<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">

<channel>
	<title>MarkaSizsiniz</title>
	
	<link>http://www.markasizsiniz.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Nov 2009 19:19:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/Markasizsiniz" type="application/rss+xml" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">Markasizsiniz</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><item>
		<title>Kişisel Marka Yönetimi “Atölye” çalışmalarımız başlıyor …</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/kisisel-marka-yonetimi-%e2%80%9catolye%e2%80%9d-calismalarimiz-basliyor/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/kisisel-marka-yonetimi-%e2%80%9catolye%e2%80%9d-calismalarimiz-basliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 19:19:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Andrianq</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=790</guid>
		<description><![CDATA[AMAÇ
Kişisel markalaşma sürecindeki adımları detaylı şekilde ele almak, hayatımıza yansımalarını incelemek, özel ve iş yaşamımız için planlama ve yönetim anlamında kişisel stratejiler oluşturmak.
Yukarıdaki şekilde ifade edilmeye çalışıldığı gibi insan, yaşadığı sürece iki ana kategoride yoluna devam eder. Özel yaşam yolu ve kariyer yolu. Bu şekilde çizildiği gibi bu yollar pek de düz ve rahat değildir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>AMAÇ</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kişisel markalaşma sürecindeki adımları detaylı şekilde ele almak, hayatımıza yansımalarını incelemek, özel ve iş yaşamımız için planlama ve yönetim anlamında kişisel stratejiler oluşturmak.<a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/MarkaSizsiniz.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-791" title="MarkaSizsiniz" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/11/MarkaSizsiniz.gif" alt="MarkaSizsiniz" width="1022" height="384" /></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Yukarıdaki şekilde ifade edilmeye çalışıldığı gibi insan, yaşadığı sürece iki ana kategoride yoluna devam eder. Özel yaşam yolu ve kariyer yolu. Bu şekilde çizildiği gibi bu yollar pek de düz ve rahat değildir. Çok fazla virajı olan, bazen dar bazen geniş olmak üzere tümseklerle dolu olan yolardır. Önemli olan yoldaki tabelalara ve trafik kurallarına uymaktır. Bu kurallar da yedi adet kutucuk içerisinde ana başlıklar halinde sunulmuştur. Yaşamda her iki yolu birden kontrol altına almak, sorunlara yürüdüğümüz yolun dinamikleri açısından çözümler bulmak zorundayız. Her kutucuğun gerçek yaşama yansımaları ve uygulama yöntemleri bulunmaktadır. Atölye çalışmamızda bu ayrıntıların tümü sırası ile ele alınacak.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong><strong>İÇERİK</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong>-      Kişisel markalaşma adımları ile ilgili sunum. Katılımcıların yorumları ve önerileri değerlendirilecek. Konular, Marka Sizsiniz’e özel süreç diyagramı üzerinden ele alınacak.<strong></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong>-      Her seansta bir katılımcının kişisel marka yönetimi hakkında çalışma yapmak. Katılımcılar kendi görüş ve önerilerini sunacak.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Bir “marka insanın” kişisel marka duruşunu hayatını inceleyerek ele almak.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      İş dünyası ve kariyer yolculuğu ile ilgili sorunlar ele alınacak.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Misafir danışman, eğitmen ya da koçlardan özel çözümler dinlemek.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Film, kitap, web sayfası, konferans gibi kişisel markalaşmamıza katkıda bulunacak tavsiyeler.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Her seans için özet “sonuç dökümanı” hazırlanacak ve Marka Sizsiniz’de yayımlanacak.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Üç saate yakın bir çalışma olacak.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> <strong>NEDEN ATÖLYE?</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Az sayıda katılımcı ile odaklanma kaybı olmadan iletişim kurma avantajı.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Her katılımcının düşüncelerini, önerilerini, eleştirilerini rahatça sunma imkanı.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Kalıplaşmış formatlar yerine ihtiyaca özel stratejiler çerçevesinde ilerleme imkanı.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Eğitim, seminer, konferans niteliğinde olmayacağı için kişisel markalaşma sürecinin gerçek yaşama yansımasını canlı örneklerle ele almak.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> -      Sürekli katılımcılar için bir yol haritası üzerinde yol almak ve bunu bir danışman eşliğinde gerçekleştirmek.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> <strong>DANIŞMAN</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong><strong>Murat Esenli</strong><strong> </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">1997 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. İş yaşamına banka çağrı merkezi yetkilisi olarak başladı. Ve banka bilgi işlem departamanında iş-ürün analisti olarak projelerde çalıştı. İnternet bankacılığı ve alternatif dağıtım kanalları konusunda çalışmalarda bulundu. Yine iş-sistem analisti olarak GSM sektöründe projelerde görev aldı. Mobil pazarlama kampanyaları ile ilgili projelerde çalıştı. Kısa bir süre kendi butik reklam ajansı için çalışmalarda bulundu. Son üç yıldır, global bir fimanın Türkiye Lojistik sürecinde yöneticilik yapmaktadır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Pazarlama ve PR’ın, kişisel anlamda da zorunlu olduğunu düşünerek kişisel markalaşma üzerine çalışmalarına devam ediyor. Bu çerçevede özel danışmanlık hizmetleri vermektedir.<strong> </strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>İLETİŞİM</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong>Atölye çalışmasının yapılacağı yer, zaman ve ücretle ilgili e-posta yazabilir ya da telefonla ulaşabilirsiniz.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong><strong><a href="mailto:murat@markasizsiniz.com">murat@markasizsiniz.com</a></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>0 532 573 05 73</strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/11/kisisel-marka-yonetimi-%e2%80%9catolye%e2%80%9d-calismalarimiz-basliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişiler ne zaman markalaşır, KOBİ’ler de ancak o zaman markalaşır.</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/kisiler-ne-zaman-markalasir-kobi%e2%80%99ler-de-ancak-o-zaman-markalasir/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/kisiler-ne-zaman-markalasir-kobi%e2%80%99ler-de-ancak-o-zaman-markalasir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 08:25:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Andrianq</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[analist]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[KOBİ]]></category>
		<category><![CDATA[proje yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Network]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[zaman planı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=786</guid>
		<description><![CDATA[Bir şirketi kim yönetir? İnsanlar. İnsanları ne, kim yönetir? Kişiliği, karakteri, zihni, kalbi, düşünce dünyası, tecrübeleri, eğitimi, vizyonu, cesareti, hedefleri v.s. Şirketler, ürünler nasıl markalaşır? Tabi ki bizim gibi “insan” denilen “gelişme ve gerileme” potansiyeli en yüksek varlıkların stratejileri ile. Peki KOBİ’ler hep neden şikayetçi olur? Vergilerden, enflasyondan, hammadde fiyatlarından v.s. Şimdi burada duralım ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir şirketi kim yönetir? İnsanlar. İnsanları ne, kim yönetir? Kişiliği, karakteri, zihni, kalbi, düşünce dünyası, tecrübeleri, eğitimi, vizyonu, cesareti, hedefleri v.s. Şirketler, ürünler nasıl markalaşır? Tabi ki bizim gibi <strong>“insan”</strong> denilen “gelişme ve gerileme” potansiyeli en yüksek varlıkların stratejileri ile. Peki KOBİ’ler hep neden şikayetçi olur? Vergilerden, enflasyondan, hammadde fiyatlarından v.s. Şimdi burada duralım ve bir kısır döngüyü dile getirelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Girişimci, esnaf, KOBİ, holding fark etmiyor, istisnalar dışında, genelde insan hataları ile batar. Hatta, üst üste yıllardır yığılan hatalarla. Örnek kısır döngü; finansal döngüsünü sağlama alamayan, borç içinde yüzen esnaf kardeş bu moral bozukluğu ile ne işine ne de müşterilerine konsantre olamaz, yeni, yaratıcı fikirler bulamaz ve batar. Suç, doğal olarak devlete ya da başka faktörlere atılır. Fakat, stratejisini yenileyen, tekrar uzun vadeli planlar yapan, yeni firkir ve uygulamalar peşinde olan girişimci sürekli adım atar ve bunlardan biri tuttuğu anda kısır döngü kırılmış olur. Aslında onun da sorunları aynıdır ama ümitsizliğe kapılarak, düşünce derinliklerinde boğulmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin bu kısır döngüleri kırmak için şu soruları kendimize soralım. Tek başımıza çaresiz dahi olsak, bu maddelerden kaçını yapıyoruz bakalım. Hani esnaf, KOBİ gözüyle.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Kriz kapıda göründü, durumlar kötü. Büyüme hedeflerinizi, stratejilerinizi, en sağlam müşterilerinizi nasıl kaybetmeyebileceğinizi gözden geçirdiniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">2- Tasarruf yaptığınızı zannediyorsunuz, hiç başkalarına sordunuz mu? Azami tasarruf tedbirlerinizi gözden geçirdiniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">3- Hep büyük işler yapmaya alıştınız. Küçük işler yaparak şirketinizi nasıl ayakta tutabileceğinizi düşündünüz mü?</p>
<p style="text-align: justify;">4- Hep aynı işi aynı şekilde devam ettirdiniz. Hiç yeni ürünler, yeni tasarımlar, küçük ama etkili çözümleri araştırdınız mı? Kaç tane yabancı kataloğu alarak ben de buna benzer ürünler üretebilirim, satabilirim diye  sordunuz. Çin’lilerin kopyalama yeteneği onlara mı özel sadece!</p>
<p style="text-align: justify;">5- Ne internette adınız var, ne kataloğunuz, ne de pratik insert ya da el ilanlarınız. Pazarlama-reklam maliyetinin mi sizi batıracağını zannediyorsunuz!</p>
<p style="text-align: justify;">6- Ne kadar kitap okuyor, kaç kişiden bir çeşit ücretsiz danışmanlık alıyorsunuz? Beyin fırtınası yaparak çevrenizle fikir alışverişi yapıyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">7- O kadar kişi ile tanıştınız, görüştünüz, iş yaptınız yıllarca. Bu sosyal networkü nasıl değerlendirdiniz? İletişim kanallarınızı ne kadar güçlü tuttunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">8- Şirketinizde her işi bir “proje” disiplini ile ele aldınız mı? İş planı nedir? İnsan kaynakları yönetimi konusunda destek aldığınız birileri var mı? Belki de gerek yok değil mi! İdari işler, personel v.s. hepsini bir arada halledersiniz zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Kişisel zaman planınız nasıl? Stresli durumlarda özel yaşam ve iş yaşamı dengesini tutturabiliyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">10- İş süreçlerinizi adım adım, saniye saniye <strong>“analist”</strong> gibi gözden geçirdiniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">11- Her hatanın şirketinize maliyetini fark ederek, o hatanın nedenlerini ve çözümlerini derinlemesine incelediniz mi?</p>
<p style="text-align: justify;">12- Çalışanlarınıza sadece patronluk mu yapıyorsunuz dedelerinizden kalma yöntemlerle. Liderlik ve koçluk kavramları size “kişisel gelişim” salatası gibi mi geliyor?</p>
<p style="text-align: justify;">13- Başarısızlığı, yenilgiyi, çaresizliği kabullenebildiniz mi? Yoksa cahil cesareti gibi ümitsiz hayaller mi kuruyorsunuz hala.</p>
<p style="text-align: justify;">14- Çalışanlarınızın, müşterilerinizin, ailenizin kısaca tüm çevrenizin gözünde kişisel olarak ne kadar markalaştınız? Ses tonunuz, vücut diliniz, düşünce sistematiğiniz, kriz yönetiminiz, koçluk becerileriniz, hedefleriniz, tutkularınız kısaca tüm davranışlarınızın kişisel marka duruşunuza katkısı ne?</p>
<p style="text-align: justify;">15- Ticaretin sadece işi dünyasında “para” ölçü birimleri ile yapıldığını mı zannediyorsunuz. Alış-veriş ve karlılık hesabını, formüllerini tüm yaşamınızda uygulamanız gerektiğini biliyor musunuz? Her hareketinizde bir ticaret yaptığınızı fark edebiliyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları beni eleştiriyor, aynı şeyleri yazıyorsunuz diye. Ne yapayım, insanoğlu hep aynı şeyleri konuşuyor, aynı tavırları sergiliyor, aynı bahaneleri sunuyor da ondan. Ben de bu aynı şeyleri farklı yöntemlerle ifade ederek anlatmaya çalışıyorum. Ama hep işin merkezinde insan var, “siz” varsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">İşi, piyasayı, devleti, vergiyi, iş ortaklarınızı v.s. her şeyi sorgulayabilirsiniz. Ama lütfen önce kendimizi sorgulayalım. Bir gün değil bir saniye sonra bile algılarınız ve davranışlarınız değişebilir. Bir günde dört değil, kırk dört mevsim dönüşümü yaşarsınız belki. Başka kişilerde, başka yerlerde kaybolmadan kendimizde kalırsak, ruhsal “beslenme kaynaklarımızı” kurutmazsak kendimizin farkında olmayı başarabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Son 3 aydır depomuzdaki tadilat nedeni ile bir çok KOBİ şirketi ile tanıştım, çalıştım. Gözlemlerimi yazmak istedim. Saygıdeğer KOBİ patronları, yöneticileri, yularıdaki maddelerde çok değil % 60 başarı sağlarsanız</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #800000;"><strong>K</strong></span>olay <strong><span style="color: #800000;">O</span></strong>lacak <strong><span style="color: #800000;">B</span></strong>u <strong><span style="color: #800000;">İ</span></strong>şler.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgilerimle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/kisiler-ne-zaman-markalasir-kobi%e2%80%99ler-de-ancak-o-zaman-markalasir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nerede kalmıştık?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/nerede-kalmistik/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/nerede-kalmistik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 11:53:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Andrianq</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[danışmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer koçu]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel marka yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Sizsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam koçu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=784</guid>
		<description><![CDATA[Marka Sizsiniz son durum değerlendirmesi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Merhaba, <strong>Marka Sizsiniz</strong> diyerek yola çıktığım tarihten bu yana aslında bir yıl geçti. Eski versiyonu pek kimse hatırlamaz. Haziran 2008’de açılmıştı sayfa. Orada bir kitapçık yayımlamıştım ve bazı marka insanlar vardı o kadar. Asıl başlangıcı, yeni tasarımla birlikte, Blogspot’tan çıktığım tarih olan Kasım’ın ortaları olarak kabul ediyorum. 164 yazı paylaşmışım bugüne kadar sizlerle. Fark etmişsinizdir kişisel marka yönetimi ile başladım ama hayata dair insanı etkileyen bir çok önemli konuya değinmeye çalıştım. Çünkü bireysel markalaşma yaşamın her anı için geçerli. Her bir yazıdan bir madde, bir cümle örnek olabildi ise benim için büyük mutluluk. Ama bildiğiniz gibi her yazıda bir çok madde var örnek alınması gereken. Çok güzel yorumlar, tepkiler geldi bir çok kişiden. Herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Son 2-3 aydır iş yoğunluğundan ve tatillerden dolayı yazıları biraz aksattım. Biraz da hızlı gittiğimi düşünerek dinlenmeye çekildim dersem yalan olmaz. Bu süre içerisinde bana gelen talepleri düşündüm “nasıl yardımcı olabilirim” diye. Eğitim istekleri, kariyer – yaşam koçluğu isteyenler, yazı isteyenler v.s. Biliyorsunuz, Marka Sizsiniz resmi bir kurum değil. Ama kendi çapımda özel hizmetler vermeye çalışıyorum fırsat buldukça.</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünlerde Marka Sizsiniz “Atölye” ve Marka Sizsiniz “Kişisel Marka Yönetimi” paketi analizlerimi, iş akışlarımı ve formatlarımı hazırlıyorum. Aslında uzun zamandır kuluçkada bekliyordu bazı fikirler. Hazır olduğunda, program özellikleri ve tarihleri belirlendiğinde sizlere bilgi vereceğim. Şimdilik profesyonel iş yaşamım ile birlikte devam edeceğim. Gelen talep ve kazanımlara göre kurumsallaşmaya, belki de tekrar girişimci olup olmamaya karar vereceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben de memleketimi, insanımı tanıyorum herkes gibi ama son bir yıldır bu işle yoğun ilgilenince gerçekten ne kadar çok ihtiyaç olduğunu anladım. Faydalı olmak en başta vicdani bir sorumluluk. Hayatın zorlukları benim için de sizler için de geçerli. Su gibi ihitiyacımız var bazı beslenme kaynaklarına. Bu bir kitap olur, web sayfası olur, danışman olur, koç olur, dost olur v.s. İletişimin hızına yetişemiyoruz ama yeterince verim alarak yönetemiyoruz da. Herkes birbirine daha yakınlaşmış gibi oluyor ama kalpler uzaklaşınca bir anlamı kalmıyor. Ve takip yöntemlerimiz, kontrol noktalarımız, planlarımız, gerekli araçlarımız yok denecek kadar az. Her şeyi birbirine karıştırıyoruz iş, aile, aşk, arkadaş, para, kişisel sorunlar v.s. Neyse yazılarımda tüm bu konuları ele almaya çalışıyorum zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">“Acele etmiyorum” bir önceki yazımda belirttiğim gibi. Allah sağlık versin daha konuşacak, yazacak, yapacak o kadar çok şey var ki. Vermeyi de, almayı da bilene yarayacak hepsi.</p>
<p style="text-align: justify;">“Atölye” ve “Kişisel Marka Yönetimi” paketi ile ilgili düşüncelerinizi, önerilerinizi, taleplerinizi beklerim.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/nerede-kalmistik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acele ettik de ne oldu?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/acele-ettik-de-ne-oldu/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/acele-ettik-de-ne-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2009 11:37:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Andrianq</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[acele]]></category>
		<category><![CDATA[hayat yolu]]></category>
		<category><![CDATA[hırs]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[telaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=778</guid>
		<description><![CDATA[Acele ederek yaşamı alt üst edenler için.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsanın yapısında acelecilik vardır. Her şey, bir an önce olsun isteriz. Her sorunu bir an önce çözmek isteriz. Zamanın çok çabuk geçtiğini, yaşlandığımızı düşünerek şu hayattan zevk almak için daha da acele ederiz. Daha çok para kazanmak, kariyer basamaklarını daha hızlı tırmanmak, kısa zamanda daha çok güce ve nüfuza sahip olmak iseriz. Tüm iletişim ve davranışlarımız da bu acelecilik konseptinde gelişir, çevremize de bu telaşı yayar dururuz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an olsun düşünmeyiz ki, 9 aylık dönemde nasıl geliştiğimizi, nasıl yürüdüğümüzü, nasıl konuştuğumuzu, nasıl öğrenerek olgunlaştığımızı. Ham meyvenin, demlenmemiş çayın tadının ne kadar kötü olduğunu hiç aklımıza getirmeyiz. Belki teknolojinin hızını da düşünerek bilim kurgu hayallerle kendimizi ve başkalarını da robot gibi düşünür, bir düğmeye basınca o şeyin hemen olacağını hayal eder dururuz. Bilginin, tecrübenin, olgunlaşmanın hem fiziki, hem de fizik ötesi gerçekleri olduğunu unutuveririz. Çocuklarımızı sanki bir an önce büyütmeye çalışırız, büyüyünce de “aaa zaman en çabuk geçti, minicik ellerini daha çok öpseydim, oynasaydım keşke” deriz. Çocuk da zaten hep büyüklere özenerek bir an önce onlar gibi olmak istiyor ya, sorun yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Sorun var arkadaşlar, hem de büyük bir sorun. Yaşamdaki tüm veriler bize acele etmemeyi, sabırlı olmayı, hazmederek büyümeyi, “an” ları fark ederek yaşamayı, bilinç seviyemizin on yıl sonra daha farklı olacağını söylüyor. Ama dinleyen kim. O kadar çok baskı altında yaşıyoruz ki insan, aile, millet olarak. Gelin şu baskılara bir göz atalım;</p>
<p style="text-align: justify;">1- Ailem çok fakirdi, çok sıkıntı çektik o nedenle çok çalışmam, maddi refaha kavuşmam lazım. Çocuklarıma aynı sıkıntıları bırakmamam gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Yaşamdaki statümü korumam ve daha sağlamlaştırmam gerek. Bu şekilde daha mutlu olurum.</p>
<p style="text-align: justify;">3- Neden ben de zengin ve güçlü insanlar gibi olmayayım, benim nerem eksik.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Komşunun çocuğunun dersleri harika imiş, ailemin baskısına dayanamıyorum, çok çalışmalıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Kişisel, özel yaşamımda problemlerim var, yaşım olmuş bilmem kaç, bu problemlerimi hemen çözmem gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">6- Etrafımda değişmeyen insanlar var, şu tarihe kadar değişmeleri gerek. Benim değişime pek ihtiyacım yok !!!</p>
<p style="text-align: justify;">7- O koltuğa benim oturmam gerek, kendimi daha fazla ön plana çıkarmalıyım, karizmatik olmalıyım. Bu yolda her şey mübahtır.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Bizim çocuklar aynı hataları hala yapıyorlar, sıfır hata istiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Girişimci olmalı, kendi işimi kurmalıyım ve genç yaşta bunu başarmalıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Siz devam edebilirsiniz bu maddelere. İşte bu gibi içsel ve dışsal baskılar nedeni ile hayatı karmakarışık bir hale getiriyoruz. Ve başkalarına da zehir ediyoruz. Sabah telaşla evden çıkıyor, bekleyen yetişmeyen işlerle gün içinde çıldırıyor, evde iyice dinlenemeyerek etrafımıza stres topları saçıyor ve bu kısır döngüyü sürekli yaşıyoruz. Bir an olsun durmayı, durdurmayı, dinlenmeyi, analiz etmeyi, öncelik planı yapmayı, uzlaşmacı ve hoşgörülü olmayı başaramıyoruz. Hızlı konuşuyor, hızlı yürüyor, hızlı düşünüyor, hızlı karar veriyor sonra da kalp, şeker v.s. hastalıklarla boğuşuyoruz. Dünyada olan biten her şeyi bizim yönettiğimizi, yönetebileceğimizi zannediyoruz. Ve tabi ki aldanıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Soruyorum, sorguluyorum;</p>
<p style="text-align: justify;">- Personelinize kırbaçla “daha hızlı olun, daha çok çalışın” dediniz de ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Özel yaşamınızdaki sorunları zamana bırakmadan yanlış bir iletişimle çözmeye çalıştınız da ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Finansal planlamanızı yapmadan girişimci oldunuz da ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir şeyleri çok hızlı öğrenmeye çalıştınız, konuya hakim olmadan hemen uygulamaya geçtiniz de ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Beni bir türlü anlamıyorlar, kendimi bir türlü ifade edemiyorum diyerek etrafınıza saldırdınız da ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">- Kendi kazanma, başarma hırsınızla hereksin öyle olacağını zannettiniz de ne oldu!</p>
<p style="text-align: justify;">Sakın yanlış anlaşılmasın. Baskıcı olmak ve displinli olmak arasında ince bir fark vardır. Hızlı olmakla planlı olmak farklı şeylerdir. İşleri paralel ele almak, önceliklendirmek ile hızlı olmak farklıdır. Tembellik, atalet, vurdum duymazlık tabi ki olacaktır ama her işin bir usulü, bir süresi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelin söz verelim kendimize. Daha yavaş konuşalım, daha yavaş ve analitik düşünerek karar verelim. Evde ev hayatını, işte iş hayatını kıvamında yaşayalım. Sakinleşelim, çevremizi de sakinleştirelim ve “sukunet abidesi”       (sessizlik anlamına gelmez) olalım. İnsanlar huzur bulsunlar yanımızda. Büyük resmi göremediğimizde hemen bir şeylere karar vermeyelim, doğru açıyı yakalayana kadar bekleyelim. Kişisel marka duruşumuzun vazgeçilmez özellikleri olsun bunlar. İlla ki hızlı olacaksak, bir şeylerde yarışacaksak iyilik için, fayda için, vicdani duygular için yarışalım. Tüm hırsımızı, enerjimizi “insan” olmak için harcayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sonu belli olan bir yolda olduğumuzu unutmayarak, yolu ve yoldaki her şeyi sahiplenmeye, hakim olmaya, yalnız kendi kanunlarımızı uygulamaya çalışmayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/10/acele-ettik-de-ne-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu kurallara uymak çok mu zor ?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/bu-kurallara-uymak-cok-mu-zor/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/bu-kurallara-uymak-cok-mu-zor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 11:17:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Andrianq</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[iş hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iş yükü]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=776</guid>
		<description><![CDATA[İş yaşamında mutlu olmanın kuralları]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Evet, büyük bir ihtimalle zor ki, iş hayatınızda karşılaştığımız sorunların hemen hepsi bu maddelerden birine kesinlikle denk geliyordur. Bu maddeleri küçük not kağıdı şekline getirerek ve PVC kaplatarak ekibimdeki tüm arkadaşlara vereceğim. Her hangi bir sorunla, hata ile karşılaştıklarında ya da iletişim bozulduğunda hemen çıkarıp bakmalarını ve bu maddelerden hangisine denk geldiğini söylemelerini isteyeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-</strong> Kurala bağlı olmayan, sürecine hakim olmadığınız hiçbir işi kabul etmeyin, hemen yapmayın. Önce en doğru bilgiye sahip olun ve öyle yapın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-</strong> Hiçbir iş talebi “deadline” sız olmamalı. İşi söyleyen tarih koymuyorsa siz koyun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-</strong> Verimlilik ve önceliklendirme kuralına göre bu işi kimin, nasıl, ne zaman yapacağını planlanmadan işe başlanmamalı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4-</strong> Kurallarımızı sulandıracak, aykırı gelen hiçbir iş talebini Yönetim Kurulu Başkanı’ndan dahi gelse kabul etmeyiniz ve bir üst yetkilinize haber veriniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>5-</strong> Bilmediğiniz bir konuda kesinlikle yorum yapmayın, yanlış bilgi vermeyin. Çünkü söyleyeceğiniz şey doğru kabul edilecek ve tüm iş ona göre yapılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>6-</strong> Bir işi ne kadar zamanda, kaç kişi ile, en doğru şekilde yapabilecekseniz lütfen o şekilde “deadline” verin. “Acele, çabuk, tez, hemen” kelimelerini departmanımızda yasaklıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>7-</strong> Personele yapacağınız uyarıyı hep özel yapın, herkesin yanında kızmayın. Zaten kızmak da, bağırıp çağırmak da, hatta kaşları çatmak dahi yasak.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>8-</strong> Üzerinde düşünmediğiniz, toplantı yapmadığınız, planlamaya çalışmadığınız hiçbir iş için hemen negatif tepki vermeyin. “İncelemek” için süre isteyin.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>9-</strong> Her yaptığınız işin başka departmanlara nasıl etkisi olabileceğini iyice düşünün. Bilmiyorsanız sorun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>10-</strong> Sürecinize dahil olan her işin, her kişinin, her şeyin doğruluğunu sorgulayın. Eksik ya da yanlış bilgi varsa hemen toplantı yapın ve ilgili herkese duyurun.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>11-</strong> Paylaşmadığınız bilgi ve kurallar nedeni ile ortaya çıkan hatalarla ilgili kimseyi suçlamayın. Bilindiği halde atlanmış ise tekrar, tekrar, tekrar yapıcı şekilde anlatın, vurgulayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kuralların hiçbiri, hiçbir baskı altında çiğnenemez. Müşteri, satış, zaman, kaynak v.s. hiçbir bahaneyi kabul etmiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Kariyer koşusunda kondisyonunuzu ancak bu gibi maddelerle koruyabilirsiniz. Başarılar diliyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/bu-kurallara-uymak-cok-mu-zor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni mezun, kariyer yoluna yeni çıkanlar için;</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 20:52:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Andrianq</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[cv]]></category>
		<category><![CDATA[iş bulmak]]></category>
		<category><![CDATA[iş görüşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[iş yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni mezun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=772</guid>
		<description><![CDATA[Mezun olacak, yeni mezun ya da iş hayatına yeni başlamış olanlar için kişisel marka duruşu tüyoları.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Üniversiteden yeni mezun oldunuz ya da çok az kaldı. İş bulmak için torpiliniz hazır ise, ya da mükemmele yakın özellikleriniz var ve piyasada sizi havada kapacak şirketler hazır bekliyorsa bu yazıya ihtiyacınız olmayabilir. Hiç de öyle olmadığını ve büyük oranda olmayacağını da biliyorum aslında. Gelin önce bir durum tespiti yapalım, bakalım ortalama 25 yaşında iken hangi avantaj ve dezavantajlarımız var?<span id="more-772"></span></p>
<p style="text-align: justify;">- Tecrübeniz yok gibi sadece staj ya da part time yaptığınız işler var. Onlar da bir uzmanlığa yönelik değil. Bundan doğal ne olabilir ki, adı üzerinde 4-5 yıldır okuyorsunuz çalışmıyorsunuz ki!</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir bölümden mezun oldunuz ama ne o sektörde iş var, ne de sizin isteğiniz sektörde. İki arada bir derede nereden başlamalıyım diye düşünüyorsunuz. Bu da normal, kendi işini yapan kaç üniversite mezunu var örneğin ülkemizde?</p>
<p style="text-align: justify;">- Hazırlık okumuş olabilirsiniz ama yabancı diliniz yeterli değil, bir mülakat yapacak olsalar, ya da bir çeviri, çuvallama ihtimali yüksek.</p>
<p style="text-align: justify;">- Bölümünüzle ilgili süper bilginiz var ama işe alırken sosyal iletişiminize ve entelektüel bilgi seviyenize de bakılacak. Ne kadar kitap okudunuz, ne kadar kişiyi örnek aldınız, hikayelerini dinlediniz?</p>
<p style="text-align: justify;">- Bir an önce çalışmaya başlamak istiyorsunuz çünkü ailenize daha fazla yük olmak istemiyorsunuz, kendi ayaklarınız üzerinde durmak istiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Doğru düzgün bir özgeçmiş ve kapak yazısı hazırlayamadınız, yazacak bir şey bulamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Kriz hep var, rekabet çok fazla sizden çok daha iyi okullardan ve puanı yüksek bölümlerden mezun olanlar var, ümitsizliğe kapılıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">- Her taraf torpilli kaynıyor ve herkes tanıdık yoluyla iş bulmaya çalışıyor, bunun da hakkaniyeti yıprattığını düşünüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">v.s, v.s. Bir bu kadar da siz ekleyin ve içiniz daha da kararsın olur mu? Tabi ki olmaz, olmamalı. Ben de hatırlıyorum tek sayfalık büyük puntolarla, fazla boşluk bırakarak yazdığım ilk özgeçmişimi. Ben de hatırlıyorum Gayrettepe-Mecidiyeköy hattında aylarca iş aradığımı ve hangi bakışlara maruz  kaldığımı. Ve ben de hatırlıyorum “yok ya bu böyle olmayacak en iyisi babamın dediği gibi memlekete dönmek” diye düşündüğümü. Gelin beraber yapıcı ve olması gereken bir duruştan bahsedelim. O da “yeni mezunların kişisel marka duruşu” olsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Neden bu duruştan bahsediyoruz biliyor musunuz? Çünkü iş görüşmesinde sizin sadece okulunuza, yabancı dil seviyenize, tecrübenize bakmayacaklar. Emin olun danışmanlık firmasındaki yetkili ya da şirketin insan kaynakları yetkilisi özgeçmişinize ilk baktığında belli kriterlere uygun olduğunuz için, belli filtrelerden geçtiğiniz için sizi çağırmıştır. Ve mülakatın tümünde sizi 360 derceden daha derin bir değerlendirmeye alacaktır. Algı bütünlüğü neyi ortaya çıkarıyorsa sizin notunuz da o olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">1- Yolun başındasınız ve gerçekten “çömez” olduğunuzu kabul etmelisiniz. Allah ömür verirse diyelim 40 yıl daha çalışacaksınız. Bir şekilde bir yerden başlamak istiyorsunuz, size fırsat verilmesini istiyorsunuz. Bu düşünce size mütevazi ve saygılı olmayı getirecektir. Kesinlikle “ben çok iyiyim, her şeyi biliyorum, her şeyi süper yaparım” havalarına girmeyin. Evet aktif görünün, pozitif enerjiniz, heyecanınız yüzünüze yansısın ama rahat olun. Her iş görüşmesi bir ihtimaldir sadece ve bunun gibi yüzlerce, binlerce ihtimal vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">2- Kendinizi net ifade edin. Bildiğiniz, bilmediğiniz, tecrübe sahibi olduğunuz olmadığınız her şeyi doğru olarak ifade edin. O işi istemekle kendiniz için ve ilgili şirket için neyi hedeflediğinizi anlatın. Branşınızla ilgili olabilir de olmayabilir de. Burada tutkularınız, meraklarınız, hobileriniz devreye girebilir. Ve işte tam bu noktada yetkili kişi sizi daha iyi anlamaya başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">3- İş yaşamından hedeflediğiniz sadece zengin olmak mı bilemiyorum ama potansiyelinizin tüm insanlık için işe yarayacağını hissettirin. Hırslısınız, çalışkansını, o işi istiyorsunuz ama karşınızdaki kişiye bu düşünce derinliğinizi hissettirmezseniz “sıradan” bir görüntü verirsiniz ve elenirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">4- Sosyal dünyamızın ve tabi ki beraberinde gelen iletişim dünyamızın ne kadar önemli olduğunu vurgulayın. Bu, sizin ekip çalışması, uyumluluk, uzlaşmacı olmak gibi yönlerinizi yansıtacaktır. Ve için de sabır ve saygı barındıran ifadeler olacaktır. Bazı yöneticiler özgeçmişi bir kenara koyarak sadece bu konularda sizi ölçmek isteyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">5- Heyecanlanacaksınız, terleyeceksiniz, iki kelimeyi bir araya getiremeyeceksiniz, elleriniz ve ayaklarınızı bir türlü sabitleyemeyeceksiniz. Bunlar çok normal fakat abartmaya gerek yok. Karşınızdaki de bir insan, canavar değil. Hayati bir konuyu değil sadece ihtimallerden birini değerlendiriyorsunuz. Üstelilk her iki tarafın da birbirine ihtiyacı var. Elilnizden gelen en iyisini yapmaya çalışacak ve gerisini iyi dileklere, dulara bırakacaksınız. Kadere inanmıyorsanız, kasmaya devam edebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">6- 5. maddedeki “ihtiyaç” ifadesini tekrar vurgulamak istiyorum. Görüşmeyi yapan kişinin gözlerinin içine bakarak “bu şirkete şu, şu, şu katma değerleri sunmaya hazırım. Eksiklerim, yanlışlarım tabi ki olacak ama öğrenmeye açık ve çalışmayı seven bir insanım” diyeceksiniz emin ifadelerle. Gerçekten de pırlanta gibi bir çok arkadaşı bir şirket almayabilir ama başkası havada kapabilir. Sonrasında işe alan yönetici “ya iyi ki bu arkadaşı işe almışız” diyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">7- İş görüşmesini tek başına insan kaynakları yetkililerinin sözleri ve gözleri yönetemez. Asla buna izin vermeyin. Sözünü kesin, nezaket kurallarını çiğneyin demiyorum. Ama siz de onu sorgulayın örneğin. İşin içeriğini, şirketin konumunu, çalışanlara sağladığı hakları v.s. Zaten bu gibi sorular sormazsanız ilgisiz olduğunuz düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">8- Giyiminize, oturup kalkmanıza, merhabalaşmanıza, ses tonlamanıza varana kadar bir çok etken karşıdaki kişide bir algı oluşturacaktır. Örneğin ben depoya eleman alırken, cv elimde o kişiyle beraber depoyu geziyoruz ve muhabbet ediyoruz. Adı muhabbet ama nelere dikkat ediyorum biliyor musunuz;</p>
<p style="text-align: justify;">a. Benim yürüme hızıma ayak uyduruyor mu yoksa geride mi kalıyor?</p>
<p style="text-align: justify;">b. Depoyu gezerken sorduğum sorulara konsantre olarak net cevaplar verbiliyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">c. Daha önce yaptığı işi net olarak anlatabiliyor mu? Özelikle süreci iyi analiz ederek öğrenmiş mi?</p>
<p style="text-align: justify;">d. Eli cebinde mi, belinde mi, rahat mı, fazla mı rahat?</p>
<p style="text-align: justify;">e. Konuşurken benimle mi ilgili yoksa aklı başka yerler de mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Fark ettiniz mi hiç işten, bilgiden bahsetmiyorum. Ve neredeyse 25 arkadaş işe aldım. İnsan kaynakları uzmanı olmamama rağmen seçmedeki başarı oranımız yüksek.</p>
<p style="text-align: justify;">9- Okuldaki eğitimden ne kazandığınızı, part time ya da stajdan hangi tecrübeleri edindiğinizi ve ne işe yarayacaklarını vurgulayın. Yani öylesine geçen 4 yıl gibi o zamanı çöpe atmayın. Pazarda komşunuzla üzüm satmışsanız dahi bir başarı hikayenizi anlatın. Ve paranın değerini, ticaretin önemi anlamaya çalıştığınızı fark ettirin.</p>
<p style="text-align: justify;">10- Son olarak, ne yaparsanız yapın “üniversite okumuş ama aklı beş karış havada, boş bu insan” dedirtmeyin kendinize. Geçmişinizle, gelecekteki hedeflerinizle, çalışma ve öğrenme azminizle kişisel marka olma potansiyelinizi hissettirin. Kendinizi överek, gururlanarak sürekli “ben” diye konuşun demiyorum. Ama bu kararlı duruş size başkalarından farklı bir gömlek giydirecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada ÖSS yok, yanlışlar doğruları götürüyor diye bir şey de yok, katsayı filan da. İki insan var. Biri istiyor, diğeri de değerlendiriyor. Kazanan kaybeden savaşı filan da değil. Her iki tarafın doğru ifadelerle birbirini anlama isteği diyebiliriz. Zaten bu çabalardan fazlasını siz yönetemezsiniz. Hakkınızda yanlış karar verildiğini de düşünebilirsiniz ama önünüz açık, fırsatlar çok fazla önemli olan şartları yerine getirebilmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Birçok iş arayan genç görüyorum ki cv’leri eksik, yanlış, karmaşa içinde. İki paragraflık kapak yazısı yamaktan aciz isek bizi nasıl işe alsınlar. Bundan 11 yıl önce kapak yazım vardı ve görüşmeye çağıran fimalar orada yazdıklarım üzerinden bana sorular yöneltiyorlardı. Çünkü etkilenmişlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet yaşamdaki bir basamaktasınız ve bir atlama taşına ihtiyacınız var. Anneniz, babanız sizi yetiştirdi, öğretmenleriniz sizlere yol gösterdi ve üniversiteyi bitirerek küçük bir azınlığın içine girmiş oldunuz. Ama asıl macera şimdi başlıyor. Derin, çoook derin bir nefes alarak sabırla, hırs göstermeden, telaşa kapılmadan, ümitsiz olmadan kapıları çalacaksınız. Gözünüzü dört değil sekiz açacaksınız ki fırsatları kaçırmayın. İşi, maaşı küçümsemeyeceksiniz. Nereden başlarsanız başlayın o işi en iyi şekilde yapmaya çalışacaksınız ve göreceksiniz ki aslında hakkıyla çalışana hayat adil davranıyor. Tembel, ümitsiz, kendine yatırım yapmayan, kendine bir “marka” gözüyle bakmayan insanlara hayat haklı olarak adil davranmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bu yazdıklarımın kolay olacağını söylemiyorum. Hızlı ve değişik kariyer hayatımı size anlatsam şaşırır kalırsınız. Şanslı olduğumu söylerle ama hiç de kolay olmadı belli bir noktaya gelmek. Çevrenizi iyi gözlemleyin. Başarıya adım adım yaklaşan insanların hangi sabrı gösterdiklerini iyi anlayın. Ne olur acele etmeyin. Başkalarının da iş bulmasına yardım edin, onların sıkıntılarını paylaşın. Bu gibi desteklerin karşılıksız kalmadığını göreceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kadar yeter, marka sizsiniz, gidin ve o işi alın !</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/09/yeni-mezun-kariyer-yoluna-yeni-cikanlar-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babam, Malcolm Gladwell’in OUTLIERS ( Çizginin Dışındakiler ) kitabını okumuş muydu?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/babam-malcolm-gladwell%e2%80%99in-outliers-cizginin-disindakiler-kitabini-okumus-muydu/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/babam-malcolm-gladwell%e2%80%99in-outliers-cizginin-disindakiler-kitabini-okumus-muydu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 10:07:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Başarılı insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Malcolm Gladwell]]></category>
		<category><![CDATA[Outliers]]></category>
		<category><![CDATA[Zahter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=767</guid>
		<description><![CDATA[Tabi ki hayır. Okumuş olamaz, çünkü Şubat 2007’de bize veda etti. Ama her tecrübeli, bilgili insan gibi aynı şeyleri hissetmiş olmalı ki çocuklarına hep şu atasözünü söylerdi; “Zahterden messez olmaz”. Hatırlayanlar olacaktır bu konuda &#8220;Zahter, Messez ve Hırslar … &#8221; diye bir yazı yayımlamıştım 9 Eylül 2008 tarihinde. Kısaca açıklamak gerekirse “zahter” Hatay yöresinde “kekik” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/08/outliers.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-768" title="outliers" src="http://www.markasizsiniz.com/wp-content/uploads/2009/08/outliers.jpg" alt="outliers" width="250" height="388" /></a>Tabi ki hayır. Okumuş olamaz, çünkü Şubat 2007’de bize veda etti. Ama her tecrübeli, bilgili insan gibi aynı şeyleri hissetmiş olmalı ki çocuklarına hep şu atasözünü söylerdi; <strong>“Zahterden messez olmaz”.</strong> Hatırlayanlar olacaktır bu konuda <a href="http://www.markasizsiniz.com/2008/09/zahter-messez-ve-hirslar/" target="_blank">&#8220;Zahter, Messez ve Hırslar … &#8221; </a>diye bir yazı yayımlamıştım 9 Eylül 2008 tarihinde. Kısaca açıklamak gerekirse “zahter” Hatay yöresinde “kekik” bitkisine verilen isimdir. “Messez” ise af buyurun büyük baş hayvanları yönlendirmek için kullanılan uzun sağlam sopadır. Kekik gibi zayıf küçük bir bitkinin büyük bir ağaç dalı kadar sağlam olamayacağını herkes anlamıştır. Peki ama babam neden bunu çokça söylemiştir. İşte ben bunu 35 yaşında Malcolm Gladwell’İn kitabını okuyarak daha iyi anlamış durumdayım. Nasıl mı, gelin bakalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Babam çok geniş, nüfuz sahibi, zengin bir sülaleden gelmediğinin farkındaydı. Sadece iki nesil öncesinden dedesi &#8220;Kadir pehlivan&#8221; diye hakkında kahramanlık hikayeleri anlatılan kişinin bir zamanlar Suriye’de Osmanlı paşasının sarayında baş pehlivan olduğunu biliyordu. Ama bu hikayenin para getirmediği belli idi. Neyse köyünden şehre kaçtı, çalıştı çabaladı ve dört çocuğunu büyüttü. Kendisi ancak ilk okulu bitirebilmişti. Halbuki çok zeki idi ve okumayı çok istiyordu. O nedenle bana neredeyse gazete reklamlarını bile okuttururdu. Ki okumam gelişsin, daha çok bilgi sahibi olayım diye.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısıtlar belli idi ve O bunu çok iyi biliyordu. Ve Outliers’ta anlatılan şeyleri bir atasözü ile anlatıyordu. “Zahterden messez olmaz.” Yani herkes nerden geldiğini, ne çapta olduğunu, imkanlarını, kısıtlarını çok iyi bilmeli. Belki de genetiği etkileyecek çabalar içine girerek değişimi bir disiplin haline getirmeli. Ki gelecek nesiller “zahter” olmaktan çıksın. Outliers’ta anlatılan Güney Koreli pilotlar ya da New York’ta bulunan KIPP Academy adlı devlete ait pilot okullarda okuyan ve her sabah saat 05:30’da uyanmak zorunda olan çocuklar gibi.<span id="more-767"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Gladwell pek de telaffuz edilemeyen, anlam verilemeyen şeyleri ifade etmeye çalışıyor. Kitabı okuyanlar ise durumun ne kadar farkında oluyor bilemiyorum. Genetik kodlamamızdan, sosyal ve kültürel etkilerden, kaderden, fırsatların yaşamda nasıl da denklik için de yaratıldığından ve insan gayret ederse neleri değiştirebileceğinden bahsediyor.Güven ve korku endeksi gibi soyut şeyleri ölçümlemeye çalışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bill Gates’in bilgisayarla nasıl tanıştığı ve kodlamaya başladığı önemli. Çeltik tarlalarında nasıl çalışıldığı ve matematiksel çalışma planları önemli. Jamaika’da doğanların melezlik renk oranı da toplumda tutunabilmek ya da dışlanmak için önemli. Kentucky, Harlan bölgesindeki toprak kavgaları ve hukuk savaşları önemli.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm kitabı anlatmaya gerek yok. Gladwell’in önemli dediği ve dikkat çekmek istediği konuları şu anda yaşıyorsunuz zaten. Ama farkında değilsiniz ve buna göre önlem almıyorsunuz. Zahtersiniz ama messez olmak için nasıl bir değişim içine girmek gerektiğini yeteri kadar algılayamıyorsunuz. Kitabı okursanız Güney Kore’li pilotların gerekli eğitimleri alarak kaza oranını nasıl en aza indirdiklerini öğrenebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Doğulu – Batılı, köylü-şehirli, soylu-sıradan, zengin-fakir, özel okullu-devlet okullu, beyaz yaka-mavi yaka v.s. tüm ayrımlar yaşamın içinde. Ve bir çok kişi gerçekten bu ayrımların arkasına saklanarak rahat bir hayat sürmekte. Son zamanlarda çıkan beyaz Türk’ler kavramı da bu çerçeve içinde. Peki herkes statüsünü doğuştan mı kazanıyor ve dünyada her ailenin kıyamete kadar yaşam standartları da aynı mı oluyor? Hayır. Ouliers kitabı hem doğuştan edinilen kazanımlardan bahsediyor hem de denk gelen ve değerlendirilen fırsatlardan. O vurgulamıyor belki ama bunların hepsinin de kaderden olduğu da bir gerçek.</p>
<p style="text-align: justify;">Her insan, kaderindeki fırsatları iyi gözlemleyerek ve olabildiğince akıllıca davranarak, değerlendirerek sonraki nesillerine daha iyi bir yaşam bırakmaya çalışmaz ise çizgi dışı olamaz. Zenginler de fakirler de herkes çalışmak zorunda. İmkansızlıklar içinde okuyanları, ne zor şartlarda çalışanları, bazı insanların gecesini gündüzünü nasıl dakik bir şekilde değerlendirerek çok iyi noktalara geldiğini biliyoruz. Önemli olan kadercilik yaparak boş vermemek, aksine sebat etmektir. Ama tasarruf, iktisat, kanaat ve geleceği planlama gibi kavramları hayatımızdan çıkarmamak gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes bana Outliers’taki gibi şanslı insanlardan olduğumu söyler. Bu konuda Allah’ıma sonsuz şükür ederim. Ama hiçbir zaman işi şansa bırakmadığımı ve bir şey &#8220;aman olmayacak&#8221; diye korkarak çok çalıştığımı ifade edeyim. Örneğin bu yazıyı da arada derede zorla yazmış bulunmaktayım. Geçmişimizi bilme, şu anı fark etme, gelecekteki ihtimalleri ona göre daha doğru hesaplayabilme adına umarım faydalı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çizgi dışında fırsatlar yakalayabilmeniz dileği ile.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/babam-malcolm-gladwell%e2%80%99in-outliers-cizginin-disindakiler-kitabini-okumus-muydu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayat yolunda kıvamı korumak !</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2009 20:33:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ara]]></category>
		<category><![CDATA[burç]]></category>
		<category><![CDATA[çekim yasası]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Marka]]></category>
		<category><![CDATA[kıvam]]></category>
		<category><![CDATA[şeytani planlar]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleşmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=763</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde &#8220;Kişisel Markanızı her gün yeniden konumlandırın&#8221; diye bir yazı paylaşmıştım. Okumayanlar bu yazıyı okumadan önce ya da sonra bir göz atabilir. İnsan, keşfedilmesi, anlaşılması zor bir varlık. Bilim adamları bu konularla uğraşmaya devam ederken, gelin biz de anladığımız kadarı ile hayat yolculuğunda başımıza neler geldiğini farklı bir açıdan inceleyelim.
 Size de olur mu bilemiyorum ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Geçenlerde <a href="http://www.markasizsiniz.com/2009/06/kisisel-markanizi-her-gun-yeniden-konumlandirin/" target="_blank">&#8220;Kişisel Markanızı her gün yeniden konumlandırın&#8221;</a> diye bir yazı paylaşmıştım. Okumayanlar bu yazıyı okumadan önce ya da sonra bir göz atabilir. İnsan, keşfedilmesi, anlaşılması zor bir varlık. Bilim adamları bu konularla uğraşmaya devam ederken, gelin biz de anladığımız kadarı ile hayat yolculuğunda başımıza neler geldiğini farklı bir açıdan inceleyelim.<span id="more-763"></span></p>
<p style="text-align: justify;"> Size de olur mu bilemiyorum ama bazen bilmediğim bir şekilde kıvamımı kaybederim. Bir şeye canım sıkılmıştır ama hayat o kadar hızlı akıyordur ki bir türlü filmin nerede koptuğunu hatırlayamam. Hatırlasam bağlayacağım çünkü. Bazen de her hangi bir korku ve ümitsizliğin verdiği heyecanla, ya da mani – depresif algılarla gerçek duruşumu en yakınlarıma dahi gösteremediğimi düşünürüm. Fiziki açıdan, ruhsal açıdan ne olduğunu bilemiyorum ama bir şeyler olduğu kesin. </p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyin bizi bir şekilde etkilediğini biliyoruz. Renklerin, seslerin, rüyaların, geçmiş tecrübelerin, genetik kodlarımızın v.s. Peki neden oluyor tüm bunlar, neden “stabil” kalamıyoruz bir şekilde. Evet doğuştan gelen burçlara bağlı ( faldan bahsetmiyorum ) özelliklerimiz de var. Sosyal ve çevresel etkilere maruz kalan bir kişilik yapımız da. Ama nasıl oluyor da yanlış anlaşılıyor, yanlış algılara kurban gidiyor, hayat bazen üstümüze üstümüze geliyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Fizikte bir kural vardı sanırım hareket eden bir yapı sürekli hareket etmeye meyillidir diye. Yer çekimi olmasaydı hep uçardık. Her zaman gücü kontrol çabası var evrende. Bilinçli ya da bilinçsizce. Yani yaratılmış, görevleri belirlenmiş bir düzenekten bahsediyoruz. Bu karşılıklı etkileşimin en etkili boyutunu da iletişimde yaşıyoruz çevremizle. Sessiz ya da sesli iletişim fark etmez. Bir şekilde sürekli sinyaller yayıyoruz sesimizle, bakışımızla, duruşumuzla. Hatta “enerji” denilen şey ne ise biz bilmediğimiz ve belki de hiç bilemeyeceğimiz bir şeyler yayıyoruz etrafımıza. Hangi frekanstan neleri transfer ediyoruz kim bilir. Ya da telepatik olarak da bir şeylerin sinyalini alıyoruz belki. Ve “aaa nasıl da denk geldi, tam da seni arayacaktım” diyoruz telefondaki kişiye. Buna düşünce gücü ile çekim yasası gibi isimler takanlar da var.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte tüm bu karmaşık yapıda bir şeyi fark ediyoruz. O da “kişisel marka iletişim mesajı” mızı bozduğumuz anda her şey üstümüze üstümüze geliyor. Bir anda savunmasız hissediyoruz kendimizi. Bize bağıranlar, çağıranlar, yanlış anlayanlar, başarısızlıklar, oyunlar, kumpaslar, kıskançlıklar v.s. Aslında bunu yapan biz miyiz, yoksa başkaları mı? Evet yapan başkaları olabilir ama yüksek ihtimalle buna izin veren, yaptıran biz olabiliriz. Emin olun kıvamı bozan bizleriz. Kişisel marka duruşumuzu dengezileştirerek bir o yana bir bu yana savuran bizleriz. Nasıl mı? Patronumuza kızar eşimizle kavga eder, çocuğumuza bağırırız. Özel yaşamımızda sorun olur iş mesaimizde verimli olamayız, ekibimize iyi davranmayız. Hesabımızı, planımızı doğru yapmadan boş hayallere dalar, gerçek veriyi bozarak yaşamı çekilmez kılarız. Herkesin bizimle aynı hırsta olacağını, herkesin bizim gibi düşüneceğini filan zannederiz. En kötüsü de dünyaya direk kalacak gibi vicdan, saygı, hoşgörü denilen şeyleri unutur gideriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün bir önceki günden zor gelir, bunu unutmayalım. Hayat ya da şeytani bir şeyler açık arar sürekli bizde. Şeytani planları olan insanlar da buna dahildir. Öncelikle insan nefsi çok bencil ve yanlışı sevdiği için her an oyun içindedir. Atalet denilen çukurlarda, yalnızlık denilen kuytularda, karanlık denilen atmosferde yakalar bizi. Küçücük bir deneme yapın. Bulunduğunu ortamı değişitirin. 10 dakikalık bir nefes egzersizi yapın. Ya da yüzünüzü yıkayın, burnunuza güzel bir su çekin, genziniz yansın, temizleyin. Mümkün ise soğuk bir duş alın. Bu fiziksel etkilerin dahi ruhunuzu nasıl etkilediğini fark edeceksiniz. Algı ve düşünceleriniz berraklaşmaya başlar. Buna bilinçli farkındalık da diyebilirsiniz. İşin kötüsü gün içindeki koşturmacamızda şu yazdıklarımın bir çoğu benim de, sizin de aklınıza gelmez. </p>
<p style="text-align: justify;">Peki ne yapmalı?</p>
<p style="text-align: justify;">İş ve özel yaşamı sekteye uğratmadan küçük küçük aralar vermeli bence. Kopan filmi tamir etmeye, konuyu yeniden yapılandırma yoluna gitmeli. Öğle yemeği mi olur, çay molası mı olur. Yorgun bir şekilde eve döndüğünüzde diyelim ki yatana kadar 5 saatiniz var. Sakın az demeyin, bu süre içinde kendinize konsantre olacak şekilde kırk beş dakika ayırabiliyor musunuz? Bugün iş performansım kötü idi, yarın nasıl daha iyi başlayabilir, aha verimli olabilirim diyebiliyor musunuz?</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları kendisi ile sert yüzleşmeyi sever ama ben buna pek de inanmıyorum. İnsan bir anda öğrenen olgunlaşan bir varlık değil çünkü. Zamana yayılmayan, hazmedilmeyen çözümler sizi ya da çevrenizi daha yıpratabilir. En çok eleştiri aldığım konulardan biri kendime iyi davranmamdır ve tabi ki çevreme de. Ama ben bunu seviyorum, iyilikle yaklaşmayı, ısrarla yol göstermeyi, ortak paydaları daha da sağlamlaştırmayı. Radikal kararların önemini de bilirim ama her zaman uygulanamayacağı bir gerçek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah uyandığınızda, nefes alıp veriyorsanız siz hala hayatına devam eden aynı kişisiniz. Babasınız, annesiniz, öğrencisiniz, yöneticisiniz, patronsunuz, ablasınız, anne annesiniz v.s. Büyük ihtimalle aynı şeyleri yapacak, aynı insanlarla karşılaşacaksınız. Her gün ısrarla ortada yanlış bir algı varsa onu düzeltmeye çalışacaksınız. Ya da daha önemlisi mesajınızı korumaya çalışacaksınız. İçinizdeki fırtınaları kimse anlamaz, anlamak da istemez. Sizden aynı gülüşü, aynı babacan tavrı, aynı vakur duruşu isteyeceklerdir. Önce, sabah yüzünüze çarptığınız bir avuç su ile aynaya bakarak konumlanacaksınız ve aynı kişi olarak yola çıkacaksınız. Ve sizin bu duruşunuzu anlamayanlar da, saygı duymayanlar da, sevenler de sevmeyenler de bir şekilde fark edecektir. Siz yeter ki mevzinizi terk etmeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Konuyu çok mu dağıttım bilemiyorum ama insanların bugün size neden farklı davrandığını, her gün karşılaştığınız hadiseleri bugün neden daha kızgın algıladığınızı önce kendinize sorun. Durduğunuz yer yanlış, ruhunuzun soluduğu hava kirlenmiş, düşünce seyahatlerinde kaybolmuş ve geri gelememiş olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayat yolunda her zaman kıvamında bir akışla yol alabilmeniz dileği ile.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/08/hayat-yolunda-kivami-korumak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Var ya, ben bu işi O’ndan kat kat iyi yaparım!</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/var-ya-ben-bu-isi-ondan-kat-kat-iyi-yaparim/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/var-ya-ben-bu-isi-ondan-kat-kat-iyi-yaparim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 12:41:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=760</guid>
		<description><![CDATA[Bu işi senden kat kat iyi yaparım diyenler ve bu düşünceye maruz kalanlar için bir yazı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify">Buna benzer cümleleri genelde iş yaşamında duyarız. Birileri sürekli birilerini beğenmez, dedikodusunu yapar, çekiştirir durur. Pek çok kimse, pek çok kimsenin o koltuğu hak etmediğini düşünür. Oysa herkes aynı gemidedir ve her bölümün azami performans göstermesi gerekir ki, herkes kazansın. Yoksa zincirleme negatifliğin ucu bu gibi şikayetçi, beğenmeyen ama kendini pek beğenmiş tiplere de dokunur. Gerçekten performans gösteremeyen, hakkaniyet ölçülerinde statünün hakkını vermeyen ve bu gibi kişileri de doğru tarzda eleştirenleri, yönlendirenleri hariç tutarak aşağıdaki maddelere göz atalım. Diyelim ki biz de bu beğenmeyip sürekli eleştiren, kıskanan tiplerden biriyiz. Bize şunları demezler mi?<span id="more-760"></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>1-</strong> Her ne şekilde olursa olsun, o görevde şu anda sen değil başkası var. Yapman gereken kaderine razı olmak ve saygı duymaktır. Zamanı geriye alamayacağına göre önce bunu kabul et, isyan ederek boşuna zamanını harcama, boşuna hem kendi moralini hem de başkalarının motivasyonunu bozma. Birileri de senin bulunduğun koltuğu hak etmediğini düşünüyordur buna emin ol. Hem de fazlasıyla.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>2-</strong> Kimse annesinden bir işi öğrenmiş, tecrübeli şekilde doğmuyor. Eleştirdiğin, beğenmediğin kişiye ne kadar zaman tanıdın kendini ispat edebilmesi için? Üstelik her “alt yapı” taşı pek oturmamış, kalite süreçleri ortaya çıkmamış bir bölüm/şirket ise. Sen uzman olduğun işi kaç yılda öğrendin ve hangi aşamalardan geçtin, hiç düşündün mü?</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>3-</strong> Tamam anladık, O kişiyi beğenmiyor, yıldızın barışmıyor ya da kıskanıyor olabilirsin. Fakat ilk düşünmen gereken şey kişisel çıkarların değil şirket çıkarları olması gerekmez mi? Bu kural çerçevesinde “çömez” olduğunu düşündüğün o kişiye ne kadar yardım ettin, eğitim verdin, bilgi aktardın? Hava atmadan caka satmadan ne önerdin, ona ne kazandırdın. Büyük ihtimalle onu dışlamaya, hataları üzerine yıkmaya çalışmış bile olabilirsin. Hatta keşke hata yapsa da “fırça” yese diye düşünmüşsen zaten senden ümidi kesmek lazım.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>4-</strong> O’nun yaptığı işin tüm içeriğini, her parametresini, şartlarını, açmazlarını ne kadar biliyorsun? O’nun mesai planına ne kadar hakimsin? Hiç O’nun şapakasını takarak düşündün mü? O’nun ayakkabılarını giyerek hiç düşündün mü? Bol keseden atmak kolay ya, devam.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>5-</strong> Büyük ihtimalle onun ne hiyerarşik ne de fonksiyonel amirisin, takipçisi de sen değilsin. Kurum çıkarı için, belki bazı konularda daha tecrübeli olduğun için tabi ki sorgulayabilirsin ama gördüğün aksaklığı doğru şekilde ya O kişiye aktarırsın ya da bir üst müdürüne usulünce söylersin. Ama sen büyük ihtimalle bunları “açık” olarak görerek şikayet niteliğinde o kişi için kötüleme aracı olarak kullanırsın. Eğer böyle yapıyorsan aynı şeyi senin için de yapabilirler, buna izin veriyorsun demektir. O zaman ayağını denk al.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>6-</strong> Diyelim ki o görevi sen hak ediyorsun ama bir türlü vermiyorlar. Bunu hak ettiğini göstermek için ne kadar çaba harcıyorsun? Ne kadar öneri getiriyorsun. Konum “müdür”lük ise diğer departmanlarla, üst yönetimle iletişimin ne durumda. Hangi projelerde ne başarı gösterdin? Kişisel markanı nasıl konumlandırdın ki insanların hakkında ne düşünmesini bekliyorsun?</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>7-</strong> Hadi yardım etmeyi, bilgi vermeyi, doğru iletişim kurmayı geçtim sen kendi işinde ne kadar başarılısın? Ne kadar iş bitiricisin, ne kadar planlısın, ne kadar geri bildirim uyguluyorsun v.s. Önce sen kendi koltuğunun hakkını vermeye bak, sonra başkasıyla uğraş, önce kendine bak demezler mi adama!</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bunların yanında haksız yere bu eleştirilere ve kıskançlığa maruz kalan arkadaşlara da sesleniyorum.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>1-</strong> Susmayı, sakin kalmayı, sinirlenmemeyi, panik olmamayı, dengeyi, kıvamı hayatınızdan çıkarmayın. Her düşman önce zemini, akıl ve kalp dengesini, yani psikolojiyi bozmayı ister. Çünkü bu karmaşıklıkta kinini daha rahat kusabilir ve daha da acımasızlaşabilir. Ve bundan büyük de zevk alır emin olun.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>2-</strong> Her hatanızı da, her başarınızı da üst yönetime belli periyodlarda kesinlikle ulaştırın. Arada başka yönetim kademeleri varsa onların bu bilgileri sümen altı yapmasına, unutmasına, es geçmesine izin vermeyin.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>3-</strong> Herkesi, mütevazilik içerisinde, ön yargısız dinleyin ve önerilerini dikkate alın, değerlendirin. Olmayacak bir şey ise şu, şu nedenlerden dolayı olmuyor diye de açıklamasını yapın.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>4-</strong> Duruşunuzu koruyun ve size yapılan her saldırıda daha da mütevazi ve sakin bir şekilde konuyu ele alın. Yanlış anlaşılabilecek tüm durumlar için hemen özür dileyin. Hile yapmayın, sıfır noktasında kalın. Ama asla hakkınızın yenmesine müsaade etmeyin. Usulünce bunu üst mercilerle paylaşın.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>5-</strong> Köşenize çekilmiş, hiç bir şeye karışmayan, her şeye evet diyen, “sinik” bir tip olmayın. Ümitsiz vak’a gibi duranları bir an önce değiştirmeye değil, daha iyi iletişimde olduklarınızla bu gücünüzü korumaya çalışın. Diğerleri de bunu örnek alacaklardır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>6-</strong> Söze güvenmeyin, her şeyiniz, yazılı, planlı, kayıtlı olsun. Siz susun, raporlar, rakamlar, deliller konuşsun.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong>7-</strong> Paylaşın ama her şeyi de söylemeyin. Özellikle başarınızı çok fazla ortaya koyarsanız hiç ummayacağınız kişiler dahi sizi kıskanabilir. Başarının sizden değil “ekip”ten kaynaklandığın söyleyin.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Ne oldu, sanki bir savaştan bahsettiğimi düşünüyor gibisiniz. E aslında öyle ama daha çok stratejik bir savaş bu. Ve gerçekten de çıkar dünyasıdır iş yaşamı. Hadi daha açık ifade edeyim, umarım yanlış anlaşılmaz. Şu yazı için dahi “ben senden çok daha iyi yazardım, bu ne ya” diyecek, diyen o kadar çok insan vardır ki. Bu tiplerin hiç biri de “işte yazı böyle yazılır” diyerek çıkmaz ortaya.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Özellikle iş yaşamının ilk 10 yılı içinde olanlara ve kariyer basamaklarını hızla tırmananlara sesleniyorum. Başkalarının gurur ve kıskançlık damarına basmayın. Ve yukarıda bahsettiğim maddeleri de hep yaşayacaksınız, bunları sakin karşılayın. Ve bilin ki, başarı ne parada, ne de üst basamaklarda. Başarı; içi iyilik dolu olmakta, insanlara gülümsemekte, bir “günaydın”, bir “nasılsın” demekte, doğru iletişimde ve ona buna taklımadan sadece ve sadece işini çok iyi yapmaya çalışmakta. Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Başarı dileklerimle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/var-ya-ben-bu-isi-ondan-kat-kat-iyi-yaparim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden “şimdi” değil de “gelecek”te, neden?</title>
		<link>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/neden-simdi-degil-de-gelecekte-neden/</link>
		<comments>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/neden-simdi-degil-de-gelecekte-neden/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2009 13:23:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat Esenli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[mobil pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[şimdi]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.markasizsiniz.com/?p=752</guid>
		<description><![CDATA[Hep merak etmişimdir. Eski model arabaların tasarımları neden hoş değil? Şimdikilerin metal ya da cam kıvrımlarını verebilecek makine o zaman yok muydu? Ya da ön konsolu daha kullanışlı dizayn edecek personel mi yoktu? Ya da sinyaller neden sönük, sönük yanıyor ona yetecek enerji sağlanamıyor muydu? Bu gibi belki yüzlerce soru çıkarılabilir. İnsan o zaman da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hep merak etmişimdir. Eski model arabaların tasarımları neden hoş değil? Şimdikilerin metal ya da cam kıvrımlarını verebilecek makine o zaman yok muydu? Ya da ön konsolu daha kullanışlı dizayn edecek personel mi yoktu? Ya da sinyaller neden sönük, sönük yanıyor ona yetecek enerji sağlanamıyor muydu? Bu gibi belki yüzlerce soru çıkarılabilir. İnsan o zaman da insan idi, yollar o zaman da aynı yol idi. İhtiyaçlar mı değişti, beyinler mi gelişti, nedir tüm bunların sebebi?<span id="more-752"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu örneği, tüm yaşamda verilen kararların, yapılan çalışmaların, alınan sonuçların hepsi için genişletebiliriz. İnsanoğlu düşündüğü, karar verdiği her şeyi hemen uygulayamıyor, doğru. Bazı gerekçeler de sayabiliriz. Toplumsal dinamikler, bütçe yetersizliği, yönetim yanlışlıkları, yanlış algılar, tehlikeli iletişim yöntemleri v.s. Peki, yapan nasıl yapmıştır. Ülke olarak da düşünün insan olarak da. Herkesin başına gökten zenbille mi inmiştir teknolojiler, icatlar, yaratıcı fikirler. Tabi ki, HAYIR.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir örnek daha vererek devam edelim. Diyelim ki mobil pazarlama ya da interaktif pazarlama stratejileri. Bu işleri yapan bir ajans iseniz gider projenizi sunarsınız, önemini anlatırsınız. Şirket yetkilileri, patronlar <strong>“ne gerek var canım, bizim insanımız henüz böyle şeylere alışık değil, belki “gelecekte”</strong> diyerek sizi kapıdan uğurlar. Bakarsınız ki beş yıl sonra kuzu kuzu yapmaya başlamış. Ama beş yıl önce yapmaya başlayanların kazancını görerek, <strong>“tüh geç kaldık”</strong> telaşı ile. Bu örnek, devleti yöneten siyasetçiler için de aynen geçerlidir. On-yirmi yıl önce verdiği kararın yanlış olduğunu itiraf edenler, özür dileyenler, kendini affettirmeye çalışanlar. Pardon ama demokrasi ya da insan hakları o zaman farklı mıydı ki! Neden?</p>
<p style="text-align: justify;">Son sözümü şimdiden söyleyeyim. <strong>“Öyle bir hayat yaşıyoruz ki, herkesin herkese belki bir saniye önce düşündüğü ve yanlış karar verdiği her hangi bir durum nedeni ile özür dileme borcu var.”</strong> Patronun işçiye, çocuğun anneye, devleti yönetenlerin halka, öğretmenin öğrenciye v.s. Çünkü o anda doğru kararı verebilmek, verimli sonuçlar alabilmek için yeterince çırpınmamıştır da ondan. Hatalarından ders almamıştır da ondan.</p>
<p style="text-align: justify;">Kainatta cereyan eden tüm <strong>“şey”</strong> ve <strong>“hadise” </strong>lerin görünürdeki aktörü kim? Tabi ki insan, yani <strong>“siz”</strong> siniz. On yıl önceki algılarınız, düşünceleriniz, davranışlarınızla şimdikiler arasında dağlar kadar fark var mı? EVET. O zaman neden doğru olanı yapmadınız? Şartlar, bahaneler sıralanır cevap verebilmek için. Bu yazıyı ümitsizliğe kapılalım diye yazmıyorum. Ben de biliyorum bilincimizin, mantığımızın, hislerimizin bir organizma gibi zaman içinde geliştiğini, değiştiğini, olumlu ya da olumsuz çok farklı formlara girebildiğini.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Zaman içinde”</strong> dedik ya bir önceki cümlede. İşte bizi geleceğe esir eden bu ifadenin ta kendisidir. Nasıl mı? Sen çocuğa üç-beş yaşına kadar gerekli eğitimi, terbiyeyi verme zamana bırak. Şirketinin, girişiminin iş planını, stratejik planını yapma, zamana bırak. Sen en doğru olan bilgi vermeye çalışma, sonraya bırak. <strong>“Kervan yolda düzelir” </strong>mantığı ile gidenler dünyanın sonuna kadar o kervanı düzeltemeyebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bunları ele alarak kendimize dönelim. Gelecekte ne olabileceği ihtimalinin örnekleri fazlasıyla mevcut çevremizde. Kendinizden beş on yaş büyüklere, onların tecrübelerine, pişmanlıklarına, eksik kararlarına bakmamız yeterli. Araba tasarımı örneği ile başlamıştık. En derin hazine potansiyeline sahip <strong>“insan” </strong>olarak biz kendimizi nasıl tasarlıyoruz? Yoksa yirmi yıl sonra mı aklımızın başımıza gelmesini bekliyoruz? Neden uzun vadeli planların arkasına saklanarak, en kısa anları ölçmüyoruz? Neden her algımızın, her düşüncemizin hayatımıza ve çevremize yön verdiğini atlıyoruz? Neden stratejik karar verdiğimiz bir konuda mevzimizi sürekli terk ediyoruz. Yoksa iç disiplin savaşının kolay olduğunu mu zannediyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">Gelecek,<strong> “şimdi”</strong> lerden ouşur. <strong>“Şimdi”</strong>lerde, <strong>“an”</strong>lar saklıdır. Çabalayan, kendini eğiten insan, her anında zaman denilen şeyi genişletebilir. Hatta zaman olgusuna da artık takılmaz olur. Geçmişin, şimdinin ve geleceğin aslında bir biri ile iç içe geçmiş daireler kadar yakın olduğunu fark eder ve ona göre davranır. Tabi ki planlı, önceliklendirilmiş ve gerçekten hedefine hızla giden bir ok gibi konsantrasyon bozulmayacak bir şekilde. <strong>“Gün günden zor gelir”</strong> derler. Gelecek, eskiye göre yenilerini getiriyor fakat sorunlar da beraberinde geliyor. Bu yazdığım cümle bittiği anda hayatınızda yeni bir şey yapın ve hemen yapın, ne olur geleceğe bırakmayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Saygılarımla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.markasizsiniz.com/2009/07/neden-simdi-degil-de-gelecekte-neden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss><!-- Dynamic page generated in 0.869 seconds. --><!-- Cached page generated by WP-Super-Cache on 2009-11-08 11:19:33 -->
