öne çıkartılmadan) ayıplanıp kınanmakta, mahkum edilmektedir. Başka bir deyişle totaliterizmin bir türü yüceltilmekte, diğer bir türü kınanmakta ve yargılanmaktadır. Habermas gibi demokrasi teorisyenliğine soyunan kimi tanınmış yazarlar dahi komünizmin sorgulanmasından ve Nazi suçlarıyla komünist suçlara aynı muamelenin yapılmasından rahatsızlık duymaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebepleri elbette araştırılmalıdır. Ancak, beni bu yazıyı kaleme almaya iten asıl etken son zamanlarda kimi Kemalist köşe yazarlarının liberal aydınlara yönelik saldırılarında yeni bir taktik geliştirmesi ve &quot;liberal faşist&quot; kavramını sahneye sürmeye çalışmasıdır. Hiç şüphe yok ki bu kavram bir oksimorondur (yan yana getirilmesi imkânsız iki kavramın birlikte kullanılmasıdır). Şüphesiz, &quot;kendine liberal diyen&quot; bazılarının kimi illiberal fikirleri savunabildiklerini gösteren örnekler az da olsa vardır. Lakin, birer felsefi akım olarak liberalizm ile faşizmi-nasyonal sosyalizmi bir arada düşünmek mümkün değildir. Nitekim, bu uyduruk kavramı kullanan Kemalist köşe yazarlarının kavramın içini doldurmaya yönelik ciddi bir çabalarını görmedik. Görebileceğimizi de sanmıyorum. Zira, ne kadar farkındalar bilmem ama, Kemalistler bu ülkenin en zayıf entelektüel kanadını teşkil ediyor. Hatta bir kanat teşkil edip etmedikleri bile tartışmalı. Keşke etselerdi ve liberal aydınları zorlayacak argümanlar geliştirebilselerdi. Bundan gerçekten çok ama çok yararlanırdık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-weight: bold;&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;color: rgb(255, 0, 0);&quot;&gt;Bu kimselerin liberal aydınlara faşistlik atfetmesi, liberal aydınların Kemalizm-faşizm ilişkisini sorgulamasını gerekli ve meşru kılmaktadır. Bütün ciddi araştırmalar faşizmin bazı unsurları ve faşistlerin belirgin özellikleri üzerinde birleşmektedir. Faşizm bir &quot;tek adam&quot; kültüne dayanır. Duçe, führer, cadillo vs. gibi isimlerle anılan bu lider asla yanılmaz, bütün toplum için yaşayanlar yanında yaşayacaklar için de- neyin en iyi olduğunu kesin olarak bilir. Faşistlere göre toplum liderin cismi ve öğretileri etrafında sıkılmış yumruk misali birleşmeli, bütünleşmeli ve parlak geleceğini yaratmalıdır. Faşizm plüralizmi reddeder, bütünleştirilmiş bir iyi insan-iyi toplum tanımı yapar. Her bireyin bu tanıma isteyerek uymasını talep eder. Uymayanları devlet aygıtları aracılığıyla uydurur. Buna rağmen uymamakta direnenler fiziksel olarak tasfiye edilir. Faşistler devlet iktidarına tapar. Devleti yüceltir. Devleti ulaşılabilecek en yüksek beşerî iyi olarak görür. Her şey devlet içindir ve her şey devlet içindedir. &quot;Otoriteye hörmet&quot; faşizmin bireylerden en baş talebidir. Otoriteyi en iyi simgeleyen üniformadır. Bütün faşistler üniformaya tapar. Üniforma sahiplerini yüceltir ve sorgulanamaz sayar. Faşistler militaristtir, yani askerî yol ve yöntemleri toplum hayatının her alanına yaymak ister. Faşizme göre bireyin hak ve özgürlükleri yoktur, görevleri vardır. Hatta birey bile yoktur, aynı değerler ve amaçlar etrafında kenetlenmiş bir kolektivite olarak ulus vardır. Faşistler demokrasiye inanmaz, onu bir oyun, bir hayal, bir aldatmaca olarak görür. Faşist kafaya göre bireyler, birey birlikleri ve toplum kendini idare edemez, onların yanılmaz bir rehber olarak lidere ve onun etrafında toplanan çelik iradeli kadrolara ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Şimdi her akıl ve insaf sahibi insandan hem liberalleri hem Kemalistleri faşizmin bu öğeleri ve faşistlerin bu özellikleri açısından karşılaştırmasını talep edebiliriz. Böyle bir karşılaştırmanın sonucu ne olacaktır dersiniz? Liberalizm mi yoksa Kemalizm mi faşizme daha yakındır? Liberaller mi yoksa Kemalistler mi faşist olarak adlandırılmayı hak etmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atilla Yayla&lt;br /&gt;08 Mayıs 2009, Cuma&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak: &lt;a href=&quot;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=845858&amp;amp;keyfield=6B656D616C697A6D206661C59F697A6D&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href=&quot;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=845858&amp;amp;keyfield=6B656D616C697A6D206661C59F697A6D&quot;&gt;http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=845858&amp;amp;keyfield=6B656D616C697A6D206661C59F697A6D&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/6899927253055674603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/05/liberaller-kemalistler-ve-fasizm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/6899927253055674603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/6899927253055674603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/05/liberaller-kemalistler-ve-fasizm.html' title='Liberaller, Kemalistler ve faşizm'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-5219895641585839224</id><published>2009-04-28T02:03:00.000-07:00</published><updated>2009-04-28T02:04:10.436-07:00</updated><title type='text'>Uğur Dündar fena yakalandı</title><content type='html'>&lt;table align=&quot;center&quot; border=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; width=&quot;647&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td colspan=&quot;2&quot; align=&quot;left&quot; valign=&quot;top&quot; width=&quot;647&quot;&gt;&lt;table border=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot; width=&quot;647&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;left&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;table border=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;0&quot; cellspacing=&quot;0&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;left&quot; valign=&quot;top&quot;&gt;&lt;span class=&quot;habermetin&quot;&gt;&lt;span class=&quot;manset2&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class=&quot;manset_ozet&quot;&gt;&lt;b&gt;Doğan Grubu’na kesilen cezanın ardından Maliye’ye ateş püsküren Uğur Dündar’ın gelir vergisini ödemediği için ceza aldığı ortaya çıktı.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class=&quot;manset_detay&quot;&gt;YAPTIĞI haberlerde yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine gitmesiyle tanınan ve &lt;b&gt;Doğan Grubu’na kesilen 1 milyar TL’lik vergi cezasına en büyük tepkiyi gösteren Star Haber Grup Başkanı Uğur Dündar’ın gelirini beyan etmeyerek ‘vergi kaçırdığı’ ortaya çıktı.&lt;/b&gt; Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri’nin iki yıl önce Uğur Dündar’ın hesaplarıyla ilgili hazırladığı vergi raporunda, Uğur Dündar’ın 2005 yılında bankalarda bulunan 1.7 milyon TL’lik ve 2.7 milyon dolarlık Hazine bonolarından elde ettiği faizleri devlete beyan etmediği belirlendi. Dündar’ın vergi raporunu kabul ederek, uzlaşma başvurusunda bulunduğu belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Uğur Dündar’ın, Maliye’den ‘gizli kalması’ için ricada bulunduğu vergi raporu&lt;/b&gt;nun ayrıntısı şöyle: İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’na bağlı Beykoz Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün mükellefi olan İsmail Uğur Dündar, 2005 yılında gayrimenkullerinden elde ettiği gelirleri beyan etti. Dündar, bu kapsamda, vergi idaresine 63 bin 879 liralık gelir beyanında bulundu. Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri, 2006 yılının ikinci yarısında diğer mükellefler gibi İsmail Uğur Dündar’ın beyannamelerini de incelemeye aldı. Maliye tarafından yapılan incelemede, Dündar’ın bankalarda bulunan Hazine bonolarından elde ettiği faiz gelirlerini beyan etmediği belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;158 BİN LİRA GİZLEDİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUNUN üzerine, Uğur Dündar ile ilgili olarak ‘vergi cezası’ raporu hazırlandı. star’ın ulaştığı Uğur Dündar ile ilgili hazırlanan 11 Nisan 2007 tarihli ve GKR-2007-881/3 sayılı raporda, Dündar’ın 2005 takvim yılı içinde elinde 1 milyon 762 bin liralık ve 2 milyon 754 bin dolarlık Hazine bonosu bulunduğu vurgulandı. Raporda Dündar’ın söz konusu Hazine bonolarından yıl içinde 158 bin lira faiz geliri elde ettiği halde, söz konusu faiz gelirini devlete beyan etmeyerek vergi kaçırdığı vurgulandı. Raporun sonuç kısmında, ‘Mükellef İsmail Uğur Dündar adına 2005 takvim yılı için 158 bin 234 TL matrah farkı üzerinden, Vergi Usul Kanunu’nun 29. maddesine göre, 62 bin 297 liralık (62.3 milyar lira) gelir vergisinin ikmalen tarh edilmesi, ikmalen tarh edilen gelir vergisi üzerinden 62 bin 297 TL vergi ziyası cezası kesilmesi sonucuna varılmıştır’ denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;MALİYE’DEN UZLAŞMA İSTEDİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNDAR’IN, Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri tarafından hazırlanan vergi raporunda yer alan vergileri tamamen kabul ederek, uzlaşma talebinde bulunduğu belirtildi. Raporun kapak kısmına da ‘Tarhiyat öncesi uzlaşma taleplidir’ notu düşüldü. Raporda ayrıca ‘Mükellef vekili Burhan Özdemir’in, mükellef İsmail Uğur Dündar’ın elde ettiği faiz gelirine ilişkin olarak Gelir Vergisi Kanunu’nun 78. ve 89. maddelerinde belirtilen herhangi bir gider ya da maliyet unsurunun bulunmadığını beyan etmiştir’ denildi. Dündar’ın vergi borcunu ve vergi cezasını, uzlaşma komisyonun kararının ardından ödediği kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;UĞUR DÜNDAR: Rapor yazılmadan vergimi ödedim&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MALİYE Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri tarafından, Hazine bonolarından elde ettiği faiz gelirlerini beyan etmediği için hakkında ‘vergi raporu’ düzenlenen Uğur Dündar, star’a yaptığı açıklamada, raporun usulen düzenlendiğini söyledi. Dündar ‘Banka müdürünün bizi uyarmaması nedeniyle, bonolardan elde ettiğim gelir beyan edilmemiş. Rapor yazılmadan da vergi idaresine gidip vergimizi ödedik’ dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;VERGİ KAÇAKÇILIĞIM YOK&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNDAR şunları söyledi: ‘Burada vergi kaçakçılığı ya da vergi cezası söz konusu değildir. Rapor da usulen hazırlanmıştır. Biz rapor daha hazırlanmadan vergisini ödedik. Burada tamamen, banka müdüründen kaynaklanan bir hata oluşmuştur’ dedi. Hazine bonosunda verginin kaçırılması gibi bir durumun olmayacağını ifade eden Dündar, ‘Benim ticari bir işletmem yok. Tüm birikimlerin kayıt altındadır. Dolayısıyla vergi kaçırma gibi bir niyetim de olamaz. Girişimim de olamaz.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;‘Patron vergi kaçakçısı çıksın bırakırım’ demişti&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MALİYE’NİN faizi ile birlikte Doğan Yayın Holding A.Ş.’ye kestiği 1 milyar liralık vergi cezasına en sert tepkiyi Star Haber Grup Başkanı Uğur Dündar göstermişti. Raporun siyasi baskı ile hazırlandığına ilişkin iddialarda bulunan Dündar, özetle, Doğan Grubu’nun vergi kaçırdığının kesinleşmesi halinde, ‘Ben burada durmam’ şeklinde ifadeler kullanmıştı. Dündar kesilen ceza nedeniyle 8 Şubat 2009 tarihli Star Haber’de Doğan Grubu adına hakarete varan bir açıklamayı da okumuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Maliye’den ‘gizli kalsın’ ricasında bulunmuş&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MALİYE Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri’nin raporunun ardından, Uğur Dündar’ın ifade için vergi idaresine çağrıldığı ve Dündar’ın olayla ilgili hiçbir itirazının bulunmadığı öğrenildi. Dündar’ın, vergi denetim elamanlarından sadece olayın duyulmaması için ricada bulunduğu belirtildi. Dündar’ın, vergi raporu ile ilgili işlemleri ise vekili Burhan Özdemir aracılığı ile yürüttüğü kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÜSEYİN ÖZAY - STAR&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class=&quot;manset_detay&quot;&gt;&lt;strong&gt;28.Nisan.2009 10:00:19&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;                   &lt;/tr&gt;                                &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;               &lt;/tr&gt;                        &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/td&gt;           &lt;/tr&gt;         &lt;tr&gt;           &lt;td colspan=&quot;2&quot; height=&quot;15&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/5219895641585839224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/04/ugur-dundar-fena-yakaland.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/5219895641585839224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/5219895641585839224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/04/ugur-dundar-fena-yakaland.html' title='Uğur Dündar fena yakalandı'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-7819466564284473320</id><published>2009-04-27T01:07:00.001-07:00</published><updated>2009-04-27T01:08:12.861-07:00</updated><title type='text'>Dönmemek üzere...</title><content type='html'>İnsanın tüylerini diken diken eden bir konuşma... Cemaatin bugün geldiği noktayı anlamak için faydalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe src=&quot;http://videogaleri.samanyoluhaber.com/v/2009/4/25/3&quot; name=videolar width=650 marginwidth=0 height=350 marginheight=0 frameborder=0 scrollbar=no&gt; &lt;/iframe&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/7819466564284473320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/04/donmemek-uzere.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/7819466564284473320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/7819466564284473320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/04/donmemek-uzere.html' title='Dönmemek üzere...'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-3417074298269659382</id><published>2009-04-13T16:07:00.001-07:00</published><updated>2009-04-13T16:07:46.637-07:00</updated><title type='text'>Örtmenim bu konular kitapta yazmıyor</title><content type='html'>ilkokul kitaplarında benim bildiğim bir sürü şeyi yazmıyorlar. Belki unutuyorlar, belki de vatan millet edebiyatından sıra gelmiyor. Buyurun, aklıma gelenlerden bir demet sunayım. Daha bir sürü var, bunlar misâl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoluk çocuk durmadan yazıyor, sana okulda öğretmediler mi Atam vatanı kurtardı diye? Pes yani bu kadar bilgisizlik olmaz, bak ilkokul kitapları bile yazıyor. İlkokul kitaplarında YAZMAYAN bir şey gerçek olabilir mi? Feryadı basıyorlar: Örtmenim Sevan dersini çalışmamış!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki ilkokul kitaplarında benim bildiğim bir sürü şeyi yazmıyorlar. Belki unutuyorlar, belki de vatan millet edebiyatından sıra gelmiyor. Buyurun, aklıma gelenlerden bir demet sunayım. Daha bir sürü var, bunlar misâl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya harbinde DÜŞMAN’ın amacı yurdumuzu bölmek parçalamak ele geçirmek sömürgeleştirmek değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşının son döneminde düşman savaştan sonra kurmak istediği düzeni herkesin anlayacağı şekilde açık seçik ilan etti. 5 Ocak 1918’de İngiltere Başbakanı Savaş Hedefleri deklarasyonunu yayınladı. Ondan üç gün sonra ABD Başkanı meşhur ondört İlkesini açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’ye dair ikisinin söylediği neredeyse kelimesi kelimesine aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;■ Türkiye’nin nüfus çoğunluğu Türk olan kısmında sağlam, güçlü, güvenli (secure) bir devlet kurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;■ Nüfusu Arap olan yerler Türkiye’den ayrılmalıdır; bu yerlerin “serbestçe” gelişmesi için galip devletler gerekli idareyi kurmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;■ Türkiye’nin kalkınması için gerekirse bir veya birkaç devlet yardımcı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;■ Savaş esnasında Almanya’nın Türkiye’ye verdiği devasa krediler silinmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;■ İstanbul Türkiye’ye bırakılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;■ Boğazlar galip devletlerin kontrolünde uluslararası trafiğe açılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bu. Arzu eden bakıp okuyabilir, ‘Wilson’s Fourteen Points’ veya ‘Lloyd-George’s War Aims Declaration’ diye ararsanız her yerden bulunur. Sonra da bir zahmet Lozan Antlaşmasını okuyun, aradaki yedi farkı bulun. Ben şahsen bulamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bu yolu seçtiler?Hep sanırdım ki Rusya’daki ihtilâl yüzündendir; 1917’de Rusya’ya Bolşevikler iktidara geldi, ondan korktular. Rusların İstanbul’a çıkmasını, yahut Anadolu üzerinden Akdeniz’e sarkmasını en büyük tehlike olarak gördüler. O yüzden sağlam bir Türkiye istediler. Çokuluslu eski yapının yürümediği yüz seneden beri belliydi. O yüzden yeni Türkiye’nin imparatorluk sevdasından vazgeçmesini şart koştular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ta 1911 yılında İstanbul’daki İngiliz büyükelçisinin yazdığı analizleri okuyorum, hayrettir ki orada da hemen hemen aynı şeyleri demişler. Aman Türkiye’nin Anadolu’daki toprakları bölünmesin, yahut farklı devletlerin etki alanları kurulmasın, yoksa dünya savaşı çıkar... İngiltere’nin tek başına Türkiye üzerinde garantörlüğe soyunması da olmaz, tehlikelidir... En iyisi Batılı devletler ortaklaşa Türkiye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garantilesinler, reformlara yardımcı olsunlar. Ya da illa müdahale gerekiyorsa hep birlikte konsorsiyum halinde müdahale edilsin... Merak ederseniz Sir Louis Mallet’in raporu, Feroz Ahmad’in kitabında tam metni var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatanımızı İŞGAL edip bütün kalelerini zaptetmediler mi? Bütün tersanelerine girmediler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ettiler tabii. Dünya savaşı çıkartıp yenilirsen seni de zaptederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama askeri işgal başka şeydir, ilhak (el koyma, istimlak etme, “bura benimdir” deme) başka şeydir. Adamlar Türkiye ile aynı tarihte Almanya’yı, Avusturya’yı, Macaristan’ı, Bulgaristan’ı da işgal ettiler. Aşağı yukarı aynı mütareke belgesini imzalattırdılar: yenik ülke derhal ordusunu terhis edecek; askeri teçhizat teslim edilecek; düşman esirleri bırakacak; galipler gerekli gördükleri limanları, demiryolu istasyonlarını, stratejik noktaları işgal edecekler. Girdiler, bir-iki sene kaldılar, barış imzalanınca çekip gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de de 1923’te Lozan Antlaşması’na kadar kaldılar, sonra bir damla kan dökülmeden bırakıp gittiler. Türk antlaşmasının aslında 1919 yazında imzalanması planlanmıştı, Batı gazeteleri 1919 baharında öyle yazmıştı. Neden dört yıl gecikti? Bu soruyu sorabilsen, zaten gerisi çorap söküğü gibi gelir, modern Türk tarihini birdenbire ANLAMAYA başlarsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşgalin nedeni EMPERYALİZMİN doymak bilmez iştihası değil miydi? Kaynaklarımızı sömürmeye, kanımızı emmeye gelmediler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer öyle niyetleri varsa hiç belli etmediler. İşgalin ilk altı ayının belgelerini okuyun bakın, yıllar önce vatan millet tarihçilerinden Bilal Şimşir yayımlamıştı. Adamların sanki tek derdi varmış gibi görünüyor: savaş suçlularının cezalandırılması. Bir de, memleket çapında İttihatçı direniş odaklarının dağıtılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş suçlularından kasıt, bir, ülkeyi savaşa sokan İttihat ve Terakki önderleri; iki, Ermeni katliamında adı çıkanlar; üç, savaş sırasında sivil halka ve esirlere kötü muamele ettiği ileri sürülen Ali İhsan Sabis Paşa gibi birkaç komutandı. Bildiğiniz Ergenekon tayfası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlarla uğraşmalarındaki amaç bana çok net görünüyor: Yüz yahut ikiyüz kişiyi şiddetle cezalandır, geri kalanına günah çıkarma şansı tanı, “emir kuluyduk, Türk milleti olarak suçlu değiliz” dedirt. Bir keçi bul, suçu ona yükle. Eskiyi yıka, pakla, siyasette yeni bir sayfa aç. Bunu yapmadan, dünün düşmanıyla dost olamazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1945’te Nürnberg’de ve Japonya’da bu işi daha beceriklice yapacaklardı; 1918’de acemiydiler, olmadı. İşin yürümeyeceği 1919 mart-nisanında belli oldu. Ondan sonra işgalci güçlerin tavrı yüzseksen derece değişir. Öfke, kin, intikam, hakaret, cezalandırma gibi duygular söylemlerine hakim olur. Mayıs başında Paris’te toplanıp bir dizi karar alırlar. Bir kere Türk barışını belirsiz bir geleceğe ertelenir. Amerika, Türkiye mandasını KABUL ETMEYECEĞİNİ açıklar. Kilikya dedikleri Adana ve Maraş’ın Fransızlar tarafından işgaline yeşil ışık yakılır. Kars, Ardahan ve Batum’da kurulmuş olan geçici Türk hükümetinin lağvı için düğmeye basılır. Yunanlılar İzmir’e çıkartılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru sormak iyidir. Mesela şu soruyu sorabilirsiniz: 1918 Ekimi ile 1919 Mayısı arasındaki altı ay, bir yandan Türkiye’nin tam bir askeri ve siyasi teslimiyet içinde olduğu, öbür yandan İngiltere’nin henüz ordularını terhis etmediği, dolayısıyla aktif bir müdahale için ideal koşullara sahip olduğu dönemdi. Amaç eğer Türkiye’yi yemek, yutmak, bölmek veya ezmekse, neden altı ay beklediler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman SEVR Antlaşmasıyla yurdu esaret zincirine vururken Kurtuluş Savaşı vermeyip ne yapacaktık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’e göre Kurtuluş Savaşı 19 Mayıs 1919’da başladı (gerçekte daha o yılın Şubat-Mart’ında başladı, ama burada farketmez). Millici rejim Sivas Kongresi’nin (Ekim 1919) hemen ardından Anadolu’ya hakim oldu, tüm vilayetlere kendi valilerini atadı, bürokrasiyi denetimi altına aldı. Ankara meclisi 23 Nisan 1920’de toplandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevr Antlaşması 18-24 Nisan 1920’de San Remo konferansında şekillendi, 11 Mayıs’ta kamuoyuna açıklandı, 10 Ağustos 1920’de imzalandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki mantıken Kurtuluş Savaşı Sevr’e tepki olamaz. Buna karşılık Sevr belki Kurtuluş Savaşı’na tepki olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşına karşı çıkanlar VATAN HAİNİ gerici yobaz softalar değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel ülkemizde vatan millet deyince akan sular durduğundan, Milli Mücadelecilere kamuoyunda açık açık açık karşı çıkan pek az kişi oldu. Baştan sona açık ve tutarlı bir duruş gösterenler benim bildiğim üç kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir, Rıza Tevfik: Galatasaray mezunu. Modern Türkiye’nin ahlâk felsefesi üzerinde ciddi şekilde kafa yormuş ilk ve muhtemelen son düşünürü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İki, Refik Halit: Galatasaray mezunu. Çağın en dürüst ve duyarlı yazarı, modern Türk edebiyatına “Anadolu’yu” sokan kişi .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç, Ali Kemal: Galatasaray mezunu. İstanbul Üniversitesinde edebiyat profesörü. Türk edebiyatında evlilik dışı beraberliği savunan ilk yazar. Gazeteci Hasan Fehmi cinayeti üzerine 1909’da Türk tarihinin ilk üniversite yürüyüşünü örgütleyen kişi. 1920’de üniversitenin tüm fakültelerinin kız öğrencilere açılmasını yasalaştıran Maarif Vekili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçü de resmi dilde “vatan haini” diye geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ne sorular var bir bilseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk 1919’da Anadolu’ya çıkmak için neden Karadeniz’de İngiliz işgali altında olan tek liman kenti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samsun’u seçti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman madem Irak’ı Suriye’yi vesaireyi sömürgeleştirme peşindeydi neden ilk iş bu yerlere yirmi sene içinde bağımsızlık vermeyi taahhüt etti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lozan’da Türkiye bilmem kaç yüz bin kişilik ordu besleme hakkını kazanınca daha mı bağımsız oldu daha mı az bağımsız oldu? Bu orduyu teçhiz etmek için kime başvurdular?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan mandasının 1918’de değil de 1946’da kurulması Türkiye için daha mı iyiydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydn hastası olan Damat Ferid mi daha Batılıydı, meyhane havalarından başka müzik bilmeyen bazı millici askerler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul kitaplarının sınırları dışına çıkınca insanın zihni açılıyor, ufku genişliyor. Deneyin, siz de hoşlanacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yazar / sevan@nişanyan.com</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/3417074298269659382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/04/ortmenim-bu-konular-kitapta-yazmyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3417074298269659382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3417074298269659382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/04/ortmenim-bu-konular-kitapta-yazmyor.html' title='Örtmenim bu konular kitapta yazmıyor'/><author><name>Halil İbrahim Baykal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07234454860426682287</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixmvlrFQj5qZe0CplzkECcdoKrx_kfGQfRUf1IULGcq6YhJVT-n2A6itN5BF3c2VdJA3r3-WygM0lUbEmvWolb6Jzp1UawNQRRZvEWwEqrwZSR9SJI3IYaTbLCJBRKk18/s220/n724918306_1288704_84.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-6377400718689717537</id><published>2009-04-01T22:13:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T22:17:14.452-07:00</updated><title type='text'>Manisalı Malike Antep’te nasıl ihtilal yaptı?</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;vny&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://www.stargazete.com/gazete/yazar/samil-tayyar.htm&quot; class=&quot;yzr&quot;&gt;&lt;u&gt;Şamil TAYYAR&lt;/u&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;mailto:stayyar@stargazete.com&quot; class=&quot;eps&quot;&gt;stayyar@stargazete.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;                             &lt;a href=&quot;http://www.stargazete.com/rss/yazar/samil-tayyar.xml&quot; class=&quot;rss&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;                       &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Her siyasi partinin kendi hissesine düşen mesajı alacağı seçim sonuçları üzerine çok fazlaca not çıkarmıştım. Dün gazetelerdeki İslahiyeli kadın başkanla ilgili haberler üzerine rotayı buraya çevirdim.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Çünkü İslahiye’de yaşananlardan tüm siyasi partilerin çıkarması gereken çok önemli dersler var. Aday tespit hataları, çarpık teşkilatlar ve milletvekili duygusallığının sandığa nasıl yansıdığının en çarpıcı örneklerinden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantep’in İslahiye ilçesi doğup büyüdüğüm yerdir. Yaklaşık 40 bin nüfusu vardır, seçmen sayısı ise 19 bine yakındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004 yılında AK Parti listesinden belediye başkanı seçilen Mehmet Uludağ da ilkokul ve mahalleden arkadaşımdır. Emniyet müdürlüğünden istifa ederek aday olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki polis kökenli olması nedeniyle toplumla diyalogu zayıftı ama 5 yılda önemli icraatlara imza attı. Zamanla halk da onu öyle sevdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son seçimde AK Parti’den yeniden aday oldu. Karşısındaki tek rakibi partinin ilçe başkanı Osman Öztürk’tü. Haliyle teşkilat Öztürk’ün yanında yer aldı, halk ise anketlerde &lt;strong&gt;‘Uludağ’&lt;/strong&gt; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel merkez de tavrını anketlere göre belirleyip İslahiye’de Mehmet Uludağ’ı yeniden aday gösterdi. Gaziantep il teşkilatına gönderilen aday listesinde bu isme de yer verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan bunun üzerine yerel gazetelere ilan verip desteklerinden dolayı halka teşekkür etti, seçim kampanyasını başlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Toplumsal direniş başlıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ne olduysa o an oldu, genel merkez listeyi değiştirdi, Mehmet Uludağ yerine Osman Öztürk’ü aday ilan etti. Sonra anlaşıldı ki, AK Parti’nin İslahiye kökenli Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu başbakanla görüşerek belirleyici olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şanlıurfa’daki &lt;strong&gt;‘ceket’&lt;/strong&gt; efsanesi gibi İslahiye’de de Durdu’nun başbakanı ikna ederken kullandığı üslup, tavır ve ifadeler dilden dile dolaşmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan kararı durdurmak için Ankara’ya geldi ama çare bulamadı. Üzgün şekilde ilçeye dönerken Fevzipaşa girişinde gördüklerine inanamadı. Yaklaşık bin araç ve 2 bin kişi sloganlarla karşılıyordu: &lt;strong&gt;‘Büyük başkan, sen bizim her şeyimizsin...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu toplumsal baskı ister istemez onu yeniden aday olmaya zorladı. O ana kadar aklının ucundan bile geçirmiyordu, dedi ki; &lt;strong&gt;‘Bu sevgiye karşılık vermezsem görevimi yapmış olmam.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çileli yolculuk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;SP, DP ve BBP kapısını çalıp &lt;strong&gt;‘bizden aday ol’&lt;/strong&gt; dediler. Hepsiyle tek tek görüştü, diğerlerinin de rızasını alarak DP’den aday oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama çilesi bitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti adayı Öztürk ve arkadaşları, &lt;strong&gt;‘daha önce bizden aday olmuştu, başka bir partiden aday olamaz’ &lt;/strong&gt;diyerek ilçe seçim kuruluna başvuruda bulunup adaylığına itiraz etti. Önce ilçe seçim kurulu, ardından il seçim kurulu itirazları reddetti. İtiraz Ankara’ya taşındı, YSK, diğer kararlarıyla çelişen ilginç bir karara imza atıp Uludağ’ın adaylığını düşürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan ikinci şoku yaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün, adaylık başvurusu için son gündü&lt;strong&gt;. ‘Buraya kadarmış’&lt;/strong&gt; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ağlatan karar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;DP ilçe yönetimi, kendilerine destek veren diğer partiler ve kanaat önderleriyle acilen toplanıp karar verdiler. Dediler ki; &lt;strong&gt;‘Biz bu haksızlığı Uludağ soyadını yaşatarak telafi ederiz. Eşini aday gösterelim.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Malika Uludağ’a koştular. Ev kadınıydı. Siyasetle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Emrivaki yaptılar, &lt;strong&gt;‘adayımızsın&lt;/strong&gt;’ dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek pürüz, Melika hanımın AK Parti üyesi olmasıydı. Hemen istifası sağlandı, ardından adaylık başvurusu yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar, Ankara’da YSK kapısında bekleyen eşi Mehmet Uludağ’a telefonla bildirildiğinde, gözlerinden bir iki damla gözyaşı süzüldü. Halkın bu vefası karşısında çok duygulanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aracına atlayıp İslahiye’ye döndüğünde bu kez karşılayanların sayısı ikiye katlanmıştı. Belediye seçimiyle hiç ilgisi olmayan köylerden de akın akın gelenler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi sloganları attılar, &lt;strong&gt;‘başkan seni yedirmeyiz&lt;/strong&gt;’ diye haykırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başörtü itirazı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bununla da bitmedi. AK Partililer, bu sefer Malike hanımın adaylığını düşürmek için ilçe seçim kuruluna koştular: &lt;strong&gt;‘Bu kadın başörtülü, nasıl aday olur?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yetkilinin cevabı&lt;strong&gt;: ‘Önümdeki belgelerde başörtülü fotoğraf yok. Ben ona bakarım. Dışarıda nasıl giyindiğine karışamam.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu girişim kabaran öfke katsayısı daha da arttırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir vatandaş koşarak Mehmet Uludağ’a ulaştı, AK Parti’nin başörtülü adayla ilgili sözlü itirazını medyaya sızdırma önerisinde bulundu, o, buna karşı çıktı&lt;strong&gt;: ‘Biliyorum medyaya sızarsa bu girişimleri sadece İslahiye’de değil tüm Türkiye’de AK Parti oylarını etkiler, ama ben bunu yapamam. Siyaseti çirkinleştirmek istemem.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Sindiremese de sineye çekmeyi yeğledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti bu kez Malika hanımın kendi üyeleri olduğu gerekçesiyle adaylığının düşürülmesini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez duvara çarptılar. Sinir harbi bu noktada sonuçlandı, Malika hanımın adaylığı kesinleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç; &lt;strong&gt;DP yüzde 40, CHP yüzde 35, AK Parti yüzde 20...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;22 Temmuz seçimlerinde yüzde 60’ın üzerinde oy alan AK Parti, yüzde 20’ye kadar gerilerken, Manisalı Malika Hanım İslahiye’de ihtilal yaptı. Hafızam beni yanıltmıyorsa Gaziantep tarihinde ilk kez bir kadın belediye başkanı seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dinmeyen öfke&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bitti’&lt;/strong&gt; diyorsanız, yanılıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçim sürecinde ters tepeceği kaygısıyla derin dondurucuya konan Malika hanımın başörtüsü, seçimden sonra servis edildi. İlk oltaya takılanlardan biri, Sabah Yazarı Meliha Okur oldu. Dünkü köşesinde soruyordu: &lt;strong&gt;‘Peruk mu takacak? Törenleri mi katılmayacak?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Diğer gazetelerde de irili ufaklı haberler vardı dün. Anlaşılan vazgeçmeye hiç mi hiç niyetleri yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç önemli değil. Malika hanım halk ihtilalinin lideri oldu, İslahiye halkı başarılı başkanını mahalli çetelere yedirmedi. Ömrünü çetelerle mücadeleye adamış bu kardeşlerini de mahcup etmediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım memleketim, hepinizi kutluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: http://www.stargazete.com/gazete/yazar/samil-tayyar.htm</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/6377400718689717537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/04/manisal-malike-antepte-nasl-ihtilal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/6377400718689717537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/6377400718689717537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/04/manisal-malike-antepte-nasl-ihtilal.html' title='Manisalı Malike Antep’te nasıl ihtilal yaptı?'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-449796072926490721</id><published>2009-03-29T07:23:00.000-07:00</published><updated>2009-04-12T01:45:07.434-07:00</updated><title type='text'>Çok şey var da, bir şey eksik</title><content type='html'>Umur Talu - Sabah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İnsanların ölümüne&lt;/b&gt; &lt;b&gt;yardım&lt;/b&gt; &lt;b&gt;ve&lt;/b&gt; &lt;b&gt;kurtarma&lt;/b&gt; &lt;b&gt;çabalarına&lt;/b&gt; &lt;b&gt;tüm&lt;/b&gt; &lt;b&gt;saygımla&lt;/b&gt; &lt;b&gt;ama...&lt;/b&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Büyük&lt;/b&gt; &lt;b&gt;devlet,&lt;/b&gt; bazı durumlarda fena çuvallıyor.&lt;br /&gt;Onca para dönüyor ülkede. Onca kaynak toplanıyor. Onca yere sarf ediliyor.&lt;br /&gt;Onca makam aracı alınıyor.&lt;br /&gt;Onca özel uçak çekiliyor.&lt;br /&gt;Onca silah alınıyor.&lt;br /&gt;Onca vakıf paralar topluyor.&lt;br /&gt;Onca insanın maaşlarından vakıflara kesintiler yapılıyor.&lt;br /&gt;Onca hava atılıyor.&lt;br /&gt;Onca gösteri, onca afra tafra.&lt;br /&gt;Onca zenginlik, modernlik, muasırlık nutku. &lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;pad10tb&quot; align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://img.sabah.com.tr/i3/yildizlar.gif&quot; width=&quot;70&quot; height=&quot;25&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Sonra...&lt;br /&gt;Karakol basıldığında, &lt;b&gt;&quot;21&lt;/b&gt; &lt;b&gt;yaşında&lt;/b&gt; &lt;b&gt;lider&lt;/b&gt; &lt;b&gt;konumundaki&lt;/b&gt; &lt;b&gt;personel&lt;/b&gt; &lt;b&gt;komutasında&lt;/b&gt; &lt;b&gt;21&lt;/b&gt; &lt;b&gt;yaşında&lt;/b&gt; &lt;b&gt;gençler&lt;/b&gt; &lt;b&gt;öldürülünce&quot;...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Golf sahalarının yanında karakollara gerekli kaynak ayrılmadığı anlaşılıyor.&lt;br /&gt;Mayında paramparça olunca çocuklar, onlara şehit deniyor ama onca para harcanmasına rağmen gerekli cihazların orada olmamasına pek bir şey denemiyor. Yoksul çocuklar asker ocağında üç kap yemek buluyor ama mermi göğsüne doğru hareketleniyor ya, işte o tam gerekli anda yelek bulunamıyor. &lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;pad10tb&quot; align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://img.sabah.com.tr/i3/yildizlar.gif&quot; width=&quot;70&quot; height=&quot;25&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Orman yangınına gerekli miktarda araç ve uçak...&lt;br /&gt;Çöken binaya, deprem enkazına zamanında ve doğru müdahale edecek örgütlenme hep eksik, güdük, gedik, delik.&lt;br /&gt;Herkesin cebinde, elinde, belinde, dilinde cep telefonu...&lt;br /&gt;Cep telefonu şirketlerinde envai çeşit imkân...&lt;br /&gt;Yurt sathında yağmur gibi kontör...&lt;br /&gt;Reklamlarda uzayı fethetmiş kapsama alanları...&lt;br /&gt;Sarı antenli çocuklar, İvedikler, gubudikler gırla gidiyor ama...&lt;br /&gt;Bir telefondan iz, acil hat başında bir iş bilen bulunamıyor.&lt;br /&gt;Kayakta bir genç, çığda bir grup, dağda parti lideri donuyor.&lt;br /&gt;Filolar büyüyor, patronlar helikopterleniyor, özel uçaklar doluşuyor, &lt;b&gt;&quot;hava&quot;&lt;/b&gt;dan para kazanmak yoğunlaşıyor ama...&lt;br /&gt;Yüz yolculu uçakta işleyen yükseklik göstergesi, ünlü işadamının şirketine ait helikopterde zorunlu donanım olmayabiliyor.&lt;br /&gt;Ben bilmesem de, üç gündür bilenler aktarıyor; yok şöyle bir radar vardır, yok böyle bir cihaz Ankara&#39;dadır, bir de gece için... nefes için... ses için... sis için... şu vardır, bu da vardır, nerededir...&lt;br /&gt;Muhtemelen birçoğu yatıyor. &lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;pad10tb&quot; align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://img.sabah.com.tr/i3/yildizlar.gif&quot; width=&quot;70&quot; height=&quot;25&quot; /&gt;&lt;/div&gt;Onca ders alınmış, ibret alınmış, tövbe edilmiş olması lazım...&lt;br /&gt;Yine de &lt;b&gt;&quot;Söylenti,&lt;/b&gt; &lt;b&gt;palavra,&lt;/b&gt; &lt;b&gt;bilmişlik,&lt;/b&gt; &lt;b&gt;yanılgı,&lt;/b&gt; &lt;b&gt;yanıltma&quot;&lt;/b&gt; ölümün koluna giriyor, yolunu açıyor, yüzlerce insan ve imkân yanlış yerlere yönlendiriliyor...&lt;br /&gt;Bu yüzden hiçbir kaza, sadece kaza kalmıyor.&lt;br /&gt;Hiçbir kader, kader olmaktan ibaret değil. Hep bir bit yeniği oluyor.&lt;br /&gt;Hep bir aymazlık, densizlik, hazırlıksızlık, çapaçulluk olduğu için...&lt;br /&gt;Çok sık yenilgi oluyor!&lt;br /&gt;Her gün milyonlarca insan, çoluk çocuk, zaten kaderini yanına alıp da yollara koyuluyor, hayata karışıyor, karmakarışıyor..&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&quot;Alın&lt;/b&gt; &lt;b&gt;yazısı&quot;&lt;/b&gt; diye çiziktirilmiş &lt;b&gt;&quot;ölümüne&lt;/b&gt; &lt;b&gt;tuzaklar,&lt;/b&gt; &lt;b&gt;çukurlar,&lt;/b&gt; &lt;b&gt;ihmaller,&lt;/b&gt; &lt;b&gt;düşüncesizlikler&quot;&lt;/b&gt;i yüklenerek veya bir başkasının hayatına tükürerek.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/449796072926490721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/03/cok-sey-var-da-bir-sey-eksik-umur-talu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/449796072926490721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/449796072926490721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/03/cok-sey-var-da-bir-sey-eksik-umur-talu.html' title='Çok şey var da, bir şey eksik'/><author><name>Halil İbrahim Baykal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07234454860426682287</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixmvlrFQj5qZe0CplzkECcdoKrx_kfGQfRUf1IULGcq6YhJVT-n2A6itN5BF3c2VdJA3r3-WygM0lUbEmvWolb6Jzp1UawNQRRZvEWwEqrwZSR9SJI3IYaTbLCJBRKk18/s220/n724918306_1288704_84.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-3406180358317532605</id><published>2009-03-25T16:20:00.000-07:00</published><updated>2009-03-25T16:21:13.458-07:00</updated><title type='text'>Meydanlar ve Erdoğan(HALUK ŞAHİN/radikal)</title><content type='html'>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yerel seçim kampanyası nedeniyle gerçekten olağanüstü bir tempoyla ülkeyi harmanlıyor. Doğu, Batı, Kuzey, Güney demeden dere tepe düz gidiyor, uçaktan inip helikoptere biniyor, bir güne iki, üç miting sığdırıyor, saatlerce konuşuyor, bıkmıyor, usanmıyor...&lt;br /&gt;Bence bunu salt siyasal hırsla ya da görev duygusuyla açıklayabilmek mümkün değil. Çok açıkça belli oluyor ki, Başbakan Erdoğan kendisini seven kalabalıklarla meydanlarda bir araya gelmeyi seviyor, bundan zevk alıyor. Gazetecilerin ya da bürokratların önünde kasılan yüzü miting meydanlarında gevşiyor, aydınlanıyor.&lt;br /&gt;Erdoğan ile onu destekleyen büyük kalabalıkların buluşmasında bir ‘vuslat’ havası olduğunu söylemek yanlış olmaz: Derin psikolojik doyumları olan bir buluşma...&lt;br /&gt;Devrim Sevimay’ın önceki gün Milliyet’te çıkan söyleşinde, miting meydanında bir AKP’linin liderine duyduğu duyguları ifade ederken ‘aşk’ kelimesini kullandığını söylüyorlar. Sevimay, genel olarak AKP mitingçilerinin Erdoğan’a duydukları duyguların çok yoğun olduğunun hemen anlaşıldığını belirtiyor.&lt;br /&gt;Yandaş kalabalıklarla Erdoğan arasında miting meydanlarında göze çarpan bu ilişki, AKP liderinin gittikçe belirginleşen ‘popülist lider’ profiline uygun düşüyor.&lt;br /&gt;‘Varoş popülizmi’ başlıklı yazımda daha ayrıntılı olarak anlatmıştım: Güçlerini ülkenin belirli elitlerine karşı çıkarak elde eden popülist liderler (ki bunlara daha çok Latin Amerika’da rastlanıyor) kitlelerle aracılar ile değil, doğrudan temas kurmayı tercih ederler. En etkili oldukları anın kalabalıklarla göz göze geldikleri an olduğunu bilirler. Ülkeyi ‘hortumlamaya alışmış’ elit tabakalarını (bürokratlar, medya, iş dünyası, masonlar,sendikacılar, vb.) yerden yere vururken kitlelerden aldıkları güçlü destek onlara moral verir. ‘Biricik’liklerini pekiştirir.&lt;br /&gt;Öyle sanıyorum ki AKP lideri Erdoğan için de durum böyle. Son yıllarda artan kuşatılmışlık duygusundan kendisini kendisini kurtardığı yer miting meydanları.&lt;br /&gt;Evet, ‘kuşatılmışlık’. Son dönemde Türkiye’nin siyasal ve sosyo-ekonomik erk konuşlanmasında Erdoğan’a karşı saf tutmuş olanlara nesnel olarak baktığımızda, Erdoğan’ın niçin öfkeli olduğunu ve niçin güç şerbetini meydanlarda aradığını anlayabiliriz.&lt;br /&gt;Sivil ve askeri bürokrasi, yargı, aydınların önemli bir kısmı, İstanbul sermayesi, medyanın en etkili kesimleri, sendikalar çoğu kez karşısında..&lt;br /&gt;İdeolojik olarak sağdan sıkıştıran MHP, soldan sıkıştıran CHP, İslamci tabandan kıskaç harekâtına girişen Saadet Partisi...&lt;br /&gt;Fethullah Gülen cemaati ve bir öbek ‘liberal’ destek veriyor, ama nereye kadar? Kuşkusuz Erdoğan onlara da sonuna kadar güvenilemeyeceğini biliyor.&lt;br /&gt;Belli ki, Erdoğan işte bu kuşatılmışlığı şimdi onu meydanlarda alkışlayan kalabalıkların huruç harekâtıyla aşmayı planlıyor. Onlara askerlerine bakan bir komutan gibi umutla ve sevgiyle bakıyor...&lt;br /&gt;Bu kalabalıklar onu şimdiye kadar hiç yanıltmadılar...&lt;br /&gt;Şimdilik...&lt;br /&gt;29 Mart bu açıdan da bir sınav.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/3406180358317532605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/03/meydanlar-ve-erdoganhaluk-sahinradikal.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3406180358317532605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/3406180358317532605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/03/meydanlar-ve-erdoganhaluk-sahinradikal.html' title='Meydanlar ve Erdoğan(HALUK ŞAHİN/radikal)'/><author><name>Halil İbrahim Baykal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07234454860426682287</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixmvlrFQj5qZe0CplzkECcdoKrx_kfGQfRUf1IULGcq6YhJVT-n2A6itN5BF3c2VdJA3r3-WygM0lUbEmvWolb6Jzp1UawNQRRZvEWwEqrwZSR9SJI3IYaTbLCJBRKk18/s220/n724918306_1288704_84.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-4637054220569813233</id><published>2009-03-17T13:54:00.000-07:00</published><updated>2009-03-20T00:27:25.377-07:00</updated><title type='text'>Bir Müslüman olma hikayesi</title><content type='html'>&lt;object height=&quot;339&quot; width=&quot;420&quot;&gt;&lt;param name=&quot;movie&quot; value=&quot;http://www.dailymotion.com/swf/x8olvg&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowFullScreen&quot; value=&quot;true&quot;&gt;&lt;param name=&quot;allowScriptAccess&quot; value=&quot;always&quot;&gt;&lt;embed src=&quot;http://www.dailymotion.com/swf/x8olvg&quot; type=&quot;application/x-shockwave-flash&quot; width=&quot;420&quot; height=&quot;339&quot; allowfullscreen=&quot;true&quot; allowscriptaccess=&quot;always&quot;&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dailymotion.com/swf/x8olvg&quot;&gt;Müslüman olan Avusturalyalı genç&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/4637054220569813233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/03/bir-musluman-olma-hikayesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/4637054220569813233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/4637054220569813233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/03/bir-musluman-olma-hikayesi.html' title='Bir Müslüman olma hikayesi'/><author><name>Unknown</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1866470780865356850.post-8194872632878270000</id><published>2009-03-13T14:34:00.000-07:00</published><updated>2009-03-13T14:35:24.219-07:00</updated><title type='text'>Ya maymundan, ya ensest ilişkiden (mi?)(Dücane CÜNDİOĞLU YENİ ŞAFAK)</title><content type='html'>2009 Darwin yılı... 12 Şubat da Darwin Günü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenarda köşede bazı yazılar yayımlanıyor. Kimileri Darwin övgüleriyle dolu, kimileri de Darwin yergileriyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel yorumlar, gerçekte, bilimsellik kazanma iddiasındaki önesürümler olmaktan çıkıp birer &#39;dogma&#39; değeri kazandığında, tartışmanın yerini ister istemez övgüler ve yergiler alacaktır. Alıyor da nitekim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bilimsel yorum, ne zaman kibirle hâlelenir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kuşkusuz ki hesaba çekilemez bir yetkinlik iddiasında bulunduğu zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve/veya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlık karşısısındaki tevazûunu kaybettiği zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzdendir ki Darwin sözkonusu olduğunda, bizler, kendimizi bir bilim adamı ve yorumlarıyla karşı karşıya bulmayız. Karşımızda bütün heybetiyle duran Darwinciliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlık karşısındaki tevazûunu kaybetmiş Darwincilik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hiç mübalağa etmeden işaret etmek zorundayım ki Darwinciler Darwincilikte Darwin&#39;i geçmişlerdir. Bilhassa başlangıçta &#39;bilimsel&#39; olmak iddiasıyla öne sürülmüş yorumları, &#39;dinsel&#39; hâle getirmek açısından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuram, sözde din karşıtlığıyla bir ideolojik araca dönüştüğü/dönüştürüldüğü için, dinsel bir mahiyet almıştır. Çünkü Darwin&#39;in kuramı, Darwincilerin elinde ve tabii ki zaman içerisinde, insanın kökenini Adem-Havva kıssasıyla açıklamak kadar &#39;dinsel&#39; sayılabilecek bir öğreti hâline dönüşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık insanlığın inanç tarihinde iki yorumun takipçileri tartışmaktadır: İnsanın Adem&#39;le Havva&#39;dan türediğine inanan müminler ile insanın maymundan türediğine inanan müminler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bakımdan evrim kuramı, popüler kültürde, bir inanç, bir itikad meselesidir. Çünkü müminleri ve kâfirleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşıtlarının bilimdışına itilmekle tehdit edildiği bir &quot;örgütlenmiş yorumlar kadrosu&quot;yla başa çıkmak, bir bilim adamının yorumlarını hesaba çekmekle mukayese edilemez elbette. İşin içine &#39;inanç&#39; girdi mi tartışmadan uzak durmalı. Çünkü düşüncenin değil, duyguların alanına girilmiş olmaktadır. Sadece duyguların mı? Bilimadamı kılığında dolanan inanç bodyguardlarının alanına da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraftarlarının duygularını canlı tutmakla (yani istismar etmekle) görevli inanç-adamlarının her hâlukârda korumak zorunda oldukları bir piyasanın varlığı kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thomas Kuhn&#39;un tabirini ödünç alarak söylemek istersem, paradigma-içi düşünmekte ısrar eden akidecilerle doludur tarihin sînesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün işleri, ideolojileri adına pazarda teneke çalmak olan bu inanç adamları, gürültü çıkarmanın binbir yolunu bilirler. Bu yüzdendir ki düşüncenin ve sağduyunun sesi pazarda ya duyulamaz ya da çok geç duyulur. İnanç pazarında. İdeoloji pazarında. Bilim pazarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden Darwincileri iknâ etmek Darwin&#39;i iknâ etmekten daha zordur; tıpkı Marxçıları iknâ etmenin Marx&#39;ı iknâ etmekten daha zor olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adem-Havva kıssasından hareketle insanın kökenini açıklama teşebbüslerine gelince, tartışmalara kılavuzluk etmesi gereken ilk ilke şu olmalıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Dinî metinler bilimsel yargılar ortaya koymayı amaçlamazlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselâ Kur&#39;an tarihten söz eder, tarihî malzemeler kullanır, ama kendisi bir tarih metni değildir. Güneşten, aydan, yıldızlardan söz eder, insanın dikkatini gökyüzüne çeker ve fakat kendisi bir astronomi metni değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hâlde ikinci ilkeyi de ilân edebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;— Bilimsel metinler dinsel yargılar ortaya koymayı amaçlamazlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek oluyor ki bilimsel yorumların dogma hâline gelmesi, inancın konusu yapılması, yanlılarının mümin, karşıtlarını münkir ilân edilmesi abestir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel bilginin koşulları ile dinî bilginin koşulları birbirinden farklıdır. İlki isbat gerektirir, ikincisi gerektirmez. Argümanlarının &#39;burhanî&#39; değil, &#39;iknaî&#39; olması yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm Düşünce Tarihi, din ile bilim arasındaki yorum farklılıklarını uzlaştırmanın tarihidir aslında. Bu nedenle bilimsel (burhanî) olmak iddiasıyla öne sürülen yorumlara sözde dinî temeller bulmaya çalışan bilimadamları nasıl şiddetli eleştirilere maruz kalmışlarsa, kesinliği (hiç değilse kendi döneminde) isbat edilmiş açıklamalara din&#39;in zahiri yorumları adına karşı çıkan dinadamları da benzer eleştirilerin konusu olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazalî&#39;nin kendi döneminde Aristocu bilimin yanlılarına yönelttiği eleştiriler, dinî düşüncenin koşullarını tayin etmek bakımından değil sadece, aynı zamanda bilimsel düşüncenin koşullarını tayin etmek bakımından da fevkalâde önemlidir. Çünkü o devrin Aristocu düşünürleri doğabilimlerinde ancak &#39;inanç&#39; sayılabilecek yorumların &#39;burhanî&#39; (bilimsel) olduklarını iddia ediyorlardı. Ya da din hakkında, Tanrı hakkında bilimsel (kesin ve müsbet/pozitif) yargılar öne sürebileceklerini iddia ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazâlî&#39;nin tüm söylediği, &quot;Kadim Yunan&#39;ın inançlarını biz bugün &#39;bilim&#39; olarak kabul etmek zorunda değiliz. İnsanların kıyamet günü bedenen mi, ruhen mi dirilecekleri (haşr-ı cismanî) meselesi dinin konusudur, bilimin değil&quot; demekten ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Mantık ve Matematik bilmeyenler bizi anlayamazlar, bizle tartışacak olanların Mantık ve Matematik bilmesi gerekir&quot; diyerek o devrin müslümanlarını küçümseyenlere Gazalî&#39;nin cevabı gayet ibret-âmizdir: &quot;Ben Mantık da, Matematik de biliyorum. Hadi buyurun, şu tartışmayı baştan alalım!&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu konuya başka bir açıdan yaklaşacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce tesbit:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kökenini açıklamak bakımından, Adem-Havva kıssası zahirî yorumuyla öne sürülmeye aslâ elverişli değildir. Çünkü bu zahirî yorum, ilksel bir ensest ilişkiyi varsaymadan insanın soyunu türetmeye imkân vermez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Hak, ensest aracılığıyla, yani erkek kardeşle kız kardeşi aynı yatağa sokmak suretiyle insan soyunu türetmekten münezzehtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanan zekâların, maymundan türetmek ile erkek ve kız kardeşlerin izdivacından türetmek arasında ne denli soylu bir fark olduğunu göstermeleri gerekir. Değilse, susmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra soru:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;İnsan soyunun türemesi için ensest ilişki zorunluydu. Zaruret hâlinde haramlar mübah olur&quot; diyecek olan ilâhiyât ulemasına soruyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaruretler kullar içindir. Haramlar da, mübahlar da. Cenab-ı Hak için zaruret mi vardı, ki insanın soyunu sonradan haram edeceği bir yolla türetmeyi dileyip Adem ile Havva&#39;nın çocuklarının, yani erkek-kız kardeşlerin izdivacına izin verdi?!?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünecek olanlar düşünsün, ben kendi yorumumu bildiriyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinî metinleri bilimselleştirmek ne kadar yanlışsa, bilimsel yorumları dinselleştirmek de o denli yanlıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lâkin bu yanlışa/yanlışlara insanın ihtiyacı var. Çünkü sorun, insanın insanı aldatma isteğinde değil, bizâtihi insanın aldanma isteğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyin bakalım, aranızda aldanmak istemeyen bir yalancı var mı?</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/feeds/8194872632878270000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/03/ya-maymundan-ya-ensest-iliskiden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/8194872632878270000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1866470780865356850/posts/default/8194872632878270000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://alticizilisatirlar.blogspot.com/2009/03/ya-maymundan-ya-ensest-iliskiden.html' title='Ya maymundan, ya ensest ilişkiden (mi?)(Dücane CÜNDİOĞLU YENİ ŞAFAK)'/><author><name>Halil İbrahim Baykal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07234454860426682287</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='18' height='32' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixmvlrFQj5qZe0CplzkECcdoKrx_kfGQfRUf1IULGcq6YhJVT-n2A6itN5BF3c2VdJA3r3-WygM0lUbEmvWolb6Jzp1UawNQRRZvEWwEqrwZSR9SJI3IYaTbLCJBRKk18/s220/n724918306_1288704_84.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>