<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><rss xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><title>ters meditasyon</title><description>kişisel site. eskiden öyle derlerdi, işte o aslında, aklıma estikçe, aklıma estiği gibi yazı ekliyorum. trafik işaret ve işaretçilerine uyalım, doğayı sevelim.</description><managingEditor>noreply@blogger.com (devrim)</managingEditor><pubDate>Sun, 13 Jul 2025 21:21:25 +0300</pubDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">397</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">25</openSearch:itemsPerPage><link>http://www.tersmeditasyon.com/</link><language>en-us</language><xhtml:meta content="noindex" name="robots" xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml"/><item><title>li'l quinquin</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/lil-quinquin-fransz-yonetmen-dumontun.html</link><category>bruno dumont</category><category>li'l quinquin</category><category>meditasyon</category><category>sinema</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Tue, 29 Aug 2017 02:46:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-5462797062355272504</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;i&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt3053694/" target="_blank"&gt;li'l quinquin&lt;/a&gt;, fransız yönetmen&amp;nbsp;bruno dumont'un bir eseri. film diye yapılmış ama sanırım sonra mini dizi diye sunulmuş. son yıllarda izlediğim en enteresan karakterlere, öykü anlatımına eh belki öyküye sahip yapımlardan biri. ancak bu yapımı tavsiye edemiyorum; bakın var böyle bir şey diyorum sadece. helikopter, mimik ve boşluk isimlerini koyduğum üç sahneyi ve bu sahneler üzerine bıtbıtlanmalarımı aşağıya bırakıyor ve esen kalın diyorum.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg5V9lTMpgqWrOvdeCb5rET8ePjcXQuH-2iPOaguDVyke7JU4qg65sodVozfHM_QlGE3KjZAu4YDrJSLxXKTEwqKTqTk7u-NVkRfKr4GAKQYi8mffcc3R06ip5pvK6yeDHOEVNNtA/s1600/quinquin_2-620x312.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="302" data-original-width="600" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg5V9lTMpgqWrOvdeCb5rET8ePjcXQuH-2iPOaguDVyke7JU4qg65sodVozfHM_QlGE3KjZAu4YDrJSLxXKTEwqKTqTk7u-NVkRfKr4GAKQYi8mffcc3R06ip5pvK6yeDHOEVNNtA/s1600/quinquin_2-620x312.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt; &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;helikopter:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt; çocukken hiç helikopter görmedim; bizim oralardan geçmeleri için en ufak bir neden yoktu zaten. bizim oralara arada sırada &lt;a href="http://www.trtarsiv.com/izle/125941/aksaray-da-gorulen-ufo" target="_blank"&gt;dünya dışı uzay araçları uğruyordu&lt;/a&gt; sadece. sokaklara dökülüp izliyorduk; ki o zamanlar gezegende tek bir piksel bile yoktu, yanıp sönen ışıklar sadece yanıp sönen ışıklardı; kimse çözünürlük hesabı yapmazdı. zaten hiç bir şeyden emin değildik; günler günleri kovalarken, hariçten gazel çalan bir olaya, eğlence gözüyle bakıyorduk; zengin birinin düğününde fırlatılan havai fişekler misali; bambaşka bir dünya; bizle ilgisi olmayan...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
ama bir helikopter yaklaşsaydı, pata pata, yine sokağa dökülürdük, tüm önemli işlerimizi erteleyerek. belki uzaklardan geçerdi ama ya süper şanslı bir günümüzdeysek; o zaman tam üzerimizden geçerdi; pata pata, eller kollar, toprağın tozunu kaldıran bir zıplama, hey hey hey, seni gördük!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
daha da güzeli, olanaksızlığın parmakları saçlarımızın arasında gezinirken, hem de bizi sevimli bulmuşken gerçekleşebilirdi; bir hayal; bir düş; artık hiç bir gün o aptal günler gibi olmayacak: helikopter bizi görüp, yanımıza yaklaşırdı. tam o anda şu kaçık hayattan başka bir beklentimiz kalmazdı! helikopterin pervanesinin altında kendimizden geçerdik; acaba milyon yıl yaşasan bundan daha görkemli, daha önemli, daha güzel bir şey gerçekleşebilir mi? dört milyar yılın son on bin yılında bir kerecik bile kendini gösterme inceliğinde bulunmamış yüzlerce tanrıdan hangisi o aşağıda birikmiş küçücük kalabalığın üzerine eğilmiş bakan helikopterin yarattığı coşkuyla baş edebilir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
çünkü o anda saf bir merak, saf bir heyecan; hayranlık ve korkuyla, &amp;nbsp;saf bir lütuf gösterisine bakıyor. bu bir alış veriş; bir hesaplaşma. asla bir beklenti değil; sadece bir durum; eşsiz, benzersiz, heybetli... anlamsız ama çok da önemli, asla unutamayacağın bir karşılıklı fark ediş, beni gördüğünü gördüm ve işte şimdi sen de bana bakıyorsun; sadece bana; nihayetinde gereksiz, yararsız ama en azından tek bir taraf için muhteşem bir bakışma...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/cIwx6_NP8aU?rel=0&amp;amp;showinfo=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;mimik:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
insan her şeyi öğreniyor; afrayı tafrayı öğreniyor ve oturup kalkmasını, eğer ki aileden şanslı ise. o an geldiğinde, bir şey yapması gerektiğinde, öğrendiklerinden yola çıkarak bir şey yapıyor; bir ifade takınıyor ve diyor ki 'bu durumda ben böyle yaparım' ; davranışının kendine has olduğunu düşünüyor; zira kişiliğini dışa vuruyor ama aslında sadece daha önce öğrendiklerini sahipleniyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
çok popüler olmuş bir reklam ya da bir televizyon dizisi bir dolu insanın hemence sahiplendiği, benimsediği mimikler, laflar yayıyor topluma. bir demet tiyatro'daki tirbüşon'un "şşş!" demesi örneğin; hala yeri geldiğinde kullanırım ve bir zaman sonra (çevremde) kimse hatırlamaz tirbüşon'u; artık benim yaptığım bir şeydir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
çok daha derinlere gizlenmiş, kaynağının belirlenmesi artık olanaksız bazı anlamsız ifadeler de var. örnek şu: bir yere varamıyorum; sıkıldım ve bunun anlaşılmasını istiyorum anlamlarına gelen; 'üf', 'püf'...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
bu bir problem olabilir mi? yani, sıkıldın, bunaldın ve uğraşmak istemiyorsun artık; 'üf' ya da 'püf' diyorsun; hiç düşünmeden; hem neden düşüneceksin ki; bin yıldır 'üf püf' bunlar. buna bir seçenek getirmenin ya da 'bu da benim tarzım!' demenin bir anlamı var mı? bununla beraber aynı değerde bir soru: aynı durumda nasıl oluyor da hep aynı anlamsız, garip, saçma sapan şeyi yapıyoruz ve bu bize hiç garip gelmiyor?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
ama farklı saçma bir şey yapıldığında garibimize gidiyor; çünkü bildiğimiz ve alıştığımız saçmalık değil diye mi?&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/vvqAFbqbFCI?rel=0&amp;amp;showinfo=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;boşluk:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/baxR0JXAyvs?rel=0&amp;amp;showinfo=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg5V9lTMpgqWrOvdeCb5rET8ePjcXQuH-2iPOaguDVyke7JU4qg65sodVozfHM_QlGE3KjZAu4YDrJSLxXKTEwqKTqTk7u-NVkRfKr4GAKQYi8mffcc3R06ip5pvK6yeDHOEVNNtA/s72-c/quinquin_2-620x312.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>kurzgesagt – in a nutshell</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/kurzgesagt-in-nutshell.html</link><category>bilim</category><category>hayat</category><category>youtube</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Fri, 25 Aug 2017 13:40:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-7674831757871946267</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgMa3WcroLXzJPdhKG62HastLkJeFJnolq5fcqsNBDBtSY7CWKJQKcfa49OPYE-jNq1pnTKT20x3Nc5gAzjk8vwlqXxWHiXI1eQoPypeHhgwiatDpj4PndQAoV1eY3QidY6ZnQEZA/s1600/kurzgesagt+%25E2%2580%2593+in+a+nutshell.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="100" data-original-width="100" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgMa3WcroLXzJPdhKG62HastLkJeFJnolq5fcqsNBDBtSY7CWKJQKcfa49OPYE-jNq1pnTKT20x3Nc5gAzjk8vwlqXxWHiXI1eQoPypeHhgwiatDpj4PndQAoV1eY3QidY6ZnQEZA/s1600/kurzgesagt+%25E2%2580%2593+in+a+nutshell.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
'&lt;a href="https://www.youtube.com/channel/UCsXVk37bltHxD1rDPwtNM8Q" target="_blank"&gt;kurzgesagt – in a nutshell&lt;/a&gt;' takip etmeye değer youtube kanallarından; her ay, genellikle bilimsel mevzular içeren yeni bir video yayınlanıyor. insanın aklını sarsabilecek şeyleri sakin bir ses tonuyla ve oldukça sevimli, renkli animasyonlar eşliğinde sunuyorlar. aslında grafikle / animasyonlarla bilimsel şeylerin anlatıldığı videolar, eğer ki videoyu hazırlayanın asıl odaklandığı şey, anlattıklarının bilimsel sağlamlığından çok &amp;nbsp;hazırladığı sunum (grafikler, animasyon) ise, ki bu çoğunlukla belli de oluyor, belki ilgi çekici görünüyor ancak özünde insana pek bir şey katmıyor. &lt;br /&gt;
kurzgesagt ekibinin hazırladığı videolarda ise o yavanlık yok bence. anlatmak, paylaşmak istedikleri bir şey var ve günümüz hız çağında bunu kısa sürelere sığdırıp, renkli ve eğlenceli bir sunumla yansıtıyorlar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
dün yayınlanan, kara deliklerin, sevgili evrenimizi yok edebilme olasılığı üzerine hazırladıkları videoda insanın başını döndürebilecek şeyler anlattılar; hem de türkçe alt yazı desteğiyle. (&lt;a href="https://www.youtube.com/watch?v=yWO-cvGETRQ&amp;amp;t=306s" target="_blank"&gt;tıktıktık&lt;/a&gt;)&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
hali hazırda yaklaşık 5 milyon kişiye düzenli olarak ulaşıyorlar, toplamda ise 275 milyon defa videoları görüntülenmiş; yine de belki gözden kaçırmış ya da karşılaşmamış olan vardır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/8nHBGFKLHZQ?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgMa3WcroLXzJPdhKG62HastLkJeFJnolq5fcqsNBDBtSY7CWKJQKcfa49OPYE-jNq1pnTKT20x3Nc5gAzjk8vwlqXxWHiXI1eQoPypeHhgwiatDpj4PndQAoV1eY3QidY6ZnQEZA/s72-c/kurzgesagt+%25E2%2580%2593+in+a+nutshell.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>10 metre </title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/10-metre.html</link><category>belgesel</category><category>hayat</category><category>kısa filmler</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Thu, 24 Aug 2017 12:05:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-8922771433901015844</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
al sana 30 dolar, çık şu on metre yükseklikteki platforma ve atla, deseler bana, tek bir hücrem bile bu teklifi ciddiye almaz. konuyu 'kaç dolar verseler', geyiğine getirmek istemiyorum; kendini sınama da dahil olmak üzere ortada gerçek bir neden yokken, benim o işi yapma ihtimalimi, şu anda oturduğum yerden, sıfıra yakın görüyorum.&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
gerçek neden dediğim de, bir hayati tehlike durumudur sanırım; peşinden bir şey (silahlı bir manyak, bir ayı, yuvarlanan dev bir kaya topu...) &amp;nbsp;kovalıyordur seni, kaçacak yerin kalmamıştır ve kurtulma şansı diye değerlendirip, atlarsın herhalde? ya da bir çocuk düşmüştür veya sevdiğin birisi ve ne bileyim yüzme bilmiyordur, ya da yüzemeyecek ama gayet de boğulup gidebilecek bir durumdadır; onu kurtarmak için atlarsın herhalde?&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
on metreden, on beş metreden, sırf eğlencesine denize ya da havuza atlamanın eğlenceli bir aktivite olduğunu kabul ediyorum; bana çılgınca gelmiyor ancak hayranlık da duymuyorum. olabilir diyorum, daha ne diyebilirim ki; hem bana ne?&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
"ten meter tower", 2017 sundance film festivalinde de gösterilmiş bir belgesel. yaklaşık yirmi dakika, yorumsuz, yargısız, bir deney havasında. belgeselde, 10 metre yükseklikten havuza atlama konusunda kendime yakın gördüğüm insanları izledim; dolayısıyla üzerimde hoş bir gerilim filmi etkisi yarattı. insanların karar verme süreçleri; her birinin kendine has halleri; ırk, cinsiyet, yaş ve görünüş gibi özellikler üzerinden değerlendirmeler yapmanın saçmalığı hatta kişiler arası iletişim örnekleri gibi şeyler üzerine düşünceler uyandırabilecek, formatı hiç değiştirmeden dizi yapsalar, sektirmeden &amp;nbsp;her bölümünü merakla izleyebileceğim bir yapım, "ten meter tower".&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;iframe width="600" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/cU2AvkKA4kM" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/cU2AvkKA4kM/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total></item><item><title>we can't live without cosmos</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/we-cant-live-without-cosmos.html</link><category>animasyon</category><category>konstantin bronzit</category><category>kısa filmler</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Wed, 23 Aug 2017 16:05:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-5372936286605721761</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
konstantin bronzit abiden, hoş detaylar ve incelikle yedirilmiş bir mizahla süslenmiş, güzel bir animasyon daha. daha önce paylaştığım "at the ends of the earth"* kadar olmasa da, bu eseri çok beğendim. sanki finali, ne bileyim, pek tatmin etmedi, bilmiyorum belki bende bir sıkıntı vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
film beraber büyümüş iki astronotun, arkadaşlıkları üzerine. ya da cem yılmaz'ın, astronot olmak isteyen çocuğa, şimdiden zıplamaya başla, yaklaşımını hatırlatan bir azim üzerine. yok ama yine de nihayetinde dostluk üzerine...&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/3MvgBmj8qWs?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
*&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.net/2009/02/koca-dunya.html"&gt;koca dünya&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/3MvgBmj8qWs/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>yaşlı insanların kayıp yüzüklerini bulan havuçlar </title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/yasl-insanlarn-kayp-yuzuklerini-bulan.html</link><category>hayat</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Tue, 22 Aug 2017 11:21:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-4610990931671749645</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;aslında şöyle söylemek gerek; yaşlı insanların kayıp yüzüklerini bulan havuçları bulan yaşlı insanlar... zira belki binlerce, milyonlarca havuç, şu anda, yıllar önce kaybedilmiş ancak "buldum benimdir" ilkesiyle sahiplendikleri yüzüklere sıkı sıkı sarılmış, bir gollum edasıyla kendilerinden geçmiş, toprak altında gizleniyor olabilirler; diğer havuçların kıskançlık, imrenme ya da hayranlık dolu bakışları altında...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
belki bazı havuçlar, sırf yüzüklerine güvendiklerinden, kendilerini kraliçe havuç ilan etmişlerdir:&lt;br /&gt;
- pişt...&lt;br /&gt;
- ne?&lt;br /&gt;
- sen bundan sonra işçi havuçsun.&lt;br /&gt;
- ne?&lt;br /&gt;
- ben bu bahçenin kraliçe havucuyum belli oluyordur sanırım.&lt;br /&gt;
- diyorsun... ne yapmamı bekliyorsun?&lt;br /&gt;
- onu düşünmedim daha; soran olursa işçi havucum ben dersin...&lt;br /&gt;
- işçi havucu mu işçi havuç mu?&lt;br /&gt;
- küstah!&lt;br /&gt;
- o şey beynine c vitamini gitmesini engelliyor sanırım...&lt;br /&gt;
- fazla konuşma da yakınında iri yarı bir havuç varsa söyle; emrimdir, bundan sonra savaşçı havuç olacak!&lt;br /&gt;
- yok yanımda kimse; ama görürsem söylerim.&lt;br /&gt;
(...)&lt;br /&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;
ancak konu onlar değil; konu, kaçarken yakalanan sinsi havuçların ya da "bi' yüzük buldum, yüzük kaybeden var mı!" diye bağırıp duran dürüst havuçların ya da uzunca bir süredir çevresinden bir&amp;nbsp;heimlich manevrası bekleyen ancak teknik ve doğal nedenlerden ötürü bir türlü boğazında düğümlenmiş yüzükten kurtulamayan telaşlı havuçların gün ışığına, bellerindeki ya da boğazlarındaki yüzüklerle çıkarılmış olmaları.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtnoTrC50PE3wFub51Txyj793WQAtMDhYgQf2cZKt1BwbWxbLB5YTubMwt0AsrECwirCfueevSrSx2Wm4pzQO4vIKFtGrTIUG-cLWo9zl60thLJ2yYtS9dGgjMcy-zNz30g01cgg/s1600/havuc.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="293" data-original-width="600" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtnoTrC50PE3wFub51Txyj793WQAtMDhYgQf2cZKt1BwbWxbLB5YTubMwt0AsrECwirCfueevSrSx2Wm4pzQO4vIKFtGrTIUG-cLWo9zl60thLJ2yYtS9dGgjMcy-zNz30g01cgg/s1600/havuc.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
işte bazı örnek olaylar:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
lena paahlsson, üzerinde yedi taş elmas bulunan yüzüğünü, kaybettikten 16 yıl sonra, bahçesinde, topraktan söküp çıkardığı havuçta bulmuş. ne şaşkınlık dolu bir mutluluktur!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
otto theer, evlilik yüzüğünü, kaybettikten üç yıl sonra, yine bahçesindeki bir havucun üzerinde bulmuş; bir gün bulacağımı biliyordum, demiş. yüzünde mutluluğa batırılmış bir sırıtış ile; kahraman (ya da hırsız; bunu asla kesin olarak bilemeyiz) havuç ile bir hatıra fotoğrafı bile var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
son olarak mary grams, kaybettiği evlilik yüzüğünü 13 yıl sonra, evet, bahçesinden çıkan bir havucun üzerinde bulmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/LmqoiSU3MeE?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kaynak:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.broadsheet.ie/2012/01/04/one-carrot-diamond-ring/" target="_blank"&gt;lena paahlsson&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.boredpanda.com/lost-wedding-ring-carrot-germany/" target="_blank"&gt;otto theer&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.cbc.ca/news/canada/edmonton/engagement-ring-found-on-carrot-alberta-1.4248131" target="_blank"&gt;mary grams&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtnoTrC50PE3wFub51Txyj793WQAtMDhYgQf2cZKt1BwbWxbLB5YTubMwt0AsrECwirCfueevSrSx2Wm4pzQO4vIKFtGrTIUG-cLWo9zl60thLJ2yYtS9dGgjMcy-zNz30g01cgg/s72-c/havuc.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>6 resim - 6 fotoğraf</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/6-resim-6-fotograf.html</link><category>fotoğraf</category><category>görsel</category><category>resim</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Mon, 21 Aug 2017 13:16:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-7902298903072626091</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;fotoğraf gibi resimler ve resim gibi fotoğraflar. şahsen resim gibi fotoğrafları tercih ediyorum. fotoğraf gibi resimler zaten fotoğraflardan yola çıkılarak yapılıyor ve takdir ettiğim sabır ve yetenek oluyor; nihayetinde evet gayet güzel kadınlar, duruyorlar, bakıyorlar.. oysa resim gibi fotoğraflarda sanki bir şeyler gizli; kimin, ne zaman, hangi duygularla baktığına bağlı olarak..&lt;br /&gt;
elbette sadece aşağıdaki örnekler için konuşuyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhksf__s3d74GO0nfz9MsVGmSQIDvqTiSNtkr7ezKFpYuFzAaXiJw4wUwXJeFVN5PwZ00Z1VvpTfKEwTikUNxKKtYf-r88ZbWoJt-pzkMMCuABH1iMLD8h0Oc1_MnkjGHaIResEjw/s1600/89f1f0_6c1b84b7bb7d40f9b811b34baa2d86df.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="531" data-original-width="800" height="398" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhksf__s3d74GO0nfz9MsVGmSQIDvqTiSNtkr7ezKFpYuFzAaXiJw4wUwXJeFVN5PwZ00Z1VvpTfKEwTikUNxKKtYf-r88ZbWoJt-pzkMMCuABH1iMLD8h0Oc1_MnkjGHaIResEjw/s640/89f1f0_6c1b84b7bb7d40f9b811b34baa2d86df.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEioY-8d_4BdWmbv4BzIb8tGCVKwYH6ebi_2jZ9xGre1iin9cDU4ufjLgP2UJ6fJCpz0rP9vpwXBE3Q8Jky150JU_XhvOOyEfMfqkboZcG40cBFw7Z4HRjXmeDr6jWdsiHY00Yav9A/s1600/0213.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="998" data-original-width="1500" height="398" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEioY-8d_4BdWmbv4BzIb8tGCVKwYH6ebi_2jZ9xGre1iin9cDU4ufjLgP2UJ6fJCpz0rP9vpwXBE3Q8Jky150JU_XhvOOyEfMfqkboZcG40cBFw7Z4HRjXmeDr6jWdsiHY00Yav9A/s640/0213.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhILVIG-4wHYVjzgRrnvJxnynRuXMAm4pYbXbWHrw7GxAZROyEWDM1mLlY736voeUpJHWZFqexWsiTXm1Pnih1D4DmamGXqZ9r4PDbYYJuU6tp6NPd7Xu-griek5_VwT2Piab_twQ/s1600/Untitled%253B+Lizzie+in+the+snow%252COil+on+paper%252C+42+x+60+inches%252C++in.+2010%252C...-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="1081" data-original-width="1600" height="405" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhILVIG-4wHYVjzgRrnvJxnynRuXMAm4pYbXbWHrw7GxAZROyEWDM1mLlY736voeUpJHWZFqexWsiTXm1Pnih1D4DmamGXqZ9r4PDbYYJuU6tp6NPd7Xu-griek5_VwT2Piab_twQ/s640/Untitled%253B+Lizzie+in+the+snow%252COil+on+paper%252C+42+x+60+inches%252C++in.+2010%252C...-2.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjKem2vU57rhqXH-QLq7ivgFjYfhg7KzVRC-qkF1hufAgbR7hPobp-Ie9OZdshDifygEkCvr7kcwmO3GBtuIjcDRR0t0ieuaEee07eLNk3B6KAiMod8UaHBHNbBJ_UluQpRVqKJzw/s1600/Untitled_%252BCristal%252C%252Boil%252Bon%252Bpaper%252C%252B42%252Bx%252B60%252Binches%252C%252B2017..jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="1035" data-original-width="1500" height="413" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjKem2vU57rhqXH-QLq7ivgFjYfhg7KzVRC-qkF1hufAgbR7hPobp-Ie9OZdshDifygEkCvr7kcwmO3GBtuIjcDRR0t0ieuaEee07eLNk3B6KAiMod8UaHBHNbBJ_UluQpRVqKJzw/s640/Untitled_%252BCristal%252C%252Boil%252Bon%252Bpaper%252C%252B42%252Bx%252B60%252Binches%252C%252B2017..jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEimcBQCd1C3BlMknwZonqhYehZJIbTegBZzvCQKsuaGT8ny5MTZPNtaj_znDH0DSSHJ0XF9RMrVC7cHNsry5uy_m514o968Vymn7r5k3-qhp55RnCyWdueM1tQ5rjbSYQHVpZqysg/s1600/yigal-ozeri-4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="758" data-original-width="1200" height="379" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEimcBQCd1C3BlMknwZonqhYehZJIbTegBZzvCQKsuaGT8ny5MTZPNtaj_znDH0DSSHJ0XF9RMrVC7cHNsry5uy_m514o968Vymn7r5k3-qhp55RnCyWdueM1tQ5rjbSYQHVpZqysg/s640/yigal-ozeri-4.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjG9YxgKJTnce-JoAJ9MkyDC4ZLOxEsjUmyp71YTknOosQzv0y84kQbCNtH3oL5NhihWy3qaFqRKmWZWW0IaTkt5m1GaH-OOeoa-l__ntsIw1U2-MkuTlfe1mD8D1vSqlqFKoOaSQ/s1600/89f1f0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="986" data-original-width="1500" height="394" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjG9YxgKJTnce-JoAJ9MkyDC4ZLOxEsjUmyp71YTknOosQzv0y84kQbCNtH3oL5NhihWy3qaFqRKmWZWW0IaTkt5m1GaH-OOeoa-l__ntsIw1U2-MkuTlfe1mD8D1vSqlqFKoOaSQ/s640/89f1f0.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ressam yigal ozeri&lt;br /&gt;
kaynak : &lt;a href="http://www.yigalozeriartist.com/" target="_blank"&gt;yigalozeriartist.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXKHexvrsgMmAm33F7drv85ZIvw0Mxu2098xdFVcoCX1Gjs7m71-3grsT-3bOEROY9eKnZxQmyXzxYp1EJnrieJqOcvjMWFDN651AxkXkpefc8BtSF5zq9w3geCzQnhWgNEy7l6g/s1600/leonard-misonne-photography-3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="775" data-original-width="1024" height="450" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXKHexvrsgMmAm33F7drv85ZIvw0Mxu2098xdFVcoCX1Gjs7m71-3grsT-3bOEROY9eKnZxQmyXzxYp1EJnrieJqOcvjMWFDN651AxkXkpefc8BtSF5zq9w3geCzQnhWgNEy7l6g/s320/leonard-misonne-photography-3.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinzdpjskdoUSAD4R7uLWzdVXn-sR_o672uJkdfCRi_OVQBK6xSr_jBnBvMEWN7HgGygm2vsQSeBoA0ffiJMbo_jemftNntaeaT3naT3uZZSup3iAh8sNjCltgaHCqGw4hyphenhyphenpg-EoQ/s1600/leonard-misonne-photography-4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="746" data-original-width="1024" height="450" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinzdpjskdoUSAD4R7uLWzdVXn-sR_o672uJkdfCRi_OVQBK6xSr_jBnBvMEWN7HgGygm2vsQSeBoA0ffiJMbo_jemftNntaeaT3naT3uZZSup3iAh8sNjCltgaHCqGw4hyphenhyphenpg-EoQ/s320/leonard-misonne-photography-4.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhF-E_q5rOhFHye-BplOPdnOJm9O2CHtzTS8KuHuUXmcTd7gyWcQsjzUF4Bm3vemh7yA62HSHx1Dx_zCX5-Q__WZ560KAjjYrllQh_IuTcOpyDClQZz7jpFnhw82c_zh3ikZNKsFg/s1600/leonard-misonne-photography-5.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="770" data-original-width="1024" height="450" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhF-E_q5rOhFHye-BplOPdnOJm9O2CHtzTS8KuHuUXmcTd7gyWcQsjzUF4Bm3vemh7yA62HSHx1Dx_zCX5-Q__WZ560KAjjYrllQh_IuTcOpyDClQZz7jpFnhw82c_zh3ikZNKsFg/s320/leonard-misonne-photography-5.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhSRucZLocwwsJdfF32vjGwNPFzwnUurtjwCJbth0EAJuqWYOnIU3AlrStzyhRAvYcgnQJ_HmUX4i9ctOpS31s9igD9msT1Wb624GGKVefE3PK3La7mLY40qhyphenhyphenQqa37uHqglGBqzQ/s1600/leonard-misonne-photography-7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="766" data-original-width="1024" height="450" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhSRucZLocwwsJdfF32vjGwNPFzwnUurtjwCJbth0EAJuqWYOnIU3AlrStzyhRAvYcgnQJ_HmUX4i9ctOpS31s9igD9msT1Wb624GGKVefE3PK3La7mLY40qhyphenhyphenQqa37uHqglGBqzQ/s320/leonard-misonne-photography-7.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEijK-TEsGlxOm6Ym9BEIlW4-XivGfmzjtouUh3C7U-3TxjAKCVt8yEdMIvxzoOQ9zNt6HPoLewhJ4rW6lV416Ld4QhcFdStgx9LfG27qcS8DgF2-a6IhZEyugn08O-uapnk4cpRtg/s1600/leonard-misonne-photography-22.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="824" data-original-width="1050" height="450" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEijK-TEsGlxOm6Ym9BEIlW4-XivGfmzjtouUh3C7U-3TxjAKCVt8yEdMIvxzoOQ9zNt6HPoLewhJ4rW6lV416Ld4QhcFdStgx9LfG27qcS8DgF2-a6IhZEyugn08O-uapnk4cpRtg/s320/leonard-misonne-photography-22.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEigutzN-7tOYjOauh6jn8XHc2-87K2kuda8lpsNg5Hlff7wmF1sdJ7Nvg4PoQn4t8u1HD7ixqISQgsgjHBfw8_bpUDeYDNu7FJUmirGAJcFnCMNSKKulAg3SdJtD9j6AsSrRm7Fhg/s1600/leonard-misonne-photography-24.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="681" data-original-width="1024" height="450" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEigutzN-7tOYjOauh6jn8XHc2-87K2kuda8lpsNg5Hlff7wmF1sdJ7Nvg4PoQn4t8u1HD7ixqISQgsgjHBfw8_bpUDeYDNu7FJUmirGAJcFnCMNSKKulAg3SdJtD9j6AsSrRm7Fhg/s320/leonard-misonne-photography-24.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
fotoğrafçı leonard misonne&amp;nbsp;(1870-1943)&lt;br /&gt;
kaynak: &lt;a href="http://www.vintag.es/2017/08/when-photos-looked-like-paintings-27.html" target="_blank"&gt;vintage everyday&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhksf__s3d74GO0nfz9MsVGmSQIDvqTiSNtkr7ezKFpYuFzAaXiJw4wUwXJeFVN5PwZ00Z1VvpTfKEwTikUNxKKtYf-r88ZbWoJt-pzkMMCuABH1iMLD8h0Oc1_MnkjGHaIResEjw/s72-c/89f1f0_6c1b84b7bb7d40f9b811b34baa2d86df.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>nasıl oldu da en azılı ambient dinleyicilerinden biri oldum?</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/nasl-oldu-da-en-azl-ambient.html</link><category>ambient</category><category>müzik</category><category>spotify</category><category>uyku</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Fri, 18 Aug 2017 16:22:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-3603779021003049036</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
uykuya dalma sıkıntım vardı. bir yerlerden radyo tiyatrosu kayıtları buldum; bir süre onları dinleyerek uykuya daldım. ancak bazı oyunlardaki ses efektleri sıkıntı olmaya başladı kısa zamanda. evet, uykuya dalmama yardımcı oluyordu bu oyunlar ancak her ne kadar kısık bir sesle yürütülüyor olsalar da, bir kapı çarpması, gök gürültüsü, patlayan bir tabanca ya da bir çığlık sesiyle "n'oluyo be?" diye uyanıyordum gecenin bir vakti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
sonra tekrar müzik çalarken uyumaya karar verdim. bazı müzik türleri ya da albümler işe yarıyordu. ne var ki uykuya dalma süresi çok değişkendi. hatta bazen işe yaramıyordu; müziği kapatıp, körelmiş olduğunu düşündüğüm uykuya dalma yeteneklerimi zorlamak zorunda kalabiliyordum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bir gece, nereden aklıma estiyse, erkan oğur'un 'bir ömürlük misafir' albümünü dinlemek istedim; uykuya dalmadan önce. meğer aradığım müzik buymuş! albümün üçüncü parçası "hey onbeşli onbeşli" başlamadan uykuya dalmış oluyordum! ilk on dakikası falan yetiyordu yani...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bir gün last.fm servisinden bir e-posta geldi; bir arkadaşlık isteği varmış. açtım baktım, kimdir nedir diye; yok ama, çok saçma, vatandaş ile müzik uyumumuz yok denecek kadar az, tanıdığım biri falan da değil. sonra anlaşıldı ki, last.fm sanatçı sayfasında, erkan oğur'u en çok dinleyenler listesine girmişim meğer! evet; erkan oğur'un &amp;nbsp;özellikle 'bir ömürlük misafir' albümü benim için özel bir albümdür ancak öyle önde bayrak sallayarak koşan dinleyicilerinden biri de değilim. burada uygunsuz bir durum var belli ki. ama bu nedenle bırakmadım albümü dinlemeyi; zihnim artık gecenin bir rutin parçası, klimanın motor sesi, suyun borular içinden akarken çıkardığı sürtünme sesi, çok uzak bir galakside son üç milyar yıldır tahta sandalyesinin denge sorununu halletmek için sürekli çivi çakan ihtiyarın çıkardığı ses gibi algılamaya başladı bu albümü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bir gün division isimli oyunu oynarken, yahu şu oyuna insan atmosferi güçlendirecek müzikler de ekler; hay sizin yapacağınız işin... diye söylenirken buldum kendimi. oflaya poflaya oyunun atmosferini güçlendirecek müzikler aradım, buldum. tabii bu biraz zaman aldı çünkü nihayetinde bu sorunu çözmek için ambient diye tabir edilen ve fakat neredeyse hiç haşır neşir olmadığım bir müzik türü hakkında kendimi geliştirmem gerekiyordu. tam o dönemde mahallemizde "ambient müzik dinleme teknikleri ve ülkemizde ambientçilik" gibi bir kurs açılmamıştı elbette; sezgilerime ve şansıma güvenerek spotify ve onun 'benzer müzisyen önerileri' aracılığıyla bir liste oluşturdum. tek kriterim, oyunun atmosferini güçlendirmek olduğundan gergin gibi, sanki kötü bir haber almışsın gibi, aha bir şey oluyor ya da eli kulağında daha da kötüsü kulağı üç metre ileride yerde gibi duygular uyandıran bir müzik listesi oldu bu. sonuçta, oyundaki eksikliği gideriyordu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bir gün uykuya dalmadan önce bu listeyi başlattım. kısık seste elbette. yaklaşık yüz yirmi parçadan oluşan bu liste tıpkı 'bir ömürlük misafir' etkisi yarattı; üçüncü parçaya gelmeden uykuya dalıyordum. ayrıca her seferinde karışık çalmasını emrettiğim için, gecenin bir rutini de olamıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
işte sorunu böylece çözdüm. tek endişem, aslında hiç de öyle olmadığım halde, gezegenin sayılı ambient müzik hastalarından biriymiş gibi bir profil çiziyor olmam: her gece yaklaşık altı saat ambient müzik dinliyorum zannediyor beni spotify ve last.fm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
not: işte o liste:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe src="https://open.spotify.com/embed/playlist/1tBh5rDowVS9hKlQEB7RgC" width="600" height="380" frameborder="0" allowtransparency="true" allow="encrypted-media"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title> love henry</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/love-henry.html</link><category>bob dylan</category><category>henry lee</category><category>judy henske</category><category>love henry</category><category>müzik</category><category>nick cave and the bad seeds</category><category>pj harvey</category><category>young hunting</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Thu, 17 Aug 2017 14:36:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-1604634217911320223</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
kadın bilmiyormuş ki sevgilisinin, kendisinden kat kat üstün olduğuna inandığı bir başka kadına aşık olduğunu;&lt;br /&gt;
"gel yanıma, gel yanıma sevgilim"&lt;br /&gt;
diye seslenmiş sevgilisine, tıpkı dün ya da geçen hafta seslendiği gibi. adam,&lt;br /&gt;
"gelmem, gelemem"&lt;br /&gt;
demiş; aynı anda iki kadınla birden ilişki yürütebilecek bir yapısı yokmuş belli ki. kadın şaşırmış;&lt;br /&gt;
"ama neden; gel yanıma"&lt;br /&gt;
diye ısrar etmiş. adam da çıkarmış ağzından baklayı;&lt;br /&gt;
"bir kadınla tanıştım, senden kat be kat üstün bir kadın, her bakımdan."&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"madem öyle bari son bir öpücük ver bana"&lt;br /&gt;
demiş kadın; ya da ona benzer bir şey. 'bunu yapmakta bir sakınca görmüyorum' diye düşünmüş adam ve kadına yaklaşmış. ancak kadın, bu yakınlaşma gerçekleşir gerçekleşmez, bir çakıyla adamı oracıkta, tek hamlede, olacak şey mi, öldürüvermiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ardından hop evinin yakınındaki kuyunun dibine göndermiş adamın ölü bedenini.&lt;br /&gt;
"haydi bakalım, benden kat be kat üstün olan o kadın görebilecek mi bakalım, bir daha seni!"&lt;br /&gt;
diye seslenmiş kuyunun karanlığına.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ama şu hayatta her şey istediğin gibi gitmez asla. kadın bilmiyormuş ki tüm bu olan biteni bir kuş izlemiş, her şeyi görmüş. hem de öyle basit bir kuş da değil; olaylar karşısında sessiz kalmayacak bir karakteri var:&lt;br /&gt;
"pişt!"&lt;br /&gt;
diye seslenmiş kadına, tünediği ağacın dalından. kuşun her şeyi gördüğünü, 'pişt!' sesine dönüp de kuşun suratını görür görmez anlamış kadın.&lt;br /&gt;
"gel yanıma, gel yanıma küçük kuş"&lt;br /&gt;
diye seslenmiş kuşa.&lt;br /&gt;
"gelmem, gelemem"&lt;br /&gt;
demiş kuş; sonra eklemiş:&lt;br /&gt;
"sen ki sevdiğini hiç düşünmeden katledebilecek bir kadınsın, zavallı küçük bir kuşu haydi haydi öldürüverirsin!"&lt;br /&gt;
kadın kuşun yüzüne bakmış bir süre; donuk bir ifadeyle.&lt;br /&gt;
kuş kadının yüzüne bakıyormuş sessizce.&lt;br /&gt;
kadın avuçlarının arasında sıktığı çakıyı kuşa sallamış hiddetle, sessiz bakışma ömrünü tamamlar tamamlamaz, haykırmış kuşa:&lt;br /&gt;
"ah keşke bir yayım olsaydı yanımda, öyle yukarıdan bakamazdın bana, aptal aptal konuşamazdın; tek seferde zımbalardım seni okumla!"&lt;br /&gt;
"hadi ordan!" demiş kuş ve uçmak üzere kanatlanırken eklemiş:&lt;br /&gt;
"keşke bir yayın ve okun olsaydı; gidip herkese anlatacağım şimdi gördüklerimi" demiş ve uzaklaşmış.&lt;br /&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;
gerçekten de birilerine anlatmış gördüklerini; onlar da şarkılar yapmışlar duyduklarından.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/TB5SBpyFKDw?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/QzmMB8dTwGs?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe src="https://open.spotify.com/embed/playlist/2iggYpzFasCbm4L4MYPrRN" width="600" height="380" frameborder="0" allowtransparency="true" allow="encrypted-media"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kaynak:&amp;nbsp;&lt;a href="https://mainlynorfolk.info/tony.rose/songs/younghunting.html" target="_blank"&gt;young hunting / earl richard / love henry / the proud girl&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/TB5SBpyFKDw/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>muhteşem performanslar</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/muhtesem-performanslar.html</link><category>komik</category><category>müzik</category><category>nick mason</category><category>pink floyd</category><category>shreds</category><category>video</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Wed, 16 Aug 2017 09:31:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-426468894630230211</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;bir ara moda olmuş sonra bitmiş ancak ben yeni gördüm bu zirzopluğu. nedir; müzisyenlerin konser (ya da canlı) performans kayıtlarını sabote ederek, ortaya koyulan müziği berbat (ama komik) gösterme sanatı diyebilirim. koca koca efsaneleri, müziğe heves etmiş ancak yeteneği pek de parlak olmayan liseli gençler &amp;nbsp;seviyesinde ve dandik müzik aletlerinden "güzel" ses çıkarmaya çalışırken izlemek, tezat durumlardan kaynaklanan komedileri izlemek gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kendileri ve yapıp ettikleri üzerinden yapılan bu komikliği izleseler, &amp;nbsp;onlar da eğlenirler miydi acaba? bu soruya net bir cevap veremem ancak nick mason'ın facebook sayfasından "pink floys shreds" isimli güzide eseri paylaşmış olması; eğer ki sayfasını o zamanlar kendisi yönetiyorsa; eğlendiği ve güldüğü anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowtransparency="true" frameborder="0" height="330" scrolling="no" src="https://www.facebook.com/plugins/post.php?href=https%3A%2F%2Fwww.facebook.com%2FNickMasonDrums%2Fposts%2F651989228175054&amp;amp;width=600" style="border: none; overflow: hidden;" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
bu "sanat alanında" çok fazla örnek yok ve olanların da bir bölümü özensiz, çöp şeyler ancak bazıları da var ki; olayın arkasındaki hasta ruhu takdir etmemek zor geliyor bana. sağ olsunlar kulaklarımın olan pası biraz daha paslandı ama buna değer.&lt;br /&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;
en beğendiğim dört örneği bırakıp kaçayım...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/UuJrg_U8SNY?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/cfCGUA23ipM?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/22i57u2eMDE?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="https://www.youtube.com/embed/clF_SNa23lI?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/UuJrg_U8SNY/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>no man's sky - evren kaç gb?</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2017/08/no-mans-sky-evren-kac-gb.html</link><category>evren</category><category>hayat</category><category>no man's sky</category><category>oyun</category><category>simülasyon</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Tue, 15 Aug 2017 15:45:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-6992652834506665805</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgd8dgckIl-gwJXM0qMzQeTP3ZsAJC_VpjhJT8t4bqKHZfgLd23iIHDyjD2FwGWHzXXTWaDxLEzzwzQtJzqvbzYn3wcJgKnp6egiJwlM5y1gXE01FZSR97qOiinwvccNEGP55zXXw/s1600/NoMansSky_.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="645" data-original-width="479" height="320" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgd8dgckIl-gwJXM0qMzQeTP3ZsAJC_VpjhJT8t4bqKHZfgLd23iIHDyjD2FwGWHzXXTWaDxLEzzwzQtJzqvbzYn3wcJgKnp6egiJwlM5y1gXE01FZSR97qOiinwvccNEGP55zXXw/s320/NoMansSky_.jpg" width="237" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
steam kullanıcı değerlendirmelerindeki olumlu değişimin etkisiyle ve playstation 4 için bu aralar oldukça uygun fiyata satılıyor olması nedeniyle denemeye karar verdim. bana çok anlamsız gelen bir takım özellikleri veya eksiklikleri olmasına rağmen oyunu oldukça beğendiğimi söyleyebilirim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
beni öncelikle rahatsız eden (ya da &amp;nbsp;anlamsız bulduğum) en büyük özellik, her gezegende medeniyet izlerine rastlamak oldu. gerçi daha iki sistem, üç gezegen gördüm ancak evrensel ölçekte bu üçte üç eder. oyundaki en keyif veren şeylerden biri keşfettiğin şeylere (bitki ve hayvanlara, gezegenin kendisine vs ) isimler verebilmek; bu ne demek; burayı sen keşfettin demek. bir yandan da bir saçmalık var ki, aslında tüm bu şeylerin zaten isimleri var; sen zaten var olan isimleri değiştiriyorsun. belki benim bilmediğim bir şeyler var; belki kaskında falan bir modül vardır da sen "yeni" bir şeyle karşılaştığında ona otomatik isim veriliyordur ve istersen onu daha sonra kendince düzenleyebiliyorsundur?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bir sisteme, o sisteme bağlı bir gezegene, o gezegenin bir bölgesine ve o bölgede bulunan canlı cansız şeylere isim vermiş bir kişi olarak (demem o ki, birazcık ayrıcalığımın ya da olmadı hatırımın olması gerek) "dur şurdan biraz demir toplayım, lazım olur" diye işe girişiyorsun hop o da ne kafana bir zibidi uçan araç (sentinel) dikiliyor. iş yapanı izleme merakı olduğundan falan değil ama! sen ona rağmen işine gücüne devam ettiğinde lazer silahını kızartmaya ayarlıyor ve durduk yere tatsız tuzsuz bir silahlı çatışmanın parçası oluyorsun. bu durum inanılmaz saçma bence. bu sentineller evrendeki tüm gezegenlerde turluyor mu yani; kim gönderiyor bunları, nerede üretiliyorlar, nasıl bir endişeden dolayı saldırıyorlar sağda solda rızkını iki taş parçasından çıkarmaya çalışan adama?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"keşfettiğim" üç gezegen de neredeyse tıka basa "medeniyet" izleriyle doluydu: terk edilmiş binalar, sağda solda kutular, ticaret merkezleri... &amp;nbsp;demek ki aslında her gezegen zaten keşfedilmiş; hatta "olan olmuş sen çok geç kalmışsın" hissiyatı daha yoğun hissediliyor. sen de galaktik seviyede bir şizofrensin ve (zaten hali hazırda ismi olan) şeylere isimler veriyorsun ve ilginçtir ki bu uğraşın boşa gitmiyor; yaptığını takdir edip sana her isimlendirmen karşılığında kredi ödemesi yapan birileri var. (sentinelleri de bu manyakların ya da manyağın evrene saldığını düşünüyorum)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kısacası keşfetme, özellikle isimlendirme işi keyifli ancak bu keyfi baltalayan şeyler var. belki bazı gezegenlerde akıllı varlık izleri ve etkileri bulunmasa daha güzel olurdu. hatta bana kalsa tam tersi olsun isterdim; bazı gezegenlerde üstelik &amp;nbsp;nadiren bu türden izlerle karşılaşılabilinsin. (demek ki bana kalsa oyun iyice batacak) &amp;nbsp;[güncelleme (180917) : tamamen boş gezegenler yok değil; ancak illa ki sentineller dolanıyor ortalıkta. kiminde çok az sayıda, kiminde saldırgan ama her gezegende sentineller bulunuyor. ]&lt;br /&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjrRQVr8g9-B1woevXeAQF29GDurf9F94tDwGidsCZhcxG8VeXxxtUs16bsnqhNdP1Etiy-kLhhqsZ5BOBAkLBP33UnLvMVMG5zz5Oq2JP2MwkDGJkfKhX3ViYXjvKzvka7KpyKyQ/s1600/No+Man%2527s+Sky_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="900" data-original-width="1600" height="338" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjrRQVr8g9-B1woevXeAQF29GDurf9F94tDwGidsCZhcxG8VeXxxtUs16bsnqhNdP1Etiy-kLhhqsZ5BOBAkLBP33UnLvMVMG5zz5Oq2JP2MwkDGJkfKhX3ViYXjvKzvka7KpyKyQ/s640/No+Man%2527s+Sky_2.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt; artı ve eksiler :&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
+ oyunun görsel anlayışını çok beğendim. &amp;nbsp;kendine has bir görselliği var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
+ uzay araçlarının kullanımı keyifli ve rahat.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
+ şeylere abuk sabuk isimler uydurmak &amp;nbsp;ve çok ama çok küçük de olsa bir ihtimal (18 kentilyon&amp;nbsp;gezegen barındırıyormuş oyun) başka bir oyuncunun bu isimlendirmeleri görebileceğini düşünmek bence çok eğlenceli. türkçe isimler veriyorum; denk gelen olursa oyununa renk ve neşe katacaktır diye hayal ediyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- diyelim ki bir araç enkazı buldun; hali hazırda sahip olduğundan çok daha güzel bir araç ancak biraz elden geçirilmesi gerekiyor yani bu ne demek, epeyce bir malzeme toplaman, bulman gerek. işte bu noktada, şuraya bir işaret koyayım da malzemeleri toplayınca dönerim diyemiyorsun. sen oraya varmadan görebildiğin "enkaz" işareti de sen bir kere oraya vardıktan sonra yok oluyor. bu ne saçma bir şeydir; çözümünü bulamadım maalesef. [ güncelleme (180917) : bir işaret bırakabilmek için gerekli olan donanım, kurulan üste bulunan bilim uzaylısının yardım taleplerini gerçekleştirdikten sonra kullanılabilir oluyor. kısacası; önemli görülen bir noktaya, o noktayı daha sonra bulabilmek için bir işaret bırakmak olanaklıymış. ]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- bir noktadan sonra tekrara bağlama potansiyeli yüksek bir oyun. bu tartışmaya açık bir durum aslında. bazı oyunlarda haritadaki tüm soru işaretlerini açmak; oyun evrenine dağılmış şeyleri (barenziah taşlarını (skyrim), peyote bitkilerini (gta V) vb şeyleri) arayıp bulmaktan hoşlananlar için süre uzayacaktır elbette.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;

&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgrwED8Tjm0U49ZDXh1SpJzt6DsiJKJi9rvKG26ePWxl91zCgRw_CjZ8iPf2ZlsgPOeBTeQgwy-lvsFW_aIV8EOSlNiObZUvOjvz0XI9XoNdY7ednStB00oRwXyQPqGnZw4A70LQQ/s1600/No+Man%2527s+Sky_20.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="900" data-original-width="1600" height="338" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgrwED8Tjm0U49ZDXh1SpJzt6DsiJKJi9rvKG26ePWxl91zCgRw_CjZ8iPf2ZlsgPOeBTeQgwy-lvsFW_aIV8EOSlNiObZUvOjvz0XI9XoNdY7ednStB00oRwXyQPqGnZw4A70LQQ/s640/No+Man%2527s+Sky_20.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;*peki evren kaç gb?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bu oyun kendisi haricinde ilginç şeyler de düşündürttü bana. oyunda 18 kentilyon&amp;nbsp;gezegen bulunuyor diyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
hatta &lt;a href="https://eksisozluk.com/entry/47657571" target="_blank"&gt;ekşisözlük kaynaklı&lt;/a&gt; şöyle bir bilgi var:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt;net olarak, 18,446,744,073,709,551,616 gezegene ev sahipliği yapan devasa bir evrenden oluşuyor. oyundaki her gezegende 1 saniye bulunsanız, tüm gezegenleri dolaşmanız, 5 trilyon yılınızı alıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;
çıkış itibariyle yaklaşık 7 gb bir oyun bu (son güncellemelerle 10 gb civarında). tabii sorulmuş; 18 kentilyon&amp;nbsp;gezegen hard diskte bu kadarcık mı yer kaplıyor diye.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
oyunu cihazına indirdin, kurdun ve çalıştırdın. "yeni oyun" düğmesine tıkladığında, bu oyunun evreni potansiyel olarak var oluyor ancak 18 kentilyon&amp;nbsp;gezegen bir anda oluşmuyor ; sen onları keşfettikçe (oyun içi) "gerçek" varlık kazanıyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
eğer bir gezegen üzerindeysen, sistem o 10 gb malzemenin büyük bir bölümünü (cisim, çevre kaplamaları çeşitliliğinden vs), eğer uzay boşluğundaysan çok küçük bir bölümünü kullanılıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
yani asıl yer kaplayan, o 10 gb kaynağı harcayan, üzerinde bulunduğun gezegen; evrenin kendisini tüm gezegenleriyle algılaman olanaksız olduğundan bunu oyunun hesaplayıp tasarlamasına ve kaynak harcamasına gerek yok.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kısacası (tüm 3 boyutlu bilgisayar oyunlarında olduğu gibi) sen nereye bakarsan orası var oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
işin ilginci bu mekaniğin neredeyse bizim evrenimiz için geçerli olduğunu iddia eden insanlar var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="337px" mozallowfullscreen="" scrolling="no" src="https://embed.ted.com/talks/lang/tr/donald_hoffman_do_we_see_reality_as_it_is" webkitallowfullscreen="" width="600px"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"belki de gerçeklik, bilinçli deneyimlere neden olan kocaman bir makinedir." diyor donald amca bu konuşmasında.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
peki bu makineyi algılamak olanaklı mı? ya da kontrolünü ele geçirmek? ve bu soruları kim soracak; simülasyonu çalıştıran ve kontrol eden ve elbette başka bir gerçeklikte var olan kullanıcı mı; onun kontrol ettiği ve simülasyon evreni içinde var olan karakter mi yoksa sadece kullanıcı kendisine baktığında var olma şansı yakalayan bir figüratif karakter (npc) mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
çünkü bizim evrenimiz bir simülasyon ise; bu simülasyonun yapısını anlamaya çalışan, ya da simülasyondan sızıp üst evren ile iletişime geçmeye çalışan, bu işi simülasyonu kullananın (ve kontrol edenin) gözleri üzerindeyken yapmak zorunda.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bu durumda simülasyonun kurgulanma amaçlarından biri de, simülasyon içinden bazı nesnelerin bulundukları evrenden (simülasyondan) üst evrene (simülasyonun çalıştırıldığı evrene) geçiş yapıp yapamayacaklarını ya da iletişim kurmayı becerip beceremeyeceklerini test etmek olmalı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
donald amca yukarıda diyor ki, önüne atlamamı istediğiniz treni sadece ben algılamıyorum; her birimiz algılıyoruz. buradan şöyle bir şey çıkabilir: sahadaki tek bir oyuncunun gördükleriyle kontrol edilen bir futbol oyunu düşünelim. bu oyunda var olan her şey (grafik, görüntü anlamında) o oyuncu içindir. yine diyelim ki fazlasıyla gerçekçi ve milyonlarca olasılığın işlendiği bir oyun bu ve kontrol edilen oyuncunun kafasının arka tarafına doğru, taraftarın birinin fırlattığı bir madeni para yaklaşıyor. bozukluk atıldığı bilgisi simülasyonda vardır ancak arkana dönmezsen o şeyin gelip gelmediğinden ya da hangi açıyla nereden geldiğinden haberin olamaz. yani bu oyun evreninde senin algılamandan bağımsız var olabilen bir şeyler var. hani biz algıladığımız için vardı şeyler? bu çerçevede kalırsak eğer; o paranın var olabilmesi için birilerinin en başta onu algılaması gerekiyor ise, o halde bu oyunu (futbol oyununu) her kim oynuyorsa o sahadaki herkesin gördüğünü görüyor demektir. demek ki sahada ve tribünde bulunan göz (algılama) &amp;nbsp;kadar monitör var önünde ve o aynı anda hepsini birden izleyebiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjG52tldK6LIUlnhkxchf3IjoFQdDxdGsdEh6SZSjjjUtJ6IV8mFDTeMapBiVN6jWYCYTZU1UsgDXzzg2gRbwdNYZlJnFcQIEnu7z8Oo72cusug7I-REtGHBFO7akLDn8be8yhBdw/s1600/matri.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="257" data-original-width="600" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjG52tldK6LIUlnhkxchf3IjoFQdDxdGsdEh6SZSjjjUtJ6IV8mFDTeMapBiVN6jWYCYTZU1UsgDXzzg2gRbwdNYZlJnFcQIEnu7z8Oo72cusug7I-REtGHBFO7akLDn8be8yhBdw/s1600/matri.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bilinçli her varlık aslında ortak tek bir aklı (bilinci, program değerlerini ve olasılıklarını) mı paylaşıyor yoksa? ne saçma şey.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgd8dgckIl-gwJXM0qMzQeTP3ZsAJC_VpjhJT8t4bqKHZfgLd23iIHDyjD2FwGWHzXXTWaDxLEzzwzQtJzqvbzYn3wcJgKnp6egiJwlM5y1gXE01FZSR97qOiinwvccNEGP55zXXw/s72-c/NoMansSky_.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total></item><item><title>silecekte kuş yuvası</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2013/02/silecekte-kus-yuvas.html</link><category>hayat</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Thu, 21 Feb 2013 11:31:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-3158639748448785096</guid><description>&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixH5ZPUcLWY0lxmb2YJTvbEGQCrg-3zx144trDryp5U_jRVbUpGime09-B4tkWZUA1R5mMoXGov7X1lyFDyzK2b1GHd8KXhF4T51VB46_XPN-b9ycMZ00zjyZtaxhzUessrFhM4g/s1600/silecekteki-kus-yuvasi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="459" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixH5ZPUcLWY0lxmb2YJTvbEGQCrg-3zx144trDryp5U_jRVbUpGime09-B4tkWZUA1R5mMoXGov7X1lyFDyzK2b1GHd8KXhF4T51VB46_XPN-b9ycMZ00zjyZtaxhzUessrFhM4g/s640/silecekteki-kus-yuvasi.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
vatandaşın biri aracını bir park yerine bırakıp gitmiş, altı gün sonra döndüğünde işte yukarıdaki durum ile karşılaşmış. hayat, duran araca arkadan bindirmiş dense, yeridir. ne yapsam ne etsem diye düşünmüş, konuyla ilgili birilerini aramış, sonuçta yavrular yumurtalarından çıkana kadar arabayı park yerinde bırakma kararı almış.&lt;br /&gt;
öykü gerçek mi değil mi bilemem ama (öyle bir durum karşısında) adamın, yuva işlevini tamamlayana kadar aracını park yerinde bırakmaya karar vermesi ilginç geldi bana. herkes yapmaz ya da yapamayabilir böyle bir şeyi. bir fedakarlık ama işte hayata renk katıyor. daha da katkısı olabilir hatta: ertesi gün, "kap arabanı gel, falan fişmekan yere gidelim" gibi bir teklifi "benim arabayla yola çıkamayız çünkü arka cam sileceğine bir kuş yuva yapmış" gibi muhteşemliği doğru olmasından kaynaklanan bir bahane ile karşılamak pek az insanın yakalayabileceği bir şans!&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
kaynak:&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.blameitonthevoices.com/2013/02/improvised-nest.html" target="_blank"&gt;http://www.blameitonthevoices.com/2013/02/improvised-nest.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEixH5ZPUcLWY0lxmb2YJTvbEGQCrg-3zx144trDryp5U_jRVbUpGime09-B4tkWZUA1R5mMoXGov7X1lyFDyzK2b1GHd8KXhF4T51VB46_XPN-b9ycMZ00zjyZtaxhzUessrFhM4g/s72-c/silecekteki-kus-yuvasi.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>calvin ve hobbes: derleme</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2013/02/calvin-ve-hobbes-derleme.html</link><category>calvin ve hobbes</category><category>derleme</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Wed, 13 Feb 2013 15:11:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-1365672055785833645</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;binlerce yıl önce calvin ve hobbes ile ilgili &lt;a href="http://www.tersmeditasyon.net/2009/03/calvin-ve-hobbes.html" target="_blank"&gt;bir şeyler&lt;/a&gt; yazmıştım. pis bir resim, foto biriktiricisi olmamdan dolayı zamanla bir calvin ve hobbes sahnesinin bir çok versiyonu birikti. madem böyle bir yığın oluştu o halde onları bir araya getirmek gerek:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgEstcapt98Sv7_2SoYhhNnFFj0AOB9Sg3fjG9Xo58OzVztvAfW9Nc0678hW9Geor4NneJBxcPTAkjMxhiwy7ZPdMOVVqN59tz-4lWqaRZALnJ1aqHSALvFgYKPP8YobaYUXmQ48w/s1600/calvin+hobbes+original.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgEstcapt98Sv7_2SoYhhNnFFj0AOB9Sg3fjG9Xo58OzVztvAfW9Nc0678hW9Geor4NneJBxcPTAkjMxhiwy7ZPdMOVVqN59tz-4lWqaRZALnJ1aqHSALvFgYKPP8YobaYUXmQ48w/s400/calvin+hobbes+original.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXBCmoeRSeBYxLUBK9frjjW4C3zqW3zIptH-DQd2bLwzUnFxfhU1y7386QgvHJqvS44nOlCrpKRxpXVQk5mJ8nufvQ2gFy0MR6Raj1NPyWsst5C6qAML6d58UboSlO0Gv0okTO1A/s1600/John_Calvin_and_Thomas_Hobbes_+spacecoyote.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXBCmoeRSeBYxLUBK9frjjW4C3zqW3zIptH-DQd2bLwzUnFxfhU1y7386QgvHJqvS44nOlCrpKRxpXVQk5mJ8nufvQ2gFy0MR6Raj1NPyWsst5C6qAML6d58UboSlO0Gv0okTO1A/s400/John_Calvin_and_Thomas_Hobbes_+spacecoyote.jpg" width="375" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXBCmoeRSeBYxLUBK9frjjW4C3zqW3zIptH-DQd2bLwzUnFxfhU1y7386QgvHJqvS44nOlCrpKRxpXVQk5mJ8nufvQ2gFy0MR6Raj1NPyWsst5C6qAML6d58UboSlO0Gv0okTO1A/s1600/John_Calvin_and_Thomas_Hobbes_+spacecoyote.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;john calvin and thomas hobbes - spacecoyote&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh1n-nSwgBkmVO_73T-ZPXzA2cnhhCRqjmnIiGQMC3wUNmuJ7L4H8EeUKz5cH_KV5_AZchuLmldqvgfnlWAQpndXhHv_bYuS60LMS1AS8Fxw8rUMFbrKXIJc09Ok9nodZ4z6qCT6A/s1600/img-jl_bilbo_and_gandalf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh1n-nSwgBkmVO_73T-ZPXzA2cnhhCRqjmnIiGQMC3wUNmuJ7L4H8EeUKz5cH_KV5_AZchuLmldqvgfnlWAQpndXhHv_bYuS60LMS1AS8Fxw8rUMFbrKXIJc09Ok9nodZ4z6qCT6A/s400/img-jl_bilbo_and_gandalf.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh1n-nSwgBkmVO_73T-ZPXzA2cnhhCRqjmnIiGQMC3wUNmuJ7L4H8EeUKz5cH_KV5_AZchuLmldqvgfnlWAQpndXhHv_bYuS60LMS1AS8Fxw8rUMFbrKXIJc09Ok9nodZ4z6qCT6A/s1600/img-jl_bilbo_and_gandalf.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;bilbo and gandalf - cooljohnny&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh-VhrQIFh9w-DDLrOsEHVoY9j3MVasLVq7dttE7f8fVaD0hTRAmxIt2AMdaA-XAOXpI412u22-Lk-K4-WOFGRrZnpR385TBHhZ3x3v5QHCYSjFNEwGNIug8TNtRnEgRaMr1DUGCw/s1600/tumblr_loo1o4JqWH1qae9seo1_500.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh-VhrQIFh9w-DDLrOsEHVoY9j3MVasLVq7dttE7f8fVaD0hTRAmxIt2AMdaA-XAOXpI412u22-Lk-K4-WOFGRrZnpR385TBHhZ3x3v5QHCYSjFNEwGNIug8TNtRnEgRaMr1DUGCw/s400/tumblr_loo1o4JqWH1qae9seo1_500.jpg" width="312" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh-VhrQIFh9w-DDLrOsEHVoY9j3MVasLVq7dttE7f8fVaD0hTRAmxIt2AMdaA-XAOXpI412u22-Lk-K4-WOFGRrZnpR385TBHhZ3x3v5QHCYSjFNEwGNIug8TNtRnEgRaMr1DUGCw/s1600/tumblr_loo1o4JqWH1qae9seo1_500.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj3aO2xZBwLa7twwQcCUtPu2hzQEfvOsQDNEIMu1m7inWeoIHl7shqTA1FEELrVGrnzs4B_TtLoaf9aQsX30nO8lz4yTPAwZeKVhiBsRyUU4f4_h0FyN2YBYtH3wPqtjyBjrWh7wA/s1600/calvin+hobbes.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj3aO2xZBwLa7twwQcCUtPu2hzQEfvOsQDNEIMu1m7inWeoIHl7shqTA1FEELrVGrnzs4B_TtLoaf9aQsX30nO8lz4yTPAwZeKVhiBsRyUU4f4_h0FyN2YBYtH3wPqtjyBjrWh7wA/s400/calvin+hobbes.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj3aO2xZBwLa7twwQcCUtPu2hzQEfvOsQDNEIMu1m7inWeoIHl7shqTA1FEELrVGrnzs4B_TtLoaf9aQsX30nO8lz4yTPAwZeKVhiBsRyUU4f4_h0FyN2YBYtH3wPqtjyBjrWh7wA/s1600/calvin+hobbes.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;where's carl? - joel watson&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4VJyhj8c0Em7rKyAosbKUhX-FJBumgx0H0QQT_eBduvhx7zMUPtrMaID7jRaO7y4aNbsYGOFTYg8f1qUG2XOOjQKa2cPPTSSZkgmhFMsKAdSN5wU7C2Uc9tI2tuYQhvBsBHyoHQ/s1600/YWB___Calvin___Hobbes_Tribute_by_Steorra_Moonstar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="325" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4VJyhj8c0Em7rKyAosbKUhX-FJBumgx0H0QQT_eBduvhx7zMUPtrMaID7jRaO7y4aNbsYGOFTYg8f1qUG2XOOjQKa2cPPTSSZkgmhFMsKAdSN5wU7C2Uc9tI2tuYQhvBsBHyoHQ/s400/YWB___Calvin___Hobbes_Tribute_by_Steorra_Moonstar.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4VJyhj8c0Em7rKyAosbKUhX-FJBumgx0H0QQT_eBduvhx7zMUPtrMaID7jRaO7y4aNbsYGOFTYg8f1qUG2XOOjQKa2cPPTSSZkgmhFMsKAdSN5wU7C2Uc9tI2tuYQhvBsBHyoHQ/s1600/YWB___Calvin___Hobbes_Tribute_by_Steorra_Moonstar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;ywb - calvin + hobbes tribute -&amp;nbsp;steorra-moonstar&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjOzXbzvpRgsonZCQRfAknWt5QW-AlND7li5Vm-YjwZxfN2Rin2DPVj-MeKfLhhLSpqbyF20VAxEkx3bwBBOGGtjvPqNifUoJlACcKCE6nxxk76UiBy08b3GjS3F3uOYnKpYY-fUw/s1600/calvin_hobbes_naruto.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjOzXbzvpRgsonZCQRfAknWt5QW-AlND7li5Vm-YjwZxfN2Rin2DPVj-MeKfLhhLSpqbyF20VAxEkx3bwBBOGGtjvPqNifUoJlACcKCE6nxxk76UiBy08b3GjS3F3uOYnKpYY-fUw/s400/calvin_hobbes_naruto.jpg" width="385" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjOzXbzvpRgsonZCQRfAknWt5QW-AlND7li5Vm-YjwZxfN2Rin2DPVj-MeKfLhhLSpqbyF20VAxEkx3bwBBOGGtjvPqNifUoJlACcKCE6nxxk76UiBy08b3GjS3F3uOYnKpYY-fUw/s1600/calvin_hobbes_naruto.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiWakTVC5ZMRUVC3NyxTLodNd4LxioOtFps9YL-LVvJ5rB3k5URW3-ixG3VjwHQvKFm-8jf1CJO9am_uWL7RTH_qGox3pvYD-nSXWGadqVYbKaSl9OZwYjVU2fDuzOO_OUU7RwPRg/s1600/dan_vs__crossing_logs_by_sugarkills-d4h4fui.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="385" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiWakTVC5ZMRUVC3NyxTLodNd4LxioOtFps9YL-LVvJ5rB3k5URW3-ixG3VjwHQvKFm-8jf1CJO9am_uWL7RTH_qGox3pvYD-nSXWGadqVYbKaSl9OZwYjVU2fDuzOO_OUU7RwPRg/s400/dan_vs__crossing_logs_by_sugarkills-d4h4fui.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiWakTVC5ZMRUVC3NyxTLodNd4LxioOtFps9YL-LVvJ5rB3k5URW3-ixG3VjwHQvKFm-8jf1CJO9am_uWL7RTH_qGox3pvYD-nSXWGadqVYbKaSl9OZwYjVU2fDuzOO_OUU7RwPRg/s1600/dan_vs__crossing_logs_by_sugarkills-d4h4fui.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;Dan Vs. Crossing Logs -&amp;nbsp;SugarKills&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjkotRQIxcxGWBsQ_gRhDmEUBfGGBM7q9_KM9eyLY3qVSGbOFrfcJQ97m7LgnkY3G-VnC5lQZDOT0q5-RDdjbd78UOGhh_NturjuTYqZ_Nw33jtktdhlinitej9FUOhBEaaKdu4cw/s1600/75107_1603714605606_1018347370_1618910_7805184_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjkotRQIxcxGWBsQ_gRhDmEUBfGGBM7q9_KM9eyLY3qVSGbOFrfcJQ97m7LgnkY3G-VnC5lQZDOT0q5-RDdjbd78UOGhh_NturjuTYqZ_Nw33jtktdhlinitej9FUOhBEaaKdu4cw/s400/75107_1603714605606_1018347370_1618910_7805184_n.jpg" width="355" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjkotRQIxcxGWBsQ_gRhDmEUBfGGBM7q9_KM9eyLY3qVSGbOFrfcJQ97m7LgnkY3G-VnC5lQZDOT0q5-RDdjbd78UOGhh_NturjuTYqZ_Nw33jtktdhlinitej9FUOhBEaaKdu4cw/s1600/75107_1603714605606_1018347370_1618910_7805184_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;jerry carr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj_sWTX1L-eq2yYwUA5qDINmqWbll3XPkhLT4m3vNVk2l7RPLY_2ZTutZ6nGP9FxbMd4S2mjvwkCDcBsIMA61ssjxMoS13oqCrzRtKVdHWt0K18cs6cozhQ_V4kqwrWxBEOM81Yw/s1600/calvin-hobbes-irl-3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj_sWTX1L-eq2yYwUA5qDINmqWbll3XPkhLT4m3vNVk2l7RPLY_2ZTutZ6nGP9FxbMd4S2mjvwkCDcBsIMA61ssjxMoS13oqCrzRtKVdHWt0K18cs6cozhQ_V4kqwrWxBEOM81Yw/s400/calvin-hobbes-irl-3.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj_sWTX1L-eq2yYwUA5qDINmqWbll3XPkhLT4m3vNVk2l7RPLY_2ZTutZ6nGP9FxbMd4S2mjvwkCDcBsIMA61ssjxMoS13oqCrzRtKVdHWt0K18cs6cozhQ_V4kqwrWxBEOM81Yw/s1600/calvin-hobbes-irl-3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;nite4awk&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiIXTQ_dnAba18-L3HEv4k7it5ke-6jT1FR9u-EQh5JjEI0yGFdYz9fgs_b9yQClqGp3On_s3WT1GZh5_CNVjeS7SJY1W1W_yReMph2VruuGHPFCtwyCUWClNH-yaq_8ilV7cKG1Q/s1600/calvin_n___hobbes_on_log_by_mattofsteel-d4detbi.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="346" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiIXTQ_dnAba18-L3HEv4k7it5ke-6jT1FR9u-EQh5JjEI0yGFdYz9fgs_b9yQClqGp3On_s3WT1GZh5_CNVjeS7SJY1W1W_yReMph2VruuGHPFCtwyCUWClNH-yaq_8ilV7cKG1Q/s400/calvin_n___hobbes_on_log_by_mattofsteel-d4detbi.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiIXTQ_dnAba18-L3HEv4k7it5ke-6jT1FR9u-EQh5JjEI0yGFdYz9fgs_b9yQClqGp3On_s3WT1GZh5_CNVjeS7SJY1W1W_yReMph2VruuGHPFCtwyCUWClNH-yaq_8ilV7cKG1Q/s1600/calvin_n___hobbes_on_log_by_mattofsteel-d4detbi.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;mattofsteel&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi1sb-d57KFoLKO1HmCKdTH3h_oIEG-8ZRZoaGa7m22BJRyRGvmq4-LgUB8pxW8RiGdARQ3atGlVOIGi1ndw1QFdnQVnE61xkFPmOwNEE14zP_gwOn3hJQAWu3b3uzDriCltxrp5A/s1600/Calvin_and_Hobbes__Painted_by_eric_with_a_k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi1sb-d57KFoLKO1HmCKdTH3h_oIEG-8ZRZoaGa7m22BJRyRGvmq4-LgUB8pxW8RiGdARQ3atGlVOIGi1ndw1QFdnQVnE61xkFPmOwNEE14zP_gwOn3hJQAWu3b3uzDriCltxrp5A/s400/Calvin_and_Hobbes__Painted_by_eric_with_a_k.jpg" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi1sb-d57KFoLKO1HmCKdTH3h_oIEG-8ZRZoaGa7m22BJRyRGvmq4-LgUB8pxW8RiGdARQ3atGlVOIGi1ndw1QFdnQVnE61xkFPmOwNEE14zP_gwOn3hJQAWu3b3uzDriCltxrp5A/s1600/Calvin_and_Hobbes__Painted_by_eric_with_a_k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;eric-with-a-k&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiz5N3aKxOampRYNM1kSLsFaAdYqHKJkZuyEkEhOIQSkVB3hzgs4BckaPGrWsQAqAzba0LKxT_25qDG05r7d8MVNHfey8Y06R_bqllpu2snYSLbksPmDlCJc2NrgVbAwO0IgY2Kew/s1600/Pipe_Cleaner_Calvin_and_Hobbes_by_fuzzymutt.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="386" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiz5N3aKxOampRYNM1kSLsFaAdYqHKJkZuyEkEhOIQSkVB3hzgs4BckaPGrWsQAqAzba0LKxT_25qDG05r7d8MVNHfey8Y06R_bqllpu2snYSLbksPmDlCJc2NrgVbAwO0IgY2Kew/s400/Pipe_Cleaner_Calvin_and_Hobbes_by_fuzzymutt.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiz5N3aKxOampRYNM1kSLsFaAdYqHKJkZuyEkEhOIQSkVB3hzgs4BckaPGrWsQAqAzba0LKxT_25qDG05r7d8MVNHfey8Y06R_bqllpu2snYSLbksPmDlCJc2NrgVbAwO0IgY2Kew/s1600/Pipe_Cleaner_Calvin_and_Hobbes_by_fuzzymutt.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;fuzzymutt&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgEstcapt98Sv7_2SoYhhNnFFj0AOB9Sg3fjG9Xo58OzVztvAfW9Nc0678hW9Geor4NneJBxcPTAkjMxhiwy7ZPdMOVVqN59tz-4lWqaRZALnJ1aqHSALvFgYKPP8YobaYUXmQ48w/s72-c/calvin+hobbes+original.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>romeo ve kankası</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2013/01/romeo-ve-kankas.html</link><category>hayat</category><category>kedi</category><category>köpek</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Tue, 8 Jan 2013 15:05:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-643425991244177654</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;bir kedi ile bir köpeğin arkadaş olmasında şaşırılacak bir şey yok. özellikle bunlar aynı evde, bahçede yaşıyorlarsa. ancak ikisi de sokakta yaşıyorsa, işte o pek nadir görülen bir şeydir sanırım. üç dört yıl önce bizim goldi'ye kur yaptığı için "romeo" ismini taktığımız bir sokak köpeği var. arada sırada görünür, genelde yalnız takılırdı ancak yaklaşık bir senedir bir kediyle takılıyor. nasıl karşılaştılar, nasıl olup da birbirlerine yaklaştılar ve beraber gezmeye başladılar bilemiyorum.&lt;br /&gt;
romeo ve kankası (boş yere kanka demiyorum; bunlar yan yana gelmiş iki hayvan değil sadece) bugün de geldiler ve olan biteni kaydettim:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe width="600" height="338" src="http://www.youtube.com/embed/R_tkwxPGlSE?rel=0" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/R_tkwxPGlSE/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total></item><item><title>cennet zararlısı</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2013/01/cennet-zararls.html</link><category>animasyon</category><category>gezegen</category><category>hayat</category><category>insan</category><category>video</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Thu, 3 Jan 2013 14:11:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-1785149540536250018</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;bu gezegenin, üzerinde var olan tüm varlıklar için ve hatta çok uzaklardaki varlıklar için tam da bir cennet olduğunun farkında olmayan, bu cennetin bir cehenneme dönüşmesinde doğrudan ya da dolaylı sorumluluğu bulunan, buna rağmen bir gün cennete gidebilmek için ölmeyi bekleyen milyonlarca insan var. bununla beraber, bu gezegenin, özellikle üzerinde var olan tüm varlıklar için bir cehenneme dönüştüğünün farkında olan ve bu yıkımın durdurulması gerektiğini düşünen de milyonlarca insan var; ya da binlerce, bir an emin olamadım. böyle bir şeyi düşündüğümde, kendimi ayrı tutma eğilimi gösteriyorum, insanlar gezegeni ve gezegen üzerindeki yaşamı yok ediyor ama ben onlardan biri değilim, diye düşünüyorum, ben iyilerdenim! uzaydan, bilmiyorum nereden gelip, "sıçmışsınız lan cennet gibi gezegenin içine!" diyecek uzaylıya, "abi silahını bana doğrultma lütfen, ben hep söyledim, ama dinlemediler" diyeceğim; o gün geldiğinde. bir işe yarayacağını zannetmiyorum ama!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;tüm bedeni çeşit çeşit mikrobun halt yemesiyle hastalanmış bir insana, bedeninizi tüm mikroplardan, kötü, bozulmuş hücrelerden temizleyelim mi yoksa bazı mikroplar kalsın mı bedeninizde, diye sorsalar, aman efendim, mikrop falan bırakmayın, temizleyin beni rica ederim, diye cevap verir hasta olan. yine beden üzerinden konuşacak olursak, insan vücudu da aslında tam bir mikrop, bakteri yuvası. sadece bağırsak sisteminde, insan bedeni için zararlı, zararsız veya yararlı binlerce canlı var. gitmiş, görmüş gibi konuşmayım, alıntı yapayım:&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(...) bağırsaklarımızdaki mikrop sayısı, bizim kendi hücre sayımızın neredeyse on katı. bu mikroplar arasında hastalık çıkarmaya fırsat kollayanlar da var ama birçoğu zararsız, hattâ yararlı: bizim sindiremediğimiz bazı besinleri sindiriyor, bağırsaklarımızdan emilebilir hale getiriyor, ayrıca B7 ve K vitaminlerini üretiyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;bu bakteriler sadece mevcudiyetleriyle bile, zararlı olabilecek olanlarına yer bırakmamak yoluyla bize fayda sağlıyor. bu yararlı bakteriler aldığımız bir antibiyotikten etkilenirse, meydan o antibiyotiğe dirençli ve bize zararlı bakterilere kalabiliyor. o kadar ki clostridium difficile adlı bakteri, bir insanda bu şekilde ağır ishale, hattâ ölüme sebep olabiliyor!"&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;demek ki, bir sistemde zarar vermeden hatta o sisteme yarar sağlayarak yaşamak da olanaklı. bakteriler, mikroplar falan yapabiliyorlar yani bunu. tam bu noktada, sistemin farkındalığından da bahsetmek gerek. kendine, sağlığına dikkat ettiğinde, bağırsaklarındaki denge de korunuyor, kötüler kazanamıyor. ancak şöyle bir durum var, sen bağırsaklarında olan biten hakkında -genellikle, bir yerlerden bir şeyler okumadıysan misal- en ufak bir fikre sahip değilsin. bunun da ötesinde, irade ya da karar mekanizması işletmen olanaksız: yukarıdan gelen kararlı bir ses ile bağırsaklardaki tüm zararlı mikrop ve bakterilerin "yanlışlardaymışız!" deyip, doğru yola girmeleri &amp;nbsp;olanaklı değil.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;başa sarayım: gezegenin kendine has hastalıkları da vardır belki? ancak ona en hızlı ve büyük zararı insan veriyor. "ben iyilerdenim" demenin bir anlamı yok, bir grubun üyesi gibi hissetmekten başka! "ben iyiyim" diyebilmek belki önemli olabilir; birine değil de kendine; inanarak. illa çok büyük şeyler yapmak gerekmiyor; bak küçücük bakteri B7 vitamini üretiyormuş; ne güzel. kendine ve çevresine zarar vermiyor ve "gün boyunca bi' dolu şey yaptım ama görenim yok!" diye düşünmüyor. haha, yok bir de düşünseydi!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="allowfullscreen" frameborder="0" height="340" mozallowfullscreen="mozallowfullscreen" src="http://player.vimeo.com/video/56093731?portrait=0&amp;amp;color=ff3b11" webkitallowfullscreen="webkitallowfullscreen" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ayrıca bak: &lt;a href="http://www.acikbilim.com/2012/11/dosyalar/insanlik-nasil-olur.html" target="_blank"&gt;açık bilim:&amp;nbsp;insanlık nasıl "ölür"&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
alıntı: &lt;a href="http://www.acikbilim.com/2012/12/guncel/antibiyotigin-fazlasi-zarar.html" target="_blank"&gt;açık bilim: "antibiyotiğin fazlası zarar"&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total></item><item><title>borderlands</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/10/borderlands.html</link><category>borderlands</category><category>oyun</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Fri, 5 Oct 2012 14:14:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-8149813009853778692</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
borderlands, ganimet bulma merkezli bir oyun; tüm karakter geliştirme, görev tamamlama, vurdu kırdı daha iyi silah, zırh ya da güç bulmaya hizmet ediyor.&lt;br /&gt;
oyun, fallout serisi (ve aslında çok sıkıcı ve tekdüze bir borderlands çakması olan rage ) ile karşılaştırılabilir. ıssız, uçsuz bucaksız araziler, yok olmuş şehirler, oyunda ilerledikçe karakterleri geliştirme ve benzeri şeylerden dolayı... oysa çok ama çok farklı oyunlar bunlar. şöyle bir benzetme doğru olabilir: &amp;nbsp;fallout edebi diyebileceğin bir kitap gibiyken borderlands parlak kağıtlı bir çizgiromandır.&amp;nbsp;onu tuvalette bile tekrar tekrar okuyabilirsin, üzerine düşünmezsin. (rage ise, bu çizgiromanın "daha güzel çizilmeye çalışılmış" kötü bir takipçisidir.)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
bir oyun olmaları bakımından da farklılıklar vardır. örneğin, fallout'ta karakter öldürülürse oyun biter ve son kayıt noktasından itibaren yeniden oyuna başlanır. borderlands'de  ise, ölmeden hemen önce edindiğin şeyler (silah, mermi vs) yok olmaz. sadece toplam paranın %7 oranında bir bedel harcanır ve oyun alanına dönülür. bu fark şunu gösterir: borderlands daha az gerçekçilik, daha çok "oyun" barındırır.&lt;br /&gt;
borderlands, "görevleri tamamladım bitti" demenin zor olduğu bir oyundur. bir görev nedeniyle bir yerde mücadele edilen devasa güçlü düşmanlarla (boss'larla), görev tamamlanmış olmasına rağmen aynı yerde tekrar tekrar karşılaşma  olanağı vardır örneğin. (hepsiyle olmasa da çoğuyla...)&lt;br /&gt;
ekşi sözlükte şöyle yorumlar var ilk borderlands ile ilgili: "son zamanlarda oynadığım en iyi oyunlardan birisi. lvl 37 sniper olarak bitirdim", "level 35 olarak oyunu bitirdim. bütün yan görevler %99 falan bitti. 30 saat civarı oynamışım.", "hunter ile singel player olarak 35. levelde bitirdiğim oyun. görev kalmayınca da oynamanın bir anlamı kalmadığı için artık oynamıyorum. level kasmanın da bir anlamı yok."&lt;br /&gt;
çok net konuşayım: bu arkadaşlar oyunu çok yanlış (ya da farklı) anlamış ve bence çok şey kaçırmış!&lt;br /&gt;
borderlands iki turdan oluşur. ilk turda ana görevleri (ve tabii istenirse yan görevleri) bitirdiğinde güzel bir müzik eşliğinde yazılar geçer. biten şey oyun değil, senaryodur. ilk tur, ikinci tura yani oyun içindeki tabir ile, "asıl oyuna" hazırlık gibidir. gezi turu desem yeridir hani!&lt;br /&gt;
ikinci turda tüm senaryo en baştan başlar. karakterin düzeyi (30-40 level) tüm güçleri, silahları vs  yanındadır ve artık tüm düşmanlar çok daha güçlü ve çeşitlidir. üç gelen beş gelir yetmezmiş gibi taşaklı olanlar da meydana çıkar.&lt;br /&gt;
ikinci turun ana öyküsü de tamamlandıktan sonra artık 65-69 level aralığındasındır&amp;nbsp;( bundan sonrası "playthrough 2.5" diye adlandırılıyor)&amp;nbsp;ve kallavi olanlar senden iki üç level daha güçlü, kalan tüm düşmanlar en az senin düzeyindedir.&lt;br /&gt;
&lt;span id="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;object height="338" width="600"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/EBKlTtcYxmY?version=3&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;rel=0"&gt;&lt;/param&gt;
&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;
&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;
&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/EBKlTtcYxmY?version=3&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" width="600" height="338" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
(borderlands - mad moxxi's underdome eklentisinden, yaklaşık 3 saat sürmüş bir oyunun, her biri beş akından oluşan son iki raundu. oyuna yalnız başladım ve onuncu raunddan itibaren diğer insanlar dahil oldular. yanlış hatırlamıyorsam, son sekiz raund bu videodaki dörtlü vardı.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhP548295t72_ghigc0FzqqIKmVhXQXptFxH4NGqMUdf8ymsMY-k3LtvjYeHVtnlLojJ2ofYL4qLwkx0tpScR4D3h6c_SfSP6gwSn5GkKqWbmIISKQlbI04Bx2bQzU3HOlzvicdqQ/s1600/mordecai.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="338" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhP548295t72_ghigc0FzqqIKmVhXQXptFxH4NGqMUdf8ymsMY-k3LtvjYeHVtnlLojJ2ofYL4qLwkx0tpScR4D3h6c_SfSP6gwSn5GkKqWbmIISKQlbI04Bx2bQzU3HOlzvicdqQ/s640/mordecai.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
tüm o oyun sürecini, ikinci, üçüncü ve artık delirmişsen dördüncü karakterinle tekrar tekrar oynarsan (çünkü her karakterin oyun keyfi farklı olabiliyor) yaklaşık 600-700 saat borderlands oynayabilirsin demektir.&lt;br /&gt;
neyse, sonuç olarak şöyle bir oynama planı çizebilirim:&lt;br /&gt;
-tur bir: tüm görevler ve 4 eklenti paketindeki tüm görevler (ikinci tura yüksek level ile başlanmak isteniyorsa. yoksa sadece asıl oyunun ana görevleri de tamamlanabilir)&lt;br /&gt;
-tur iki: sadece ana görevler.&lt;br /&gt;
-tur iki buçuk: yan görevler ve 4 eklenti paketi. ("the secret armory of general knoxx" paketi istisna: onda da öncelikle onun ana görevini bitrmek gerek; düşmanlar sonrasında güçlenir)&lt;br /&gt;
tüm bunları başka oyuncularla beraber yapmak ise, oyunun zevkini ve zorluğunu, katılan oyuncu sayısı kadar katlar. işin aslı, borderlands olabildiğince çok kişiyle oynanması gereken bir oyundur. evet abartmayı seviyorum: yalnız başına oynanan borderlands, araç kullanmadan oynanan gta gibi bir şeydir. işte bu kadar!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgFtGU4rDf7Nbtk9DXCQeHUgfWd7fgh1VMkrr2XYLpISD1Caln9fQ8F8rbMsOnWyxVkqE-jZX0ASMNx7lJf-dX3mAe2cwYMFsxuISjtGRRhBg2K4D2u_15BS0kdAMi_aQwbl7ondQ/s1600/borderlands+2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="338" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgFtGU4rDf7Nbtk9DXCQeHUgfWd7fgh1VMkrr2XYLpISD1Caln9fQ8F8rbMsOnWyxVkqE-jZX0ASMNx7lJf-dX3mAe2cwYMFsxuISjtGRRhBg2K4D2u_15BS0kdAMi_aQwbl7ondQ/s640/borderlands+2.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
borderlands 2, ilk oyunun eksiklerini kapattığı gibi, üzerine tonlarca güzellik koymuş.&amp;nbsp;oyun alanları, mekanlar incelikle tasarlanmış. renkler ve ışık-gölge olayları şahane. nvidia nanesi physX ile etkileyici bir&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=EWFkDrKvBRU" style="text-align: justify;" target="_blank"&gt;fark yaratılmış&lt;/a&gt;. karakterler (eski ve yeni yüzler) bomba gibi. özellikle claptrap kahkaha attırdı bana bazı yerlerde. tamam&amp;nbsp;ganimet kapma-bulma merkezli &amp;nbsp;ancak bu, görevlerin sıkıcı ve tekdüze olmasını gerektirmez: ilk oyuna göre görevler çok daha çeşitli ve eğlenceli. müzikler ve müziklerin kullanımı önceki oyun kadar güzel.&amp;nbsp;özellikle "lynchwood" haritasında zirve yapan, daha çok western tınıları barındıran müzikler ilk oyundaki gibi jesper kyd, cris velasco - sascha dikiciyan ve raison varner imzalı. şu şöyle bu böyle diye daha fazla saymak gerekmiyor; borderlands 2 on numara bir oyun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi28UjClR0FwAeO2oP6mbXsBangJqdiBwPxXU6u2KZZK-2xQygjtm0F6QrwJp6cv1oOouOnUNSFtNkbhOA61NWGSYiDbgFJODxEzHNNCaxYwLE5LS58y2B7hNU28XrOGDVBYeVWaA/s1600/borderlands-2-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="338" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi28UjClR0FwAeO2oP6mbXsBangJqdiBwPxXU6u2KZZK-2xQygjtm0F6QrwJp6cv1oOouOnUNSFtNkbhOA61NWGSYiDbgFJODxEzHNNCaxYwLE5LS58y2B7hNU28XrOGDVBYeVWaA/s640/borderlands-2-1.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
yine de üzerine konuşulabilecek şeyler var tabii:&lt;br /&gt;
-bir karakterden diğerine malzeme transfer edilebiliyor. yani komando karakteriyle oynarken siren karakterinin kullanabileceği bir nane bulduğunda "tüh lan!" demiyorsun; düşünmeden alıyorsun ve ortak kullanıma açık yerlerden birine, daha sonra siren karakterinle oynarken almak üzere koyuyorsun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-bazı düşmanların bazı elemental silahlara karşı dayanıklığı vardır oyunda. artık onlara uygun olmayan silah ile ateş edildiğinde, düşmanın üzerinde sayılarla beraber uyarılar da patlıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-ulaşım araçlarının fiziksel gerçeklikleri ve çıkardıkları sesler eski oyunla kıyaslanmayacak kadar iyi. artık araçla düşmanların üzerinden ütüyle geçer gibi geçilemiyor. çarpma hissi çok daha gerçekçi ve düşman iri ise öylece kalıyor araç. çarptığın şeyin bir süre sersemlemesi gibi detaylar tüm bunları daha da zenginleştiriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-kumar makineleri, "tonla para biriktirdim ne olacak bunca para" derdine güzel bir çözüm olmuş. ama bir tane bile turuncu silah düşürebilmişliğim yok; çok param gitti çok, bu kumar illetine.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-tur sistemi ilk oyundaki gibi; ismi değişmiş ama. ilk tur "normal mode" diye, ikinci tur "true vault hunter mode" diye geçiyor. yukarıda örneklediğim plana benzer oynanırsa, yani ikinci tur, olabildiğince yan görevlere bulaşmadan bitirilirse, ikinci turun finalinden sonra kalan yan görevlerin çoğu, çok daha zevkli (zor) oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-arada sırada &lt;a href="http://steamcommunity.com/app/49520/discussions/" target="_blank"&gt;steam forumlarını&lt;/a&gt; takip etmekte fayda var. olası teknik sıkıntıları aşmak yanında, arada sırada sınırlı süreler için geçerli olan "golden key" kodları yayınlanabiliyor. golden key nanesinin pek bir numarası da yok aslında, ya da ben şanssızdım, iki ya da üç kere kullandım ancak çok da etkileyici şeyle karşılaşmadım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiUBt94PTjuyHPVa7Z1xjdUxK_y_R3siQpeDfeOY9-2d2rUeWpfNKx88OoFjfFq_iilyrOwSCHW7TWCEeMnUoH3ovliqoC-tY5ZpHsZX5Pzwnkr4ADxiMnD77BRVlbkBlzOM0mfMQ/s1600/moxxi+good+touch.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="338" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiUBt94PTjuyHPVa7Z1xjdUxK_y_R3siQpeDfeOY9-2d2rUeWpfNKx88OoFjfFq_iilyrOwSCHW7TWCEeMnUoH3ovliqoC-tY5ZpHsZX5Pzwnkr4ADxiMnD77BRVlbkBlzOM0mfMQ/s640/moxxi+good+touch.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-mad moxxi, eğer yeterince&amp;nbsp;bahşiş bırakılırsa&amp;nbsp;(ne kadarının yeterince olduğunu bilmiyorum, ona moxxi karar veriyor sanırım),&amp;nbsp;"miss moxxi's good touch" veya "miss moxxi's bad touch"&amp;nbsp;isimli smg silahları hediye ediyor. birisi ateşle kavuran diğeri kimyasallarla çürüten bu iki silah için arada sırada moxxi'yi bahşiş yağmuruna tutmakta fayda var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-eridium zımbırtıları, earl'ün elindeki her şey satın alındıktan sonra bir boka yaramıyor. bu saçma durumu daha sonra düzelteceklerini umuyorum. bir vatandaşın aklına &lt;a href="http://steamcommunity.com/app/49520/discussions/0/882962139183483716/" target="_blank"&gt;güzel bir fikir gelmiş&lt;/a&gt;, aynı zamanda crazy earl'e ekmek kapısı açabilecek bir şey; golden key satın alınsın aynı yerden diye bir fikir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-terramorphous isimli&amp;nbsp;"you. will. die. (seriously)" görevinin canavarı oyundaki en pislik yaratıklardan biri. onu alt edebilmek için yürekli ya da yetenekli olmak yetmiyor, biraz üste başa dikkat etmek, etkili silahlar bulmak gerekiyor. silah, bir pompalı tüfek; ismi "conference call". bu silahı elde edebilmek için lav denizindeki devasa warrior'u pataklamak gerekiyor; belki defalarca...&lt;br /&gt;
silah edindikten sonra, terramorphous için giyinip kuşanmak gerek. işte "the bee" isimli zırh bu sorunun çözümü. kelebek gibi uçarım (çünkü zırh kapasitesi diğer zırhlara göre oldukça düşük) ama arı gibi sokarım (tam şarj halinde iken ateş edildiğinde vuruş gücünü çok yüksek derecelerde artırıyor) dedirten "the bee",&amp;nbsp;arid nexus - boneyard bölgesinde. bölgeye varıldığında tam karşıda görülebilen radyo kulesinde "hunter hellquist" isimli vatandaş bulunuyor. işte "the bee" ondan düşüyor. (% 3.5 oranıyla! evet, defalarca denemek gerekebilir.)&lt;br /&gt;
önemli nokta şu: "&lt;a href="http://orcz.com/Borderlands_2:_This_Just_In" target="_blank"&gt;this just in&lt;/a&gt;" yan görevini yapmış olmak gerekiyor. işin aslı "the bee" diye bir zırh olduğundan haberim bile yoktu, bu görevi yaptım ve hunter hellquist'ten (şans işte) bu zırh geldi. yani o görevi yapmış da olabilirsin, ancak zırh düşmemiştir ve bir beklentin olmadığından geçip gitmişsindir.&lt;br /&gt;
uygun silah ve zırh ile karşısına çıkılınca terramorphous sineğe dönüşmüyor elbette ancak işler eskisine göre çok ama çok kolaylaşıyor. [edit: "bee" zırhı bir güncelleme ile elden geçirildi ve c.call silahı ile olan etkisi epey bir düştü.]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjpnAmejHvAZfFHICpeRpsMxeRh3Cm_4zuwgz-GkhQV1Y3UXA2qY36VjmgTgnmFeZkFT9ch-IlUJRZp4E3uGA4RO4x-UFFj2gpYxadpNoe3AGIEqzC9Rz9K7ZiApHKq1E14Z3eDuw/s1600/fight+for+your+life.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="338" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjpnAmejHvAZfFHICpeRpsMxeRh3Cm_4zuwgz-GkhQV1Y3UXA2qY36VjmgTgnmFeZkFT9ch-IlUJRZp4E3uGA4RO4x-UFFj2gpYxadpNoe3AGIEqzC9Rz9K7ZiApHKq1E14Z3eDuw/s640/fight+for+your+life.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-senaryo gereği karşılaşılan belirli karakterlerle (warrior, hunter hellquist,&amp;nbsp;scorch vs) ilk defa karşılaşıldığında kıymetli şeylerin düşme olasılığı, daha sonraki karşılaşmalardan çok daha yüksek. örneğin warrior, tek başına da oynanıyor olsa, senaryo gereği ilk karşılaşmada mutlaka turuncu silah bırakıyor. daha sonraki karşılaşmalarda bu oran çok ama çok fazla düşüyor. eğer belirli bir şeyi edinmeyi takıntı haline getirmişsen, işi &amp;nbsp;kolaylaştıracak bir yöntem var. bunun için oyuna yeni bir karakterle en baştan başlamak da gerekebilir. yöntem şöyle: ilk karşılaşma sırasında oyun kaydediliyor ve oyundan çıkılıyor. kayıt dosyalarının bulunduğu klasöre gidiliyor (documents\my games\borderlands 2\willowgame\savedata) ve o karakterin save belgesi her ihtimale kadıköy yedekleniyor. daha sonra kayıt belgesi aynı klasörde kopyalanıyor ve ismi örneğin "warrior" olarak değiştiriliyor. şimdi her başlatıldığında warrior ile karşılaşma noktasında başlayacak bir kayıt belgemiz var. bu da kopyalanıp, aynı klasörde 5, 10, 20 artık ne kadar isteniyorsa ctrl+v ile çoğaltılıyor. diyelim ki oynanan karakterin save belgesinin ismi "save0004"; işte bu onlarca warrior belgesini "save0005",&amp;nbsp;"save0006" vs diye tek tek numaralandırmak gerekiyor. tabii dikkat etmek gerek&amp;nbsp;"save00010" değil&amp;nbsp;"save0010" şeklinde yazılmalı. artık oyun tekrar başlatıldığında karakter seçme bölümünde kaç kopya oluşturulmuşsa o kadar seçenek görülecek. bunların hepsi de aynı noktada: warrior ile ilk karşılaşma öncesinde. biri olmazsa diğerinde mutlaka istenilen kıymetli silaha ya da zırha artık neyse işte ona ulaşma şansı epey yüksek. warrior ile sıfırdan tekrar kapışmayı denemeden önce&amp;nbsp;elde edilen şeyi saklamak&amp;nbsp;için ise sanctuary'de bir&amp;nbsp;claptrap kıyağı olan dolabı kullanmak yeterli.&lt;br /&gt;
bu yöntemin, (oyunun finalini gösterdiğini öncelikle belirtmek isterim) bir&amp;nbsp;&lt;a href="https://www.youtube.com/watch?v=PqM3YI6kQME" target="_blank"&gt;görüntülü anlatımı&lt;/a&gt;&amp;nbsp;var; asıl konuya (07:20) itibariyle giriyor...&lt;br /&gt;
hem hile sevmiyorum diyorum hem de hile arayışlarına giriyorum bu arada! ancak bu tam bir hile sayılmaz bence, yani tamam hile demek işleri kolaylaştırmak demektir ancak bu sadece şansı çoğaltmak! üstelik kumar makinesinden sürekli kıymetli şeyler gelmesi için hile yapmak gibi de değil; yeni temiz bir başlangıç sadece. evet, öyle olsa gerek, hehe...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgjPZ5FwbOSlpXcWAdpzgXfpvDQVzppU1I8CC_WwW8asKdsq6r8mXoxxwqUV6vA98Ghys3zgoKCfn_35AOb8c7etGCtqfz5T9vHlWH5ZBWrrj72vJVk-5Q1uWdN1UMZA07-maLQkQ/s1600/opportunity-k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgjPZ5FwbOSlpXcWAdpzgXfpvDQVzppU1I8CC_WwW8asKdsq6r8mXoxxwqUV6vA98Ghys3zgoKCfn_35AOb8c7etGCtqfz5T9vHlWH5ZBWrrj72vJVk-5Q1uWdN1UMZA07-maLQkQ/s1600/opportunity-k.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-daha önce de söylediğim gibi, borderlands diğer insanlarla beraber oynandığında daha fazla düşman ve yaratık çeşitliliği gösterdiğinden dolayı epeyce zorlaşan ve çok daha fazla keyif veren bir yapıya sahip. tamam daha zor, daha eğlenceli olsun ama başka insanlarla oynamak istemiyorum ya da oynama durumunda değilim diyebilir insan. işte bu tür dertleri çözmek için küçük bir yazılım var. "&lt;a href="http://myborderlands.com/FourPlayers.aspx" target="_blank"&gt;4-player difficulty tool&lt;/a&gt;" isimli bu nane ile yalnız başına oynadığın halde, iki, üç ya da dört kişiyle oynuyormuşçasına zorlaştırabiliyorsun oyunu. iki kişi neyse de dört kişi ayarına getirdiğinde gerçekten kaçacak delik arayabilirsin. dört kişinin yapacağını tek başına yaparım demek kolay elbette!&lt;br /&gt;
bu naneyi kullanmak oldukça basit: öncelikle oyuna normal bir şekilde giriş yapılıyor (yani haritaya karakter &amp;nbsp;ışınlanıyor çünkü oynamaya başlamadan çalışmıyor bu zımbırtı) &amp;nbsp;ve alt+tab ile masaüstüne dönülüyor. program başlatılıyor ve tarama (scan) yapılıyor. bu tarama işi çok kısa bir süre içinde tamamlandıktan sonra 2 ve 4 arası değer belirleniyor. oyuna döndüğünde artık daha zor bir dünyada bulunduğunu kısa süre içinde anlıyorsun.&lt;br /&gt;
bunca zorluğun karşılığında bulduğun şeyler de çeşitleniyor elbette ancak ben çok da büyük bir fark göremedim doğrusu.&lt;br /&gt;
bu arada bu programı sadece borderlands için kullan ve işin bitince mutlaka kapat. tabii eğer başka online oyunlar da oynuyorsan. çünkü bazı&amp;nbsp;(team fortress 2 gibi)&amp;nbsp;oyunların bu programdan dolayı seni hile yapmakla suçlaması ve cezalandırması mümkünmüş. bunun haricinde programın bir sıkıntısı yokmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-sanctuary'de michael mamaril isimli karakter her karşılaşıldığında değerli bir şey veriyor. arada sırada, belirli yerlerde görülebilen bu karakterin ilginç ve üzüntü verebilecek bir öyküsü var. borderlands 2 yayınlanmadan çok daha önce, bir vatandaş gearbox'a ulaşıyor.&amp;nbsp;çok büyük bir borderlands hayranı olan&amp;nbsp;yakın arkadaşı michael john mamaril'in 22 yaşında kanser hastalığı sonucunda öldüğünü anlatıyor ve claptrap'ten, michael'ın anısını yaşatma adına bir konuşma istiyor. gearbox &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=8wBGA9k2kZU" target="_blank"&gt;bu isteği gerçekleştiriyor&lt;/a&gt; ve bununla yetinmeyip michael'a borderlands 2'de bir npc olarak yer veriyor. michael ile, dr.zed'in, marcus'un ve moxxi'nin mekanlarında; meydandaki haber standının yanında; crazy earl'in kapısı civarında; crimson raider merkezinde (toplamda 10 farklı yerde) karşılaşabilirsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-oyunda üç beş tane "konuşan" silah var. bunların arasında "bane" isimli bir silah var ki, ondan daha fazla rahatsız edici, gıcık bir silah tasarımı ne film ne oyun dünyasına gelmiştir! aşağıdaki videoyu izleyince ne demek istediğim gayet net anlaşılacaktır. bu silah aslında oldukça güçlü ve etkili bir silah ancak bu artısına karşılık dediğim gibi rahatsız edicilikte en üst düzeyde. dört oyuncuda da bu silah olduğunu düşünüyorum da, tımarhaneye dönerdi sanırım ortalık. işte bu nedenle, bu silahı seçtiğinde hareket etme yeteneği epeyce bir düşürülmüş; yürümek istediğinde sürünüyor gibi oluyorsun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="http://www.youtube.com/embed/rhyz8UnNC20?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-"vermivorous the invincible"&lt;br /&gt;
bu yaratığın ismini duymuştum ancak sıra daha ona gelmediği için (hehehe) henüz arayışa başlamamıştım. multiplayer oyun listesine bakarken, bu yaratığın ismini kullanıcı ismi yapmış bir arkadaş dikkatimi çekti ve onun oyununa dahil oldum. &lt;br /&gt;
varkid denilen iri sineklerle cebelleşiyordu. "aha sinek, öldür!" dürtüsüyle üç beşini öldürdüm ancak sonra farkettim ki bu arkadaş sinekleri öldürmüyordu. dur bakalım ne yapıyor dedim ve izlemeye başladım. &lt;br /&gt;
varkid isimli bu sinekler, tıpkı goliath gibi, level atlayan bir canlı. bunun için,  bir balon gibi büyüyen, turuncu bir kozaya kapatıyor kendini kısa bir süre için. kozadan hem level atlamış, hem kat be kat büyümüş hem de en uç düzeyde şerefsizleşmiş bir halde çıkıyor. beş defa bu işi yapabilen varkid ise "vermivorous the invincible" namıyla devasa bir yaratık oluyor! &lt;br /&gt;
işte oyununa katıldığım arkadaş da, sinekleri bu nedenle öldürmüyormuş. onların level atlamasını istiyor ki devasa yaratık ile karşılaşabilsin. yaklaşık bir saat, olayı kavrayana kadar (tıpkı benim gibi) önüne çıkanı öldüren iki arkadaşın da eklenmesi ile toplamda dört kişi uğraştık durduk bu sineklerin level atlaması için. daha sonra araştırıp, uygulayıp öğrendiğim üzere, aslında tamamen rastlantısal gerçekleşen bu seviye atlama işi için "yakıcı silah kullanmak gerekiyor", "çok az canı kalana kadar ateş etmek gerekiyor", şu gerekiyor bu gerekiyor diye bir sürü şey denedik, düşündük ancak son seviyeyi, sineğin en devasa ve pislik halini bir türlü göremedik. benden pes deyip çıktım oyundan...&lt;br /&gt;
"vermivorous the invincible" ile ilgili ilk bilinmesi gereken şey, bu yaratığı yalnız başına oynayarak görme şansının çok düşük -hatta bazılarınca sıfır- olması. diğer önemli şey ise, bu yaratık, tüm oyunda karşına çıkan tüm düşmanlar arasında, öldürülmesi en zor olanı. &lt;br /&gt;
daha üçüncü level (badass) düzeyindeyken bile, fallout new vegas'ın en taşaklı cazador'u kadar sinir bozucu ve ölümcül olmayı başaran bu yaratığın dördüncü level (super badass) düzeyine ulaştıktan sonra karşısında sağ kalman çok zor. ki daha sonra iki level daha atlayacağı ve defalarca büyüyeceği de göz önüne alınacak olursa, "neden tek başına oynarken görülmüyor?" sorusu cevaplanmış olur. &lt;br /&gt;
aynı amaçla bir araya gelmiş sabırlı dört kişinin organize olması gerek ancak ben buna rağmen bu yaratığı derhal görmek ve kafa derisiyle kemerimi süslemek için işe koyuldum. defalarca denememe karşın en fazla "super badass" seviyesinde (ya da bir sonraki seviyede; tam hatırlamıyorum) kalıyorlardı ki o  bile çok nadir gerçekleşiyordu. derken aklıma yukarıda bahsettiğim "4-player difficulty tool" nanesini kullanmak geldi. tek başına, zaten normalde ölümcül olan bu yaratıkları, neredeyse dört kat daha güçlenmiş olarak karşılamak olanaksız; tek yol vur kaç yapmak bunun için de, güvenli bir kaçış noktasına yakın olmak gerekiyor. bu durumda en uygun yer, "tundra express - farmhouse" noktası. o bölgeye ışınlanıp, tam da ışınlanılan bina içinden mücadele etmek.&lt;br /&gt;
"tundra express - farmhouse" için durum şöyle gelişiyor: bölgeye ışınlandıktan sonra binadan çıkıp, binanın önündeki alanda biraz koşup varkidler uyandırılıyor. 10 saniye içinde neredeyse hepsi "adult" seviyeye geçiyorlar. onlar badass seviyesine gelene kadar ortalıkta olmak gerekiyor. yine neredeyse hepsi badass oluyor ve artık işler kızışıyor. artık kulubeye girmek ve çok sıkıştırdıklarında merdiven boşluğuna (ya da belki başka bir güvenli noktaya) kaçmak iyi fikir! badass olanların iki ya da üç tanesi yaklaşık 30 saniye sonra "super badass" oluyor. bu arada onlardan sürekli saklanmamak gerekiyor, arada çıkıp ateş etmek, ilgilerinin azalmasını engellemek şart. yaklaşık 40 saniye sonra, super badass'lerin bir tanesi (belki iki tanesi ama üç değildir) "ultimate badass" oluyor. bu model varkidler genellikle uçuyorlar ve böcükten bombalar atıyorlar. yaklaşık iki dakika sonra ise, olacağı varsa o ultimate badass, supreme badass yani vermivorous oluyor. kısacası, ultimate badass'i gördüysen ve üç dört dakika geçmişse eğer üstüne, o dingil, vermivorous düzeyine erişmeyecek demektir. bundan sonra oyundan çıkıp yeniden başlayabilir ya da ortalıktaki tüm level atlamış ve artık level atlamayacak olan pislikleri temizleyip (ki bu epey zaman alıyor, bu  esnada yeni varkidler ortaya çıkıyor) onlardan kalan ganimeti toplayabilirsin. örneğin -nadiren- adult varkid'den dönüşen chubby varkid, kıymetli (turuncu) şeyler bırakabiliyor. ayrıca, varkidlerle mücadele sırasında havadan ve yerden bir bandit saldırısı olduğunu, arada sırada yeni varkid sürülerinin de ortama eklendiğini söyleyebilirim.  &lt;br /&gt;
ağa kendini gösterdikten sonra ise, tek başına mücadele etmek elbette çok ama çok zor hatta olanaksızla kol kola girmiş bir "zor"! zaten felaket sağlam (ölmek bilmiyor) ve kuvvetli olan üstelik ("4-player difficulty tool" kullanıldığı için) dört oyuncuya ayarlı olduğundan daha bir sağlam, daha bir kuvvetli olan bu yaratık, şüphesiz oyundan kaynaklanan bir hata yüzünden, içinde bulunduğun kulube ile bütünleşebiliyor. sana bir şey yapamıyor ancak sen ateş ettiğinde zarar görüyor. onu bu kusurdan yararlanarak öldürmede tek zorluk olabilecek şey, kurşun sayısı ve harcanan zaman. buna karşılık, böylesi karışık, her şeyin iç içe geçtiği bir yerde, canavarın ölmesinden sonra gelecek şeylerin tamamen erişilebilir olabileceğinden kuşkuluyum. ırmak gibi bir yerin üstünde öldürdüğüm bir düşmandan düşen ve bir an düşen şeyin rengini görüp "hop kıymetli lan bu!" dediğim şeyin, ırmağa düşer düşmez yok olması gibi! ya da warrior'un altında kalan, gördüğün ama alamadığın kıymetli şeyler gibi! oluyor bu tür şeyler...&lt;br /&gt;
yukarıda anlattığım tek kişilik yöntem bir yana, dört kişi beraber oynandığında çok heyecan ve keyif verici bir iş vermivorous çıkartmaca.  &lt;br /&gt;
not: varkidler, caustic caverns ve tundra express bölgelerinde bulunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="338" src="http://www.youtube.com/embed/fC7x3SkAp1k?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiwFRJAGvz3ojl8UyffDao7m0MVPxhjEmyf6f70i3FOQ86rZd3KbvY1rmE2PPm1KyOqNkQR6aa-gVfv5zPU6mKlVOeqBMKgb9JP2BK_JovrKTWE9jrDzToSM45bf8dVzee15E1WsA/s1600/moxxi-k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiwFRJAGvz3ojl8UyffDao7m0MVPxhjEmyf6f70i3FOQ86rZd3KbvY1rmE2PPm1KyOqNkQR6aa-gVfv5zPU6mKlVOeqBMKgb9JP2BK_JovrKTWE9jrDzToSM45bf8dVzee15E1WsA/s1600/moxxi-k.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjvrfi_kaM11u4WknvjA3nVCiEMEskTkP-MKTkzK9G1ePKut0bNnV4pScUwOG9FCnfwiHjUzJ-ftP59Fa0wth8CFyO_BUc0cnFDg8l_ttwecdSB79qGyRvCv45QS3w_bBX2K40XQA/s1600/tumtum+buffalo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="338" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjvrfi_kaM11u4WknvjA3nVCiEMEskTkP-MKTkzK9G1ePKut0bNnV4pScUwOG9FCnfwiHjUzJ-ftP59Fa0wth8CFyO_BUc0cnFDg8l_ttwecdSB79qGyRvCv45QS3w_bBX2K40XQA/s640/tumtum+buffalo.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjV4-URvUj92WbfcnBI-RFDzpS7OovXOnnf-7ivsSZD0800HGnUFs9yHk3-3ja5KDTsamlBkoYzQg1sTk7zwDMlt9aVKZ4giUw46vput6COVfc-6hL8LNTANgP30KjbShWhH6_6zg/s1600/moxxi+bad+touch.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="360" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjV4-URvUj92WbfcnBI-RFDzpS7OovXOnnf-7ivsSZD0800HGnUFs9yHk3-3ja5KDTsamlBkoYzQg1sTk7zwDMlt9aVKZ4giUw46vput6COVfc-6hL8LNTANgP30KjbShWhH6_6zg/s640/moxxi+bad+touch.jpg" width="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhP548295t72_ghigc0FzqqIKmVhXQXptFxH4NGqMUdf8ymsMY-k3LtvjYeHVtnlLojJ2ofYL4qLwkx0tpScR4D3h6c_SfSP6gwSn5GkKqWbmIISKQlbI04Bx2bQzU3HOlzvicdqQ/s72-c/mordecai.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total></item><item><title>tekere çomak</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/09/tekere-comak.html</link><category>meditasyon</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Wed, 26 Sep 2012 11:59:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-8008004013954081300</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgAFSOhSjOsiMQ9C7jLT2ssUmfGW77youa0btlu0QUujKIAO_O-8TiaA7FG9Y3n9Er-EMDp5HOMrP4Ck32VNFhYI-SFWnBrnGY9C8NcWDSoYM9RslR6ZV7kDrRAlJt9HWJLnBLznA/s1600/Every-Problem-e1348572786468.jpeg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgAFSOhSjOsiMQ9C7jLT2ssUmfGW77youa0btlu0QUujKIAO_O-8TiaA7FG9Y3n9Er-EMDp5HOMrP4Ck32VNFhYI-SFWnBrnGY9C8NcWDSoYM9RslR6ZV7kDrRAlJt9HWJLnBLznA/s320/Every-Problem-e1348572786468.jpeg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
yandaki basit çizimi görünce akla derhal "tekere çomak sokmak" deyimi geliyor doğal olarak. ilk iki kare tam olarak örtüşüyor bu deyimle. üçüncü kare ile bütünlük sağlandığında şunu demiş oluyor bu çizim: "insan, acı çekeceğini görebileceği halde, kendi tekerine çomak sokar."&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
bu çizimi karikatüre yaklaştıran şey, hiçbir aklı başında insanın bu çizimdeki gibi davranmayacağını düşünmemizle ortaya çıkar; "salak yahu!" deriz, jackass programına yakışır bir davranış!&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
yine de şöyle düşün: diyelim ki çizimdeki kişi sensin, bir yolda bisikletinle ilerliyorsun, yolun iki yanında uçsuz bucaksız yeşil tarlalar var. elbette bir elinde de tıpkı çizimdeki gibi bir sopa var. o bisikleti o yolda sürmekten başka da bir işin, ihtiyacın yok diyelim. tüm evren bu çizim olsun işte; sana da bir ömür, ortalama 60 sene...&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
kimse de seninle iddialaşmış olmasın, yani "o sopayı tekere sokmadan ne kadar süre ilerleyebilirsin?" temalı bir yarışmaya katılmış falan değilsin. öylece bisiklet sürüyorsun elinde sopayla, tüm ömür boyu!&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
er ya da geç, belki 3 gün sonra belki 15 yıl sonra ama mutlaka bir gün, en aklı başında insan bile kendi tekerine çomak sokacaktır diye düşünüyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
akla geldiğinde "ne yapsam yahu şu sopayla da rahatlasam?" sorusu, "başına bir iş açmadan fırlat at sopayı tarlaya, olsun bitsin!" gibisinden cevaplanabilir.&amp;nbsp;ama bu, insanın kendi içindeki düşmana karşı geliştirdiği bir savunma olur en fazla; eğer sopadan hemen kurtulmazsam,&amp;nbsp;bir gün&amp;nbsp;mutlaka tellerin arasına sokmayı deneyeceğim, demek olur. yoksa sopa denilen şeyin varoluş nedeni, bir tekere çomak olmak mı?&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
ben asla öyle bir şey yapmam, bin yıl o yolda elimde sopayla bisiklet sürsem de yapmam da diyebilir birisi. büyük yalan: kimse görmez nasıl olsa diye gecenin karanlığını bekler ama yine de yapar! çünkü binlerce yıldır milyon kere ispatlanmıştır ki, insan sonuçlarını üç aşağı beş yukarı tahmin edebildiği halde kendine anlamsızca güvenir ve aklı ona öyle bir oyun oynar ki, tekere çomak soktuğunda hiçbir şey olmayacağına, çok zevk alacağına, önemsiz bir şey olacağına, tanrı ile karşılaşacağına, sıkıntısının geçeceğine ya da bir kuş olup uçacağına ve bunlar gibi binlerce şeye inanabilir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
ancak ilk akla gelen doğrudur: düşecektir ve belki de bir daha kalkamayacaktır. &amp;nbsp;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;çizimi şurada gördüm:&amp;nbsp;&lt;a href="http://twentytwowords.com/2012/09/25/almost-every-problem-i-have-explained-in-3-pictures/"&gt;twentytwowords.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgAFSOhSjOsiMQ9C7jLT2ssUmfGW77youa0btlu0QUujKIAO_O-8TiaA7FG9Y3n9Er-EMDp5HOMrP4Ck32VNFhYI-SFWnBrnGY9C8NcWDSoYM9RslR6ZV7kDrRAlJt9HWJLnBLznA/s72-c/Every-Problem-e1348572786468.jpeg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total></item><item><title>murat palta ve "osmanlıda sinema"</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/07/murat-palta-ve-osmanlda-sinema.html</link><category>görsel</category><category>murat palta</category><category>osmanlı</category><category>sinema</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Tue, 10 Jul 2012 12:07:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-2755626696108270412</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhL_Sx1_YQqAXDmEjdM3R8AfxF6vl0gaCH9xERqSZozemiEFMCNiVbLRa7rqSP1uDNp4Jmt5ynhyphenhypheno1nmAArKfOQYMzETM8_SlMfSGQw-l3Sqf5AFLyrRISfepuje05Yj1glBHwJ0g/s1600/godfather.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhL_Sx1_YQqAXDmEjdM3R8AfxF6vl0gaCH9xERqSZozemiEFMCNiVbLRa7rqSP1uDNp4Jmt5ynhyphenhypheno1nmAArKfOQYMzETM8_SlMfSGQw-l3Sqf5AFLyrRISfepuje05Yj1glBHwJ0g/s200/godfather.jpg" width="143" /&gt;&lt;/a&gt;
murat palta'nın star wars yorumunu geçen sene &lt;a href="http://www.bobiler.org/zaman_kaymasi_m212518n" target="_blank"&gt;bobiler&lt;/a&gt;'de görmüş ve yıllardan beri ilk defa odamın duvarına resim/poster asma isteği duyacak kadar hayran kalmıştım.&lt;br /&gt;
"star wars" yorumunun aldığı olumlu tepkiler üzerine benzer temada işler yapmaya karar veren murat palta, geçen seneden bu güne film koleksiyonunu olabildiğince genişletmiş.&lt;br /&gt;
her birini uzun uzun inceleyebileceğin bu koleksiyonda, "a clockwork orange", "alien", "goodfellas, "the godfather", "kill bill", "inception", "pulp fiction", "star wars", "the shining", "terminator 2", "scarface" filmlerinin minyatür yorumları bulunuyor.&lt;br /&gt;
sabırla ve incelikle ortaya çıkarılmış minyatürlerde, ele alınan filmlerin kilit sahneleri, mizahi denilebilecek açıklama metinleriyle bir araya getirilmiş.&amp;nbsp;

insanı hayranlıkla gülümseten bu yorumlardan birkaçını yazının devamında; tamamını, detaylı örnekleriyle, çizerinin &lt;a href="http://www.behance.net/gallery/Classic-Movies-in-Miniature-Style/4455311" target="_blank"&gt;behance sayfasından&lt;/a&gt;&amp;nbsp;görebilirsin.
&lt;span id="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhrm6XpNjEstLcOcuuC9Ww9jCtgRaSX4wWNdPrlbjPStu1Q7-UJOZlmfGeyIoqaKqreRIfSC_N0P1_BtYJYDnkFqKWIXZd-sFCrmW0x-5tqf-6onoQp7btA_69ZK7yOVnTkULa4ZA/s1600/bef0413935fb1f130ca911b380bd94a2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhrm6XpNjEstLcOcuuC9Ww9jCtgRaSX4wWNdPrlbjPStu1Q7-UJOZlmfGeyIoqaKqreRIfSC_N0P1_BtYJYDnkFqKWIXZd-sFCrmW0x-5tqf-6onoQp7btA_69ZK7yOVnTkULa4ZA/s1600/bef0413935fb1f130ca911b380bd94a2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;


&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgN4WKDKI65Au2LlatnTCIInTZdg3hENlx-2QJNt6QQSumik4HFCouZBGb6ke5akedMMWEAQumHam6jyI9f7vvgKaa2L_p2ePJQn75V9SKxrP2q3_NJO5amEHFBCMIJpmBdeD7vWw/s1600/5c7db1b17466e78f4ab6b61da55e5fa5.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgN4WKDKI65Au2LlatnTCIInTZdg3hENlx-2QJNt6QQSumik4HFCouZBGb6ke5akedMMWEAQumHam6jyI9f7vvgKaa2L_p2ePJQn75V9SKxrP2q3_NJO5amEHFBCMIJpmBdeD7vWw/s1600/5c7db1b17466e78f4ab6b61da55e5fa5.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;


&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiXyjv1OnObcFE-4Ca-ASZKTjPE2KP65zGiFs78172d977WttM0F_fjrqBPNEmfbAggI3Ufs375DO9IV9vD1ZUGFPRMB_QNbWktjQkSWWFkGO15hhApPe2czZz1Cxk0FmLT9MWx1Q/s1600/5676aa7fe13538baa37a307c624ae7d2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiXyjv1OnObcFE-4Ca-ASZKTjPE2KP65zGiFs78172d977WttM0F_fjrqBPNEmfbAggI3Ufs375DO9IV9vD1ZUGFPRMB_QNbWktjQkSWWFkGO15hhApPe2czZz1Cxk0FmLT9MWx1Q/s1600/5676aa7fe13538baa37a307c624ae7d2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhL_Sx1_YQqAXDmEjdM3R8AfxF6vl0gaCH9xERqSZozemiEFMCNiVbLRa7rqSP1uDNp4Jmt5ynhyphenhypheno1nmAArKfOQYMzETM8_SlMfSGQw-l3Sqf5AFLyrRISfepuje05Yj1glBHwJ0g/s72-c/godfather.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>44 inch chest</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/05/44-inch-chest.html</link><category>44 inch chest</category><category>sinema</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Fri, 18 May 2012 12:00:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-7189381821258284354</guid><description>&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgDrBYzDJm8E2kf0qLoSWaEFET-T8O0wjr362eVDALJCs6hY43bQSViTrEur0GzMGMjAsRG_NeYWmtkSvLaB3d9eFSkCfsDUYOiYfiBMfgYrPxmVmkFyKmJG54cWpkWIOkW0TXbkw/s1600/44inchchest01.PNG"&gt;&lt;img style="text-align: justify;float: left; margin: 0px 10px 10px 0px; cursor: pointer; width: 274px; height: 320px; " src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgDrBYzDJm8E2kf0qLoSWaEFET-T8O0wjr362eVDALJCs6hY43bQSViTrEur0GzMGMjAsRG_NeYWmtkSvLaB3d9eFSkCfsDUYOiYfiBMfgYrPxmVmkFyKmJG54cWpkWIOkW0TXbkw/s320/44inchchest01.PNG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5743777874244564194" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;tavsiye üzerine izlediğim ve bir iki saniye sonra üzerine laf edip, daha önce izlemediysen, izleme lezzetine az ya da çok balta vuracağım "44 inch chest", aşk, tutku, bağlılık ve intikam üzerine bir film. çok güzel bir açılış sahnesi var. filmin tamamı çok güzel aslında. hem senaryoda hem de oyunculukta tiyatro havası yoğun olsa da bu durum hiç rahatsız etmedi beni aksine hoşuma bile gitti. çünkü filmin anlatımı, farklılığı o yönde ve tüm oyuncular aynı frekanstalar; aradan bir tanesi göze batmıyor. öyle oyuncular vardır ya, bangır bangır bağırırlar rol yapıyorum diye. hemen örnekler saçayım: &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0001845/" target="_blank"&gt;forest whitaker&lt;/a&gt;,  &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0607865/" target="_blank"&gt;emily mortimer&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000149/" target="_blank"&gt;jodie foster&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000138/" target="_blank"&gt;leonardo dicaprio&lt;/a&gt;... derhal aklıma bunlar geldi, bu vatandaşları toplasan bir helen hurt, etmezler: hep bilirsin rol yaptıklarını. konuyu dağıttım biraz ama yeri gelse de kussam diyordum pisliğimi, buraya denk geldi. rahatladım ama. (burada gülme efekti var)&lt;br /&gt;filmin açılış sahnesi haricinde beni etkileyen diğer bir yanı ise, olan bitenler ile aşık kocanın kafasından geçenleri seyirciye "bak burada şöyle oluyor" deme ihtiyacı duymadan harmanlamış olması. rahat olması yani, gerektiğinde uzatması, detaylandırması. "abi seyircinin kafası karışabilir, en azından renk filtreleri falan mı kullansak" diye düşünülmemiş olması.&lt;br /&gt;yazının başında uyardığım için rahatça yazıyorum, bu da ikinci uyarı olsun; film  derhal kendini açığa vurmuyor, seyirciyle hafiften oynuyor: bir cinayet filmi gibi başlıyor, daha sonra "bir çeşit rezervuar köpekleri" dedirtecek bir suç/çete havası bastırıyor ve hiç aceleci davranmadan, yavaş yavaş konu açığa çıkıyor.&lt;br /&gt;aşk, tanımı sadece aşıklarca yapılabilecek bir kavram; çok sert, suç dünyasıyla içli dışlı (gibi görünen) bir adamın aşk anlayışı da kendine has dolayısıyla. bu adamın hem karısıyla, hem kendisine baskı yapan birbirinden cins, ilginç dostlarıyla hem de karısıyla yatan adamla kurduğu ilişki/diyalog, kendi içinde bir o yana bir bu yana savrulan düşünceleri, kesinlikle görülmeye değer.&lt;br /&gt;&lt;span id="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.44inchchestfilm.com/" target="_blank"&gt;44 inch chest - web sayfası&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0914837/" target="_blank"&gt;imdb sayfası&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;açılış sahnesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="600" height="437" src="http://www.youtube.com/embed/cgk16prXZsE?rel=0" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgDrBYzDJm8E2kf0qLoSWaEFET-T8O0wjr362eVDALJCs6hY43bQSViTrEur0GzMGMjAsRG_NeYWmtkSvLaB3d9eFSkCfsDUYOiYfiBMfgYrPxmVmkFyKmJG54cWpkWIOkW0TXbkw/s72-c/44inchchest01.PNG" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total></item><item><title>kevin richardson ve büyük kediler</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/04/kevin-richardson-ve-buyuk-kediler.html</link><category>aslan</category><category>hayat</category><category>hayvanat</category><category>kaplan</category><category>kedi</category><category>kevin richardson</category><category>video</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Sat, 21 Apr 2012 15:29:00 +0300</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-7211266424565116799</guid><description>&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5733397781144949234" name="BLOGGER_PHOTO_ID_5733397781144949234" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjmvCTDAwlLPFQRugdIQpqPtDJFBt1lQOHgUMEHrOQItzoIxkGTLOgnMoHEOp0XLTSGmhoEag6YaKkLqt96ZE3Mo3mq0ti7W25x41sORK003ohjbRllqLEHngaCHs5foxbgsOS1-g/s320/kevindayi.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 259px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; margin: 0px 10px 10px 0px; text-align: justify; width: 320px;" /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;hayvanat bahçelerinde kafeslerin bir de iç bölümleri olur ya; insanlar izlesin diye gün boyu orada tutsak edilen hayvanların, uygun olmayan hava şartlarında, mesaileri bitince ya da yemek molalarında geçtikleri bölüm. işte önlerine konulmuş koca et parçalarını yiyen aslanları o bölüme geçip izlemiştim bir zamanlar. normalde izin verilmiyor mu öyle bir şeydi, biraz ısrar etmiştik sanırım oradaki görevlilere, çok da net hatırlamıyorum; bir şekilde içeri girdik. tabii orada da demir parmaklıklar var, kafese fazla yaklaşmayı önlemek için demir korkuluklar...
üç tane aslan vardı sanırım, yemeklerini yiyen. belki daha önce de anlatmışımdır, hayatımda gördüğüm en korkutucu şeydi, onlarla karşı karşıya kalmak. kafeslerinin içinde sıkıntıdan kokmuş, yılmış ve uyuşmuş görünen (ya da bana hep öyle denk geldi; çok da gitmedim hayvanat bahçelerine) aslanlar pençeleriyle sıkıca kavradıkları etleri yerken öyle bir bakıyorlardı ki bize! bakışları yeteri kadar ürkütücü; bir de hırlıyorlar arada, bir iki kere de kükredilerdi yanlış hatırlamıyorsam. yemeklerini ellerinden alacağımızı, ortak çıkacağımızı falan sanıyorlar sanki? oysa ben pişmiş severim eti, ayrıca mümkünse masada yemeyi tercih ederim.
youtube isimli video sitesinde samantha fox'un muppet show'a konuk olduğu bölümü ararken karşıma çıktı kevin richardson abi'nin aslanlı videoları. gün geçmiyor ki internet dünyasında bir manyakla, bir çılgınla ya da hayranlıkla izleyeceğin bir insanla karşılaşmayasın! işte kevin abi, bende büyük hayranlık uyandırdı kendisine karşı. şu timsahlarla güreşen &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Steve_Irwin"&gt;bir adam vardı&lt;/a&gt;, abuk sabuk heyecanlı bir tip; bir gün öldü gitti, tam da önceden tahmin edilebilecek bir nedenle; hangi hayvan parçalamıştı hatırlamıyorum ama. [parçalanmamış, vatozların üzerinde yüzüyormuş, bir tanesi adamı göğsünden sokmuş. daha önce de &lt;a href="http://www.tersmeditasyon.net/2007/07/steve-irwin.html"&gt;muhabbetini yapmışım&lt;/a&gt; rahmetlinin, ama unutmuşum.] oysa  kevin richardson ile aslanlar arasında karşılıklı bir sevgi var gibi görünüyor...
&lt;span id="fullpost"&gt;
&lt;img border="0" height="398" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgpJpKwvu_nD7buLZPoRDs2IZzv12cyzXEb-vwKb2urPaz9poiN6_82KVY88x1j-217RT1ELqtEnDVIBC0TasPqhvXEH0TrRvN1sjITQTpznLF3UcB57rC3xb3IgHyfiRuMK89S5Q/s640/kevin+ve+asabi+aslan.jpg" width="600" /&gt;

&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="335" src="http://www.youtube.com/embed/U6C-JgkpY18?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;

&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="437" src="http://www.youtube.com/embed/nNdi9n_U37Y?rel=0" width="600"&gt;&lt;/iframe&gt;

&lt;a href="http://www.charmaward.com/kevin-richardson/" target="_blank"&gt;asabi foto ve başka fotoğraflar&lt;/a&gt;
&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Kevin_Richardson_(zoologist)" target="_blank"&gt;kevin richardson - wikipedia&lt;/a&gt;
&lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=kevin+richardson" target="_blank"&gt;kevin richardson - ekşi sözlük&lt;/a&gt;

ayrıca bak: &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=TBpu4DAvwI8" target="_blank"&gt;aslanlardan et çalan üç adam&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjmvCTDAwlLPFQRugdIQpqPtDJFBt1lQOHgUMEHrOQItzoIxkGTLOgnMoHEOp0XLTSGmhoEag6YaKkLqt96ZE3Mo3mq0ti7W25x41sORK003ohjbRllqLEHngaCHs5foxbgsOS1-g/s72-c/kevindayi.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total></item><item><title>istanbul'un kuşçuları</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/03/istanbulun-kuscular.html</link><category>belgesel</category><category>eski istanbul</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Fri, 9 Mar 2012 11:15:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-3809720617018883804</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;birbirinden enteresan karakterlerin kuşlar üzerine anlattıklarını derleyen bir belgesel, "istanbul'un kuşçuları". üzerine pek yazılıp çizilmemiş bir konuyu ele almış yönetmen naki tez. belgeselde genelde eski kuşak amcalar anlatıyorlar ve hepsi sahici.&lt;br /&gt;kuşçuluk diye duyunca (&lt;a href="http://www.sezyum.com/sezyum-kom-film-festivali-sunar-istanbulun-kusculari/" target="_blank"&gt;sezyum&lt;/a&gt;'da gördüm) şu güvercin hastaları ile ilgili zannettim. taklacı güvercinler. onların da ayrı bir dünyası vardır mutlaka ama bu belgeselde ötücü kuşlara karşı duyulan düşkünlükten bahsediliyor: özellikle florya ve saka kuşlarına...&lt;br /&gt;bu dünyada kuşlar sanki bir enstrümanmış gibi kullanılıyor. üzeri örtülmüş kafeslerle tamamlanan bir enstrüman. yıllarını (çok uzun yıllarını) en güzel ama belirlenen kurallara en uygun öten kuşu aramakla geçirmiş bu insanlar. kuşçuluk uğruna çok şeyle ilgilenememişler hayatla ilgili, işlerinden olmuşlar, okuyamamışlar...&lt;br /&gt;konuyla ilgili sanırım tek araştırmayı selim somçağ yapmış. sitesinde üç makale var; işte oradan bir alıntı:&lt;br /&gt;"ötücükuşların ötmesi üremeyle ilgilidir. ötüşün amacı çevredeki hemcinslerine varlığını ilân ederek dişileri cezbetmek, erkeklere ise meydan okumak, önce eş bulmada, sonra da besin aramada diğer erkeklerin öten kuşun bölgesine girmemesini sağlamaktır. dolayısıyla ötme sosyal bir olaydır. kafeste tutulan kuşlar da başka kuşlarla karşılaştıklarında daha çok öterler. bu saka için de önemli olmakla beraber floryanın bol ötmesi için elzemdir. bu sebeple ötüm mevsimi girince kuşçular kuşlarını kuşçu kahvelerine getirerek karşılıklı öttürürler. kuşçular da kuşların karşılıklı ötüşünün rekabet esasına dayandığının bilincindedirler. onun için karşılıklı öten kuşların 'dövüştüğünden' söz ederler. kahvede kuş öttürmenin incelikleri vardır. değişik çevre kuşu ürküteceğinden, floryanın kafeslerinin üzerine daha kış mevsiminde ince beyaz bezden örtüler geçirilir. daha sonra kuş kahveye yine örtüde götürülür ve bu sayede yerini yadırgamadan öter. en makbulü kuşun asmaca ötmesidir. yani kafesi asıp kuşu kendi haline bırakırsınız, kuş bozmadan öter. fakat iyi öten kuşların çoğunun zaman zaman bozukları olur. bu yüzden kafes masanın üstünde durur. kuşun sahibi kuş bozduğu zaman daha önceden kuşu alıştırdığı şekilde hafifçe kafese vurarak bozuk ötüşü kesmeye çalışır. kahvedeki kuşların bozuk ötmemesi floryada çok önemlidir, çünkü sakadan farklı olarak floryanın ötüşü hayatının her döneminde bir ölçüde değişmeye açıktır. yani floryanın ötüşü kısmen genetik olarak belirlenir, kısmen de öğrenilir. bu yüzden bozuk ötüşlerin olduğu bir ortamda en falsosuz kuşun bile bunları kapıp ötüşünü bozma ihtimali vardır. onun için kuşçu kahvelerini işletenlerin kuşçuluktan anlaması şarttır, çünkü ötüm zamanı kuşu devamlı falso yapan kişiyi kuşunu götürmesi için uyarmakla yükümlüdür. tahmin edilebileceği gibi kahvede karşılıklı kuş öttürmenin müsabakaya, rekabete dönüşebilecek bir yanı vardır. özellikle floryanın ötüp ötmeyeceğinin belli olmaması, fakat bir kere kızışınca da kuşların karşılıklı olarak birbirlerini bastırmak için öttükçe ötmeleri, yani dövüşmeleri bu kuşu iddiaya elverişli kılar."&lt;br /&gt;&lt;span id="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="600" height="335" src="http://www.youtube.com/embed/4-M5JVR1JlM" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=6EnSP0SjH5k" target="_blank"&gt;belgeselin fragmanı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.istanbulunkusculari.com/" target="_blank"&gt;istanbulunkusculari.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.selimsomcag.org/tr/articles.asp?ID=79" target="_blank"&gt;istanbul'da kuşçuluk - 1&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.selimsomcag.org/tr/articles.asp?ID=80" target="_blank"&gt;istanbul'da kuşçuluk - 2 &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.selimsomcag.org/tr/articles.asp?ID=81" target="_blank"&gt;istanbul'da kuşçuluk - 3&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://efe.me/2012/02/istanbulun-kusculari" target="_blank"&gt;istanbul'un kuşçuları - efe.me&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/4-M5JVR1JlM/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>michael huebner vs claudio golinelli - 1990</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/02/michael-huebner-vs-claudio-golinelli.html</link><category>bisiklet</category><category>gerilim</category><category>spor</category><category>sprint</category><category>sıkıntı</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Fri, 17 Feb 2012 01:12:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-1183694321662320196</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;genel olarak spor ile dolayısıyla bisiklet sporları ile de pek ilgim olmasa da geçenlerde izlediğim bir video çok hoşuma gitti. iki bisikletçinin taktik savaşı mı desem, inatlaşması mı desem, anlamıyorum da, mücadelesi diyeyim, görülmeye değer. videoyu ilk izlediğimde ne kadar gerildiğimi, yarış bittikten sonra fark ettim. çok acayip bir şey; "gerçek hayattan monty python sahnesi" diye yorumlamışlar youtube'da...&lt;br /&gt;sprint denilen bu bisiklet sporuyla ilgili en düzgün açıklamayı &lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=5491590" style="font-size: 100%; "&gt;ekşi sözlükte&lt;/a&gt; buldum: "iki yarışçı arasında 333 metrelik 3 tur ( 1 km ) halinde yapılır. bisikletçilerin sırası kura ile saptanır. yarış özellikle son 200 metrede süratlenir. yarış sırasında, son 200 m' de kulvar değiştiren yarışmacı diskalifiye edilir, dolayısıyla diğer sporcu turu tamamlamasa da birinci olur. normalde ise, varış çizgisine ilk ulaşan yarışı kazanır."&lt;br /&gt;başka yarışları da izledim youtube'da, yok ama bu yarıştaki kadar yoğun bir gerilim hiç görmedim, hatta izlediklerim gram ilgimi çekmedi. demek ki bu yarış özel bir yarış olmuş. hem zaten ben de bunu "bakın ilginç bir şey" diyen bir sitede (hiç hatırlamıyorum hangisinde?) gördüm, bir spor sitesinde değil hani. eh, ben de derim: "bakın ilginç bir şey"&lt;br /&gt;&lt;span id="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="600" height="437" src="http://www.youtube.com/embed/BkkTSVVrPYk?rel=0" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/BkkTSVVrPYk/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total></item><item><title>skyrim: müzik</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/02/skyrim-muzik.html</link><category>elder scrolls</category><category>jeremy soule</category><category>müzik</category><category>oyun</category><category>skyrim</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Thu, 16 Feb 2012 00:50:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-5056617381151259176</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;
skyrim için bir puan verecek olsam derhal 10 puan der geçerim. peki müzikleri oyundan çıkartsak? işte o zaman puanım 7 olur. işte o kadar etkili müzikleri var oyunun. jeremy soule oyuna çok önemli bir katkı sağlamış: bazı oyuncular diyor ya, "bazen oyunu bırakıp etrafı seyrediyorum" gibi şeyler, işte o esnada çalan müzik, manzarayı pek bir güzel tamamlıyor.
oyunun müziklerinin bomba olacağı, &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=X1p-_CNtL9w&amp;amp;hd=1" target="_blank"&gt;oyun fragmanından&lt;/a&gt; belli olmuştu zaten; ben de daha oyunu oynamaya başlamadan müzikleri indirmiştim internetten. film ve oyun müzikleri düşkünü değilim sanırım çünkü çok çeşitli örnek dinlemedim. chris vrenna'nın alice için yaptığı müzikler, grim fandango'nun müziği, jesper kyd delisinin bazı işleri, kenji kawai'nin ghost in the shell besteleri ve işte bu kadar sanırım. bir de borderlands'in müzikleri var, bak onu da çok severim. son aylarda en sık dinlediğim albüm ise, anlaşılacağı gibi, skyrim müzikleri.
madem bu kadar çok dinliyorum, seviyorum, üstelik bestecisinin imzası ile satıyorlar, neden orijinal almayım bu albümü dedim ve &lt;a href="http://www.directsong.com/mobile/productdetails.php?productid=2240" target="_blank"&gt;directsong&lt;/a&gt; sitesine yöneldim. benim için ayrıca heyecan verici oldu çünkü bir müzik albümü satın almak çok ama çok nadir yaptığım bir şey. neyse, site üzerinden satın aldım albümü (25 aralık 2011) ve beklemeye başladım.
aslında uygun bir zaman değildi sanırım çünkü o dönem batı dünyasında tatile denk geliyor. dolayısıyla albümün elime ulaşması bir aydan fazla zaman aldı. paketten heyecanla çıkardım ve açıkcası ilk anda hayal kırıklığına uğradım. ne bileyim, kılıçtır, ejderhadır, insan şöyle ele ağır gelecek bir şey bekliyor sanırım. en azından daha sert malzemeden yapılmış bir dış yüzey, belki bir kutu? daha sonra abinin imzasını gördüm. artık nasıl bir kalem kullandıysa, altın yaldız mıdır nedir, emin olamadım; "baskı bu be!" dedim ikinci bir hayal kırıklığıyla. tam bu sırada &lt;a href="http://www.tersmeditasyon.net/2012/02/anatidaephobia.html"&gt;beni izleyen ördek&lt;/a&gt;, "aldığın şey müzik sen nelere takılıyorsun!" diye eleştiri getirdi. yahu ben müziği dinliyorum zaten, 320kbps mp3, cd'ye yakın kalite işte! sadece müzik değil derdim yani; ellemeliyim, koklamalıyım! derhal google'a bağlandım ve kısa bir araştırma yaptım. albümü alıp, tıpkı benim yaptığım gibi görgüsüzce sitelerinde, facebook sayfalarında bundan bahseden insanların çektikleri fotoları inceledim ve imzaların farklı farklı olduklarını sevinçle fark ettim. tüm bunlar yaklaşık 15 gün önce falan oldu; on gündür de diğer albümlerin yanında yatıyor cd. işte hayat böyle küçük mutluluklarla hamhomşurulop oluyor, ondan sonra hep aynı. üzgünüm ama müziği mp3 formatında dinlemeye çok alışmışım.
her neyse, azıcık da albümden bahsedeyim: albüm tıpkı oyun gibi dolu dolu: tam dört cd! ilk üçü standart yapıda; dördüncüsü, 42 dakikalık tek bir parçadan ibaret. "skyrim atmospheres" isimli bu parça, oyunda genellikle gece havasını destekleyen, adıyla kendini tanımlayan bir eser. uyumadan önce başlatılırsa, insanın enteresan düşler görmesine neden olabilir!
albümün geneli senfonik, bazılarında çok etkili vokal kullanımları var. birkaç tane de "skyrim yöresinden" diyebileceğim, akustik ama senfonik olmayan parça var. benzer temalar sıklıkla tekrarlanmıyor, her parçanın üzerine düşülmüş. son yılların en güzel oyununun müzikleri de son yılların en güzellerinden kısacası.

ayrıca:

-&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.net/2012/01/skyrim-modlar-uygulamalar-videolar.html"&gt;skyrim : modlar, uygulamalar, videolar&lt;/a&gt;
-&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.net/2012/01/skyrim-goruntuler.html"&gt;skyrim: görüntüler&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>dear esther</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/02/dear-esther.html</link><category>dear esther</category><category>oyun</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Wed, 15 Feb 2012 15:15:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-8349698928125541547</guid><description>&lt;img src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhp54YkwQDCdPd2mYE1P-KP1MbhdbRqUzKF7vqvrPnvAbUJKzV2cARiWTRDO4ZvplbTy5lxS96hLq-0EA1ZEUl0qhR7BxUdOlI7uAiQXrTnHjMlvdP_olSqdzTp5GZwL8_cWlOGyA/s200/dear-esther.png" alt="" name="BLOGGER_PHOTO_ID_5709347946904608082" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5709347946904608082" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 100%; "&gt;dear esther, enteresan bir oyun. daha önce (2008 yılında) bir source engine (ya da half life 2) modu olarak, ücretsiz yayınlanmış; bu sene ise tamamen geliştirilerek satışa sunuldu.
dear esther'e oyun demek zor çünkü bu yapımda sana düşen tek şey yürümek. eşya toplamak, bir şeylerle mücadele etmek, puan kazanmak gibi şeyler yok. gizemli bir ada, mağara dipleri ve atmosferi besleyen güzel bir müzik. sakinlik diz boyu. ilk etapta bana korku/gerilim öyküsü gibi gelmişti ama hayır, gizemli ve hüzünlü... geçmiş yıllarda &lt;a href="http://www.tersmeditasyon.net/2008/04/sabah-sabah-balkonuma-bayku-kondu-sanrm.html" target="_self"&gt;buralarda bir yerde&lt;/a&gt; üzerine bıtbıtlandığım "the graveyard" ve "the endless forest" "oyunları" gibi; bana onları çağrıştırdı açıkcası.
peki neler oluyor bu yapımda? şöyle ki; oyun boyunca bir adada dolaşıyorsun, öyle tamamen serbest bir dolaşma değil; bir koridorda ilerlemek gibi de değil. bazen yollar çatallanıyor ve yapımcıların iddiasına göre oyuncunun gittiği yola göre öykü detaylanıyor ve böylece 2 saat kadar süren bu deneyimi tekrarlamak istediğinde, tamamen aynı şeylerle karşılaşmış olmuyorsun. karşılaşma dediğim de, mektup parçaları sadece: belirli noktalardan geçerken anlatıcının okuduğu, esther'e yazılmış mektupları dinliyorsun ki zaten öykü de, işte bu mektuplarla ortaya çıkıyor.
dear esther, (oyun süresi bakımından da) film izlemek gibi, ya da bir filmin içinde dolaşmak gibi.
&lt;a href="http://dear-esther.com/" target="_blank"&gt;dear-esther.com&lt;/a&gt;
&lt;a href="http://www.moddb.com/mods/dear-esther/downloads/dear-esther-soundtrack" target="_blank"&gt;dear esther soundtrack&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhp54YkwQDCdPd2mYE1P-KP1MbhdbRqUzKF7vqvrPnvAbUJKzV2cARiWTRDO4ZvplbTy5lxS96hLq-0EA1ZEUl0qhR7BxUdOlI7uAiQXrTnHjMlvdP_olSqdzTp5GZwL8_cWlOGyA/s72-c/dear-esther.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>anatidaephobia</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/02/anatidaephobia.html</link><category>anatidaephobia</category><category>gary larson</category><category>hayat</category><category>internet</category><category>mizah</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Tue, 14 Feb 2012 14:12:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-8113857651006441767</guid><description>&lt;img src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhRtefGITmXZfHzZCdHVG6_K0mFfBUYho7gkeojPt3WEfJ10vDEhifvHalfs5amu4SXqbXaE6PWBZ6Nzm2fuHXkXk5ZDgi86YdIrSE1ukSAUt-InG98cAo5YVBEv5vM7XSfm1L6FQ/s320/anatidaephobia.JPG" alt="" name="BLOGGER_PHOTO_ID_5708958562814104290" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5708958562814104290" style="cursor: hand; cursor: pointer; float: left; height: 320px; margin: 0 10px 10px 0; width: 286px;" /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;anatidaephobia*, bir ördek tarafından izlenme korkusu. öyle gıcık bir ördek ki, bir şekilde yolunu bulup seni izliyor ama bir şey yapmıyor. yani onun saldıracağından, pis bir laf edeceğinden falan korkmuyorsun, sadece onun seni izlediğini hissediyorsun ve onun bir yerden her hareketini dikizlediğini düşündükçe ağzın kuruyor, soluk alıp vermen düzensizleşiyor, elin ayağına dolanıyor.
bu fantastik ve kurgusal fobiyi insanlığa gary larson kazandırmış; hemen yandaki karikatür ile. daha sonra kavram yayılmış ve insanlar "gerçek bir fobi mi?" diye sormaya başlamışlar. komik ve saçma gelse de kulağa, komik ve saçma olan ancak insanların hayatını zehir eden bir kamyon &lt;a href="http://phobialist.com/" target="_blank"&gt;gerçek fobi&lt;/a&gt; var. bununla beraber, gerçekten de "beni bir ördek izliyor! kurtulamıyorum onun bakışları altında yaşamaktan!" diye terler döken, şimdi ya da gelecekte birileri olabilir koca gezegende; şaka kaka olduktan sonra yapılacak bir şey yok.
aslında bir ördeğin kendisini izlediğinden korkmak yerine bir ördeğin kendisini izlediğini düşünüp bundan tarif edilmez derecelerde keyif alan insanlar da olabilir? nasıl ki yükseklik korkusu olanlar varsa, yükseklere çıkma işini büyük bir hazla yapanlar da var. ( bkz: "&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.net/2010/09/daha-once-soylemistim-bende-yukseklik.html" target="_self"&gt;yüksek be!&lt;/a&gt;" gerçi oradakiler işlerini yapıyorlar...) yani, düşünsene, koltuğunda oturan ama zevkten dört köşe olmuş birini: ortada bir neden yok; televizyon bile açık değil! "beni izliyor, biliyorum" diye düşünüyor, "o ördek şimdi, şu an, bir şekilde beni izliyor!" sorsan dünyanın en huzurlu insanı.
her iki durumda da, aklıma iki şey geliyor. öncelikle o korkan (ya da haz alan) insana, "ördek falan yok!" demenin saçmalığı. evet, ördek yok, yani izleyen bir ördek yok ama bunu doğrudan söylediğinde, "ben boku bokuna mı bu haldeyim?" diye sinirlenecektir o kişi. ben olsam sinirlenirim sanırım? ördeğin varlığını sorgulamaktansa, diyelim sevdiğin biri bulaşmış bu ördek işine, bir ördeğin kendisini izlediği inancının kaynağını sorgulamak (neden, nasıl, ne zaman, kim görmüş vs) daha mantıklı. illa ki sorman gerekiyorsa tabii çünkü mutlu olana (ya da izlendiğinden haz alana) bulaşmak da saçmaymış gibi geliyor bana; bu gezegende bir şekilde huzurlu olmayı başarmış birine gölge etmemek gerek. yeter ki, huzur bulacağım diye çevresini ve gezegeni huzursuz etmesin. değil mi ama?
diğeri ise, bir ördeğin bir kişiyi izlemesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceği. e, izlesin, ne olacak ki? ördek sonuçta, seni izleyip özel yaşantına dair bilgiler edinse bile, bir ördeği kim ciddiye alacak ki; "vak!" diye ses çıkaran bir canlının, tüm bir galaksideki ağırlığı ne olabilir? hadi onu geçtim, bir ördekten daha fazlasının (örneğin bir maymunun, karganın ya da baykuşun da) seni izlediğini düşünmeye başlamamışsan, zaten pek de "önemli biri" değilsindir ve dişe dokunur bir halt yediğin yoktur? bırak izlesin, ördek...

&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;*google üzerinden anatidaephobia kelimesi arandığında,  bir &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Anatidaefobi" target="_blank"&gt;wikipedia sayfası&lt;/a&gt; çıkıyor. eğer onunla yetinirse, bilgilenmiş değil, bir karikatürün komikliğine kapılmış gitmiş oluyor insan. "kontrol edilmemiş" diye belirtilmiş olsa da bu sayfa, internette her gördüğüne doğrudan ve tamamen inanmamak gerektiğine dair örneklerden biri sadece...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhRtefGITmXZfHzZCdHVG6_K0mFfBUYho7gkeojPt3WEfJ10vDEhifvHalfs5amu4SXqbXaE6PWBZ6Nzm2fuHXkXk5ZDgi86YdIrSE1ukSAUt-InG98cAo5YVBEv5vM7XSfm1L6FQ/s72-c/anatidaephobia.JPG" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>ohlife.com</title><link>http://www.tersmeditasyon.com/2012/02/ohlifecom.html</link><category>hayat</category><category>internet</category><category>ohlife</category><author>noreply@blogger.com (devrim)</author><pubDate>Tue, 7 Feb 2012 00:21:00 +0200</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-15781884.post-6946753627785476288</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;günlük tutmak bir insanın hayatında yapabileceği en önemli ve gerekli şeylerden biri değilse nedir? "ne yazacağım ki?" diye düşünmemek gerekir çünkü en basitinden "ne yazacağım  ki?" sorusunu biraz genişleterek dile getirmek ya da o soruya uydurabileceğin (saçma bile olsa) cevaplar bu sorunu kısa sürede çöpe atar ve sonrasında mutlaka görürsün ki yazacağın (daha doğrusu anlatacağın) çok şey vardır.&lt;br /&gt;yazma konusundaki en büyük sıkıntılardan birisi de, "bu yazılanları kim okuyacak?" sorusu. yazarların, sanatçıların günlükleri (genellikle onlar öldükten sonra) yayınlanır ya, işte pek sevmem onları çünkü "kim okuyacak ki bunları?" sorusu, "günlük" kavramıyla çatışmış ama yine de kesin bir sonuca ulaşmıştır ve okudukça hissedersin sen de: "yazar burada bana sesleniyor!"&lt;br /&gt;işte o tür günlükler değil bahsettiklerim. tabii web günlükleri de. onların ismi günlük ama amaçlanan şey bir iletişim kurmak! kast ettiğim anlamda bir günlüğü "günlük" yapan, onu sadece yazanın okuyacak olması (ya da en azından yazan kişinin, sadece kendisinin okuduğunu düşünmesi) zorunluluğudur. insan böylelikle aklına geleni kağıda dökebilir; takdir edilme ya da cezalandırılma korkusu olmadan! artık pek özel olduğuna göre, biraz da dikkatli olmak ve günlüğü başka gözlerden saklamak gerekir elbette. konuyu bulandırmayım ama, ortaya çıkarılan günlüklerin çoğunun, o günlüklerin sahiplerinin içten içe istemesiyle ortaya çıktığını  düşünmüşümdür hep; ya söyleyemediklerini bu şekilde söyleme isteğinden ya da karışık bir ego tatmini sevdasından...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ohlife.com/" target="_blank"&gt;ohlife.com&lt;/a&gt;, bunca lakırdıdan anlaşıldığı üzere,  bir günlük sitesi. karşıma çıktığında, ne kadar uzun zamandır bir şeyler yazmadığımı, günlük tutmaktan ne kadar uzaklaştığımı fark ettim. bir yandan da, takipçiymiş, yorummuş, beğeniymiş dertleri olmadan bir internet sitesini kullanma fikri ilgimi çekti. her ne kadar kendimi o dertler konusunda epeyce bir yontmuş olduğumu düşünsem de, idealize ettiğim "rakam meraklısı olmayan internet kullanıcısı" kıvamına gelmiş değilim. işte bu bakımdan da ohlife.com bana ilaç gibi geldi diyebilirim.&lt;br /&gt;sitenin işleyişi şöyle: kayıt oluyorsun ve sistem sana her akşam e-posta gönderiyor. sen o e-postayı cevapladığında, yazdıkların hesabına geçmiş oluyor. istediğin zaman siteye girip tarihsel sırasıyla ya da rastgele geçmişte yazdıklarını okuyabiliyorsun. sistemin e-posta ile çalışması da bir ittirici kuvvet oluyor sanki, iki satır da olsa bir şeyler yazmak adına. bu noktada, "yazık lan hiç arkadaşı yok, makineyle mektuplaşıyor!" diye düşünmenin gereği yok çünkü bu sistemin özelliği (ve güzelliği) bir iletişim olanağı sunmuyor olması. "insan her an değişir, başka biri olur" gibi bir prensiple hareket edersek, kişinin geçmişte yazdıklarını okuması da bir iletişim sayılabilir ancak nereden baksan tek bir kişi vardır bu iletişimde.&lt;br /&gt;defterlere yazıp çizme konusunda en ufak bir sıkıntım olmadığı halde kullanmaya başladığım bu siteyi bir süre (bir ay?) denemeni öneririm. kimse görmeyecek, kimse beğenmeyecek, kimse yorumlamayacak: şahane mi korkunç mu?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;p&gt;----------------&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tersmeditasyon.com"&gt;tersmeditasyon.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total></item></channel></rss>